Ana Sayfa Blog Sayfa 1180

54 hak örgütünden Nedim Türfent için tahliye çağrısı

Dünya çapında 54 basın ve ifade özgürlüğü kuruluşu, 2000 gündür Van Cezaevi’nde tutulan gazeteci Nedim Türfent’in derhal ve koşulsuz bir şekilde tahliye edilmesini bir kez daha talep etti. Yayımlanan açıklamada, Türfent hakkındaki mahkumiyet kararının da bozulması istendi.

Cezaevinden bir mesaj paylaşan Nedim Türfent de şunları kaydetti:  “Ülkemizde o kadar çok adaletsizlik var ki insan bu tür spesifik günlerde bir açıklama yapmaya çekiniyor. Ama şöyle de bir gerçek var bazen bilinir örnekler üzerinden adaletsizliğe, hukuksuzluğa, haksızlığa kaynak tutmak daha kolay oluyor. Bu yüzden, bu 2000 günlük mahpusluğu ülkedeki adaletsizlik fotoğrafının büyük bir sembolü olarak ele alıyorum. Sadece kendi durumum değil, düşünceleri ve siyaset yapma hakları yüzünden özgürlüklerinden alıkonulan bütün mahpuslar için bir duyarlılık oluşması elzemdir. Bugün vesilesi ile gerek ulusal gerekse de uluslararası hak ve özgürlük kuruluşlarını düşünceleri, sözleri ve kimliklerinden dolayı tutsak edilen insanlarla dayanışmaya çağırıyorum”

PEN International: Derhal tahliye edilmeli

Pen International Mahpus Yazarlar Komitesi Başkanı Ma Thida Nedim Türkent’in mahpusluğuyla ilgili şunları kaydetti:

“Bugün, Nedim Türfent’in maruz kaldığı büyük adaletsizliğin bir diğer önemli ve acı verici kilometre taşı. Sadece mesleğini yaptığı için parmaklıklar arkasında 2000 gün geçirmiş olması inanılır gibi değil. Bu adaletsizliği düzeltmek için Türkiyeli yetkililer Nedim’i derhal ve koşulsuz olarak tahliye etmeli ve hakkında verilen mahkumiyet kararını bozmalıdır.”

IPI: Asla geri alınamayacak 2000 gün

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye Program Koordinatörü Renan Akyavaş  ise şu ifadeleri kullandı:

Bugün, Nedim’in bir gazeteci olarak cesareti için cezalandırıldığı sonu olmayan adaletsizliğin önemli bir dönüm noktasını daha arkamızda bırakıyoruz. Nedim, özgürlüğü bekleyerek 2000 günü parmaklıklar arkasında geçirdi. Asla kaybetmemesi gereken ve asla geri alamayacağı 2000 gün. Eleştirel sesleri susturmak için bir silah haline getirilmiş yargı tarafından yüzlerce gazeteci aynı şekilde hedef alındı. Anayasa Mahkemesi’ne bu büyük adaletsizliği sonlandırmak için Nedim’in başvurusuna öncelik vermesi gerektiğini iki kez ilettik. Bu sefer harekete geçeceklerine inanıyoruz.”

MLSA:  Ödüllendirilmesi gerekirdi

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Proje ve İletişim Koordinatörü Murat Kök ise Nedim Türfent’in ödüllendirilmesi gereken gazeteciliği için cezalandırıldığını belirterek “Nedim’in maruz kaldığı adaletsizlikler aslında Türkiye’de Kürt gazetecilerin büyük çoğunluğunun maruz kaldığı adaletsizliklerdir. Bu yüzden samimi olarak ifade özgürlüğünü savunan tüm kişi ve kurumları Nedim ile dayanışmaya davet ediyoruz” dedi.

DİSK Basın-İş ve Haberin Var Mı İnisiyatifi de birer açıklama yaparak, Türfent’in serbest bırakılmasını istedi.

İmzacılar

ARTICLE 19, Articolo 21, Association of European Journalists (AEJ), Cartoonists Rights Network International (CRNI), Committee to Protect Journalists (CPJ), Croatian PEN, Danish PEN, English PEN, European Centre for Press and Media Freedom (ECPMF), European Federation of Journalists (EFJ), French PEN, German PEN, Human Rights Association (HRA)/ İnsan Hakları Derneği (İHD), IFEX, Index on Censorship, Initiative for Freedom of Expression/ Düşünçe Suçu?!na Karşı Girişim, Irish PEN/PEN na hÉireann, Kurdish PEN, Montenegrin PEN Center, OBC Transeuropa (OBCT), PEN America, PEN Bangladesh, PEN Belgium, PEN Centre of Bosnia & HerzegovinaPEN Esperanto, PEN Estonia, PEN Georgia, PEN Iraq, PEN Latvia, PEN Malta, PEN Melbourne, PEN Moscow, PEN Netherlands, PEN Norway, PEN Portugal, PEN Québec, PEN Romania, PEN Suisse Romand, PEN Trieste, PEN Turkey, Perth PEN Centre, Russian PEN, San Miguel de Allende PEN, Slovene PEN, South East Europe Media Organisation (SEEMO), St Petersburg PEN, Swedish PEN, Turkey Human Rights Litigation Support Project/Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi, Vietnamese Abroad PEN Centre, Wales PEN Cymru.

 

Enflasyon TÜİK’e göre yüzde 19.89, ENAG’a göre yüzde 49.87

Türkiye İstatistik Kurumu, (TÜİK) bugün ekim ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre ekim ayında enflasyon yüzde 2,29 arttı, yıllık bazda ise 19,89 oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu‘nun (ENAG) enflasyon raporuna göre ise Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) ekim ayında yüzde 6,90 arttı. ENAG, tüketici fiyat endeksinin 12 aylık dönemdeki artış oranını ise yüzde 49,87 olarak açıkladı.

TÜİK: Ekim ayında TÜFE artışı yüzde 2,39

TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre, ekim ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 17,09, yurt içi üretici fiyatları yüzde 36,2 arttı. Aylık bazda TÜFE yüzde 2,39, Yİ-ÜFE yüzde 5,24 artış kaydetti.

TÜFE de, ekimde geçen yılın aralık ayına göre yüzde 15,75, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 19,89 yükseldi. Yİ-ÜFE ise Aralık 2020’ye göre yüzde 37,34, geçen yılın ekim ayına kıyasla yüzde 46,31 artış gösterdi.

ENAG’ın aylık TÜFE artışı yüzde 6,90

ENAG’ın raporuna göre ise, gıda ve alkolsüz içeceklerde artış oranı yüzde 9,11 oldu. Sağlıkta 12,43 olan artış oranı giyim ve ayakkabıda 13,94 olarak kayda geçti. Eğlence ve kültürde enflasyon oranını yüzde 11,04 olarak açıklayan grup, çeşitli mal ve hizmetler kategorisinde bu oranın yüzde 14,76 olduğunu raporladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklanan TÜİK rakamlarına ilişkin olarak, “Halk çarşı pazarda gerçeği net görüyor. Gerçek enflasyon %40’ın üzerinde. Şahsım ve şürekası ülkeyi bitirmeye kararlı ama unuttukları bir şey var. Biz varız ve buradayız” dedi.

Kılıçdaroğlu, Twitter mesajında, “Benim en önemli meselem halkın sofrasıdır. Bazı önemli adımlar atacağız” ifadelerini kullandı.

 

‘#ölmüş’ etiketiyle paylaşım yapan 30 kişi hakkında yasal işlem başlatıldı

Emniyet Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Twitter üzerinden  “#ölmüş” etiketiyle paylaşım yapan 30 kişi hakkında yasal işlem başlatıldığını duyurdu.

AKP’nin grup toplantısının yapılmayacağı haberi üzerine dünden beri sosyal medyada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağlık durumuna ilişkin çeşitli iddialar dile getirilmişti.

‘Yalan, mesnetsiz ve dezenformasyon ihtiva eden paylaşımlar’

Emniyet tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve bağlı il birimlerince, kanunların verdiği yetki ve sorumluluk çerçevesinde, suç ve suçlularla mücadele amacıyla internet ortamında 7/24 esasına göre sanal devriye faaliyetleri yürütülmektedir.

Yürütülen sanal devriye faaliyetlerinde kapsamında, Twitter isimli sosyal medya platformu üzerinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN kastedilerek #ölmüş hashtagine (etiket) başlatıldığına rastlanılmıştır. Bahse konu hashtag (etiket) altında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a yönelik hakaret, tezvirat, onur ve saygınlığını rencide edici içeriklerin yanı sıra dezenformasyon ve manipülatif niteliğinde paylaşımlarda bulunduğu değerlendirilen 30 şahıs tespit edilmiş, haklarında gerekli yasal işlemler/çalışmalar başlatılmıştır.

Yalan, mesnetsiz ve dezenformasyon ihtiva eden paylaşımlar hakkında gerekli çalışmalar yapılarak adli mercilere gönderilmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Fahrettin Altun’dan paylaşım

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Recep Tayyip Erdoğan’ın bir videosunu “Dosta güven, düşmana korku…” notuyla paylaştı.

Mersin Nükleer Karşıtı Platform: Her şey çok geç olmadan, nükleer sevdasından vazgeçin

Mersin Akkuyu‘da inşasına devam edilen nükleer santralde yıldırım düşmesi sonucu meydana gelen trafo patlama sonrası Mersin Nükleer Karşıtı Platform bir açıklama yaptı.

Akkuyu’nun uzun zamandan beri doğal güzellikleriyle değil, kazalarla, patlamalarla, doğa katliamlarıyla anıldığı kaydedilen açıklamada, “Çünkü, Akkuyu’da nükleer santral inşa ediliyor. Bütün Dünya biliyor ki nükleer santral demek; kaza demek, arıza demek, doğa katliamı demek… Kısacası ‘ÖLÜM’ demektir” denildi.

‘Önlem alınabilirdi’

Mersin NKP tarafından yapılan açıklamada, alınmayan önlemlere dikkat çekilerek, “Bir yıldırım düşmesi sonucu patlıyorsa, birkaç yıldırımla(!) nükleer santralin patlamayacağının garantisi nedir?” diye soruldu:

Trafo ile gündeme gelen yıldırım düşmesi iddiası ve yağan bir yağmur sonrası oluşan bu kadar kolay önlem alınabilecek teknolojik sistemlerin olmasına rağmen, bir doğa olayına bile çözüm üretmemiş olan Rosatom’un kontrolünde işletilecek olan nükleer güç santralinde ileride neler yaşanabileceğini tahmin etmek bile istemiyoruz.

En son 31.10.2021 tarihinde gece saatlerinde aldığımız bir haberde, nükleer santral inşaatının olduğu yerde trafo patladı. Sorumlu şirketlerin açıklamasına göre, ‘Yıldırım düşmesi sonucu oluşan patlama kısa sürede kontrol altına alındı’ denildi.

Şirketin açıklamasını doğru kabul etsek bile, sıfır hata ve kazayla çalışması gereken nükleer santrale güç sağlayan ve her türlü ileri teknoloji korma donanımına sahip olması trafo, bir yıldırım düşmesi sonucu patlıyorsa, birkaç yıldırımla(!) nükleer santralin patlamayacağının garantisi nedir?”

‘Yaşanan bu kazanın da takipçisi olacağız’

Yaşanan olayın çok ciddi olduğunun kaydedildiği açıklamada, yetkililer kamuoyunu doğru bilgilendirmeye davet edildi ve bu kazanın takipçisi olacağı da belirtildi:

Akkuyu Nükleer Güç Santrali şalt tesisinde 31.10.2021 tarihinde yaşanan yangın olayıyla ilgili yerinde inceleme yapılamamış olunması ile birlikte aldığımız duyumlar durumun ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Şalt tesisinde çalışma yapıldığı esnada oluşan bu iş kazası ile ilgili:
1 -Yıldırım düşmesinden dolayı yaşandığı ifade edilen kazada teknik sorunlar var mıdır?
2-Kaza anında elektrik akımına maruz kalarak herhangi bir can kaybı yaşanmış mıdır? Eğer yaşandı ise kaç teknik elaman bu duruma maruz kalmıştır?

Bu acı olay ile ilgili yetkilileri kamuoyuna ivedi olarak doğru bilgilendirmelerine davet ediyoruz. Yaşanan bu kazanın da takipçisi olacağımızı buradan yetkililere bildiriyoruz.”

‘Nükleer sevdasından vazgeçin’

Çok daha acı sonların yaşanmasına sebep olmadan inşaatın durdurulması ve nükleerden vazgeçilmesi gerektiğine de şöyle dikkat çekildi:

Çok daha basit ve standart yapım işlerinde bile yaşanmayan kazalar Akkuyu nükleer güç santrali inşaatında her an yaşanan ve sonu çok acı haberlerle biten olaylar haline dönüşmüştür.

Sadece Mersin için değil tüm Türkiye ve Akdeniz coğrafyası için açıkça bir tehdit oluşturan güç santrali inşaatı adeta felaketlerin merkezi haline gelmiştir. Bu bir tüp patlaması değildir… Başta Mersin’i ve hemen sonrasında bütün Akdeniz havzasını yok edecek böyle bir kazanın bedelini Mersin ve çevresinde yaşayan insanlar dahil bütün canlılar ödeyecektir. Ülkemiz için çok daha acı sonların yaşanmasına sebep olmadan inşaatın durdurulması ve yaşanan kaza ile nükleer sevdasından vazgeçilmesi elzem haline gelmiştir.

Ne Mersin’de ne Sinop’ta, ülkemizin ve Dünya’nın hiçbir yerinde nükleer santral istemiyoruz. Her şey için çok geç olmadan, nükleer sevdasından vazgeçin çağrımızı buradan bir kere daha yüksek sesle haykırıyoruz.”

[COP26] Biden’den Glasgow’a gelmeyen Çin ve Rusya’ya eleştiri: Büyük hata!

ABD Başkanı Joe Biden, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping‘in iklim zirvesine katılmamasını “büyük bir hata” olarak değerlendirdi. Biden, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de Glasgow‘a gitmemesini eleştirdi.

Salı günü gazetecilere konuşan Biden, “iklim krizinin çok büyük bir sorun olduğunu” ve “Çin’in arkasını dönüp gittiğini” söyledi. Ardından, “Aynı şey Rusya ve Putin için de geçerli” dedi.

Gazetecilerin iklim krizi konusunda diğer ülkelerin rollerini, özellikle de Çin, Rusya ve Suudi Arabistan‘ın tavrını sormaları üzerine  Biden,  “Çin’in dünyada bir dünya lideri olarak anlaşılır şekilde edinmeye çalıştığı rol… Buraya gelmeyerek… Yapmayın! Jinping’in burada olmaması büyük bir hata” ifadelerini kullandı. Rusya için de aynı şeyin geçerli olduğunu belirten Biden, “Rusya Devlet Başkanı bu konuda ağzını açmıyor” diye konuştu. 

İki ülkeden de birer delegasyon Glasgow’da ülkelerini temsil ediyor. Liderlerin geri dönüşünün ardından toplantılar, 14 Kasım’a kadar devam edecek.

Çin, dünyanın en büyük karbondioksit salımı yapan ülkesi, ikinci sırada da ABD geliyor. Rusya ise AB ülkeleri ve Hindistan‘ın ardından beşinci sırada yer alıyor.

Erdoğan da vazgeçmişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) önce katılacağını duyurmuş; ardından zirveden hemen önce Roma‘da düzenlenen G20 Zirvesi’nin ardından karar değiştirerek Türkiye’ye dönmüştü. 

Türkiye’ye dönüşünde uçaktaki gazetecilere zirveye neden katılmadığını açıklayan Erdoğan, “Güvenlik taleplerimiz yerine getirilmeyince Glasgow’a gitmekten vazgeçtik. Bu sadece kendi güvenliğimizle ilgili değil, ülkemizin itibarıyla da ilgili bir meseleydi” demişti.

Atanmış rektör Naci İnci’nin Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’ni kapattığı iddia edildi

Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlı Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi‘nin, atanmış rektör Naci İnci’nin kararıyla kapatıldığı iddia edildi.

Haberi, üniversitenin öğrencileri ve öğretim görevlileri tarafından kurulan Boğaziçi TV sayfası duyurdu.

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi fizik, matematik, iktisat, tarih, siyaset, sosyoloji, psikoloji ve felsefe gibi pek çok alanda yazılan kitapları yaklaşık çeyrek asırdır basımını yapıp okuyucuyla buluşturuyordu.

Yayınevi yöneticisi Murat Gülsoy, Bulu döneminde istifa etmişti

Yayınevinin web sitesinde kuruluş amacı şu şekilde açıklanıyordu:

“Üniversitede üretilen bilginin geniş kitlelere ulaştırılmasını hedefleyen Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Boğaziçi Üniversitesi Vakfı tarafından desteklenmektedir.

Ülkenin kültür ortamına katkılarda bulunmak, üniversitede üretilen / derlenen bilgilerin topluma iletilmesinde köprü oluşturmak ve toplumsal sorunlara hızlı ve güncel yanıtlar üreten bir yapı haline gelmek Yayınevi’nin öncelikli amaçlarıdır.

Profesyonel bir anlayışla yayıncılık yapan Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, farklı alanlardan gelen bilimcilerden oluşan Yayın Kurulu tarafından yönetilmektedir.”

Yayınevi’nin yayın kurulu başkanlığını yürüten yazar ve akademisyen Murat Gülsoy, Naci İnci’nin selefi Melih Bulu‘nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör olarak atanmasının ardından istifa etmişti.

 

Akşener: İlk işimiz İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamak olacak

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında “Yetkiyi aldığımızda daha çayım masaya gelmeden İstanbul Sözleşmesi imzalanmış ve en keskin biçimde uygulanır olacak” dedi.

Türkiye’de kadın olmanın zor olduğu günlerden geçildiğine dikkat çeken Akşener şunları söyledi: “Bugün bir kadının istediği saatte istediği yerde bulunması zor. Bugün bir kadının istediği işi yapması zor. Bugün bir kadının istemediği bir kişiyle evlenmemesi zor. Bugün maalesef bir kadının hayatta kalması bile zor. Ülkemizde her gün başak bir kadın bu zorluklarla mücadele ederken hayatını kaybediyor. Şebnem kızımızı kurban verdik. Gencecik bir çiçeğimiz daha soldu. Hepimizin başı sağ olsun. Maalesef her cinayette benzer gelişmeleri sonuçlarını görüyoruz. Kadın ayrılmak istediğinde, hayır dediğinde saldırıya uğruyor. Çünkü bugün Türkiye’de kadın hayır dediğinde onun iradesini koruyacak bir hukuk yok. İstanbul Sözleşmesi hayat kurtaracağını bildiğimiz için yaşatır diyoruz. ”

Tam olarak uygulanmış olsaydı İstanbul Sözleşmesi’nin şimdiye kadar yüzlerce kadını şiddetten koruyacağını söyleyen İYİ Parti lideri, “Bu ülkenin kadınları yerine birkaç Taliban aklına uymayı tercih ettiler. Ülkemizde bugün kadına şiddetin en büyük dayanağı İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran sizlersiniz. Yetkiyi aldığımızda daha çayım masaya gelmeden İstanbul Sözleşmesi imzalanmış ve en keskin biçimde uygulanır olacak” diye konuştu. 

Soylu’ya: Laf var icraat zero”

Siirt ziyaretinin ardından yaşanan ‘Kürdistan’ polemiği ile de ilgili açıklamalarda bulunan Akşener ziyareti sırasında bir esnafın kendisine “Burası Kürdistan” demesi üzerinden iktidardan gelen açıklamalar için, “Kürdistan söylemi terör örgütünün. Bizim açımızdan şaşırtıcı bir şey yok. Cumhur İttifakı mensupları sırf bize saldıracaklar diye PKK’nın ajandasını Türkiye’nin gündemine taşıdılar” dedi.

Siirt ziyareti sırasında Akşener’e ‘Burası Kürdistan’ diyen esnaf gözaltına alınmıştı.

Akşener İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya da şöyle seslendi:

Kabadayılık yapan tosunlara buradan sesleniyorum. 2012’de neler yaşandı bu ülkede o kabadayılığı gösteremeyen ağzı dili lal olmuşlar, doğru ya elinizde bilgisayar vardı, bugün elinize zülfikâr verilmişse buyurun gelin kesin kafamı görelim. Ama ilginç olan şu AK Partinin havuz medyası verdiğim cevabı yetersiz buldu. İçişleri Bakanı konuşuncaya kadar MHP’den tık yoktu. İçişleri Bakanı konuştu bu  arkadaş da sürekli dedikodu yapıyor ha. Laf var icraat zero! İçişleri bakanları dedikodu yapmaz muhterem benim üzerimden makamını muhafaza etmek için atraksiyon yapıyorsun ama seninle ilgilenmiyoruz. İçişleri Bakanı konuştu arkasından bu kişiler ağızlarından çamur akıttılar. hele biri çıkmış kabristanı uygun görmüş. Kabristanı cenabı hak uygun görmüşse seni de vesile kılıyorsa hoş gelişler ola. Ama car car konuşup o kutlu fikrin bu ülkenin kurucu fikrinin yerlerde sürünmesine sebep olmanızı üzüntüyle karşılıyoruz. Verdiğim cevabı yeterince sert bulmamışlar. Vah vah, çok üzüldüm. Onlar istedikleri dümeni çevirsinler biz milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Biz Siirtlinin Batmanlının derdini konuşmaya devam edeceğiz. Onlar istedikleri hamaseti yapsınlar biz bu memlekette Türk’le Kürt’ün karşı karşıya getirilmesine paydaş olmayacağız. ”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, hafta sonu yapılan AKP Tokat Danışma Kurulu Toplantısı‘nda Akşener’in Siirt ziyaretiyle ilgili konuşurken,  “… Stajyer İçişleri Bakanıydın. Bir de beni şikâyet ediyor, ‘Bana İçişleri Bakanı böyle söyledi’ diye. Ben sana stajyer İçişleri Bakanı dedim. Ustasın usta. PKK ile HDP arasında dans etme ustasısın. Sesini çıkaramıyorsun. Nasıl büyükelçilere, ‘Size haddinizi bildiririm’ diyemediysen, dün de bu ülkenin birliğine saldırana lal oldun lal, sessiz oldun” demişti.

‘İsteyip de enflasyonu düşüremeyen yok’

İktidara geldiklerinde, ekonomi programlarının başlangıcını, enflasyonla, yani hayat pahalılığıyla mücadelenin oluşturacağını kaydeden Meral Akşener,  “İlk sene sonunda, tek haneli enflasyona,  orta ve uzun vadede de, yüzde 4-5 arası değişen bir enflasyona ulaşacağız. Hem de bunu, verileri çarpıtmayan bir TÜİK ile yapacağız. Dünyada, enflasyonu düşürmek isteyip de başaramayan tek bir ülke yok. Yeter ki, enflasyonun vatandaşa, iş dünyasına,  toplumsal uyuma, gelir dağılımına zararlarını anlatalım,  ve geniş bir mutabakat zemini oluşturalım” dedi; Merkez Bankası’nın bağımsızlığına saygı gösterip, işine karışmayacaklarını belirtti.

 

Araştırma: Türkiye’de her üç kişiden biri siber zorbalık yaşıyor

İNGEV ve Oxford Üniversitesi‘nin iş birliğiyle hazırlanan “Dijital Vatandaşlık: Erişim Tutum ve Davranışlar” başlıklı rapor, Türkiye’nin Dijital Vatandaşlık boyutlarını inceledi.

Raporda, dijital ticaret, dijital erişim, dijital iletişim, dijital okur yazarlık, dijital görgü kuralları, dijital hukuk, dijital haklar ve sorumluluklar, dijital denge ve sağlık ve dijital güvenlik olmak üzere dokuz ayrı konu ele alınırken, her bir başlığa ilişkin Türkiye’de yapılmış saha çalışmalarına da yer verildi.

Araştırma, Türkiye’de 26 ilden 15 yaş üstü 3 bin 200 katılımcı ile yapıldı.

Büyük çoğunluğun internete erişimi var

Rapor, cep telefonu ve diğer mobil cihazlar da dahil edildiğinde Türkiye’nin büyük çoğunluğunun internet erişimi olduğunu ortaya koydu.

Buna göre, Türkiye’de internete mobil olarak erişebilen kullanıcıların oranı yüzde 97. Evde internet bağlantısı ile internete erişebilenlerse yüzde 76. Türkiye’de nüfusun yüzde 62’sinin evinde bilgisayar var.

Araştırmaya göre, Türkiye’de internete en çok bağlanılan cihaz cep telefonu. Katılımcıların yüzde 54’ü interneti sosyal medya hesaplarına girmek için kullandıklarını söylerken, yüzde 23’ü internette gezmek için kullandığını ve yüzde 22’si de anlık mesajlaşma uygulamalarını kullanmak için interneti kullandıklarını söyledi.

Video ya da film izlemek için internet kullananların oranı yüzde 18 iken,  interneti gazete veya dergi okumak için kullananların oranı da yüzde 18.

İnternet kullanımı ve eğitim seviyesi ilişkisi

Araştırmaya göre, internet kullanımıyla eğitim seviyesi arasında güçlü bir ilişki var. Örneğin, ankete katılanlar arasında en az bir üniversite bitirmiş olanların yüzde 87’si internet bakancılığı kullanıyor. Bu oran ortaokul mezunlarında yüzde 50, ilkokul mezunlarında yüzde 45.

Rapor, güvenli internet kullanımı ile eğitim seviyesi arasında da bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Örneğin, üniversite mezunlarının yüzde 72’si “sosyal medyada kişisel bilgilerimi nasıl koruyacağımı biliyorum” yanıtını verirken, ilkokul mezunlarında bu oran yüzde 38 oldu. Yine üniversite veya üstü eğitim seviyesine sahip olan kişilerin yüzde 70’i “internette okuduğu bilgilerin doğruluğunu farklı kaynaklardan kontrol ettiğini” söylerken, ortaokul mezunlarında bu oran yüzde 50, ilkokul mezunlarındaysa yüzde 38 oldu.

Her üç kişiden biri siber zorbalık yaşıyor

Aynı araştırma göre, Türkiye’de her üç kişiden biri en az bir tür siber zorbalık yaşıyor.

Bunların yanında izni olmadan sık sık arandığını veya yazılı mesaj aldığını söyleyenlerin oranı yüzde 25, rızası olmadan cinsel içerikli mesaj aldığını söyleyenlerin oranı yüzde 12, kişisel verilerine izni olmadan erişildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 12 ve sosyal medyada itibarsızlaştırıldığını söyleyenlerin oranıysa yüzde 7.

Araştırma aynı zamanda, Türkiye’de her beş kişiden birinin siber zorbalık yaptığını da ortaya koyuyor.

Sözlü tacizde bulunduğunu söyleyenleri oranı yüzde 7, cinsel tacizde bulunduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 3, çalınmış veri elde ettiklerini söyleyenler yüzde 3, tehdit ettiğini söyleyenler yüzde 3, ifşada bulunduğunu söyleyenler yüzde 3, siber linçte bulunanlar yüzde 2, itibarsızlaşma yüzde 2 ve aşağılamada bulunanların oranı da yüzde 2.

Yüzde 60’lık kesim nefret söylemi kavramını bilmiyor

Araştırmaya göre, Türkiye’de “Nefret Söylemi” kavramından haberdar olmayanların oranı yüzde 60. Siber zorbalık kavramını bilenlerin oranı yüzde 45 iken, trolleme kavramını bilenlerin oranı da yüzde 47.

Dezenformasyon kavramını bilenlerin oranı da yüzde 26 olurken, her üç kişiden ikisi bu kavramı bilmiyor.

[COP26] 130 trilyon dolar varlığa sahip finans kuruluşları net sıfır emisyon için anlaştı

Glasgow’da gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) devam ederken dünya önde gelen finans şirketleri, sera gazı emisyonlarını sınırlamak amacıyla bir taahhütte bulundu.

Taahhütte bulunan 45 ülkedeki 450’den fazla banka ve emeklilik fonunun toplam varlığı yaklaşık 130 trilyon dolar. Bu taahhüt, COP26’nın şu ana kadarki en büyük başarılarından biri olarak görülüyor.

100 trilyon dolar finansman

Mark Carney liderliğindeki Glasgow Net Sıfır Mali İttifakı (Gfanz), 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmayı amaçlıyor. Koalisyon, önümüzdeki otuz yıl içerisinde ekonomilerin net sıfıra geçişine yardımcı olmak için 100 trilyon dolara kadar finansman sağlanabileceğini söyledi.

Birleşik Krallık Merkez Bankası eski başkanı ve aynı zamanda Gfanz’ın başkanı Carney, “Artık finansal kararlarda iklim değişikliği konusunu uçlardan ön saflarına taşımak için gerekli tesisata sahibiz” açıklamasını yaptı.

Koalisyondaki finans kuruluşlarının açıklanan varlıklarının 63 trilyon doları bankalardan ve 10 trilyon doları emeklilik fonları gibi varlık sahiplerinden ve 57 trilyon doları varlıklardan oluşuyor.

Gfanz’a üye olan finans grupları arasında HSBC, Bank of America ve Santander yer alıyor. Ancak Gfanz tarafından öne sürülen toplam sermaye rakamları, finansal hizmetler sektörünü takip eden bazı iklim kampanyacıları tarafından şüpheyle karşılandı.

Fotoğraf: Mark Carney

İklim kampanyacılarından eleştiri

Financial Times’ın aktardığına göre Bank on Our Future kampanya ağı stratejisti Becky Jarvis, Gfanz’a kaydolan varlık yöneticilerinin şimdiye kadar toplam varlıklarının sadece yüzde 35’ini net sıfır hedeflerine ayarladıklarını söyledi.

Jarvis, “Bu yeşil finans değil, finansörlerin fosil yakıtların genişlemesinde büyük çıkarları olduğu sürece, iklim değişikliğiyle mücadeleye en ufak bir şekilde adanmış değil” eleştirisini getirdi.

Geleceği dair bir taahhüt

Finansal düşünce kuruluşu Carbon Tracker Initiative’in kurucusu ve Gfanz’ın danışma komitesinin bir üyesi olan Mark Campanale, 130 trilyon dolarlık varlığın “bugün net sıfırla uyumlu” olmadığını ancak hedefin “varlıkların gelecekte uyumlu hale getirilmesi” olduğunu söyledi.

Campanale, Fosil yakıt projelerinin genişletilmesine dahil olan hiçbir grubun net sıfıra giden bir yolda olduğunu iddia edemeyeceğini belirtti.

Fosili desteklemeye devam edebilecekler

Stand.earth iklim finans direktörü Richard Brooks ise söz konusu taahhüdün finansal grupların yakın vadede fosil yakıt şirketlerini desteklemeye devam ettiği için eleştirdi.

Books, “Bu duyuru odadaki en büyük fili bir kez daha görmezden geliyor.Yeni açıklamada F kelimelerinden hiç bahsedilmiyor. Finans kuruluşları kömür, petrol ve gaz şirketlerine fon sağlamayı bırakmazsa, 1,5 derece ısınmanın altında kalamayız” dedi.

Finansal İstikrar Kurulu‘na rapor verecek

Carney, finans kuruluşlarını kömür finansmanını aşamalı olarak durdurmaya ve Uluslararası Enerji Ajansı’nın tüm yeni petrol, gaz ve kömür finansmanının durdurulması gerektiğini belirten raporlarını dikkate almaya çağırdı. Ancak bu anlaşmanın imzacıları için zorunlu değil.

Gfanz çarşamba günü yaptığı açıklamada eski New York belediye başkanı Michael Bloomberg‘in Carney’e eş başkan olarak katılacağını söyledi. Grup, çalışmaları hakkında periyodik olarak G20’nin Finansal İstikrar Kurulu‘na rapor verecek.

ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun eski başkanı Mary Schapiro ise başkan yardımcısı oldu.

Kızıl geyik katliamına karşı açılan davada mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi

Vegan Derneği Türkiye (TVD) tarafından 15 kızıl geyiğin katledilmemesi için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı 19 Ekim’de açılan davada ara karar açıklandı ve Bolu İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı aldı.

Bolu İdare Mahkemesi, davalı bakanlıktan “dava konusu işlemin hukuki ve maddi” gerekçelerine dair ayrıntılı açıklamalar içeren belge ve raporların 15 gün içinde kendilerine ulaştırılması gerektiğini belirtti.

67 kızıl geyik öldürülebilir

TVD, 28 Şubat 2022 tarihine kadar avı planlanan tüm bireylerin kurtulabilmesi için, bakanlık izniyle yürütülen av turizmi ve avcılık faaliyetlerinin etik, hukuk ve bilim dışı olduğunun altını çizerek bir kez daha yürütmenin iptali ve avcılığın yasaklanması için çağrı yaptı.

2021-2022 av sezonunda Bolu’yla birlikte Eskişehir, Bilecik, Ankara, Kütahya, Kastamonu, Çorum, Denizli, Afyonkarahisar ve Maraş’ta da kızıl geyiklerin yaşam hakkı en az 9 bin 300 TL’den, en fazla 37 bin 700 TL’den satışa çıkarılıyor. Sivil toplum kuruluşları ve barolar bakanlığa dava açarak avlara engel olmadığı takdirde, av acenteleri aracılığıyla 44, avcılar tarafından 23 olmak üzere toplamda 67 kızıl geyik Türkiye çapındaki av katliamlarında öldürülecek.

Kızıl geyikler, bakanlığın koruma altına aldığı listede

Kızıl geyikler, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin yanı sıra iç mevzuat dahilinde bakanlığın koruma altına aldığı hayvan listesinde de yer alıyor. Ancak, yerli-yabancı avcı ve acente kotaları ile devlet misafiri ve diplomat kotası listesinde yer alarak yine bakanlığın çıkardığı Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında kızıl geyiklerin avlanmasına izin veriliyor.

Kırsal kalkınma, kamu yararı, popülasyon kontrolü, turizm geliri adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan ve kamuoyundan gelen tüm tepkilere rağmen “av turizmi” adı altında sürdürülen av katliamında geçen yıl ceylan, yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, Anadolu yaban koyunu, kızıl geyik, karaca ve yaban domuzu dahil olmak üzere en az 798 yaban hayvanı öldürülmüştü.