Avrupa'da Yeşil DalgaManşet

Ska Keller: İnsanlar gerçek bir değişim istiyor ve biz bunu sağlayabiliriz

Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine, aşırı sağa teslim olmak üzere olduğu varsayılan Avrupa’nın dinamik gücü Yeşiller damgasını vurdu. Milletvekili sayısını 52’den 69’a çıkaran ve Batı Avrupa’nın hemen her ülkesinde oyunu artıran yeşil partiler iklim krizine yönelik politikaları ve birleşik Avrupa söylemleriyle; yaşlı kıtanın değişim isteyen genç kuşağının taleplerinin de taşıyıcısı oldu. 

Parlamento seçimlerinin ardından önce birliğin lokomotif ülkesi Almanya‘da ilk kez Yeşiller Başbakan Angela Merkel‘in Hıristiyan Demokrat Partisi’nin önüne geçerek, anketlerde birinci parti konumuna yükseldi; ardından ekim ayında Hannover Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘nı Yeşiller Partisi’nin Türkiye kökenli adayı Belit Onay kazandı. Avusturya’da eylül ayındaki erken genel seçimlerde oyunu yaklaşık 10 puan artıran Yeşiller, İsviçre‘de de ekim ayındaki genel seçimlerde oylarını yüzde 5,6 artışla yüzde 13’e ulaştırarak, koalisyona katılma potasına girdi. Birleşik Krallık‘ta da öteden beri etkin olan Yeşil hareket, iklim hareketlerinin sokak eylemleriyle güç kazandı. 

Biz de AP seçimlerinin hemen sonrasında, Yeşiller’in bu yükselişinin anlamı ve iklim krizi bağlamında önemi üzerine Avrupa Yeşil Partisi‘nin bir parçası olan İttifak ’90/Yeşiller üyesi ve AP Yeşiller/EFA grubunun eş başkanı, siyasetçi Ska Keller‘la konuştuk. 

Alev Karakartal: Avrupa Parlamentosu seçimlerinin de gösterdiği üzere merkez partiler hızla güç kaybediyor, şimdiye dek marjinal olarak adlandırılan hareketler (örn.Yeşiller ve aşırı sağcılar) merkezi ‘işgal ediyor’. Bunun nedenlerine ilişkin ne söylemek istersiniz? Yeni ve genç seçmenlerin bu sonuçlardaki payının büyük olduğu belirtiliyor. Ancak aynı genç seçmen iki ayrı uçtaki iki partiye; Yeşiller ve aşırı sağcılara yöneldi. Bu, size ne söylüyor?

Ska Keller: Muhafazakârların ve Sosyal Demokratların – en azından teoride – AB siyasetinde istikrarlı çoğunluğunun sona erdiği zamanlarda yaşıyoruz.  Bunun önemli bir nedeni, insanların işlerin her zamanki gibi gitmesinden dolayı bıkmış olmaları. Artan sosyal eşitsizliklerle karşılaşıyorlar, otokratik ve yolsuz hükümetler, büyük parti ailelerinden birine dahillerse, onlara karşı genellikle yeterince açık bir eylem olmadığını görüyorlar. Ve özellikle gençler, zamanımızın en acil sorununu, iklim krizini nasıl ele aldığımızla ilgili temel değişiklikler için ayağa kalkıyorlar.

Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, insanlar daha ekolojik, sosyal ve demokratik bir Avrupa’ya doğru gerçek bir değişim istiyor ve geleneksel partilerin bunu sağlamadığını görüyorlar. Biz, Yeşiller, bunu yapısal olarak sağlayabilecek bir güç olduğumuzu çok başarılı bir şekilde ortaya koyduk.  Bu yüzden de mesajımız AB çapında çok iyi karşılandı.

Yeşiller/EFA olarak, bu nedenlerle bu yılki seçimlerde önemli ölçüde büyüdük. Ancak, Avrupa Parlamentosu‘nda hiçbir zaman marjinal bir grup olmadık. Yıllar boyunca AB politikasını, Parlamentodaki sayısal ağırlığımızdan çok daha büyük ölçüde olumlu bir şekilde etkileyebildik ve önümüzdeki yıllarda daha da büyük bir söz sahibi olma konusunda iyimseriz. Sağcı partiler de büyüdü, ancak tahmin edildiği kadar değil. Avrupa yanlısı güçler yapıcı bir şekilde birlikte çalışırlarsa, parlamentonun dışında kalırlar ve Avrupa gündemini şekillendiremezler.

Bizim için şu çok açık: AB’nin geleceğini aktif ve olumlu bir şekilde etkilemek istiyorsak, bunu ancak insanları birleştirerek ve ortak hedefler için savaşarak yapabiliriz. Sağcı politikacılar insanları karşıt kamplara bölerek ve karmaşık sorulara basit cevaplar vererek geçici sürelerle başarılı olabilirler. Ancak uzun vadede başaramayacaklar.

Kıtada ‘Avrupa ideası’nın yeniden tartışma konusu haline geldiğini görüyoruz. Özellikle Avusturya, Polonya, Macaristan gibi ülkelerde yükselen popülist ırkçı dalga, Güney Amerika’da da kendini göstermeye başladı. Bu parti ve hareketler iklim değişikliğine karşı uygulanacak politikaları da baltalıyor. İklim politikalarının sadece ulusal anlamda ele alınamayacağından hareketle, bu anlamda dış politika öncelikleriniz ne olacak?

S.K: Otokratlar veya popülistler tarafından yönlendirilen ülkelerin,  iklim eylemini gerçekten yavaşlatan ülkelerden bazıları olduğu doğrudur. Yine de sadece onlar değil. Almanya gibi diğerleri de bu konuyla ilgili büyük bir hırs göstermiyor. Tedbirler kendi endüstrilerini etkileyeceği anda, örneğin yeni otomobiller için katı emisyon hedefleri gibi konularda, bu ülkeler de gerçekten harekete geçmekte tereddüt ediyorlar. Bunu değiştirmek zorundayız ve tüm ülkelerin ekonomilerini temelden değiştirmek zorunda olduklarını anlamalıyız. Sadece karbon nötr ekonomilere ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yaparsak, bu krizi çözebiliriz. Ve bu şu anlama geliyor: Yalnızca diğer ülkeleri suçlamakla yetinemeyiz, aynı zamanda kendi eylemlerimizi de oluşturmamız gerekiyor.

Yine de uluslararası iklim politikasını, uluslararası ilişkilerin diğer sorunlarıyla aynı kaba atmamalıyız. Evet, tüm ülkeler bir arada durmalı ve üzerlerine düşeni yapmalı. Ancak, otokratik bir hükümet aniden iklim değişikliğiyle mücadelede öncü olmaya karar verirse, ancak aynı zamanda sivil toplum ve medya özgürlüğüne zarar verir veya ayrımcı politikaları ve azınlıklara ve mültecilere karşı nefreti teşvik ederse, yine de her zaman olduğu gibi lafımızı sakınmamalıyız. Bunlar temel konular ve biri diğeriyle takas edilebilir şeyler değil.

Seçimleri kazanmanızda, Greta Thunberg’in başlattığı ve tüm dünyaya yayılan FridaysforFuture ve Londra’dan dünyaya yayılan Extinction Rebellion gibi hareketlerin etkisi hakkında ne söylemek istersiniz? “Aktivizm, marjinal grupların protesto eylemlerinin ötesine geçerek, artık karar alma mekanizmalarını doğrudan etkiliyor” diyebilir miyiz, yoksa bu özel bir durum mu?

S.K: Çevre aktivizminin yükselişini, özellikle Gelecek için Cumalar (Fridays for Future) hareketini neyin tetiklediğini asla unutmamalıyız: İklim krizinin etkileri son yıllarda çok açık bir şekilde ortada ve bu durum, acil eylemin gerekliliği konusunda farkındalığı artırdı. Ne yazık ki hükümetler yeterince şey yapmadılar ve bu eylemsizlik halinden bıkıp usanan Friadys for Future ve Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) sorunu sokaklara taşıdı. Protesto eden insanların sayısı arttıkça, bu konu doğal olarak ailelerde, arkadaşlar arasında ve tüm toplumdaki konuşmalarda da gündeme geliyor. Yeşiller, iklim krizine karşı gerçekten harekete geçme konusunda tek güvenilir siyasi güç olarak, bu yeni farkındalıktan yararlandı.

Yine de politik olarak daha güçlü Yeşiller, tek başına etki oluşturamaz: Karar alan insanlar her yerde nihayet bir şeylerin yapılması gerektiğini fark eder. Üzücü olan şey, bu fark edişin çok geç gerçekleşmesi. Bilim bize yıllardır, on yıllardır temelden değişmemiz gerektiğini söylüyor. Henüz çok geç değil, ama bir gün daha bekleyemeyiz