Ana Sayfa Blog Sayfa 1079

HDP Bahçelievler ilçe örgütüne saldıran Muhammed Eren Sütçü tutuklandı

Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) İstanbul Bahçelievler İlçe Örgütü‘ne saldırı düzenleyen ve serbest bırakılan Muhammed Eren Sütçü, savcılığın itirazı üzerine tutuklandı.

HDP, saldırgan Sütçü’nün tutuklandığını “Bahçelievler ilçemize yönelik saldırı sonucu saldırgan bildiğiniz üzere ev hapsi ile serbest bırakılmıştı. Demokratik kitle örgütlerinin dayanışması ve özgürlük için hukukçular derneğinin hukuki mücadelesi sonrası saldırgan itiraz üzerine yeniden sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve tutuklanmıştır” diyerek duyurdu.

Dosyada gizlilik kararı sürdüğü için dosyanın içeriğine ulaşılamadı ve tutuklama talebi öğrenilemedi.

Saldırının ardından serbest bırakılmıştı

Muhammed Eren Sütçü, saldırının ardından çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılmıştı.

Sütçü’nün, 28 Aralık’ta düzenlendiği silahlı ve bıçaklı saldırıda, HDP ilçe binasında bulunan partililer Ramazan Dışarı ve Aziz Şimşek yaralanmıştı.

HDP’li Ayşe Acar Başaran kanun teklifi verdi: Ped ve tampon ücretsiz olsun

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, ped ve tampon fiyatlarının ücretsiz olması için Meclis’e kanun teklifi verdi. Kanun teklifinde, Türkiye’de hijyen ürünlerinden şu anda yüzde 18 oranında vergi alındığı belirtilerek bu oranın kaldırılması talep edildi.

Döviz kurunda yaşanan artışın ardından ped ve tampon gibi hijyen ürünlerine gelen zamlar ve bu ürünlerden alınan yüzde 18 oranındaki vergiye yönelik tepkiler sürüyor. TÜİK verilerine göre, geçtiğimiz yıl aralık ayında birim fiyatı 0,6692 TL olan hijyenik pedler, bir yılda yüzde 51,04 zamlandı. Buna göre 2021 Aralık ayında pedlerin birim fiyatı 1,0561 TL oldu ancak marketlerde hijyenik pedlerin birim fiyatı 2 TL’yi aşıyor.

HDP’li Başaran, bu zamları ve vergi uygulamasını Meclis’e taşıdı. Kadınların yüzde 82’sinin ped ve tamponlara erişemediğini belirten Başaran, verdiği kanun teklifinde “Regl olan bir kadın, ortalama hayatının 2 bin 535 gününde bu döngüye girmekte, bahsedilen süre yaklaşık 7 yıla tekabül etmektedir. Temel ihtiyaçlar arasında bulunan ped ve tampon gibi ürünlere ulaşamamak ‘regl yoksulluğu’ olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’de ise çoğunlukla mevsimlik tarım işçileri, mülteciler ve büyük kentlerin yoksul kesimlerinde yaşayan ve regl döngüsünü yaşayan yetişkin ve çocuklar, bu ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle çocuklar regl dönemlerinde pede ulaşamadıkları takdirde eğitimlerine ve sosyal hayatlarına devam etmekte zorluk yaşayabilmektedir” ifadelerine yer verdi.

‘Ped ‘temel ihtiyaç’ değil ‘lüks ürün’ sayılıyor’

Başaran kanun teklifinde şu bilgilere yer verdi:

“Türkiye’de regl ürünlerine yüzde 18 vergi uygulanmaktadır. Gazoz, prezervatif, çikolata, havyar, ayakkabı gibi ürünlerdeki vergi oranı ise yüzde 8’dir..  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) regl hijyen ürünlerine erişimle birlikte bu ürünleri kullanmak için gizlilik sağlayacak tesislere ve regl hakkında doğru ve yararlı bilgiye erişimin garantiye alınmasının bir gereklilik olduğunu söylemektedir. Ancak Türkiye’de ped ve tampon ‘temel ihtiyaç’ değil ‘lüks ürün’ sayıldığı için bu ürünlere vergi uygulanmakta ve ürünler zamlanabilmektedir.”

’26 ülkede regl ürünlerinde vergi sıfıra indirilmiştir’

“Regl ürünleri üzerindeki vergileri kaldıran ilk ülke 2004’te Kenya olmuştur. 2018 itibariyle Avustralya, Malezya, Hindistan ve ABD’deki bazı eyaletler regl ürünleri üzerindeki vergileri kaldırmıştır.  Regl ürünlerine vergi uygulamayan diğer ülkeler Kanada, Jamaika, Nikaragua, Nijerya, Tanzanya, Lübnan, Kolombiya, Güney Afrika, Namibya ve Ruanda’dır. PeriodTax.org’un 2020 verilerine göre toplam 26 ülkede regl ürünleri üzerindeki vergi sıfıra indirilmiş ya da ürünler vergiden muaf kategorisine alınmıştır.  2021’in Ocak ayında Birleşik Krallık da vergiyi kaldırmıştır. Diğer Avrupa ülkeleri ise vergileri indirmeye yönelik çalışmalar sürdürmüştür. Fransa regl ürünleri üzerindeki vergiyi 2015’te yüzde 20’den yüzde 5,5’e, Belçika 2018’de yüzde 20’den yüzde 6’ya, İspanya aynı yıl yüzde 4’e, Lüksemburg 2019’da yüzde 3’e, Almanya 2020’de yüzde 7’ye düşürmüştür.

‘Ücretsiz erişimin yasal zemini oluşturulmalıdır’

“İkinci kuşak haklar arasında sayılan sağlık hakkı pozitif statüde bir hak olarak belirlenmiştir. Kadınlara hijyen ürünlerinin para karşılığı satılması, ikinci kuşak haklardan sağlık hakkının ihlaline yol açmaktadır. Bir sosyal devlet sorumluluğu olarak zaruri ihtiyaçlara erişimin kolaylaştırılmaması, yoksulluk gündeminin devam ettirileceğinin göstergesidir. Tüm bu sebeplerle kalıcı ve eşitlikçi politikalar belirlenmeli, regl döneminde kullanılması zorunlu olan ped ve tampon gibi ürünlere ücretsiz erişimin yasal zemini oluşturulmalıdır.”

Son yedi yıl, kayıtlara geçen açık ara en sıcak yedi yıl oldu

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2021’in dünya genelinde kayıtlara geçen açık ara en sıcak yedi yıl olduğunu gösteren yıllık bulgularını yayınladı. Buna göre, Avrupa; Akdeniz’de şiddetli sıcak hava dalgaları ve Orta Avrupa’da sellerin damgasını vurduğu aşırı uçlarda bir yaz yaşadı. Bu arada, karbondioksit ve özellikle metan konsantrasyonları küresel ölçekte artmaya devam etti.

C3S’nin verilerine göre, son yedi yıl içinde 2015, 2018 ve 2021 daha serin yıllar arasında yer alıyor. Bir taraftan da 2021’de Avrupa en sıcak yazını yaşadı. Sıcaklık değerleri, 2010 ve 2018’de yaşanan diğer en sıcak yazlardan çok az daha yüksek ölçüldü.

C3S, Copernicus Atmosfer İzleme Servisi (CAMS) ile birlikte uydu ölçümlerini kullanılarak yaptığı ön analiz çerçevesinde, atmosferik sera gazı konsantrasyonlarının 2021 yılı boyunca artmaya devam ettiğini, karbondioksit (CO2) seviyelerinin yıllık küresel ortalamasının yaklaşık 414 ppm’lik rekor seviyeye ulaştığını ve metan (CH4) seviyesinin de yaklaşık 1876 ppb’e ulaşarak yıllık rekoru kırdığını bildirdi.

Dünya çapındaki orman yangınlarından kaynaklanan karbon emisyonları, özellikle Sibirya’daki yangınlarla körüklenerek toplam 1850 megatona ulaştı. Bu, geçen yıla göre (1750 megaton karbon emisyonu) biraz daha yüksekti ancak 2003’ten bu yana azalan bir eğilim görülüyor.

Yıllık bulguların bazıları şöyle:

Küresel yüzey hava sıcaklıkları

  • Küresel olarak, kayıtlara geçen en sıcak beşinci yıl olan 2021; 2015 ve 2018’e kıyasla çok az daha fazla sıcaktı.
  • 2021’de yıllık ortalama sıcaklık 1991-2020 referans dönemi sıcaklığının 0,3°C üzerinde, sanayi öncesi seviye olan 1850-1900 ortalamasının 1,1-1,2°C üzerinde gerçekleşti.
  • Son yedi yıl açık farkla kayıtlara geçen en sıcak yıllardı.

Dünya genelinde, 2021’in ilk beş ayında, çok sıcak geçen son yıllara kıyasla nispeten düşük sıcaklıklar görüldü. Ancak haziran ayından ekim ayına kadar aylık sıcaklıklar, kaydedilen en sıcak aylar arasında hep ilk dörtte yer aldı. Son 30 yılın (1991-2020) sıcaklıkları sanayi öncesi seviyenin yaklaşık 0,9°C üzerindeydi. Son 30 yıllık referans dönemle karşılaştırıldığında, ortalamanın üstüne en fazla çıkan sıcaklık değerlerine sahip bölgeler arasında, ABD ve Kanada‘nın batı kıyısından başlayıp Kuzey Doğu Kanada ve Grönland‘a kadar uzanan şeridin yanı sıra Orta ve Kuzey Afrika ve Orta Doğu‘nun büyük bir kısmı yer alıyor.

Ortalamanın altına en fazla inen sıcaklık değerlerine sahip bölgeler ise, Sibirya’nın batısı ve en doğusu, Alaska ve Büyük Okyanus’un ortası ve doğusu (yılın başında ve sonunda La Niña ile eş zamanlı olarak), Avustralya‘nın çoğu ve Antarktika’nın bazı bölgeleri.

Avrupa yüzey hava sıcaklıkları

  • Yıl boyunca Avrupa’da sıcaklıklar, en sıcak on yıl olmayan 1991-2020 ortalamasının sadece 0,1 °C üzerindeydi.
  • Avrupa için en sıcak on yıl 2000’den bu yana gerçekleşti ve 2014 ila 2020 en sıcak yedi yıl oldu.

Avrupa genelinde kışın son ayları ve ilkbaharın tamamı genellikle 1991-2020 ortalamasına yakındı veya onun altındaydı. Nispeten sıcak bir mart ayından sonra, nisan ayında görülen soğuk evre, kıtanın batı kesimlerinde geç mevsim donlarına neden oldu. Bununla birlikte 2021 yazı, Avrupa’da daha önce en sıcak yazların yaşandığı 2010 ve 2018’e yakın olsa da, kayıtlara en sıcak yaz olarak geçti. Haziran ve temmuz, daha önceki en sıcak aynı aylar içinde ikinci sırada yer alırken, ağustos ayı genel olarak ortalamaya yakındı, ancak güneyde ortalamanın üzerinde sıcaklıklar ile kuzeyde ortalamanın altında sıcaklıklar arasında büyük bir uçurum ortaya çıktı.

Avrupa’da yazın görülen aşırı hava olayları

Avrupa’da 2021 yazında çok sayıda etkili aşırı hava olayı yaşandı. Temmuz ayında, Batı Avrupa‘nın ortasında çok şiddetli bir yağış olayı yaşandı ve toprağın doyma noktasına ulaşmasıyla birçok ülkede şiddetli seller meydana geldi. En ağır şekilde etkilenen ülkeler arasında Almanya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda yer aldı.

Akdeniz bölgesi temmuz ayı boyunca ve ağustos ayının bir bölümünde sıcak  dalgası yaşarken, yüksek sıcaklıklar özellikle Yunanistan, İspanya ve İtalya’yı etkiledi. Avrupa’nın en yüksek sıcaklık rekoru, daha önceki yüksek sıcaklığın 0,8°C üzerinde, 48,8°C ile Sicilya‘da kırıldı; ancak bu yeni rekorun Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından hâlâ resmi olarak doğrulanması bekleniyor. Sıcak ve kuru koşullar, Doğu ve Orta Akdeniz‘de, özellikle de Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Cezayir, Tunus ve Türkiye‘de yoğun ve uzun süreli orman yangınlarına yol açtı.

CO2 ve CH4 konsantrasyonları 2021’de artmaya devam ediyor

Uydu verileri kullanılarak yapılan ilk analizler, sürekli artan karbondioksit konsantrasyonları eğiliminin 2021’de devam ettiğini ve yıllık küresel ortalamanın (XCO2) 414,3 ppm’e çıkarak rekor kırdığını gösteriyor. En yüksek konsantrasyona sahip ay, küresel aylık ortalama XCO2’nin 416,1 ppm’e ulaştığı Nisan 2021 oldu. 2021 yılı için tahmini küresel ortalama XCO2 büyüme hızı 2,4 ± 0,4 ppm/yıl olarak gerçekleşti. Bu, 2020’de 2,2 ± 0,3 ppm/yıl olan büyüme oranına benzer bir orandı. Bu ayrıca, 2010’dan bu yana görülen yaklaşık 2,4 ppm/yıl ortalama büyüme hızına yakındır, ancak El Niño iklim olayının etkisiyle 2015’te 3,0 ppm/yıl ve 2016’da 2,9 ppm/yıl olarak görülen yüksek büyüme oranlarının altında gerçekleşti.

 

Uydu verileri kullanılarak yapılan ön analize göre atmosferik metan konsantrasyonları da 2021’de artmaya devam etti ve yaklaşık 1876 ppb’lik benzeri görülmemiş bir küresel ortalamaya (XCH4) ulaştı. 2021 yılı için tahmini yıllık ortalama XCH4 büyüme oranı 16,3 ± 3,3 ppb/yıl olarak gerçekleşti. Bu, 2020’de 14,6 ± 3,1 ppb/yıl olan büyüme oranından biraz daha fazlaydı. Her iki oran da önceki yirmi yıllık uydu verilerinin oranlarına kıyasla çok yüksektir. Ancak, bunun neden böyle olduğu henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Metan, bazıları insan kaynaklı (örneğin, petrol ve gaz sahalarının işletilmesi) ve bazıları doğal veya yarı doğal (örneğin sulak alanlar) olmak üzere farklı birçok kaynaktan oluşabildiğinden, söz konusu artışın sebebini tanımlamak zordur.

‘Sıcaklık artışı devam ediyor, acilen harekete geçilmeli’

Avrupa Komisyonu Savunma Sanayii ve Uzay Genel Müdürlüğü Yerküre Gözlem Birimi Başkanı Mauro Facchini yeni verilerle ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Avrupa, Paris Anlaşmasına uyma taahhüdünü ancak iklim bilgilerini enine boyuna değerlendirerek yerine getirebilir. Copernicus İklim Değişikliği Servisi, iklimimizin durumu hakkında hem azaltma hem de uyum politikaları için etkili olan operasyonel ve yüksek kaliteli bilgiler aracılığıyla temel bir küresel kaynak vazifesi görmektedir. Dünya çapında açık ara en sıcak yılların son yedi yılda kaydedildiğini gösteren 2021 analizi, küresel sıcaklıklardaki artışın devam ettiğini ve gecikmeden harekete geçilmesi gerektiğini hatırlatıyor.”

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da şunları ekledi: “2021, Avrupa’da en sıcak yazın, Akdeniz’de sıcak hava dalgalarının görüldüğü aşırı sıcak yıllardan biriydi. Kuzey Amerika’daki benzeri görülmemiş yüksek sıcaklıklardan bahsetmiyorum bile. Son yedi yıl, kayıtlara geçen en sıcak yedi yıl oldu. Bu olaylar, gidişatı değiştirme, sürdürülebilir bir topluma yönelik kararlı ve etkili adımlar atma ve net karbon emisyonlarını azaltma yolunda çalışmamız gerektiğini açıkça hatırlatmaktadır”.

Karbondioksit ve metan konsantrasyonlarının yıldan yıla artmaya devam ettiğine ve yavaşlama belirtisi göstermediğine dikkat çeken Atmosfer İzleme Servisi Direktörü Vincent-Henri Peuch ise, “Bu sera gazları iklim değişikliğinin başlıca tetikleyicileridir. Bu nedenle, insan kaynaklı CO2 ve CH4 emisyon tahminlerinin izlenmesini ve doğrulanmasını desteklemek için CAMS liderliğinde yürütülen yeni gözlem tabanlı hizmet, emisyon azaltma önlemlerinin etkinliğini değerlendirmek için çok önemli bir araç olacaktır. Ancak gözlemsel kanıtlarla desteklenen kararlı çabalarla iklim felaketine karşı mücadelemizde gerçek bir fark yaratabiliriz” diye konuştu.

 

Kavacık köylülerinin mücadelesi sonuç verdi: Mahkeme OSB projesinin iptaline karar verdi

Edirne‘nin Uzunköprü ilçesine bağlı Kavacık Köyü merasına yapılmak istenen Karma Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) karşı Edirne İdare Mahkemesi‘ne açılan davadan iptal kararı çıktı. Kararın ardından Kavacık köylüleri ve Avukat Bülent Kaçar, mahkeme kararına uyarak projenin iptal edilmesi çağrısında bulundu.

Kavacık köylülerinin avukatı Bülent Kaçar, lehlerinde çıkan bu dördüncü mahkeme kararıyla ilgili, “Bugüne kadar Kavacık köylülerinin itirazlarını dikkate almayanlar artık mahkemenin iptal kararı karşısında projeyi derhal iptal etmeleri gerekmektedir. Yargı kararını gecikmesizin uygulamak devlet kurumlarının baş görevidir” diyor.

Köylüler daha önce sırasıyla Edirne İdare Mahkemesi‘ne, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi‘ne ve Danıştay 6. Dairesi‘ne dava açmış ve üç davayı da kazanmışlardı.

Mahkeme kararı: Hukuka uygun değil

Edirne İdare Mahkemesi, kararında Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası, Uzunköprü Belediyesi ve İl Özel İdaresi tarafından ilçeye bağlı Kavacık köyü merasına Karma OSB kurulması için yürüttükleri çalışmanın hukuka uygun olmadığına hüküm etti. Kararda şöyle denildi:

“OSB yapılması düşünülen alanın etrafında yerleşim yerleri, sulama göletleri, tarım alanları,  orman alanları, mera alanları ve bunlardan elde edilecek tarımsal ürünler bulunduğu, bu bölgeye Karma Organize Sanayi Bölgesi yapılması durumunda belirtilen unsurların zarar göreceği,

Karma OSB yapılmasının gerekçesinin tek tip OSB olması durumunda OSB’nin dolmayacağı endişesi olduğu, Trakya bölgesinde 15 adet OSB, karma OSB bulunduğu, doluluk oranının %35-86 arasında değiştiği, mevcut OSB’lerin amaca uygun şekilde kullanılabileceği,

Meri planlar bakımından gerçekleştirilen plan değişikliklerinin, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtilen, tanımlara, çevre düzeni planının niteliğine, bilgi ve verilerin toplanmasına ilişkin esaslara, çevre düzeni planı sınırları içinde kalan alanlarda uygulanacak temel esaslara, planların hazırlanması, hazırlattırılması ve incelenmesi ve değişikliğine ilişkin idari ve teknik usullere, alt ölçekli planlarla ilişkisine ve plan hiyerarşisine uygun olmadığı,

Uyuşmazlık konusu olan Uzunköprü Karma Organize Sanayi Bölgesi yönelik plan rapor hüküm ve kararlarının değişiklik öncesi 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planında belirlenen genel ilke ve esaslara aykırı olduğu anlaşılmakla,

Karma OSB yer seçiminin kesinleştirilmesine ilişkin tesis olunan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

’30 gün içinde projeyi iptal etmeye çağırıyoruz’

Mahkeme kararın ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Kavacık köylüleri ve avukatları Bülent Kaçar, hazine arazilerinin Kavacık köyüne verilmesini ve 30 gün içerisinde projenin iptal edilmesini istedi:

“Hukuksuzluğu üç ayrı mahkeme kararı ve üç ayrı bilirkişi raporu ile ortaya çıkmış olan 200 dönümlük DSİ ormanını içeren kadim köy otlakiyemiz olan ve Karma OSB yönetimince Hazine‘den çok ucuza satın alanın iki ayrı Hazine arazimiz Kavacık köyüne derhal geri verilmelidir. Çünkü OSB kurmak üzere alınan hazine arazilerinde başka bir tasarrufta bulunulamaz. 

Bu ülkenin yurttaşları ve Kavacık halkı olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını, Uzunköprü Karma OSB Yönetimini ve Edirne Valiliğini,  Edirne İdare Mahkemesinin 2020/555 Esas 2021 / 2075 Karar sayılı iptal kararı gereği Uzunköprü Karma OSB projesini 30 gün içinde iptal etmeye çağırıyoruz. Hukuksuzlukta ve bilime aykırılıkta ısrar ederek kamu paralarının harcanmasına göz yumulamaz. Yer seçiminin dahi hukuksuz olduğu ortaya çıkan Karma OSB projesi için harcanan paraların kurum ve kuruluşlara kuruşuna kadar iade edilmesini istiyoruz.”

Ne olmuştu?

Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Kavacık köyü merasına Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası, Uzunköprü Belediyesi ve İl Özel İdaresi tarafından Karma OSB yapılması için çalışma başlatılmıştı.

Köylüler, projenin gerçekleştirileceği alanın orman ve tarım arazisi olduğu için karşı çıkarak hukuki mücadele başlatmıştı.

Önce Edirne İdare Mahkemesi, ardından İstanbul Bölge İdare Mahkemesi ve  Danıştay 6. Dairesi de açılan davalar yürütmeyi durdurma kararıyla sonuçlanmıştı.

Araştırma: Küresel ısınma böbrek taşında artışa da neden oluyor

Yeni bir araştırmaya göre, iklim krizi nedeniyle yükselen sıcaklıklar, ısı ve dehidrasyon ile şiddetlenen ağrılı bir tıbbı durum olan böbrek taşlarından musdarip insanlarda artışa yol açacak. 
Araştırmacılar, ortalamadan daha yüksek bir insidans oranına (risk altındaki sağlam kişilerin belirli sürede, belirli bir hastalığa yakalanma olasılığını gösteren ölçüt) sahip bir bölge olan Güney Karolina’da yüzyılın sonuna kadar yüksek sıcaklık ve neme bağlı böbrek taşı hastalığının yükünü tahmin etmek için iki iklim senaryosu kullandı. 

Guardian‘ın aktardığına göre, Philadelphia Çocuk Hastanesi (Chop) araştırmacıları, sera gazı emisyonlarının mevcut hızda devam edip etmemesine veya orta bir seviyeye indirilmesine bağlı olarak vaka sayısının %2,2 ile %3,9 arasında artacağını buldu. Ekip, bunun da sağlık maliyetlerinde büyük bir artışa yol açacağı uyarısı yaptı.

Siyahlar, kadınlar, ergen ve yaşlılar risk altında

Böbrek taşlarına, idrar yolundan geçerken aşırı derecede ağrılı olan konsantre idrarda gelişen sert mineral birikintileri (çoğunlukla kalsiyum) neden oluyor.  Durumun insidansı, özellikle beyaz olmayanlar, kadınlar, ergenler ve yaşlı nüfus arasında son yirmi yılda giderek artıyor.

Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri, durumun artmasına katkıda bulunuyor ancak önceki araştırmalar, yüksek ortam sıcaklıklarının riski artırdığını gösteriyor. Susuz kalma riskinin arttığı çok sıcak günlerin ardından böbrek taşı için tıbbi yardım arayanların sayısı da her geçen gün artıyor.

Chop’ta pediatrik ürolog olan ve Scientific Reports’ta yayınlanan çalışmanın kıdemli yazarı Gregory Tasian, “İklim değişikliğinin başta çocuklar olmak üzere insan sağlığı üzerindeki etkiden sık sık bahsetmiyoruz, ancak ısınan bir gezegenin çok önemli olumsuz etkileri olacak” dedi.

Modellenen ilk senaryoda, 2100 yılına kadar 2,3C artıyor. Çok çeşitli iklim modeli çalışmalarından elde edilen sonuçlar, yüzyılın sonuna kadar ortalama sıcaklığın 1,1C ila 5,4C daha sıcak olabileceğini gösteriyor .

Çevre Bakanı Kurum: 3 milyar Euroluk iklim finansmanını kullanmaya başladık

Burada dünyanın birincil problemi olarak gördükleri küresel iklim krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurum, dünyanın kirlenmesinde Türkiye’nin hiçbir tarihi mesuliyeti olmadığını söyledi; “Buna rağmen, ulusal ve uluslararası arenada her zaman aksiyon alıyoruz, sorumluluk derecesine göre herkesin elini taşın altına koyması için istişareler yürütüyoruz ve bu noktada çok önemli diplomasiler yürütüyoruz” dedi.

‘Yeşil kalkınma devriminde üstün bir başarı hikayesi yazacağız’

Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasına ilişkin ‘küresel bir milat’ diyen Kurum, şöyle konuştu:

“Tarihsel birikimden insan kaynağına, dinamik bürokrasiden ekonomik imkanlarımıza kadar her alanda çok güçlü bir yapıya sahibiz. Bu objektif fırsatlarla Türkiye yeşil kalkınma devriminde üstün bir başarı hikayesi yazacağız. Bakanlık olarak bütün faaliyetlerimizi Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu 2053 net sıfır emisyon ile yeşil kalkınma devrimi hedeflerimiz doğrultusunda yürütüyoruz. Bütün bakanlıklarımızla uyum ve koordinasyon içerisinde hareket ediyoruz.”

Dünya ülkelerinden gelen 3 milyar 157 milyon Euroluk finansman

Murat Kurum, belediyelerle de, iklim değişikliğinden daha az etkilenilmesi için çalışmalar yürüttüklerini belirterek şunları kaydetti:

“Yürüttüğümüz etkin müzakereler, Cumhurbaşkanımızın, diğer dünya ülkeleriyle yaptığı görüşmeler neticesinde bugün tam 3 milyar 157 milyon euroluk finansmanı çevremiz, doğamız ve insanımız için kullanmaya başladık. Bu vesileyle değerli başkanlara bir çağrıda bulunmak istiyorum, İstanbul’umuzun belediyeleri olarak, yine burada bu finansmanı, çevre ve şehircilik alanında yenilenebilir enerji kaynakları alanında en verimli şekilde kullanalım ve bölgemize ve dünyaya örnek olacak iklim çalışmalarını hep birlikte hayata geçirelim. Hep beraber ele ele vererek, -en son yaşadığımız müsilaj problemi- İstanbul’umuzu bu küresel mücadelede en öne çıkarmak zorundayız, Yeşil Kalkınma Devrimi’nin de baş aktörü yapmak durumundayız. Dünyamızı derinden etkileyen ve geleceği tehdit eden iklim kriziyle mücadelede çok daha hızlı, etkin ve kararlı adımlar atmamız gerekiyor.”

Almanya plastik atık ihracatını yasaklamaya hazırlanıyor

Almanya‘nın yeni Çevre Bakanı Yeşiller Partisi’nden Steffi Lemke, plastik atıkların başka ülkelere gönderilmesini yasaklayacak kapsamlı bir düzenleme hedeflediklerini duyurdu.

Tagesspiegel gazetesinin yarınki baskısına konuşan Bakan Lemke, Avrupa çapında plastik çöpün ihracatının yasaklanması için de çalışacağını belirterek, yasa dışı çöp ihracatının son bulmasının en iyi yolunun Avrupa Birliği (AB) iç pazarına ilişkin düzenlemeler olacağını da sözlerine ekledi. Lemke, ancak o şekilde çöplerin başka ülkelere gönderilmesinin önüne geçilebileceğini ifade etti.

Plastik atık konusu, Türkiye gibi bazı ülkelerin kendilerine kısmen yasa dışı yollarla yurt dışından gönderilen çöplerden şikayet etmesiyle yeniden gündeme gelmişti.

Deutsche Welle (DW) Türkçe‘nin aktardığına göre, Alman Bakan Lemke, Türkiye ve Yunanistan‘da ortaya çıkan Alman atıkları dolu konteynerların durumunun takip edilmesi gerektiğini vurgularken, öte yandan mevcut düzenlemelerin nasıl iyileştirilebileceğini de gözden geçirmek gerektiğini söyledi.

Atıkların geri getirilmesi talep ediliyor

Barış, iklim ve çevre konularında faaliyet yürüten Greenpeace‘in Almanya örgütü, geçen ay Türkiye, Yunanistan ve diğer ülkelerde ortaya çıkan Almanya menşeli çöp konteynerlarının geri getirilmesini talep etmişti.

2021 yılı başından itibaren Avrupa Birliği’nden plastik atık çıkışı yeni sert kurallara bağlandı. Yeni uygulama, ayrıştırılmamış ve kolaylıkla yeniden değerlendirilmesi mümkün olmayan plastik atıkların uluslararası ticaretine izin vermiyor. Söz konusu atıklardan, gönderildikleri ülkelerde yasa dışı yollarla kurtulma yoluna başvurulabileceği, bunun da çevre ve iklime zarar verecek biçimde olabileceği düşünülüyor. Dolayısıyla sadece yeniden değerlendirilmesi mümkün plastik atıkların ihracatına izin veriliyor.

Yasa dışı atık ihracatı koalisyon sözleşmesinde

Almanya’da Aralık 2021 başından beri görevde olan yeni üçlü koalisyon hükümetinin ortakları olan, SPD, FDP ve Yeşiller Partisi, ortaklık sözleşmesine yasa dışı çöp ihracatıyla mücadeleyi de almıştı. Koalisyon sözleşmesinde ilgili bölümde, “Atık ihracatı sadece sertifikası bulunan çöp işleme tesisleri tarafından yapılabilmelidir” ibaresi yer alıyor.

Almanya Atık, İmha, Su ve Hammadde Ekonomicileri Birliği (BDE) Başkanı Peter Kurth, AFP haber ajansına bugün verdiği demeçte, “Yasa dışı ihracat suçtur ve takibatı yapılmalı, yasaklanmalı ve yaptırımları olmalıdır” şeklinde konuştu. Kurth, yasa dışı çöp ihracatı ile mücadele edilmediği sürece, legal ve mantıklı atık ihracatının toplumsal kabulünün de imkansız olduğunu savundu.

Almanya 2021’de 697 ton plastik atık ihracatı yaptı

BDE’nin verilerine göre, Alman şirketleri geçen sene 697 ton plastik atık ihraç etti. Bu da bir önceki sene olan 2020’ye göre yüzde 32 yani yaklaşık üçte bir oranında bir azalma anlamına geliyor. Söz konusu rakamlar 2021’in Ocak-Ekim ayına dair Almanya İstatistik Dairesi’nin verileri ile BDE’nin 2021’nin son çeyreğine ilişkin tahminlerini baz alan hesaplamalara dayanıyor.

Hesaplanan veriler doğrultusunda da Almanya’nın geçen yılki atık ihracatının 259 milyon euro değerine ulaştığı belirtiliyor. Bu sayı 2020 senesinde plastik ve plastik içerikli 1 milyon 20 bin ton ile 261 milyon euro olarak açıklanmıştı.

Almanya’dan geçen sene en fazla plastik atık gönderilen ülkeler sırasıyla Hollanda, Türkiye, Polonya ve Malezya. Öte yandan yine geçen yıl Almanya’ya ham madde özelliğine sahip yaklaşık 446 ton plastik çöp ithal edildiği de kaydedildi.

Almanya’da plastik atık yeniden kazanılmak zorunda ve plastik granüle çevriliyor veya enerji santrallerinde yakıt olarak kullanılabiliyor. Granüle çevrilen plastik maddeden yeni ürünler üretiliyor. Bunlar arasında polyester giysi, plastik çöp torbası veya sokak kenarlarına konulan koruyucu bariyerleri saymak mümkün.

‘Türkiye, 141 konteyner çöpten nasıl kurtulacak?’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Murat Bakan, Almanya’dan ithal edilen ve yaklaşık bir yıldır Türkiye’de limanlarda bekletilen, içinde yasaklı plastik atıkların olduğu 141 konteyner çöpün akıbetini sordu:

“Neredeyse bir yıldır limanlarımızda bekleyen çöpleri Almanya geri alacak ama çöplerin bir kısmı üçüncü ülkelere gönderilmek üzere başka limanlarda. Türkiye, 141 konteyner çöpten nasıl kurtulacak? Bu sorunun yanıtını tüm detaylarıyla Türk yetkili makamlarından istiyoruz.”

TBMM Çevre Komisyonu CHP Grup Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, geçen mayıs ayında 2B Plast adlı şirketin Almanya’dan ithal ettiği çöpleri teslim almadığını, yapılan denetimler sonucunda atıkların Türkiye’ye girişi yasaklı karışık plastik atık içerdiğinin belirlendiğini ve şirketin sertifikasının iptal edildiğini de anımsattı.

Yaklaşık bir yıldır Türkiye limanlarında bekletilen bu çöplerin bir kısmının geçen aylarda Vietnam‘a gönderildiğini, ancak bunların da Yunanistan’ın Piraeus Limanı’nda kaldığını anımsatan Murat Bakan, şunları kaydetti: “Yurt dışı basında çıkan haberlere göre; Almanya bu çöpleri geri alma konusunda istekli olduğunu açıklamış ve geri alma sürecini yönetmek için görevlendirmeler yapmış. Türkiye’nin bilgi vermesi ve iş birliği yapması gerektiği söylenmiş. Ayrıca çöplerin bir kısmının Vietnam’a gönderildiğinden de habersizler. Oysa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, önergemize verdiği yanıtta, atıkların Almanya’ya iadesi konusunda Basel Sekretaryası aracılığıyla gerekli işlemlerin başlatıldığını söylemişti.”

‘400 konteyner çöpü Vietnam’a kim, nasıl gönderdi?’

CHP’li vekil, Yeşil Gazete‘nin Kasım 2011’de Alman basınına dayandırarak yayımladığı Almanya’dan ithal edilen 400 konteyner çöpün Türkiye limanlarında çürüdüğü ve bir kısmının Vietnam’a gönderildiği iddialarını Meclis’e taşıyarak Almanya’nın iade almama gerekçesinin açıklanmasını istemiş ve çöpleri Vietnam’a kimin nasıl gönderdiğini sormuştu. 

Sorularına yanıt verilmediğini vurgulayan CHP’li İzmir Milletvekili Bakan  sürecin kamuoyundan gizlendiğini ve yaklaşık bir yıldır Türkiye limanlarında bekletilen çöpler konusunda hükümetin nasıl bir süreç yürüttüğü konusunda kimsenin haberi olmadığını da sözlerine ekledi. CHP’li vekil, “Rezalete bakar mısınız? Süreci yurt dışı basından takip ediyoruz. Bu çöpler şehir atığı ve uzun bekleme süreci sebebiyle geri kazanımı artık mümkün değil. Belki de zaten hiçbir şekilde geri kazanımı mümkün değildi. Ona dair bile net bir bilgimiz yok. Limanlarımızdaki çöp yığınları sadece çevreye zarar vermiyor; çöplerin sahibi ortadan yok olduğu için lojistik firmalarının mağduriyeti de katlanıyor. Türkiye, 141 konteyner çöpten nasıl kurtulacak? Bu sorunun yanıtını tüm detaylarıyla Türk yetkili makamlarından istiyoruz” diye konuştu.

Almanya’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Vietnam’a

Yeşil Gazete, Türkiye limanlarında 400’e yakın konteyner içerisindeki Almanya’ya ait plastik çöpler çürümeye terk edildiğini ve Türkiye Çevre Bakanlığı’nın çöpleri Almanya’ya geri gönderme girişimi başarısız olunca çöplerin bir kısmının Vietnam’a gönderildiğini yazmıştı.

Yasaklanan beş pestisitin kullanım süresi ikinci kez uzatıldı: Stoklar tükeninceye kadar zehir mi yiyeceğiz?

Tarım ve Orman Bakanlığı, Avrupa Birliği’nin sağlığa, çevreye ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olduğu gerekçesiyle yasakladığı pestisitlerin kullanım süresini ikinci kez uzattığı ortaya çıktı.

Daha önce birçok kez Meclis gündemine tarım zehirleriyle ilgili 19 Kasım 2021 tarihli kararda Chlorpropham ve Oxadiazon etken maddesinin kullanımını yasaklarken Chloridazon, Dimethoate, Desmedipham, Ethoprophos ve Linuron’un bazı tarımsal ürünlerde kullanımını, alternatifleri bulunmadığı gerekçesi uzattı. 

Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, çalışmaları ve yaratılan farkındalık sayesinde yayınlaman yeni kararlar ile birlikte Zehirsiz Kampanya döneminde yasaklanan pestisit sayısının 27’ye yükseldiğine dikkat çekti.

Şehirlioğlu, alınan kararla ilgili yaptığı açıklamada ise şunlara dikkat çekti: “Bakanlık, bundan iki yıl önce, 21 Aralık 2019’daki kararında ‘AB’de kullanımı sonlandırılan veya sonlandırılacak olan’ şeklinde ifade ettiği ve bu yedi pestisitin de dahil olduğu 41 pestisit için üniversitelerden ve bitki koruma ürünleri sektöründen görüş talep ederek konuyu tartışmaya açmıştı. Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı olarak biz de adı geçen tarım zehirlerinin zararlarına ilişkin hazırladığımız “Ölümcül Tehlike” raporu ile yasaklama talebimizi yineledik.”

Bakanlık şirketleri koruyor

Bakanlık tarafından yayınlanan 29 Temmuz 2020 tarihli belgeye göre, adı geçen beş pestisit etken maddesinin ithalatının ve imalatının sonlandırılma tarihleri sırası ile 30 Eylül 2020 ve 31 Ekim 2020. Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı, izin sürelerinin uzatılmadığı durumda, kararda adı geçen pestisitlerin bir yılı aşkın süredir üretilmelerinin ve ithal edilebilmelerinin söz konusu olmadığını belirtti: “Bakanlık tarafından bu pestisitlerin hâlâ kullanımına izin verilmesi, çiftçiden ve halktan çok, şirketleri güvence altına alıyor ve stoklarını piyasada değerlendirmelerinin önünü açıyor.”

Ağ, kullanım süresi uzatılan zehirlerden üçü için yaptığı incelemede ise şu sonuçlara ulaştı:

  • Ethoprophos etken maddesine bağcılık kadar seralarda sebze yetiştiriciliğinde de ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, bu pestisitin kullanım süresinin uzatılması, yasaklı olduğu sera ürünlerinde kullanım riski oluşturacaktır. Oysa bağcılıkta verim için bu pestisite ihtiyaç duyulmamasının en basit kanıtı, 2020 yılı organik tarım verilerine göre, sadece Manisa’da 5 bin 251 hektar alanda 102 bin 705 ton organik sofralık üzüm yetiştirilmesidir.
  • Bakanlığın gerekçesinin aksine, Dimethoate etken maddesinin piyasada bitki koruma ürünü olarak alternatifi vardır.
  • Linuron etken maddesi kullanım açısından geniş bir yelpazeye sahiptir. Piyasada Linuron’a eşdeğer olmasa bile başka herbisitler (ot zehiri) vardır ancak en önemlisi otlara karşı münavebe gibi kültürel önlemler ve mekanik mücadele alternatifleri mevcuttur.

‘Ülke içi ve ihraç ürünlere ayrı prosedür mü uygulanıyor?’

Tarım zehirlerinin tamamen yasaklanması gerekirken kullanım sürelerinin yeniden uzatılmasına karar veren Bakanlığa şu sorular, yöneltildi:

  • AB, halk sağlığı ve diğer sebeplerle pestisit yasaklamalarını getirirken, bizim ülkemizde de bu zehirlerin alternatiflerini piyasaya sunmak için iki yıl yeterli bir süre değil midir?
  • Bakanlığımızın bu konuda bir stratejisi yok mudur? Üreticiye ve halka karşı sorumluluk bunu gerektirmez mi?
  • Ülkemizde halen üzüm ve zeytin gibi ürünlerde kullanımına izin verilen bu zehirlerin tamamen yasak olduğu İtalya, İspanya, Yunanistan ve Fransa gibi ülkeler bu ürünleri nasıl yetiştirebilmektedir?

AB yasakları ile uyuşmayan ve gıda güvenliğini tehdit eden bu karar süreçlerinin şu soruları da beraberinde getirdiğine dikkat çekildi:

  • Bakanlık sınırlandırma getirilen ürün gruplarında AB’ye ihraç edilecek ürünler için ayrı, iç pazarda tüketilen ürünler için ayrı yaklaşımlar mı uyguluyor?
  • Üretici örgütleri, tüketici örgütleri ve halk sağlıkçılarının görüşleri de bu zehirleri ithal eden, üreten veya pazarlayan şirketlerin kurduğu örgütlerin görüşleri gibi dikkate alınıyor mu?
  • Türkiye’de bu ürünler organik yöntemlerle yetiştirilebilirken, bu pestisitlerin alternatiflerinin olmadığı nasıl söylenebiliyor?”

Vakit kaybetmeden Zehirsiz Sofralar

Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı, kamuoyunu tarım zehirlerinin yasaklanmasını içeren kampanyayı imzalamaya, paylaşmaya, desteklemeye çağırdı.

Kasım 2019’da Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelik başlatılan Zehirsiz Kampanya şu taleplerle sürdürülüyor:

  • Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 9 etken madde (ethoprophos, beta-cyfluthrin, zeta-cypermethrin, fenamiphos, formetanate X formetanate hydrochloride, tefluthrin, zinc phosphide, glyphosate, malathion) öncelikle ve acilen yasaklansın.
  • Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın; doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin; üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edecek politikalar uygulansın.
  • Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın.

Kampanya linki: Change.org/ZehirsizSofralar

 

 

TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’ndan şiddete ve tacize karşı kampanya

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu, 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nde, çalışma yaşamında şiddet ve tacize karşı imza kampanyası başlattı.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözleşmesini hatırlatan Komisyon, kampanya metninde gazeteci kadınların yarısının iş hayatında cinsiyeti nedeniyle en az bir kere şiddete maruz kaldığını kaydetti: “Şiddetin faili kimi zaman yönetici, kimi zaman çalışma arkadaşı, kimi zaman sosyal medya kullanıcısı, kimi zaman polis. Öte yandan, araştırmalara göre gazeteci LGBTİ+lar işyerlerinde kimlikleriyle var olamıyor, kimliklerini saklamaya zorlanıyor, ayrımcılık işyerlerinde eşitliği engelliyor.”

‘ILO’nun 194 No’lu Sözleşmesi’ni tanıyın’

İmza kampanyasının tam metni şöyle:

“Bizler, kadın ve LGBTİ+ gazeteciler olarak, Çalışan Gazeteciler Günü’nde iktidara ve tüm sendikalara, kadın emekçiler adına sesleniyoruz. Çalışma hayatında şiddeti bitirmek için samimi bir adım atın ve ILO’nun 190 No’lu Sözleşmesini tanıyın.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 21 Haziran 2019’da uygulamaya konan sözleşme, çalışma hayatından şiddetin her türünü silmeyi amaçlıyor. Çünkü işyerleri toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa uğrayan kadınlar ve LGBTİ+lar için hiç güvenli değil. Evlerimizde, sokakta olmadığımız gibi çalıştığımız yerlerde de güvende değiliz.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu olarak, yaptığımız son anket çalışmasına göre gazeteci kadınların yarısı, iş hayatında cinsiyeti nedeniyle en az bir kere şiddete maruz kalıyor.

Şiddetin faili kimi zaman yönetici, kimi zaman çalışma arkadaşı, kimi zaman sosyal medya kullanıcısı, kimi zaman polis. Öte yandan, araştırmalara göre gazeteci LGBTİ+lar işyerlerinde kimlikleriyle var olamıyor, kimliklerini saklamaya zorlanıyor, ayrımcılık işyerlerinde eşitliği engelliyor.

Şiddet meslek, statü, sınıf ayırmıyor

ILO 190 Sözleşmesi’nin yayımlanmasından bu yana yaklaşık üç yıl geçti. Türkiye hâlâ bu sözleşmeye taraf olmak üzere bir adım atmadı. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar sendika dışında iş yeri şiddeti, toplu iş sözleşmesi maddelerine, sendikaların temel metinlerine yansıtılmadı.

Sadece meslektaşlarımız adına değil, hayat kurtarmaya çalışırken hayatları tehlikeye giren sağlık emekçileri, fazla mesai ve tacizle yıldırılmak istenen tekstil işçileri, ekonomik şiddete maruz bırakılan tarım işçileri, psikolojik şiddet gören beyaz yakalı çalışanlar adına da isyan ediyoruz. Çünkü toplumsal cinsiyete dayalı şiddet meslek, statü, sınıf ayırmıyor.

Talebimiz, Türkiye’nin bu sözleşmeye taraf olması, başta kendi sendikamız olmak üzere tüm sendikaların, ILO 190’ın yüklediği sorumlulukları toplu iş sözleşmelerine yansıtmasıdır.

Çağrımız başta meslektaşlarımız tüm kadın ve LGBTİ+ emekçilere… Gelin, çalışma hayatında şiddeti bitirmek için birlikte mücadele edelim.”

Kampanyaya katılmak isteyen gazeteciler burayı tıklayabilir.

Asansör yerine merdiven kullansak iklim değişikliğini durdurabilir miyiz? – Duygu Kutluay

2021 yılı yeni bir sıcaklık rekoru ile tamamlandı. Bilim insanları iklimin değiştiği, bu değişikliğin insan faaliyetleri kaynaklı olduğu, gerekli önlemler hemen alınmazsa felaket senaryolarının uzakta olmadığı, önlemler alınsa bile küresel sıcaklık artışının bir dönem daha devam edeceği konusunda bir süredir %99.9 oranında hemfikir ve insanlığı uyarıyor. İnsanlar da iklim değişikliği etkilerini günlük hayatta daha çok hissettikçe bireysel olarak iklim değişikliğini durdurabilmek için ne yapabileceklerini merak ediyor, sorular soruyor. Bu soruları yanıtlamak üzere yeni yıl ile birlikte edinebileceğimiz  iklim dostu alışkanlıklar listesi derledim.

Ancak iklim değişikliği hakkında bir şey yapmak istiyorsak öncelikle, yaşam tarzımızdaki değişikliklerin iklim değişikliğini durdurmayacağını, geldiğimiz noktada iddialı iklim hedef ve politikalarına ihtiyacımız olduğunu ve bunları devlet ve şirketlerden talep etmenin önemini anlamalıyız.

Şirketlerin sorumluluktan kurtulma taktikleri

İklim değişikliğine sebep olan sera gazı emisyonlarının %70’inin tarihsel sorumluluğunu sadece 100 şirkete ait olduğunu biliyoruz. Sadece 20 fosil yakıt şirketi emisyonların %30undan tek başlarına sorumlu. Üstelik bu şirketler emisyonlarının iklim değişikliğine sebep olduğunu 40 yılı aşkın süredir bilmelerine rağmen sorumluluklarını kabul edip üretim teknolojilerini dönüştürmek için bir adım atmadılar.

Aksine, bu şirketler, 1950’li yıllarda tütün şirketlerinin uyguladığı taktiklerden faydalanarak bütün bu süre içinde iklim bilimine karşı şüphe oluşturmak için milyarca dolarlık bütçeye sahip reklam kampanyaları gerçekleştirdiler. Kamu teşviklerinden ve izinlerinden yararlanmaya devam etmek için lobi çalışmalarıyla iklim düzenlemelerinin önüne geçtiler.

Fosil yakıt şirketleri bu faaliyetlerine bugün de devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Glasgow’da düzenlenen 26. Taraflar Konferansı’nda en büyük delegasyonun Birleşmiş Milletler üyesi herhangi bir ülkeye değil, fosil yakıt şirketlerine ait olması bu durumu özetleyen bir tablo oluşturuyor.

Fosil yakıt şirketlerinin iklim değişikliğinin bilimsel temeli hakkında şüphe yaratmak dışında uyguladıkları bir diğer taktik de iklim değişikliğine insanların bireysel alışkanlıklarının sebep olduğu ve evde enerji tasarruflu ürünler kullanmak, iş yerine araba yerine bisikletle gitmek gibi bireysel çözümlerin iklim değişikliğine engel olabileceğine dair kampanyaları desteklemek oldu.

Bu bilgiler ışığında yakın dönemde, iklim değişikliğine karşı bireysel yaşam tarzı değişiklikleri için yapılan öneriler gittikçe daha fazla eleştiri aldı. Slavoj Zizek iklim için bireysel önlem alan insanları, sonucunu etkileyemeyecekleri halde bir futbol maçını izlerken ekran başında kendinden geçen taraftarlara benzetti.

İklim dostu politikalar ve teknolojiler desteklenmeli

Fosil yakıt şirketlerine karşı geçtiğimiz yıllarda ardı ardına açılan davalar ve kazanılan zaferler, düşen hisse fiyatları ve giderek artan iklim dostu politikalar, karbon vergisi gibi mekanizmalar bu şirketlerin iklim krizinin günümüzde geldiği noktadaki sorumluluklarının bedelini ödemeleri için bir umut kaynağı.

Öte yandan, 130’dan fazla ülkenin karbon emisyonlarını 2050 yılından önce net sıfıra getirme hedefi bu umudu daha da büyütüyor. Uluslararası Enerji Ajansı gibi daha muhafazakar enerji tahminlerinde bulunan uluslararası kurumlar bile küresel sıcaklık artışlarını Paris Anlaşması ile uyumlu bir şekilde 1.5 derecede tutmak için 2050 yılına kadar emisyonları net sıfır bir dünya kurma hedefinde hemfikir.

Üstelik hızlı bir dönüşüm için ihtiyacımız olan mevcut teknolojiler artık erişilebilir ve uygun maliyetli. Özellikle güneş ve rüzgar gibi maliyetleri hızla düşen yenilenebilir enerji teknolojileri ile 2030’lu yıllara kadar 2050 net sıfır hedefiyle uyumlu adımlar atılabilir. Bunun için tüm sektörlerin elektrifikasyonu ve elektrik şebekesinin hızla karbondan arındırılması başı çekiyor. Yapılan modellemeler 2035 sonrası net sıfıra giden yolda kalan emisyonların giderilmesi için yeni teknolojilere (yeşil hidrojenin yaygınlaşması, son kalan karbon emisyonların tutulması gibi) ve yaşam tarzı değişikliklerine ihtiyaç olacağını belirtiyor. Avrupa için yapılan hesaplamalar 2050 net sıfır hedefi için gereken sera gazı emisyon azaltımının %20sinin yaşam tarzı değişiklikleri ile karşılanabileceğini belirtiyor.

Emisyonu kim azaltacak?

Türkiye’de ise yaşam tarzına dayalı karbon ayak izi yıllık kişi başı 4,9 ton karbondioksit eşdeğeri(4,9tCO2e) seviyesiyle üst orta gelir seviyesindeki diğer ülkelerle benzer durumda. Ülkedeki gelir eşitsizliği göz önüne alındığında, 2030 yılı için gereken 2.5tCO2e karbon ayakizi için oldukça sınırlı manevra alanı var. Düşük gelirli grupların yüksek yaşam standartlarına düşük emisyonla ulaşmasını sağlayacak sosyal politikaların oluşturulmasına ve yüksek emisyona sahip grupların emisyonlarının azaltılması gerekiyor.

Bugüne kadar düşünülen senaryoların hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin en iyi ihtimalle bizi bugünkünden oldukça farklı bir gelecek bekliyor. İklim değişikliğini engellemek için alınan önlemler yeterli olsa bile yaşam tarzımızı ve alışkanlıklarımızı ciddi olarak sorgulamamız ve değiştirmemiz gereken bir döneme gireceğiz. Ancak iklim değişikliğine karşı atılacak adımlar daha sağlıklı, daha temiz ve daha adil bir toplum yaratmak için önümüzde fırsat. Hayalini kurduğumuz bu dünya için yaşam tarzımızda düzenlemelere ve iklim dostu yeni alışkanlıklar edinmeye hemen başlamanın da bir zararı olmasa gerek.

Yeni yılda siz de iklim dostu alışkanlıklar edinmek isterseniz, dilediğiniz gibi kullanabileceğiniz, değiştirip, dağıtabileceğiniz  iklim dostu alışkanlıklar listesine göz atabilirsiniz.