Ana Sayfa Blog Sayfa 1061

Fukuşima’dan 11 yıl sonra TEPCO’ya ‘tiroid kanseri’ nedeniyle ilk grup davası

Japonya’da altı kişi, Fukushima nükleer felaketinden kaynaklanan radyasyona maruz kaldıkları için tiroid kanseri oldukları gerekçesiyle  Tokyo Electric Power Company Holdings Inc.’e (TEPCO) karşı toplu dava açmaya hazırlanıyor. Davacılar, şirketten tazminat olarak toplam 616 milyon yen (yaklaşık 5,4 milyon dolar) talep ediyor. 

Bu, 2011 nükleer felaketi sırasında henüz çocuk olan ve o zamandan beri kanser teşhisi konan kişilerin Japonya’da açtığı ilk grup davası olacak.

Japonya’da yayımlanan ulusal gazete The Maininchi‘nin aktardığına göre, şu anda yaşları 17 ile 27 arasında olan davacılar, Mart 2011’de yaşanan büyük deprem ve ardından gelen tsunami nedeniyle  Fukushima Daiichi Nükleer Santrali‘nde nükleer erime meydana geldiğinde ve sonrasında tiroid kanseri oldukları dönemde Fukishima eyaletinde yaşıyordu. Davacı altı kişi, Kamu şirketi TEPCO’ya yönelik tazmina davasını, 27 Ocak’ta 27 Ocak’ta Tokyo Bölge Mahkemesi’nde açacak.

Fukushima eyalet valiliği tarafından kurulan uzman bir soruşturma komitesi, felaketten kaynaklanan radyasyona maruz kalma ile tiroid kanseri arasındaki nedensel ilişkiyi tanımamıştı. Böyle bir bağlantının olup olmadığı konusunun davanın odak noktası olması bekleniyor.

Altı davacı nükleer felaket sırasında 6 ila 16 yaşları arasındaydı. 2012-2018 yılları arasında kendilerine tiroid kanseri teşhisi kondu. İkisinin tiroidinin bir tarafı, dördünün tamamı alındı. Bu nedenle hayatlarının geri kalanında hormonal ilaçlar almaları gerekiyor. Aralarından biri, akciğerlerine yayılan kanser tedavisi de görüyor.

266 kişi tiroid kanseri oldu

Fukushima Valiliği, nükleer felaket sırasında eyalette yaşayan 18 yaş ve altı yaklaşık 380.000 kişiyi kapsayan tiroid bezleri araştırması yapmıştı. Araştırma sonucunda Haziran 2021 itibariyle 266 kişiye tiroid kanseri veya şüpheli tiroid kanseri teşhisi konduğu belirlendi. Davacıların hukuk ekibine göre, altı şikayetçiden beşinin kanserleri il araştırmasında tespit edildi. Kalan davacı, gönüllü olarak gittikleri bir hastanede test yaparak kanser olduğunu öğrendi.

Hukuk danışmanına göre, Fukushima Eyaleti araştırmasındaki kanser keşif oranı ülke normalinden birkaç on kat daha yüksek. Valilik, tedavi gerektirmeyen birçok kanser vakasının aralarında bulunduğu “aşırı teşhis” olasılığına işaret ederken, hukuk ekibi, davacıların kanserinin gerçekten ilerlediğine ilişkin raporları mahkemeye sunacak. Avukatlar, altı davacının kanserinin hiçbirinin kalıtsal olmadığını ve kanserin nükleer felaket nedeniyle meydana gelmiş olmasının son derece muhtemel olduğunu savunuyor.

Japonya’da “Minamata hastalığı” (Japonya’nın Minamata Koyu’nda ortaya çıkan, balık ve kabukluların yenmesiyle oluşan bir tür cıva zehirlenmesi)  da dahil olmak üzere geçmişteki kirlilik davalarında, bundan sorumlu şirketin bulaşma ile davacıların hastalıkları arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi olmadığını kanıtlamadıkça tazminattan sorumlu tutulduğu bir mahkeme emsal kararı bulunuyor. Yaklaşan davanın avukatları, bu kararın nükleer santral kazalarına da uygulanabileceğini ve TEPCO’nun radyasyona maruz kalma ile tiroid kanseri arasında nedensel bir bağlantı olmadığını kanıtlama sorumluluğu taşıması gerektiğini belirtiyor.

Hukuk müşaviri başkanı Kenichi Ido, “Bazı davacılar yükseköğrenim görmekte ve iş bulmakta zorlandılar ve hatta gelecekleri için hayallerinden vazgeçtiler” dedi.

TEPCO şirketinden ise  “İddialarının içeriğini ve argümanlarını ayrıntılı olarak dinledikten sonra davaya samimiyetle cevap vereceğiz” yorumu yapıldı.

Yargılanan TEPCO yöneticileri beraat etti

11 Mart 2011’de Japonya’yı vuran 9 büyüklüğündeki deprem ve ardından oluşan tsunami Fukuşima Nükleer Santrali’nin hasar görmesine ve eriyen üç nükleer çekirdek yüzünden büyük bir radyasyon sızıntısına yol açmıştı. Santral çevresindeki birçok yerleşim yeri boşaltıldı ve yasak bölge ilan edildi. Bu yerleşimler bugün de boş durumda.

Tsunamide 18 binden fazla kişi ölürken nükleer felaket sonucu ölen ya da ciddi biçimde hastalanan kişiler olduğuna dair bugüne dek somut bir delil ortaya çıkmadı. Ancak yerel yönetimin yürüttüğü bir araştırmaya göre, o dönem Fukuşima bölgesinde yaşayan kişiler arasında 266 kanser vakası tespit edildi.

2019 yılında deprem ve tsunaminin bir nükleer felaketi tetikleyeceğini öngöremedikleri için 2015’den bu yana HIDANREN adı verilen davalarda hapis istemiyle yargılanan TEPCO‘nun eski başkanı Tsunehisa Katsumata ile başkan yardımcıları Sakae Muto ile Ichiro Takekuro beraat etmişti. 

Covid-19 vaka yoğunluğu en çok artan il İstanbul oldu

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, illere göre 100 bin kişide görülen Haftalık Covid-19 vaka dağılımını açıkladı.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8-14 Ocak haftasında 100 binde Covid-19 vaka sayısı İstanbul’da 1571,46, İzmir 714,29, Ankara‘da 629,65 oldu.

Koca, 8-14 Ocak arasında vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 ili de açıkladı. Bu iller, Bingöl, İstanbul, Bolu, Rize, Kocaeli, Erzurum, Ankara, Bilecik, Tunceli, Trabzon oldu.

İstanbul kar fırtınasının etkisi altında; İstanbul Havalimanı’ndan uçuşlar durduruldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) yapılan yağış uyarılarının ardından İstanbul bugün itibariyle yoğun kar yağışının etkisi altına girdi.

AFAD, yapılan yazılı açıklamada, ülke genelinde yaşanan aşırı kar yağışları nedeniyle kapalı bulunan yolların açılması ve vatandaşlara yardım ulaştırılması için AFAD koordinasyonunda çalışmaların sürdüğü belirtildi. Açıklamada, meteorolojik uyarıların takip edilmesi ve uyarılar doğrultusunda zorunlu olmadıkça yola çıkılmaması istendi.

Balkanlar ve Karadeniz üzerinden gelen aşırı soğuklar İstanbul ve birçok ilde etkisini gösterdi, bazı yerlerde kar 20 cm’nin üzerine çıktı. Bugün öğlen saatlerinde deniz etkisi kar yağışı olarak bilinen DEK’lerin İstanbul’da etkisini göstermesi bekleniyor. Karadeniz üzerinden şehre gelecek kütlelerin yoğun kar yağışına sebep olması bekleniyor.

Avar/Vortex kar fırtınasının Avrupa yakasından başlayarak tüm İstanbul ve Marmara’da etkili olacağını belirten uzmanlar bu kar fırtınasının etkisi hafifleyene kadar acil bir durum olmadıkça evlerden çıkılmaması çağrısı yapıyor.

Görsel: Hava Forum

Hava Forum‘dan son radar görüntüsü paylaşılarak, aralıksız yağış olacağı belirtildi: “Avar kar fırtınası yolda… Karadeniz yağıştan adeta taşmak üzere ! Vortex etkisi ve de Deniz Efekti Kar ile oluşan yağış kütleleri her bir koldan megakente doğru yola çıktı. Radar görüntüsüne bakın ! Aralıksız kar geliyor.”

Vortex (Vorteks), bulunduğumuz coğrafyada (Kuzey Yarı Küre), saat yönünün tersine dairesel hareketle kendi ekseni etrafında dönen hava akımına deniyor. Bu hava akımı deniz üzerinden hareket ederek bol miktarda yağış toplar ve uğrayacağı yere bol miktarda yağış bırakıyor. Vortex, etkili olduğu lokasyonda kısa sürede bol yağış bırakır, ani fırtınaya neden olur. Kısacası o lokasyonda hayatı olumsuz yönde etkileyebilecek meteorolojik hadiselere neden olur.

Bu hava akımının yarattığı yağış nedeniyle uçak, deniz ve kara yolundaki tüm seferlerde rötarlar ve iptaller yaşanıyor. İstanbul Havalimanı‘nda yoğun kar nedeniyle tüm uçuşlar 18.00’e kadar durduruldu. İstanbul’da etkisini arttıran yoğun kar yağışı nedeniyle İstanbul Havalimanı’nda iniş ve kalkışlar 18.00’a kadar durduruldu.

Havalimanına iniş yapmak için havada tur atan ve yakıt kritiğine giren Türk Hava Yolları’nın (THY) 16 uçağı başka havalimanlarına yönlendirildi.

Bugün İstanbul Havalimanı varışlı ve kalkışlı 52, Sabiha Gökçen Havalimanı varışlı ve kalkışlı 31 sefer iptal edildi.  THY ise bir açıklama yaparak yolcuları uyardı. Açıklamada, “Değerli yolcularımız, İstanbul’da yaşanan hava muhalefeti İstanbul ve Sabiha Gökçen havalimanları kalkışlı/varışlı bazı seferlerimizi etkilemektedir” denildi.

Olumsuz hava koşulları deniz ulaşımını da engelliyor. İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) seferlerinin bir kısmı iptal edildi.

Vali Yerlikaya ayrıca “Esenler, Harem ve tüm cep otogarlardaki çıkışlar yarın 08.00’e kadar durdurulmuştur” açıklamasında bulundu.

İstanbul’daki kamu kurumlarında mesai saatleri 15.30’da sonlandırıldı.

İstanbul’da 465 müdahale noktası belirlendi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2021-2022 kış mevsimi için hazırlıklarını tüm birimleriyle tamamladığını açıkladı. İBB’ye bağlı kar küreme ve tuzlama ekipleri, İstanbul’da 4 bin 23 km’lik sorumlu yol ağında, 465 müdahale güzergahında olumsuzluklara karşı hazır bekleyecek. 7 bin 421 personel ve bin 534 araç ile kentin tamamında kış mesaisi gerçekleştirilecek.

2020 verilerine göre İstanbul’da buzlanma oranının minimum 3 gün, maksimum 63 gün olduğu tespit edilirken 60 noktada kurulan Buzlanma Erken Uyarı Sistemi‘nden (BEUS) gelen mesajlar doğrultusunda çalışmalar yürütecek. Üstgeçitler, otobüs durakları, meydanlar, gibi kritik noktalarda kar birikintilerine ve buzlanmalara karşı tuzlama işlemi gerçekleştirilecek.

Sokakta yaşayanlar İBB tesislerine alınacak

Sokakta yaşayanlar, zabıta ekiplerince belirlenip sağlık kontrollerinden geçirilecek. İhtiyacı olanlar İBB tesislerinde misafir edilecek.

Sokak hayvanlarının beslenmelerine ve tedavilerine yönelik çalışmalar da Veteriner Hizmetleri Müdürlüğü ekipleri tarafından yürütülecek.

Ayrıca, yoğun kar yağışlarında: hastanelerin acil servisleri, iskeleler, yollarda trafikte bekleyen sürücülere sıcak içecek, çorba ve su servisi için Mobil Büfe’ler hazır bulunacak.

’11 bin araç ve 13 bin çalışma arkadaşımızla yoğun bir mücadele veriyoruz’

DHA’nın aktardığına göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu karla mücadele çalışmalarını yerinde görmek amacıyla Bolu Dağı Tüneli Bakım ve İşletme Şefliğini ziyaret etti. Burada açıklama yapan Bakan Karaismailoğlu, “Karayolları Genel Müdürlüğümüz Türkiye genelinde 68 bin kilometrelik yol ağında işletme yapıyor. Yol ağımızın tamamına yakını şu anda aktif halde çalışıyor. Bütün Türkiye genelindeki yol ağını açık tutabilmek için 11 bin tane araç ve ekipman ile 13 bin çalışma arkadaşımız ile birlikte yoğun bir mücadele veriyoruz. Son günlerde ülkemizdeki bu iklim koşulları son yıllarda yaşamadığımız bir şey. O yüzden karla mücadele çok öne çıktı. Özellikle dün akşam itibariyle İstanbul-Ankara arasında sıkıntılı bir süreç yaşadık. Tabii Bolu Dağı’nda arkadaşlarımız son 48 saattir adeta hiç uyumadan vatandaşımızın emniyetli ulaşımı için yoğun bir mücadele vermekteler” dedi.

‘Kış lastiği kullanmayarak sıkıntılı bir sürece ortak oldular’

Meteoroloji tarafından olumsuz hava koşullarının devam edeceğinin bildirildiğini söyleyen Bakan Karaismailoğlu, şöyle devam etti:

“Dün akşam yaşanan problemin genelinde de vatandaşlarımızın hazırlıksız olarak yola çıkmaları var. Özellikle kış lastiği kullanmayarak sıkıntılı bir sürece ortak oldular. Ağır vasıtalı TIR’larımızın da belli yol kesimlerinde kayarak yolu kapatması nedeniyle bu sorunlar daha da büyüdü. Son yılların en büyük kışını yaşıyor Bolu. Özellikle kar ve tipinin aniden bastırması ve bu araçların olumsuz etkileri nedeniyle bazı yol kesimlerine ulaşmakta sıkıntılar yaşandı. O yüzden yolu kapatmak zorunda kaldık. Şu an itibariyle hiçbir sıkıntı yoktur. Ayrıca emniyet şeridini mutlaka boş bırakmak gerekiyor. Çünkü herhangi bir olumsuzluk durumunda bizim araçlarımız emniyet şeridinden ulaşım sağlayabiliyor.”

‘İki gün daha sıkıntılı bir süreç yaşayacağız’

Bakan Karaismailoğlu, Türkiye genelinde de karayollarının yüzde 99’unun açık olduğunu açıklayarak, “Yine Bolu’da da 500’e yakın çalışma arkadaşımız 100’ün üzerinde araç ve ekipman ile güvenli ulaşım için yolları açık tutmak için yoğun bir çaba harcıyorlar. Türkiye genelinde yüzde 99 tamamına yakın kısmında trafiğimiz açıktır. İki gün daha sıkıntılı bir süreç yaşayacağız ama bütün tedbirlerimizi aldık” diyor.

Denizler için fırtına uyarısı

Öte yandan Meteoroloji, Batı Karadeniz‘in batısı, Marmara ve Kuzey Ege’de denizler için fırtına uyarısında bulundu.

Batı Karadeniz’in batısında (Kırklareli ile İstanbul’un Avrupa Yakası Kıyıları) rüzgarın, yarın (Pazartesi) öğle saatlerinden itibaren kuzeyli yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/sa) fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor. Fırtınanın, akşam saatlerinden sonra etkisini kaybedeceği bekleniyor.

Marmara’da rüzgarın, yarın (Pazartesi) öğle saatlerinden sonra kuzey ve kuzeydoğu yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/sa) fırtına şeklinde eseceği tahmin edilmektedir. Fırtınanın, akşam saatlerinden sonra etkisini kaybedeceği bekleniyor.

Kuzey Ege’de rüzgarın, yarın (Pazartesi) öğle saatlerinden itibaren doğu ve kuzeydoğudan 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/sa) fırtına, akşam saatlerinden sonra yer yer 9 kuvvetinde (90 km/sa) kuvvetli fırtına şeklinde eseceği tahmin edilmektedir. Fırtınanın, Salı günü (25.01.2022) akşam saatlerinde kuzeyi ile zamanla gün içinde etkisini kaybedeceği beklenmektedir.

Sanayi tesislerinde elektrik kısıntısı yüzünden üretim durmaya başladı: İlaç, et, süt, demir-çelik sektörleri muaf olacak

İran‘ın Türkiye’ye 10 gün süreyle doğalgaz veremeyeceğini bildirmesinin ardından BOTAŞ ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ) sanayi şirketlerine sözlü bildirimde bulunarak bugünden itibaren (24 Ocak) üç ila dört gün sürecek elektrik kısıntıları uygulanacağını iletti. Karara uymayanlara ağır para cezaları uygulanacağı bildirildi.

21 Ocak’tan itibaren fabrikaların kullandığı doğalgazda yüzde 40 oranında kısıtlamaya gidilmişti.

Kartonsan ve Ege Endüstri doğalgaz tedariğinde gidilen kısıtlama nedeniyle üretime geçici olarak ara verdiğini duyurdu.

KAP’A bildirmeye başladılar

Gaz ve elektrik sıkıntısının ardından fabrikalar, Kamuyu Aydınlatma Platformu‘na üretime ara verdiklerini bildirmeye başladı.

Kartonsan’dan KAP’a yapılan açıklamada, ” 1 Nolu Karton Üretim Hattımızda (KM1) dogalgaz tedarik kısıtlaması kaldırılıncaya kadar, 21 Ocak 2022 tarihinden itibaren üretime geçici olarak ara verilmiştir” denildi.

Ege Endüstri ise KAP’a, Ege Serbest Bölge‘de 25-27 Ocak arasında 48 saat elektrik kesintisi yaşanacağını yönünde bildirim aldıklarını belirterek, “Elektrik kesintisi nedeniyle serbest bölge fabrikamızda üretim yapılamayacaktır” bilgilendirmesini yaptı.

Muaf tutulacak sektörler belli oldu

Öte yandan sanayiciye uygulanacak doğalgaz ve elektrik kesintilerinden ilaç sektörü, et ve süt sektörü ile cam, seramik, demir çelik sektörlerinin muaf tutulduğu belirtildi.

Sektör temsilcileri henüz resmi açıklama olmamasına karşın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in herhangi bir kesinti olmayacağını kendilerine aktardığını anlattı.

Sozcu.com.tr’ye bilgi veren Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, “Hem elektrik hem doğalgaz kısıntılarından muaf olacağız. Tarafımıza yapılan resmi bir yazılı bir açıklama yok ancak dün akşam hem sanayi bakanımız hem enerji bakanımız ile yaptığımız görüşmede, ilaç sanayisinin enerji kesintilerinden muaf olacağı tarafımıza bildirildi” dedi.

Ulusal Süt Konseyi (USK) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cihat Şimşek ile Tire Süt Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Eskiyörük de  muafiyetin et ve süt sektörü için de geçerli olduğunu doğruladı.

Muafiyet, sıcak üretim yapan yani fırını olan cam, seramik, alüminyum, demir çelik ve bakır alanında üretim yapan firmalarla ihracatçı firmalar için de geçerli olacak.

Kılıçdaroğlu: Beceriksizler

OSB’lerdeki doğalgaz ve elektrik kesintisi sosyal medyada da ön sıralara çıktı. Krizin  enerji sevkiyatıyla ilgili plansızlık ve öngörüsüzlük nedeniyle yaşandığını söyleyen kullanıcılar, AKP yönetimini suçladı.

Tanzanya’da bir ayda 62 binden fazla çiftlik hayvanı kuraklık yüzünden öldü

Ağır bir kuraklık yaşayan Tanzanya‘nın Kuzeydoğu Manyara bölgesinde geçen ay  62 binden fazla hayvanın öldüğü açıklandı.

Bölgenin Simanjiro ilçe meclisi başkan yardımcısı Sendeu Laizer, aralık ayında 35.746 sığır, 15.136 koyun, 10.033 keçi ve 1.670 katır olmak üzere toplam 62.585 hayvanın kuraklık nedeniyle açlıktan öldüğünü söyledi.

Laizer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Bu korkunç bir durum” dedi:  “Hareket ettikçe, çürüyen cesetlerden gelen ağır bir koku sürekli havada uçuşuyor.”

Ülkede kuraklığın yol açtığı akut su kıtlığı ve otlakların da kuruyup yok olması yüzünden çobanlar kalan hayvanlarını kurtarmak için su aramak üzere çok uzak bölgelere gitmeye çalışıyor. Yinelenen kuraklık dalgaları, hayvanların yanı sıra kırsal kesimde yaşayan insanların da suya erişimine engel oluyor ve büyük problem yaratıyor.

Meteoroloji uzmanlarına göre, Kuzey Tanzanya’nın büyük kesimi son aylarda normal yağışın %35’inden daha azını aldı ve bu da geçen yaz ve sonbaharı on yıllardır en kötü kısa yağışlı mevsim haline getirdi.

Meteorologlar, ülkenin çoğu bölgesinde Nisan 2022’ye kadar  normalin altında yağış olasılığının arttığını öngören bir yağış tahmini yayınladı.

‘Büyük yıkım’

Bölgedeki bir Maasai çobanı olan Laurent Saning’o, “Hayatımda hiç böyle bir şey görmemiştim, bu korkunç” dedi. Sığırların çoğunu kaybettiğini ve kalanların da satılamayacak kadar zayıf olduğunu söyleyen Saning’o, ölen ineklerin çoğunun da üreme çağında olduğunu belirtti: “Bu krizi çözmek için yardıma ihtiyacımız var.”

Bölge veteriner görevlisi Swalehe Masaza da yöredeki ineklerin yarısından fazlasının öldüğünü söyledi: “Büyük yıkım oldu. Bu, su kıtlığının korkunç gerçeklerinden biri.”

Tanzanya, 2011 hükümet istatistiklerine göre Etiyopya ve Sudan‘dan sonra 22.8 milyon büyükbaş hayvanla, toplamda Afrika’daki en büyük üçüncü sürüye sahip.

Hayvan nüfusunun %70’inden fazlası, kurak mevsimde suyun kıt olduğu ülkenin kuzey, orta ve batısındaki yarı kurak bölgelerde tutuluyor.

İnsan-hayvan çatışmaları

Kuraklık, Doğu Afrika’nın birçok bölgesindeki göçebe çobanları, sığırları için su ve taze otlak bulmak için korunan vahşi yaşam alanlarına gizlice girmeye de zorluyor.

2017’de ülke, vahşi yaşam koruma alanlarını korumak ve kuraklık nedeniyle şiddetlenen insanlarla vahşi yaşam arasındaki artan çatışmayı engellemek için milli parklarını, oyun rezervlerini ve orman rezervlerini yeniden haritalamak ve sınırlamak zorunda kalmıştı.

Vahşi yaşam koruyucularına göre, kuraklık nedeniyle milli parklara su ve otlak için yasadışı şekilde sokulan sığır sürüleri vahşi yaşam üzerinde yeni bir baskı oluşturarak Serengeti’deki antiloplar gibi hayvanların hayatlarını tehlikeye atıyor.

Simanjiro yasama meclisi üyesi Christopher Ole Sendeka, kuraklığın geçim kaynakları hayvanlara bağlı olan Masailer arasında ciddi bir açlık krizi yarattığını söyledi.

Bir göçebe çoban derneğinin ulusal başkanı Jeremiah Wambura ise hükümete, çobanların milli parklara bitişik tampon bölgelerde otlatma yapmasına izin verilmesi çağrısında bulundu: “Durum hiç iyi değil. Kalan hayvanları kurtarmak için yardıma ihtiyacımız var, yoksa hepsi ölecek.”

İklim krizi her boyutuyla yaşanıyor

Tanzanya, sık ve şiddetli kuraklığı sık yaşayan bir Doğu Afrika ülkesi. İklim değişikliğine bağlı olarak ülkede son 30 yılda altı büyük kuraklık yaşandı. Küresel ısınmaya bağlı olarak aşırı sıcaklık, kurak dönemler ve sel ile sonuçlanan şiddetli yağışları dönemsel olarak yaşayan ülkede su kıtlığı da giderek artan bir sorun haline gelmiş durumda.

Büyük Victoria, Tanganika, Jipe ve Rukwa gölleri de dahil olmak üzere pek çok su kaynağında aşırı düşüşler yaşanan ülkede, nüfusun yarısından fazlası tarım ve hayvancılık sektöründe istihdam ediliyor. Her ikisi de yağmurla beslenen su kaynaklarına bağımlı olduğu için özellikle savunmasız.

Artan yoğun yağış olayları ise sel ve heyelanlara sebep olduğundan altyapı ve geçim kaynaklarına zarar veriyor. Nüfusunun büyük kısmı kıyı boyunda yaşayan Tanzanyalıların balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği de deniz seviyesinin yükselmesi ve su kalitesindeki değişiklikler nedeniyle zor günler yaşıyor.

Almanya, elektrik faturasındaki yenilenebilir enerji vergisini kaldıracak

Sosyal Demokrat (SPD) Eş Başkanı Lars Klingbeil, ek ücretin iptal edilerek artan enerji fiyatlarının on milyonlarca hane üzerindeki baskısını hafifletebileceklerini söyledi.

1 Ocak 2021’de yürürlüğe giren “Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası” (EEG) uyarınca faturalara yansıtılan katma değer, enerji vergileri arasında en büyük orana sahip.

Ülkede geçtiğimiz kasım ayında koalisyon görüşmelerinde masada yer alan verginin 1 Ocak 2023’te kaldırılması planlanıyordu.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre, bu konu üzerinde çalıştıklarını belirten Klingbeil, “federal hükümetin ısıtma ve aydınlatma fiyatlarındaki dalgalanmalarla uğraşan halka yardımcı olmak için daha fazla şey yapması gerektiğini” kaydetti.

EEG vergisi 1 Ocak itibariyle yüzde 43 oranında indirildi. Söz konusu indirimin 83 milyon nüfuslu Almanya’nın bütçesine senelik 3.25 milyon euro yük getirecek.

Ticari rakamlara göre Almanya’da yaklaşık 4.2 milyon hanehalkı bu yıl elektrik ödemelerinde yüzde 63,7’lik artış görecek; 3.6 milyonluk kesim yüzde 62.3 daha fazla yakıt ödemesi yapacak.

Yeni Alman hükümetinin 2021 koalisyon anlaşmasındaki kilit iklim ve enerji planları

Almanya’nın iklim ve enerji planlarını Ümit Şahin, Yeşil Gazete için çevirmişti.

Sosyal Demokratlar (SPD), Yeşiller Partisi ve Hür Demokratlar (FDP) arasındaki “Daha fazla ilerlemeye cesaret etmek – Özgürlük, Adalet ve Sürdürülebilirlik için İttifak” başlıklı koalisyon anlaşması, “idealde” 2030’a kadar kömürden çıkış ve yenilenebilir enerjilerde büyük genişleme gibi adımları ayrıntılı olarak açıklayan güçlü bir iklim ve enerji odağına sahip.

Elektrik sektöründe, elektrik talebi artarken (680-750 terawatt saate çıkacak) yenilenebilir enerji kaynaklarının 2030 yılına kadar %80’lik bir paya sahip olması bekleniyor. Bunu başarmak için, yenilenebilir kaynakların genişlemesi “kamu yararı” olarak tanımlanacak ve iklim nötr hedefine ulaşılana kadar diğer çevre koruma alanlarına göre öncelik verilecek.

Karasal rüzgar enerjisi için Alman topraklarının yüzde ikisinin kullanılması sağlanacak, 2022’nin ilk yarısında bu alanların kapsamlı planlaması için federal, ulusal ve yerel makamlarla çalışmaya başlanacak.

Yenilenebilir enerji tesislerinin yakınındaki toplulukların bundan “uygun şekilde kazanç elde etmesi” sağlanacak.

Rüzgar çiftliklerinin halihazırda mevcut olduğu yerlerde, büyük bir onay prosedürü olmaksızın eski rüzgar türbinlerini yenileriyle değiştirmesi mümkün olacak.

Açık deniz rüzgar hedefleri: 2030: 30 gigawatt; 2035: 40 GW; 2045: 70 GW (mevcut durum 2020: 7,8 GW).

2030 için güneş enerjisi hedefi: Yaklaşık 200 GW (mevcut durum 2020: 54 GW)

Yeni ticari binalar için çatı güneş enerjisi zorunlu, yeni özel binalarda “kural gereği” olacak.

Kömürden çıkış tamamlandıktan sonra yenilenebilir enerjilere devlet desteği aşamalı olarak kaldırılacak.

Yenilenebilir enerji kapasitelerinin “büyük ölçekte” genişlemesi:

– Yenilenebilir Enerji Yasası (EEG) ve uzun vadeli enerji satın alma anlaşmaları (PPA) gibi araçlar aracılığıyla,
– daha hızlı onaylar yoluyla, kamu kurumlarını “dış proje ekipleri” ile destekleyerek, başvuru belgelerinde son tarihler ​​ve gereksinimler netleştirilerek, sağlanacak.

Yenilenebilir enerji vergisi nedir?

Almanya’da Yenilenebilir Enerji Yasası ile birlikte geçtiğimiz yıl enerji faturalarına yüzde 20’lik bir vergi getirildi. Bu vergiden elde edilen gelir, yenilenebilir enerji geliştirme ve üretimini finanse etmek için kullanılıyor. Ülkede rüzgar ve güneş enerjisi üreticileri, vergiyle finanse edilen sübvansiyonlardan en büyük desteği görüyor.

Yaklaşık 10 aydır yürürlükte olan Yenilenebilir Enerji Yasası, 2030 yılına kadar yüzde 65 yenilenebilir enerji ve 2050 yılından önce sıfır sera gazı hedefine ulaşmak için kabul edilmişti.

Söz konusu vergiler ayrıca rüzgar ve güneş enerjisi sistemlerinin güçlendirilip basitleştirilerek, dijitalleşmenin de artırılmasını hedefliyor.

Covid-19 salgını döneminde yavaşlayan ekonomilerin ve azalan sanayi üretiminin ardından yeniden ivme kazanan piyasalar sebebiyle, dünya genelinde doğal gaz ve elektrik gibi enerji kalemlerine talep artmış ve bu da fiyatları artırmıştı.

RTÜK’ten Tele1 ve FOX TV’ye ceza!

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), gazeteci Sedef Kabaş’ın hakkında açılan “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturması kapsamında gözaltına alınıp tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen sözlerinin yayınlandığı Tele 1’e yaptırım gündemiyle olağanüstü çağrısıyla bugün saat 12’de toplandı.

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in çağrısıyla toplanan kurul Tele 1’in “Demokrasi Arenası” programının beş yayının durdurulmasına ve yüzde 5 para cezası ödemesine karar verdi. Kurul ayrıca FOX TV Ana Haber bültenini sunan Selçuk Tepeli’nin açıklamaları nedeniyle FOX TV’ye de yüzde 3 para cezası verdi.

Cezaları RTÜK üyesi CHP‘li İlhan Taşçı, resmi Twitter hesabından duyurdu:

“RTÜK, Sedef Kabaş’ın sözleriyle ‘toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiği’ iddiasıyla Tele 1’e % 5 idari para, 5 kez de program durdurma cezası verdi. Uğur Dündar’ın RTÜK Başkanı Şahin’i eleştirmesi nedeniyle de %3 idari para cezasına oyçokluğuyla hükmedildi. RTÜK kararı uyarınca Demokrasi Arenası programı 5 kez yayınlanamayacak. Program 1 aylığına kapatılmış oldu! Aynı dönemde Uğur Dündar da ne TELE1’de ne de başkaca bir kanalda program yapamayacak. İşte düşünce özgürlüğü, işte ifade özgürlüğü. Siz misiniz RTÜK başkanını eleştiren.

TELE1 bu yıl içinde yasanın 8/1/b bendinden bir ceza daha alırsa bu kez kanalın yayını 10 gün boyunca durdurulacak; RTÜK’ün belirlediği yayınları yapacak. Kanal 3. Kez aynı maddeden ceza alırsa lisansı iptal edilecek. Yani fişi çekilecek ve kanalın ekranı tamamen karartılacak!

Olağanüstü toplantıda, Selçuk Tepeli’nin ana haberde AKP Genel Başkanının icraatına yönelik eleştirileri nedeniyle Fox TV’ye “toplumda özgür kanaat oluşmasını” engellediği iddiasıyla % 3 idari para cezasına hükmedildi. Karar oyçokluğuyla alındı. Cezaların toplamı 6 milyon lira. RTÜK, hükümetin son günlerde sanatçı, aydın ve gazetecileri hedef alan politikasının cezalandırıcı aparatına dönüştü. Düşünce ve ifade özgürlüğü ile televizyonların özgürce yayıncılık yapması için ortam sağlaması gereken RTÜK, basın özgürlüğünün önündeki engele dönüştü.”

ANKA‘nın aktardığına göre, RTÜK olağanüstü toplantı kararında şu ifadeler yer almıştı:

“Kabaş’ın ifadeleri milyonlarca insanı derinden etkileyecek olumsuz çağrışımların, yayıncılık yoluyla gerçekleşmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. Milyonlarca seçmenin oyuyla seçilen Sayın Cumhurbaşkanı’na yönelik (…) hakaret içerikli sözler, geniş halk kitlelerini etkileyerek ‘toplumda kin ve düşmanlığı tahrik edecek veya toplumda nefret duyguları oluşturacak’ mahiyettedir. Dolayısıyla açık şekilde sorumlu yayıncılık anlayışının dışındadır.”

‘Cumhurbaşkanımızı hedef alan sözlerine inceleme başlamıştır’

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, Kabaş’ın konuk olduğu Tele 1 yayınının ardından, sosyal medya hesabı üzerinden; “TELE 1 yayın kuruluşunda, Sedef Kabaş’ın Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan kabul edilmesi asla mümkün olmayan sözlerine ilişkin inceleme kararı alınmıştır. Konu ilk Üst Kurul toplantısında Kurul gündemine getirilecektir” açıklamasını yapmıştı.

Ebubekir Şahin’in açıklamasının ardından, RTÜK uzmanlarının hafta sonu Tele 1 yayınını inceledikleri ve yayın nedeniyle kanala yaptırım uygulanmasını öneren raporlarını tamamladıkları öğrenildi.

CHP’li Taşçı: ‘Kabaş tutuklu! Bu neyin telaşı?’

RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi İlhan Taşcı ise dün, sosyal medya hesabından; “RTÜK Başkanı, çarşamba günü olağan toplantı olmasına rağmen yarın saat 12’de Üst Kurulu olağanüstü toplantıya çağırdı! Amaç Sedef Kabaş’ın sözleri nedeniyle TELE 1’e haddini bildirmek. Kabaş tutuklu! Bu neyin telaşı? Amaç belli Saray’dan gelen talimatı bir an önce yerine getirmek” açıklamasını yapmıştı.

Ne olmuştu?

Tele 1’de yayınlanan Uğur Dündar’ın sunduğu ‘Demokrasi Arenası’ programına katılan gazeteci Sedef Kabaş, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur. Yani tam tersini ifade eder” diye konuşmuştu.

Kabaş’ın kullandığı bu sözler nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Sedef Kabaş, 22 Ocak 2022 tarihinde gece saat 02.00’de evinden gözaltına alındı.

Polis nezaretinde evinden alınan Kabaş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü‘ne götürüldü. Sedef emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Kabaş, ifadesi alındıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilirken, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

Fransa nükleer silahlara nasıl ‘yeşil yıkama’ yapıyor?

Angelika Claussen‘in IPS için kaleme aldığı yazı, Yeşil Gazete tarafından çevrilmiştir. 

*

Fransa, bu yılın başında Avrupa Birliği dönem başkanlığını Slovenya’dan devraldı. Geçen hafta ise AB savunma bakanlarıyla, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) hakkında konuşmak için gayri resmi bir şekilde bir araya geldi. Toplantıda diğer konuların yanı sıra nükleer güvenlik ve nükleer caydırıcılık stratejileri tartışıldı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron‘un son yıllarda  nükleer enerjinin güçlü bir savunucusu olduğu sır değil. Tarihsel olarak, Fransa’nın atom silahları için nükleer teknolojiyi bağımsız olarak geliştirmesi hep önemli bir ulusal gurur kaynağı olmuştu. Ancak 1990’lardan bu yana, özellikle de Çernobil felaketinin bir sonucu olarak ülkede nükleer enerjiye yönelim giderek azaldı. Uluslararası bir enerji ve nükleer politika danışmanı olan Mycle Schneider’in yıllık raporları, bunun, küresel bir eğilimin parçası olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, Fransa bu teknolojinin yorulmaz bir savunucusu olmaya devam ediyor.

Yeşil enerji ve silahlar için nükleer cevaplar

1 Ocak 2022’de Avrupa Komisyonu‘nun taslak düzenlemesi, nükleer enerji ve doğal gaza yapılan yatırımı “sürdürülebilir” olarak sınıflandırmıştı. Bu, AB’nin “aşamalı sınıflandırma” yaklaşımı gereği, milyarlarca avroluk mali destek anlamına da geliyor. Devlet Başkanı Macron ise nükleer enerji için bir ‘Yeşil Etiket’ almaya, her zaman fazlasıyla hevesli oldu. Fransa’nın nükleer enerjiyle ilgili gerçek çıkarları, Macron’un 2020’de Framatome‘daki Le Creusot tesisine yaptığı ziyarette yaptığı konuşmada açıkça ortaya konmuştu:

“Sivil nükleer enerji olmadan bu teknolojinin askeri kullanımı olmaz – ve askeri kullanım olmadan sivil nükleer enerji olmaz”. Bu sözler özetle son teknoloji bir nükleer sanayi olmadan Fransa’nın nükleer silah cephaneliğini genişletmeye ve modernize etmeye devam edemeyeceği anlamına geliyordu. Bu, tüm nükleer silaha sahip ve/veya sahip olmak isteyen ülkeler için geçerli.

 ICAN nükleer silaha sahip devletlerin nükleer silah cephaneliğine yılda 100 milyar doların üzerinde yatırım yaptığını söylüyor.

Şu anda, bu ülkeler cephaneliklerini geliştiriyorlar. Rusya ve ABD, nükleer bombalarını çok daha hızlı ve doğru bir şekilde gönderebilecek ve düşmana kendilerini savunmak için zaman bırakmayacak hipersonik füzeler gibi yeni dağıtım sistemleri tedarik ediyor. Böylece yeni bir nükleer silahlanma yarışının başladığını söylemek yanlış olmaz.

ABD’li düşünce kuruluşu Atlantic Council , nükleer gücün sivil kullanımının ulusal güvenlik politikası için ne kadar önemli olduğu konusunda oldukça açık davranıyor: ABD’nin sivil nükleer endüstrisi, ABD ulusal güvenliği için hayati öneme sahip bir stratejik varlıktır.” Benzer formülasyonlar, nükleer silah sahibi diğer devletlerin başkanlarının konuşmalarında da bulunabilir. Sivil nükleer kompleksi ABD’ye yılda en az 42.4 milyar dolara mal oluyor. Nükleer Silahları Ortadan Kaldırma Uluslararası Kampanyası ( ICAN ), nükleer silaha sahip devletlerin nükleer silah cephaneliğine yılda 100 milyar doların üzerinde yatırım yaptığını söylüyor.

Fransa da bir süredir diğer nükleer silaha sahip ülkelerde devam eden teknolojik gelişmeye katılmak istiyor. Macron, küçük modüler reaktörlerin (SMR’ler) araştırılması ve inşasına bir milyar avroluk yatırım yaptığını duyurdu. SMR’ler, öncelikle denizaltılar için itici güç oluşturan  ve dolayısıyla uzak savaş alanlarında askeri amaçlar için kullanılacak küçük nükleer reaktörler. Yeni Hunter sınıfı denizaltılar, Fransa’nın büyük güç hırsının da altını çiziyor. Bunun Avustralya ile yapılan ancak çöken denizaltı anlaşmasının arka planını göz önünde bulundurarak anlaşılması gerekiyor. Geçen yıl Avustralya, Fransız dizel denizaltıları satın alma sözleşmesini ABD ve İngiltere nükleer teknolojisi lehine iptal ettiğini duyurmuştu.

Denizaltılar için tesis edilmiş, esnek nükleer silah sistemleri, tüm nükleer silah devletleri için büyük stratejik öneme sahip. Böylece denizaltılar, yüzeye çıkmadan üç aya kadar devam edebilir, uzun mesafeleri yüksek hızlarda fark edilmeden kat edebilirve neredeyse dünyanın her yerinde istedikleri yerde yüzeye çıkabilirler. Her biri bir düzine güdümlü savaş başlığına sahip 20’ye kadar füze fırlatma yeteneğine de sahipler. Bütün bunlar, beş “resmi” nükleer güç olan; ABD, Birleşik Krallık, Rusya, Fransa ve Çin‘in nükleer silah doktrininde kilit bir rol oynamakta. Bu teknolojiye sahip olmak, aynı zamanda bu ülkelerin büyük güç statüsünün temelini de oluşturuyor. Fransa da diğer nükleer silaha sahip devletler gibi, statüsünü pekiştirmek istiyor.

Fransız gündemini ortaya çıkarmak

Fransa’nın dönem başkanlığındaki AB savunma bakanlarının ilk toplantısı 12-13 Ocak 2022’de Brest‘te yapıldı. Burası Fransa’nın deniz temelli nükleer silahlarının konuşlandırıldığı yer ve seçimi ülkenin askeri gücünün açık bir göstergesi olarak değerlendirildi. Daha 2020’de Le Creusot’ta yaptığı konuşmada , Fransa Cumhurbaşkanı ülkesinin askeri emellerini doğrulamıştı: “Nükleer sanayi, stratejik bağımsızlığımızın temel taşı olmaya devam edecek. Bu, caydırıcılığımızı her bakımdan etkileyecek, nükleer denizaltılarımıza, balistik füze fırlatma denizaltılarına ve nükleer uçak gemilerimize güç sağlayacaktır.”

Devlet, sivil-askeri nükleer endüstrisinin fahiş maliyetlerini Fransız kamuoyuna yükledi. Flamanville’deki basınçlı su reaktörünü inşa etmenin maliyeti 19.4 milyar Euro’ya ulaştı.

Fransız nükleer gücünün, iddiaya göre daha ucuz elektrik sağlamak için planlanan modernizasyonunun arkasında, nükleer silah programının gündemi bulunuyor. Devlet, yıllardır sivil-askeri nükleer endüstrisinin fahiş maliyetlerini Fransız kamuoyuna dayatıyor. Örneğin Flamanville’deki basınçlı su reaktörünü inşa etmenin maliyeti 19.4 milyar Euro’ya ulaştı. Sonuç olarak, elektrik müşterileri ve yatırımcılar, askeri uygulamaları ‘iklim tasarrufu sağlayan nükleer enerji’ ile sübvanse ediyor.

Nükleer enerji ve nükleer paylaşım Avrupa Birliği’nde tartışmalıdır. Avusturya ve Lüksemburg, AB’nin “aşamalı sınıflandırmasını” sert bir şekilde eleştirdi. Aynı zamanda, 22 Ocak 2021 tarihli Nükleer Silahların Yasaklanmasına İlişkin Anlaşma’dan bu yana kitle imha silahlarını yasaklayan çok taraflı bir BM anlaşması var.

Her halükarda, Fransa AB dönem başkanlığını devralırken, nükleer enerjinin sivil-asker kullanımını ve nükleer caydırıcılık doktrinine dayalı bir Avrupa güvenlik ve savunma stratejisini teşvik etmek için şimdi mükemmel bir konumda.

İzmir’in imar planları 2022 yılında da çok tartışılacak

Geçtiğimiz yıl İzmir’de gerek merkezi yönetimin gerekse yerel yönetimlerin yaptığı imar planları, kent gündeminin en çok tartışılan konularının başında yer almıştı. İzmir’in Kanal İstanbul’u olarak nitelendirilen Çeşme Kültür ve Turizm Projesi, Bayraklı gökdelenlerini Konak ve Kahramanlar bölgesine uzatacak Konak-Kahramanlar planları, kentin simgesi Kültürpark’ı yapılaşmaya teslim eden planlar yıl boyunca kent gündeminden hiç düşmedi. 2022 yılına da yansıyan tartışmalara ve açılan davalara bu yıl içinde yeni dosyalar da eklenecek gibi…

Şimdiden İnciraltı’nın imara açılması, Konak ve Kahramanlar dışında kentin yeni bölgelerine gökdelen izinleri verilmesi konuşuluyor. Ayrıca sınırları üzerinde davaların sürdüğü Çeşme Projesi’nde de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘proje planlarını’ açıklaması an meselesi… İşte tüm imar planlarına karşı meslek odaları; özellikle de Şehir Plancıları Odası ve Mimarlar Odası İzmir şubeleri bilimsel ve hukuksal mücadelesini sürdürüyor. Açılan davaların bir kısmı sürüyor, bir kısmı ise bu davaları açan meslek odalarının talebi doğrultusunda planların iptali ile sonuçlandı. Son dönemde meslek odaları tarafından yargıya taşınan yeni imar planları içinde mahkemeler tarafından iptal edilmeyen plan yok.

Son olarak Konak Belediyesi’nin yapıp Büyükşehir Belediyesi‘nin onayladığı Gültepe imar planı da İzmir 4. İdare Mahkemesi’nden döndü. Şehir Plancılarının açtığı dava sonucu mahkeme verdiği planı iptal etme kararında şu noktaları özellikle vurguladı:

  • Söz konusu planların, 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planına, dolayısıyla planların kademeli birlikteliğine aykırı olduğu,
  • Söz konusu planların, kişi başına düşen asgari standartları sağlamaktan uzak olduğu, dolayısıyla plan kararlarıyla öngörülen donatı alanlarındaki artışın “revizyon” gerekçesini karşılar nitelikte olmadığı,
  • Söz konusu planlarda nüfus, % 17 oranında artırılmış olmasına karşın bu artışın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı açısından meşru ya da zorunlu kılacak analiz ve hesaplamalara Plan Raporunda yer verilmemiş olduğu,
  • Konut alanlarında zemin katlarda ticaret yapılmasını öngören plan notunun şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, plan tekniğine ve kamu yararına aykırı olduğu…

İmar var, yeşil alan, yollar ve altyapı yok

Görüldüğü gibi adeta mahkeme kararıyla sağlıklı bir kent yapısına ulaşabilmek için değil, sadece rant için imar planlarının yapıldığı bir kez daha tespit edilmiş. Mahkeme kararında planın bölgede %17 nüfus artışı getirmesine rağmen yeşil alan, yollar ve diğer alt yapıda bir iyileşme sağlamadığı özellikle vurgulanıyor.

Tabii iptal kararı ile kamuoyunda bazı çatlak sesler de yükseldi. Bu seslere göre üstelik kentin birçok yerinde arazi sahiplerine rant kapısını açan imar planları, serbest planlama büroları eliyle kamu kaynakları kullanılarak yapılıyordu ve onun için adeta Gültepe’de de ranta göz yumulmalıydı. İşte bu aşamada herkesin çok iyi bilmesi gereken bir gerçeği Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yönetim kurulu yaptığı bir kamuoyu açıklamasıyla yeniden hatırlatma gereksinimi duydu. ‘Planlama kamusal bir iştir, çıkar ilişkisi kurulamaz’ başlıklı açıklamasında Şehir Plancıları Odası temel bir ilkeyi vurguluyor:

 ‘Yetkili kamu idareleri tarafından, bedeli kurumca ödenmek üzere doğrudan temin veya ihale yoluyla yaptırılan imar planı çalışmalarında, işin yüklenicisi olan serbest planlama bürolarının veya bu bürolar adına üçüncü kişilerin, mülk sahiplerinden ücret veya hisse talep etmesi, herhangi bir kişisel çıkar ilişkisi kurması meslek etiğine aykırıdır. 

Oda açıklamasının devamında Plân Yapımını Yükümlenecek Müelliflerin Yeterliliği Hakkında Yönetmeliğin’ 13.maddesinin bazı noktalarına dikkati çekiyor:

“c) Müellifler; üstlendikleri plânlama işinin kapsadığı plânlama alanının sınırları içinde, plânlama süresince, ilgili idare dışındaki kuruluşlar ve kişiler adına her ölçekteki ve türdeki plânları yapamazlar   ve parselasyon plânları düzenleyemezler. Aynı plânlama alanı sınırları içinde, ilgili idare dışında özel kişi veya kuruluşlara müşavirlik yapamaz, proje düzenleyemez, teknik sorumluluk veya fennî mesuliyet    üstlenemezler. Ancak, bitmiş olan plânlama işine ek yeni bir plânlama işi bu hükmün dışındadır.

  1. e) Müellifler; plânlama çalışmalarını yürütürken objektif ve tarafsız davranmak, bilimsel ve teknik verilere göre hareket etmek zorundadırlar.
  2. f) Plân kararlarının verilmesinde, hiçbir kişi ve kuruluştan, sözleşme kapsamı dışında herhangi bir aynî veya nakdî menfaat temin edilemez. Menfaat temin ettiği tespit edilenler hakkında kanunî işlem yapılır.”
Çeşme Projesi.

‘Serbest planlama büroları’ patlaması

Gerek Şehir Plancıları Odası’nın açıklamasından, gerekse çeşitli planları iptal eden mahkeme kararlarından anlıyoruz ki, gerek merkezi yönetimler gerekse yerel yönetimler tarafından ‘serbest planlama bürolarına’ yaptırılan planlarda dikkat çekici bir yoğunluk artışı var. Oda uyarmaya devam ediyor: ‘Yukarıda belirtildiği gibi ücret ve hisse vb. çıkarlar karşılığı daha avantajlı yapılaşma koşulları sağlanacağı vaadi aynı zamanda da gerçek dışıdır. Bu gibi durumlarda; Anayasa, Kanun ve Oda Yönetmelikleri doğrultusunda mesleğin ve meslektaşların hak ve çıkarlarını, meslek etiğini korumak, planlama ve uygulamalarının, Planlama Esaslarına, Şehircilik İlkelerine ve Kamu yararına Uygun yapılmasını denetlemekle yükümlü olan Şehir Plancıları Odasına, bilgi ve belgelerle başvurulması halinde, kamu yararı ve yaratılan haksız rekabet nedeniyle diğer meslektaşlarımızın hak ve çıkarlarının korunamaması yönüyle “Meslek Etik ve İlkeleri” doğrultusunda inceleme yapılacaktır. Konu, hem duyarlı meslektaşlarımızın hem vatandaşlarımızın bilgisine sunulur.’

Görüldüğü gibi İzmir’de 2022 yılı içinde de imar planları tartışılmaya devam edecek. Meslek odaları, çevre örgütleri ve kent insanı, kentin havasına, suyuna, ekosistemine sahip çıkmak için eskisinden de fazla gayret göstermek zorunda. Çünkü gökdelenlerle, kat artışlarıyla geleceği düşünmeden rant yaratıp o rantı paraya çevirmek peşinde koşanlar 2021’de olduğu gibi 2022’de de her yolu deneyecekler.

Salda Gölü’ne kepçelerle su kuyusu kazıldı

Burdur‘un Yeşilova ilçesinde 44 kilometre yüz ölçümüne sahip, ölçülebilen 185 metre derinlikle de Türkiye’nin en derin gölü konumundaki Salda Gölü, dünyada Mars’ın jeolojik yapısına benzerlik gösteren iki noktadan biri olarak kabul ediliyor.

Beyaz kumulları ‘hidromanyezit’ olarak adlandırılan ve birçok sektörde kullanılan çok değerli minerale sahip gölün güneydoğu kısmındaki Kayadibi Mahallesi ile Doğanbaba köyü arasındaki İl Özel İdare’ye ait misafirhane ve plajın bulunduğu alanda, göle 50-100 metre uzaklıkta içme ve kullanma suyu için depo yapımıyla ilgili kazı yapıldı.

DHA‘nın aktardığına göre, Salda Gölü Koruma Derneği Başkanı Gazi Osman Şakar, göl bölgesine çivi bile çakılmayacağının belirtilmesine rağmen kenarında kepçelerle kuyu kazılıp, kanal açıldığını söyledi. Şakar, Kayadibi Mahallesi ile Doğanbaba köyü arasında yer alan, tadilat yapılarak turizme açılan eski orman binasına, Karaoluk pınarının suyunun bir kısmının taşındığını kaydetti.

‘Su getirmek için borular önceden döşenmiş’

Orman işletmesinin, 1985 yılında sahile misafirhane olarak bildikleri yapının inşa ettiğini anlatan Başkan Şakar, binanın İl Özel İdare’ye devredildiğini, 2021’de tadilat ve plaj düzenlemeleri ile turizme açıldığını söylüyor.

Şakar, bölgede su olmadığı için yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki Karaoluk çeşmesinin de bulunduğu pınardan boru hattıyla su çekildiğini belirtiyor:

“Bina ile göl arası, kıyı kenar çizgisine mesafe yaklaşık 200 metre. Beyaz kumlar, orman binası ve plajının bulunduğu yer ile Kayadibi Mahallesi arasında da var. ‘Maldivler’ olarak adlandırılan bölgenin tam çaprazında kalıyor. Karaoluk pınarından su getirmek için borular önceden döşenmiş ve plastik depo yapılmış. Şimdi plastik depo delindiği için yerine kazı yapıp, beton depo yapılıyor. Kazdıkları yer, göle 50-100 metre ve birinci derecede doğal sit alanına giriyor.”

‘Göl ve endemik türler çok zarar görecek’

Salda Gölü’nün gelecek nesillere aktarılabilmesi için hem beyaz kumullarına hem de suyuna insan ayağının değmemesi gerektiğini kaydeden Şakar, şöyle konuştu:

“Eski orman binasının olduğu yerin turizme açılmasının yanlış olduğunu düşünüyoruz. Salda Gölü ve çevresinde endemik birçok canlı yaşıyor. Oluşumundan bugüne kadar varlığını sürdüren siyanobakteriler gölde var ve bunların yaşamı için insanların suya girmesi sakıncalı. Kapalı havza olması nedeniyle göle gelen kirlilik, bir daha çıkamıyor. Zehirli gazlara sebep oluyor ve gölün doğası için tehdit.

Göl çevresinde ne kadar çok plaj olursa hem göl ve çevresi hem de endemik türler o kadar çok zarar görecek. Göle girilmemesi, şehir turizmi olarak yararlanılmasını savunuyoruz. Göle zarar vermeyecek mesafede oluşturulacak seyir teraslarından sadece izlenmelidir. Salda Gölü’nde ne beyaz kumullara ne de suyuna insan ayağı değmemesi, insanların dokunmaması gerekiyor.

Beyaz kumullar, milyarlarca yılda oluşan fosiller ve üzerine basıldığında bozulup, toz haline geliyor. Bilim insanları, bu fosillerin tozu akciğere gittiğinde silikozis hastalığına sebep olduğunu ve tedavisinin olmadığını belirtiyor.”

Valilik inceleme başlattı

Burdur Valiliği‘nden yapılan yazılı açıklamada, Salda Gölü ve çevresinin korunarak gelecek kuşaklara en iyi şekilde miras bırakılması için yürütülen çalışmalarda üst düzeyde çevre hassasiyeti gözetildiği vurgulandı.

Yapılan incelemede İl Özel İdaresi’nce Yeşilova Doğanbaba köyü yakınındaki Orman Evi’nin içme suyu ihtiyacını karşılama amacıyla 1990’lı yıllarda yapılan içme suyu iletim hattının vatandaşlar tarafından tahrip edilerek kullanılamaz hale getirildiği ifade edildi.

Bölgeye gelen ziyaretçilerin içme suyu olmamasından kaynaklı mağduriyet yaşamamaları için isale hattına yeniden su sağlamak amacıyla yapılan çalışmada içme suyu iletim hattının yenilenip kullanılmakta olan döşeli hatta bağlantı yapılarak tesisin içme suyu ihtiyacının sağlandığı tespit edildiği belirtildi.

Açıklamada, yapılan işlemin Özel Çevre Koruma usul ve esaslarına uygun olup olmadığı ile ilgili inceleme başlatıldığı bildirildi.