Ana Sayfa Blog Sayfa 1051

Kılıçdaroğlu: Akkuyu devreye girerse sanayici üç kat daha pahalıya enerji alacak

Türkiye‘de yaşanan doğal gaz ve elektrik kesintilerine dikkat çeken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Enerjide önümüzdeki en ciddi tehlike; pahalı Akkuyu elektriği” dedi.

Dünya Gazetesi Yazıişleri ekibiyle bir araya geldiği toplantıda konuşan Kılıçdaroğlu, Mersin Akkuyu’da yapımı süren nükleer santralde üretilecek elektriğin kilovat saatinin KDV hariç alım garantili 12,35 (dolar) cent olduğunu anımsattı: “Normalde dünya ortalaması bunun üçte birine yakın. Akkuyu Nükleer Santrali devreye girdiği zaman sanayici üç katı pahalı elektrik kullanacak.”

Ziyaret ettiği organize sanayi bölgelerinde durumu anlattığını ancak çok sayıda kişinin bu durumdan haberi olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Üstelik teknoloji de almıyorsunuz. Meclis’te tartışılırken çok söyledik, hiç değilse teknolojisini alalım dedik. Pahalı olacaksa niye biz Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’ni kurduk. Dışardan daha ucuz elektrik alabiliriz aslında” diye konuştu.

‘Bize güneş rüzgar lazım’

CHP lideri şöyle konuştu: “Bu uluslararası bir anlaşma, diplomasinin konusu. Biz geldiğimiz zaman bunu anlaşmanın maliyetini, bir şekilde çözmek zorundayız. Tarım ürünü ihracatıyla mı, yoksa başka bir şekilde mi onu konuşmak lazım. Yoksa bu maliyetle bizim sanayicimizin uluslararası piyasalarda rekabet etme şansı olmaz. O yüzden bir an önce çevre dostu enerjiyi kendi ülkemizde üretmemiz lazım. Güneş, rüzgar… ”

CHP liderine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez‘in  “Nükleer enerjiyi 15 yıl pahalı 65 yıl ucuz diye düşünmek lazım” cümleleri de hatırlatıldı: “Ama bu ekonomi bilmemektir. Hangi gerekçeyle bu garanti verildi bilmiyoruz. Anlaşmalar yapılırken, devlet yönetiminde siz Dışişleri Bakanlığı’nı devre dışı bırakırsanız ve onların yapması gerekeni dar bir kadroyla kendiniz yapmaya kalkarsanız, olmaz. O kadar ciddi bir çürüme var ki. Devletin liyakatli büyükelçileri monşer diye aşağılandı.”

Belediyeler güneş tarlaları kurabilir

Toplantıda Şanlıurfa ziyaretinden de bahseden Kılıçdaroğlu şunları anlattı:  “2 milyon 300 bin dönüm taşlık arazi var. Güneş tarlaları yapabilirsin. “Efendim bunu belediyeler yapamaz” niye yapamasın. Kooperatif kurarsın, belediyeler gelir bunu yapar. Şanlıurfa’nın büyükşehir belediyesi bu konuda adım atmış, ama haberleri yok. Eğer Paris İklim Sözleşmesi’ni imzaladıysanız, bu tür enerjiyi üretmek zorundasınız. Aksi halde ihracatçımız zor durumda kalır.

Yeşil Mutabakat vurgusu

CHP Genel Başkanı “Merkez Türkiye Projesi” büyüttüklerini; Trabzon ve Samsun’dan Samandağ ve Mersin’e kadar ray döşeyeceklerini, bir de maden rafinerisi kuracaklarını  söyledi:

“Mesela Hakkari’nin çinko madenini neden rafine edip, daha büyük ihracat rakamları sağlamıyoruz. Eğer Mersin ya da İskenderun Limanı’ndan ürününüzü ihraç edecekseniz, demiryoluyla olmak kaydıyla navlunu devlet ödeyecek. Lojistik maliyeti devlet rahatlıkla karşılar. İhracattan iş insanı kar edecek, gelip yeni yatırım yapacak. Katlandığınız maliyet çok düşük ama elde edeceğiniz avantaj çok fazla olacak. İhracatı teşvik bu. Uluslararası finans kuruluşlarından uygulanabilirliği yönünde rapor da alacağız.”

Projelerinin “Kanal İstanbul gibi hayali olmayacağını” vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Yeşil Mutabakatla uyum içinde ayakları yere basan bu projeyi üç aya kadar kamuoyuyla paylaşacağız” dedi.

Yeşiller Partisi: Nükleer enerji tehlikeli ve pahalı, Akkuyu açılmamalı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerini sosyal medya hesabında değerlendiren Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, CHP liderinin doğru bir noktayı vurguladığını ve Akkuyu’nun devreye girmesi halinde enerjinin daha da pahalıya geleceğini kaydetti.

“Sayın Kılıçdaroğlu,  işin teknolojisi ile ilgili de bir bilgi aktarımı olmayacağının da altını çizmiş. Ve şu cümle de önemli: O yüzden bir an önce çevre dostu enerjiyi kendi ülkemizde üretmemiz lazım. Güneş, rüzgar… ” diyen Urbarlı, atılması gereken adıma ilişkin de şunları söyledi: 

“Bu noktada atılması gereken ama bulunduğu yer itibariyle söylemesi zor olan bir cümle var. Yeşiller Partisi olarak biz ve eş sözcü olarak ben bunu söyleyebilirim: Nükleer teknoloji çöp, tehlikeli ve pahalı bir teknolojidir. Akkuyu açılmamalıdır. Çözüm temiz ve yenilenebilir enerjidedir.” 

 

Çevrecilerden Polonya’ya sınıra duvar inşaatını durdurun çağrısı: Ormanları tehdit ediyor

Polonya, göçmenlerin yasa dışı yollarla Avrupa Birliği (AB) ülkelerine geçmesini engellemek amacıyla doğu sınırına bir duvar inşa etmeye başladı. Duvar, UNESCO Dünya Mirası listesindeki geniş ve antik Białowieża Ormanı’nı da bölecek.

UNESCO ve çevre örgütleri, Polonya’nın Belarus sınırında yer alan Avrupa bizonu, vaşak ve diğer nesli tükenmekte olan türlere ev sahipliği yapan Bialowieza ormanından geçen duvar inşasını doğal hayata zarar vermeyeceğini kanıtlayana kadar ertelemesi gerektiği çağrısında bulundu.

Polonya, Orta Doğu, Afganistan ve Afrika’dan yaklaşık 40 bin kişinin Belarus’tan yasadışı bir şekilde sınırı aşmaya çalışmasının ardından göçmenleri durdurmak için geçen yıl 186 km (115 mil) uzayacak metal bariyer inşa edeceğini açıklamıştı.

Betondan ve üzeri jiletli tel ile kapatılmış 5 metre yüksekliğinde metal bir bariyer olacağını belirtilen duvarın inşaatına bu hafta ormanın kuzeyindeki sınır boyunca başlandı.

Çevreciler, 1,6 milyar zlotiye (392 milyon $) mal olduğu tahmin edilen duvarın, başta vaşak olmak üzere vahşi yaşam popülasyonlarını ayırarak zarar vereceğini söylüyor.

Reuters‘ın aktardığına göre, UNESCO’nun Dünya Mirası Merkezi‘ndeki Doğal Miras Birimi Başkanı Guy Debonnet, Polonya’nın duvarın korunan alan üzerinde olumsuz bir etkisi olmayacağını göstermesi gerektiğini belirtiyor: “Polonya, gerekli güvenceleri almadan ve doğal miras için danışma organımız bunun olağanüstü evrensel değeri etkilemeden yapılabileceğine ikna olmadan ilerlememelidir.”

‘Şeffaf değil, hükümetin gözetime izin vermiyor’

Avrupa Komisyonu da Perşembe günü çevresel etkisinin incelenmesi için çağrıda bulundu.

Komisyon Sözcüsü Adalbert Jahnz, “Projenin zorunlu nedenlerle yürütülmesi gerekiyorsa, yetkililerin öncelikle başka uygun alternatiflerin olmadığını kanıtlamaları ve telafi edici uygun önlemleri almaları gerekiyor” diyor.

Polonya’nın İklim ve Çevre Bakanlığı, çevrecilerin endişelerine yanıt vererek, sınır duvarındaki inşaatın çevresel etki değerlendirmesi gerektirmediğini ve 20’den fazla hayvan geçidi inşa edileceğini söyledi.

Bakanlığın bu açıklaması duvarı eleştirenlere güven vermedi.

Bialowieza yakınlarında yaşayan bir gazeteci ve çevreci olan Adam Wajrak, “Bu şeffaf bir süreç değil. Çevresel etki değerlendirmesine tabi değil. Hükümetin gözetime izin vermediği bir süreç” diyor.

Polonya ve AB, göçten Beyaz Rusya’yı suçluyor

Polonya’nın milliyetçi hükümeti ile Avrupa Birliği arasında 2016-2018’de Varşova‘nın ormanda ağaç kesmeyi hızlandırdığı için kriz yaşanmış ve Avrupa Adalet Divanı‘nın Nisan 2018’de Polonya’nın çevre yasalarını çiğnediğine karar vermesinin ardından büyük ölçekli ağaç kesimi durdurulmuştu.

Polonya’nın geçen yıl sınıra geçici dikenli tel inşa etmesinin ardından Belarus’tan Polonya’ya girmek isteyen göçmenlerin sayısı yavaşladı.

Polonya ve AB, Beyaz Rusya‘yı, insan hakları ihlalleri iddiasıyla Minsk’e uygulanan Batı yaptırımlarına misilleme olarak göçmenleri sınırı geçmeye teşvik etmekle suçluyor. Beyaz Rusya suçlamayı reddediyor.

Polonya, geçen Ağustos ayında acil bir çözüm olarak sınır boyunca dikenli tel çit inşa etti ve bu hafta kalıcı bir inşaat için çalışmaya başlıyor.

Elektrik faturasını 42 TL düşürecek düzenleme hayata geçti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kabine toplantısının ardından açıkladığı, elektrik faturası düzenlemesi Resmi Gazete’de yayımlanarak kademeli fiyat tarifesinde ilk dilimi 210 kilovat olarak belirlendi.

Böylelikle, eski ve yeni tarife limitine göre hesaplandığında 30 günlük fatura 210 kilovatsaate göre yaklaşık 42 TL düşmüş oldu.

Ne olmuştu?

Aralık ayı elektrik faturalarına yapılan zamlara karşı vatandaşların itirazları artmış;  EPDK, aralık ayı elektrik faturalarına inceleme başlattığını duyurmuştu. EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, 1 Ocak’tan itibaren geçerli olan elektrik tarifelerinin aralık faturalarına yansıtıldığı yönünde kuruma iletilen şikayetler üzerine aralık ayına ait faturalarıyla ilgili inceleme başlattıklarını 12 Ocak 2022 tarihinde açıklamış, “Vatandaşlarımızın en ufak bir tereddüdü varsa kurumumuza acilen başvurmalarını bekliyoruz” demişti.

Yılmaz, perakende satış şirketlerinin ilk okuma tarihiyle son okuma tarihi arasındaki gün sayısına göre hesaplama yapmak zorunda olduğunu belirterek, “Perakende şirketleri, örneğin, aralık ayı içinde ne kadar gün varsa tüketimi ona göre oranlayarak eski fiyatlar üzerinden, ocak ayı içinde ne kadar gün varsa da yine tüketimi ona göre oranlayarak yeni tarife üzerinden hesaplama yapmak zorunda. Her tüketici kullandığı ayın tarifesine göre elektrik faturası öder. Farklı ayın tarifesini uygulayan şirket ağır bedel ödemek durumunda kalır.” diye konuştu.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 01 Ocak’tan itibaren getirilen kademeli fiyat tarifesinde hanelerde 150 kWh’ye kadar olan tüketimler kilovatsaat başına vergiler dâhil 1,37 TL’den faturalandırılacağını, bunun üzerindeki her kilovatsaat tüketim için uygulanacak birim fiyatın ise 2,06 TL olacağını duyurmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine toplantısının ardından elektrik faturalarında düşük tarifeden yüksek tarifeye geçiş için tüketim limitinin aylık 210 kilovatsaate çıkarılacağını belirterek, “Vatandaşlarımızın şikayetleri üzerine ilgili kurumlara elektrik faturalarının yeniden düzenleme talimatını verdik. Bu çerçevede aylık tüketimi 150 kilowattan 210 kilowata çıkartıyoruz” demişti.

Elektrik faturaların yüksek gelmesi nedeniyle Kocaeli, Bodrum, İstanbul, İzmir, Adıyaman gibi birçok ilde protestolar düzenlenmişti.

Togo’da kızamık salgını tehlikesi; 11 ülkede daha görülüyor

Batı Afrika ülkesi Togo’da Sağlık Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada, ocak ayı itibarıyla ülkenin güney ve kuzeyinde çok sayıda kızamık vakası görüldüğü bildirildi. Açıklamada, vakaların çocuklarda görüldüğü, hükümetin aşılama çalışmalarına hız verdiği belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından Kasım 2021’de yayımlanan raporda, Covid-19 salgınının kızamıkla mücadelede elde edilen ilerlemeleri geriye çevirebileceği uyarısında bulunulmuştu.

Raporda, 2020’de 22 milyon bebeğin birinci doz kızamık aşısını yaptıramadığı ve bunun son 20 yılın en yüksek rakamı olduğu vurgulanmıştı.

11 ülkede daha kızamık salgını görülüyor

CDC’nin internet sitesinde 22 Ocak’ta güncellenen verilere göre, Nijerya, Hindistan, Somali, PaTkistan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Yemen, Fildişi Sahili, Afganistan, Etiyopya ve Mali‘de kızamık salgını görülüyor.

Genelde çocuklarda daha sık olmak üzere her yaşta görülebilen bulaşıcı bir hastalık olan kızamık, solunum yoluyla bulaşıyor ve ateş, öksürük, döküntü, burun akıntısı, halsizlik ve kızarıklık gibi belirtilere neden oluyor.

Yeni araştırma: Deniz kaplumbağalarının Türkiye karasularındaki tehlikeli yolculuğu

Plastik atıklar canlı yaşamını tehdit etmeye devam ediyor. Deniz kaplumbağaları da yaşamı tehlike altında olan canlıların arasında yer alıyor. Araştırmalar, Akdeniz‘deki atıkların yüzde 95’ini plastik maddelerin oluşturduğunu, Akdeniz’de bir kilometrekarede 5 milimetreden küçük 1,25 milyon plastik parça bulunduğunu gösteriyor.

Deniz kaplumbağalarının yaşamı son 70 yılda plastik atıklar, petrol sızıntıları, termik santrallerin yarattığı kirlilik ve küresel iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında. İklim krizi ve küresel ısınmadan dolayı deniz ve kumsallarda yaşanan sıcaklık değişimleri deniz kaplumbağlarının yuva yapma davranışlarıyla cinsiyetlerini etkiliyor.

Çevre kirliliği deniz kaplumbağalarının yaşamlarını zorluyor

AA’nın aktardığına göre; Muğla, Hatay, Adana, Antalya, İstanbul ve Rize‘de ayrı ayrı çevresel araştırmalar yürüten Deniz Kaplumbağası Araştırma Kurtarma Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER), Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği (SAÇEVKO) ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) iki yıllık verileri, denizlerin kadim canlıları deniz kaplumbağalarının çevresel kirlilikle giderek daha tehlikeli bir yolculuğa dönüşen yaşamlarını ortaya koyuyor.

İnsanların plastiğe çok çabuk alıştığını ve plastik kullanımını yönetmeyi bilmediğini, hayatın her alanında plastiğin yer almasına izin verildiğini belirten Plankton Ekolojisti Doç. Dr. Ülgen Aytan ise deniz kaplumbağlarının plastikle imtihanını şu ifadelerle anlatıyor:

Üretilen plastiklerin yüzde 50’sinden fazlası tek kullanımlık ve hayatımızdaki ömürleri 12 dakika. Bu plastiklerin denizde sonlanması sonucunda, kimi plastikler yüzeyde, kimi askıda, kimi deniz dibinde kimi sahilde üzerleri canlıyla kaplanmış kaplanmamış farklı renkte boyutta plastikler var. Bir kaplumbağa yavrusunu düşünelim plajdan denize ulaştı, denizle tanıştı aynı ataları gibi içgüdüsel olarak bu sürecin içerisinde yer almaya başladı. Atalarından farklı olan şey plastiklerle beraber artık denizin içerisinde ve belki de onlardan kaçınması gerektiğini bilemiyor.”

Hatay plastik kirliliği ile mücadele ediyor

Akdeniz’de yeşil deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarına ev sahipliği yapan sahillerden Hatay Samandağ’ı artan plastik kirliliği ile mücadele edilen yerler arasında.

Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği’ne bağlı Deniz Kaplumbağaları Koruma ve İzleme Merkezi tarafından Hatay’ın Samandağ Kumsalı’nda yürütülen “Yeşil Deniz Kaplumbağalarını Koruma Projesi”nin Danışmanı Doç. Dr. Bektaş Sönmez, çöp, katı atık ve plastik kirliliğinin tüm canlıları etkileyecek en ciddi problemlerden olduğunu söylüyor. Sönmez, Samandağ kumsalının plastik, metal veya cam gibi, katı atık malzemelerin çokça görüldüğü bir bölge olduğunu belirtiyor. Atık kirliliğinin yeni doğmuş kaplumbağaların denize ulaşmasını ciddi boyutta engellediğini ifade eden Bektaş Sönmez, şu ifadeleri kullanıyor:

Denizel ortamda deniz tabanına çöken, denizin üzerinde ya da yüzey alanında yüzen renkli, beyaz renkte veya siyah renkli poşetleri deniz kaplumbağaları besin zannedip yiyebiliyor. Kıyıya ölü olarak vuran kaplumbağaların büyük bir çoğunluğunun midesinde mutlaka plastik tespiti yapıldı.

50 kaplumbağanın yaklaşık yarısının midesinden plastik çıktı

Görülenin makro plastik olduğunu, bununla birlikte kaplumbağaların midelerinin içerisinde sindirim sisteminin bütününde plastikler olduğunu belirten Sönmez “Bu, hayvanları sindirim sisteminde sağlık sorunlarını ortaya çıkarıp kıyıya ölü olarak vurmalarına neden oluyor. 50 ölü kaplumbağanın 20- 25’inde plastik olduğu gerçeği ile yüzleştik” diyerek durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.

Çevre Aktivisti ve Dalış Eğitmeni Mahmut İğde de Hatay’da son üç yıldır gözlemlediği su altı kirliliğinin inanılmaz bir boyutta olduğunu ifade ediyor. Hatay Samandağ bölgesinde kışın yağmurların artması ve derelerin debilerinin yükselmesiyle kirliliğin oluştuğunu, Asi nehrinin Akdeniz’e dökülmesiyle plastik atık ve çöpün Samandağ sahiline vurduğunu belirten İğde, şu ifadeleri kullanıyor:

“Yakın zamanda yaptığım bir dalışta, Yunanistan’da üretilen bir pardesünün Samandağ Sahili’ni yüzerek akıntıyla geldiğini gördüm. Bütün sahilli gezdiğinizde çöpleri tek tek incelemeye kalksanız, neredeyse Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin tamamından bir çöpün buraya geldiğini kendi gözünüzle görebilirsiniz. Bu bir dünya sorunu. Akdeniz’e kıyısı olan bütün ülke temsilcilerinin buraya davet edilmesi ve kendi gözleriyle akıntı sisteminin, denizin dalgaların buraya taşıdığı çöplerin görülmesini sağlamak ve yeni bir protokole imza atmak yeni bir çözüm yoluna gidilebilmesi gerekiyor.”

Veriler plastik atık sorununu ortaya koyuyor

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Denizler ve Yaban Hayatı Program Müdürü Ayşe Oruç ise 20 yıl önce bu kadar konuşulmayan “plastik” konusunun şimdilerde daha çok tartışıldığını çünkü çok daha fazla bilimsel imkan olduğunu belirtiyor. Ayşe Oruç, daha fazla veri üretilebildiğini, benzer metotlarla çalışıldığı için bilimsel verinin daha rahat karşılaştırabildiklerini ifade ederek “Plastik hayatımızda hiç olmasaydı birçok sorunu konuşmuyor olurduk” şeklinde konuşuyor.

Oruç, deniz kaplumbağaları ile ilgili çalışma alanları olan Adana Akyatan Kumsalı‘nda kontrol edilemeyen bir plastik kirliliği olduğunu belirtiyor. Denizdeki plastik atıkların engellenmesi için uluslararası mutabakatlara işaret eden Oruç şu ifadeleri kullanıyor:

“Denizde birçok etiketli plastik yığınları görüyorsunuz. Çok farklı ülkelerden plastik atıkla karşılaşıyorsunuz. Bunlar ya gemilerden atılıyorlar ya da akıntılarla geliyorlar. Doğu Akdeniz kıyılarında, Adana, Mersin, Hatay bölgelerinde bu çöp girdisi daha yoğun gözlemleniyor. Bunun önlenmesi için daha uluslararası mutabakatlara kadar gidebilecek şeyler var. Denizden karaya vurmasını engelleyecek bir sistem geliştirmeniz gerekiyor.”

Deniz kaplumbağalarının petrol sızıntısıyla imtihanı

Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) Başkanı Prof. Dr. Yakup Kaska ise hayvanların petrol sızıntılarıyla mücadelesine değiniyor. Kaska, hayvanların petrole bulandıkları zaman, zarar görmeden temizlenmesi gerektiğini, deniz kaplumbağalarının kabuklarının kazınarak temizlenebildiğini, yumuşak dokudan ise petrolü çözdürmek gerektiğini belirten Kaska, böyle bir kaza durumda bölgeye giderek konu hakkında bilgi sahibi araştırmacılarla ortak çalışma içinde kurtarma çalışmalarına başlayabileceklerini söylüyor.

Kaska ayrıca değişen sıcaklıkların kaplumbağaların yuva yapma davranışlarını ve cinsiyetlerini de etkilediğini bildiriyor. Deniz kaplumbağalarının cinsiyetinin yumurtanın içinde bulunduğu ortamın sıcaklığıyla ilintili olduğunu, 26 derecede gelişen yumurtadan erkek, 32 derecelik ortamda gelişen yumurtadan ise dişi birey çıktığını belirten Yakup Kaska, şunları anlatıyor:

“Son yıllarda yüzde 70-80 civarında dişi ağırlıklı bir popülasyon, yüzde 20 civarında da erkek popülasyonla yavrular çıkıyor.”

Küresel ısınmayla, sıcaklıkta yaşanacak 1,5 derecelik artışın etkilerinin ne olacağını henüz bilemediklerini bildiren Yakup Kaska kumsalın belli bölgelerinde korumacılara iş düşeceğini, her yuvadaki yumurtaların hepsi olmasa bile o kumsaldaki 5-10 tane yuvanın üzerine gölgelik koyacaklarını söylüyor. Kaksa, “Bu gölgeliklerle bu yuvalardan erkek bireylerin çıkmasını sağlayacağız ki o popülasyon üremeye devam edebilsin. İşte bunları görebilmek için biz bilim insanları projeksiyon yaparak 2050, 2100’de ne kadar erkek, ne kadar dişi bireyimiz olacak, bunların hesaplarını yaparak gerekli önlemler almalıyız. Önlemleri şimdiden almamız gerekiyor ki vakit o zaman geldiğinde geç kalmış olmayalım” diyor.

 

Dolce&Gabbana hayvan kürkü kullanmaya son veriyor

İtalyan moda evi Dolce&Gabbana tasarımlarında hayvan kürkü kullanmaya son vereceğini açıkladı.

Milano merkezli lüks moda evinden yapılan açıklamada, “Daha sürdürülebilir bir gelecek için çalışıyoruz ve bu gelecekte hayvan kürkünün kullanımı düşünülemez” denildi. Modaevi, bu yıldan itibaren koleksiyonlarında hayvan kürkü yerine yapay ve ekolojik kürklere yer verecek.

Koleksiyonlarında “yenilikçi malzemeler ve çevreye saygılı üretim süreçlerine” başvuracağını belirten moda evi, “iş kaybını önlemek ve yok olma riski altındaki meslekleri korumak” için de adımlar atma vaadinde de bulundu.

Hali hazırda modaevi bünyesinde görev yapan kürk ustalarının uzmanlığından da geri dönüştürülmüş ve ekolojik kürk tasarımları için faydalanılacak.

Son yıllarda giderek daha fazla sayıda lüks marka, gerçek kürkü süs veya ana malzeme olarak kullanmaya başladı, ancak bunları çok azı kürkçülerle taklit kürk alternatifleri üzerinde çalışmak için bu kadar güçlü bir taahhütte bulundu.

Müşteriler de talep ediyor

İtalyan markası, yeni politikanın, farklı ülkelerden hayvanları koruma örgütlerini bir araya getiren Fur Free Alliance’in yönergelerine uygun olarak ABD Humane Society ve Humane Society International tarafından desteklendiğini ekledi.

Örgütten yapılan açıklamada “Dolce&Gabbana’nın hayvan kürkü kullanmaya son verme kararını alkışlıyoruz” denildi.

Dolce&Gabbana’nın kararından memnuniyet duyduklarını belirten Fur Free Alliance Başkanı Joh Vinding, bu adımın müşterilerin şirketlerden “hayvan zulmüne karşı durulması ve daha sürdürülebilir bir gelecek” talebiyle bağlantılı olduğunu vurguladı ve “Dünya değişiyor ve Dolce&Gabbana gibi markalar, değişen müşteri kitlesine ayak uyduruyor” dedi.

İtalya, bu yıldan itibaren kürk çiftliklerini yasaklama kararı almıştı. Kürk üretimi için hayvan yetiştirmenin 1 Ocak 2022’den itibaren yasaklanması ve mevcut kürk çiftliklerinin de altı ay içinde kapatılmasına karar verilmişti.

Kuzey Marmara Otoyolu işletmecisine kar cezası

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, 24 Ocak’ta yoğun kar yağışı nedeniyle Kuzey Marmara Otoyolu‘nun (KMO) bazı kesimlerinin 18 saat trafiğe kapalı kalmasından dolayı sorumlu şirket işletmesine 795 bin 957 lira ceza kesti.

KMO İşletmesi de konuya ilişkin bir açıklama yaptı ve otoyolda mahsur kalan vatandaşların yaşadığı mağduriyetin bir nebze de olsa giderilmesi adına Kuzey Marmara Otoyolu’nun “Kesim-1: Kınalı-Yassıören”, “Kesim-2: Yassıören-Odayeri” ve “Kesim-7: Habipler-Hasdal” mevkilerini kapsayan yolları kullanan ve mağduriyet yaşayan tüm sürücülerden alınan otoyol geçiş ücretlerini iade ettiğini bildirdi.

Odayeri-Mall of İstanbul istikameti için de iade

Kuzey Marmara Otoyolu’ndaki Kuzey Çevre Otoyolu Projesi’nin işletmecisi ICA da yaşanan mağduriyete ilişkin açıklamada bulundu.

Şirket, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu’nun, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin üçüncü kesimini (Kurnaköy gişelerinden başlayıp Odayeri gişelerine kadar olan ana güzergah ve bağlantı yolları) oluşturduğuna dikkati çekerek, şirketin sorumluluğunun sadece bu kesimin işletme ve bakımından ibaret olduğunu vurguladı.

‘Mahsur kalan vatandaşlarımıza tazminat ödenecek midir?’

CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu tarafından yanıtlanması istemiyle, 24 Ocak’ta İstanbul’da meydana gelen kar yağışı sonrasında Karayolları Genel Müdürlüğü sorumluluğunda bulunan yollarda, özel hukuk tüzel kişilerince işletilen otoyollarda ve İstanbul Havalimanı‘nda ulaşımın sağlanamadığı gerekçesiyle soru önergesi verdi.

Altay, verdiği önergede, İstanbul’da meydana gelen kar yağışı esnasında kara yollarında ve İstanbul Havalimanı’nda ulaşım sağlanamadığı için vatandaşların mağdur olduğunun tespit edildiğini belirterek, “Özel otoyolda mahsur kalan vatandaşlarımıza kaldıkları süre dikkate alınarak bir tazminat ödemesi yapılacak mıdır?” diye sordu.

Bakan Karaismailoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verilen önergede şu sorular yer aldı:

  • İstanbul’da kar yağışının başlayacağı öngörülen saatlerde Ankara-İstanbul Otoyolunun Bolu Dağı mevkisinin ulaşıma açılması nedeniyle yaratılan tır trafiğinin, yaşanan sorunlarda etkisi olduğuna dair bir ölçüm ve tespit yapılmış mıdır?
  • 24 Ocak günü söz konusu otoyolun Ankara-İstanbul yönünde trafiğe açılması ile gün içerisinde İstanbul’a giriş yapan tır sayısının, son 1 aylık sürede aynı saatlerde (12.00-18.00) giriş yapan tır sayısı ile bir karşılaştırma yapılmış mıdır?
  • İstanbul’da kar yağışı devam ederken, İstanbul’a ulaşım yolları üzerinde bulunan il valiliklerince alınan önlemler nelerdir?
  • Çevre il ve İstanbul valilikleri tarafından gerekli önlemlerin zamanında ve yeterince alındığını düşünüyor musunuz?
  • Meteorolojinin ısrarlı uyarılarına rağmen İstanbul’a giriş-çıkışların zamanında durdurulduğunu düşünüyor musunuz?
  • Özel otoyolları, TEM ve KGM tarafından işletmesinin, denetiminin ve müdahalelerin yapıldığı yollarda yaşanan eksiklikler ve görev-hizmet kusurları nedeniyle ilgili özel işletmelere, kamu yöneticilerine bir cezai yaptırım uygulanacak mıdır? Özel oto yolda mahsur kalan vatandaşlarımıza kaldıkları süre dikkate alınarak bir tazminat ödemesi yapılacak mıdır?
  • Ülkemizin ve İstanbul’un dünyaya açılan kapısı olan ve yaşanan süreçte uçuşların gerçekleştirilemediği, yerli ve yabancı konukların mağdur edildiği, ülkemizin prestij kaybına uğradığı göz önüne alındığında ilgililer hakkında hangi tedbirler uygulanacaktır?
  • İstanbul Havalimanı İşletme Sözleşmesinde, yaşanan bu durumlara dair sorumluluklar ve cezai müeyyidelerle ilgili hangi düzenlemeler bulunmaktadır?
  • Bundan sonra bu tür olayların yaşanmaması adına aldığınız ve almayı düşündüğünüz önlemler nelerdir?

Ne olmuştu?

İstanbul’u etkisi altına alan şiddetli kar yağışı sebebiyle 24 Ocak Pazartesi günü Kuzey Marmara Otoyolu’nun bazı kesimlerinde trafik kazaları yaşanırken, yoğun trafik kentte ulaşımı da olumsuz etkilemişti.

Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Yassıören (Kesim-1), Yassıören-Odayeri (Kesim 2), Habipler-Hasdal (Kesim-7) mevkilerini kapsayan yollar 18 saat trafiğe kapalı kalmıştı.

Yunanistan Başbakanı otoyolda mahsur kalan vatandaşlarından özür diledi

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, başkent Atina’da etkili olan yoğun kar yağışı nedeniyle Attiki-Odos Otoyolu‘nda saatlerce mahsur kalan binlerce kişiden ve elektrik kesintilerine maruz kalanlardan özür dilemişti.

Miçotakis haftalık kabine toplantısı konuşmasına, ülkenin en modern otoyolunda mahsur kalan sürücülerden özür dileyerek başladı. Özel bir şirket tarafından işletilen otoyolda mahsur kalanlarla ilgili konuşan Miçotakis “Son kar fırtınasının idare edilmesi konusunda imtiyaz sahibinin açık sorumlulukları var. Var olan yasalarımız çerçevesinde tam anlamıyla bir soruşturma yapılacak. Özel sektörle ilgili sözleşmelerdeki maddeler incelenecek” demişti.

Meteorolojinin günlerce süren uyarılarına rağmen, otoyolun zamanında araçlara kapatılmaması tepki çekmiş, Atina Valiliği sorumluluğun otoyolu işleten özel şirkette olduğunu açıklamıştı.

Şirketle ilgili soruşturma açılırken, CEO’su da sorumluluğu kabul ederek görevinden istifa etti.

Danıştay’dan karar çıktı: Torbalı’da mermer ocağı yapımına ret

İzmir’in önemli tarım merkezlerinden Torbalı’nın Yazıbaşı Mahallesi Keldağı Mevkii’ne, Mendeş Şirketi tarafından zeytinlikler, meyve bahçeleri ve su kuyularının olduğu bölgede yapılmak istenen mermer ocağına verilen ÇED olumlu raporunun iptal kararı Danıştay tarafından onandı.

Davanın avukatları Karya Mercan ve Şehrazat Mercan, İzmir 4. İdare Mahkemesi‘nin ÇED olumlu raporunun iptal kararının Danıştay 6. Dairesi tarafından onanmasının ardından, “‘ÇED olumlu’ kararı iptal edilen, Keldağ Tepesi’ne kalker ocağı veya mermer ocağı gibi tesis amaçlı izin, orman tahsisi veya ruhsat gibi işlemlerin de Maden Kanunun 7. Maddesi‘ne göre iptalini isteyeceğiz. Çünkü bu izin ve ruhsatların dayanağı olan ÇED kararları iptal edilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

Aycan Karadağ‘ın BirGün‘den aktardığına göre, karara ilişkin yaptığı ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bakanlığın zeytinlik, yer altı sularının ve tarım alanlarının doğrudan ve olumsuz etkileneceği yerlerde artık ‘ÇED gerekli değildir’, ‘ÇED olumlu’, izin, ruhsat ve orman tahsisi gibi işlemleri reddetmesi gerektiğini, ÇED süreci dahi başlatılmaması gerekiyor.”

Ruhsatların iptali için mücadeleye devam edecekleri belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Yapılan keşifte yedi uzman bilirkişi ÇED raporunu, sahayı inceledi ve 3573 Sayılı Zeytinlerin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında, bölgenin kadim ve yoğun zeytinlik olduğunu, mermer tesisi de olsa, tozuma olacağını, her iki mahallenin suyunu temin eden İZSU kuyularının olumsuz etkileneceği belirtildi. Mahkeme de bu yönde iptal kararı vermişti. Danıştay 6. Daire’nin onaması üzerine de karar kesinleşti. ‘ÇED olumlu’ kararı iptal edilen, Keldağ Tepesi’ne kalker ocağı veya mermer ocağı gibi tesis amaçlı izin, orman tahsisi veya ruhsat gibi işlemlerin de Maden Kanunun 7. maddesine göre iptalini isteyeceğiz. Çünkü bu izin ve ruhsatların dayanağı olan ÇED kararları iptal edilmiştir.”

Ne olmuştu?

Menteş Şirketi, ilk olarak taş ocağı ve kırma eleme tesisine ilişkin çevresel etki değerlendirme (ÇED) gerekli değildir kararını almak için İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne başvurdu. Projenin ÇED sürecine tabi tutulması gerektiğini belirten müdürlük talebi reddetti. Ardından projeyi mermer ocağına çeviren şirket, 2020 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık projeye ÇED olumlu kararı verdi. Bölge halkı da ÇED olumlu kararının iptali için dava açtı. İzmir 4.İdare Mahkemesi, ÇED olumlu kararının iptaline hüküm etti. Şirket kararı temyize taşıdı. Temyiz talebini inceleyen Danıştay 6. Dairesi kararı onadı.

Kosta Rika’da doğal alanlara çekilen yalıtılmamış elektrik hatları yüzünden binlerce hayvan ölüyor

Muhteşem vahşi yaşamıyla ünlü Kosta Rika‘daki hızlı gelişme korkunç bir sonuca yol açıyor: Her yıl nesli tükenmekte olan maymunlar da dahil olmak üzere binlerce hayvan, daha önce dokunulmamış habitatlara yayılan ucuz, yalıtılmamış elektrik hatlarında, elektrik çarpması sonucunda hayatını kaybediyor.

Orta Amerika ülkesindeki ekonomik gelişme ve turizmdeki artış, birçok vahşi yaşam türünün yaşam alanlarını işgal eden bir inşaat dalgasına neden oldu. Doğal yaşam alanlarına uzanan genişlemeyi beslemek için kurulan elektrik hatlarında kullanılan çıplak alüminyum teller, Kosta Rika’da ağaçta yaşayan binlerce maymun, tembel hayvan ve keçeli sıçanlar da dahil olmak üzere çok sayıda hayvanın hayatını tehdit ediyor.

Konuyla ilgili veriler henüz düzensiz, ancak yakın tarihli bir hükümet raporu, son beş yılda, aralarında uluyan, sincap ve örümcek maymunlarının da olduğu  en az 4.500 hayvanın elektrik çarpması yüzünden öldüğünü bildirdi.

Bu ürkütücü sorun sadece Kosta Rika ile sınırlı değil: Dünya çapında yüksek voltajlı elektrik hatları hassas habitatlara taşındığı için  Hindistan‘daki fillerden Moğolistan‘daki şahinlere ve Myanmar’daki şebeklere kadar vahşi yaşamda  elektrik çarpması raporları bulunuyor.

Altyapı danışmanlığı yapan EDM International‘da uzman olan Rick Harness, “Bu, küresel bir sorun. Gelişmekte olan ülkelerde elektrik hatları mümkün olduğunca ucuza inşa ediliyor ve vahşi yaşam için elektrik çarpması riski her zaman düşünülmüyor” diyor.

Kosta Rika’nın kıyı kasabası Nosara‘da çalışmalarını yürüten ve yaralı yaban hayatı için bir yardım kuruluşu olan Refuge for Wildlife da orada uluyan maymunların önde gelen katliam nedeninin elektrik çarpması olduğunu söylüyor. Refuge for Wildlife ile ortaklaşa çalışan International Animal Rescue proje yöneticisi Gavin Bruce, “Kırsal alanlarda hızlı kentsel genişleme oldu ve ağaçlar ‘temizlendi’, havai elektrik hatları ve transformatörler yalıtılmamış halde  ve vahşi yaşam bunları ulaşım yolu olarak kullanıyor” diye konuşuyor.

Uluyan maymunlar, gırtlaktan gelen uluma benzeri sesleriyle tanınıyor. Bu ses o kadar yüksek ki üç mil öteden duyulabiliyor. Topluluklar halinde dolaşarak orman örtüsünü boydan boya kat eden bu hayvanlar, farkında olmadan içinden 34.000 volta kadar akım gönderen ‘canlı’ bir kabloya ya da toprağa dokunana kadar güç kablolarını kullanırken hiçbir tehlike hissetmiyor.

Elektrik çarpmasına maruz kalmış bir uluyan maymun, Refuge for Wildlife veterinerleri tarafından ameliyat ediliyor.

Bruce, “Maymunlar çoğu zaman korkunç yaralanmalara ve şiddetli ölümlere maruz kalıyor” diyor:  “2017’de 100’den fazla elektrik çarpmış uluyan maymuna müdahale ettik ve bunların yarısından fazlası ya doğrudan öldü ya da yaralanmalarının ciddiyeti nedeniyle ötenazi yapılmak zorunda kalındı.”

Elektrik çarpmasının yaygın kurbanları arasında anne ve bebek uluyan maymunlar da bulunuyor: “Anne canlı kablolara dokunduğu için genellikle ölür,  ancak bebek asılı olduğu ve kürkle korunduğu için ilk sarsıntıdan kurtulabilir” diyor Bruce: “Ancak, organ hasarı yaygındır ve aylar sonra ölebilirler. Bebek uluyan maymunlar, annelerini kaybetmenin travmasının ardından günlerce ağladığına tanık oluyoruz.”

Refuge for Wildlife,  sorunla ilgili farkındalığı artırmayı amaçlayan ‘Şokları Durdur’ kampanyasını başlattı. Karayip Kıyısı‘ndaki Jaguar Kurtarma Merkezi de yıl başında ‘Şok Serbest Bölge’ kampanyasını başlattı ve ülke çapında birçok kişi kampanyaya katılıyor.

‘Yeşil itibar’ sarsılıyor 

Kosta Rika, çevresel iyi uygulamaları nedeniyle sıklıkla övülen bir ülke. Küçük Orta Amerika ülkesi, 2017’de 300 gün gibi rekor bir süre boyunca neredeyse tamamen yenilenebilir kaynaklardan enerjisini sağladı ve 500.000’den fazla türe ev sahipliği yaptığı için biyolojik zenginliğiyle de ünlü. Ülkede eko-turizm önemli bir gelir kaynağı ve vahşi yaşamını korumak için yasaları var.

Ancak kampanyacılar bu yasaların uygulanmadığını söylüyor. Bruce şunları anlatıyor:  “Bu yasalarla ve sahada olup bitenlerle bir kopukluk var gibi görünüyor. Ülkenin çok ‘yeşil’ bir imajı var ve dünyanın her yerinden turistler muhteşem vahşi yaşamı görmek için ziyaret ediyor. Ancak tatildeyseniz ve pencerenizin dışında elektrik çarpmış bir maymunun sesiyle uyanırsanız, bu son derece üzücüdür ve insanlar ‘Kosta Rika’da bunun olmasına nasıl izin verirler?’ diye sorarlar. Cevap vermek zor.”

Mayıs ayında Çevre Bakanlığı vahşi yaşamda elektrik çarpması sorununu ele alan ilk kılavuzunu yayınladı. 61 sayfalık yönerge, ülkenin sekiz elektrik şirketinden beşinin vahşi yaşamın neden olduğu elektrik hizmetlerinde meydana gelen elektrik kesintilerine ilişkin rakamları içeriyor. Yönergede yer alan bilgilere göre, devlet sağlayıcısı Kosta Rika Elektrik Enstitüsü (ICE) tek bir yılda 1.200 ölüm bildirdi, son beş yılda ise 4.060’tan fazla hayvan çarpılarak öldü.  Ek olarak, ülkenin hidroelektrik enerjisinin %70’inden fazlasının üretildiği Tempisque Koruma Alanı‘nda beş yıl boyunca 789 maymuna elektriğe kapıldı. Raporda, birçok ölümün de  bildirilmediği belirtiliyor.

Yönerge, elektrik sağlayıcılarını yalıtımlı kablolar kullanmaya, önleyici tedbirler almaya ve hayvanları öldüren elektrik çarpmaları hakkında veri sağlamaya teşvik ediyor.

Ancak eski ICE çevre mühendisi Rafael Quesada, şirketlerin maliyetler nedeniyle rehberliği takip etme olasılığının düşük olduğunu söylüyor.

2001 yılında, Quesada ve biyolog  olan Edgar Arauz Ábrego, ICE’nin o zamanki elektrik şebekesi üzerinde iki yıllık bir çalışma yürüttü. Abrego, hayvanları etkileyen elektrik çarpmasının tam noktalarını ve çevresel koşulları analiz ettiklerini, ICE’nin de bazı önleyici adımlar attığını, ancak yalıtımlı hatların çıplak hatlardan çok daha pahalıya mal olduğu için 40.000 km’lik bir şebekenin yalnızca yüzde 1’inde yalıtım kullanıldığını anlatıyor: ” Son 20 yılda, ICE’nin ağında en az 24.000 hayvanın elektrik çarpmasına maruz kalması muhtemel.”

ICE direktörü Luis Pacheco ise Unearthed’e şirketin yalıtım kurulumu için öncelikli alanları belirlemek üzere yetkililerle birlikte çalıştığını ve elektrik hatlarını güvenli hale getirmek için kireçlenme önleyici cihazlar kurmak ve ağaçları budamak gibi ek adımlar attığını söyledi.

Annesini elektrik çarpmasından kaybeden bir bebek uluyan maymun tedaviden sonra sonra iyileşiyor. Fotoğraf: Refuge for Wildlife.

Buna rağmen arazi sahipleri ağaç ve elektrik hattı arasında bir bariyer sağlamak için ağaçlarını her zaman budamıyor. Ek olarak, ülkede on yıllarca süren ormansızlaşmanın ardından, hayvanların yollara ve dolayısıyla elektrik hatlarına yaklaşmasıyla sonuçlanan bir ağaçlandırma kampanyası yapıldı ve bu nedenle elektrik çarpması riski taşıyan alanlarda artışa neden oldu.

Yeni yönerge kampanyacılar tarafından memnuniyetle karşılanmış durumda. Gavin Bruce, “Bunların finanse edilip edilmediğini ve zorunlu olup olmadığını göreceğiz” diyor. Şu anda, Refuge for Wildlife çevresindeki yeni hatların çoğu hala yalıtım olmadan inşa ediliyor ve kurtarma merkezlerine önemli maliyetler düşüyor. Refuge for Wildlife, 2018’de yalnızca yalıtım için 14.000 $ (10.600 £) harcadı ve Jaguar Kurtarma Merkezi 20 yerel direği yalıtmak için para topluyor.

Çevre Bakanlığı’nın biyoçeşitlilik yönetim ofisinden Shirley Ramirez, hükümetin sorunu çözmeye kararlı olduğunu söylüyor: “Kosta Rika, Latin Amerika’da hayvanlarda elektrik çarpmasını azaltmak için zorunlu bir kılavuza sahip ilk ülke” dedi. “Şirketlerin buna uyacağını umuyorum, ancak aksi takdirde direktifi uygulamak için yasalarımız var.”

Bakanlık, milli park pilot programları için de fon arıyor ve gelecek yıl uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacak, ancak Ramirez ilerlemenin yavaş olduğunu ve uygulamalar için bir zaman çizelgesi olmadığını belirtiyor.

Küresel bir sorun

Uluslararası Primatoloji Dergisi‘nde MSC öğrencisi Lydia Katsis tarafından yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, elektrik çarpmasının dünya çapında 28 primat türü için bir sorun olduğunu kaydetti, ancak bunun popülasyonları nasıl etkilediğini analiz eden az sayıda çalışma var.

Fotoğraf: Refuge for Wildlife.

Katsis, Kenya, Diani‘de, Bristol Üniversitesi ve Colobus Conservation ile birlikte primatların elektrik çarpması noktalarının haritasını çıkardı ve bu verileri Kenya Power nezdinde lobi yapmak için kullandı. Kamu hizmeti şirketi, 115.000 $ (87.400 £) maliyetle 12 km kabloyu yalıtmayı kabul etti.

Brezilya‘da da Porto Alegre‘deki çevreciler, elektrik çarpmasını çevre suçu olarak göstererek devlet elektrik şirketine karşı yasal işlem başlattı. Davayı kazandıkları için şirkete yalıtım yapılma zorunluluğu getirildi.

Yaban hayatı elektrik çarpması uzmanı Rick Harness, Kosta Rika’daki vahşi yaşam için yeni direktifin ileriye doğru atılmış bir adım olduğunu söylüyor: “Gördüğümüz kadarıyla bu sorun ulusal düzeyde yankı buldu ve neyse ki çözümler var. Hükümet, vahşi yaşam uzmanlarını görevlendirmeli, kritik habitat haritaları oluşturmalı ve bunların güvenli olduğundan emin olmalıdır. İyi reaktif programlar oluşturabilirler, böylece hayvanlar yaşamını yitirdiğinde sorun olan direk hemen düzeltilir. Kamu hizmetleri, riski en baştan en aza indirmek için direk tasarımlarını da değiştirebilir.”

Rafael Quesada ise iyimser değil: “Kılavuz yalnızca çevresel eylemler önerir, ancak hiçbir şirketi bunları uygulamaya mecbur etmez.” Bu Ekim ayında Puerto Viejo yakınlarındaki ICE elektrik hatlarının altında bulunan ölü bir tembel hayvanın ve iki ölü uluyan maymunun topraklanmamış fotoğraflarını gösteren Quesada, “Kısa vadede elektrik çarpmalarında önemli bir azalma olmayacak” diyor.

 

LGBTİ+ aktivistler iklim krizi için bir araya geldi

17 Mayıs Derneği ve Kaos GL Derneği tarafından gerçekleştirilen İklim Krizi Çalıştayı bugün sonlandı. 29 Ocak’ta başlatılan çalıştayda LGBTİ+ aktivistler iklim krizinin önüne geçmek için neler yapılabileceği üzerine değerlendirmelerde bulunuldu.

Ankara’da düzenlenen çalışmada, iklim krizi bağlamında bir arada hareket etmek, kent hakkı, hayvan hakları ve iklim kriziyle toplumsal cinsiyet ilişkisi gibi konular üzerine tartışmalar gerçekleştirildi.

‘İklim krizine yönelik birlikte politikalar geliştirmeyi umuyoruz’

İklim Krizi Çalıştayı’na Mersin Muamma Derneği, SPoD, Kırmızı Şemsiye, Pembe Hayat, ÜniKuir, Genç LGBTİ+ Mersin 7Renk Derneği, Özgür Renkler Antalya Biz, LİSTAG’dan elliye yakın hak savunucusu katıldı.

Çalıştay’da 17 Mayıs Derneği’nden Anjelik Kelavgil, Özge Gökpınar, İpek Benek, Cansu Özmen, Funda Uğraş ve Özge Özgün iklim adaleti, türcülük, ekolojik mücadele ve tüm bunların ikili cinsiyet rejimi ve heteroseksizm ile nasıl ilişkilendiği üzerine değerlendirmelerde bulundu.

17 Mayıs’ın iklim kılavuzunu sunan Özge Gökpınar, “Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin iklim krizine yönelik birlikte politikalar geliştirmesini umuyoruz. Kılavuzda; iklim krizinin kökeni, iklim adaleti, LGBTİ+’lar ve iklim krizi arasındaki ilişkilerin yanı sıra LGBTİ+ örgütleri için tavsiyelere de yer verdik. Bu çalıştayda bu başlıkları hep birlikte derinleştirmeyi umuyoruz” dedi.

İklim değişikliğinin LGBTİ+’lara etkisi

Gökpınar iklim değişikliğinin LGBTİ+’lara etkisini şu sözlerle dile getirdi:

“İklim değişikliği kişileri farklı şekilde etkiler ve en çok ayrımcılığa uğrayanlar, güvenlik hakkı ve sosyal adalete erişim haklarından faydalanmaları engellenen kişilerdir, LGBTİ+’lar başı çeker. İşsizlik, ayrımcılık LGBTİ+’ları daha fazla yoksulluk ve evsizlik riskiyle karşı karşıya bırakır, iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha savunmasız hale getirir.”

“İklim Terminolojisi”ne dikkat çeken İpek Benek ise konuşmasında Birleşmiş Milletler’in (BM) 2030 için belirlediği sürdürülebilir kalkınma amaçlarına değindi.

İklim krizine karşı alınacak önlemler

Benek, “Şu anda yaşanan iklim değişikliği doğal bir değişim değil, sera gazının sebep olduğu bir değişim ve kişisel çabalarla iklim değişikliğinin önüne geçmemiz mümkün değil.” dedi. İklim değişikliğinin önüne geçmek için devletlerin alması gereken önlemlere dikkat çeken İpek Benek, şunları söyledi:

​​“Paris Anlaşması’nı Türkiye 6 yıl önce kabul etti ancak bu 6 yıl boyunca bunu onaylamıyor, yürürlüğe sokmuyor. Ekim 2021’de resmileşti. Dünya sıcaklığını 2 derecenin altında tutmayı hedefliyor.”

Benek, Türkiye’nin karbon salınım taahhüdünü de grafiklerle aktardı ve Türkiye’nin 2015’ten itibaren sera gazı salınımını azaltacağına söz verdiğini ancak bu hedefin yeterli olmadığını söyledi.

İklim krizi ve veganlık

Funda Uğraş, iklim krizi bağlamında hayvan haklarına dikkat çekti. Uğraş, “Bitkisel beslenmek, vegan olmak iklim adaletini sağlamanın ve dünyadaki açlığın önüne geçmenin en önemli yolu” dedi.

‘Değişime kendimizden başlamak’

Kuir feminizm ve ekoloji üzerine bir konuşma gerçekleştiren Özge Özgün ise “Gündelik yaşamı değiştirmek ve değişime kendimizden başlamak; bu iki kelimenin hepimizi harekete geçirmesini umuyorum”  ifadelerini kullandı.