Ana Sayfa Blog Sayfa 1157

Araştırma: Plastik atık sevkiyatında uyuşturucu, insan kaçakçılığı gibi suçlar işleniyor

Ülkeler arası kaçakçılık ve suç örgütlerini araştıran sivil toplum örgütü Uluslararası Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim (GITOC), dünya genelinde yapılan plastik atık sevkiyatında işlenen suçlarla ilgili yaptığı araştırmasının sonuçlarını paylaştı.

Sonuçlara göre, geri dönüştürülmek amacıyla yapılan plastik atık sevkiyatında kara para aklama, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, seks ve modern kölelik gibi suçlar işleniyor.

İşçi kaçakçılığı

Euronews‘te yer alan habere göre, atık sevkiyatı sırasında işlenen suçlardan ilki ithalatı yasak atık maddelerin farklı ülkelere gönderiliyormuş gibi göstererek rotasının değiştirilmesi. Bu şekilde kimyasal atıklar geri dönüştürülebilir maddelerin içine karıştırılıyor.

Bu suçta özel şirketlerin yanı sıra gümrük memurlarının da payı büyük. Bu suçlardan en çok zarar gören iki ülke Malezya ve Filipinler.

Katı atıklar içinde uyuşturucu saklı

2021’in başlarında Birleşik Krallık‘ın en büyük katı atık geri dönüşüm şirketlerinden biri olan Biffa Waste Management Service‘e, giriştiği ticari faaliyetlerde “insan ticareti ve modern kölelik” gibi suçlara karıştığı gerekçesiyle üç kişi tarafından dava açıldı. İddialara göre şirket, Polonya’dan Birleşik Krallık‘a kaçak yollarla niteliksiz işçi kaçırdı.

Bir suç şebekesi, geri dönüşüm merkezlerinde çalışmak üzere yüzlerce kaçak işçiyi Birleşik Krallık’a getirdi ve onların hesabına gizlice banka hesapları açarak, almaları gereken maaşlara da el koydu.

Komisyonculuk yapan bir kişinin GITOC’a yaptığı itirafa göre, Londra’daki küçük bir atık ve geri dönüşüm şirketi, uyuşturucu kaçakçılığı ve seks kölesi olarak kullanılan kadınların ticaretinde merkez rolü üstleniyor.

İddiaya göre şirket, Türkiye’de iş yaptığı firmaya katı atık gönderiyor ancak bu katı atıklar içerisinde büyük miktarlarda uyuşturucu saklı.

Kaçakçılık, Romanya ve Bulgaristan’a kayabilir

Raporu hazırlayan uzmanlardan biri olan Virginia Comolli, Euronews Green’e verdiği röportajda tüm bu kaçakçılık olaylarının dünya ülkelerinde domino etkisi gösterdiğini belirtti ve “Örneğin Çin gibi ülkeler atık dalgasını geri püskürtünce, yasa dışı faaliyetler farkındalığın olmadığı, kanunların yeterli olmadığı, siyasilerin daha az devreye girdiği ülkelere doğru kayıyor” dedi.

Comolli’ye göre AB’deki geri dönüşüm adı altındaki kaçakçılık olayları yakında Romanya ve Bulgaristan‘a kayabilir. AB’nin en fakir ülkelerinden olan Romanya, katı atıkların en az geri dönüşüm yapıldığı birlikteki ikinci ülke konumunda bulunuyor.

‘Atıkları kabul etmeye mecbur kalıyorlar’

Asya kıtası ise, uluslararası yasa dışı plastik atıkların bir numaralı güzergahı. Kıtadaki bazı ülkelerde katı atık ithalatına yönelik yasaklar var. Ancak Laos ve Myanmar‘da bu konuyla ilgili yasalar ve halk arasında farkındalık olmadığı için katı atıklar bu iki ülkeye kayıyor.

Comolli, katı atık sevkiyatındaki yasa dışı işlenen suçlardan ziyade en önemli sorunun, katı atık üreten merkezler olan gelişmiş Batılı ülkelerin bu çöplerini Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelere satmaları olduğunu kaydetti. Comolli konuyla ilgili, “Bu ülkelerin çoğunda çevre kirliliği ve insan hakları konusunda farkındalık var. Ancak bu atıkları kabul etmeye mecbur kalıyorlar. Bu ülkeler katı atıkların sebep olduğu 22 farklı sorunla yüzleşmek zorunda kalıyor” ifadelerini kullandı.

Katı atıkları ithal eden Afrika ve Asya ülkelerinin çoğunda yeterli geri dönüşüm merkezlerinin olmadığını, bu yüzden de atıkların çoğunun yakılarak karbon salımına neden olduğunu dile getiren Comolli, “İnsanlar bu geri dönüşüm merkezleri etrafında yaşıyor ve açığa çıkan zehirli gazları soluyorlar. Bu maddeler toprağa da karılıyor ve bu topraktan elde edilen ürünleri de yiyorlar. Bu korkunç bir şey ve insanın yüreğini dağlıyor” dedi.

‘Plastiğe alternatif, doğada çözünebilen ürünler kullanılmalı’

AB yasalarına göre, İktisadi ve Kalkınma İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri dışından birlik içerisine sadece “temiz plastik atıkları” ithal etmek serbest. Katı atık sevkiyatına, gönderen ve alan taraf onay verirse izin veriliyor.

Ancak tek kullanımlık plastiklerin üretimini durdurmadan ve Avrupa’nın geri dönüşüm kapasitesini artırmadan, atık sömürgeciliği olarak adlandırılan bu işi durdurmak oldukça zor görünüyor.

Bu işin çözümü için Comolli, plastiğe alternatif, doğada çözünebilen, toprağı ve suyu kirletmeyen yeni bir maddenin tek kullanımlık ürünlerde ve gıda paketlemesinde kullanılması gerektiğini ifade ediyor.

‘Türkiye’de plastik poşetler yol kenarında yakılıyor’

Katı atıklarla alakalı Türkiye’deki çevre kirliliğine dikkat çeken Greenpeace, Birleşik Krallık ve Almanya’da üretilen plastik poşetlerin Türkiye’de yol kenarlarında yakıldığını ve bunun da karbon salımına neden olduğunu açıklamıştı.

Türkiye, kamuoyu baskısı sonucunda plastik atıkların büyük bir kısmının ithalatını yasaklama kararı almış olsa da, bu karar sonrası işletmelerin baskısı üzerine belirli yönetmeliklerle bazı katı atıkların ülkeye girişine izin verilmişti.

Sepp Holzer’ın Permakültür Uygulamaları kitabı Yeni İnsan Yayınevi’nden çıktı

Avusturyalı çiftçi ve permakültür uzman Sepp Holzer‘ın kaleme aldığı Permakültür Uygulamaları isimli kitap Yeni İnsan Yayınevi‘nden çıktı.

Çiftliği Krameterhof’u 45 hektara kadar büyüten Holzer, Alp dağlarında yüksek rakımda kimsenin yetişmesi mümkün değil dediği bitkileri, kendi icadı mikro iklim uygulamaları ile ticari olarak yetiştirmeyi başardı.

Çiftlik ve kümes hayvanları için geliştirdiği uygulamalar dünyanın dikkatini çekti. Tayland ve İskoçya başta olmak üzere, dünyanın değişik ülkelerinde pek çok devasa permakültür projesini başlattı ya da fikrin temellerini attı.

Neden permakültür?

Tarım ya da bahçecilik, uzun zamandır doğayla, börtü böcekle ve toprakla savaşıyor. Permakültür bir barış ilanı.

Toprağa dost, bitkiye kardeş, ineğe, koyuna arkadaş bir tasarım biçimi. Onarıcı tarım, verimli bahçecilik ve akıllı bahçıvanlık anlamına geliyor.

Teorik değil pratik

Sepp Amca, köyde doğmuş, annesinin ve babasının yanında çiftçiliği öğrenmiş geleneksel bir köylü çocuğu. Köylünün derdini yakından biliyor.

Lafı dönüp dolaştırmadan, bir bahçıvanın neye ihtiyacı varsa doğrudan onu yazıyor. O nedenle bu kitap tam bir uygulama kitabı. 

İşin özü

Soğanın ne olduğunu anlamak için onu soymaya kalkışırsanız sonunda elinizde hiçbir şey kalmaz. Permakültürü anlamak da buna benzer. Uygulamalar bir bütündür. Her bir tekil uygulamanın mantığını kavradıkça, bunlar zihninizde birikir ve en sonunda bütüncül bir kavrayışa, yani permakültür anlayışına varırsınız.

Sepp Amca’nın kitabında yaptığı tam da budur. Kurnazca bir anlatımla, bize uygulamaların mantığını öğretir. İşin özü, kitabın sonunda güneş gibi parlar.

Neleri öğretiyor?

Sepp Amca, işe özel uzmanlığı olan mikro iklim uygulamaları ile başlıyor. Böylece her türlü iklimde her türlü bitkinin yetişmesi mümkün oluyor. Aşılama, mantar yetiştiriciliği, çiftlik hayvanları, kümes hayvanları, sıvı gübre yapımı, bitkilerden insanlar için ilaç yapımı… Liste uzayıp gidiyor.

Taraça açmak, kendisi eğimli arazide çalıştığı için çok iyi bildiği ve erozyonu önleyen müthiş bir uygulama. Kitabın sonuna doğru, bütüncül yönetimin nasıl mümkün olduğunu gösteriyor. Mera yönetiminin önemini vurguluyor ve kitabını dünyanın değişik ülkelerinde yaptığı projeler ile tamamlıyor.

Renkli baskı

Sepp Holzer’in Permakültür Uygulamaları kitabı renkli yayınlandı. Böylece bitkileri tanımak, uygulama detaylarını kavramak kolaylaştı ve zevkli hâle geldi. Kitap büyük boy. Kağıtları hiç bir ormana zarar vermeden, endüstriyel bahçede üretildi.

Sonuçta tarıma meraklı, kendi bahçesini kurmak isteyen, bahçıvanlık yapan bütün doğaseverlere Türkçe önemli bir kaynak ortaya çıktı.

TÜRKONFED Başkanı: Yeşil üretim yapmayan şirketlerin geleceğe kalmalarına imkan yok

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu‘nun (TÜRKONFED) 17’nci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, iklim krizi, çevre kirliliği ve doğal kaynakların azalması gibi sorunların artık sürdürülemez hale geldiğini ifade etti ve KOBİ’lerin, yeşil dönüşüm finansmanına ulaşmalarını sağlamak istediklerini belirtti.

Yeşil ekonomiye geçişi esas alan yeni bir strateji

Avrupa Yeşil Mutabakatı‘na dikkat çeken Turan, yeşil ekonomiye geçişi esas alan, yeni girişimleri destekleyen, küresel ekonomide etkin bir aktör olmayı hedefleyen yeni bir stratejiye ihtiyaçlarını olduğunu kaydetti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinde KOBİ’ler perspektifiyle ele alınması ve ülkemizin Paris İklim Anlaşması’nı onaylayarak uygulaması, yeşil dönüşümün yaratacağı verimlilik artışıyla rekabetçilikte oyunun içinde kalmamızı sağlayacak.”

‘Yeşil üretim yapmayan şirketler geleceğe kalamaz’

KOBİ’lerle yeşil dönüşüm yapmak istediklerini dile getiren Orhan Turan, bu süreçte yeşil üretim yapmayan şirketlerin geleceğe kalma imkanlarının bulunmadığına işaret etti:

Türkiye’de KOBİ’lerimizi, Avrupa Birliği’ne ihracat yapan firmalar haline getirmek ve onların yeşil dönüşüm finansmanına ulaşmalarını sağlamak istiyoruz. Çünkü bu süreçte yeşil üretim yapmayan şirketlerin geleceğe kalmalarına imkan yok. Böylece KOBİ’lerin üretim kapasiteleri artacak ve global hale gelecek.”

[Yeşil Gazete Doğu’da-3] ‘Van’da orman görmek için en az bir nesle ihtiyaç var’

Haber-İzlenim Dizisi: Alev KARAKARTAL

*

Doğu yolculuğumuzun ilk uğrak noktası Van seyahatimizin ikinci günündeyiz ve pastırma yazının keyfini süren kentte gözlerimiz serinlemek, binalar arasında sıkışmış ruhumuzu biraz olsun dinlendirmek için bir parça yeşillik arıyor. Ama yok. Dört bir yanını çeviren sarp dağların çırılçıplak gölgesini düşürdüğü, tarih boyunca defalarca yıkılıp tekrar yapılan kent, çok katlı binaların, apartmanların arasında, kişi başına düşen 2 metrekareden düşük yeşil alan ortalamasıyla ekim sıcağında kavruluyor.

Ne ormanı var kentin ne bir zamanların bahçeleri, yaylaları kalmış geride ne de oturup bir soluk alacak kayda değer bir park bulamıyoruz.

Orman varlığı konusunda Türkiye’de son sıralarda yer alan, ormanlaşma oranı yüzde 1 bile olmayan Van’da yeşile hasret yılların konusu…

Adı var kendi yok Kent Ormanı

Kente biraz olsun nefes aldırabilmek, yeşille buluşturmak için girişimler de yapılmamış değil. 2012’de, eski büyükşehir belediye başkanı Bekir Kaya döneminde Kurubaş ilçesinde bir Kent Ormanı’nın yapımına başlanmış. İlk yıl, hem de birkaç kez çok sayıda fidan dikilmiş, tel örgülerle çevrilen alanda o fidanların yeşerip orman haline gelmesi beklenmiş. Ama olmamış. Yanlış ağaçlandırma politikasının ardından sahipsizlik, ilgisizlik ve ertelemeler, Kent Ormanı’nı adı var kendi yok bir tabeladan ibaret hale getirmiş.

Van’ın en yüksek tepesi olan Kurubaş’taki 400 dönümlük alanda kurulmak istenen Kent Ormanı’nın aslında çok uygun bir yerde olduğunu söylüyor Vanlılar. Şehri kuşbakışı gören, hakim bir tepede kurulmak istenen orman için dikilen ve ilk dikildiklerinde önemli bölümü tutuyor gibi görünen fidanlara hiç bakım ve sulama yapılmamasına, kendi haline bırakılıp teker teker ölmelerinin izlenmesine ise öfkeliler.

Alanın etrafına çevrili tel çitler de zamanla kırılıp dökülmüş, şimdilerde küçükbaş hayvan sürülerinin gezinti alanı haline gelmiş.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Onur Şatır, kent ormanı oluşturmak için henüz teraslama yapılırken, ilgilileri uyardığını söylüyor: “Projeksiyonlara bakıp, burada bir orman göremediğimi söyledim, çünkü her yerde olduğu gibi belediyenin ücretsiz dağıttığı çam türleri diktiler ağırlıklı olarak. Halbuki her tarafa çam dikemezsiniz, ağaçlandırma yapacağınız yerin iklimine, toprağına, ekosistemine uygun fidanlar dikmelisiniz. Van’ın yapısına uygun meşe olabilirdi ya da ardıç türleri, akasya, iğde, ılgın ve yaprak döken türler seçilmeliydi, seçilebilirdi. Bu ağaçlar çok fazla su ve bakım istemediği için karma bir ormanda başarılı bir biçimde hayatta kalabilirdi.”

Doç. Onur Şatır.

Peyzaj mimarlığında en önemli noktanın doğal tür kullanmak olduğunu kaydediyor Şatır: “Denenmiş türler üzerinden gitmelisiniz. Mesela burada akçaağaç, ıhlamur da çok güzel gelişir, badem ağaçları olabilir. Van’da meyvecilik çok gelişkindir. Elma ve kayısı ağaçları çok iyi verim verir, çünkü burada meyve sinekleri azdır, rakım yüksek olduğu için güneşi dik alırlar. Belediye ağaçlandırmada bu ağaçları da kullanabilir. Hatta halka açık yaparlarsa, insanlar gider toplar, hatta gelir sağlar.”

Hayvancılık, yakacak için kesim, iklim

Şatır, Batman, Diyarbakır, Mardin, Urfa boyunca sürecek yolculuğumuzun ilk durağında, hat boyunca duyacağımız Evliya Çelebi referansını da ilk kez dillendiren kişi:

“Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bu bölgelerde yoğun meşe, ceviz ormanları olduğundan bahsedilir. Özellikle de Adilcevaz-Ahlat-Erciş hattında. Van şehrinin bundan yüz yıl önceki fotoğraflarına baktığımızda evlerde bahçe kültürünün olduğunu, bağ evlerinin bulunduğunu görürüz. Bu mekanlar daha çok sayfiye yerleri gibi kullanılıyormuş.” Yani çok uzun zamandır Batı ve Karadeniz’de bilinen anlamda bir orman yok aslında. Ama yakın zamana kadar, meyve bahçeleri, üzüm bağlarının yanı sıra kentte yayla kültürü de gelişkinmiş.

Bugün kenti saran boz-sarı rengin nedenlerinden biri hayvancılık. Bölgede küçükbaş hayvancılık halen oldukça yaygın. Hatta kent içinde, göl kıyısında sık sık küçükbaş hayvan sürülerine rastlamak hiç zor değil. Öğrendiğimize göre, bu hayvanlar halen sahipleriyle birlikte yine kentteki evlerin altında, bahçelerindeki ağıllarda tutuluyormuş.

Ancak koyun ve keçiden oluşan sürülerin kentin zaten çok az olan yeşil örtüsüne zararı büyük olmuş. Zaten zor gelişen, seyrek olan ağaç örtüsü, otlamaya çıkarılan hayvanlar tarafından büyüyüp gelişemeden yok edilmiş.

İkinci neden ağaç kesimi. Kışların sert geçtiği kentte, yakın zamana kadar yakacak olarak kullanılan odun gereksinimi için, az sayıdaki ağaçların yakacak olarak kullanılması da ormanlık alanların yok olmasının bir diğer nedeni.

‘Coğrafyaya uygun ağaç dikimi yapılmalı’

Şatır, ormanlık alan eksikliğinin en temel nedeni olarak ise, vejetasyon döneminin kısa olmasını gösteriyor:

“1700 rakımda, sert bir iklime sahip olan Van, kendisini çok hızlı yenileyen bir coğrafya değil. Vejetasyon dönemi son derece kısa. Diktiğiniz ağaç, batı ve Karadeniz’deki gibi hemen büyümüyor. O nedenle de ağaçlandırma için doğru ağacı seçmek şart. Sarıçam ve karacam gibi ağır büyüyen ağaçları seçmemelisiniz.  Hatta sadece ağaç da değil, çalı, otsu bitkiler, tohumların toplayıp serpilmesi de düşünülmeli. Az su isteyen, iklime uygun ağaçların seçilmesi sayesinde kent çevresine yeşil bir kuşak oluşturulması işten bile değil. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, buna bir örnektir. Çorak bir araziye kurulu üniversite, bugün ilk kurulduğu 1982’den yaklaşık yüzde 300 daha yeşil, ama daha gidecek çok yol var.”

Kentin yağış rejimi de etkenlerden biri. Gölün hemen karşısındaki Tatvan’da ormanlık alanların bulunduğuna da dikkat çekiyor Onur Şatır: “Tabii en önemli neden oranın Van merkeze göre daha fazla yağış alması. İki bölge arasında 600 mm. yağış farkı var. Toprağa nem sağlamanız lazım. Van’da sıcaklıklar artıyor ama yağış rejiminde değişen bir şey yok. En fazla 300-400 mm. arası. En önemli kaynağımız kar da artık eskisi gibi yoğun yağmıyor. Bu da buharlaşmanın artması anlamına gelir. Yani toprak zaten çok az olan sudan faydalanamıyor.”

Yağış olmadığı için ormanlık alanlara yaşam alanı kalmaması, buna karşılık ormanın yağış getirecek oluşu, içinden çıkılması güç bir dilemma. Bunu çözebilmek için öncelikle yerel ve merkezi yönetimle bürokrasinin üzerindeki ataleti atması gerekiyor. Ormansız kentin Orman İşletme Müdürlüğü, sitesinde ormanlık alanları yayınlamanın ötesine geçmeli mesela.  Sonrasında da halkın, sadece yeşili ısrarla talep etmenin yanı sıra  var olanı korumaya, olmayanı da dikmeye, korumaya destek olması.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi küresel ısınmaya bağlı olarak mevsimlerin kaydığını Van’da da hissettiklerini anlatan Şatır da bundan sonra bunu önlemeye yönelik çabaların yanı sıra, uyum politikalarının da hayata geçirilmesinin gerektiğini söylüyor.

Kentte, Edremit Belediyesi’nin yaptığı Dr. Miyazaki Koru Parkı gibi, aynı anda dikildikleri boylarından anlaşılan sıralı ağaçların arasında oyun parkları ve oturma grupları bulunan birkaç küçük park, Vanlıların yeşil ihtiyacına bir nebze yanıt veriyor.

‘Yeni kuşak Vanlıların toprağı sahiplenmesi için zaman gerek’

Doç. Dr. Onur Şatır’ın daha yeşil bir Van için önerilerinin yanı sıra bir de sosyolojik öngörüsü var:

“Van eskiden çok göç veren bir yerken, şimdi ağır bir gelen göç baskısı altında. Deprem, terör gibi nedenlerle yaşadığı yere ve kentine emek verenler, bağ, bahçe yapan kuşak başka yerlere gitti. Onların yerini çevre il ve ilçelerden gelenler aldı. Kent nüfusu ve ona bağlı olarak yapılaşma çok hızlı arttı. Çoğu da çarpık yapılaşma şeklinde kenti sardı.

Bu nedenle de henüz yerleşik bir kültür, toprağı sahiplenme anlayışı canlanamadı, serpilemedi. Ağacı sahiplenme, dikip büyütme kültürü, ‘artık buralıyım’ anlayışıyla, yerleşik olmayla ilgilidir ve bu henüz yeni gelenler arasında yeni yeni gelişiyor. Bir kuşak sonrasında her şey daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Ancak bunun için çabalamakla birlikte daha yeşil ve yaşanır bir kent için hala bir nesle daha ihtiyacımız var. “

Yeni Delhi hava kirliliği sebebiyle karantinaya girebilir

Hindistan‘ın başkenti Yeni Delhi‘de hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği seviyenin 10 katına yükseldi.

Hindistan Yüksek Mahkemesi ise bu gelişmenin üzerine vatandaşlara başkent Yeni Delhi’de “kirlilik karantinası” çağrısında bulundu.

Dünyanın havası en kirli şehirlerinden biri olarak kabul edilen Yeni Delhi’de hastaneler ayrıca, nefes alma güçlüğünden şikayet eden hastalarda keskin bir artış olduğunu bildirdi.

Yeni Delhi’de cumartesi günü eğitime bir hafta ara verildiği duyurulmuştu. 

‘Kirlilik kısıtlamaları daha önce hiç olmadı’

Mahkemenin kirlilik karantinası çağrısını değerlendiren Yeni Delhi Başbakanı Arvind Kejriwal, bu öneriyi paydaşlarla görüştükten sonra dikkate alacağını kaydetti. Kejriwal, “Kirlilik kısıtlamaları daha önce hiç olmadı. Bu büyük bir adım olacak” ifadelerini de kullandı.

Sokağa çıkma yasağı uygulamasının hayata geçmesi durumunda milyonlarca kişi evden çalışmak durumunda kalacak. Bununla birlikte, karantinanın ne kadar süreceği de henüz belli değil.

Mahkeme ayrıca, yetkililere gerekli olmayan tüm seyahatleri durdurmalarını ve ofisleri kapatmalarını belirtti.

Merkezi Kirlilik Kontrol Kurulu da cuma günü yetkililere acil durum kategorisindeki önlemlerin uygulanmasına hazırlanmalarını tavsiye etmiş ve kötü hava kalitesinin gece boyunca sakin koşullara sahip düşük rüzgarlar nedeniyle en az 18 Kasım’a kadar devam edeceğini bildirmişti.

Sedat Gündoğdu, Bilim Müzesi’nde yapacağı sergi teklifini reddetti: ‘Güzel fırsattı, kirlettiler’

Birleşik Krallık’ta yer alan Bilim Müzesi dünyanın en prestijli müzelerinden birisi ve her yıl milyonlarca kişiyi ziyaretçi olarak ağırlıyor.

Bu sebeple, Çukurova Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda Mikroplastik Araştırma Grubu’nun kurucusu Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, müzenin plastikler ile ilgili bir sergisinde yer alma teklifi iletildiğinde hemen kabul etti.

Gümrükte ironik sıkıntı

Plastik ithalatı sorununa dikkat çekmek amacıyla Birleşik Krallık’tan Türkiye’ye ithal edilen ve geri dönüşüm yerine Adana’nın yol kenarlarında ve dere yataklarında terk edilen ve çoğu zaman yakılan plastik çöplerden oluşan sergisini kargo ile yolladı.

Ancak ironik bir şekilde tonlarca plastik atık hiçbir sıkıntı yaşanmadan Türkiye’ye getirilirken gönderdiği beş-on parçalık çöp sergisi gümrüğe takıldı.

Petrol ve maden şirketlerinden sponsorluk

Yeşil Gazete’ye konuşan Gündoğdu, “Gümrükte böyle bir sıkıntı yaşandığı için sonradan çok sevindim” açıklamasını yaptı.

Çünkü sergisini yeniden göndermek için hazırlandığı sırada Bilim Müzesi’nin yapacağı başka bir iklim sergisi için petrol ve doğal gaz devleri Shell, BP ve Equinor ile uluslararası maden şirketi Adani’den sponsorluk aldığını öğrendi.

Üstelik, Shell ile yapılan anlaşma, müzenin petrol şirketinin “iyi niyetine veya itibarına zarar vermemesini” taahhüt eden bir madde içeriyordu.

Hemen serginin küratörüne “Bizim yaptığımız çalışmaya kim sponsor oluyor?” sorusunu sorduğunu belirten Gündoğdu, şu cevabı aldığını aktardı:

“Sizin yaptığınız çalışmaya bu şirketlerden hiçbiri sponsor olmuyor ama kararınıza saygı duyarım. Yine de bu konuyu konuşmak için görüşelim isterim.”

Eylemciler, müzenin fosil ile bağlantısını protesto etmek için müzeye devasa bir çöp torbası yığını teslim etti.

Dünyanın en iyi mikroplastik avcıları

Ancak şüpheleri tam olarak giderilmeyen, Bilim Müzesi’nin bu davranışından ve Shell ile yapılan anlaşmanın içeriğinden rahatsız olan Sedat Gündoğdu, konuyu kendisini bu sergi için öneren Strathclyde Üniversitesi’nden Deonie Allen ile Dalhousie Üniversitesi ve Birmingham Üniversitesi‘nden Steve Allen’a sorma kararı aldı.

Allen çifti dünyanın en iyi mikroplastik avcılarından ikisi. Araştırmacılar, aralarında Tibet buzulları ve Pirena dağları gibi uç örneklerde buldukları mikroplastik parçalarını sergilemeyi düşünüyordu.

Sergiden çekilme kararı

Sedat Gündoğdu, Bilim Müzesi’nin aldığı sponsorlukların onları da sergi ile köprüleri yakma noktasına getirdiğini öğrendi ve kendisi de sergisini geri çekme kararı aldı.

Kararı hakkında Yeşil Gazete’ye konuşan Gündoğdu, “Her ne kadar benim katılacağım sergide böyle bir sponsorluğun bulunmadığı söylense de kurumun almasından rahatsız oldum. İklim için alıyorsa bunun için de alıyor olabilir. Kurumun güvenilirliği zedeleniyor en başta, güven vermiyor” dedi.

Yokoluş İsyancılarının Bilim Müzesi’nin fosil yakıt şirketlerini sponsor olarak kabul etmesine karşı yapılan bir protesto: “Fosilsiz bir müze hayal ediyorum”

‘Güzel bir fırsattı, kirlettiler’

Yapılan sponsorluk anlaşmaları hakkında da yorumlarını paylaşan Gündoğdu, “Ortada iklim ve ekoloji krizleri var. Krizin kaynağı ise bu şirketler. Üstelik standart bir sponsorluk da yok görüldüğü kadarıyla. Suçunu ört bas edecek ve oradaki bilimsel içerikleri manipüle edecek şekilde bir anlaşmaya varılmış. Bu hem kurumun hem de katılacak kişilerin bilimsel tarafsızlığını etkiler” ifadelerini kullandı.

Tepki göstermenin anlamlı olduğunu düşündüğünü aktaran Gündoğdu, “Bu şartlarda tepki vermenin anlamlı olduğunu düşünüyorum ama kimseyi de niye tepki vermiyorsun diye suçlayamam. Güzel bir fırsattı, kirlettiler” görüşlerini paylaştı.

Elindeki çöp sergisi ile ne yapacağını sorduğumuz Gündoğdu “Şu anda herhangi bir yerde sergilenmiyorlar. Üniversitede odama gelenlere gösteriyorum. Olsun, daha iyi oldu” cevabını verdi.

Mektup yayımlanacak

Önümüzdeki cuma günü aralarında Sedat Gündoğdu, Deonie ve Steve Allen’ın yanı sıra müzede sergisi yayınlanacak veya daha önce yayınlanmış kişilerin, gazetecilerin, bilim insanlarının ve aktivistlerin olduğu bir grup Bilim Müzesi’ne ithafen kaleme alınmış bir mektup yayımlamayı planlıyor.

Mektupta Bilim Müzesi’ne şirketlerin yeşil yıkamasına ortak olmama ve bilimsel güvenilirliklerini zedelememe çağrısı yapılacak.

Resmi Gazete’de yayımlandı: DASK’ta teminat bedeli değişti

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği‘nde değişikliğe gitti ve Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında teminat tutarını yükseltti. Buna göre, bir mesken için verilebilecek azami teminat tutarı 268 bin TL’den 320 bin TL oldu.

Tebliğde yapılan bir diğer değişiklik ile de Tebliğin hükümlerinin yürütülmesi Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanına verildi.

Tebliğde yer alan değişiklikler

Bugünkü Resmi Gazete‘de SEDDK’nin Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ yayımlandı.

Tebliğinin 2’nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, “Bu şekilde belirlenecek asgari prim tutarı her halükarda risk grubuna göre birinci gruptan yedinci gruba sırasıyla 140 TL, 120 TL, 90 TL, 70 TL, 55 TL, 45 TL ve 40 TL’den az olamaz” şeklinde değiştirildi.

Aynı Tebliğin 3’üncü maddesinde de değişiklik yapıldı ve Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında, bir mesken için verilebilecek azami teminat tutarı 268 bin TL’den 320 bin TL’ye yükseltildi.

Tebliğin 4’üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikte de sigorta bedelinin tespitinde kullanılan sigorta bedeli hesabına esas metrekare tutarı betonarme yapı tarzı için bin 508 TL, diğerleri için bin 40 TL oldu. Bu bedeller, önceki tebliğde sırasıyla bin 268 TL ve 874 TL seviyesindeydi.

Tebliğ’de prim indirimini düzenleyen geçici 2’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan sigorta sözleşmelerinin teminat başlangıç tarihi 1 Ocak 2021-31 Aralık 2022 olarak değiştirildi.

Bunların yanında aynı tebliğe teminatı düzenleyen geçici madde eklenerek, “Bu maddeyi ihdas eden Tebliğin yayımı tarihinden önce akdedilen ve teminat başlangıç tarihi 1 Ocak 2022 ve sonrası olan sigorta sözleşmeleri, prime ilişkin herhangi bir işlem yapılmaksızın bu Tebliğ kapsamındaki teminatlara tabidir” ifadeleri kullanıldı.

Hava kirliliği KOAH hastalığı riskini artırıyor

Dünya KOAH Günü sebebiyle açıklamalarda bulunan Türk Toraks Derneği (TTD) Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Polatlı, hastalığın riskini artıran etkenlerden birinin de hava kirliliği olduğuna dikkat çekti ve “KOAH’tan korunmada en önemli yaklaşımlar sağlığın sosyal belirleyicilerinin iyileştirilmesi, soluduğumuz havanın kalitesinin iyileştirilmesi, sağlıklı beslenme, egzersiz ve grip vb. konusunda aşılanmadır” ifadelerini kullandı.

‘Soluduğumuz havanın kalitesi iyileştirilmeli’

BirGün‘de yer alan habere göre Prof. Dr. Mehmet Polatlı, KOAH’ın zararlı toz ve gaza maruz kalmayla ortaya çıktığını aktardı ve “Hastalar Covid ve grip aşılarını yaptırmalı, zatürre ve karma aşıları için doktorlarından bilgi almalı” dedi.

Prof. Dr. Polatlı, KOAH’tan korunmanın yollarını da şöyle anlattı:

KOAH’tan korunmada en önemli yaklaşımlar sağlığın sosyal belirleyicilerinin iyileştirilmesi, soluduğumuz havanın kalitesinin iyileştirilmesi, sağlıklı beslenme, egzersiz ve grip vb. konusunda aşılanmadır. Tanı almış kişilerin tütün ve tütün ürünlerinin kullanımını bırakmaları, zararlı toz ve gaz içeren ortamlardan, hava kirliliğinden uzak durmaları, sağlıklı beslenmeleri ve günlük egzersiz yapmaları gerekli.”

Dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olan KOAH, sigara ve diğer tütün mamüllerinin kullanımı, biyoyakıt dumanına maruz kalma, iç ve dış ortam kirliliği nedenleri ile ortaya çıkıyor. Özellikle 40 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 10’unda görülen KOAH, Türkiye’de de yaklaşık 5 milyon kişiyi etkiliyor.

‘Pandemide kronik solunum hastaları da olumsuz etkilendi’

KOAH varlığında yoğun bakım gerektiren ağır koronavirüs hastalığı riskinin beş kat arttığı kaydeden Prof. Dr. Mehmet Polatlı, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

KOAH hastalarının grip ve zatürre aşılarını yaptırması ve nefes yoluyla alınan ilaçlarını düzenli olarak kullanması gerekir. Bu tedavilerin yanı sıra hastaların sağlıklı beslenmeleri, fiziksel aktivitelerini yapmaları ve gerektiğinde akciğer rehabilitasyonu hizmetlerinden faydalanılması günlük yaşamlarının daha kaliteli hale gelmesini sağlar.

Türkiye’de ilk Covid-19 vakası bildirildikten sonra pandemi sürecinde kronik solunum hastaları da olumsuz etkilendi. KOAH varlığında yoğun bakım gerektiren ağır Covid-19 hastalığı riskinin 5 kat arttığı bildirildi. KOAH hastalarında temel hedef, hastaların pandemi öncesinde kullanılan KOAH ilaçlarına aynı şekilde devam etmesi sağlanarak stabil halde tutabilmek. Evde solunum cihazı ve oksijen tedavilerine önceden olduğu gibi devam edilmeli.”

Elektrikte TRT payını kaldıracak kanun teklifi TBMM’ye sunuldu

Elektrikte TRT payının kaldırılması ve elektrikli araç şarj istasyonlarına yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, dün akşam TBMM’ye sunuldu.

AKP milletvekilleri tarafından hazırlanan kanun teklifi, elektrik enerjisi satışı üzerinden alınan TRT payının kaldırılmasını öngörüyor.

Kanun teklifi kapsamında ayrıca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bünyesinde “Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanlığı” kurulması öngörülüyor.

TRT’nin önemli bir gelir kaynağı

TRT’nin gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan TRT payının kesinti payı oranı yüzde 2, enerji fonunun ise yüzde 0,7. TRT’nin son 11 yılda TRT payı sayesinde elde ettiği gelir ise 9 milyar TL’ye yakın.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftalarda elektrik faturalarından TRT payı ve enerji fonu kesintisinin kaldırılacağını açıklamıştı.

Teklifte neler yer alıyor?

Teklife göre; gaz arzı, bedel iadelerinin gecikmesi gibi tüketicilerin kişisel kusurları haricinde oluşan lisans ve sertifika sahiplerinin uygulamalarından kaynaklanan tüketici mağduriyetlerinin tazminine ilişkin usul ve esaslar Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından belirlenecek.

Uzun dönemli Türkiye Ulusal Enerji Planı’nın ilki, düzenlemenin yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde olmak üzere, her 5 yılda bir Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) görüşleri de alınarak Bakanlık tarafından hazırlanarak yayımlanacak.

Doğalgaz arz güvenliği

Bakanlık, Türkiye Ulusal Enerji Planı çalışmasını dikkate alarak kısa, orta ve uzun dönemde doğal gaz arz güvenliğinin sağlanması için ihtiyaç duyulan tedbirlerin alınmasını sağlayacak.

Kanun teklifi ile Enerji Verimliliği Kanunu’nda yapılan değişiklikle, tarım ve hizmet sektörleri de enerji verimliliği uygulama proje destekleri kapsamına alınıyor.

Elektrikli araç ve şarj istasyonları

Kanun teklifi ile Elektrik Piyasası Kanunu’na, “Şarj Hizmeti” başlığı altında elektrikli araç ve şarj istasyonlarına ilişkin kavramlar ekleniyor.

Teklifle elektrikli araç kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik elektrikli araç ekosistemi ile buna dayalı yeterli ve sürdürülebilir elektrikli araç şarj altyapısı ile serbest piyasanın tesis edilmesi amacıyla piyasa faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar da belirleniyor.

İlgili madde ile şarj hizmeti, kurum tarafından ticari amaçlı olmamak üzere belirlenen istisnalar dışında, şarj ağı işletmeci lisansı kapsamında kanunlara göre çıkarılan yönetmelikler uyarınca yürütülecek. Şarj hizmetinin sağlanmasında asli sorumluluk şarj ağı işletmeci lisansı sahibinin olacak.

elektrikli araç şarj istasyonu
Fotoğraf: AA

Fiyat belirleme

Şarj hizmeti fiyatı, kurum tarafından hazırlanan usul ve esaslar dahilinde serbestçe belirlenecek. Fiyatın belirlenmesinde şarj istasyonu kurulması ve şarj ağı oluşturulmasına esas yatırım ve işletme maliyetleri, elektrik enerjisi alım maliyetleri ve benzeri maliyetler ile vergi, pay, fon gibi yasal yükümlülükler ve makul ölçüde karlılık dikkate alınacak.

Halihazırda şarj hizmeti faaliyeti gösteren kişiler, EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelik ve düzenlemelerin yürürlüğe girişinden itibaren dört ay içerisinde durumlarını kanuna uygun hale getirecek.

Petrol Kanunu’nda değişiklik

Kanun teklifi ile Türk Petrol Kanunu’nda değişikliğe gidiliyor. Petrol hakkının elde edilmesi için yapılan başvuru ve ruhsatlandırma usulüne ilişkin yapılan düzenleme ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce başvuruların değerlendirme süresi 90 günden 60 güne indiriliyor.

Sözcü’nün aktardığına göre teklif ile ayrıca orman içi sulardaki balık tesisleri kurulumunun yasal statüleri oluşturuluyor.

Korsan yayınla mücadele

Teklif kapsamında ayrıca canlı spor etkinliklerinde çevrim içi korsan yayınlarla mücadele edilmesi amacıyla da düzenlemeye gidiliyor. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki futbol müsabakalarına ilişkin yayınların internet ortamında hukuka aykırı olarak kullanıma sunulduğunun tespit edilmesi halinde, ilgili internet sitesinin internet trafiği bant genişliğinin yüzde 90 oranına kadar daraltılmasına veya ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak erişimin engellenmesine TFF Başkanı tarafından karar verilecek.

Teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilecek.

İstanbul Halk Ekmek ürünlerine zam geldi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin (İBB) iştiraklerinden İstanbul Halk Ekmek A.Ş‘nin (İHE), internet sitesinde yayımlanan bilgilere göre bazı ürünlere zam geldi.

İHE, ekmek ve unlu mamullere son olarak temmuzda zam yapmıştı.

Yüzde 12-47 oranlarında zam

İHE, 250 gramlık normal ve kepekli ekmeğin 1,25 TL olan fiyatını değiştirmezken, diğer ekmek ve unlu mamul ürünlerinde yüzde 12-47 arasında değişen oranlarda zam yaptı.

Yeni zamlarla birlikte 670 gram tost ekmeğinin fiyatı 5,75 TL’den 8,50 TL’ye, 500 gramlık organik tam buğday ekmeği 7 TL’den 8,50 TL’ye, 200 gram galeta grissini 4,50 TL’den 6 TL’ye, 200 gram Akdeniz ekmeği 1,50 TL’den 2 TL’ye, 350 gram ruşeymli ekmek 5,25 TL’den 7,50 TL’ye, 400 gram çavdarlı ekmek 5,75 TL’den 7,50 TL’ye, 50 gramlık altın çörek 1,25 TL’den 1,50 TL’ye, 1 kilogramlık tam buğday unu ise 8 TL’den 9 TL’ye yükseldi.