Ana Sayfa Blog Sayfa 1057

Asya’da 224 yeni canlı türü keşfedildi

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Güneydoğu Asya‘da keşfedilen 224 yeni canlı türünün listesini yayınladı.

Keşif edilen türler arasında Tayland‘da bulunan yeni bir kaya gekosu, ormansızlaşma tehdidi altında olan Vietnam ve Kamboçya‘da o koca kafalı bir kurbağa ile bir dut ağacı türü yer alıyor.

Listelenen türler 2020’de bulundu, ancak geçen yılki rapor ertelendi.

Listede gözlerinin etrafında beyaz yuvarlaklar olan bir maymun, kurbağalar, semenderler ve bir bambu türü de yer alıyor. Myanmar‘daki soyu tükenmiş Popa Dağı yanardağında bulunan yeni bir Popa langur türü olan maymun, tek yeni memeliydi.

Raporda, yakın zamanda toplanan kemiklerin Britanya Doğa Tarihi Müzesi’nden bir asırdan fazla bir süre önce toplanan örneklerle genetik eşleşmesine dayanılarak bulunduğu belirtildi. İki ana ayırt edici özelliği, gözlerinin etrafındaki geniş beyaz halkalar ve öne bakan bıyıkları oldu.

Bölgede henüz keşfedilmemiş çok sayıda canlı türü, keşfedilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Reuters‘a konuşan WWF‘in bölgedeki vahşi yaşam ve vahşi yaşam suçları birimi başkanı K. Yognand “Bunlar milyonlarca yıllık evrimin sıra dışı ve güzel birer sonucu” dedi.

ABD Rusya’nın Ukrayna taleblerini yazılı olarak da reddetti

Rusya‘nın Ukrayna‘nın NATO‘ya girmeyeceğine dair garanti verilmesi talebi, ABD tarafından reddedildi. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Rusya’nın Ukrayna krizinin çözümü için taleplerine resmi bir yanıt verdiğini söyledi. Geri adım atmadıklarını belirten Blinken, “Rusya’ya ciddi bir diplomatik çözüm yolu önerdik, tercih onlara kalmış” dedi.

Bir Rus yetkili ise, ABD’nin NATO ile koordinasyon içinde hazırladığı bu teklifi inceleyeceklerini belirtti.

Rusya, NATO’nun genişlemesinden duyduğu endişe de dahil olmak üzere çekincelerini yazılı bir liste halinde NATO’ya iletmişti.

Moskova’nın ilettiği talepler arasında Ukrayna ve bazı diğer ülkelerin hiçbir zaman NATO’ya girmeyeceğinin garantisinin verilmesi de vardı.

Rusya’nın son haftalarda Ukrayna sınırındaki varlığını artırması, Moskova’nın bu ülkeyi işgal edeceği endişelerine yol açmış, Rusya ise bu iddiaları yalanlamıştı.

‘Her yanıta hazırız’

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, ABD Dışişleri Bakanı Blinken verdikleri yanıtta temel prensiplerini net bir şekilde aktardıklarını, bunların içinde Ukrayna’nın egemenliği ve gelecekte girmek istedikleri güvenlik ittifakına kendilerinin karar verme hakkının da olduğunu söyledi:

“Konu diplomasiye geldiğinde, kimse amaçlarımızın ciddiyeti hakkında şüpheye düşmesin. Hem Ukrayna’nın savunmasını güçlendirmek hem de Rusya’nın hamlelerine karşı verilecek ortak yanıta aynı oranda odaklanıyoruz. Rusya’nın teklifimize nasıl yanıt vereceğini göreceğiz. Ama biz her yanıta hazırız.”

Blinken, aralarında Javelin füzeleri ve zırhlı araçları hedef alan silahların da bulunduğu üç ayrı sevkiyatın bu hafta Ukrayna’ya gönderildiğini de ekledi.

‘Müttefikler arasında görüş farkı yok’

Blinken ABD ve Avrupalı müttefikleri arasında bir görüş farkı olmadığını belirtti.

Öte yandan ABD’nin ilettiği teklifin kamuoyuna açıklanmayacağını da duyurdu: “Diplomasinin başarıya ulaşması için en iyi yol, ona gizli görüşmeler aracılığıyla olanak sağlamaktır.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Blinken’ın açıklamasından önce yaptığı bir konuşmada NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg‘in “gerçeklikten koptuğunu” söylemişti.

Taraflar Paris’teki sekiz saatlik görüşmenin ardından iki hafta sonra da Berlin‘de bir araya gelecek.

Tarım topraklarına OSB girişimine AKP ve CHP’li belediyeler ile sivil toplumdan toplu karşı çıkış

Haber: Serap CÖMERTOĞLU İŞCAN

*

Tekirdağ’da birinci derece tarım topraklarına kurulması planlanan ve, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “ÇED Olumlu” kararı verdiği plastik organize sanayi bölgesine (PAKOP) karşı, AKP’li ve CHP’li belediyelerle STK’lar, siyasi parti temsilcileri ortak basın açıklaması yaparak tepki gösterdi.

Ergene ilçesi Karamehmet mahallesinde, plastik OSB yapılması planlanan arazide bir araya gelen Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, 11 ilçe belediye başkanı, STK temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar, birinci sınıf tarım topraklarına OSB yapılmasına tepki gösterdi.

Yeni OSB’ye ihtiyaç yok

Belediye başkanları adına açıklama yapan Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel, 12 belediye başkanı olarak havaya, suya ve toprağa sahip çıkmak kaydı ile her türlü yatırımın ve yatırımcının yanında olduklarını belirtti.

Ancak Yüksel, 14 Nisan 2021 Büyükşehir Belediye Meclisi’nin, tüm meclis üyelerinin oy birliği ile onayladığı Ergene Havza Koruma Eylem Planı’nın ana kararları ile örtüşen eldeki verilerle Ergene’de yeni Organize Sanayi Bölgesi’ne ihtiyacın olmadığı hususunu hiçbir siyasi reflekse girmeden bilgilendirmek için toplandıklarını kaydetti.

Doluluk oranı yüzde 50

Ergene ilçesinde mevcutta dört adet OSB bulunduğunu ve OSB’lerin doluluk oranı ortalamasının yüzde 50 olduğunu ifade eden Yüksel, sözlerini şöyle sürdürdü:

Mevcut kurulmak istenen OSB’deki yatırımcılarımız, yüzde 50 doluluk oranı olan herhangi bir OSB’mizde az önce belirttiğim gibi havamızı, suyumuzu, toprağımızı, koruyacak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak her türlü yatırımı yapabilir. Biz 12 belediye başkanı olarak bu yatırımları ve yatırımcıyı destekleriz, sonuç olarak hali hazırda devam eden mahkeme süreçlerinin hep birlikte takipçisi olacağız. Bu konuda belediye başkanı olarak hemşerilerimize, doğamıza, üzerimizdeki sorumluluğu birinci bir şekilde hareket etmeye devam edeceğiz.”

‘Tarım arazilerini korumak zorundayız’

Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak ise kentin tarım topraklarına OSB yapılmasına sonuna kadar karşı olduklarını vurguladı:

“Tarım arazilerini korumak zorundayız. Tekirdağ’ın 323 kilometrekare arazisi var. Bu arazinin yüzde 62,6’sı tarımda kullanılıyor. Tekirdağ bu arazileri korumak zorunda. Biz de bunun peşindeyiz.”

Tekirdağ Baro Başkanı Sedat Tekneci de ÇED olumlu kararına ilişkin idare Mahkemesine dava açtıklarını hatırlatarak şunları söyledi:

“Trakya Bölgesi 1/100 000 ölçekli çevre düzeni planlarında 1/25 000 ölçekli planlarda mevcut organize sanayi bölgeleri tamamlanmadan yeni OSB açılmaması gerekiyor. Şu an doluluk oranlarının yüzde 45 olduğu düşünülürse buna bir ihtiyaç da yok. Tekirdağ İdare Mahkemesi’nde açtığımız davada, maalesef kişisel, güncel ve meşru bir hakkımız olmadığı gerekçesiyle talebimizin reddine karar verildi. Çerkezköy’de Pınarça’da termik santralle ilgili açılan davalarda davacı sıfatımız kabul edilmişken, burada kabul edilmedi. Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve bu kavramları kazandırmak görevimizdir. Yaşam hakkı da en kutsal insan haklarından biridir. Bu kararı Danıştay’a götürdük. Çevremizi, doğamızı korumak amacıyla hukuksal anlamda ne yapmamız gerekiyorsa sonuna kadar takipçisi olacağız.”

‘Planlara ve hukuka aykırı’

Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası, Tekirdağ İl Koordinasyon Kurulu ve Trakya Platformu adına konuşan Cemal Polat ise, söz konusu OSB’nin kamu yararı oluşturmadığını ve hukuka aykırı olduğunu vurguladı.

Yapılmak istenen OSB’nin, İmar Mevzuatı’na, 1/25.000 Ölçekli İl Çevre Düzen Planı ile Üst Ölçekli Bölge Planı’nın hedef ve ilkelerine, Tekirdağ İl İdaresi ve Danıştay ‘ın devlet organlarının bağlayıcı şekilde ortaya koyduğu mahkeme kararına açıkça aykırı olduğuna dikkat çeken Polat şöyle konuştu:

“Uygulanan yanlış politika tercihleri nedeniyle ülkemizde ulusal, bölgesel, havza ve yerel ölçekte arazi kullanım politikalarının yetersizliği ile tarım arazilerinin korunamaması sorunu ön plana çıkmaktadır. Tüm bu gerekçeler ışığında planlanan OSB işlemi mevcut mevzuata ve yargı kararlarına, yürürlükteki planlara aykırı olduğu ve kamu yararı ile hiçbir şekilde bağdaşmaması nedeniyle bir an önce iptal edilmelidir. Uygulanan yanlış politika nedenleriyle ülkemizde bölgesel, ulusal ve yerel ölçekte ki arazi kullanımı politikalarının yetersizliği ile tarım arazilerinin korunamaması sorunu ön plana çıkmaktadır. Pandemi süreci ile gıdanın ve tarım topraklarının öneminin daha çok anlaşıldığı bir dönemde, toprakları korumanın, gelecek nesillere aktarmanın yurttaş olarak görevimizdir.”

ÇED kararının iptaline rağmen imar planı askıya çıkarıldı

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “CED Olumlu” kararı verdiği Plastik OSB projesi için Trakya Platformu-TMMOB, Ergene Belediyesi ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ÇED Olumlu kararının iptali için dava açtı. Süreç devam ederken, 2 Aralık 2021 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli planlarda değişikliği askıya çıkardı. Bu kez de Trakya Platformu-TMMOB, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, Ergene Kent Konseyi, Ergene Belediyesi, Trakya Çevre Gönüllüleri Derneği, Çorlu Kent Konseyi, Çorlu Belediyesi, Çerkezköy Belediyesi, , bölgedeki siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar plan değişikliklerine itiraz ederek itiraz ederek, tepki göstermişti.

31 Aralık 2021 itibariyle askıdan inen plan değişikliği ile ilgili itirazlar dikkate alınmadığı takdirde STK’lar tarafından dava açılması planlanıyor.

 

 

İrlanda, Rusya’nın kıyılarında yapacağı tatbikatından endişeli: Nadir balina türlerine zarar verebilir

İrlandalı yetkililer, Rusya‘nın İrlanda açıklarında yapacağı tatbikatın, ender görülen mavi balinalar da dahil, denizlerdeki vahşi yaşama zarar vermesinden endişe ediyor.

İrlanda Yeşiller Partisi‘nden ülke mirası ve seçim reformundan sorumlu Devlet Bakanı Malcolm Noonan, Dublin‘deki Rusya Büyükelçisi Yury Filatov’a bir mektup yazarak yapmayı planladıkları tatbikatının denizlerdeki bazı canlı türleri için felaket olabileceği uyarısında bulundu.

Noolan tatbikatın tam olarak nasıl yapılacağını bilmemekle birlikte, deniz radarları gibi askeri cihazların çıkaracağı seslerin ispermeçet balinası, şişe burunlu balina ve mavi balina gibi ender türlere büyük zarar verebileceğini kaydetti.

Deniz radarlarının çıkardığı sesler balinalar gibi memeli hayvanların işitme duyularına zarar vererek kalıcı hasara, hatta ölüme yol açabiliyor.

Rusya’nın deniz tatbikatı gelecek ay, İrlanda’nın güneybatı kıyılarının yaklaşık 240 kilometre açıklarında yapılacak. İrlanda Savunma Bakanı Simon Coveney de hakiki mühimmat kullanılacak olan tatbikattan memnun olmadıklarını, ancak bunu engelleyecek güçleri olmadığını söylemişti.

Rusya: Kaygılar abartılı

Rusya’nın İrlanda Büyükelçisi Filatov ise kaygıları son derece abartılı bulduğunu belirterek, yapılması planlanan tatbikatın İrlanda’ya da başkalarına tehdit olmadığını söyledi. Filatov, tatbikata üç-dört geminin katılacağını ve “İrlandalı meslektaşlarına açıkladığı gibi, rahatsızlığa veya kaygıya neden olacak ya da merak edecek hiçbir şey olmadığını” ifade etti.

‘Komşu’da da kar esareti: Yunanistan Başbakanı otoyolda mahsur kalanlardan özür diledi

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, başkent Atina’da etkili olan yoğun kar yağışı nedeniyle Attiki-Odos Otoyolu‘nda saatlerce mahsur kalan binlerce kişiden ve elektrik kesintilerine maruz kalanlardan özür diledi.

BBC‘nin aktardığına göre, Miçotakis haftalık kabine toplantısı konuşmasına, ülkenin en modern otoyolunda mahsur kalan sürücülerden özür dileyerek başladı. Özel bir şirket tarafından işletilen otoyolda mahsur kalanlarla ilgili konuşan Miçotakis “Son kar fırtınasının idare edilmesi konusunda imtiyaz sahibinin açık sorumlulukları var. Var olan yasalarımız çerçevesinde tam anlamıyla bir soruşturma yapılacak. Özel sektörle ilgili sözleşmelerdeki maddeler incelenecek” dedi.

Meteorolojinin günlerce süren uyarılarına rağmen, otoyolun zamanında araçlara kapatılmaması tepki çekmiş, Atina Valiliği sorumluluğun otoyolu işleten özel şirkette olduğunu açıklamıştı.

Şirketle ilgili soruşturma açılırken, CEO’su da sorumluluğu kabul ederek görevinden istifa etti.

Terk edilen araçlar halen otoyollarda

Yunanistan’da yaklaşık beş bin kişi mahsur kaldıkları otoyolda; polis, trafik polisi, itfaiye ve ordunun iş makinalarıyla katıldığı operasyonlarla kurtarılabilmişti. Sabah saatlerine kadar süren çalışmalar sırasında askerler araçlarında mahsur kalanlara su ve yiyecek yardımında bulundu.

Otoyollara terk edilen araçların neden olduğu sorunlar, havanın açmasına rağmen hala sürüyor.

Hükümet çevre yolunda saatlerce bekledikten sonra aracını terk etmek zorunda kalanlara 2000’er, mahsur kalan tren yolcularına da 1000’er euro tazminat ödeneceğini açıkladı.

Muhalefet partileri ise hükümetin “acizlik” gösterdiği gerekçesiyle, bazı bakanların hatta Başbakan Miçotakis’in de istifasını istiyor.

3 bin hanede elektrikler kesildi

Hükümet, hayatı felç eden fırtına nedeniyle Atina ve çevresindeki illerde olağanüstü hal ilan etti. Kamu ve özel sektör çalışanlarına iki gün izin verildi.

4 milyon nüfuslu kentte  fırtınanın başladığı Pazartesi günü 200 bin hanenin elektriği kesildi. Buna neden olarak yoğun kar yükünü kaldıramayan ve ardından gelen rüzgar fırtınasının devirdiği ağaçların elektrik tellerini kesmesi gösterildi.

Halkın elektrik kullanımındaki ani artışın kesintilere neden olduğu belirtildi.

Yapılan çalışmalara rağmen Atina’nın kuzey semtlerinde 3 bin kadar hanenin elektrik kesintileri, üç gündür sürüyor. Elektriksiz kalan hane halklarının elektrik hizmeti sağlayan kuruma karşı toplu tazminat davası açabilir.

Kar fırtınası sadece Atina’yı değil, Ege’de neredeyse hiç kar görmeyen adaları da etkisi altına aldı. Meteroloji uzmanları ise hava koşullarının düzeleceğini ve hafta sonu yoğun yağmur beklendiğini açıkladı.

Kömürlü termik santrallerin 55 yıllık karnesi açıklandı: 200 bin erken ölüm, 4.8 trilyon sağlık maliyeti

Sağlık ve Çevre Birliği (Health and Environment Alliance-HEAL) Türkiye’de tüm büyük kömürlü termik santrallerden (50 MW üstü, 16 ildeki 30 santral) kaynaklı hava kirliliğini tarihsel olarak değerlendiren ilk ve en kapsamlı çalışmayı yayınladı.

Kömür santrallerinin sağlık etkilerinin “kümülatif” olarak ilk defa hesaplandığı çalışma, hala faal olan en eski termik santralin işletmeye girdiği 1965 yılından bugüne, 55 yılın hava kirliliği verilerini bir araya getirdi.

HEAL, Türkiye’deki tüm büyük kömürlü termik santrallerinin, 55 yıl boyunca yarattığı sağlık etkileri kümülatif olarak hesapladı. Yayımlanan rapora göre, sadece Zonguldak, Çanakkale, Muğla ve İskenderun’daki santrallerin neden olduğu sağlık yükü, Türkiye toplamının %40’ına karşılık geliyor. Muğla’daki termik santraller ise en fazla erken ölüme neden olanların başında.

‘Kronik Kömür Kirliliği Kümülatif Sağlık Etkileri Özel Raporu” başlıklı çalışmaya göre, 1965 ile 2020 yılları arasında açılan ve halen 16 ilde faaliyette olan 50 MW’ın üzerindeki büyük kömürlü termik santral, 55 yılda toplamda 4.8 trilyon TL sağlık masrafına ve yaklaşık 200 bin erken ölüme neden oldu.

Her bir termik santralın çevreyi kirleten emisyonların raporlanmadığına dikkat çekilen çalışmaya göre,  kömürün AB elektrik üretimindeki payı, “kömürden çıkış” (coal phase-out) politikası ve Paris İklim Anlaşması’nın uygulamaya geçmesiyle gün geçtikçe azalmasına rağmen, Türkiye’de elektrik üretimi kömüre dayanmaya devam etmekte ve planlanan termik santrallerle 19 GW’lık mevcut kurulu kömür gücünün iki katından daha fazlasına çıkması söz konusu.

Kömür kirliliğinin en yüksek olduğu il Muğla, madenci şehri Zonguldak, planlanan santrallerin yoğunlaştığı Çanakkale ve inşaatı devam eden santralin bulunduğu İskenderun Körfezi, çalışmanın odağındaki bölgeler olarak belirlendi. Bu bölgelere özel dosyalar içeren çalışma kapsamındaki diğer iller ise Kütahya, Manisa, Sivas, Kahramanmaraş, Ankara, Bursa, Kocaeli, Şırnak, Bolu, Yalova ve İzmir.

RAKAMLARLA KÖMÜRÜN SAĞLIK ETKİSİ

196.091 Erken ölüm
117.661 Erken doğum
1.247.334 Çocukta bronşit vakası
118.542 Yetişkinde yeni kronik bronşit vakası
221.026 Hastaneye başvuru
11.163.625 Astım ve bronşit belirtisi gösterilen gün (astım hastası çocuklarda)
62 milyon İş günü kaybı
452 milyon Hasta geçirilen gün

İklim değişikliğini körüklüyor, sağlık yükünü artırıyor

Kömür santralleri on yıllardır iklim değişikliğini körükleyerek, havayı kirletiyor bu da erken ölümlere, astım, kronik bronşit veya kalp hastalığı gibi vakaların artmasına ve mevcut vakaların kötüleşmesine yol açarak, kabul edilemez bir sağlık yükü yaratıyor.

Rapora göre, sadece Zonguldak, Çanakkale, Muğla ve İskenderun Körfezi’ndeki termik santrallerin neden olduğu sağlık yükü, Türkiye toplamının %40’ına karşılık geliyor. Muğla’daki termik santrallerin ise Türkiye’de en fazla erken ölüme neden olduğu tahmin ediliyor.

Halen çalışır durumda olan bu kömür santralleri 4.8 trilyon sağlık maliyetinin yanı sıra 117.661 erken doğuma, 1 milyon 247 bin çocukta bronşit vakasına, 62 milyon iş günü kaybına yol açtı.

Raporun tanıtım etkinliğini açılış konuşmasını yapan, çalışmanın başyazarı, HEAL Türkiye Sağlık ve Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Funda Gacal, kömürden çıkış için tarih belirlenmesinin önemine dikkat çekerken “Kömüre dayalı elektrik üretimi, CO2 ve hava kirletici emisyonlara neden olarak en büyük kirleticilerden biri. 2020 yılında elektrik üretiminin yüzde 34’ü kömürlü termik santrallerden kaynaklandı. Kömürlü termik santraller pek çok kronik ve akut hastalığın nedeni olmakta beraber kamu bütçesine de ciddi bir yük oluşturuyor” dedi.

Türkiye’nin, 2021 yılının sonunda Paris İklim Anlaşması’nı onaylaması ve 2053 için net sıfır karbon hedefi koymasıyla, kömürden çıkışın en kısa zamanda gerçekleşmesinin önem kazandığını belirten Gacal, “Buna rağmen, Türkiye henüz kömür kullanımını sonlandırmak için bir tarih belirlemedi ve kömürlü termik santral kapasitesini iki katına çıkarma hedefini sürdürüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin ‘en”leri: En kirli santraller Muğla Yatağan ve Manisa Soma. En eski santral ise, Kütahya Tunçbilek

HEAL Genel Müdür Yardımcısı Anne Stauffer ise onlarca yıldır devam eden kronik kömür sorununun, Türkiye için kirlilikten daha büyük bir sağlık faturası oluşturduğuna dikkat çekti:

“İnsan sağlığının korunması ve iklim değişikliğinin önüne geçilmesi için hızlı bir kömürden çıkışın şart olduğu konusunda bilimin ortaya koyduğu gereklilik oldukça açıktır. 23 Avrupa ülkesi – birlik üyelerinin çoğunluğu – kömürden çıkış tarihi belirlemiştir. Türkiye de toplum sağlığı için bir an önce bu yarışa katılmalıdır. Eski, kirletici bir enerji üretim biçiminden %100 yenilenebilir enerjiye geçmek sağlık ve ekonomi açısından en anlamlı olanıdır.”

Kirliliğin üçte biri Muğla bölgesindeki santrallerden

HEAL’in çalışmasına göre, Türkiye’nin ve dünyanın tanınmış turizm merkezlerine ev sahipliği yapan, tatil cenneti Muğla, kömür kaynaklı hava kirliliğinin yarattığı olumsuz sağlık etkisi ve maliyetinde en kötü karneye sahip bölge. Bölgede Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri bulunuyor. 2021 yılında bölgede yaşanan orman yangınlarında alevlerin Kemerköy ve Yeniköy termik santrallerine kadar ulaşması gündemde önemli yer tutmuştu. Bölgede yeni kömürlü termik santral planı bulunmuyor, ancak işletmedeki üç kömürlü termik santralin neden olduğu sağlık sorunlarının ekonomik maliyeti 1,48 trilyon Türk lirasına denk geliyor. Bu da tüm Türkiye’deki termik santrallerin sağlık maliyetinin neredeyse üçte birini oluşturuyor.

Bölgedeki sağlık uzmanları ve hekimler de konunun önemine dikkat çekerken, özellikle Yatağan’da solunum sistemi şikâyetiyle yatan hasta sayısının, daha iyi hava kalitesine sahip Muğla’dan iki kat daha fazla olduğu belirtiliyor. Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sebahat Genç, Muğla’da kömürlü termik santrallerin havaya, suya, toprağı, dolayısıyla bölge halkının sağlığına zararlı etkilerinin yıllardır görüldüğüne vurgu yaptı:

“Bu konu uzun yıllardır gündemimizde ve çeşitli platformlarda dile getirilmekte. Yaklaşık 40 yıldır çalışan bu üç termik santralin artık emekliye ayrılma zamanı geldi. HEAL çalışması, Muğla bölgesinde kömürden çıkışın öncelik olması gerektiğini, yenilenebilir enerjiye hızlı ve adil dönüşüm yapmak zorunda olduğumuzu bir kez daha açıkça göstermiştir.”

Filtreler ve arıtma sistemleri, sağlığı korumak için yeterli değil 

Çalışma kapsamında incelenen İskenderun Körfezi’nde, üç kömürlü termik santral, işletmeye alınmalarından bugüne toplam 4.717 erken ölüme ve 138,15 milyar TL kümülatif sağlık yüküne neden oldu. Rapor bulgularına göre, santrallerin, tüm ünitelerinde toz filtresi ve kükürt arıtma sistemlerinin bulunmasına rağmen bu sağlık maliyetine neden olmaları arıtma sistemleriyle hava kirletici emisyonları sınır değerlere düşürmenin dahi sağlığı korumak için yeterli değil.

Muğla’da 1982’de faaliyete geçen ve yaklaşık 40 yıllık bir santral olan Yatağan termik santralinin ise 16 yıl boyunca hava kirliliği kontrol ve arıtma sistemlerine sahip olmadan çalıştığı biliniyor. Yatağan termik santrali ilk günden bugüne, 33 bin 129 erken ölüme, 21 bin erken doğuma, yaklaşık 11,5 milyon gün iş kaybına ve 75 milyon hasta geçirilen güne neden oldu. Santralin Türkiye ekonomisine olan toplam sağlık yükü ise 47,26 Milyar TL.

Şimdiye kadar Türkiye’de tesis başına emisyon verisi kamuya açık olarak verilmediği için HEAL’in analizi, küresel metodolojilere dayanarak yapılan tahminlere dayanmaktadır. Bu nedenle gerçekleşen sağlık sorun ve maliyetinin, çalışmanın bulgularından daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

Fotoğraf: Greenpeace.

Planlanan santraller endişeleri artırıyor

Çalışmanın odağındaki Çanakkale ise yeni kömürlü termik santral projelerinin yoğunlaştığı bir şehir olarak öne çıkıyor. Bölgede faaliyet gösteren beş kömürlü termik santralin (18 Mart Çan, İÇDAŞ Biga, Bekirli, Cenal ve Çan-2 ) yanı sıra, iki yeni kömürlü termik santral de planlama aşamasında.

Adana’da inşaatı süren ve birkaç ay içinde faaliyete geçmesi beklenen 1.230 MW kurulu gücünde ve yoğun olarak ithal kömür ile çalışması planlanan EMBA Hunutlu santrali ise endişeleri daha da arttırıyor.

Öneriler

Rapor, Türkiye’de kömürlü termik santral emisyonlarından kaynaklanan sağlık ve iklim maliyetlerinin enerji politikaları oluşturma süreçlerinde dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.

Çalışmada politika yapıcılara öneriler şöyle sıralanıyor:

  • Kömürden kademeli olarak çıkmak için net bir zaman çizelgesinin ve mevcut tesislerin kapatılacakları tarihlerin, en geç 2030 olmak üzere, belirlenmesi.
  • Yapılması planlanan tüm kömür santrallerinin iptal edilmesi ve Hunutlu gibi santrallerin inşaatının durdurulması.
  • Yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde sağlık ve kirlilik verileri konusunda şeffaflık sağlanması.
  • Enerji üretimiyle ilgili her türlü karar ve önlem için sağlık etki değerlendirmesi yapılması.
  • Madenlerde ve fabrikalarda çalışan binlerce insanın yanı sıra, yerel toplulukların sağlığını da iyileştirecek, alternatif iş kollarını teşvik etmek için adil geçiş benzeri mekanizmalar hazırlanması.
  • Türkiye’deki sağlık ve tıbbi kuruluşlar ile bireylerin (hastalar gibi) temiz hava, sağlıklı enerji ve iklim değişikliğin etkilerinin azaltılması konularında aktif rol almalarının sağlanması için kapasitenin artırılması.
  • Kömürden enerji üretiminin gerçek maliyetinin ayrıca kömürden çıkışın ülke ekonomisi ve halk sağlığı üzerinde yaratacağı olumlu etkilerin ve sağlık yararlarının kamuoyu nezdinde vurgulanması.
  • Temiz hava faaliyetlerinin ve planlarının geliştirilmesi ve uygulanmasının yanı sıra enerji ve iklim politikalarının görüşülüp, karara bağlandığı girişimlere Sağlık Bakanlığı düzeyinde katılım sağlanması.

Türkiye’de, çevre kirliliğiyle mücadele kapsamında, Aralık 2021’de yürürlüğe giren ‘Kirletici Salım ve Taşıma Kaydı Yönetmeliği’ ile çeşitli sektörlerdeki sanayi tesislerine toprak, su ve havayı kirletme oranlarını yıllık raporlama şartı getirildi. Bu yönetmelikle, emisyonlara ilişkin tesis düzeyindeki veriler ilk kez oluşturulacak Kirletici Salım ve Taşıma Kaydı (KSTK) sisteminde halka açık olarak yayımlanacak. İlk veriler 2023’ten sonra gerçekleşecek emisyonlar için duyurulacak.

 Çalışmanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz:

 

İlahiyatçılardan Sezen Aksu’ya destek: Dil koparma tehdidi İslam’da yok

Sezen Aksu’ya, yazdığı bir şarkının sözlerinden dolayı peygamberlere hakaret ettiği iddiasıyla başlatılan linç kampanyasına karşı, ilahiyatçılar, yazarlar, milletvekilleri ve aktivistler bir bildiri yayımladı.

Bildiride Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “dilini koparırız” açıklamasının TCK’nın ilgili maddesine göre “kişinin vücut bütünlüğünün bir kısmına veya tamamına zarar verme amaçlı alenen tehdit” suçu olduğunu belirten imzacılar söz konusu açıklamanın İslam dininin kimi kurallarına da aykırı olduğunu belirtti.

Bildiri şöyle:

‘Kanuna da dine de aykırı’

“Son günlerde giderek artan baskılar, cami içinden yapılan açıklamalarla sanatçıların dilini kopartma tehditlerine kadar varmış bulunmaktadır.

Camiden yapılan dilini kopartırız şeklindeki açıklama TCK 106. Madde kapsamında kişinin vücut bütünlüğünün bir kısmına veya tamamına zarar verme amaçlı alenen tehdit suçuna girdiği gibi, dini açıdan da örneğin En’am Suresi 68., Nisa Suresi 140. ayetlerine de aykırıdır. Kitapta bizden istenen Allah’ın ayetlerine dalındığını (alay, hakaret, aşağılama) gördüğümüzde o mekânı terk etmek ve oradan, sözü değiştirinceye kadar uzaklaşmaktır.

Kur’an’ın bu son derece ileri medeni tutumu ortadayken dini değerleri savunma adına tehditler savurmak, ötekileştirmek, kışkırtmak ve üstelik din adına nefret tohumları saçmak hem de din-u devleti arkasına alarak bunu yapmak kabul edilebilir değildir.

Bir ülkenin en yetkili makamında oturan Cumhurbaşkanı, engin hoşgörüye sahip, bilgelik dolu konuşmalar yapan, herkesi kucaklayan, kimseyi ayırmayan, inanan-inanmayan her kesimden vatandaşları eşit gören, güçlüye karşı zayıfı savunan, kültürü, sanatı, edebiyatı, felsefeyi destekleyen, eleştirilere açık, “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatçı olamazsınız” sözünü çok iyi anlamış olmalı ve ayrımsız tüm cumhurun başı olarak davranmalıdır.

Sanatçı, yazar, aydın ve düşünürler bir ülkenin vicdanı, eleştiri gücü ve yaratıcı kabiliyetini temsil ederler. Sanatlarını özgürce icra edebilmeleri gerekir.

‘Muktedirin değil, özgür düşünce ve sanatın yanındayız’

Dini çevreler iktidarın nimetlerinden yararlanmasını nasıl biliyorsa yeri geldiğinde  iktidar sahibini eleştirmekten de çekinmemelidir. Çünkü iktidarın yanlışı karşısında susmamak başkaları sussa dahi sorumluluklarındadır.

Camiden yapılan dil kopartma açıklamasının ne hukuki ne dini hiçbir açıklanabilir tarafı bulunmamaktadır. Sanatçı sanatını özgürce icra etmeli  ve şarkılar ve şiirler fıkıh mantığı ile yargılanmamalı.

Peygamberler insanlar baskı görsün, sanatçılar, aydınlar, halklar susturulsun diye değil özgürlük ve adalet için gelmişlerdir.

Bizler daha çok İslami kimlikli yazar, düşünür, ilahiyatçı, akademisyen, araştırmacı, kanaat sahibi kişiler olarak bu tür talihsiz açıklamaları endişe verici buluyor, sanatçılarımızı destekliyoruz. Muktedirin değil özgür düşünce ve sanatın yanındayız. Sezen Aksu’yu yıllardır olduğu gibi bundan sonra da dinlemeye devam edeceğiz.”

İmzacılar:

Ahmet Özkaya (Yazar), Ahmet Kurucan (Yazar), Ali Erdem Sancar, Berrin Sönmez (Hak Savunucusu, Feminist), Cemile Kocaman, Cemil Kılıç (İlahiyatçı, Yazar), Edip Yüksel (Yazar, Aktivist), Fatma Akdokur (İlahiyatçı), Güven Akıncı (Yazar), Hadiye Yolcu (Akitivist), Hüda Kaya (Siyasetçi), İbrahim Sediyani (Araştırmacı Yazar), İlhami Güler (İlahiyatçı, Akademisyen, Yazar), Kadir Bal (Tarlabaşı Dayanışması), Kadrican Mendi (Yazar), Mehmet Çalışkan (Tarihçi, Türkolog, Yazar), M. Hayri Kırbaşoğlu (İlahiyatçı, Yazar), Musa Ağacık (Gazeteci), Mustafa Azmi Dalyan, Nazif Ay (İlahiyatçı, Yazar), Nurten Ertuğrul (Aktivist), Ömer Faruk Gergerlioğlu (Siyasetçi), R. İhsan Eliaçık (İlahiyatçı, Yazar), Ümit Aktaş (Yazar), Yahya Kemal Bayar (Gazeteci), Zahit Mutlu (Haklar ve İnançlar İslam Masası), Zeynep Çetinkaya ( Hak savunucusu , Aktivist), Zeynep Duygu Ağbayır (Hak Suvunucusu, Aktivist)

İklim için buluşan gençlerden ‘Yarının tabağı’

“Değişmenin tam iklimi” sloganıyla düzenlenen İklim Diplomasi Haftası’nda bir araya gelen gençler, hem iklim krizine hem de gıda israfına dikkat çekmek için “Yarının Tabağı” adında bir kısa film çekti.

Bianet‘in haberine göre, kısa film, Avrupa Birliği tarafından desteklenen ICHILD ve STGM ortaklığında hayata geçirilen “İklim için Gençler Buluşuyor” Kısa Film Atölyesi kapsamında farklı kentlerden sekiz gencin katkısıyla hazırlandı.

Kısa filmde gençler dünyada herkese yetecek kadar gıda üretildiğini, fakat adaletsiz gıda paylaşımı ve adil bir düzenin olmayışının yoksulluğa ve israfa neden olduğunun altını çiziyor. Dünyada her yıl üretilen ve tüketilebilecek olan gıdanın üçte biri çöpe giderken, bir yılda toplanan 33 milyon atığının 14.5 milyon tonunu gıda ve beslenme ürünleri oluşturuyor.

 

Gençlerin hazırladığı kısa filmde öne çıkanlar şöyle:

  • Gelecekte gökdelenleri değil, ayçiçek tarlalarını seyretmek istiyorum.
  • Dayanışma içinde gıdamızı koruyabilirsek, dünyamızın geleceğini kurtarabiliriz.
  • Zeytincilikte bir yıl “var yılı” bir yıl “yok yılı” olur. Ama yağışlar azaldığı için artık hep “yok” yılı.
  • Karadeniz’de yağışlar giderek azalıyor ve suyu seven fındık da her yıl azalıyor. Buradaki tarım işçileri de işsiz kalıyor. İşte bu yüzden iklim adaleti, sosyal adalet.
  • Kahve üretimine uygun topraklar 2050’de yarı yarıya inecek. Sebebi iklim krizi. Ben kahvesiz yaşamak istemiyorum, ya siz?

47 kurumdan ortak talep: Orman Kanunu ormanları korusun

5 ve 7 Ocak’ta 1 milyon metrekare ormanın yok edilmesinin ardından bir araya gelen 47 kurum Türkiye’de ormanların yok edilmesine izin veren maddelerin değiştirilmesi talebi ile “Yeni Bir Orman Kanunu” için imza kampanyası başlattı.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararına göre; 5 Ocak 2022’de Kastamonu ve Manisada 611.848 metrekare orman alanı ve 7 Ocak 2022’de ise Ankara ve Mersin’de 376.494 metrekare büyüklüğünde orman alanı, orman statüsünden çıkarılmıştı. 

Bu, yaklaşık 1 milyon metrekare (98,8 hektar) –yaklaşık 140 futbol stadyumuna denk–  ormanın yok edilmesi anlamına geliyor. Bu karara sosyal medyada #OrmanlardanEliniÇek etiketi altında gönderiler paylaşarak tepki gösteren 47 kurum, ormanların yok edilmesine izin veren maddelerin çıkarılması ve ormanları koruyacak daha güçlü düzenlemeleri içerecek “Yeni Bir Orman Kanunu” talebiyle Change.org’da imza kampanyası başlattı.

Kısa sürede 15.000’den fazla imza atılan imza kampanyasına buradan ulaşabilirsiniz

Mevcut Orman Kanunu’nun 16, 17 ve 18’inci maddelerine göre, ormanlık alanlar üzerinde her türlü yapıya izin verilebiliyor ve ormanlar, orman alanı dışına çıkarılabiliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın belirlediği alanların orman sınırları dışına çıkarılması yetkisi 6 Ocak 2021’de yayımlanan “Orman Sınırları Dışına Çıkarma İşlemlerine İlişkin Yönetmelik” ile Cumhurbaşkanı’na verilmişti. Orman Kanunu’nun ilgili maddeleri nedeniyle yok edilen ormanlar her yıl ortalama 38.000 hektar. Bu, her yıl yanan miktardan daha fazla ormanın yok edildiği anlamına geliyor.

5-7 Ocak’ta çıkan yeni kararlar, ayrıca, 2021 Kasım ayında Glasgow’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26. Taraflar Konferansı’nda (COP26), Türkiye’nin ormanları korumaya yönelik verdiği taahhüt ile de uyumlu değil.

İklim krizinin etkileriyle yüzleştiğimiz bu dönemde, bilim insanlarının iklim krizi ile mücadelede orman varlığının önemini vurguladığının altını çizen imzacı kurumlar, mevcut Orman Kanunu’nun ormanları korumadığını belirtiyor ve orman sınırlarını giderek daraltan, ormanları amaç dışı kullanıma teşvik eden ilgili maddelerin yeniden düzenlenmesini talep ediyorlar.

İmzacı kurumlar şöyle: Antalya Ekoloji Meclisi, Balıkesir Çevre Platformu, Bartın Platformu, Başlangıç Ekoloji, Batman Çevre Gönüllüleri Derneği, Beykoz Kent Dayanışması,, Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, Bolu Doğa ve Turizm Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Burhaniye Çevre Platformu, Çevre ve Arı Koruma Derneği, Dalyan Turizm Kültür ve Çevre Koruma Derneği, Diyarbakır Çevre Gönüllüleri Derneği, Doğa Araştırmaları Derneği, Doğa Derneği, Dört Mevsim Ekolojik Yaşam Derneği, Ekoloji Birliği, Ekoloji Birliği Gençlik Meclisi, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, Ekosfer, Eskişehir Çevre Yaşam Platformu, Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği, Greenpeace Akdeniz, Hemşin Yaşam Derneği, Istranca Ormanları Kardeşliği, İkizköy Çevre Komitesi, İklim Öncüleri, Kadıköy Kent Dayanışması, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Kazdağları Ekoloji Platformu, Kazdağları İstanbul Dayanışması, Kazdağları Kardeşliği, Kolektif Fırın, Koza Dağcılık Kültür Sanat ve Spor Kulübü Derneği, Kozalak Derneği, Mardin Ekoloji Derneği, Marmaraereğlisi Çevre Gönüllüleri Derneği, Odunpazarı Kent Konseyi, Reşadiye Çevre Platformu, Simurg Kuş Yuvası Derneği, Slow Food Gökova Birliği, Tütünçiftlik Sahili Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Validebağ Savunması, Van (ÇEVDER ) Çevre ve Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği, Yenifoça Forum, Yeşil Düşünce Derneği, Youth for Climate Türkiye.

‘Ormanlar, orman olarak kalmalı’

Alınan kararlarla ilgili uzmanların görüşleri ise şöyle:

Dicle Tuba Kılıç (Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı): Türkiye iklim krizinden en çok etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. Bu nedenle, buradaki yaşamın sürmesi için tüm ekosistemler kritik öneme sahip. Ormanlar iklim kriziyle mücadele ve biyolojik çeşitliliğin sürekliliği için her koşulda korunması gereken ekosistemler. Ormanların yok edilmesine yol açan kanun maddeleri değil onların var olma hakkını tanıyan Anayasal düzenlemeler gerekiyor.

Süheyla Doğan (Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü): Orman Kanunu’nun 16., 17. ve 18. Maddeleri, bugüne dek hektarlarca ormanın orman alanı dışına çıkarılmasına  ve madenciliğe, yapılaşmaya açılmasına neden oldu. Bu kararlara karşı bir araya gelen 47 kuruluş, Orman Kanunu’nun ilgili maddelerinin yeniden düzenlenmesini istiyor. Çünkü, ormanlar orman olarak kalmalı! Orman varlığını hızla kaybettikçe, akciğerlerimizi kaybediyor, binlerce canlının yuvasını yok ediyoruz! Orman Kanunu’nun ilgili maddelerinin, ormanları koşulsuz koruma altına alacak şekilde düzenlenmesini talep ediyoruz!

Doç Dr. Cihan Erdönmez (Yüksek Orman Mühendisi): “Türkiye’de geçmişi yıllara dayanan orman sınırları dışına çıkarma uygulamalarına 2018 yılında Orman Yasası’na eklenen Ek-16’ncı madde ile yeni bir halka eklendi. Bu madde doğrultusunda bugüne kadar 6 milyon hektardan fazla orman alanı orman sınırları dışına çıkarıldı ve devamı da korkarım ki gelecek. Bu uygulamanın dayanağı olan Ek-16’ncı madde Anayasa’nın 169’uncu maddesindeki ormanları koruyucu hükümlere aykırıdır ve o hükümleri zayıflatmıştır. Söz konusu uygulamayla ormanlar bir yandan büyük ekolojik zararlar görecek diğer yandan da yeni orman işgallerinin engellenmesi zorlaşacaktır.

Prof. Dr. Erdoğan Atmış (Orman Politikaları Uzmanı): Ülkemizde artık herkesin kabul etmek zorunda kaldığı bir ekonomik kriz var. Bu krizden çıkmak için de ormanlara yüklenme ihtimali var… Bunun için yine yasalarla, yönetmeliklerle oynanıyor, ormanlardaki odun üretimini daha da artırılıyor ve ormancılık dışı tahsisleri biraz daha kolaylaştırılıyor. Ülkemizdeki ormansızlaşma ve orman bozulmasının nedeni ormanların, tıpkı diğer doğal varlıklarımız gibi, korunması gereken değil, yok edilebilir kaynak olarak görülmesi. Bu tür yönetmelik değişikliklerine, orman dışına çıkaran tahsis kararlarına güçlü bir tepki veremezsek, ortaya doğa ve kamu yararına politikalar koyamazsak, yakında doğa ve orman adına elimizde hiçbir şey kalmayacak. Bu nedenle ormanları koruyucu düzenlemeleri talep etmenin tam zamanı.

 

 

Munzur’a iyi haber: Danıştay yapılmak istenen iki HES’le ilgili iptal kararını onadı

Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Munzur Vadisi‘nde yapılması planlanan iki hidroelektrik santral (HES) için yargı sürecinin tamamladığını ve projelerin iptal edildiğini duyurdu.

Munzur’da yapılması planlanan iki  hidroelektrik santrali (HES) projesi Danıştay 6. Dairesi tarafından durduruldu.

DEDEF haberi sosyal medya hesabından “Kamuoyuna duyurulur. 2010 yılından beridir takip ettiğimiz Munzur Vadisi’nde yer alan iki baraj projesine yönelik iptal kararları Danıştay 6. Dairesi tarafından onaylanarak kesinleşti. Yargı süreci tamamen sona erdi. Davalı idarelerin Temyiz ve Karar Düzeltme talepleri reddedildi” paylaşımıyla duyurdu.

Daha önce 2019 ve 2020 yılında, Ankara idare mahkemelerince Bozkaya HES (Kemerbel ) ve Kaletepe HES (Ana Fatma ) baraj projelerinde iptal kararları verilmişti. Karar, davalı idari kurumlar tarafından karar düzeltme istemiyle temyiz edildi. Danıştay 6. Dairesi temyiz başvurusunu reddederek verilen iptal kararlarını onadı. tarafından reddedilerek, verilen iptal kararları onaylandı. Son karar davacı DEDEF’e tebliğ edildi.

Böylece 12 yıl süren mücadelenin sonucunda yargı süreci sona ermiş oldu.