YazarlarKöşe Yazıları

İklim değişikliğine karşı yerel çabalar ne durumda?

0

15 Aralık’ta sonuçlanan COP25 toplantıları taraflı-tarafsız birçok uzmana göre, iklim krizinin çözümü konusunda umut yaratmadı. 2019 yılında ardı ardına açıklanan Arazi Raporu, Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer Raporu gibi IPCC raporları, dünyanın dört bir yanında düzenlenen küresel protestolar ve şiddetlenerek artan iklim etkileri bile COP25 toplantılarında bazı ülkelerin içinden çıkılmaz uzlaşmaz tutumlarını değiştirmelerine yetmedi. Aslında birçok gözlemciye göre COP25 toplantılarından bir sonuç alınamayacağı çok önceden ortaya çıkmıştı. ABD’nin Paris İklim Antlaşması’ndan aylar önce çekilmesi, petrol ve kömür üreticisi ülkelerin fosil yakıtlarla ilgili sınırlamalara karşı çıkması, gelişmiş ülkelerdeki büyük şirketlerin karbon piyasası ve vergileri konusundaki uzlaşmaz tutumları masadan dişe dokunur bir antlaşma olmadan kalkılmasına yol açtı.

Hükümetler düzeyindeki çabaların küresel iklim değişikliğini önlemede yetersiz kalabileceği uzun yıllardan bu yana aslında konuşuluyordu. O nedenle de bunu önleyebilmek adına küresel düzeyde, ancak yerel çabaların da gösterilmesi gerektiği, özellikle Kyoto Antlaşması’nın umulan sonuçları vermemesi nedeniyle daha fazla tartışılmaya başlanmıştı. Bu tartışmalar çeşitli yerel hareketlerin başlaması sonucunu doğurdu ve özellikle 2000’li yılların başından itibaren özellikle kentlerin fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmak için yerel örgütlenmeler ortaya çıkmaya başladı. Bu örgütlerin en büyüğü ise başlangıçta sadece Avrupa Birliği ülkelerini kapsayan; kentlerinin sera gazı emisyonlarını azaltmak ve enerji açısında fosil yakıtlara bağımlılığı ortadan kaldırmak için oluşturulan iklim ve enerji için belediye başkanları sözleşmesi; kısa adı ile CoM. AB’nin iklim ve enerji politikalarına uyumlu olarak tamamen gönüllülük temelinde 2008 yılında oluşturulan örgüt, binlerce yerel yönetimi küresel iklim değişikliği ile mücadele için bir araya getiriyor. Bugün 60 ülke ve 320 milyon nüfusu temsil eden irili-ufaklı 10,000’e yakın yerel yönetimin içinde yer aldığı CoM, 2015’de üye yerel yönetimlerin önüne iddialı bir hedef koydu: 2030 yılına kadar CO₂ emisyonlarının referans yıla göre %40 oranında azaltılması… Ülkemizden de 19 milyon nüfusu temsil eden 22 belediye CoM’un imzacıları arasında…

Sözleşmeyi imzalayan belediyeler iki yıl içinde örgüte kabul edilebiliyor ve 2030 yılı hedefine uygun Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı-SEEP’ ismi verilen bir plan sunmak durumundalar. Planın ana gövdesini sera gazı emisyonlarının azaltılması oluşturuyor. Bu çerçevede belediyeler sürece katıldıkları yıllara oldukça yakın bir referans yıl alarak sektörlere göre kentin karbon envanterini çıkarıp hangi sektörlerden azaltıma nasıl gideceklerini, enerji kaynaklarını fosil yakıtlardan nasıl bağımsızlaştıracaklarını, azaltıma karşın emisyonlarını sürdürdükleri sera gazları için orman ve yeşil alan gibi yeni yutak alanlarını nasıl yaratacaklarını ayrıntılı olarak bir plan yaparak CoM yönetimine sunmak zorundalar. Son olarak kentin ve kentlilerin küresel iklim krizine karşı hazırlıklarının artırılmasının da planda belirtilmesi bekleniyor CoM yönetimi tarafından… Bu güne kadar birçok ülkedeki çok sayıda yerel yönetim CoM’a verdikleri taahhütlere uymuş; hatta aralarında hedef büyütüp 2030’a kadar sera gazı emisyonlarını %40 azaltmanın ötesinde ‘karbon nötr’ kent olmayı hedefleyen ünlü Avrupa kentleri de var. 2025’de karbon nötr kent haline gelmeyi hedefleyen Kopenhag gibi. Son dönemde Avrupa Birliği ülkelerinde yeşil-çevreci partilerin yerel seçimlerde başarılı olması projenin de başarı şansını çok yükseltmiş…

Ancak ülkemize gelince durum biraz değişiyor. Türkiye’den CoM’a katılan ilk büyük yerel yönetim İzmir Büyükşehir Belediyesi. Bir önceki belediye başkanı döneminde 13 Nisan 2015’de CoM’a katılan İzmir Büyükşehir Belediyesi, karbon envanter çalışmasını da tamamlamış. 2014 yılını temel alarak yaptığı envanter çalışmasında 22 milyon ton CO₂ eşdeğeri sera gazı emisyonu olduğunu bulmuş belediye. İşte sorun tam bu noktada başlıyor. Diğer ülkelerdeki belediyeler yaptıkları karbon envanterinde kentsel ısınma, trafik, sanayi, atık yönetimi gibi alanlara göre ayırıp her alandan yapacakları indirimleri raporlarken ülkemizde belediyeler envanterde bu ayrımı yapsalar bile sanayi alanında ‘yetkisizlikten’ müdahalede bulunamıyorlar. İzmir örneğine bakarsak; 2014 yılını temel olarak alıp yaptığı envanter çalışmasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bulduğu 22 milyon ton CO₂ eşdeğeri sera gazı emisyonunun 14 milyon tonluk bölümü sanayi kaynaklı… Bu durumda Büyükşehir Belediyesi’nin CoM’a verdiği 2020 için %20’lik; 2030 yılı için ise %40’luk sera gazı emişyonunu azaltma sözü (envanter ve azaltım stratejilerinin olduğu Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı-SEEP)  kalan 8 milyon tonluk kentsel ısınma, trafik, atık yönetimi gibi alanlardan yapılabilecek. İşi daha da basite indirgersek 8 milyon ton üzerinden hesaplanan indirim İzmir için gerçekte 2020 için 1 milyon 600 bin tona denk geliyor ve bu da İzmir’in gerçek sera gazı emisyonunun sadece %5-6’sı… Bu durumda önce Avrupa Birliği ülkelerinde başlayan ve dalga dalga diğer ülkelere yayılan küresel iklim değişikliğini yerel inisiyatif ile durdurabilme hareketi, ülkemizde daha başlangıçta başarısızlığa mahkum oluyor.

Tablo: Çeşitli Avrupa kentlerinin sera gazı emisyonları ve azaltım hedefleri.

Sonuç olarak artık bir krize dönüşen küresel iklim değişikliğini AB ülkelerinde başlayan ve birçok ülkeye yayılan yerel insiyatif ile durdurma çalışmaları, 2030’da sera gazlarında %40 azalma sağlama hedefine doğru yürüyor. Daha şimdiden birçok belediye %20’yi aşkın sera gazı emisyonlarında hazırladıkları SEEP planları ile indirim sağladı. Çok sayıda Avrupa ülkesinde yerel seçimleri küresel iklim değişikliğine karşı çok daha duyarlı olan yeşil ve çevreci parti ve adayların kazanması, küresel iklim değişikliğini yerelden genele tırmanan bir çizgi içinde önleyebilme şansını artırıyor. Ancak ülkemiz için aynı şeyleri söylemek çok zor… Özellikle sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasından sorumlu olan sanayinin üzerinde yerel yönetimlerin hiçbir denetim ve yaptırım yetkisinin olmaması; enerji sektörünün üretimden dağıtıma kadar sadece karı hedefleyen özel sektörüne bırakılması yerel yönetimlerinin daha başlangıçta başarı şansını ortadan kaldırıyor. Üstelik diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizden çok az sayıda yerel yönetimin iklim ve enerji için belediye başkanları sözleşmesine katılım isteği var…

Küresel iklim değişikliği hızla bir krize dönüşüyor. Gezegenimizi korumak için önümüzde çok az zaman kaldı… Ancak COP25 toplantılarının da gösterdiği gibi birçok ülke yaklaşan korkutucu sonun farkında değilmiş gibi davranıyor. Ancak onlar hiç değilse yerel yönetimlerin önünü kesmiyorlar; sera gazlarını azaltabilmeleri için…

Kategori: Yazarlar

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.