Elmadere…

‘Bir yandan iklim değişimi, çevre kirliliği diğer yandan da uzun vadeli hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen, kişisel zenginlik yaratan ve yaşam alanlarını ortadan kaldırarak şehirlerde yoğun bir ekonomik-sosyolojik baskıya neden olan yatırımlarla geleceğimizi ipotek altına almaya devam ediyoruz.’

Elmadere bol yokuşlu, Ege’nin sıcağı bastığında altına durup serinleyeceğiniz kocaman dut ağaçları olan, hala çeşmesinden akan su içilebilen bir köy. Soma’ya 301 evladını vermiş köylerden bir tanesi. Günlerden Anneler Günü, Soma’nın 5. Yılından 1 gün önce… Öyledir;  zamanlaması gereği Soma anması ya Anneler gününe düşer ya da bir-iki gün ötesine.

Köy isimleri, mahalle isimleri çok dikkatimi çeker. Elmadere… İsminden belli. Amasra’daki termik santral konusunda yerel çevre platformlarına destek vermek üzere gittiğimiz Batı Karadeniz köylerinin isimleri geliyor aklıma. Özellikle termik santralın doğrudan tarımını etkileyeceği bir köy vardı, orada köylüler bizimle konuşmak için bir gece toplantısı organize etmişlerdi. Köyün adı Tarlaağzı idi. Söze şöyle başladığımı hatırlıyorum: “Adı Tarlaağzı olan yere termik santral mi kurulur, adından belli işte, tarım köyleri bunlar” Gerçekten de fındıktan tutun her türlü sebzenin yetiştirildiği köylerdi. Termikten çıkan salımların topraklarına, sularına zarar vereceğinin farkındaydılar.

Tarım madene feda

Elmadere Kınık’a bağlı… Yani Manisa’ya daha yakın bir İzmir Köyü. Egenin en verimli ovaları, toprağı, tarlaları, meyve bahçeleri, üzümü, inciri, say say bitmez yer üstü zenginlikleri ne yazık ki yeraltı zenginlikleri diye adlandırılan kömüre ve diğer madenlere feda ediliyor. Madenciliğin kamunun kontrolünde olduğu zamanlarda bir denge gözetilirken 2000’li yıllarda bu dengenin vahşice yeraltına kayışına ve yer üstü zenginliklerin yok edilişine tanık olduk. İzmir’de de birbiri ardına yükselen termik santralların kirliliği, fıstık çamlarının verimini azaltır, ülkerlerini dökerken; Yırca’da vahşi bir saldırı ile yüzlerce yıllık zeytin ağaçları yok edilmişti.

Ege’de hayat kömüre mi mahkum? Değil elbet, bu bölgede tekel devletinken tütünle hayatını kazanan aileler vardı. Ama tekelin satışı tütün üreticisini ülkenin her yerinde bitirdi. Dev sigara tekellerine teslim olan sektör batıda işsizlik ve madene karşı alternatifsizlik, doğuda ise bambaşka sorunlara yol açtı. Yıllar önce Batman’ın Sason ilçesinde bir yemek molasında sohbet ettiğimiz köylü, kısır döngüyü şöyle anlatmıştı:

Çocuklarımız Marmara’ya sebze toplamaya, Karadeniz’e fındık toplamaya, Ege’ye Akdeniz’e aşçılık, garsonluk yapmaya gitmek zorunda kalıyor. Birçok yerde hakarete uğradıkları da oluyor. Biz de evladımızı yanımızda istiyoruz. Burada yaşasın, burada çalışsın, burada doysun. Ama tütün işi yapıyorduk, devlet tütünümüzü elimizden aldı. Hayvanları otlatamıyoruz, mayından, çatışmalardan telef oluyorlar. Hayvancılık yapamıyoruz. Elimiz kolumuz bağlanıyor.

Yeni maden

Soma katliamında evlatlarını kaybetmiş Senem Nene’nin evinden çıkıp evlerin, Elmadere Köyü bahçelerinin arasından yürüyoruz. Sosyal Haklar Derneği Ege Bölge Temsilcisi Kamil Kartal bir yol ağzında durup eliyle yemyeşil tepeleri yara yara ilerleyen madeni gösteriyor. Burası yeni maden. Kamil Abi’nin dediğine göre Türkiye’nin en büyük madeni olacak. “Kuyu ve desendere sisteminin entegre olduğu tek maden” diyor. Yani hem havalandırması güçlü, hem de işçi giriş çıkışları ve kömür tahliyesi daha kolay olacakmış. Henüz üretim başlamadı. Haziran’da deniyor. Hedefledikleri yılda 10 milyon ton kömür çıkarmak. Herkesin gözü buradaki istihdamda doğal olarak. Tesis tam kapasite ile çalıştığında 1.200 madenci istihdam edeceği söyleniyor. Üstelik de her şeyin mekanize olduğu belirtiliyor. Yani eski usul yöntemlerle değil. Bu da eğitimli madenci demek, yeni nesil, okullu madenci. Yatırımcı şirket kendi 1.200 MW termik santralını da kuruyor. Yani göz göre göre zeytin, zeytinyağı, üzüm, incir, meyve, sebze gibi geleceğin en önemli ve kıt yaşam kaynağı olacak gıdadan tamamen vazgeçilip dünyanın giderek kullanmaktan vazgeçtiği fosil yakıtlara büyük yatırımlar yapılıyor.

Köylülerin mücadelesine rağmen Kırıkkale-Keskin’de yapılan HES, 25 kilometrelik bir alanı susuz bıraktı.

2014 senesi sıcak bir yaz günü Kırıkkale’nin Keskin ilçesine köylülerin HES mücadelesine destek vermeye gitmiştik. Ne yazık ki artık çok geçti. Bilirkişi raporu olumsuz çıkmış, iptal gecikmiş ve HES yapılmıştı. Köylerin “5 kilometre uzağından geçiyor” diyerek ÇED raporu alınan HES kanalı köylerin tam ortasından geçtiği gibi tarlalara akan DSİ sulama göleti kanallarını da kesiyordu. Kızılırmak’ı 11 kilometre bypass eden HES, akarken oluşturduğu menderes de hesaba katıldığında 25 kilometrelik bir alanı susuz bırakıyordu. Yakın bir zamanda sebze bahçelerini kaybedecek olan Emine teyze bahçesinden kopardığı salatalıkları ikram etmişti bize.

Ve yeni bir Sendika

Bir yandan iklim değişimi, çevre kirliliği diğer yandan da uzun vadeli hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen, kişisel zenginlik yaratan ve yaşam alanlarını ortadan kaldırarak şehirlerde yoğun bir ekonomik-sosyolojik baskıya neden olan yatırımlarla geleceğimizi ipotek altına almaya devam ediyoruz.

Peki ya yeni madenler? Burada artık işler eskisi gibi olmayacak deniyor. Peki kim denetleyecek? Bu ülkenin hiçbir kamu kurumuna güvenilmez artık, en azından tanıklıklarımız bunu gösteriyor. Yeni maden haberi Soma’da yeni bir sendikanın doğuşuna vesile oldu. İyi de oldu. Madencilerin haklarını sonuna kadar savunmak üzere 12 Haziran 2018’de kurulup yola çıktı Bağımsız Maden-İş. Başkanı madenci Tahir Çetin. Sendika hızla büyüyor. Haziranda hedef 500 işçi; seneye 1.800-2.000 işçiye ulaşıp barajı geçerek örgütlenmeyi sağlamlaştırmayı hedefliyorlar. Yaşamları da, yaşam alanlarını da, aileleri de koruyup kollamak yine emekçilerin kendilerine düşecek. İlk elden madenin kuruluş aşamasında görülen Akciğer hastalıklarını gündeme alacaklar. Devamı gelecek. Güçlü bir örgütlenme ile.

(Yeşil Gazete)