Ana Sayfa Blog Sayfa 1080

Londra’daki Çağdaş Sanatlar Enstitüsü’nün yeni direktörü Bengi Ünsal oldu

Dünyanın önde gelen sanat merkezlerinden İngiltere’nin başkenti Londra’daki Çağdaş Sanatlar Enstitüsü’nün (ICA) yeni müdürü Bengi Ünsal oldu. Ünsal ayrıca, 55 yıl sonra ICA’da direktör olarak görev yapan ilk kadın olacak.

Bengi Ünsal, 2016’da İKSV Salon’dan dünyanın en büyük kültür sanat merkezlerinden Southbank Centre’a transfer olmuştu.

ICA Başkanı Wolfgang Tillmans tarafından göreve atanan Ünsal, ICA’nın görsel sanatlar, film ve eğitim programları etkinliklerinin yanı sıra canlı performans üretim çalışmalarını da şekillendirecek. Ünsal’ın göreve atanması ICA’nın Twitter hesabından “Yeni bir yönetmenimiz var! Bengi Ünsal son 55 yıl içinde ICA’nın direktörü olarak görev yapan ilk kadın olacak. ICA’nın tarihindeki bu önemli anda, 75. yıl dönümümüzde Bengi’nin bize katılmasından dolayı çok heyecanlıyız” ifadeleriyle duyuruldu.

Ünsal ise göreve atanmasına ilişkin duygularını şu sözlerle paylaştı: “Dünyanın en ikonik ve ilerici çağdaş sanat organizasyonlarından birine katılmaktan inanılmaz gurur duyuyorum. İş, yaşam, dünya ve bağlantımız hakkında bildiğimiz her şeye meydan okuyan bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir sorgulama döneminde, kültür, sanat ve ifade alanının, her şeyi anlamlandırmamıza yardımcı olmak için korunması hayati önem taşıyor. Kültür kurumlarımızın, sanatçıların tam da bunu yapmasına izin veren platformlara ihtiyacımız var.”

Ünsal, ICA’daki görevine Mart 2022’de başlayacak.

Bengi Ünsal kimdir?

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu Ünsal, sanat dünyasındaki kariyerine 1994’te kurulan ve Türkiye’deki ilk yabancı müzik yayını yapan televizyon kanalı Number One TV’de adım attı. Ünsal, Number 1 TV Yabancı Müzik Direktörlüğü, Universal Music Ürün Sorumlusu, 36:42 Events Company Direktörlüğü, Charmenko’da yöneticilik yaptıktan sonra, 2005’te İKSV’de İstanbul Caz Festivali’nde Direktör Yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 2007’ye kadar festivaldeki görevini sürdüren Ünsal, 2007-2009 yılları arasında Pozitif Müzik bünyesinde bulunan Doublemoon Records’ta Genel Müdür olarak çalıştı. Ağustos 2009’da İKSV bünyesindeki Salon’un Direktörlük pozisyonuna gelen Ünsal, 2016’da buradan dünyanın en büyük kültür sanat merkezlerinden Londra’daki Southbank Centre’a ‘kıdemli güncel müzik yöneticisi’ olarak transfer oldu. Buradaki görevi boyunca 200’den fazla çağdaş performans programından sorumlu olan Ünsal, ayrıca şehrin en önemli festivallerinden Meltdown Festivali’ni de yöneten isimler arasındaydı.

Radio Garden’a erişim engeli

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) başvurusuyla dünyadaki bütün radyo istasyonlarını dinlemeye olanak sağlayan Radio Garden’ın (radio.garden) erişime engellendiği duyuruldu.

İfade Özgürlüğü Derneği’ne ait EngelliWeb‘in aktardığına göre, gerekli lisans alımını gerçekleştirmediği gerekçesiyle Radio Garden, RTÜK’ün talebiyle, Ankara 2’nci Sulh Ceza Hakimliği‘nin 4 Ocak 2022 tarih ve 2022/136 sayılı kararı ile erişime engellendi.

13 Aralık 2021’de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından, yayın lisansı almadan yayın hizmeti yapıldığı tespit edilen radyo platformuna lisans ücretini ödemesine ya da hizmetine son vermesi için 72 saat süre verilmişti.

İskoçya’daki Hunterston B nükleer enerji santrali 46 yıl sonra kapanıyor

İskoçya‘nın sekiz nükleer santralinden biri olan Kuzey Ayrshire bölgesindeki Hunterston B enerji santralinin hala çalışan son birimi olan 4 numaralı reaktörünün de cuma günü öğle saatlerinde kapatıldığı duyuruldu.

EDF Energy şirketine ait santral kapanıştan sonra üç yıllık bir yakıt boşaltma süreci yaşayacak.

Bu tamamlanınca tesis, Nükleer İşletmelerin Kapatılması Kurumu‘na devredilecek.

Yakıt boşaltma sürecinde, Hunterston B santralinin 480 kişilik personeli dörtte bir oranında azaltılacak.

Fakat şirket bu 125 personelin emekli olmayı ya da başka tesislerden birinde çalışmayı seçebileceklerini söyledi.

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, santralin müdürü Paul Forrest “Başlangıçta Hunterston B’nin 25 yıl çalıştırılacağı öngörülmüştü fakat tesise yapılan yatırımlar ve burada çalışanlar sayesinde bu süreyi güvenli bir şekilde 46 yıla kadar uzattık. Bu inanılmaz bir başarıdır ve burada çalışan herkes santralin başarısından gurur duyuyor” dedi.

Kılcal çatlaklar ne kadar tehlikeli?

Hunterston nükleer santralinin 2023 yılında kapatılması öngörülmüştü ama reaktörün iç duvarındaki kılcal çatlaklar nedeniyle ömrünü daha önce tamamlamasına karar verildi.

Çatlaklar ilk olarak 2014 yılında reaktörün ısıya dayanıklı iki grafitli tuğlasında görüldü.

İskoçya ve İngiltere’deki diğer nükleer santraller ne kadar güvenli?

Öte yandan santralin son reaktörünün de kapatılması kısa vadede fosil yakıtlara veya enerji ithalatına ihtiyacı artırabilir ama İskoçya sularında rüzgar enerjisi kapasitesini artırmak için başlatılan ihale süreci halen devam ediyor.

İskoçya hükümeti uzun süredir yeni nükleer enerji santralleri inşasına karşı çıkıyor.

Hunterston kapatıldıktan sonra İskoçya’da kalan son nükleer santral Doğu Lothian bölgesindeki Torness tesisleri olacak.

Burada ve İngiltere‘deki benzer tesislerin reaktörlerinde de benzer güvenlik sorunlarının büyümesi beklenebilir.

Aralık ayında EDF Enerji Torness‘deki santralin de bu sorun yüzünden 2028’de, planlanandan iki yıl önce kapatılacağını açıklanmıştı.

İskoçya hükümetinin nükleer planı nedir?

İskoçya hükümetinin nükleer santrallerle ilgili planlaması 2007 yılında düzenlendi.

İskoçya hükümetinin bir sözcüsü cuma günü kapatılan Hunterston santralinin 40’ı aşkın yıl İskoçya’nın enerji ihtiyacını karşılamakta önemli rol oynadığını söyledikten sonra şöyle konuştu:

“Ne var ki (İskoçya hükümeti olarak) İskoçya’da mevcut teknolojilerle yeni nükleer santraller inşasına açık ve net bir şekilde karşı çıkmayı sürdürüyoruz. Yenilenebilir enerji, depolama, hidrojen ve karbon yakalama 2045 yılında karbon salımlarını sıfırlama hedefine ulaşmak için en etkili yol ve sanayi, ısınma ve ulaştırmada karbonsuzlaştırma hedefimize ulaşacağız. Bu dönüştürme sürecinin ekonomik ve sosyal fırsatlarını kaçırmamak için planlamanın kritik önem taşıdığını biliyoruz.”

‘Sonun başlangıcı olmasın’

Santrallerde çalışanların örgütlü olduğu GMB sendikası (Genel İş) sözcüsü Louise Gilmour ise bunun İskoçya’daki nükleer enerji sektöründe sonun başlangıcı olmaması gerektiğini savundu. Nükleer santrallerin karbon salımı çok düşük sürdürülebilir bir enerji sektörü olduğunu ve birçok insana iş imkanı açığını söyledi.

Nükleer Enerji İşveren Birliği başkanı Tom Greatrex de “Son enerji krizinin de gösterdiği gibi nükleer enerji olmadan ihtiyacımız olan elekriğin fiyatı daha yüksek, çevreye saldığı kirlilik daha fazla ve bizi ithal fosil yakıtlara muhtaç bırakıyor. İşte bu yüzden yeniden güvenilir, güvenli ve temiz enerji için yeni nükleer tesislere ihtiyacımız var” dedi.

Doğayı koruma amaçlı uluslararası kuruluş Dünya Doğa Fonu‘nun İskoçya masasından Lang Banks ise gelişmeyi sevinçle karşıladı:

“Şükür ki İskoçya yenilenebilir enerji kapasitesini dev boyutlarda artırdı. Bu da giderek daha güvenilmez hale gelen nükleer santrallerden gelecek enerjiye artık ihtiyacımız olmadığı anlamına geliyor.”

Banks sözlerini “Hunterston santralinin radyoaktif mirasını temizlemeye yönelik pahalı ve tehlikeli süreç artık başlarken, İskoçya da daha çok temiz ve yenilenebilir enerji planlarını devreye sokmalıdır” diye sürdürdü.

Fotoğraf: Daily Mail

Hunterston nükleer santralinin tarihi

Daha önce kapatılan Hunterston A nükleer tesisi iki adet 180MW kapasiteli Magnox reaktörden oluşuyordu.

Bu tesis 1964 yılında üretime başlamıştı. 2 numaralı reaktör 1989 Aralık ayında, 1 numaralı reaktör ise 1990 Mart ayında kapatıldı.

Hunterston B santralinin yapımına ise 1968 yılında başlandı ve Hunterston 3 ve 4 numaralı reaktörler 1976 Şubat ve 1977 Mart aylarında üretime başladı.

Bu iki reaktör üretimi sürdürdükleri dönemde 1,8 milyon evin elektriğini sağladı.

490 MW kapasiteli ileri doğal gaz soğutmalı (AGR) 3. reaktör 26 Kasım 2021 günü kapandı.

Aynı kapasitedeki Hunterston 4. reaktörü ise cuma günü şalterlerini indiridi.

Son iki santral de kapatılacak

İskoçya’da daha önce üç nükleer santral, Dounreay Caithness, Hunterston A, North Ayrshire ve Chapelcross Dumfries Nükleer İşletmelerin Kapatılması Kurumu’na devredilmişti.

İki nükleer santrali Rosyth Royal Dockyard LTD. ve  Vulcan Naval Reactor Test Establishment’nin kapatılması planlanıyor.

Aktif elektrik üretimine devam eden ise iki nükleer santral bulunuyor.

Bilimsel araştırmalar iklim değişikliğiyle mücadeleye ne kadar yardımcı olabilir?

26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı‘nda (COP26) ülkeler yetersiz de olsa bazı taahhütlerde bulundular, daha önce verdikleri ve gerçekleştiremedikleri bazı taahhütlerini de yenilediler. Bu taahhütlerin içinde en dikkat çekicilerinin başında, başta kömür olmak üzere fosil yakıtlar için sağlanan kamu finansmanlarının aşamalı olarak kaldırılması, 2030 yılına kadar metan gazı emisyonlarının %30 oranında azaltılması geliyordu. Peki, yetersiz de olsa bu hedeflere ulaşabilmek için yapılan araştırmalar ve inovasyon çalışmaları 2022 yılı ve sonrası için umut veriyor mu? Bu çalışmalar için özellikle zengin merkez kapitalist ülkeler yeterli maddi desteği veriyorlar mı?

Gerek COP toplantılarında, gerek kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında  ‘yenilenebilir enerji kaynakları’ geliyor. Son yıllarda yatırım ve işletme maliyetleri düşen rüzgâr ve güneş enerjisi gibi mevcut teknolojiler halen fosil yakıtların en önemli alternatifi… Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamen fosil yakıtların yerine geçebilmesi için özellikle orta ve düşük gelirli ülkeler açısından hala çözülmesi gereken bazı sorunlar var. Bu sorunların başında şebeke ölçeğinde elektrik depolamanın basitleştirilmesi ve maliyetinin düşürülmesi geliyor. Ülkemizde ise buna eklenen diğer bir sorun ise özellikle bu santraller için yapılan yanlış yer seçimleri ve bunun sonucunda başta rüzgâr enerjisi santralleri (RES) olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları için gerekli kamuoyu desteğinin sağlanamaması…

Çözülmesi gereken diğer bir sorun ise elektrik ile çalışan yeni nesil araçların hala pahalı olması… Oysa bu araçların çok uygun fiyatlarla üretilmesi için yeni mühendislik çalışmalarına gereksinim var. Üstelik akü teknolojilerinin de geliştirilmesi de şart. Akülerin boyutlarının küçültülmesi ve içeriğinde daha az lityum ve kobalt kullanılması gerekli. Ülkemizde elektrikli ulaşım araçları üzerinde fosil yakıtlar tüketen klasik araçlara uygulanandan bile yüksek alım- satım vergileri var. Yani bu araçlar klasik arabalardan çok daha pahalı… Kentlerimizde bu araçlar için yeterli şarj istasyonları yok. Üstelik çok sayıda ülkede uygulananın aksine ülkemizde bu araçlara verilen elektriğin fiyatlandırılmasında bir sübvansiyon da uygulanmıyor. Sera gazlarının önemli bir kaynağı da hava ulaşım araçları, uçaklar gibi elektrik sağlanması çok daha zor olan taşıtlar için de ucuz ve düşük karbonlu yakıtların üretilebilmesi şart. Son yıllarda bazı ülkelerde bu konuda yetersiz de olsa bazı adımlar atıldı. Fakat bu alanda bir an önce daha çok bilimsel araştırmalar yapılması gerekli.

Tek başına ülkelerin çabaları yetmez

En iyimser senaryolar bile yenilenebilir enerjiye geçişin tek başına ülkelerin taahhütlerini yerine getirebilmeleri için yeterli olmayacağını gösteriyor. Bilim insanlarına göre küresel iklim krizini yavaşlatmak için, CO₂’i atmosferden çekme teknolojilerinin geliştirilmesi gibi daha fazla çabaya gereksinim var. Diğer taraftan jeo-mühendislik teknolojilerinin geliştirilmesi tartışmaları da bilim çevrelerinde büyük bir hızla sürüyor. Bu tartışmaların içinde birçok bilim insanı tarafından mantıksız bulunan güneş ışınlarının stratosferden geri yansıtılarak, gezegeni yapay olarak soğutma düşünceleri bile var.

Tüm bu araştırma ve inovasyon çalışmaları için yetersiz de olsa bazı ilerlemeler de var. Glasgow’da Avrupa Birliği (AB) ve 22 ülke kentleri yeşillendirmek, özellikle kent içinde elektrikli araç kullanımını artırmak, endüstriyel emisyonları düşürmek, kömürlü termik santralleri kapatmak, düşük karbonlu teknolojileri geliştirmek için gerekli çalışmaları destekleme kararı aldılar ve bu çalışmalara gerekli mali desteği sağlama sözü verdiler. Şimdi Avrupa’da bazı kentlerde yeşillendirme çalışmalarının yanı sıra başta ısıtma, soğutma ve aydınlatma teknolojilerinin geliştirilmesi olmak üzere binalar için yeni teknolojiler uygulanmaya çalışılıyor. Dünyanın en büyük sera gazı emisyonuna sahip ülkesi Çin’de karbon emisyonlarını ortadan kaldırıcı teknolojilerin geliştirilebilmesi için geniş bir araştırma altyapısı oluşturuyor ve önemli bir ekonomik kaynağı bu çalışmalar için ayırıyor.

Yoksul ülkelere destek şart

Tüm bunların yanı sıra bilim dünyası, iklim politikalarının değerlendirilmesinde ve hükümetler ile işletmeler tarafından verilen taahhütlerin izlenmesinde de önemli bir rol oynuyor. Günümüzde zengin merkez kapitalist ülkelerin düşük gelirli ülkelerin emisyonlarını azaltmalarına ve iklim değişikliğiyle başa çıkmalarına yardımcı olmak için taahhüt ettiği mali desteği vermediğini; verilen küçük miktarında yardımların da bu ülkeler tarafından uygun projelerde kullanılmadığını 26. COP toplantısında sunulan bilimsel raporlardan öğrendik. Yine yıllardır yapılan araştırmalar ve yayınlanan bilimsel raporlar sonucu artık herkes tarafından şu çok açık olarak biliniyor: Dünyanın birçok bölgesini etkileyen büyük orman yangınlarından, sellerden, sıcak hava dalgalarından, kuraklık ve gıda krizinden küresel iklim değişikliği sorumlu, küresel iklim değişikliğinden de sera gazı emisyonları yüksek merkez kapitalist ülkeler… Peki, iklim ile ilgili yıldan yıla artan doğal afetlerin faturasını kim ödeyecek?

Zengin merkez kapitalist ülkeler para uğruna neden oldukları iklim felaketinin sonuçlarıyla yüzleşip bundan olumsuz olarak etkilenen orta ve düşük gelirli ülkelerin zararlarını karşılayacak mıdır? Buna ‘evet’ yanıtını vermek mümkün değil. Daha bu ülkelere yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmeleri için maddi destek bile sağlamayan, fosil yakıt kullanımını yakın bir gelecekte terk edeceğini açıklamayan merkez kapitalist ülkelerin fakir ülkelere kendilerinin neden oldukları küresel iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçları için tazminat ödemeyi kabul etmeyecekleri, en azından sürüncemede bırakacakları çok açık. Bu ve diğer konular kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde yapılacak COP 27 toplantısında tekrar tartışılacak ve diğer COP toplantılarında olduğu gibi büyük bir olasılıkla sonuçsuz kalacak…

Bilimsel çalışmaların ve yeşil inovasyonun küresel iklim değişikliğini kontrol altına almak için önemi çok büyük. Ancak şu gerçek unutulmamalıdır ki; küresel iklim değişikliğinin temel nedeni olan vahşi kapitalizm sorgulanmadıkça her türlü bilimsel gelişme bugüne kadar olduğu gibi 2022 yılı ve sonrasında da küresel iklim krizini kontrol altına almak için tek başına asla yeterli olmayacaktır.

 

Kazakistan’da ulusal yas ilan edildi

1991’de bağımsızlığını ilan etmesi sonrası en büyük gösterilere sahne olan Kazakistan‘da bugün ulusal yas ilan edildi.

Cumhurbaşkanlığı’ndan Cumartesi günü yapılan açıklamada, “Kazakistan’da işlenen terör eylemleri sonucunda insanların ölümüyle ilgili olarak, 10 Ocak 2022’de ülke çapında yas ilan edilecek” denilmişti.

Kazakistan‘da akaryakıt fiyatların yapılan zamların ardından başlayan ve ülke çapına yayılan protestoların ikinci gününde başlayan çatışmalarda polis onlarca protestocu hayatını kaybettiğini açıklamış, Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ise Rusya‘dan yardım istemişti.

Almatı’da internet erişimi yeniden sağlandı

BBC Türkçe‘de yayımlanan habere göre, Kazakistan’ın en büyük kenti Almatı‘da 5 gün kesik olan internete bugün itibarıyla erişim sağlandı.

Ülkenin yaklaşık 1 milyon 800 bin nüfuslu eski başkenti ve finans merkerinde, yerli ve yabancı internet sitelerine yeniden girilebiliyor.

Kazakistan’da 2 Ocak’ta sıvılaştırılmış petrol gazına (LPG) yapılan zamların protesto edildiği gösteriler hızla büyümüş, Almatı’da Çarşamba günü internete erişim kesilmişti.

’44 kişi öldü, 7 bin 939 kişi gözaltına alındı’

Kazakistan İçişleri Bakanlığı geçen haftaki protesto gösterileriyle ilgili olarak şu ana kadar 7 bin 939 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Cumhurbaşkanlığından dün yapılan açıklamada ise gözaltına alınanlar arasında “önemli sayıda yabancının” da olduğu belirtilmişti.

Kazakistan Enformasyon Bakanlığı, gösterilerde ölenlerin sayısını 44 olarak açıkladı.

Başkent Nursultan‘daki BBC muhabiri Steve Rosenberg, şehirde güvenlik önlemlerinin artırıldığını, Cumhurbaşkanlığı Sarayı‘na girişlerin durdurulduğunu aktardı.

OHAL ve sokağa çıkma yasağı sürüyor

Kazakistan’da olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı sürüyor.

Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ülkeleri Kazakistan’a, kamu düzeninin tesisi içina asker göndermiş; Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev “20 bin haydut Almatı’ya saldırdı. Güvenlik güçlerine, bu teröristlere uyarıda bulunmaksızın ateş açma talimatı verdim” demişti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Tokayev’i talimatı nedeniyle eleştirdi.

ABC News‘a konuşan Blinken, talimat için, “Yanlış bir karar ve geri alınmalı” dedi.

Kuzey Işıkları, İngiltere’nin kuzeydoğusunda görüldü

Kuzey Işıkları, İngiltere‘nin kuzeydoğu bölgeleri Northumberland, South Tyneside ve Teesside bölgeleri ve İskoçya genelinde görüldü.

Aurora Borealis ya da bilinen adıyla Kuzey Işıkları, yeryüzünün manyetik alanı ile Güneş’ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkıyor.

Fotoğraf: Simon Woodley / BBC

 

Kış aylarında soğuk, uzun ve karanlık gecelerde daha sık görülüyor.

BBC Türkçe‘de yayımlanan haberde BBC Look North hava durumu sunucusu Abbie Dewhurst, belli hava koşullarının ışıkları görünür hale getirebileceğini, ancak “bunun bu kadar güneyde çok sık olan bir şey olmadığını” dile getirdi.

TGS’den 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü raporu: Bir yılda 250 gazeteci yargılandı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir rapor hazırladı. 34 gazetecinin cezaevinde olduğu belirtilen raporda bir yılda 250 gazetecinin yargılandığına, en az 50 gazetecinin ise gözaltına alındığına dikkat çekildi. İşsizliğin ise en az yüzde 35 olduğuna yer verildi.

TGS, gazetecilerin işsizlik, sansür ve baskı altında olduğunu ortaya koyduğu raporunda  “10 Ocak bir mücadele günü sayılmalıdır” diyor:

“Haberlerimiz nedeniyle sansüre uğradığımız ya da otosansüre zorlandığımız, resmî basın kartına erişime engellerin devam ettiği, 34 meslektaşımızın cezaevlerinde tutulduğu, RTÜK ve BİK aracılığıyla eleştirel medya kuruluşlarının cezalandırıldığı, sendikasız-güvencesiz çalışmanın yüzde 90 civarında olduğu sektörümüzde 10 Ocak bir mücadele günü sayılmalıdır.”

Sendikalaşma oranı yüzde 8,4

Gazetecilerin sendikalaşma oranının da yalnızca yüzde 8,4’te kaldığını kaydeden TGS, “FOX TV ve Halk TV işverenlerinin sendikal yetkimize yaptığı itirazlar yargıdan dönünce medyada sendikalı işyeri sayısı daha da yükselecek” diye açıkladı.

Çalışan sayısı yüzde 9,94 azaldı

Rapora göre, Basın, Yayın ve Gazetecilik iş kolundaki çalışan sayısının da 2013 Ocak istatistiklerine göre giderek eridiğine, 2013 yılında çalışan gazeteci sayısının 104 bin 141’ken 2021 yılında 93 bin 795’e düştüğünü yani yüzde 9,94 azaldı.

TGS’nin Basın, Yayın ve Gazetecilik iş kolunda yaşanılan hak ihlalleri verisi şöyle:

“Aralık 2020’deki SGK verilerine göre iş kolundaki toplam kayıtlı çalışanların sadece 23 bin 306’sı gazetecilerden oluşuyor. Bu toplam içinde 5 bin 308 kişi ile ‘Muhabir’ en fazla istihdamın gerçekleştiği meslek unvanı iken onu, 2 bin 984 kişi ile ‘Gazete Muhabiri’; 2 bin 571 kişi ile ‘Editör-Gazete, Dergi vb.’; 1.362 ile ‘İnternet Editör’ takip ediyor. En az istihdam ise 2 kişi ile ‘Spor Yazarı’, 3 kişi ile ‘Okur Temsilcisi’ ve 5 kişi ile ‘Takdimci’ unvanlarında gerçekleşti.

Gazeteciler basın kartına ulaşamıyor

İletişim Başkanlığı’nın Aralık 2020 verilerine göre, göreve bağlı basın kartı sahibi basın mensubu sayısı 9 bin 204 ve sürekli basın kartı sahibi basın mensubu sayısı ise 5 bin 900. Göreve bağlı basın kartı sahipleri ile sürekli basın kartı sahiplerinin toplamı (15 bin 104), SGK’nin paylaştığı sayının (23 bin 306) altında. Diğer bir deyişle kart sahibi gazetecilerin tamamının aktif olarak çalıştığı düşünülürse, kayıtlı gazetecilerin sadece yüzde 64,8’inin basın kartına sahip olduğu görülüyor. Aradaki fark, dikkate değer sayıda gazetecinin basın kartı sahibi olmadığı/olamadığını gösteriyor. Bu nedenle resmî basın kartı sahipliğinin gazetecilik faaliyeti açısından bir koşul/ruhsat olarak öne sürülmesi, sektör gerçekliğinden uzak.

Resmî basın kartına erişimdeki engeller arasında, gazetecilerin iş sözleşmesinin Basın İş Kanunu’na uygun tanzim edilmemesi de yer alıyor. Bu da özellikle internet medyasında çalışan gazetecilerin basın kartına erişimini kısıtlamaya devam ediyor. Aynı kurumda 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında çalışanlar karta erişebilirken, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışan gazeteciler bu haktan mahrum kalıyor. Bu durum bir yönüyle ayrımcılığa diğer yönüyle ise yasaların güncellikten uzak olduğuna işaret ediyor.

İşsiz gazeteci oranı en az yüzde 35

İşsizlik, gazetecilerin kalemleri üzerinde gölge oluşturmaya devam ediyor. Gazetecilik bölümü mezunları içinde işsizlik oranı TÜİK işgücü istatistiklerine göre 2018’de yüzde 23,8; 2019’da yüzde 21,8 idi. 22 Mart 2021 tarihinde açıklanan TÜİK istatistiklerine göre ise bu oran 2020 yılında yüzde 27,7’ye yükseldi. Gazetecilik mezunları, sosyal hizmet bölümü mezunlarından sonra en yüksek işsizliğe maruz kalan kesim oldu. Gazeteciler arasında hayli yaygın olan güvencesiz ve sigortasız çalışanlar da dâhil edildiğinde gerçek işsizlik oranının yüzde 35-40 bandında olduğunu tahmin ediyoruz.

İşverenlerin engellemesi sendikalaşmayı engelliyor

Sendikalaşma oranının yüzde 8,4 kaydedildiği iş kolumuz, en düşük sendikalaşma oranına sahip iş kollarından biri olmayı hâlâ sürdürüyor. Oranın bu kadar düşük olmasında, işverenlerin sendika karşıtı engelleme ve itirazları da büyük rol oynuyor. Hürriyet gazetesinde sendikal çalışma nedeniyle Ekim 2019’da yaşanan işten atmalar, bunun en somut ve yakın örneği. Her ne kadar iki yıldan fazla süren yargılama sonunda üyelerimizin sendikal nedenle işten çıkarıldıkları kesinleşse de bu durum, gazetedeki sendikalaşma çalışmasına ciddi bir darbe vurdu. Ayrıca 2020’de FOX TV’de, Mayıs 2021’de ise Halk TV’de çalışan meslektaşlarımızın tercihiyle çoğunluğu sağlamamıza rağmen, işverenlerin itirazı ile yetki süreçleri yargıya taşındı.

 

Taksim’deki LGBTİ+Onur Yürüyüşü’nü takip eden Fransız haber ajansı AFP’nin foto-muhabiri Bülent Kılıç, boğazına basılarak gözaltına alınmıştı. / Fotoğraf: Hacı Bişkin

‘Bir yılda 250 gazeteci yargılandı, en az 50 gazeteci gözaltına alındı’

Raporda haberleri nedeniyle ya da haber takipleri sırasında gözaltına alınan, yargılanan gazetecilerle ilgili paylaşılan veriler ise şöyle:

“Haberleri nedeniyle sansüre uğrama, otosansüre zorlanma ve davalarla gözdağı verme uygulamaları sürdü. Gazeteciler yazdıkları ya da söyledikleri nedeniyle cezaevinde tutulmaya devam etti. Geride bıraktığımız bir yılda en az 130 davada 250 gazeteci yargılandı ve en az 50 gazeteci gazetecilik faaliyeti nedeniyle gözaltına alındı.”

Dokuz ilde ortak miting: Sokak hayvanlarının toplatılması durdurulsun

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın, “Belediyeleri sahipsiz hayvanları sokaktan alacak adımları atmaya çağırıyorum” açıklamasının ardından sokakta yaşayan köpeklerin toplatılmasına yönelik tepkiler sürüyor. Pazar günü dokuz ilde ortak gerçekleştirilen mitinglerde “Sokak hayvanlarına özgürlük”, “Barınaklar ölüm kamplarıdır” sloganları atılıldı, bin 200 belediyenin barınağı olmadığına da dikkat çekildi.

İstanbul, İzmir, Zonguldak, Eskişehir, Hatay, Keşan, Antalya, Afyonkarahisar ve Ankara‘da belediyelerin sokak köpeklerini toplamasına karşı hayvanseverler bir araya gelerek uygulamanın durdurulmasını talep etti.

‘Binlerce hayvan vahşice yok edildi’

İstanbul Kadıköy‘de yapılan eylemde yapılan açıklamada belediyelerin uygulamalarına dikkat çekildi:

“Sayın Cumhurbaşkanımız belediyelerin istişare toplantılarında yapmış olduğu konuşmasındaki ‘Belediyeler barınaklar kursun ve sokak hayvanlarını toplayıp barınaklara götürsün’ talimatı belediyelerce çarpıtıldı. Binlerce masum hayvan hunharca yaralanarak, işkence edilerek zulmedilerek toplatılıp, canlı canlı gömülüp karlı dağlara atılıp, vahşice yok edildiler. 2004 yılında çıkan hayvanları koruma kanununa göre belediyelere bakım evleri kurma ve kısırlaştırma işlemi yaptırma görevi verildiği halde, bin 200 belediyede hala gerçek bir bakım evi yoktur.”

‘Bütün insanlar suçlu olmayabilir ama bütün hayvanlar masum’

Kadıköy’deki mitinge Barış Manço‘nun oğlu Doğukan Manço da katıldı. Manço, köpeklerinin zehirlendiğini anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben uzun zamandır hayvan besleyen biriyim. İlk 2 köpeğim zehirlenerek öldü. Zehirlenmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Geçenlerde bir video paylaştım. 15 köpeği bir anda öldürdüler. Orası bir koruma alanı. Koruma alanında herhangi bir köpeği öldürmek suçtur, dinimizde de yeri yoktur. Bunu duyurdum ve o video 15 bin kişi tarafından paylaşıldı. Ciddi bir duyarlılık, ciddi bir farkındalık gerçekleşti ve bu konunun üzerinde duruldu. Bugün aldığım bir duyuma göre şüpheli 3 kişiden 2’sine ulaşıldı diğerinin bulunması için çalışma devam ediyor. Bütün insanlar suçlu olmayabilir ama bütün hayvanlar masum. İnsanların onları nasıl yetiştirdiğiyle alakalı.”

Ne olmuştu?

22 Aralık’ta 2021 tarihinde Gaziantep‘in Şahinbey ilçesi Beştepe Mahallesi‘nde bir sitenin bahçesinde 2 pitbull cinsi köpeğin saldırısına uğrayan 4 yaşındaki Asiye Ateş, ağır yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. Olayla ilgili 6 kişi gözaltına alınmış, zanlılardan 3’ü tutuklanmıştı. Köpekler ise Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğünce, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Hayvan Barınağı ve Rehabilitasyon Merkezine teslim edilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Belediyeleri sahipsiz hayvanları sokaktan alacak adımları atmaya çağırıyorum” demesinin ardından ise birçok ilde belediyeler sokak hayvanlarını toplamaya başlamıştı.

Bunların yanında, söz konusu açıklamalar sonrası hayvanlara şiddet görüntüleri de paylaşıldı. Zonguldak‘ta sokakta yaşayan bir köpek gözleri dağlanmış şekilde bulundu.

İstanbul’a kar geliyor; Meteoroloji beklenen tarihi açıkladı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmeye göre, yeni hafta ile birlikte soğuk hava dalgası tüm yurtta etkili olacak. Mevsim normallerinin 4 ila 10 derece üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, salı gününden itibaren mevsim normallerine düşecek.

İstanbul‘da çarşamba ve perşembe günü kar ve karla karışık yağmur beklenirken, Ankara‘da ise sıcaklık ise yeni haftayla birlikte düşecek.

Başkent’te çarşamba günü beklenen kar yağışının özellikle yüksek kesimlerde etkili olacağı tahmin ediliyor.

14 kent için sarı kod

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 10 Ocak Pazartesi günü için; Adana, Giresun, Hatay, Kahramanmaraş, Rize, Tokat, Bayburt, Artvin, Gümüşhane, Mersin, Ordu, Sivas, Trabzon ve Osmaniye için sarı kodlu uyarı verdi.

Almanya’da nükleerden çıkış Yeşiller’in tarihi başarısıdır!

Nükleer enerji savunucuları 2021’de yeniden atağa geçti. Son dönemde Avrupa Birliği belgelerinde nükleeri temiz enerji diye taslaklara dahil etmeyi deneyecek kadar palazlandılar. Amaçları, iklim krizi nedeniyle fosil yakıtların tamamen terk edilmesi gerektiğini artık herkesin kabul ettiği bir dönemde bu eski moda, kirletici, son derece tehlikeli ve pahalı enerji üretim biçimini “yeşil” bezlerle sarıp sarmalayıp iklim değişikliğine çözüm diye yutturmak. Nükleer endüstrinin bu çabası şaşırtıcı değil, vadesi dolan iş alanlarını canlı tutmak için her yolu denemelerine alışığız. Ne de olsa silah sanayiyle iç içe, devlet desteği olmadan ayakta kalması mümkün olmayan, kazaları, felaketleri örtbas etmek rutin işleri arasında yer alan sicili karanlık bir güçle karşı karşıyayız. Ama işte, şimdi tekrar hareketlendiler.

Nükleerin neden iklim krizine çare olamayacağını bu yazıda uzun uzun anlatmayacağım. Başka yerlerde bu konuyu epey konuşmuştuk. Yine de kısaca “kırk katır mı kırk satır mı” deyip geçebiliriz. Bir de “o kadar çok sokağa atacak paranız varsa neden yenilenebilir enerjiye yatırım yapmamakta direniyorsunuz” diye sormak iyi olabilir. Ben bu yazıda daha çok bu atağın nedenleri arasında olan nükleerden çıkış kararlarının başlıca müsebbibine işaret edeceğim: Yeşil harekete!

Zira balık hafızalı medya (balıkları tenzih ederim) Almanya’nın 2022’de kalan bütün nükleer santralleri kapatacağını fark edince konuyu direkt Merkel’e bağladı. Kaynakları da Deutsche Welle idi! Ne de olsa Almanya’yı 16 yıldır Merkel yönetiyordu, değil mi? Öncesini kim hatırlar? Nükleerden çıkış yılının Yeşiller’in koalisyon ortağı olduğu yeni hükümet dönemine denk gelmiş olması hoş bir tesadüf mü peki, yoksa “karma” mı?!

2011’de neler oldu?

Meselenin tarihçesine değinmek adına Angela Merkel hükümetinin 2011’de Fukuşima nükleer felaketinin ardından ülkedeki nükleer santralleri kapatmaya karar verdiğini yazan gazeteler, söyledikleri kararın verildiği tarihten altı ay önceye gitseler, aslında Merkel’in, 2009-2013 arasında FDP’yle (liberaller) koalisyon yaptığı ikinci (merkez sağ koalisyon) döneminde, kendilerinden on sene önceki hükümet tarafından alınmış olan nükleerden çıkış kararını geri aldığını görebilirler; bu kararın da ülke çapında yüz binlerce insanın sokağa döküldüğü geniş bir protesto dalgasına neden olduğunu… Bakın bu haber 20 Eylül 2010 tarihli Deutsche Welle’den:

“Nükleer enerji karşıtı hareket ve direniş genişliyor. Daha fazla üretilecek olan nükleer atıkların imha edilmesi konusunda bir yöntem belirlenmemiş olması Hıristiyan Demokrat partili seçmenleri öfkelendiriyor. Merkel, parlamento dışı geniş bir muhalefetle karşı karşıya. Merkel bu politikasıyla Sosyal Demokrat Parti ile Yeşillerin yeniden yakınlaşmasına yol açtı.”

Merkel hükümeti “nükleerden çıkmama” kararını bu protestodan kısa bir süre önce almıştı. 6 Eylül 2010 tarihli Bianet haberi şöyle diyor:

“Angela Merkel’in başbakanlığındaki, Hristiyan Demokratlar Birliği (CDU/CSU) ile Hür Demokratlar Partisi‘nden (FDP) oluşan muhafazakar-liberal koalisyon hükümeti, Almanya’daki nükleer santrallerin faaliyet süresini uzattı. Hükümetin kararını açıklayan Çevre Bakanı Norbert Röttgen, eski nükleer santrallerin faaliyet süresinin sekiz yıl, yeni nesil nükleer santrallerin faaliyet süresinin de 14 yıl uzatıldığını söyledi.(…) Hükümetteki muhafazakar – liberal koalisyon bu kararla aynı zamanda 10 yıl önce hükümette olan Sosyal Demokrat Parti (SDP) ve Yeşiller’den oluşan koalisyon hükümetinin planını da değiştirmiş oldu. Kırmızı – yeşil koalisyon, ülkedeki tüm nükleer santrallerin 2022 yılına kadar kapatılması kararını almıştı. Nükleer santrallerle ilgili 10 yıl önceki kararı alan şimdinin ana muhalefet partisi SDP’nin lideri Sigmar Gabriel, hükümet enerji lobilerinin baskısı nedeniyle bu kararı aldığını savundu. Gabriel, yenilenebilir enerji yatırımlarının düşürülmesini eleştirip, ‘Hükümet, 2020 yılına kadar ulaşılması istenen iklim koruma hedeflerini gerçekleştirmeyi istemiyor’ dedi.”

Yani ikinci Merkel hükümetinin kararı yürürlüğe girseydi, nükleer santraller 2022’ye değil 2036’ya kadar çalışacaktı. Ama nükleer enerji şirketleriyle yapılan pazarlıklardan sonra nükleer endüstriyi kurtarmaya kadar veren Merkel, bu kadar büyük bir protesto dalgasıyla karşılaşmayı beklemiyordu. Oysa özellikle nükleer atık sorunu toplumun her kesimi için ciddi bir kaygı nedeniydi. Ve ardından 11 Mart 2011’de Japonya’da tarihin en büyük nükleer felaketi yaşandı. Bu felaket Almanya’daki protestoları daha da büyüttü ve bir anda yüz binler sokakları doldurdu.  Hemen ardından da Merkel hükümeti nükleerden çıkış kararını bozmasının yaklaşan seçimleri kaybetmesine neden olacağını anlayıp çark etti ve “Nükleer Enerji Yasası” çıkararak nükleerden çıkış kararına imza attı; ancak gerçekte sadece bozduğu eski planlarda devam etmeye karar vermişti. Peki neydi bu eski plan ve kimin imzasını taşıyordu?

Kızıl-yeşil koalisyonun nükleer anlaşması

Bu sorunun cevabı basit: Nükleer enerjiyi daha 1970’lerden beri tehlikeli ve kabul edilemez gören Yeşiller, 1998’de Almanya’da girdikleri ilk koalisyon hükümetinin pazarlık aşamasında yeni nükleer santral inşa edilmemesini ve bir takvim dahilinde nükleer enerjiden çıkışı koalisyon şartı olarak öne sürdüler. O dönemde Almanya’da toplam 20 GW kurulu güce sahip 17 nükleer reaktör vardı ve elektrik üretiminin dörtte biri nükleerden sağlıyordu. Son yeni nükleer santral ise 1989’da devreye girmişti, çünkü 1986’daki Çernobil felaketinin ardından yeni bir reaktör yapımına başlanmamıştı. Ancak nükleer enerji, hâlâ sistemin önemli bir parçasıydı ve mevcutlar kendi haline bırakıldığında sadece tehlike yaratmaya devam etmekle kalmayacak, yenilenebilir enerjiye geçişin önünde de engel yaratacaktı. Bu nedenle Yeşiller, mevcut reaktörleri birdenbire kapatmanın mümkün olmadığını bilerek koalisyon ortaklarıyla yeni bir nükleer santralin yapılmayacağı ve mevcutların ömrünün 32 yılla kısıtlanarak sonuncusunun 2022’de kapatılacağı bir enerji dönüşüm planında anlaştılar. 2000 tarihli bu planın en önemli yanlarından biri de o zaman hâlâ oldukça pahalı olan yenilenebilir enerjiye yönelik güçlü bir teşvik mekanizmasının (feed-in tariff) hayata geçirilmesiydi. Yani yenilenebilir enerjiye piyasanın üzerinde sabit fiyat garantisi getirilmişti.

İşte bundan 24 yıl önce Yeşiller Partisi’nin koalisyon şartı olan nükleerden çıkış, Merkel’in karşı yöndeki çabasına rağmen bu yıl sonunda ilk planlandığı günkü gibi tamamlanıyor ve Almanya kalan 3 reaktörünü de bu sene sonunda kapatarak nükleersiz bir ülke haline geliyor. Öte yandan iklim krizinin çözümünde fosil yakıtlardan çıkış için mevcut nükleer santrallerin karbonsuz bir seçenek olarak bir süre daha açık kalması gerektiğini savunan iklim aktivistleri de var. Ama yanıldıkları nokta Almanya’nın hikayesinde gizli!

Nükleer karşıtları enerji dönüşümünü nasıl tetikledi?

İklim kriziyle mücadele için ilk dönüştürülmesi gereken sektör elektrik sektörü. Gelişmiş teknoloji ve düşük maliyet düşünüldüğünde en kolay yenilenebilir enerjiye geçecek sektör de bu. Ama bugün devam eden enerji dönüşümü aslında sadece iklim kaygısıyla başlamadı. Avrupa’nın en nükleerci ülkelerinden biri olan Almanya, daha Kyoto Protokolü’nün imzalanmasından bir yıl sonra, 1970’lerde başlayan nükleer karşıtı hareketin kurucu güçlerinden birisi olduğu Yeşiller Partisi aracılığıyla iktidar ortağı olması sayesinde nükleerden çıkma planlarını resmileştirdi. Yani enerji dönüşümü öncelikle nükleerden kaçmak için başlatıldı. Böylece enerji dönüşümü (Energiewende) politikaları ile Almanya halkı yıllarca enerji dönüşümünü sabit fiyat garantileriyle gönüllü olarak destekledi, hatta bir anlamda finanse etti. Yenilenebilir teknolojinin gelişmesinde ve ucuzlamasında bu politika aracı büyük rol oynadı. Bu da Yeşiller’in bilinçli stratejisiydi. Hatta Yeşiller, o zamanki ortakları Sosyal Demokratlar’ın önemsemediği Yenilenebilir Enerji Dairesi’ni (ki o zaman Almanya’da yenilenebilirin payı %3 civarındaydı, bugün %40’ı geçmiş durumda) SDP’nin elindeki Enerji Bakanlığı’ndan alıp kendi ellerindeki Çevre Bakanlığı’na bağlamışlardı. Böylece yenilenebilir enerjiye önemsiz bir detay olarak bakan ortaklarını bile yıllar içinde bir şekilde yenilenebilir enerji yanlısı yaptılar. Bütün bu gelişmelerde Almanya’daki nükleer karşıtlığını, yani Three Mile Island kazasının ardından başlayan, 1986’daki Çernobil felaketinden sonra artan ve Fukuşima’da teyit edilen nükleerden kaçış kaygısının payı, iklim krizi kaygısından fazlaydı, en azından başlangıçta. Bu kaygı bugün iklim krizine karşı elimizdeki en önemli araç olan enerji dönüşümünü tetiklemiş oldu.

Bugün nükleer bataklığın dibindeki Fransa’nın etkisiyle AB’ye bile nükleerci elbise dikilmeye çalışılır ve İngiltere‘de yaşlanan nükleer filoyu kurtarma hesapları yapılırken, Avrupa’nın en büyük ekonomisi hem nükleerden çıkıyor hem de 2030’da kömürden çıkış ve %80 yenilenebilir enerji hedefine ulaşmaya çalışıyor. Yeşil politikalar sayesinde!

Çevre ve iklim politikalarının bir bütün olduğunun, tarihsel ve güncel olarak birbirini besleyebileceğinin, meselenin tabanda harekete geçmekle seçimlerin gündemi haline getirmekle çözüleceğinin güzel bir örneği, Almanya’nın nükleerden çıkışıdır. Bu zafer de pragmatik Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi’nin değil, “kafayı nükleere ve iklime takmış” ve ilkelerine, önceliklerine fazlasıyla bağlı Yeşiller Partisi’nindir.

2022, dünyanın nükleer enerjiden kurtulması yolunda önemli bir dönüm noktası olacak. 2030’a geldiğimizde, Avrupa’da, Fransa ve Finlandiya’yı saymazsanız, muhtemelen ancak tek tük birkaç nükleer reaktör kalacak. Çin’de yapılan yeni reaktörlere, modüler nükleer santral tartışmalarına vb. bakıp bunu söylemek için henüz erken diyebilirsiniz. Ama yine de siz bunu bir kenara yazın…