Çıplak hayatlar

Egemenliğin ortaya koyduğu ilk etkinlik çıplak hayat üretme işidir. Zira, hangi konuda olursa olsun hayatın kendisi bir iktidara ölümüne tabi kılınırken aynı zamanda mutlak bir terk edilme ilişkisine maruz bırakılır.*

Geçen sene Nenoksa Köyü halk festivaline giderken                                                                                  Foto kredi: Sergei Yakovlev/AP:

Fotoğrafta Rusya’nın kuzeyindeki Arkhangelsk bölgesinde 500 kişinin yaşadığı Nenoksa (Nyonoksa) köylülerini bir festival öncesinde, yerel kıyafetleriyle poz vermiş görüyorsunuz. Fakat ne kadar giyinseler de hep biraz çıplaktır Nenoksa halkı; herkesi koruması için siyasi iktidara bırakılan hak karşısında öldürülebilecek fakat kurban edilemeyecek kadar kutsaldırlar.

Bir ay önce, 8 Ağustos günüydü, Nenoksa halkı deniz üstündeki askeri test sahasında bir patlamayla irkildi. Patlamanın ardından test mürettebatında yedi Rosatom çalışanı özel kıyafetli görevliler tarafından ağır yaralı olarak bölge hastanesine götürüldü. Bu esnada radyasyon seviyesi, olağan sınırın 16-20 kat üstüne çıkmıştı. Ardından yetkililer tarafından radyasyon seviyesinin normale düştüğü açıklaması yapıldı. Fakat patlamadan birkaç gün sonra bölgedeki dört radyasyon izleme cihazı devreden çıkarılmıştı.

Hastaneye getirilen Rosatom çalışanları kurtarılamamış, hemen ardından yaralılara temas eden doktorlar kendi muayeneleri için Moskova Hastanesi’ne götürülmüştü. Zira bir doktorun vücudunda sezyum 137 tespit edilmişti… Moscow Times’da yer alan habere göre patlamadan sonra ağır yaralılarla ilgilenen doktorlardan biri 15 Ağustos’ta yaşadıklarını sosyal medyada şöyle anlatıyordu: “Doktorlara talimat verildi. ‘Yaralıları tedavi edin!’ denildi. Ancak yaralılara müdahale etmeden önce hiç bir uyarı yapılmadı, ne koruyucu ekipman ne de kıyafet verildi”. Sosyal medyada olayın olduğu gün bunları paylaşan doktor, daha sonra gazeteye röportaj vermeyi kabul etmedi.

Askeri testi gerçekleştiren Rosatom’dan ilk yapılan açıklama, patlamanın roket motorunda meydana geldiği yönünde olmuştu. Sonrasında bu ifade patlamanın izotop güç kaynağı olan motorda gerçekleştiği şeklinde değiştirildi. Ancak patlamadan tam 18 gün sonra Barent Observer’ın haberine göre Rusya Federasyonu’na ait Hidrometeroloji ve Çevre İzleme Servisi Roshidromet, Severodnisk  üzerinde atmosfere yayılan radyoaktif izotoplardan numune gaz toplamış ve yayılan izotopların niteliğinden patlamanın reaktör patlaması olduğunu tespit etmişti. Bunlar yarılanma ömrü görece kısa olan bazı izotoplardı: Stronsiyum 91 (yarı ömrü 9,3 saat); Baryum 139 (yarı ömrü 83 dakika) ve Baryum140 (yarı ömrü 12,8 gün) ve Baryum ürünü olan Lanthanum 140 (yarı ömrü 40 saat).**

Patlamanın ardından Rusya yönetiminden her şeyin kontrol altında olduğu, bir sorunun olmadığı, hatta Cumhurbaşkanı Putin’den “Sizi ilgilendiren bir durum yok” şeklinde açıklamalar geldi.  Aynı günlerde dalgalar patlama esnasında kullanılmakta olan platformları Dvina Körfezi’nde Nenoksa Köyü’ne kadar getirmişti. Tren istasyonuna yalnızca dört kilometre mesafede kıyıya vuran platformlar bugün hala orada. Köyün insanları uzaktan fotoğrafını çekip sosyal medyada “Ölüm neye benziyor bakın” diyerek paylaşmakta…

Platformların kıyıya vurduğunun sosyal medyada paylaşılması üzerine bölgeye giden bağımsız uzmanların uzaktan yaptıkları ölçüme göre sonuç: 154 Mikrorontgen. Uygun koruyucu ekipman ve ölçüm cihazı olmadan platformdan yayılan radyasyonun ölçülmesi riskli olduğundan tehlike tahminlerden ibaret… Bununla birlikte riskin boyutunu anlamamızı kolaylaştıracak olan bir bilgi testlerin yapıldığı bilinen bölgede, patlama öncesinde standartın 5-6 Mikroröntgen olması sayılabilir.

Özetle reaktör patlamış, radyoaktif kirlilik içinde kalan iki platform kıyıya vurmuş, çevre sağlığını gözeten hiç bir koruma, önlem alınmadan, bir uyarı işareti dahi konmadan  öylece durmakta. Neyse ki aynı askeri testlerde görevli olan bir kaptan bir sabah işe giderken köyün tren istasyonunda kendisine sorulunca “Siz yaklaşmayın oraya tehlikeli olabilir” deyiveriyor…(!)

Fransa’dan Radyasyon İzleme Labaratuvarı CRIIRAD’ın Araştırma Direktörü Bruno Chareyron’un Moscow Times’a yaptığı açıklamasındaki şu sözleri ise dikkat çekici: “Bu sahilde derhal radyoaktif temizlik yapılmalıdır”. Chareyron ekliyor: “Yetkililer radyoaktif patlamadan arda kalanları toplamalı, sudaki kirliliği ölçüp kumdan numune alarak çevresel radyoaktif kirliliği tespit edilmelidir”.

Tehlikeye birebir maruz kalanlar, Nenoksa Köyü sakini 500 kişiyle onların genlerinde yaşayacak doğmamış olanlar ve tabii ki deniz dahil doğal yaşamın  kendisi, canlı, cansız tüm çevre.. Yaşananlar karşısında sayıların anlamını yitirirken Nenoksa Köyü’nden 30 Kilometre mesafede 183 bin nüfuslu Severovinsk şehri uzanıyor.

Rosatom, Rusya’nın askeri ve sivil (ticari)bütün nükleer faaliyetlerini yürüten, 1992 yılında kurulmuş olan Rusya Atom Enerjisi Bakanlığı’nın ve öncesinde Sovyetler Birliği’nin Nükleer Enerji ve Endüstri Bakanlığı’nın devamı niteliğinde olan şirket… İki sene önce Mayak Tesisi’nde radyoaktif atıkların açığa çıkardığı toplam etki süresi 10 yıla varan rutenyum 106 izotopunun Türkiye dahil Avrupa semalarında aylarca dolaşması tehlikesine maruz bırakan; dolayısıyla endişe ve korkuya neden olan, bu süre zarfında sorumlu olduğunu inkar eden şirket…

1986 yılında Dünya’nın en büyük nükleer kazası olarak bilinen Çernobil Nükleer Felaketi’nin müsebbibi ve patlamanın meydana geldiği günlerde gerçekleri  örtbas ettiği için radyoaktiviteye maruziyet potansiyelini sürdürerek dün,bugün ve gelecekte milyonlarca canlının vebalini taşıyan şirket…

1957 yılında Mayak Tesisi’nde meydana gelen fakat, 1990’a kadar 30 köyün haritadan silindiği, binlerce kişinin yaşadıkları yerlerden tahliye edildiğini saklayan ve tarihe Kyshtym Kazası olarak geçen facianın da sorumlusu… 1948’lerden itibaren bölgenin içme suyunu sağlayan Techa Nehri’ne radyoaktif atıklarını döken ve bu nehirden yaşam bulan yüz binlerce insanın, tabiatın zehirlenmesine neden olan Rosatom…

Sicili böylesine bozuk, canavarsı bir şirkete hükümetlerarası bir anlaşma üzerinden %99,2 hisse sahipliğiyle Akdeniz’deki siyasi hesaplar için  nükleer santral kurma, işletme imkanı tanındığına göre bizler maalesef en az Nenoksa yerlileri kadar çıplağız! Zira “Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var ama, benim elimde olmasın, ben bunu kabul etmiyorum” sözü başka nasıl açıklanabilir ki?

Türkiye 1979 yılında Nükleer Silahların Yayılmasını Önlenme Anlaşması’nı onaylamış  bir ülkedir.

Daha bir yıl önce, 2018 yılının Ağustos ayında Birleşmiş Milletler  Silahsızlanma Konferansı’nın Dönem Başkanlığını yaparak 2008’de de icra etmiş olduğu gibi nükleer silahsızlanmaya dair sorumluluk almış katılımcı devletlerin takdirini toplamıştır.

* Agamben,G. ,Kutsal İnsan, 105

** yarılanma ömrü*10=etki süresi şeklinde düşünülebilir.

 

(Yeşil Gazete)

Bu yazı Sivilsayfalar‘da da yayımlanmıştır