Editörün SeçtikleriKadınManşetTürkiye

Kurtulmuş’un ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkabiliriz’ sözlerine kadın örgütlerinden tepki

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin taraf olduğu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bir dizi yükümlülük getiren İstanbul Sözleşmesi hakkında konuştu.

Kurtulmuş, “Halkımızda İstanbul Sözleşmesi konusunda büyük bir beklenti varken AK Parti olarak biz buna bigâne kalmayız. Nasıl usulü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü de yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” ifadelerini kullandı. Sözleşmenin imzalanmasının yanlış olduğunu öne süren Kurtulmuş, şunları söyledi: 

“Bu metnin içinde dikkat çekmemiz gereken ve bizimle uyuşmayan iki tane önemli husus var. Bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi. Bir de cinsel yönelim tercihi. Başka şeyler de var ama bu iki mesele, demin konuştuğumuz çerçevede, LGBT ve marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar oldu. Onların arkasına sığınarak faaliyet yapacakları kavramlar oldu.”

 “Parti içinde birçok arkadaşımız bu düşüncede” ifadelerini kullanan Kurtulmuş “İstanbul Sözleşmesi olmazsa kadına karşı şiddet artar, tezi de yanlış bir tezdir. Şu anda Türk hukuk sistemi içerisinde kadın-erkek fırsat eşitliği bizim örfümüzün en temel meselelerinden birisidir” diye konuştu. 

İlk eleştiri değil

İktidar tarafından İstanbul Sözleşmesi’ne yöneltilen eleştiriler ilk değil. Kadın hakları savunucuları sözleşmenin uygulanması çağrısını yapıyor ancak Türkiye’de bir kesim, sözleşmenin ‘Türk aile yapısına zarar verdiğini’ söyleyerek Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini istiyor.

Peki eleştirilerin temelinde ne yatıyor? Savunanların argümanları ne? Eleştirilerde sıklıkla dile getirilen ‘Türk aile yapısına uygun olmamak’ ne anlama geliyor? Bu soruların cevaplarını  Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı gönüllüsü Avukat ve Akademisyen Özlem Özkan ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim ile konuştuk.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

Sözleşme, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için İstanbul Sözleşmesi olarak biliniyor. Asıl ismi ise Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

Türkiye bu sözleşmeyi imzalayan ve onaylayan ilk ülke oldu. Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanan sözleşme, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Özkan: Şiddetin yaygın olmadığını mı düşünüyorlar?

Numan Kurtulmuş’un açıklamalarını sorduğumuz Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı gönüllüsü Avukat ve Akademisyen Özlem Özkan Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Yüzlerce kadın örgütünün çabasıyla meclisten de onaylanarak çıkan yasalar ve uluslararası sözleşmeler ‘gerekirse çıkarız’ yaklaşımıyla ortadan kaldırılamaz” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nden neden çıkmak istediklerini ve uygulamakta direndiklerini anlayamadıklarını söyleyen Özkan “Kadınlara şiddeti önleme konusunda devlete yükümlülük veren bir sözleşme. Ne düşünüyorlar? Şiddetin yaygın olmadığını mı düşünüyorlar?” sorusunu sordu.

‘Her gün binlerce 6284 başvurusu yapılıyor’

Özkan konuşmasına “Her gün binlerce 6284 başvurusu yapıldığı bir Türkiye’den bahsediyoruz. Kadınlardan, kız çocuklarından ve erkek çocuklarından birçok cinsel istismar dosyaları düşüyor önümüze. Istanbul Barosu Adli Yardım Servisinde de çalışıyorum. Sürekli şiddet gören kadınların başvurusunu inceliyoruz. Bu bir gerçeklik” diye devam etti.

Ataselim: Saldırılar bir bütün olarak değerlendirilmeli

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim ise Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede “Bu saldırıları bir bütün olarak görmek gerekir. 6284 numaralı kanuna, İstanbul Sözleşmesi’ne ve nafaka hakkına saldıran bir kesim var. Toplum bunu istemiyor şeklinde söylenmesi ise tamamen algı oluşturmak niyetiyle yapılıyor” dedi.

“Eşitmişiz de kadınlara daha fazla güç veriliyormuş gibi açıklamaların gerçekle bir bağı yok” diyen Ataselim, özellikle belirli bir konumdaki insanların bu konuda eleştiri yapmasının kabul edilebilir gibi olmadığını söyledi. 

‘Kadına yönelik şiddet göreceli hale getirilmek isteniyor’

Bu üretilen söylemlerin kadınların güçsüzleştirilmesi ve şiddetin göreli hale gelmesi ile ilgili olduğunu belirten Ataselim “Her gün öldürülen, yok sayılan kadınlara yönelik cinsiyet temelli şiddeti göreli hale getirmeye çalışıyorlar. Bir kadın şiddete uğradıysa, kime göre neye göre uğradığı belli olmasın, ‘kimi kadınlar haketmiştir’ denilsin isteniyor. Bu yüzden de eşitlik terimi yerine daha göreli olan adalet kelimesini kullanmak istiyorlar” dedi. Ataselim konuşmasına şu soruları sorarak devam etti:

Kim kadınların yaşama hakkının savunulmasından rahatsız olur ki? Dört maddeyle neler yapılması gerektiğini anlatan, eşitsizliği ortadan kaldırmakla ilgili alınması gereken tedbirleri anlatan bir sözleşmeden neden rahatsız olunuyor?

Fidan Ataselim

Sözleşme ne öneriyor?

İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere şiddeti önleyici mekanizmaları kurmalarını, etkili bir şekilde soruşturmasının sağlanmasını ve koruma sağlama mekanizmaları kurmayı öneriyor.

Sözleşmede ayrıca, her kademede kadına yönelik şiddet birimlerinin açılmasını, devlet kademelerinde danışma merkezlerinin açılması gerektiği belirtiliyor.

‘Erkeklik sırtını politikacıların söylemlerine dayıyor’

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulandığı bir Türkiye’nin nasıl olacağını sorduğumuz Fidan Ataselim “Kadına yönelik şiddeti önlemek konusunda epey bir yol katetmiş olurduk” ifadelerini kullandı. Ataselim sözlerine şöyle devam etti: 

İmzalanmasının bile doğrudan etkisi oldu. Çünkü bu, devlet olarak bu konuyla ilgili adım atıyoruzun bir temsilidir. İmzalandığı yıl cinayetler azaldı.  Ancak kadına yönelik şiddeti destekleyici açıklamalar ve kadına yönelik politik baskı arttığında erkeklik de sırtını buraya dayıyor. Politikacılar ‘Bu kadınların da sesi fazla çıktı’ dediğinde öldüren erkekler de argüman olarak bunu söylüyor. 

‘Yasalar belli durumları aşmak için yapılır’

Son olarak eleştirilerde sıklıkla kullanılan ‘Türk aile yapısına uygun değil’ argümanını konuştuk. Özlem Özkan “Biz de zaten toplumsal olarak kadını ikinci bir sınıfa koyan bir yapının var olduğunu söylüyoruz. Ancak bunların korunması aşamasını geçtiğimizi düşünüyorum. Yasalar, sözleşmeler yeni gelişmeler ile belli durumları aşmak için yapılır. Biz 50 sene öncesine geri döneceksek bu sözleşmeye başta imza atan iktidarın samimiyetinden de şüphe duyarım” dedi.

‘Kötü olan geleneklerimizi değiştirmeliyiz’

Fidan Ataselim ise “Geleneğimiz ve göreneğimizde kadının şiddete uğramasını hak gösteren atasözü varsa bunu neden değiştirmeyelim?” sorusunu sordu. Ataselim konuşmasının devamında şunları söyledi: 

Bu kadar tutucu olmamalıyız. İyi olan şeyleri toplumsal değerlerimizi korumalıyız. Kötü olanlarını da tartışmalı ve değiştirmeliyiz. Kimin yararı sorusunu sormamız gerekiyor. Bir kadın şiddete uğradığını söylüyorsa ‘aile içinde sessizliğe gömülsün’ demek  kadınları o yaşama mahkum ediyorsunuz anlamına geliyor, bunu düşündük mü? Dilimize de konuyu ele alışımıza da dikkat etmemiz gerekiyor. Şiddetin hiçbir şekilde bahsi geçemez.