Ana Sayfa Blog Sayfa 1158

Türk lirası dolar karşısında 10,44’ü gördü

Türk lirasındaki değer kaybı bugün de devam etti. Haftaya büyük bir düşüş ile başlayan lira, dolar karşısında 10,4471’i görerek yeni rekorunu kırdı. Saat 09.55 itibariyle de 10,41 seviyesinde işlem görüyor.

Euro ise güne 11,48’den başladı. Gün içerisinde 11,8180 seviyesine çıkarak tarihi zirvesini gördü.

Dünkü kapanışta doların satış fiyatı 10,2650 lira, avronun satış fiyatı ise 11,6390 lira olmuştu.

Faiz kararı bekleniyor

Türk lirasındaki düşüş, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimine devam edeceği yönündeki beklentiler nedeniyle bu hafta yeniden hızlandı.

18 Kasım’da (yarın) Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı yapılacak.  Reuters anketine göre, TCMB’nin politika faizini bu hafta 100 baz puan daha indirerek yüzde 15’e düşüreceği tahmin ediliyor.

TCMB önceki iki ayda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da düşük faiz ısrarı nedeniyle 300 baz puan faiz indirimi yapmıştı.

Enflasyon daha da artabilir

Merkez’in yurt içinde yüzde 20’ye yakın olan enflasyona rağmen merkezin faizi düşürmesi TL’nin savunmasız kalmasına neden oluyor.

TCMB fiyat istikrarının cari fazla verilmeden sağlanamayacağını belirtirken, tüketici enflasyonun ise Ekim’de yükseldiği %20’lerde aylarca kalması bekleniyor. Ekonomistler cari fazlaya odaklanan TCMB’nin enflasyondaki yüksek seyire tepki vermeyeceğinden ve enflasyonun daha da yükselteceğinden endişeliler.

Lübnan’da gıda krizi derinleşiyor: Sendika yardım karnesi çıkarılmasını önerdi

Lübnan Gıda İthalatçıları Sendikası, vatandaşların gıda güvenliğinde ciddi bir çöküş olduğu konusunda uyararak, yoksul ailelere verilmesi planlanan “yardım karnesinin” ivedilikle çıkarılmasını talep etti.

Lübnan resmi ajansı NNA’nın yer verdiği sendika açıklamasında, başta yerel para biriminin dolar karşısındaki değer kaybı olmak üzere çeşitli etkenlerin sonucu olarak gıda güvenliğindeki çöküşe işaret edildi.

Tek çözüm yardım karnesi

Lübnanlıların gıda güvenliğinde ciddi bir gerilemenin olduğu konusunda uyarıda bulunulan açıklamada, piyasalardaki durgunluğun devam etmesi ve krizin artması durumunda vatandaşların çoğunun gıda ihtiyaçlarını karşılayamayacağına dikkat çekildi.

Sendika açıklamasında, Lübnanlıların temel gıda ihtiyaçlarını sağlayabilecek tek çözüm olduğunu belirttiği “yardım karnesi”nin hemen çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Lebanon faces 'dramatic challenge' of food crisis, PM warns | | AW

IMF ile anlaşma çağrısı

Gıda İthalatçıları Sendikası ayrıca siyasi güçlere, ulusal çıkarları önceleme, performanslarının ve vakitlerinin tamamını Lübnan’ı kurtarmak için sarf etme, reformların onaylanması ve Uluslararası Para Fonu’yla (IMF) anlaşma çağrısında bulundu.

Lübnan’da devlet sübvansiyonunun kaldırılması adımları doğrultusunda yoksul ailelere verilecek “yardım karnesi” üzerinden her vatandaşa aylık 25 dolar ödeme yapılması planlanıyor. Bu plana göre 64 yaş üstü Lübnanlılar, 15 dolar ek ödeme alabilecek. Yardım kapsamında her ailenin alacağı aylık toplam yardım miktarının 126 doları geçmeyeceği ifade ediliyor.

T24’ün aktardığına göre Lübnan’da 10 Eylül’de göreve başlayan Necib Mikati hükümeti henüz yardım karnesine ilişkin somut bir adım atmış değil.

Lübnan’daki ekonomik kriz

Lübnan, özellikle 2019’dan bu yana ciddi bir ekonomik krizle mücadele ediyor. Merkez Bankası‘ndaki dolar likidite sorunu ve döviz rezervlerinin erimesi, ülkede başka ciddi krizlerin de patlak vermesine yol açtı.

Lübnan lirası ABD doları karşısında yüzde 90’a varan bir değer kaybı yaşadı ve ülkede resmi olmayan verilere göre enflasyon yüzde 700 arttı.

Birleşmiş Milletler’in (BM), 1 Temmuz’da yayımladığı değerlendirme raporunda, Lübnanlıların yarısından fazlasının yoksulluk sınırı altında yaşadığı, yaşam şartlarının 1975-1990 yıllarındaki iç savaş döneminden bile daha kötü olduğu vurgulandı.

Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’na göre, 2021 yılında Lübnan nüfusunun yüzde 74’ü yoksulluk sıkıntısı çekiyor.

Ekrem İmamoğlu: Kanal İstanbul’un yapılmayacağını taahhüt ediyoruz

Ömerli Emirli 2. Kademe İçme Suyu Arıtma Tesisi’nin açılış töreninde konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul projesiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, “Sadece çevre katliamı değil, İstanbul gibi bir kentin heba edilmesi anlamına gelmektedir. Bu tarihi sorumlulukla bizler, Kanal İstanbul’un İstanbul’a yaptırılmayacağını, yapılmayacağını vatandaşımıza, halkımızla beraber taahhüt ediyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Seviyesiz ve fütursuzca eleştiriler’

ANKA‘da yer alan habere göre Ekrem İmamoğlu, siyasi iradenin talimatıyla Kanal İstanbul’u eleştirenlerin bazı mevki sahibi kişiler tarafından seviyesiz ve fütursuzca eleştirildiklerini kaydetti ve şunları söyledi:

Pişirip pişirip önümüze koydukları, önündeki metni okuma konusundaki kararlılığın dışında hiçbir kararlılığı olmayan bazı mevki sahibi arkadaşların, bunun adı ne olursa olsun, çıkıp Kanal İstanbul’la ilgili ahkam kesip, Kanal İstanbul’la ilgili yapılmaması hususunda ortaya çıkan bilimsel veriler üzerinden, bazen benim tarafımdan, bazen siyasi partilerin değerli yöneticileri ve hatta genel başkanları tarafından ortaya konulan kararlılığı seviyesiz ve fütursuzca eleştirdiklerini görüyorum.

Hiçbir bilimsel, hiçbir teknik kabiliyet ve kapasitesiyle bunu yaptığını düşünmüyorum. Siyasi iradenin talimatıyla yaptığını düşünüyorum. Diğer kapasitelerine dair şahitliğim vardır. O bakımdan, Genel Başkan’ımızla veya diğer siyasi temsilcilerinin söyledikleriyle ilgili yorum yaparken dikkatli kelimeler ve cümleler seçmesi gerektiğini de buradan belirtmek istiyorum.”

‘Kanal İstanbul’un yapılmayacağını taahhüt ediyoruz’

Bakanlık da dahil olmak üzere, Kanal İstanbul ile ilgili yapılan toplantılara hiçbir resmi kurum ve kuruluştan katılımcı gelmediğini kaydeden İmamoğlu, kendilerinin de bakanlığın, kurum ya da kuruluşların bilimsel veya teknik bir çalışmasına davet edilmediklerini ifade etti:

Biz ise İstanbul’u yöneten, 100 bine yakın çalışanı olan, 16 milyon hemşerisinin yetkisiyle İstanbul’u yöneten kişiler olarak, herhangi bir bakanlığın ya da kurum ya da kuruluşun bilimsel veya teknik bir çalışmasına da kanalla ilgili davet edilmemişizdir. Alınan hiçbir karar katılımcı yapılmamıştır. Bir avuç insanın kapalı kapılar ardında aldığı kararlarla süreçler yönetilmiştir. Çevre katliamıdır. Sadece çevre katliamı değil, İstanbul gibi bir kentin heba edilmesi anlamına gelmektedir. Bu tarihi sorumlulukla bizler, Kanal İstanbul’un İstanbul’a yaptırılmayacağını, yapılmayacağını vatandaşımıza, halkımızla beraber taahhüt ediyoruz.”

‘Çevre katliamlarının karşısında durmaya devam edeceğiz’

İBB Başkanı, bu tür çevre katliamlarının karşısında durmaya devam edeceklerini de dile getirdi:

Dünyanın fosil yakıtla, mazotla, benzinle çalışan arabaları reddetmeye başladığı bir dönemde, çevre odaklı politikalar üretme kurgulamasına yöneldiği bir dönemde, bu tür çevre katliamlarının karşısında durmaya devam edeceğiz. Bu tehditlerden sonra biz işimize bakıyoruz. İSKİ hem bu tür atık su arıtma tesislerini yapacak hem bugün açılışını yaptığımız Ömerli Emirli 2. Kademe İçme Suyu Arıtma Tesisi’ni yapacak. Şehrin atık su altyapısının sele dayanıklı hale gelmesini, tarihi alanlardaki yenilemeleri ve aynı zamanda yeni başlattığımız özellikle su toplama havzaları olan vadilerimizde, yaşam vadileri üretme konusunda kurumumuzun birimleriyle iş birliği yaparak, çok değerli bir 2022 dönemini, 2023’ü İstanbul’a hazırladığını biliyorum. Milyonlarca metrekarelik yeşil alanı, iş birliği yaparak İstanbul’a da hediye etmenin sorumluluğunu taşıyacağını biliyorum.”

Marmara Denizi‘ndeki müsilaj sorunuyla ilgili de açıklamalarda bulunan Ekrem İmamoğlu, “Sorunun çözümü noktasında, belediye olarak 10 milyar TL’yi aşan bir yatırım planımız var. Bu planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ilettik. Biz, soruna siyaset üstü bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz” dedi.

‘Bu yanlıştan vazgeçin’

Adalar‘da plan yapma yetkisinin Cumhurbaşkanlığı kararıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildiğini hatırlatan İmamoğlu, bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini de ifade etti:

Hiç bu işle ilgisi olmayan, ruhuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir hususun, bu karar kapsamındaymış gibi bir karara dönüştürülmesini üzüntüyle karşılıyoruz. Bakanlığın ve Sayın Bakan’ın talimatlarıyla Genel Müdür ve bizim yetkililerimiz bir araya geldiler. Bu işin iyi niyeti, kötü niyeti olmaz. İBB sınırları içerisindeki Adalar Belediyesi’nin, Adalar ve Büyükşehir Belediyesi’nin yetkisinde olan planlama yetkisinin Şehircilik Bakanlığı’na dahil edilmesi sürecinin iyi niyeti, kötü niyeti aranmaz. Derhal bu yanlıştan dönülmesi gerekir. İşin ruhunun kaçmaması adına, sürdürülen görüşmelere ilaveten, lütfen bu yanlışı düzeltin. Bu doğru bir iş değildir. Bu müdahaleci bir anlayışa dönüşür. Bunu hiçbir şekilde izah edemezsiniz. Elbette bu şekilde devam ederse hukuki haklarımızı aramaktan da geri durmayız.”

‘Melen Barajı konusunda Bakanlık bilgilendirme yapmalı’

İmamoğlu, İstanbul’un su sorununu çözecek Melen Barajı konusunda da, Tarım ve Ormancılık Bakanı‘nın, Devlet Su İşleri üzerinden yürütülen süreçle ilgili kamuoyunu, İBB ve İSKİ’yi acilen bilgilendirilmesi gerektiğini kaydetti ve “Melen Barajı’nda uygulanmak üzere olduğu söylenen bir projesinin henüz daha kesinleşmediği noktasında birtakım duyumlar, birtakım ihbarlar almaktayız. ‘Şu tarihte açılacak’ denen tarihten bu yana, 4-5 yıl geçmiştir. Saati verilen, günü verilen tarihten bu yana 4-5 yıl geçmiştir. Ve halen bu konuda sonuç net olarak yok ve yapılan işin geleceği konusunda ne yazık ki kaygılıyız” açıklamasında bulundu.

1 Nokta 5: Türkiye 10 yılda kömürden nasıl çıkabilir?

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal), Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe), Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA), WWF-Türkiye, Greenpeace Akdeniz, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği ve 350.org‘un ortak hazırladığı “Kömürden Çıkış 2030” raporuna göre Türkiye’nin 10 yıl sonra bütün enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklarla üretmesi gerçekçi bir hedef.

Peki, bu hedefe ulaşabilmek için nasıl bir dönüşüm gerekiyor? Hangi mali politikalarla düşük karbonlu enerji üretimi sağlanabilir? Paris Anlaşması’nı en son onaylayan ülkelerden biri olmasına rağmen, Türkiye kömürden çıkma senaryosunun sunduğu fırsatları nasıl değerlendirebilir?

1 Nokta 5 programının yeni bölümünde Gezegen editörü Zeynep Yüncüler, bu kapsamlı rapor ışığında Türkiye’nin kömürsüz bir geleceğe geçiş sürecini SEFİA direktörü Bengisu Özenç ile konuştu.

1 nokta 5

Hava kirliliği Avrupa’da her yıl 307 bin erken ölüme yol açıyor

Avrupa Çevre Ajansı, hava kirliliğinin neden olduğu erken ölümlerin Avrupa genelindeki etkisine dair araştırmanın sonuçlarını yayımladı.  Araştırmaya göre hava kirliliği Avrupa genelinde yılda 307 bin erken ölümden sorumlu.

Avrupa Ekonomik Bölgesi raporuna göre, Avrupa Birliği üyeleri, Dünya Sağlık Örgütü‘nün en son hava kalitesi yönergelerine bağlı kalsaydı, 2019’da kaydedilen ölüm sayısı yarıya indirilebilirdi.

Nüfusa kıyasla en fazla ölüm Polonya’da

2019’da hava kirliliği, Almanya‘da 53 bin 800, İtalya‘da 49 bin 900, Fransa‘da 29 bin 800 ve İspanya‘da 23 bin 300 erken ölüme neden oldu. Polonya‘da ise nüfus başına en yüksek rakam olan 39 bin 300 ölüm görüldü.

Hava kirliliği, kalp rahatsızlıkları, felç, kanser ve akciğer rahatsızlıklarına sebep olabilir. Çocuklarda ise hava kirliliği, akciğer gelişimine zarar verebilir, solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

Yüde 55 azaltılması isteniyor

BM sağlık kuruluşuna göre, hava kirliliği dünya çapında yılda yedi milyon erken ölüme neden oluyor.

Avrupa Birliği’nin hava kirliliği veri merkezi, bir sonraki yıl için ölümlerdeki yüzde 10 düşüşün kıta genelinde hava kalitesinde kademeli bir iyileşmeye bağlı olduğunu söyledi.

AB, 2030 yılında 2005 yılına kıyasla ince hava kirliliğinden kaynaklanan erken ölümleri en az yüzde 55 oranında azaltmak istiyor. Hava kirliliği mevcut oranda düşmeye devam ederse, hedefe 2032 yılına kadar ulaşması bekleniyor.

TCMB açıkladı: Eylülde konut metrekare fiyatı ilk kez 5 bin TL’yi geçti

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan eylül 2021 dönemine ilişkin Konut Fiyat Endeksi‘ne göre, fiyatlar eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35,51 oranında arttı. Eylülde Türkiye genelinde metrekare fiyatı ilk kez 5 bin TL’yi geçti.

Açıklanan verilere göre, eylülde konut fiyatlarında enflasyondan arındırılmış artış da yüzde 13,3 oldu.

Yeni konutlarda yıllık artış yüzde 43,5 seviyesinde

Konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan (KFE) (2017=100), eylülde bir önceki aya göre yüzde 3,2 arttı ve 198,8 seviyesine yükseldi.

Yeni konutlarda da yıllık artış yüzde 43,5 seviyesine kadar yükseldi. Yeni olmayan konutlarda fiyat artışı yüzde 33,9 oldu.

Metrekare birim fiyatı ilk kez 5 bin TL’nin üzerinde

TCMB’nin verilerine göre, eylül ayında ortalama metrekare fiyatı 5 bin 11 TL oldu. Böylelikle eylülde Türkiye genelinde metrekare birim fiyatı ilk kez 5 bin TL’nin üzerine yükselmiş oldu.

Konut Fiyat Endeksi, eylülde 2020’nin aynı ayına göre yüzde 35,5 artarken, bu dönemde reel yükseliş yüzde 13,3 seviyesine ulaştı.

İstanbul, Ankara ve İzmir için konut fiyat endeksi değişimine bakıldığında eylülde bir önceki aya göre İstanbul’da 4,0, Ankara’da 3,2 ve İzmir’de 2,0’lık artış yaşandı.

Endeks değerleri geçen yılın aynı ayına göre de İstanbul’da yüzde 32,6, Ankara’da yüzde 30,9 ve İzmir’de 34,8 yükseldi.

COP26 beklentileri karşıladı mı?

İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) pandemi nedeniyle yaşanan bir yıl gecikmenin ardından 31 Ekim tarihinde başladı.

14 gün süren konferans boyunca liderlerin iklim için verdikleri taahhütleri, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini yaşayan toplulukların sitemlerini ve sokaklarda iklim adaleti talep eden kitlelerin sloganlarını dinledik.

Yeşil Gazete olarak da bu süre zarfında yalnızca COP26 ile ilgili 100 habere imza attık.

İklim alanında çalışanlar yanıtlıyor

Konferans, üzerinde uzlaşılan Glasgow İklim Paktı‘nın tüm ülkeler tarafından imzalanmasıyla birlikte sona erdi. Peki tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu COP26 beklentileri karşıladı mı?

Bu soruyu Türkiye’de iklim alanında çalışan ve mücadele eden akademisyenlere, aktivistlere ve sivil toplum çalışanlarına yönelttik.

‘Liderler değişim için irade ortaya koymaktan uzak’

350 Türkiye’den Efe Baysal “COP 26’nın beklentileri karşılayıp karşılamadığı önemli bir soru olmakla birlikte sanırım en önemli nokta beklentinin çizgisini nereden çektiğimiz. Hareket içinden bakacak olursak, küresel iklim hareketi uzun bir süredir kendini bir sene içinde sadece iki hafta süren iklim zirvelerine göre şekillendirmiyor. Söz üretiyor, talepte bulunuyor, eyleme geçiyor ve buna aynen devam edecek” ifadelerini kullandı.

Efe Baysal açıklamasında “İklim zirvesinin hepimize gösterdiği en net şey başta Küresel Kuzey’dekiler olmak üzere, ‘dünya liderleri’nin değişim için irade ortaya koymaktan ne kadar uzak oldukları. Öte yandan değişimin kendisi Glasgow’un sokaklarında ve ötesinde, kamusal alanlarda adil, eşitlikçi, yaşanabilir bir yeryüzü için, iklim için ses verenlerde olmaya devam edecek. Bu sesi büyütmek ve umudu yeşertmek ise hepimizin elinde” dedi.

‘Nükleercilerin hortladığı bir konferans’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, “COP’lar ne yazık ki bir kırılma dönemine doğru gidiyor. Bu kırılma sonucunda İklim Krizi’yle mücadele eden ve sokakta olan kesimler bu zirvelerden umutlarını kesebilirler ve bu ne yazık ki olumlu bir sonuç vermeyecektir. COP’ların zaman kaybedilen, boş konuşulan yerler haline getirilmemesi ve görülmemesi lazım” ifadelerini kullandı.

Glasgow’da alınan kararların bir bölümünün eğer bu mücadele başarı ile sonuçlanırsa tarihe olumlu olarak geçeceğini ve hatırlanacağını belirten Urbarlı, “Fakat soru şu: Bu kararlar, bu sulandırma ile ve bu tarihte alındığında bu mücadeleyi başarıya taşıyabilecek mi? Kömür ve fosil yakıtların tamamı için alınan kararlara dair söylüyorum bunu. Son bir not: Glasgow nükleercilerin tekrar hortladığı bir konferans olarak da hatırlanacak” yorumunu yaptı.

‘Gerçek mücadele sokakta’

Fridays for Future hareketinden Duru Barbak, “COP26 tabi ki beklentileri karşılamadı. Konferansın en saçma taraflarından biri de fosil yakıt endüstrisine bağlı delegelerin ülkelerin delege sayısını geçmesiydi” ifadelerine yer verdi.

Barbak açıklamasında “Zaten iklim krizinin yıkıcı etkilerinin çoğunu göremeyecek olan karar alıcılar, çıkarlarından vazgeçip geleceğimizi düşünecek gibi görünmüyor. Ama biz bunu onların keyfine bırakmayacağız, o yüzden mücadeleyle devam. Aynı Glasgow’da olduğu gibi gerçek mücadele konferans salonlarında değil sokaklarda verilecek” dedi.

‘Birçok konu önümüzdeki yıllara bırakıldı’

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş ise “Bana göre, Glasgow’da ülkeler bazı konularda ilerleme sağlamakla birlikte, iklim değişikliği savaşımı ve Paris Antlaşması’nın 1.5-2 derece küresel ısınma hedeflerinin tutturulması vb. gibi yaşamsal konularda gerekli olan ve ısrarla gerçekleştirilmesi beklenen ‘daha güçlü, daha azimkâr sera gazı azaltım yükümlüklerinin kabulü’ ve ‘etkilenebilirliği yüksek gelişmekte olan ve az gelişmiş yoksul ülkelerin gereksinim duyduğu iklim finansmanının sağlanması’ vb. konuları önümüzdeki yıllarda da ‘gürültülü ve şaşalı bir biçimde’ görüşmeyi sürdürme konusunda anlaştılar” dedi.

Türkeş açıklamasının devamında “Dahası, bir kez daha tıpkı Paris Antlaşması’nın kendisinin de bu düşünsel yaklaşımla oluşturulmuş ve yaygın bir kabul görmüş olmasına benzer şekilde, ‘en kötü anlaşma/uzlaşma hiç anlaşma/uzlaşma olmamasından daha iyidir’ ön savı temel alınarak Glasgow İklim Anlaşması karar metni Taraflarca kabul edildi” ifadelerini kullandı.

‘İklim Acil Durumu ilan edilmeli’

Change.org’tan Pelin Özkan Metin ise “COP26, kimi için bir başarı olarak ele alınsa da kimi için bir ‘hayal kırıklığı’ndan öteye geçemedi” yorumunu yaptı. İnsan faaliyetlerinin bugüne kadar sanayi devrimi öncesi döneme göre 1.2 derece ısınmaya neden olduğunu ve bu ısınmanın etkilerinin her bölgede ortaya çıktığını belirten Özkan Metin, “Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefine ulaşılması için karbon bütçesi hızla tükeniyor ve emisyon azaltımları yetersiz kalıyor. Bu bakımdan, iklim krizi bir alarm durumudur ve Türkiye Genç İklim Aktivistlerinin change.org’da başlattıkları kampanyada da talep ettikleri gibi ‘İklim Acil Durumu’ ilan edilmelidir” dedi.

COP26’da “aciliyet” vurgusunun yer almadığını vurgulayan Özkan-Metin, “Bu, iklim krizinin bir acil durum olarak tanınmadığı anlamına geliyor. Oysa karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik olarak sadece taahhütler verilmesi, ancak şimdiye kadar anlamlı bir emisyon azaltımı yapılmaması, dünyanın ortalama yüzey sıcaklığındaki artışın 1,5 dereceyi kısa sürede aşacağını ortaya koyuyor. Daha fazla zaman kaybetmeden İklim Acil Durumu ilan edilmeli. Genç İklim Aktivistlerinin başlattığı kampanyaya imzalar vererek bu talebin güçlenmesini sağlayabilirsiniz” çağrısını yaptı.

‘COP26 fare doğurdu’

“COP26 fare doğurdu” ifadelerini kullanan Yeni İnsan Yayınevi Editörü Akif Pamuk ise “COP26 İklim Zirvesi, politikacılardan iklim krizi için bir çözüm beklemememiz gerektiğini tüm insanlığa tekrar hatırlatan bir ifşa toplantısı oldu” ifadelerini kullandı.

Yasa yapıcılar ve iş insanlarının iklim krizini görmezlikten gelip, vakit kazanmaya çalıştıklarını belirten Pamuk, “COP26, iklim adaleti talebinin bilimsel göstergelere rağmen yasa yapıcıları ikna edemediğini gösteriyor. Bu durum, iklim krizine karşı taleplerimizi daha güçlü dile getirmemiz gerektiği anlamını taşıyor” yorumunu yaptı.

Pamuk açıklamasında “Diğer taraftan, kömürden çıkışın kavramsal düzeyde tartışılması olumlu bir kazanım olarak gözükse de Milas’taki zeytin şenliğinin sponsorunun YK Enerji olması ve bu durumu protesto eden yaşam savunucusu arkadaşımız Deniz Gümüşel’in gözaltına alınması, COP26’da dile getirilenlerin gerçeklikle örtüşmediğini ve çoğu demecin kürsü konuşması olduğunu düşündürüyor. İklim krizi ile mücadelede COP toplantılarından çok daha fazlasına ihtiyacımız var” dedi.

 

Zonguldak’ta çöp dökümüne kapatılan alan 12 yıldır temizlenmiyor

Zonguldak‘ta 2009 yılında yeni katı atık depolama tesisi yapılmasının ardından çöp dökümüne kapatılan alanda bulunan çöpler aradan 12 yıl geçmesine rağmen temizlenmedi.

Atıklar, dalgalarla birlikte denize karışıp sahile yayılırken, sahil şeridine vuran şırınga, enjektör, serum şişeleri, plastik gibi atıklar insan sağlığını tehdit ediyor.

Üzeri toprak ve hafriyatla örtülmeye çalışıldı

DHA‘da yer alan habere göre, Zonguldak’ta belediyelerin topladığı evsel atıklar, 1980’den 2009’a kadar Kozlu ilçe girişindeki sahil yolu üzerindeki alana döküldü. Burada biriken çöpler daha sonra Sapça mevkisinde bulunan Katı Atık Depolama Tesisi‘ne taşınırken, Zonguldak Belediyesi de eski çöp bölgesinin yeşil alana dönüştürülerek halkın kullanımına açılmasına karar verdi.

Fakat, geçen süre boyunca atıklar toplanmadığı gibi, uzun yıllardır buraya dökülen evsel atıklarla birlikte atıklar da bölgede kirlilik oluşturdu. Oluşan çöp dağının üzeri toprak ve hafriyatla örtülmeye çalışıldı.

Fotoğraf: DHA

‘Her fırtınada bu atıklar denize karışıyor’

TEMA Zonguldak Temsilcisi Berran Aydan, alanın kapatılmasının ardından 12 yıl geçmesine rağmen bölgenin temizlenmediğini kaydetti. Aydan, en kısa sürede çözüm bulunmalarını istedi ve şunları söyledi:

Son yıllarda iyi bir gelişme olarak buraya artık atık dökülmüyor. Belediye başka bir tesis yaptı. Ancak burada çok uzun yıllar biriktiği için çöpler, üzerleri toprakla kapatılsa dahi dalgalarla rüzgarda ve her fırtınada bu atıklar denize karışıyor. O bizim çöplerimizi alıyor ve sahillere taşıyor. Bu çok ciddi bir sorun. Buranın içerisinde enjektör gibi tıbbi atıklar da var. Buraya en kısa sürede artık çözüm bulunmasını istiyoruz.”

Basın açıklamalarının engellenmesine rağmen yargılanan NKP üyeleri beraat etti

Fukuşima Nükleer Felaketi‘nin 10’uncu yıl dönümünde Mersin’de inşaatı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali önünde basın açıklaması yapmak isteyen Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) üyelerine açılan davanın ikinci duruşması bugün Mersin Adliyesi‘nde görüldü.

Davayı karara bağlayan 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi, eylemcilerin yapmak istediği basın açıklamasının “demokratik bir hak” olduğunu belirterek davalılar hakkında beraat kararını açıkladı.

‘Sağlıklı çevrede yaşama hakkını savunduk’

NKP’den Ful Uğurhan kararı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Yaşam savunuculuğu suçundan beraat ettik” sözleriyle duyurdu.

Uğurhan açıklamasında “Yagıçlar ve savcılar dahil tüm insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunduk. Dileriz ki Akkuyu Nükleer Santral inşaatı durdurulur ve başta ülkemiz ve Akdeniz’e komşu ülkeler olmak üzere tüm dünya yeni bir nükleer felaket riskinden korunmuş olur” dedi.

Savcı da beraat talep etti

NKP’den Sedat Başkavak ise “11 Mart’ta Akkuyu’da Fukuşima nükleer felaketi için yaptığımız anmaya dava açılmıştı. Bugün Gülnar Asliye Ceza Mahkemesi’nde ikinci duruşmaya katıldık” dedi.

Duruşmada neden nükleer santral istemediklerini anlattıklarını aktaran Başkavak, savcının da “demokratik bir devlette konuşmak haktır, beraat etsinler” dediğini belirtti.

Avukatların ise iddianameyi eleştirerek basın açıklamasının izne ve bildirime tabi olamayacağını ve AİHM’de bu doğrultuda verilmiş pek çok tazminat kararı olduğunu söylediğini belirten Başkavak, “Hakim, yapılanların demokratik hak olduğunu söyleyerek beraat kararını açıkladı” dedi.

Neler yaşandı?

Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, Fukuşima Nükleer Felaketi’nin 10’uncu yıl dönümünü anmak ve de nükleer santralin zararlarına dikkat çekmek amacıyla Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin (NGS) yapıldığı yerde basın açıklaması yapmak istemişlerdi.

Söz konusu basın açıklaması, güvenlik görevlilerinin müdahalesi sonucunda engellenmiş ancak gerçekleştirilemeyen açıklamaya rağmen eylemcilere dava açılmıştı. 

17 Nükleer Karşıtı Platform üyesi, yapmadıkları eylem için 25 Ekim tarihinde 18’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ifade vermişti. Eylemciler, güvenlik güçleri tarafından eylemin engellendiğini ifade ederek suçsuz olduklarını söyledi ve beraatlerini talep etmişlerdi.

 

Alternatif Medya ve İletişim Derneği Proje Koordinatörü arıyor

İklim, ekoloji, sosyal adalet, toplumsal cinsiyet, insan hakları, demokrasi gibi konularda gazetecilik faaliyetleri yürüten, Yeşil Gazete gibi alternatif  medya organlarının yayın yapmasına katkı sağlayan Alternatif Medya ve İletişim Derneği olarak, aşağıdaki özelliklere sahip bir proje koordinatörü arıyoruz.

Beceri ve Deneyim

  • Üniversite mezunu
  • En az 2 yıl proje koordinatörlüğü deneyimi olan
  • İklim, ekoloji, demokrasi, insan hakları, toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet konularına ilgili ve bu konularda sivil toplumda çalışma deneyimi olan,
  • Kurumsal yazışmalar yapabilecek ve içerik oluşturabilecek, toplantılarda kendini anlaşılır ve akıcı bir şekilde ifade edebilecek seviyede İngilizce bilen,
  • Tercihen medya ve iletişim alanında tecrübesi olan
  • Temel bilgisayar programlarının (Word, Excel, Power point) kullanımına hakim; Open Office, Google veya Microsoft’un text, tablo ve sunum programlarını iyi derecede kullanabilen,
  • Ekip çalışması, ortak iş yürütme ve gerektiğinde inisiyatif alarak bağımsız çalışabilme becerisine sahip.

Pozisyon haftada 5 gün (40 saat) olmak üzere tam zamanlı bir pozisyondur.

Pozisyon kapsamında gerçekleştirilmesi beklenen görevler şunlardır:

  • Proje faaliyetlerinin planlanmasını, kontrolünü sağlamak, proje takviminin takip edilmesi,
  • Proje kapsamındaki, satın alım, ihale, mal alımları ve ödemelerin, prosedürlere uygun şekilde yapılmasını, dökümante edilmesini ve raporlanmasını sağlamak,
  • Projeye ilişkin kayıtları tutmak ve dosyalamak,
  • Kontrat ortakları ile iletişimi sağlamak,
  • Proje uygulamalarına ilişkin her türlü organizasyonun ve faaliyetin prosedürüne uygun olarak hazırlanmasını ve yürütülmesini sağlamak,
  • Nihai ve ara mali ve anlatı raporlarını hazırlamak; bütçeye uygun finansal kontrolü gerçekleştirmek ve sözleşme şartlarına uygun olarak finansal raporlamayı yapmak,
  • Projeye dair iç ve dış iletişimi sürdürmek
  • Proje bütçesini takip etmek, finans ve muhasebe işlerini yönetmek,
  • Projeyle ilgili insan kaynaklarını yönetmek,
  • Proje eylem ve aktivitelerinin iş çizelgelerini çıkarmak
  • Projenin hedeflerine ulaşılması için gerekli işleri belirlemek ve ekiple birlikte uygulanmasını sağlamak,
  • Projenin gidişatına dair verileri toplamak ve değerlendirme sonuçlarını çıkarmak.

Başvuru için:

Özgeçmişinizin,

Bir adet referansınızın (Referans olacak kişinin ismi, kurumu, email adresi ve telefon numarası) ve

Niyet mektubunuzun bulunduğu bir e-postayı “AMİD Proje Koordinatörü Başvurusu” başlığıyla [email protected] adresine gönderebilirsiniz.

Son başvuru tarihi 22 Kasım.