Ana Sayfa Blog Sayfa 1224

Selfie çektiren goril Ndakasi 14 yaşında hayatını kaybetti

Afrika’nın en eski parklarından Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Virunga Ulusal Parkı’nda çekilen bir selfiede yer alan ve daha sonra tüm dünyada selfie çektiren goril olarak tanınan Ndakasi 14 yaşında hayatını kaybetti.

Ndakasi’nin hayatını kaybettiğini bebekken gorili kurtaran korucu Andre Bauma açıkladı.

Uzun süredir hastalıklarla mücadele ediyordu

Virunga Ulusal Parkı’nın başında bulunan korucu Andre Baum, gorilin uzun süredir devam eden hastalıklarla mücadele ettiğini söyledi ve bunun neticesinde hayatını kaybettiğini ifade etti.

Virunga Ulusal Parkı’ndan yapılan açıklamada, “Ndakasi son nefesini, bakıcısı ve hayat boyu arkadaşı olan Andre Bauma’nın sevgi dolu kolları arasında verdi” denildi.

Bauma, Ndakasi ile kötü koşullarda tanıştıklarını söylemiş ve “Annesi vurulduğunda Ndakasi iki aylık bir bebekti ve onu bulduklarında ölü annesine hala sarılıyordu. Küçücüktü, sadece birkaç kiloydu. Beni ne zaman görse koşup sırtıma atlardı. Bu annesiyle yaptığı bir şey” dedi.

“Beni annesi olarak görüyordu” diyen Bauma, “Bana özellikle yakındır, beraber aynı yatağı paylaştık, onu besledim ve büyüttüm” ifadelerini de kullanmıştı.

TOKİ 19 ildeki kamuya ait 444 arsayı satışa çıkardı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), 19 ildeki 444 arsayı satışa çıkardı.

Konut, ticaret, sanayi, turizm tesis alanı, sanayi tesisi ve akaryakıt istasyon alanları niteliğindeki arsaların 13 ve 14 Ekim tarihlerinde satılacağı açıklandı.

3 milyar 285 milyon bedel

Adana, Ağrı, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Çorum, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Giresun, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin ve Muğla’da bulunan ve yaklaşık 2 milyon 618 bin 272 metrekare büyüklüğündeki 444 arsa, yüzde 25 peşinat 60 ay vadeyle satılacak.

Arsaların toplam 3 milyar 285 milyon 239 bin TL muhammen bedelle (en düşük bedel) satılacağı açıklandı.

Eski askeri arazi

Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre TOKİ’nin satılacağını açıkladığı arsalar arasında İstanbul’un Sancaktepe, Tuzla ve Başakşehir ilçelerindeki araziler de bulunuyor. Satışa çıkarılan Sancaktepe’deki alan ise aynı zamanda eski askeri arazi.

Sancaktepe Sarıgazi’de bulunan 47 bin metrekarelik arazinin 44 bin 217 metrekarelik kısmı en fazla 5 kat imar izniyle konut alanı olarak satışa çıkarıldı.

Arazinin 2 bin 814 metrekarelik bölümü ise “akaryakıt ve servis istasyon alanı” alanı olarak satılacak. Bu arazilerin değerinin de en az 248 milyon TL olduğu belirtildi.

Kamuya ait arazileri satışa çıkardı

Başakşehir’in Kayabaşı Mahallesi’nde de kamuya ait 10 bin 221 metrekare büyüklüğünde arazi de ticaret alanı olarak satışa çıkarıldı. Satışa çıkarılan arazi için en az 67 milyon 458 bin TL bedel belirlendi.

Ayrıca, Tuzla’nın Aydınlı Mahallesi’nde de Tuzla Jandarma Komando Tabur Komutanlığı arazisinin yanındaki yaklaşık 30 bin metrekare büyüklüğündeki dört ayrı parsel ticaret ve konut alanı olarak satılacak.

Arazilerin en fazla 6 kat imar izni olduğunu belirtilirken dört ayrı arazi için toplam 82 milyon TL satış bedeli belirlendi. Öte yandan, Tuzla’nın Orhanlı Mahallesi’nde de Sabiha Gökçen Havalimanı’nın hemen yanında bulunan 9 ayrı arazi lojistik tesis, turizm, konut ve akaryakıt alanı olarak satışa çıkarıldı.

Tatil bölgeleri listede

TOKİ’nin arsa satacağı yerler arasında tatil birçok tatil bölgesi de bulunuyor. Satılacak arazi listesinde, Antalya Alanya’daki yaklaşık 50 bin metrekarelik arazinin turizm tesis alanı olarak en düşük 120 milyon TL bedelle satılacağı açıklandı.

Aydın’ın Didim ilçesindeki, 17 bin metrekarelik arazi turizm ve konut alanı olarak en düşük 21 milyon TL bedelle satışa çıkarılırken İzmir Çeşme’de de 27 bin metrekare büyüklüğündeki arazinin de satılacağı belirtildi.

Ayrıca, İzmir’in Foça, Menderes ve Seferihisar ilçeleri ile Muğla’nın Bodrum ve Dalaman ilçelerinde de birçok arasa konut ve turizm alanı olarak satılacak. TOKİ’nin satışa çıkardığı 444 arsanın tam 114’ü Milas’ta bulunuyor.

Özelleştirme İdaresi de arsa satıyor

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da farklı kentlerdeki birçok taşınmazı satışa çıkardı. İstanbul Kartal’daki 26 bin metrekare büyüklüğündeki ve tarla niteliğindeki arazi; konut, ticaret ve sanayi alanı yapılmak üzere 17 Kasım’da satılacak.

Ayrıca İzmir’in Urla ilçesinde üç, Çiğli İlçesinde ise iki arazi satılacak. Urla’daki arazilerin büyüklüğünün yaklaşık 60 bin metrekare büyüklüğünde olduğu açıklanırken arazilerin turizm, konut ve ticaret alanı olarak kullanıla bileceği belirtildi. Çiğli’de satışa çıkarılan iki arsanın ise büyüklüğünün yaklaşık 15 bin kilometre olduğu ve konut salanı olarak kullanılabileceği açıklandı. Öte yandan Muğla’nın Bodrum ilçesinde de toplam 55 bin metrekare büyüklüğünde üç arsa satılacak.

Davaya rağmen

Özelleştirme İdaresi Ankara’nın Çankaya İlçesindeki Söğütözü Mahallesi’nde de milyonlarca liralık bir arazi satışa çıkardı. Dumlupınar Bulvarı’ndaki yaklaşık 25 bin metrekare büyüklüğündeki arazi, konut ve ticaret alanı olarak kullanılabilecek.

Satışa çıkarılan arazinin imar planlarına ilişkin de TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Ankara Şubesi’nin Danıştay 6’ncı Dairesi’ne planların iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açılmıştı. Özelleştirme İdaresi ise davanın hâlâ sürmesine rağmen araziyi satışa çıkardı.

Türkiye’nin ilk ve tek Sualtı Milli Parkı içerisinde kalan Yıldız Koy imara açılabilir

Gökçeada‘da bulunan Türkiye‘nin ilk ve tek Sualtı Milli Parkı içerisinde kalan Yıldız Koy, imara açılma tehlikesiyle karşı karşıya.

1/1000’lik imar planı, Gökçeada Belediye Meclisi‘nde İYİ Partili üyelerin oyuyla kabul edildi. Meclis kararı, Koruma Kurulu’ndan da geçmesi durumunda koy imara açılmış olacak.

CHP ise, konuyu yargıya taşımaya hazırlanıyor.

İki ret oyu aldı

DHA‘da yer alan habere göre, 4 Ekim tarihinde Gökçeada Belediye Meclisi’nde yapılan oylamada Yıldız Koy için 1/1000’lik plan oy çokluğuyla kabul edildi.

Oylamada; CHP’li iki üye ret oyu, İYİ Parti’li dört üye kabul oyu, AK Parti’li üç üyeden oylamaya katılan bir üye de çekimser oy kullandı.

Meclisin bu kararı, Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından görüşülecekken, planın uygun bulunması halinde koyda yapılaşmanın önü açılmış olacak.

‘Orası konut gelişim alanı’

Gökçeada Belediye Başkanı İYİ Partili Ünal Çetin ise hayata geçirilmek istenen projeyle ilgili şu bilgileri verdi:

Gökçeada, Kuzey Ege’de milli politikalarımızı devam ettirmek adına ve aynı zamanda bacasız sanayi olan turizmi de kalkındırmak adına çok ciddi bir şekilde projeksiyon koyacağımız bir alan. Bu konuyla alakalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Balıkesir ve Çanakkale 1/100.000 çevre düzeni planını yaparken, bütün projeksiyonları ortaya koyarak, bir planı 2015 yılında onaylamış bulunmakta. Mevcut bahse konu alanla, lokasyonla alakalı olarak çevre düzeni planımızda belirtildiği üzere orası konut gelişim alanı.

Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk çerçevesinde biz ülkemizin genel milli politikalarını yaşadığımız lokasyonda devam ettirebilmek adına, devletin çıkartmış olduğu yasalar, planlamalar ve aynı zamanda yönetmelikler düzeyinde devam ettirmemiz gerekiyor. Belediye Meclisi’nden geçirdiğimiz konu şudur. 1/5000’lik planlara esas revizyon yaparak oradaki yapı yoğunluğunu azaltmak, projeksiyon nüfusu düşürmek ve mevcut emsallerle orada mevcut ekosisteme zarar vermeden insanların çok daha nezih bir ortamda yaşayabilecekleri lokasyon yaratmaktı.

Burası 2’nci derece arkeolojik sit alanı. Kültür Varlıkları Koruma Kurulu, 1000’lik uygulama imar planlarını onaylama aşamasındayken, biz buranın mevcut lokasyonunun önemini ve ehemmiyetini bilerek, oradaki yapılaşma yoğunluğuyla birlikte nüfus projeksiyonunu da göz önünde bulundurarak emsali tamamen minimize ettik. Günübirlik tesis alanlarında kıyı kanuna bağlı kalmak koşuluyla maksimum yüzde 20 olan emsali yüzde 5’e çektik. Aynı zamanda konut alanlarında ifraz koşullarını 1000 metrekareye indirip, bu 1000 metrekaredeki toplam emsali yüzde 20’ye düşürerek, yapılaşma ve nüfus projeksiyonu minimize ederek, oradaki ekosistemi ve mevcut yaşam koşullarını en iyi hale getirdik.”

‘Ben de güzel koyların imara açılmasına çok sıcak bakmıyorum’

Kendisinin de böyle güzel koyların imara açılmasına çok sıcak bakmadığını ifade eden Başkan Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ben de böyle güzel koyların imara açılmasına çok sıcak bakmıyorum. Ama burası hukuk devleti ise burası Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanmış çevre düzeni planına göre konut gelişim alanıysa, bende Belediye Başkanı olmakla birlikte Ünal Çetin olarak kamu görevlisiyim. Kamu görevlisi olarak hukukun ve kanunun gereğini yapmakla görevliyim ve ben onu yapıyorum. Bunu yaparken de o lokasyonun önemini bilen birisi olarak, çocukluğum orada geçti. Orada en iyi koşullarda, en az yapı yoğunluğuyla, en projeksiyon nüfusa indirerek, orada insanların sağlıklı hizmet alabilecekleri, aynı zamanda da Gökçeada’mıza turizm maksadıyla gelen insanların gerçekten sağlıklı hizmet alabilecekleri bir lokasyon yaratmak bizim hedefimizdi.”

‘Konuyu yargıya taşımayı düşünüyoruz’

CHP Gökçeada Belediye Meclis üyesi ve İmar Komisyonu üyesi Ahmet Aydın, konuyu yargıya taşıyacaklarını söyledi ve bölgede hiçbir yapılaşma olmaması gerektiğini vurguladı:

Sualtı florası açısından çok zengin bir yer. Aynı zamanda bu yapılaşmaya açılmak istenen bölge 2’nci derece arkeolojik sit bölgesi. Buranın yapılaşmaya açılması çok yanlış. Yıldız Koy göz bebeği durumundadır. Burada hiçbir yapılaşma olmaması gerekli. Şu andaki başkan ve meclis aslında emsallerde iyileştirme yaptı. Yüzde 40- 45’lerde olan emsalleri yüzde 20’lere kadar çekti. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim grubumuz için yeterli değil. Biz kesinlikle burada hiçbir yapılaşmanın olmamasını istiyoruz. Bu konu meclisin sorunu değil, bu 2010 yılına dayanan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın burayı imara açmasının sorunu. Sorunun da oradan çözülmesini umuyoruz. Bu kararımız Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gidecek. Kurulun vereceği karar çok önemli. Umarım onaylanmaz. Konuyu yargıya taşımayı düşünüyoruz.”

Antonio Guterres: Türkiye’nin yeni bir iklim eylem planı sunmasını bekliyorum

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamasına dair sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaptı.

Guterres, Meclis’te oybirliğiyle alınan onaylama kararını “Türkiye’nin diğer tüm G20 ülkelerine katılarak Paris Anlaşması’nı onaylamasından memnuniyet duyuyorum” sözleriyle kutladı.

Türkiye’nin yeni sıfır emisyon hedefiyle ilgili de açıklama yapan Guterres, “Türkiye’nin mümkün olan en kısa sürede 2053’e kadar net sıfır karbon salımına ulaşma taahhüdüne uygun bir iklim eylem planı sunmasını bekliyorum” dedi.

Türkiye, altı yıldır onaylamamak için büyük bir direnç ortaya koyduğu Paris Anlaşması’nın onaylanmasına dair kanun teklifini 6 Ekim gecesinde TBMM Genel Kurulu’nda oy birliğiyle onayladı.

Anlaşma temel olarak küresel ısıtmayı endüstri öncesi döneme kıyasla “en az 2 dereceyle, mümkünse 1,5 derece ile sınırlamak için” ülkelerin ortak çalışmasını öngörüyor.

Erdoğan Anlaşma’nın onaylanacağını duyurduğu BM Genel Kurulu’nda 2053 yılında net sıfır emisyon taahhüdü açıklayacaklarını da söylemişti.

Boğaziçili arkadaşlarının tutuklanmasını protesto eden 14 kişi gözaltına alındı

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yeni kayyım rektör Naci İnci‘yi protesto ettikleri için Naci İnci tarafından yapılan şikayet sonucunda iki öğrencinin tutuklanmasını protesto eden 14 öğrenci gözaltına alındı.

“Arkadaşlarımızı serbest bırakın” diyen öğrenciler dün öğle saatlerinde Güney Kampüs kapısı önündeki basın açıklamasına çağrı yapmıştı. Okul çevresini abluka altına alan polis, öğrencilerin dışarı çıkmasına engel olmuştu.

Dört kişi adliyeye çıkarılacak

Gözaltına alınan 14 öğrenciden 10’u,  sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakıldı. Anarşist Gençlik üyeleri Atakan Polat, Meltem Çuhadar, Nergis Şen ve Nisa Durdu ise bugün adliyeye çıkarılacak.

Anarşist Gençlik tarafından yapılan açıklamada gözaltına alınan arkadaşlarının polis tarafından şiddet gördüğü belirtildi.

Avukatların şubeye girmesi engellendi

ÇHD İstanbul Şubesi ise yaptığı açıklamada “Boğaziçi gözaltılarını takip etmek için vatan emniyette güvenlik şubeye giden meslektaşlarımız polis zoru ile şubeden dışarıya atıldı. Müvekkil görüşü yapmaları ve ifadeye katılmaları engelleniyor” dedi.

Açıklamada “Özellikle güvenlik şube tarafından son zamanlarda sıklaşan bu ve benzer hukuksuz uygulamalara karşı, hem müvekkillerimizin savunma hakkını hem de mesleğimizi savunuyoruz. Toplumsal olaylarda birlikte mücadele ettiğimiz tüm meslektaşlarımızla, kolluğa da haklarımızı öğreteceğiz” denildi.

Neler yaşandı?

Boğaziçili öğrenciler 4 Ekim’de Naci İnci rektörlük binasından çıkarken atanmış rektörü yuhalamış ve arabasının önünde durmuşlardı.

Naci İnci tarafından yapılan şikayetin ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “terörist” diyerek hedef göstermesinin ardından polisler 5 Ekim günü 10 öğrenciyi gözaltına aldı.

Üç öğrenci serbest bırakılırken, yedi öğrenci geceyi nezarethanede geçirdikten sonra adliyeye çıkarıldı. Burada iki öğrenci hakkında tutuklama kararı verildi. Beş öğrenci ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Öğrenciler “Naci İnci’ye hakaret”, “kamu malına zarar verme”, “2911’e muhalefet” ve “görevli memura görevini yaptırmama” ile suçlandı. Arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyen öğrenciler ise yeniden eylem çağrısı yaptı.

HSK’de yeni atamalar yapıldı

Resmi Gazete‘de yayımlanan karara göre, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi tarafından, çeşitli sebeplerle görev değişikliği talebinde bulunan 334 hakim ve savcının, idari yargıda ise 25 hakim ve savcının görev yeri değişti.

Buna göre, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Erkut Güre Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’na, İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Mustafa Öztürk İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirildi.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ali Ceyhun Ceylan Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Raif Bıkmaz İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Kurt İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Daire Başkanı Bekir Şahiner İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcıvekili Kenan Doğan İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Başak Eryılmaz İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne, Hakimler ve Savcılar Kurulu Kurul Başmüfettişi Hamit Çakmak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi üyeliğine, İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Okan Bato, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na atandı.

Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı’nın 40 yıllık işletme hakkı için özelleştirme ihalesi yapıldı

Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş‘ye ait Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı‘nın 40 yıllık işletme hakkının özelleştirilmesi ihalesi bugün yapıldı.

Liman için TEK-ART Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş, 2 milyar 531 milyon TL teklif verdi.

İhaleye TEK-ART Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş, Kiler Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş ve Cey Ortak Girişim Grubu (Ceynak Lojistik ve Ticaret AŞ- Ceyport Terminal Lojistik ve Ticaret AŞ) katıldı.

Komisyon ihalenin sonucunu duyuracak

İhale Özelleştirme İdaresi‘nde (ÖİB) tarafından pazarlık usulü gerçekleştirilen ihale, özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmazer başkanlığında yapıldı.

İhaleye kapalı zarflarda elemesiz teklifler alınarak başlandı. Elemeli turda en düşük teklif Cey Ortak Girişim Grubu’dan geldi. Açık artırmada ise başlangıç tutarı 2 milyar 511 milyon TL ve artırım aralığı da 20 milyon TL ve katları olarak belirlendi.

Açık artırma sonunda en yüksek teklifi 2 milyar 531 milyon TL’yle TEK-ART Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş verirken, komisyon ihalenin sonucunu nihai kararın onaya sunulmasının ardından duyuracak.

2011 yılında özelleştirildi

Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı’nın 40 yıl süreyle işletme hakkının verilerek özelleştirilmesine ilişkin ihale ilanı 27 Mart 2021’de yayımlanmıştı. Son teklif verme tarihi ise 21 Eylül 2021’di.

1987 yılında hizmet vermeye başlayan Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı, 7 Mart 2011’de özelleştirme kapsam ve programına alındı.

Limanın 1291’i denizde, 220’si karada olmak üzere toplamda 1511 yat bağlama kapasitesi bulunuyor. Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı, Türkiye’nin ikinci, İstanbul’un ise en büyük yat limanı. Liman, İstanbul’un toplam kapasitesinin yüzde 23,8’ini, Türkiye’nin ise yüzde 6’sını temsil ediyor.

2021 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Zanzibar kökenli romancı Abdulrazak Gurnah kazandı

2021 Nobel Edebiyat Ödülü, Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya‘ya bağlı iki adadan oluşan ve özerk yönetilen Zanzibar‘da doğan, romancı Abdulrazak Gurnah‘a verildi.

İsveç Akademisi’nden yapılan açıklamada, Gurnah’ın, “kültürler ve kıtalar arasındaki uçurumda sömürgeciliğin etkilerine ve mültecilerin kaderine kesin ve merhametli şekilde nüfuz etmesi” nedeniyle ödüle layık görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, Gurnah’nın gerçeğe olan bağlılığının ve basitleştirmeden kaçınmasının dikkat çekici olduğu aktarılarak, “Romanları, basmakalıp betimlemelerden uzak ve bize dünyanın diğer yerlerindeki pek çok kişinin aşina olmadığı, kültürel olarak çeşitlendirilmiş bir Doğu Afrika’ya açıyor” ifadesine yer verildi.

Gurnah eserlerinde mülteciliğe odaklandı

On romana ve bir dizi kısa öyküye imza atan Gurnah, 1948’de Zanzibar‘da doğdu, 1960’de İngiltere‘ye iltica etti. 73 yaşındaki yazar, ödülün yanı sıra 1,1 milyon dolar para armağanının da sahibi olacak.

AA’nın aktardığına göre 2021 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Zanzibar kökenli romancı Abdulrazak Gurnah, 21 yaşında İngiltere’de mülteciyken yazmaya başladı, eserlerinde “mülteci meseleleri”ne odaklandı.

Gurnah’ın hayatı

Gurnah, 1948’de Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya’ya bağlı iki adadan oluşan özerk Zanzibar’da dünyaya geldi. Eserlerinde mültecileri konu edinen Gurnah, 1960’ın sonlarında İngiltere’ye iltica etti.

Gurnah, 1963’te İngiliz sömürge yönetiminden ayrılan Tanzanya Cumhuriyeti’ne geri döndü ancak Arap kökenli vatandaşlara yönelik baskı ve zulme yol açan devrim nedeniyle 18 yaşındayken ülkesini terk etmek zorunda kaldı, 1984’e kadar Zanzibar’a dönmesi mümkün olmadı.

Yakın zamanda İngiltere’nin Canterbur şehrindeki Kent Üniversitesi‘nde İngiliz ve Sömürge Sonrası Edebiyat Profesörlüğü görevinden emekli olan Gurnah, akademik olarak Wole Soyinka, Ngugi wa Thiong’o ve Salman Rushdie gibi yazarlara odaklandı.

Mülteci meselelerine odaklandı

Gurnah, on roman ve bir dizi kısa öyküye imza attı, eserlerinde mülteci meselelerini konu aldı. İngiltere’de mülteciyken 21 yaşında yazmaya başlayan Gurnah, ana dili Swahili olmasına rağmen İngilizce eserler ortaya koydu.

Kur’an-ı Kerim sureleri ve Binbir Gece Masalları başta olmak üzere Arap ve Fars şiiri, Gurnah’ın yazın hayatındaki ilk önemli kaynaklar oldu.

Gurnah, Shakespeare’den V. S. Naipaul’a kadar İngiliz dili geleneğini de çalışmalarına yansıttı. Bununla birlikte, yerli halkların bakış açısını vurgulamak için sömürgeci bakış açısını yükselterek, bu gelenekten bilinçli olarak uzaklaştı.

Romanları

Gurnah’ın 1987’deki ilk romanı “Memory of Departure” (Ayrılışın Hatırası), Afrika kıtasındaki başarısız bir ayaklanmayı konu aldı. Sürgündeki yaşamın çok yönlü gerçekliğini araştırdığı 1988’deki ikinci kitabı “Pilgrims Way”i (Hacılar Yolu), 1990’daki siyahi göçmen bir kadının portresini çizen “Dottie” izledi.

Gurnah, dördüncü romanı “Paradise”ı (Cennet) 1994’te, birinci tekil şahısla yazdığı romanları “Admiring Silence” (Sessizliğe Hayranlık) ve “By the Sea”yi (Deniz Kenarında) ise sırasıyla 1996 ve 2001’de yayımladı.

Kimlik ve öz imaj vurgusu

Mülteci deneyimini ele alışında, kimlik ve öz imaja odaklanan Gurnah, yedinci eseri “Desertion”da (Firar) ise sömürgeleştirilmiş Doğu Afrika’daki büyük kültürel farklılıkları konu aldı.

Gurnah’ın eserlerinde Svahili, Arapça, Hintçe ve Almancanın göze çarpan unsurlarına yer veren diyaloglar ve kelimeler önemli rol oynadı.

Yazarın 2011’de okurla buluşan “The Last Gift” (Son Hediye) romanını 2017’deki “Gravel Heart” (Çakıl Kalp) takip etti. Son romanı “Afterlives”(Ölümden Sonraki Hayatlar) 2020’de yayımlandı.

Nobel Edebiyat Ödülü

Nobel Edebiyat Ödülü, 1901-2020 yıllarında 113 kez verildi. Toplam 117 kişiye layık görülen ödüllerden dördü, ikişer yazar arasında paylaştırıldı.

Nobel Edebiyat Ödülü şimdiye kadar 30 kez İngilizce, 15 kez Fransızca, 14 kez Almanca ve 11 kez de İspanyolca yazan yazarlara verildi. Bu dilleri, 7 ödülle İsveççe, 6’şar ödülle İtalyanca ve Rusça, 5 ödülle Lehçe, 3’er ödülle de Norveççe ve Danca izledi.

Yunanca, Japonca ve Çince yazan yazarlar 2’şer kez ödüle layık görüldü. Arapça, Bengalce, Çekçe, Fince, İbranice, Macarca, İzlandaca, Oksitanca, Portekizce, Sırpça-Hırvatça, Yiddiş ve Türkçe yazan yazarlar ise birer kez ödül kazandı.

2006’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Orhan Pamuk, Nobel alan ilk Türk yazar olmuştu. Nobel Edebiyat Ödülü’nü, geçen sene ABD’li şair Louise Glück almıştı.

Nükleer Karşıtı Platform: Nükleer santrallerin faaliyete geçirilmesine izin vermeyeceğiz

Nükleer Karşıtı Platform (NKP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in Soçi’de yaptıkları görüşmede yeni nükleer santrallerin de gündemde olmasına tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin‘le yaptığı zirvede Putin’e iki yeni nükleer santral yapımını önerdiğini söylemişti.

‘İktidar yeni macera arayışında’

Görüşmeyle ilgili açıklama yapan NKP, ulusal güvenliğin adeta Rusya’ya teslim edildiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:

Rusya tarafından inşa edilen, meslek odaları ve bağımsız denetçilerin alınmadığı, bakanların bile randevu alarak ziyaret edebildiği Akkuyu NGS inşaat sahasında nasıl bir faaliyetin yürütüldüğü merak konusudur. Durum böyleyken yeni nükleer santrallerle ulusal güvenliğimiz de adeta Rusya’ya teslim ediliyor.

Ülkemizde 20 yıldır iktidarda bulunan ve sermayenin çıkarlarından başka hedef gözetmeyen, politikalarıyla artık inandırıcılığını yitiren siyasi iktidar, hızla azalan gücüne çare bulmak için sonu felaketle bitecek yeni macera arayışındadır.”

‘Nükleer santraller enerji obezi’

Nükleer santralleri enerji obezi olarak tanımlayan platform, siyasi iktidarın gelişmiş ülkelerde bulunan nükleer santrallerin bir bir kapatıldığı gerçeğinden de uzaklaştığını kaydetti:

Nükleer santraller enerji obezi sömürü düzeninin aracıdır. Enerji Verimliliği Kanunu (EVK) 2007 yılında TBMM’de kabul edilmiş şu ana kadar yapılması gereken verimlilik ve tasarruf önlemleri uygulanmamıştır. EVK kapsamında mevcut konutların ısı yalıtımları 2017 yılında tamamlanması gerekirken 2030 yılına kadar ötelenmiş, sanayide katma değer ve istihdam artıracak sektörler yerine enerji yoğun alanlara, toplu taşımacılık yerine karayolu taşımacılığına ağırlık veren 20 yıllık AKP iktidarı tüketim odaklı enerji obezi bir sömürü düzeni yarattı.

Çernobil, Fukuşima nükleer felaketlerine rağmen, üstünlük kurma ve güvenlik stratejisinin bir aracı gibi görülen nükleer santrallerin gelişmiş ülkelerde bir bir kapatıldığı gerçeğinden uzaklaşan siyasi iktidar, kuraklık ve iklim krizi ile mücadelede ‘temiz enerji kaynağı'” olarak sunduğu nükleer santrallara yandaş basın aracılığı ile yaptığı güzellemelerle adeta akıl tutulması içinde olduğunu gözler önüne sermiştir.”

‘Nükleer santrallerin faaliyete geçirilmesine izin vermeyeceğiz’

Açıklamada, Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatının durdurulması ve nükleer santral projelerinin ülkenin gündeminden çıkartılması istendi:

Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Bileşenleri olarak, yasal mevzuatı bile olmayan, denetimsiz, mühendislik ve hukuk dışı, yaşamsal riskler barındıran, toplumsal faydayı öncelemeyen Akkuyu NGS inşaatının derhal durdurulmasını ve nükleer santral projelerinin ülkenin gündeminden çıkartılmasını talep ediyoruz. Ayrıca 7 Temmuz 2017’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünya ülkelerinin ezici çoğunluğuyla onaylanan ‘Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nın bir an önce imzalanarak, TBMM’de kabul edilmesini istiyoruz.

Telafisi mümkün olmayan faciaların yaşanmaması için demokratik ve hukuki her türlü direniş ve örgütlenme hakkımızı kullanarak nükleer santrallerin faaliyete geçirilmesine izin vermeyeceğimizin bir kez daha altını çiziyoruz. Nükleere inat yaşasın hayat! Nükleersiz bir dünya mümkün.”

Bafra Ovası betonlaşma tehlikesiyle karşı karşıya

Çarşamba Ovası’na bölge halkının karşı çıkmasına ve adli sürecin devam etmesine rağmen yapılan Biyokütle Santrali’nden sonra, Samsun’un batı kısmında bulunan Bafra Ovası’na da meyve ve sebze hali yapılmak istenmesi tepkilere neden oldu.

Ovanın betonlaşacağını ileri süren bölge halkı, AKP’li Büyükşehir Belediyesi’ne tepki gösterdi. TEMA ve Samsun Ziraat Mühendisleri Odası, hal yapılmasına karşı çıkarak alınan karardan vazgeçilmesini istedi.

‘Koruma alanı içerisinde’

Sözcü’nün haberine göre, Ziraat Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı Hasan Çobancı, meyve ve sebze halinin yapılacağı alanın Bafra Ovası koruma alanı içerisinde kaldığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

“İlave imar planı talebi Toprak Koruma Kurulu toplantısında görüşülmüştür. Meyve ve sebze hali yapılması düşünülen alan Bafra Ovası Koruma alanı içerisinde kalmaktadır. Ayrıca bu alan DSİ sulama sahasının içerisinde kalan, 1. sınıf mutlak tarım arazisidir. Talep edilen alan ile ilgili Ziraat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi ile TEMA temsilcisinin karşı oylarına rağmen Toprak Koruma Kurulu Toplantısı’nda söz konusu alan, tarım dışı amaçlı kullanılmasına izin verilmiştir. Samsun İli Toprak Koruma Kurulu, Bafra ilçesi meyve sebze hali yerinin tarım dışı amaçlı kullanılmasında kamu yarı olduğu, alternatif alan bulunmadığı ve ulaşım kolaylığı gibi nedenler göstermiştir.”

‘Ova betonlaşma tehlikesiyle karşı karşıya’

5403 sayılı kanunun 14. maddesine göre Büyük Ova Koruma Alanı içerisinde kalan tarım arazilerinin tarım dışı kullanımlarının Tarım ve Orman Bakanlığı iznine tabi olduğunu vurgulayan Çobancı, şunları söyledi:

“Meyve sebze halinin yapılacağı 18 hektar alanın tarım dışı kullanım izni, Bakanlık incelemesi aşamasındadır. Bakanlığın, kanuna göre, Toprak Koruma Kurulunun vermiş olduğu tarım dışı kullanım izni kararını iptal etmesi gerekmektedir. Biz buraya hal yapılmasına karşıyız. Toprak Koruma Kurulu’nun almış olduğu kararın onaylanması, ovanın tarımsal niteliğini bozacağı gibi, gelecekte benzer yatırımlara emsal teşkil edecek ve Bafra Ovası’nın hızla yapılaşma ve betonlaşma tehdidi ile karşı karşıya kalacaktır.”