Köşe Yazıları

DTP ve Popülizm

0

Derin ve silahlı güçlerin Kürt sorununun demokratik bir biçimde çözülmesini engellemek için yaptıkları operasyonların son halkası DTP’nin kapatılması, partinin en sevilen isimlerine siyaset yasağı konması ve DTP’li belediye başkanlarının savaş suçluları gibi tek sıraya dizilerek kelepçelenmesi ve tutuklanması oldu. Bütün bu rezaletler Kürt sorununun çözümünde asıl muhatap olması gereken seçilmiş Kürt siyasetçilerin meşruiyetini zedelemiyor. Üstelik DTP’liler sistem tarafından bu türden akıl almaz haksızlıklara uğradıkça, toplumun farklı kesimlerinin gözündeki önemleri ve haklılıkları daha da artıyor.

Bütün bu sistemli baskı ve yıldırma politikaları sürerken DTP’yi eleştirmenin yanlış olduğuna dair  görüşlere ben de kısmen katılıyorum. Özellikle de partinin dayandığı tabanın ve tarihin yok sayıldığı resmi ideoloji soslu eleştiriler devletin sürdürdüğü kirli kampanyaya destek vermek anlamını taşıyabilir. Şu anda en son ihtiyacımız olan şey sivil ve silahsız Kürt siyasetinin yok edilmesi olsa gerek. Hükümetin beceriksizliği, samimiyet eksikliği ve dayandığı tarih dışı siyaset anlayışı da başlatılan derin operasyonla birleşince Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü giderek zorlaşıyor çünkü.

Ama bütün bunlar aynı zamanda DTP’yi gerektiğinde en sert bir şekilde eleştirilmeyi de gerekli kılıyor. Çünkü barışın yolunu açabilecek başka bir siyasi güç yok. Bu yüzden DTP’nin yaptığı hatalar olduğundan daha vahim sonuçlara yol açabilir ve parti açması gereken barış yolunu istemeden de olsa tıkayabilir. Bu hataların başında da DTP’nin iflah olmaz popülizmi geliyor.

***

DTP (ve herhalde artık BDP de) Türkiye’nin az sayıdaki gerçek kitle partilerinden biri. Dolayısıyla gerçek bir kitle tabanına yaslanıyor ve bütün kitle partileri gibi dayandığı taban homojen değil. Bu taban ortak bir etnik kimliği savunsa da ne kültürel, ne sınıfsal, ne de sosyolojik olarak bütünüyle birbirine benzeyen insanlardan oluşuyor. Elbette bu kitleyi oluşturan insanların çıkarları da her zaman ortak değil.

DTP, işte bu kitle tabanını kontrol etmeyi ve oy almayı sürdürmek için bildik popülist yöntemlere başvuruyor. Her nabza uygun şerbet, ortalama bir politik söylem ve kimi temel ilkelerin bile pragmatik gerekçelerle terk edilebilmesi…

Örneğin Abdullah Öcalan’ın parti tabanının önemli bir bölümü üzerindeki tartışılmaz ağırlığı, Öcalan mitinin DTP tarafından sürekli yeniden üretilmesine neden oluyor. Bir “tek adam” mitini beslemenin bu kadar ağır bir siyasi sorunu “demokratik” yollarla çözmek için en iyi fikir olduğu söylenebilir mi bilmiyorum.

Aynı şekilde (özellikle partinin eski sosyalist ağabeyleri ve radikal genç tabanı bu tür bir söyleme yatkın olduğu için) “uluslararası sömürge Kürdistan” ve “ulusal sorun” gibi savaşı ve şiddeti meşrulaştıran, barışa hizmet etmekten uzak tezler tekrar edilmeye devam ediyor. Bu türden ömrünü tamamlamış Leninist tezler yeniden üretilecekse partinin genel çizgisinin de bu ideolojiyle tutarlı olması beklenmez mi? Öyle olmadığı herkesin malumu oysa ki…

Ya da Kürt halkının dinsel duyarlıkları iyi bilindiği için, dinsel söylem de aynı rahatlıkla ve dini siyasete alet edecek bir şekilde kullanılabiliyor. Üniforma sembolü, mavzer edebiyatı gibi militarist göstergelerin, hatta sine-i millet ve dağlara dönme retoriğinin bu kadar rahat kullanılması da yine başka her şeyden çok popülizm alışkanlığının dışa vurumu değil mi?

Geçenlerde Osman Baydemir’in halkın huzurunda ettiği galiz küfürler de aynı popülist siyasetin yansımaları arasında yer alıyor. Popülist siyaset anlayışının nasıl eril, hatta maço olduğunu ve bu erkek dilin taban tarafında nasıl memnuniyetle karşılandığını bir kez daha kanıtlıyor.

***

Bu tür bir popülist siyaset anlayışının DTP kadroları tarafından tesadüfen benimsendiğini de, ellerinden bundan başka bir şey gelmediğini de düşünüyor değilim. Eleştirilecek yanları bir yana DTP bu topraklardan çıkan en iyi eğitimli, tarih ve toplum bilinci en güçlü, en idealist siyasi hareketlerden biri. Kadınların siyasetteki etkinliği ve yerel siyaset yapmaktaki başarıları da cabası… Bölgede fazla oy kaybetmeden bugüne dek gelmeleri de yerlerinin sağlam olduğunu gösteriyor.

Kürt sorununda bugün bulunduğumuz eşik her zamankinden daha kritik. Çeşitli konjonktürel nedenlerin de yardımıyla hükümet ilk kez demokratik çözüm yolunda anlamlı bir irade göstermiş durumda. Bölgede benimsenen ve desteklenen, MHP’nin ve CHP’nin bütün şoven saldırılarına karşın Batı’da da büyük tepki görmeyen bir açılım süreci, şimdilik başarısızlığa uğramış görünse de, bir kez başlamış durumda.

DTP böyle ciddi bir barış şansının var olduğuna gerçekten inanıyorsa ve Ahmet Türk’ün dediği gibi barışın geldiğini ve silahların sustuğunu gördüğü gün ölmeye hazır olacak bir kararlılığa sahipse, artık bu uğurda daha fazla risk almak zorunda.

Daha ilkeli ve daha az popülist olmak, her saniye sokağın nabzını tutmak yerine barışa ve şiddetsizliğe kararlılıkla hizmet etmek DTP’nin tarihsel sorumluluğu bugün.

DTP böyle yaparsa belki dönemsel olarak biraz oy kaybedebilir.

Ama biraz oy kaybetmek, bütün barış umutlarını kaybetmekten iyidir.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.