Ana Sayfa Blog Sayfa 1171

[COP26] Obama’dan genç iklim aktivistlerine çağrı: Kızgın kalmanızı istiyorum

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Toplantısı’nda (COP26) bir konuşma yapan Eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack Obama, gençlere iklim kriziyle mücadele konusunda öfkeli kalmaları yönünde bir çağrı yaptı.

Obama, gençleri değişim için siyasi baskı uygulamaya davet ederken, bu süreç boyunca verecekleri ödünleri kabul etmeleri gerekebileceği uyarısında da bulundu.

Trump’ı aktif düşmanlık yapmakla suçladı

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre eski ABD Başkanı, dünyanın bir iklim felaketinden kaçınmak için olması gereken yerin yakınında bile olmadığını söyledi.

Obama, eski Başkan Donald Trump‘ı da iklim bilimine karşı aktif düşmanlık yapmakla suçladı ve buna karşılık ülkesinin yeniden önderlik etmeye hazır olduğunu vurguladı.

Barack Obama, COP26 zirvesine katılmayan Çin ve Rusya liderlerini eleştirmeyi de ihmal etmedi.

‘Bu öfkeyi kanalize edin’

Konuşmasının büyük kısmını genç iklim aktivistlerine ayıran eski ABD Başkanı, “kızgın olmaya hakları bulunduğunu” belirtti.

Gençlerin “siyaseti görmezden gelemeyeceğini” de ifade eden Obama, protestoları ve sosyal medya etiketlerinin farkındalığı artırmakla birlikte, bir noktada siyasete de girmeleri gerektiğini vurguladı.

Barack Obama, “Tüm gençlere sesleniyorum. Kızgın kalmanızı istiyorum. Öfkeli kalmanızı istiyorum. Ama bu öfkeyi kanalize edin. Bu öfkeden güç kazanın. Daha sıkı, daha fazla bastırın. Çünkü sorunun çözümü için gereken bu. Kendinizi bir maratona hazırlayın, kısa mesafe koşusuna değil” ifadelerini de kullandı.

İklim aktivistleri eleştirdi

Ülkelere kendisi hala Beyaz Saray’dayken imzalanan 2015 Paris Anlaşması‘nda verilen taahhütleri yerine getirme çağrısı yapan Obama’nın konuşması bir kesim tarafından alkış alırken, bazı iklim aktivistlerinden de eleştiri geldi.

Aktivistler, Obama yönetiminin tutmadığı sözlere dikkat çekti. Bu sözlerin arasında daha yoksul ülkelere yılda 100 milyar dolarlık iklim finansı sözü de bulunuyor.

25 Kasım’da kadınlar şiddete karşı sokakta

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde kadınlar her yıl olduğu gibi bu yıl da ülkenin birçok noktasına kitlesel eylem ve etkinlikler düzenleyecek.

25 Kasım Kadın Platformu, İstanbul’daki buluşma yeri olarak Taksim‘deki Tünel Meydanı‘nı gösterdi.

Yapılan açıklamada “İstanbul Sözleşmesi’nden ilk çekilen ülkede, Türkiye’de kadınlara, lgbti+’lara dönük saldırılar sürerken, mücadelemiz de isyanımız da büyüyor” denildi.

‘İsyanımız bitmedi’

“Erkek devlet şiddetinden cesaret alarak, başta göçmen kadınlara olmak üzere ırkçı saldırılar, tutuklu siyasi mahkumlara ve ziyaretçilerine çıplak arama ve şiddet, 6284’ü suistimal eden rektör, iktidara yakın isimlerin kadına şiddet failliklerinde cezasızlık, kaybedilen kadınlar, özellikle kadınları daha çok etkileyen, gittikçe artan yoksulluk ve emek sömürüsü, lgbti+’lara dönük nefret söylemleri; bunlara karşılık ise hayatını savunan kadınlara cezalar, müebbet…” ifadelerini kullanan platform, bu şiddet düzenine itirazları olduğunu söyledi.

Platform “İsyanımız bitmedi, 25 Kasım’da hep birlikte sokaklardayız” dedi ve 25 Kasım günü saat 19.30’da Taksim’de buluşma çağrısı yaptı.

27 Kasım’da Kadıköy

Kadın Meclisleri tarafından yapılan açıklamada ise “Türkiye’de ve dünyada kadınlar özgür yaşayacak” sloganıyla 27 Kasım Cumartesi günü saat 18.00’da Kadıköy’e çağrı yapıldı.

Konya’da 5,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Dün saat 20.43 civarlarında Konya‘nın Meram ilçesinde 5,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Konya’daki depremden bir kişinin etkilendiğini duyururken, sarsıntı esnasında iki kişinin merdivenden düşerek yaralandığı da bildirildi. Üç metruk binada da hasar meydana geldi.

Artçı depremler meydana geldi

Afet ve Acil Durum Başkanlığı (AFAD) tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, Saat 21.45 itibariyle bölgede en büyüğü 2,8 olmak üzere toplam dokuz artçı depremin meydana geldiği belirtildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

8 Kasım 2021 Pazartesi günü, saat 20.43’te Konya ili Meram ilçesinde 5.1 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Saat 21.45 itibarıyla bölgede en büyüğü 2.8 olmak üzere 9 artçı deprem meydana gelmiştir.

Kızılören, Küçükmuhsine ve Sefaköy’de birer metruk binanın yıkıldığı, Tepekent’te bazı evlerde çatlaklar olduğu yönünde ihbar alınmış olup ekipler tarama çalışmalarına devam etmektedir. Karaman il genelinde tarama yapılmış olup herhangi bir olumsuz ihbar olmadığı bildirilmiştir.

Tedbir amaçlı olarak Konya il AFAD ekiplerinin yanı sıra Ankara, Kayseri, Karaman, Aksaray ve Adana il AFAD ekipleri bölgeye sevk edilmiş, Afyon AFAD teyakkuza geçirilmiştir.

Elektrik ve telefon hatlarına ilişkin herhangi bir sorun olmadığı bilgisi alınmıştır. Çevre ve Şehircilik ekipleri hasar tespit çalışmalarına başlamıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

‘Depremin sonuçlarının bu kadarla sınırlı kalacağını umuyoruz’

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda depremin sonuçlarının bu kadarla sınırlı kalacağını umduklarını kaydetti:

Saat 20.43’te Konya Meram’da 5,1 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Depremden bir kişi etkilendi. Metruk 2 bina yıkıldı, 1’i hasar gördü. Bölgede görev başındayız. Depremin sonuçlarının bu kadarla sınırlı kalacağını umuyor, Konya’mıza geçmiş olsun diyorum. Bizi yanınızda bilin.”

Konya Valisi Vahdettin Özkan da depremin ardından herhangi bir olumsuzluğun tespit edilmediği, bölgede ekiplerin arama tarama faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Fransa’da bir çifte rüzgar türbini sendromu yaşadıkları için tazminat ödenecek

Fransa‘da, evlerinin yakınına kurulan rüzgar santrali yüzünden “rüzgar türbini sendromu” yaşadıklarını ileri sürerek dava açan bir çift haklı bulundu.

Christel ve Luc Fockaert‘e, rüzgar santrali kaynaklı yaşadıkları sağlık sorunları nedeniyle 110 bin Euro tazminat ödenecek.

İki yıl boyunca semptom gösterdiler

Gazete Duvar‘da yer alan habere göre, Fransa’nın Toulouse kentinde görülen davada, Christel ve Luc Fockaert çifti evlerinin 700 metre yakınına 2008’de yerleştirilen altı rüzgar türbini nedeniyle 2013’te sağlık sorunları yaşamaya başladıklarını ileri sürdü.

Çift, santralle evlerinin arasındaki ormanlık alanın yok edilmesi sonrası sorunlar yaşamaya başladıklarını, iki yıl boyunca başağrısı, uykusuzluk, kalp sorunları, depresyon, baş dönmesi, kulak çınlaması ve mide bulantısı gibi semptomlar gösterdiklerini kaydetti.

Taşınmanın ardından şikayetler geçti

Türbinlerden gelen sesi “bir çamaşır makinesinin sürekli dönmesine” benzeten çift, iki saniyede bir yanıp sönen ışıkların da sağlık sorunlarına yol açtığını dile getirdi.

Christel Fockaert, “İlk başta anlamamıştık ama yavaş yavaş, sorunun türbinlerden kaynaklandığını fark ettik. Her iki saniyede bir yanıp sönüyorlar. Flaşların etkisine karşı koyabilmek için dışarıdaki ışıkları açık tutmak zorunda kaldık” dedi.

Christel ve Luc Fockaert, evlerinden 2015’te taşınmalarının ardından şikayetlerinin kısa sürede geçtiğini de ekledi.

Fransa için bir ilk

Toulouse mahkemesinin, “rüzgar türbini sendromu”nu tanıyıp çifte tazminat hakkı vermesi Fransa için bir ilk niteliği taşıyor.

Çiftin avukatı Alice Terrasse, “Bu sıradışı bir davaydı ve bildiğim kadarıyla bir emsali yok” dedi.

Terrasse bu kararın, rüzgar santrali kuran şirketlerin yerel halk üzerindeki etkileri dikkate alması açısından bir uyarı olduğunu vurguladı.

Kararın ardından Avrupa çapında çok sayıda benzer şikayet gelmesini beklediğini ifade eden Terrasse, her vakanın ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini de belirtti.

Yeni araştırma: İklim krizi yoksul ülkelerin ekonomilerini eritecek

İklim değişikliğinin etkilerinin en ağır şekilde görüldüğü yoksul ülkelerin ekonomik geleceği de tehdit altında.

Berlin‘de bulunan Humboldt Üniversitesi’nin yaptığı araştırmada incelenen 65 yoksul ülke ve küçük ada devletinde Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın (GSYİH) 2050 yılına kadar yüzde 19,6 azalacağı öngörüldü.

Araştırmaya göre iklim değişikliğinin beklenen seviyelerde seyretmesi durumunda bu ülkelerde GSYİH’daki azalma 2100 yılına kadar yüzde 63,9’a ulaşacak.

1,5 derece hedefinde dahi önemli düşüş yaşanacak

DW Türkçe’nin haberine göre hesaplamalara, küresel ısınma nedeniyle sıcaklığın 2100 yılına kadar sanayi öncesi döneme göre 2,9 santigrat derece artacağı öngörüsü baz alındı.

Ancak araştırmada, uluslararası toplumun hedeflediği 1,5 derece hedefine ulaşılması durumunda bile GSYİH’larda önemli düşüşler kaydedileceği belirtildi.

Buna göre iklim değişikliğine karşı gerekli önlemlerin alınması ve 1,5 derece hedefine ulaşılabilmesi durumunda söz konusu ülkelerde GSYİH’daki azalma 2050 yılına kadar yüzde 13,1, 2100 yılına kadar da yüzde 33,1’i bulacak.

‘En ağır etkilenecek kıta Afrika’

Araştırmada küresel ısınma ve iklim değişikliğinden ekonomik olarak en çok etkilenecek on ülkeden 8’inin Afrika kıtasında yer aldığına da işaret edildi. Bu on ülkenin iklim değişikliğindeki mevcut durumun devam etmesi durumunda 2100 yılına kadar GSYİH’larında 2100 yılına kadar yüzde 70’lik düşüşle karşı karşıya kalacağı öngörüldü.

İklim krizinden en ağır etkilenecek on ülkenin GSYİH’ları, 1,5 derecelik hedefin tutturulabilmesi durumunda bile yüzde 40 oranında gerilemiş olacak.

Araştırmanın koordinatörlüğünü yapan iklim analisti Marina Andrijevic, iklim değişikliğinin güney yarımküredeki ülkelerin sürdürülebilir kalkınma şanslarını ciddi tehlikeye attığını belirterek şu an alınacak siyasi kararların ülke ekonomilerinin daha da fazla zarara uğramasını önlemek için belirleyici olacağını kaydetti.

‘Gerçek kayıplar çok daha yüksek olabilir’

Araştırmadaki öngörülerin sadece küresel sıcaklıktaki beklenen artışa göre hesaplandığını, kuraklık ve seller gibi giderek artan aşırılıkların dikkate alınmadığını belirten Andrijevic, bu nedenle gerçek kayıpların çok daha yüksek olabileceği uyarısı yaptı.

İklim araştırmacısı Friederike Otto da aşırı sıcakların tropik iklime sahip ülkelerde ve Ekvator bölgesinde açık havada çalışmayı imkansız hale getireceğine, bunun da ilgili ülkelerde ek ekonomik zarara neden olacağına dikkat çekti.

EŞİK: 5’inci Yargı Paketi, kadın ve çocukların haklarını tehdit eden değişiklikler öneriyor

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 5 Kasım’da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonu‘nda görüşülerek Genel Kurul‘a gönderilen 5. Yargı Paketi’ndeki İcra İflas Kanunu’nun bazı maddelerinde önerilen değişikliklerin çocuklar ve kadınlar için ciddi riskler içerdiğini kaydetti.

EŞİK, kamuoyuna “çocuk haczi” olarak lanse edilen çocuk teslimiyle ilgili önerilen değişikliklerin çocuğun üstün yararını gözetmediğinin altını çizdi.

‘Çocuğun üstün yararı ilkesi sadece tekrarlandı’

EŞİK tarafından yapılan açıklamada, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

İcra İflas Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik öneren kanun teklifi, çocuğun kişisel görüşme hakkını düzenleyen maddeleri de içeriyor. İlgili düzenleme, çocuğun üstün yararı ilkesini, sadece tekrarlamakla yetinip, ilkenin uygulanması yönünde somut tedbirler içermiyor. Kurumsal mekanizma düzenlemeyen teklifin bu haliyle yasalaşması durumunda kaygı verici gelişmelere yol açacaktır.

Çocuğun kişisel görüşme hakkı; boşanma aşamasında, boşanmış veya ayrılmış olan çiftlerin müşterek çocukları varsa, bu çocukların her iki ebeveyni ile de sürdürülebilir kişisel ilişki kurma hakkının tanımı, çocuğun, anılan hakkın öznesi olduğunu açıkça ortaya koyar. (BM Çocuk Hakları Sözleşmesi M 9) Sözleşmeye göre, çocuğun kişisel ilişki kurma hakkının yükümlüsü her iki ebeveyn ve hakkının kullanımına ilişkin düzenleme kamu idaresinin sorumluluğudur. Ancak çocuğun hakkını kullanması için yapılacak düzenlemenin ve kişisel ilişki kurma hakkının kullanılma koşulu çocuğun üstün yararı ilkesidir.”

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

‘Yasalara dokunma uygula’

“5. Yargı Paketi, kadınların ve çocukların kazanılmış haklarını ve hayatlarını tehdit eden kişisel görüşme hakkının düzenlenmesine ilişkin maddeleri sorun çözmek yerine yeni toplumsal sorunlar üretme özelliğine sahiptir” diyen EŞİK, çocuğun kişisel görüşme hakkına ilişkin maddelerin tekliften çıkarılması gerektiğini kaydetti:

Çocuğun kişisel görüşme hakkına ilişkin maddeler tekliften çıkarılmalıdır. İlgili yasa maddeleri olduğu gibi korunmalı ve genelgelerle belirlendiği şekliyle etkin, özenli ve hassasiyetle uygulama sorumluluğu kamu idaresinindir. Toplumsal ihtiyaç, yasanın oldu bitti yöntemlerle değiştirilmesi değil etkin uygulanmasıdır.

Eşitlik İçin Kadın Platformu -EŞİK olarak yasalara dokunma uygula temel görüşümüz doğrultusunda Sarayın kalın duvarları arkasında yapılmış yasalara ‘hayır’ diyoruz. Tüm tarafların ve uzmanların katılımıyla, çoğulcu, kapsayıcı ve müzakereci yöntemlerle demokratik ortamda, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle tasarlanmayan hiçbir yasal değişikliği kabul etmiyoruz.

Önümüzdeki yasama yılında her an yeni yasa teklifleri ile yoksulluk nafakasının süreye bağlanması, 6284 şiddet yasasının budanması, TCK 103 çocuk istismarcılarına af getirilmesi gibi girişimlerin Meclise getirilmesi olasılığa kaşı gözümüz açık ve takipteyiz.

‘Yasalara Dokunma Uygula’ demekten vazgeçmeyeceğiz!”

Bal ormanında açılmak istenen taş ocağına karşı bilirkişi raporu: Ekolojik denge yok olur

Rize‘nin tarım havzası Hemşin ilçesinde, AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti ilçe başkanları ile 12 köy ve mahalle muhtarının imzaladığı ortak bildiriyle karşı çıktığı taş ocağı için açılan iptal davasında hazırlanan bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı.

Raporda Levent köyünde 99 hektarlık alanda planlanan taş ocağı projesinin ekolojik dengenin tahribine, bozulmasına ve yok olmasına neden olacağı bilgisine yer verildi.

ÇED Gerekli Değil kararı

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ‘bal ormanı’ ilan edilen ve nesli tükenme tehlikesi altındaki kırmızı benekli alabalık, su samuru ve su kertenkelesinin yaşadığı dereyi de kapsayan Hemşin Vadisi’ndeki Levent köyünde, bir firma tarafından taş ocağı projesi hazırlanmıştı.

Şirketin toplam ruhsat alanı 99 hektar olan arazide ilk aşama için 24,7 hektarlık alan için yaptığı başvuruda ‘ÇED gerekli değil’ kararı verildi. Kentin organik tarım havzası Hemşin’de daha önce yapımı planlanan hidroelektrik santraline karşı bir araya gelip, projeyi iptal ettiren AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti ilçe başkanları ile 12 köy ve mahalle muhtarı, bu kez Levent köyünde taş ocağına karşı birleşerek, ortak bildiriye imza atmıştı.

‘Ekolojik dengeyi bozacak’

T24’ün haberine göre dosyanın iade edildiği Rize İdare Mahkemesi’nin atadığı yedi kişilik bilirkişi heyeti taş ocağı açılmak istenen alanda incelemesi yaptı.

Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda özetle şu ifadelere yer verildi: “Raporda ayrıntıları verilen bu parametreler açısından çevresel etki değerlendirmeleri yapılmamış projenin bu hali ile işletilmesi durumunda fiziksel ve biyolojik çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribine, bozulmasına ve yok olmasına neden olacağı, çevreye olabilecek olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da zararın çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için gerekli önlemlerin alanı temsilden uzak ve literatür bilgilerine dayalı hazırlandığı ve proje özelinde uygun ve yeterli olmadığı, riskleri öngörmediği ve alternatif tedbirleri içermediği görüş ve kanaatindeyiz.”

‘100 senelik ağaçlar var’

Taş ocağına karşı mücadele yürüten Kasım Demirci, “Bilirkişi heyeti olması gereken doğrultuda kararlarını verdi. Biz de başından beri bunu ifade ediyoruz. Karar mercileri projeyi masa başında değil de doğaya gelip yerinde inceleselerdi bilirkişi heyetinin verdiği kararı verirdiler” dedi.

Demirci, “100 senelik ağaçlarla kaplı bu ormanlık alanın içerisinde patika yolu bile yok. Sadece bir kişinin para kazanması için bu ormanın, doğanın tahrip edilmesi ülkemiz için de büyük bir kayıptır. Bu bağlamda bilirkişinin vermiş olduğu rapor bizi mutlu etmiştir”açıklamasını yaptı.

LGBTİ+’ların Yerel Gündemi Programı 13-14 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek

Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği ve Genç Yeşiller iş birliğinde gerçekleştirilen “LGBTİ+’ların Yerel Gündemi: İhlaller, İmkanlar ve Talepler” adlı program, yerellerinde bir şeyleri değiştirmek isteyen LGBTİ+ aktivistleri arıyor.

Programla, LGBTİ+’ların kentsel hakları, kişilerin ve örgütlerin izleme ve katılım kapasitelerinin güçlendirilmesi ve LGBTİ+’lar ile yerel yönetimlerin karşılıklı ilişkisinin geliştirilmesi hedefleniyor.

Programa 25 kişi katılabiliyor

Programda sahadan ve akademiden uzmanlar da yer alacakken, yerellerde LGBTİ+’ların yaşadıkları sorunlara yerel yönetimlerin üretebileceği çözümler üzerine tartışmalar yürütülecek.

Program, Türkiye’nin farklı bölgelerinden LGBTİ+ aktivistlerin, örgüt temsilcilerinin ve bireysel olarak bu konuya ilgi duyan ve bu alanda bilgi üretimine katkı sunmak isteyen kişilerin başvurusuna açık.

Toplam 25 kişinin kabul edileceği programda başvuruların değerlendirilmesinde şehir ve cinsiyet kimliği dağılımı gözetilecek ve örgütsel temsiliyeti olan katılımcılara öncelik verilecek.

Etkinliğe buradan kayıt yaptırabilirsiniz.

Akkuyu NGS’de bir skandal daha: Yemekhaneyi su bastı

Mersin’de inşaatı hala devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatında çalışan personele ait yemekhanenin geçtiğimiz hafta yağan yağmurda su altında kaldığı ortaya çıktı.

Geçen hafta pazartesi ve salı günlerinde etkili olan yağmurun ardından, bir çalışan tarafından çekilen görüntüler binlerce çalışanın yemek yediği alanın sular altında kaldığını gösterdi.

Akkuyu NGS: Sorumlu yüklenici firma

Görüntülerin yayınlanmasının ardından Akkuyu Nükleer Güç Santrali A.Ş.‘den (NGS) bir açıklama yapıldı. Sorumluluğun ismi verilmeyen “yüklenici firmadan” kaynaklandığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Akkuyu NGS şantiyesi bölgesindeki şiddetli yağış nedeniyle işçilerin yerleşim alanı dışında bulunan yemekhaneyi su bastı. Binanın bakımından sorumlu yüklenici firmanın, çatının kış mevsimine hazırlık çalışmalarını zamanında tamamlamaması nedeniyle oluşan bu durum üzerine, yüklenici firmadan çatıdaki aksaklıkları bir an önce gidermesi ve yerleşim alanındaki tüm tesislerde bu tür olayların tekrarlamaması için önlem alması talep edildi.”

‘Sızıntı giderildi’

Talebi değerlendiren teknik personelin çatının onarımını ivedilikle gerçekleştirerek çatıdaki tüm sızıntıları giderdiği belirtilen açıklamada şunlar söylendi:

“Şu an bina, normal işlevini yerine getiriyor. Akkuyu Nükleer A.Ş., inşaat personeline ait yerleşim alanlarındaki yemekhaneler ve hizmet odalarının onarım ve bakımından sorumlu yüklenici firmalarının faaliyetlerini denetleyerek, Akkuyu NGS inşat sahasındaki işçilerin güvenliğini ve rahat çalışma koşularını sağlamak için tüm önlemleri almaktadır.”

İlk vukuat değil

Üç reaktörün temelinin inşa edildiği yani inşaatın başladığı 2019 yılından bugüne Akkuyu NGS inşaat sahasında temelde çatlak, zemin üzerinde meydana gelen su sızıntısı, iş kazası ve iki defa patlama yaşandı.

İşçilerin çalışma koşullarının oldukça kötü şartlarda olduğu da birçok kez gündeme gelmişti. Pandeminin başında yemekhanenin işçilere ve yöneticilere ayrılan bölümlerinde uygulanan çifte standartı gözler önüne seren videolar ortaya çıkmıştı. Videolarda işçilere ayrılan bölümde çalışanların sosyal mesafe kurallarının hiçe sayılarak üst üste yemek yediği görüntüleniyordu.

‘Nükleer enerjiyi savunanlar bile karşı çıkmalı’

nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan, seçim hazırlığı nedeniyle Akkuyu’daki işlerin hızlandırıldığını, işçilerin pandemi döneminde izin almadan, hijyen olanakları kötü barakalarda üst üste çalıştırıldığını söylemişti. Demircan, inşaattaki bu hızlanmanın olası birçok ihlale ve kazaya davetiye çıkardığı uyarısında bulunmuştu.

Pınar Demircan, “Akkuyu NGS projesi özelinde yaşadıklarımız; bu ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal gerçekleri bu projeye nükleer enerjiyi savunanların bile karşı çıkmasını gerektirecek kadar vahim” yorumunu yapmıştı.

Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat: Türkiye’den Örnekler

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında “Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat: Türkiye’den Örnekler” başlıklı yeni bir politika metni yayımladığını duyurdu.

Bu politika metniyle, çevre ve kültür-sanat ilişkisini kültür politikaları perspektifiyle tartışmaya açmak amaçlanıyor.

Kültür-sanat ve ekoloji ekseninde yürütülen çalışmalar

Metinde, Türkiye’den kültür-sanat ve ekoloji ekseninde yürütülen çalışmalardan bir derleme de yer alıyor. Ayrıca, alanın paydaşları arasındaki bağlantıları gösteren bir ağ haritası da var.

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlanan politika metni, İKSV’nin Şubat 2021 tarihli “Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat” başlıklı raporunda sunulan çerçeveyi Türkiye’den örneklerle destekledi.

İKSV’nin Birleşik Krallık‘tan Julie’s Bicycle ve British Council Türkiye’nin işbirliği ile temmuz ayında düzenlediği “The Climate Connection, Kültür ve Çevre Yuvarlak Masa Toplantısı: Türkiye” başlıklı çevrimiçi toplantıda dile getirilen öneri ve talepler bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturdu.

Metinde, Türkiye’de ekolojik dönüşüm yolunda güncel yaklaşımlar neler? Sanatçılar veya kültür kurumları hangi pratikleri benimsiyor? Ne tür konular ekoloji ile iç içe ele alınıyor? gibi sorulara cevap aranırken, toplantıya katılan kültür-sanat aktörleri, sivil toplum kuruluşları, yerel örgütlenmeler, akademisyenler ve gençlik ağlarından temsilcilerin ekolojik ayak izlerini azaltmak, etkilerini artırmak, sürdürülebilirliklerini sağlamak ve iklim krizine yönelik politikaları şekillendirmek için tespit ettikleri ortak ihtiyaçlar ve talepler de özetlendi.

Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat: Türkiye’den Örnekler başlıklı politika metninin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.