Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Artık ‘Aladağ gibi serin’ olabiliriz

‘Aladağ iki buçuk yıldır serin olmak bir yana cayır cayır yanıyordu. Artık biraz soğumaya bırakabiliriz.’

“Yurdun önüne gittiğimizde her şey simsiyahtı, hava, binalar, ortam… Kötüydü, çok kötüydü” diye anlatmıştı ilk koşan arkadaşlarımızdan biri. Soğuk bir kasım akşamını cehennem sıcağına çeviren Aladağ yurt yangınına “bir şeyler yapmalıyız” diye ilk gidenlerdi onlar. Son iki buçuk yıldır da bir çatı altında ortak mücadele ettiğim Sosyal Haklar Derneği’nin, Çukurova Bölgesinden arkadaşlarımızdı onlar.

Avukat arkadaşımız acılı ailelerin hukuk mücadelesini üstlenirken, kısa sürede adeta evlatları gibi olacaktı. Hastanelere koşanlarımız, yaralı kız çocuklarının ablalarıydı, ağabeyleriydi artık. Öncesinde alanlarda yoldaşlık yaptığım, ilk koşanlardı katliam bölgesine.

Cinayet mahalli nasıl oluştu?

Çocukları göz göre yakmışlardı. Bu gelişi herkes izlemiş, kimse müdahale etmemiş, üstünü örtmüş, görmezden gelmişti. İhmaller, ihlaller zinciri katliama dönüşmüştü. Çocuklar bir yurtta kalmak için çok küçüktü, köylerinde, ailelerinin yanında okumalıydılar. Oysa köylerdeki okullar çeşitli gerekçelerle çalıştırılmıyor, Kuran kursu olarak kullanılıyordu. Hiç olmazsa taşımalı bir imkan sağlanmalıydı. Ama yollar çakıl taşlarının dizilmesinden ibaretti. O halde ilçede kamusal, ücretsiz ve eğitim hakkını gözeten bir yurt imkanı bulunmalıydı. Bir vakıf, hele ki bir dini cemaat yurdu bir seçenek olarak asla sunulmamalıydı. Oysa mevcut olan devlet yurdu yıkılmış, 1972’den beri kaçak olarak göz yumulan Süleymancı cemaate ait yurt seçenek olarak bırakılmıştı. MEB denetiminde kurulmuş olan bir yurdun imarı olmalı, inşaatı ve donanımı mevcut yönetmeliğin milim dışına çıkmamalıydı. Doğru denetlenmeli, bakımları yapılmalıydı. Buraya teslim edilen kız çocukları okusunlar diye oradaydılar. Oysa günde beş vakit namaz kıldırılıp bulaşık yıkatılıp, tuvalet temizletiliyordu. Çocukların şikayetleri, “bulaşık yıkarken sudan elektrik çarpıyor” uyarıları da dikkate alınmamıştı. MEB’in erkek denetçileri “kız yurdu” olduğu gerekçesi ile gerçek manada bir denetim yapmamış yani ihmaller, ihlaller, yalanlar, yanlışlarla bir cinayet mahalli hazır edilmişti.

Ve çocuklar yandı, okul müdürünün daha bebek olan kızı ve bir belletmen de dahil.

İki buçuk yılda neler oldu?

İki buçuk yılda neler olmadı ki… İlk anda yapılan tutuklamaların hemen ardından tahliyeler oldu. Avukatlarımız itiraz etti, yeniden tutuklandılar. Daha ilk duruşma olmadan kanunsuz bir şekilde yanan yurt binası yıkılarak deliller karartıldı. Daha ilk duruşma olmadan ailelerin hesaplarına paralar yattı. Kimisi iade etti, kimisi alsa da davasından asla vazgeçmedi. Ne yazık ki medyada “aileler çocuklarının davasından vazgeçtiler” haberleri çıktı. Tümüyle yalandı. İlk günün tüm davacıları bugün hala varlar. Haftalar aylar geçtikçe aileler, avukatlar, Türkiye’nin dört bir yanından gelen baro temsilcileri, destek veren demokratik toplum kuruluşları kenetlendiler. Bu birliktelik davanın seyrini bile değiştiriyordu.

İlk yaz geldi. “Aladağ’ın köylerinde yaz okulu yapabilir miyiz”, diye sorduk birbirimize. Soma’da her yıl yapıyorduk ama orası nispeten kolaydı. Aladağ’ın köyleri sarp kayalar, dağlar içerisinde ulaşımı çok zor köylerdi, telefonun çekmediği ortamlarda, yaz okulu yapılabilecek düz zemin bulmak bile mucizeydi. Ya güvenlik sorunu çıkar mıydı? Peki biz bu sorunları aşamaz mıydık? Aştık…

Kamuda hakkınızı nasıl ararsınız?

Adana yerel yönetimlerimizden aldığımız destek, gönüllü eğitmenlerin gerçekten kocaman gönülleri, tüm destekçiler, asla vazgeçmeyen üyelerimizle yaz okulunu Kışlak ve Köprücük köylerinde dörder gün olmak üzere başlattık. Hayatlarında ilk kez yaz okulu gören çocuklar, aileler inanamaz gözlerle bakıyorlardı. İlk yılın ardından bir daha geleceğimize inanmadılar. Geçen yıl tekrar yaptık. Bu kez  bir hafta süreyle çocuklar müzikten resme, yaratıcı dramadan ekolojiye çeşit çeşit dersler gördüler. Ben mesela lise düzeyi çocuklarla meslek seçimi ve kamuda hak arama atölyeleri yaptım. Nişancı asker olmak isteyen bir delikanlıyı sohbet ederek at yetiştiriciliği okuluna yönelttim. “Bu köye hiçbir şey yapmıyorlar” diye söze başlayan çocuklara “ne istiyorsunuz mesela” diye sorduk. Futbol oynamak için düz bir saha istiyorlardı. Bunun için nereye başvuracaklarını, nasıl dilekçe yazacaklarını, nasıl takip etmeleri gerektiğini, kamunun ne kadar sürede cevap vermesi gerektiğini ve bölge milletvekilini nasıl kullanabileceklerini anlattık.

Evleri gezdik, çaylarını içtik, ailelerin, kadınların dertlerini, isteklerini dinledik.

Ve duruşma günü

Bu yılki yaz okulunun tam ortasına ise son duruşma günü düştü. O gün yaz okulunu tatil ettik ve tüm gönüllülerimizle duruşma salonundaydık. Hepsinin “ya davadan kabullenilemeyecek bir sonuç çıkarsa, çocuklara ne diyeceğiz” endişesi, duruşma sonunda belki de ilk kez tanıklık ettikleri bir tatmine dönüşmüştü. Elbette hiçbir ceza yanan çocukların karşılığı olamazdı, ama annelerin, babaların yüzü gülümsüyordu.

Bu dava bir cemaatin yöneticilerinin bilinçli taksir nedeniyle ceza aldığı ilk ve emsal dava oldu. Bu açıdan sonuç hukuken çok değerli. Ama vicdanen yetmez. Yetmeyen şudur: Bu katliamın esas sorumluları, dönemin Milli Eğitim Bakanından başlayarak yangına uzanan hattaki tüm bürokrasidir. Özellikle de aileleri “Ya cemaat yurdu, ya da ev tutun” diye azarlayarak ite kaka Süleymancılara gönderen İlçe Milli Eğitim Müdürü’dür. Denetimleri yapmadan yaptım diyen sözde denetçilerdir. Bunlara ne yazık ki sıra gelemedi.

Ama bu zihniyete verilecek en iyi ceza kamusal, parasız ve laik eğitim konusunda diretmek ve çocuklara erkenden bu bilinci verebilmektir. Bizim de tüm destekçilerimizle yapma mücadele içerisinde olduğumuz budur.

Aladağ girişinde, Aladağ’ın meşhur sözü bir tak üzerinde yazılıdır: “Serin olun, Aladağ’dasınız” Aladağ iki buçuk yıldır serin olmak bir yana cayır cayır yanıyordu. Artık biraz soğumaya bırakabiliriz. Artık Aladağ gibi serin olabiliriz.

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Hafta Sonu

Günün ManşetiHafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıYazarlar

Elmadere…

‘Bir yandan iklim değişimi, çevre kirliliği diğer yandan da uzun vadeli hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen, kişisel zenginlik yaratan ve yaşam alanlarını ortadan kaldırarak şehirlerde yoğun bir ekonomik-sosyolojik baskıya neden olan yatırımlarla geleceğimizi ipotek altına almaya devam ediyoruz.’

Elmadere bol yokuşlu, Ege’nin sıcağı bastığında altına durup serinleyeceğiniz kocaman dut ağaçları olan, hala çeşmesinden akan su içilebilen bir köy. Soma’ya 301 evladını vermiş köylerden bir tanesi. Günlerden Anneler Günü, Soma’nın 5. Yılından 1 gün önce… Öyledir;  zamanlaması gereği Soma anması ya Anneler gününe düşer ya da bir-iki gün ötesine.

Köy isimleri, mahalle isimleri çok dikkatimi çeker. Elmadere… İsminden belli. Amasra’daki termik santral konusunda yerel çevre platformlarına destek vermek üzere gittiğimiz Batı Karadeniz köylerinin isimleri geliyor aklıma. Özellikle termik santralın doğrudan tarımını etkileyeceği bir köy vardı, orada köylüler bizimle konuşmak için bir gece toplantısı organize etmişlerdi. Köyün adı Tarlaağzı idi. Söze şöyle başladığımı hatırlıyorum: “Adı Tarlaağzı olan yere termik santral mi kurulur, adından belli işte, tarım köyleri bunlar” Gerçekten de fındıktan tutun her türlü sebzenin yetiştirildiği köylerdi. Termikten çıkan salımların topraklarına, sularına zarar vereceğinin farkındaydılar.

Tarım madene feda

Elmadere Kınık’a bağlı… Yani Manisa’ya daha yakın bir İzmir Köyü. Egenin en verimli ovaları, toprağı, tarlaları, meyve bahçeleri, üzümü, inciri, say say bitmez yer üstü zenginlikleri ne yazık ki yeraltı zenginlikleri diye adlandırılan kömüre ve diğer madenlere feda ediliyor. Madenciliğin kamunun kontrolünde olduğu zamanlarda bir denge gözetilirken 2000’li yıllarda bu dengenin vahşice yeraltına kayışına ve yer üstü zenginliklerin yok edilişine tanık olduk. İzmir’de de birbiri ardına yükselen termik santralların kirliliği, fıstık çamlarının verimini azaltır, ülkerlerini dökerken; Yırca’da vahşi bir saldırı ile yüzlerce yıllık zeytin ağaçları yok edilmişti.

Ege’de hayat kömüre mi mahkum? Değil elbet, bu bölgede tekel devletinken tütünle hayatını kazanan aileler vardı. Ama tekelin satışı tütün üreticisini ülkenin her yerinde bitirdi. Dev sigara tekellerine teslim olan sektör batıda işsizlik ve madene karşı alternatifsizlik, doğuda ise bambaşka sorunlara yol açtı. Yıllar önce Batman’ın Sason ilçesinde bir yemek molasında sohbet ettiğimiz köylü, kısır döngüyü şöyle anlatmıştı:

Çocuklarımız Marmara’ya sebze toplamaya, Karadeniz’e fındık toplamaya, Ege’ye Akdeniz’e aşçılık, garsonluk yapmaya gitmek zorunda kalıyor. Birçok yerde hakarete uğradıkları da oluyor. Biz de evladımızı yanımızda istiyoruz. Burada yaşasın, burada çalışsın, burada doysun. Ama tütün işi yapıyorduk, devlet tütünümüzü elimizden aldı. Hayvanları otlatamıyoruz, mayından, çatışmalardan telef oluyorlar. Hayvancılık yapamıyoruz. Elimiz kolumuz bağlanıyor.

Yeni maden

Soma katliamında evlatlarını kaybetmiş Senem Nene’nin evinden çıkıp evlerin, Elmadere Köyü bahçelerinin arasından yürüyoruz. Sosyal Haklar Derneği Ege Bölge Temsilcisi Kamil Kartal bir yol ağzında durup eliyle yemyeşil tepeleri yara yara ilerleyen madeni gösteriyor. Burası yeni maden. Kamil Abi’nin dediğine göre Türkiye’nin en büyük madeni olacak. “Kuyu ve desendere sisteminin entegre olduğu tek maden” diyor. Yani hem havalandırması güçlü, hem de işçi giriş çıkışları ve kömür tahliyesi daha kolay olacakmış. Henüz üretim başlamadı. Haziran’da deniyor. Hedefledikleri yılda 10 milyon ton kömür çıkarmak. Herkesin gözü buradaki istihdamda doğal olarak. Tesis tam kapasite ile çalıştığında 1.200 madenci istihdam edeceği söyleniyor. Üstelik de her şeyin mekanize olduğu belirtiliyor. Yani eski usul yöntemlerle değil. Bu da eğitimli madenci demek, yeni nesil, okullu madenci. Yatırımcı şirket kendi 1.200 MW termik santralını da kuruyor. Yani göz göre göre zeytin, zeytinyağı, üzüm, incir, meyve, sebze gibi geleceğin en önemli ve kıt yaşam kaynağı olacak gıdadan tamamen vazgeçilip dünyanın giderek kullanmaktan vazgeçtiği fosil yakıtlara büyük yatırımlar yapılıyor.

Köylülerin mücadelesine rağmen Kırıkkale-Keskin’de yapılan HES, 25 kilometrelik bir alanı susuz bıraktı.

2014 senesi sıcak bir yaz günü Kırıkkale’nin Keskin ilçesine köylülerin HES mücadelesine destek vermeye gitmiştik. Ne yazık ki artık çok geçti. Bilirkişi raporu olumsuz çıkmış, iptal gecikmiş ve HES yapılmıştı. Köylerin “5 kilometre uzağından geçiyor” diyerek ÇED raporu alınan HES kanalı köylerin tam ortasından geçtiği gibi tarlalara akan DSİ sulama göleti kanallarını da kesiyordu. Kızılırmak’ı 11 kilometre bypass eden HES, akarken oluşturduğu menderes de hesaba katıldığında 25 kilometrelik bir alanı susuz bırakıyordu. Yakın bir zamanda sebze bahçelerini kaybedecek olan Emine teyze bahçesinden kopardığı salatalıkları ikram etmişti bize.

Ve yeni bir Sendika

Bir yandan iklim değişimi, çevre kirliliği diğer yandan da uzun vadeli hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen, kişisel zenginlik yaratan ve yaşam alanlarını ortadan kaldırarak şehirlerde yoğun bir ekonomik-sosyolojik baskıya neden olan yatırımlarla geleceğimizi ipotek altına almaya devam ediyoruz.

Peki ya yeni madenler? Burada artık işler eskisi gibi olmayacak deniyor. Peki kim denetleyecek? Bu ülkenin hiçbir kamu kurumuna güvenilmez artık, en azından tanıklıklarımız bunu gösteriyor. Yeni maden haberi Soma’da yeni bir sendikanın doğuşuna vesile oldu. İyi de oldu. Madencilerin haklarını sonuna kadar savunmak üzere 12 Haziran 2018’de kurulup yola çıktı Bağımsız Maden-İş. Başkanı madenci Tahir Çetin. Sendika hızla büyüyor. Haziranda hedef 500 işçi; seneye 1.800-2.000 işçiye ulaşıp barajı geçerek örgütlenmeyi sağlamlaştırmayı hedefliyorlar. Yaşamları da, yaşam alanlarını da, aileleri de koruyup kollamak yine emekçilerin kendilerine düşecek. İlk elden madenin kuruluş aşamasında görülen Akciğer hastalıklarını gündeme alacaklar. Devamı gelecek. Güçlü bir örgütlenme ile.

(Yeşil Gazete)

ManşetTürkiyeUncategorized

Soma: Adalet hâlâ göçük altında

Soma’daki maden katliamında yaşamını yitiren 301 işçinin ailesi bir kez daha adalet istedi.

Soma’daki maden faciasının beşinci yıldönümünde, yaşamını yitiren 301 maden işçisi anıldı. İşçilerin ölümünden sorumlu olan maden sahibinin serbest bırakılmasıyla sonuçlanan dava sürecine tepki gösteren aileler, Soma 301 Madenciler Derneği önünde buluşup Madenci Anıtı’na yürüdü. Yürüyüş sonrası anıt önünde yapılan basın açıklamasını, madende oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden İsmail Çolak okudu.

Katliamın ardından dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın, “Kusuru ve suçu olan kim varsa babamın oğlu bile olsa adalet önünde hesabını verecek” sözlerini hatırlatan Çolak, o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Madencinin kaderinde madenciliğin fıtratında böyle ölümler vardır” sözlerini de unutmadıklarını söyledi.

Çolak, aradan geçen 5 yılda adil bir yargılama olmadığına dikkat çekti: “Katliamdan tam 11 ay sonra 13 Nisan 2015’te başlayan ve geçen sene 11 Temmuz 2018’de karara bağlanan yargılama boyunca siyasi iktidar tarafından pek çok engelle karşılaştık. Nihayet çıkan karar patronlara ödül gibi olmuştur. Geçtiğimiz günlerde davanın bir numaralı sanığı maden sahibinin oğlu Can Gürkan’ın tahliye edildiğini hatırlatan Çolak, “Üstüne bir de mahkeme kendisine hediye verdi. Birkaç yıllığına iptal edilen maden işletme yetkisi de iade edildi” dedi.

Sistem güçlüden yana

Çolak sözlerine şöyle devam etti: “Karar, Türkiye’de adalet sisteminin güçlüden ve zenginden yana olduğunu, adaletin bir kez daha göçük altında kaldığını doğruladı. Katliamdan sonra maden işçileri için yapılması gerekenler de yapılmadı. Geçici çözümlerin yeni ölümleri engellemeyeceğini biliyoruz. Sorumlu müfettişler yargılanmadığı için denetimlerin yetersiz kalmaya devam edeceğini de biliyoruz. Eve ekmek götürmek için toprağın altında ömür tüketen madenciler kelle koltukta çalışmaya devam ediyor. Soma Katliamı davası Yargıtay’a kaldı. 301 madenci aileleri olarak adalet yerini bulana kadar mücadele edeceğiz. Kaybettiğimiz 301 canımız için en ağır cezayı almalarını istiyoruz. Bunun için mahkemeden olası kasıttan ceza vermelerini bekliyoruz.”

Açıklama sonrası aileler, yakınlarının mezarlarını ziyaret ederek karanfiller bıraktı. Madende hayatını kaybeden işçiler, Ankara, İstanbul ve Adana’da da anıldı; adalet talepleri yinelendi.

Göz göre göre…

-13 Mayıs günü Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye bağlı madende meydana gelen yangında resmi rakamlara göre 301 işçi hayatını kaybetti, çok sayıda işçi yaralandı.

Eynez bölgesindeki maden önce Ciner Grubu’na geçti ancak firma, 2006’da Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) yolladığı “ileride telafisi mümkün olmayan problemlerle karşılaşılacağı anlaşıldığı için mevcut sözleşmenin ihale şartlarına haiz olarak Türkiye Kömür İşletmeleri’ne devir edilmesi talep edilmektedir” yazısıyla sahadan çekildi.

– Ciner’in uyarıları kulak arkası edildi, maden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’ye verildi. Bir yılda üretim 10 kat artırıldı, şirkete alım garantisi verildi

-Faciadan hemen önce, 29 Nisan 2914’te CHP’nin maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarını araştırmak amacıyla araştırma komisyonu kurulması önerisi AKP’nin oylarıyla reddedildi.

-Faciadan sonra; taşeron işçi çalıştırıldığı, bu işçilere üç gün eğitim verildiği, kaza durumunda ne yapacaklarının öğretilmediği; 50 ppm’yi aşmaması gereken karbonmonoksit miktarının defalarca bu sınırı geçtiği, 30 dereceye geçmemesi gereken sıcaklığın kaza günü 46 derece olduğu ortaya çıktı. İşçileri zehirli gazlardan koruması gereken maskeler de çalışmıyordu.

Katliam değil fıtrat

-Facianın ardından Soma’ya giden dönemin Başbakanı Erdoğan “Bunun yapısında fıtratında bunlar var” dedi.

-Protesto edenlere polis saldırdı, Erdoğan’ın müşaviri Yusuf Yerkel polislerin yerde yatar halde tuttuğu bir madenciyi dakikalarca tekmeledi.

İki yıl sonra 2 Mart 2015’te Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi hazırlanan iddianameyi kabul etti. 13 Nisan 2015, 8’i tutuklu 45 sanığın yargılanmasına başlandı.

-Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, Genel Müdürü Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik, Teknik Müdür İsmail Adalı, Teknik Nezaretçi Ertan Ersoy ve Emniyet Teknikeri Mehmet Ali Günay Çelik tutuklandı.

-Bilirkişi raporu, olayın önlenebilecekken “olumsuz ocak alt yap uygulamalar nedeniyle facia boyutuna ulaştığını” ortaya koydu; Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ihmali ve kusuruna dikkat çekildi.

-Dava devam ederken, sanıklar katliamın FETÖ tarafından yapılan bir sabotaj olduğunu iddia etti. Sanıkların bu iddiası araştırılırken davayı yürüten mahkeme heyeti değiştirildi. Yeni hakim olarak, Afşin Elbistan’da 11 işçinin yaşamını yitirdiği, 9 işçinin halen toprağın altında olduğu davada, sanıklara sadece cezası veren Salih Pehlivanoğlu atandı.

-Davanın savcısı da değişti. Yeni savcı mütaalasında, olası kast değil, bilinçli taksirden ceza istedi.

-3 yıl süren davada, 11 Temmuz 2018’deki karar duruşmasında 5 tutuklu sanığın 15 yıl ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapisle cezalandırılmasına, 9 sanığın adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına, aralarında Alp Gürkan’ın da olduğu 37 sanığın ise beraatine karar verildi.

-Patron Can Gürkan, ‘taksir’den sadece 15 yıl ceza aldı ve 3 yıl maden işletme işinden men edilmesine karar verildi.

-Dava sürerken işçi ailelerinin avukatı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı tutuklandı.

Bir yıl sonra tahliye

-İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, 18 Nisan’da, şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan’ın yurt dışı yasağı konularak tahliye edilmesine karar verdi. Ailelerin avukatları ise Yargıtay’a başvurmaya hazırlanıyor.

‘Hem tahliye ettiler hem de maden yasağının kaldırdılar’

Mağdur ailelerin hukuk mücadelesini sürdüren Sosyal Haklar Derneği’nden avukat Evren İşler “5 yılda Soma’da hiçbir şey değişmedi. İşçiler güvenliksiz ortamlara mahkum edilmiş şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Alınan önlemlerle de bir şey değişmedi ” dedi. Dava süreciyle ilgili konuşan İşler, Danıştay kararına rağmen kamu görevlilerinin yargılanmasına izin verilmeyerek faciada sorumluluğu bulunan kamunun suçunun örtbas edildiğini belirtti. İşler , katliama giden yolu açanlardan Alp Gürkan’ın beraat etmesinin ve oğlu Can Gürkan’ın en alt düzeyden ceza alıp beşinci yıla gelmeden tahliye edilmesinin aileleri derinden yaraladığını anlattı. İstinaf mahkemesinin bu insanların maden iş kolunda çalışması yasağını da kaldırdığını belirten İşler, “Yani hem tahliye etti hem de ‘git madenin başına yeniden otur’ dedi mahkeme. Bu kararla adaletin Soma’ya gelmediğini görmüş olduk” diye konuştu.

Her şey çok güzel ‘olmasın’

İstanbul Kadıköy’de facianın yıldönümünde yapılan yürüyüşte polisler “Her şey çok güzel olacak” pankartının İstanbul Valiliği tarafından yasaklandığı söyledi. Polis, eylemcilerin pankartı kaldırmasını istedi. “Her şey çok güzel olacak pankartını kaldırın yürüyün lütfen” diyen emniyet yetkilisi, soru üzerine yazılı talimat olmadığı fakat talimatın İstanbul Valiliği tarafından verildiğini söyledi. “Bugünden itibaren valilik ‘Her şey çok güzel olacak’ pankartını yasakladı diyoruz, öyle mi?” sorusuna da yetkili “Evet” yanıtı verdi.

 

Kategori: Manşet

Tarım-Gıda

Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’tan ‘Obezite Sorunu ile Mücadele Okulu’

Sosyal Haklar Derneği’nin 11-12 Mayıs tarihlerinde İstanbul Mimarlar Odası’nda düzenleyeceği Sosyal Haklar Sempozyumu’nda Cumartesi günü Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık tarafından ‘Obezite Sorunu ile Mücadele Okulu’ düzenleniyor.

Obezite Sorunu İle Mücadele Okulu’nda teorik ve uygulamalı olarak obezite sorununa yol açan nedenler sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim hakkı çerçevesinde ele alınacak.

Obezite sorunu hakkında verilecek genel bilgilerden sonra yapılacak uygulama çalışmasında ise obezite sorunu açısından önem arz eden işlenmiş gıdalar, işlenmiş gıdalardaki ilave şeker miktarlarını hesaplama, yaş ve cinsiyete göre Dünya Sağlık Örgütü’nce tavsiye edilen günlük şeker alım miktarı ile gıdalardaki ilave şeker miktarlarının kıyaslanması konuları da ele alınacak.

Bülent Şık, Obezite Sorunu İle Mücadele Okulu katılımcılarının eğer imkanları dahilinde atölye çalışmasına gelirken yanlarında abur cubur kategorisine giren bir gıda ürünü (bisküvi, çikolata, çikolatalı bar, gofret, şekerleme, bir kutu alkolsüz gazlı içecek vs.) de getirmelerini rica ediyor. İşlenmiş gıdalardaki ilave şeker içeriğinin değerlendirilmesi okula getirilen değişik örnekler üzerinde yapılacak.

Dileyen herkesin katılımına açık olacak çalışma Mimarlar Odası’nda 14:00’de başlıyor.

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Tarım-Gıda

Kültür-SanatManşet

Somalı ve Aladağlı çocuklar “İyi Bir Komşu kimdir” sorusuna resimleriyle cevap veriyor

İstanbul merkezli Sosyal Haklar Derneği (SHD) bu yıl Soma’da üçüncüsünü düzenlediği, Aladağ’da da ilk kez yapılan yaz okullarında çocukların yaptığı el emeği çalışmaları “Bizim Mahalle” adlı sergiye taşıdı.

Her yıl yaz okulu sonrası yapılan serginin odağında bu yıl çocukların çizdiği iki mahalle var; “Cennet Mahalle” ile “Arkadaşlık Mahallesi”.

İyi bir komşu kimdir?

Sergi, bu iki mahalleyi ve yaşanan ilişkileri son dönemde kültürel alanlarda da sorulan “iyi bir komşu kimdir” sorusu üzerinden katılımcıları ile sorguluyor.  Bu yaz okulu sergisinde Aladağlı ve Somalı çocuklar, distopik bir gerçekliğin küçük insanları, ütopik olmasa da Cennet Mahalle ile Arkadaşlık Mahallesi adıyla ideal mahalleler kurdular ve çizdiler.

10 Kasım’a kadar Beyoğlu Birikimhane’de

SHD Genel Başkanı Melda Onur, SHD Çocuk Hakları Koordinatörü Selda Torun, Aladağ Yaz Okulu Gönüllüsü Meltem Anayaroğlu ve Soma Yaz Okulu Gönüllüsü Bahri Can Kundak’ın 26 Kasım’daki açılışa konuşmacı olarak katıldığı sergi 10 Kasım 2017’ye kadar Beyoğlu’ndaki Birikimhane’de görülebilir.

Soma Yaz Okulu – Şadiye Yeşiltepe

Sosyal Haklar Derneği, Soma ve Aladağ’daki çocuklar için yaz okulu düzenliyor

Kömür Karası Soma’da büyüyen umut filizleri – Merve Damcı

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat

Haber HattıManşet

Sosyal Haklar Derneği, Soma ve Aladağ’daki çocuklar için yaz okulu düzenliyor

Sosyal Haklar Derneği (SHD), 2015 ve 2016 yıllarında Soma’da düzenlediği yaz okulunu, bu yıl hem Soma hem Aladağ’da yapıyor.

Dernek, geçtiğimiz yıl, üyelerinin ve gönüllülerinin desteği ile 200 genç ve çocuğa ulaşmıştı.

Bu yıl ise 10-28 Temmuz’da Soma’da, 13-16 Temmuz Aladağ’da yapılacak yaz okullarında, çocukların yaz dönemindeki olanaklarını çoğaltmak ile gelişimlerine sosyal ve kültürel açıdan destek olmak hedefleniyor.

Yaz okullarında düzenlenen atölyeler;  sorgulayan, tutum sahibi, sevgi dolu, paylaşımcı  ve dönüştürme gücüne sahip çocukların yetişmesi için uygun atmosfer sağlamak üzere eleştirel pedagoji süzgecinden geçirilerek biçimlendiriliyor. Ancak öğrencilerin hiçbir eğitsel etkinliğe katılmadan sadece oyunlar, dinlenme ve eğlenme aktiviteleri ile vakit geçirme özgürlükleri de bulunuyor. Düzenlenen atölyeler listesinde meslek tanıtımları, temek haklar, ekoloji ve çevre, barış, resim, ebru, satranç, spor ve doğa, tarih, felsefe, grafik tasarım, teknik resim, yaratıcı drama gibi birbirinden farklı alanları yan yana görmek mümkün. Hatta bu sene, Aladağlı çocukların özel isteği üzerine bir graffiti atölyesi düzenlenmesi de tasarlanıyor.

Okullar çocukların, gençlerin ve ailelerinin yaz okulundaki etkinlikler sonrasında, kendi yapıları içinde gelişip öğrenmeye devam edecekleri bir ortama kalıcı bir zemin hazırlamak üzere kurgulanıyor.

Kamusal sorumlulukları hatırlatan bu dayanışma eylemi ile paranın geçerli olmadığı, hiçbir şeyin alınıp satılmadığı, her şeyin gönüllü emeği ve dayanışma ile organize edildiği bir eğitimin mümkün olabileceğini, bir kez daha, hem görmek hem de göstermek isteniyor.

Sosyal Haklar Derneği: “İnsan sosyal haklarıyla insandır!”

2006 yılında kurulan Sosyal Haklar Derneği görece ihmal edilmiş bir hak kategorisi olarak sosyal hakların herkese tanınması için mücadele eden bir demokratik toplum kuruluşu. Çevre, Ekoloji ve Kent Hakkı, Eğitim Hakkı, Çocuk Hakları, Sağlık Hakkı, İşçi Hakları, Hayvan Hakları, Kadın – LGBTi+ Hakları alanlarında çalışmalar yapan Dernek, yıl boyunca aylık Sosyal Hak İhlalleri Raporları ve yine aylık olarak Sosyal Hukuk adlı bir dergi yayınlamakta.

Merkezi İstanbul’da olan derneğin Ümraniye, İskenderun, Adana ve Soma’da temsilcilikleri bulunuyor.

SHD’nin Soma ve Aladağ hakkındaki  ve diğer raporlarına internet sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

13 Mayıs 2014 tarihinde, Cumhuriyet tarihinin en büyük iş cinayetinin gerçekleştiği Soma’da ve 29 Kasım 2016 tarihinde yurt kapıları kilitli olduğu için çıkan yangında 12 çocuğun hayatını kaybettiği bir sosyal cinayete tanık olan Aladağ’daki çocukların yaşadıkları travmaları atlatmasına katkı sağlamayı da hedefleyen  bu yaz okullarını gerçekleştirmek için, SHD’nin desteğinize ihtiyacı var.

17 Haziran Cumartesi 16:00’da İstanbul’da hazırlık toplantısı

Öncelikle , atölyelerin düzenlenmesi için, hem atölye düzenleyicilerine  hem de atölye düzenlemese de çocuklarla çalışabilecek gönüllü dostlara ihtiyaç bulunuyor. Düzenlenecek atölyelerin sarf malzemeleri , çocuk ve gençlerin okul alanına taşınması, beslenmeleri , okul alanının tanzimi gibi masraf kalemleri  için ise maddi destek gerekiyor.

Gönüllü olmak, bağış yapmak veya ihtiyaç listemizdeki malzemeler konusunda destek olmak için bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Gönüllü olmak ve yaz okulları hakkında bilgi almak isteyenler, 17 Haziran Cumartesi, (bugün) saat 16.00’da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Karaköy’de yapılacak hazırlık toplantısına katılabilir.

 

Haber: Elif Cansu İlhan

(Yeşil Gazete)

Kategori: Haber Hattı

Köşe Yazıları

Soma Emekçi Kadınlar üretici topluluğu

Soma’da birbirinden farklı görünen ama birbiriyle ilintili  toplumsal süreçler ve mücadeleler ve ekolojik yıkımdan söz ediyorum bu yazıda. Kazanın sorumluları hakkında görülmekte olan duruşma vesile oldu, Ocak ayında  bölgeye  gittim, gördüm dinledim.

Şehit Maden İşçileri Aileleri, 13 Mayıs 2014’te Soma Kömürleri  şirketinin  işlettiği Eynez Kömür ocağında  301 işçinin ölümüyle sonuçlanan kazanın tüm sorumlularının yargılanması ve kazanın tümüyle aydınlatılması için çabalıyor. Başarılı olurlarsa bu  bütün Türkiye’de maden sektöründe işgüvenliği ve çalışma şartlarının iyileştirilmesinin önünü açabilir daha doğrusu devleti ve patronları bu konuda adım atmaya zorlamaya yardımcı olabilir diye düşünüyor Sosyal Haklar Derneği‘nin gönüllüleri.

Ailelere destek olan Sosyal Haklar Derneği aktivistleri arasında sendikal haklar mücadelesinde yer alan emektar sendikacılar ve her yaştan  işçiler var. Sendika seçme özgürlüğünün hayata geçmesi demek, patronları  işçi güvenliğine yatırım   yapmaya  zorlamak demek. Bol israflı enerji düzeni  kömürden elektrik üretmeye dayanıyor;  ucuza-daha ucuza- en ucuza ve bol- daha bol- bol bol kömür çıkartıp ve bunu en az masrafla yakıp elektrik üretmek ancak „kaderin“ eşlik ettiği kol gücüyle mümkün. Makina kullanmak, işgüvenliği tedbirleri almak maliyeti artırmak demek, daha pahalıya geliyor o zaman elektrik. Bol bol elektriği bol bol israf ile tüketmek mümkün. Nasıl olsa yok edilen  zeytinlikler de bu çarka kurban giden insanlar da  hesap sormuyor. Soma’da buna karşı itiraz  var, yaşamı savunan bir itiraz.

Tıkır tıkır büyüyor, hızla kalkınıyor bu Soma. Çünkü davul da tokmak da  Soma’da tek elde.  Madenler devletin  ve adına rödevans denilen bir yoldan şirketlere icara veriliyor. Ruhsat verme ve denetim de devletin elinde. Sistem dizayn edilirken yürütme  enerji bakanlığından alınıp Başbakanlığa bağlanmış. Özel sektör de –biz bize benzeriz- siyasete bağlanmış. Bir zamanların Garp Linyitleri İşletmesi de  tümör gibi bir sistemi besliyor olmuş. 10 yılda çıkartılması planlanan kömür 2-3 yıl içinde çıkartılır olmuş. Ciro arttıkça artmış, madene inen insan sayısı arttıkça artmış, ama hava alacakları, çalışacakları alan genişletilmemiş.

Aslında bunca farklı alanda bir tek mücadele veriliyor: Yaşamı savunmak, yaşamı korumak.

Kahkahanın, bir çocuk gülüşünün ve yaşamın hiç de ceza tehdit yahut yasak tatbikinden ibaret olmadığının çocuksu tecrübesinin adresinin bir yaz okulu olduğu Soma’da yaşamı savunmak bazen birbirine tutunmakla mümkün oluyor.

Ekmek parası bugün var. Yarın hiç belli değil. Ekmek aslanın ağzında derler ya burada da ekmek kapısını güç sahibi  partinin üyesi olmak açabiliyor. Garantisi yok tabii çünkü çok fazla sayıda parti üyesi var. Soma’da iş bulma umudu olduğunu duymayan kalmamış, ülkenin dört köşesinden göç alır olmuş. 5 tane özel firma burada ve bunlardan birisi Soma Kömürleri AŞ. Eynez ve Atabacası  kömür ocaklarını işletiyor. Kaza olunca devlet bu iki işyerinde de üretimi durdurma kararı aldı. Sonrasında işçi eylemleri yükselince bu defa 6 ay boyunca bu işyerlerinde çalışan işçilere 2 maaş tutarında ücret ödeme kararı çıkıyor ve böylece infiali önlüyor. 6 ayın sonunda 30 kasım 2014 tarihinde bu ödemeler sona eriyor. Ocaklar bakanlık kararı ile gerekli iş güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle üretime başlayamadığı için  ertesi günü 2.883 işçinin iş akitleri kıdemine göre işsizlik ödeneği ödenerek feshediliyor, toptan işsiz kalıyorlar.

Soma’da öksürük aksırık çok ve kanser hastalıkları  fazla, hava kirliliğinden dolayı. Her gün siliyoruz her gün gene aynı toz, diyorlar Soma’da. Verimliliği artırıp daha az kömür yakmayı hedef edinmek, havada partikül ölçümleri yapmak hava kirliliği belli limitleri aşınca kömür yakmamak yok. Bunları talep edecek etkin sivil toplum girişimi de yok.

Soma’nın karşısında Yırca köyünün zeytinlikleri kesilmişti ikinci bir termik santral kurmak için. İyi bir mücadele buna engel oldu ama sonuçta yalnızca  planlanan santralin yeri değişti. Soma’da güzel yer çok, verimli topraklar daha çok. 2 termik santral daha kurulacakmış diyorlar, her yıl daha fazla kömür çıkartılıp yakılacakmış diyorlar. Gittim gördüm.  Kozluören köyünü, dağlardan gelen büyükçe derenin kömürü yıkamak  için hapsedileceği barajın inşaatını, yok edilen derenin yanındaki yolun da yokolduğunu, dağ yamaçlarına yol yapılırken ormanın yok edildiğini  gördüm.

Bir de Soma Emekçi Kadınlar (üretici topluluğu) var. Şimdi güzel şeyler duymak  için Aysun Hanımla  sohbete  başlayalım.

„Maden kazasından beri epeyce yol aldık“

Aysun Gökçe, Soma Alevi Kültür Derneği Başkanı ve  Alevi Kültür Derneklerinin genel merkez yönetiminde genel sekreter olarak görev yapıyor.

„Soma Emekci Kadınlar adına derneğimizin bünyesinde işletme kurduk. Çıkış noktamız kazada eşini kaybeden kadınlardı ama yardımlar ve toplu paralar verilince çalışmayı bırakanlar oldu„ diye anlatıyor. Giderek eşi işsiz kalan kadınlar ve çalışmak zorunda olan kadınlarla bugünkü üretici topluluğu oluşmuş.

“Genel kurulda Cem Evi mutfağını kullanma kararı çıktıktan sonra işe elle başladık, kazandıkça makinalarımızı almaya başladık. Hiç kimseden yardım almadık. Benim ve eşimin 17.000 TL sermayesiyle başladık ve bugün sezonda 30 kadın çalışır hale geldik”

Aramızda, aldığı ilk ücretle pazara  koşup çocuklarına kazandığı parayla aldığı muzu tattırmış olmaktan mutlu olan bir anne var. Lise mezunu olmasına rağmen hiç çalışmamış memleketine giderken yakınlarına hediye alamamaktan üzüntü duymuş, şimdi ise  kazandığı parayı biriktirip hediye almanın mutluluğunu yaşayan bir kadın var. Kocasının durumunun  iyi olmasına rağmen kendisi için harcayabileceği azıcık parayı ancak eşinden ve çocuklarından esirgeyerek bir araya getirebilen bir  anne, bir eş var.

“Facebookta SOMA EMEKÇİ KADINLAR  veya Aysun Hamza Gökçe diye girerseniz görebilirsiniz. Öncelikle belirteyim burada kazancın bir kısmı eğitime ayrılıyor. “2 ton tarhana 2 ton erişteyi rahat satıyoruz. Güneşte domates salçası ve güneşte reçel üretiyoruz doğal ürünler kullanıyoruz. İşletme  Sermayemiz olsa, gıda toplulukları  ile ilişkilerimiz artsa ve kentli gönüllülerimiz  olsa üretim kapasitemizi rahatlıkla artırabiliriz. Sermayemiz kısıtlı olduğundan kullandığımız (cam şişe gibi) ürünleri perakende alıyoruz. Tarlalardan ürünleri parakende almak zorunda kalıyoruz. Büyük firmalar daha sebzeler çiçekteyken üreticiye parasını veriyor bizim doğal ürünleri alabileceğimiz  alanlar azalıyor.Bizim ürün aldığımız tarlalar sunii gübre kullanmıyor. o nedenle kimyasal olmuyor”

““Üreticilerle doğrudan, aracısız çalışıyoruz. Üreticinin nasıl ürettiğini biliyoruz  Bulunduğumuz çevrede hava kirliliğinin yoğun olmasından dolayı (termik santral zehir saçıyor) en az 100 km uzaktan sebze alıyoruz. Bu bile bizim nakliyeden dolayı maliyetimizi artırıyor.

“İstek olursa farklı şeyler de üretebiliriz: ceviz reçeli, patlıcan reçeli, balkabağı reçeli, incir reçeli, portakal kabuğu reçeli, elma reçeli, gibi çeşitli reçeller gibi. Kurutma makinamız olsa her türlü meyvenin kurusu  yapılabilir. Kekik,nane, biberiye pul biber, adaçayı  yapılabilir. Önümüzdeki sezon da sebze kurusu (Domates, Biber, Patlıcan) gibi. zeytin, zeytinyağı gibi  ürünler ekleyebiliriz.

Köyler, köylüler ve maden 

Cemevinde Güneş Enerjisi?

Soma kömür madenlerinde uzak yakın köylerden çalışan çok. İzmir Kınık ilçesi köylerine dek çalışmaya geliyorlar. Köylünün geliri neoliberal politikalar sonucu düştüğü gibi madencilik de köyde  üretimin ihmaline, azalmasına yol açtı. Aysun Hanıma, “Acaba pazar ekonomisinin yıkıcı etkilerinden nisbeten korunabilen  köy üretici toplulukları  oluşabilir mi?” diye  soruyorum , acaba Soma Emekçi Kadınlar bunda rol oynayabilir mi?

“Ormandan toplanan adaçayı, dağ çayı, kekik gibi bitkiler var. Bunlar kontrollü ve sürdürülebilirliğin sağlanması  şartıyla toplanabilir. Ceviz ağaçlarının çok olduğu ürünün toplanmadığı yerlerde ceviz toplanabilir.  Zeytin ve ürünleri değerlendirilebilir. Katma değerin bir kısmı köyde gerçekleşirse gerçekci girişimler gelişebilir“

Burada güneş gönüllüsü olduğumu hatırlayıp yapılabileceğini düşündüğüm hayallerden söz ediyorum. Güneş enerjisinden yararlanmak, bitki , meyva kurutmaktan  paketlemeye kadar ve  tabii peynircilik. Üretilen elektriğin fazlası ise satılır. Başka ülkelerdeki tecrübeler bir tarafa Türkiye’de orman köylerine ek gelir için güneş enerjisinden elektrik üretme projeleri de var.

Kaldı ki Soma bölgesinde çok sayıda rüzgar santralleri var (kurulurken çevre etkileri ne kadar gözetildiğini bilmediğim için RES ler konusuna girmiyorum.)

İnternet üzerinden sürdürdüğümüz  sohbetimiz planlar yapmaya evriliyor giderek. İlk adım Soma Cemevi’nin çatısına bir GES (Güneş Enerji Santrali) kurmak olacak. Karşıda Yırca köyünde Greenpeace caminin çatısına GES kurdu bir bağış kampanyası düzenleyerek. Kömürden elektrik üretmenin iklim değişikliğine yol açtığını konuşurken alternatiflerini  geliştirmek en ikna edici yöntem değil mi?

“Binamız 3 kat, toplam 900 m2, kiracı yok. Çatı 270 m2 ve  her tarafı güneş alıyor. Doğal gaz yok ve kışın soğuk olduğu için üretim yapamıyoruz.  Klima çalıştırmak  akıllıca değil,  fatura yüksek geliyor”

“Soğuk hava depomuz yok. Bunun için yerimiz var ama soğuk hava deposu olunca elektrik faturası daha da artacak.   Hem bundan çekiniyoruz işletme sermayemiz az olduğu, yetersiz olduğu için. Hem de soğuk hava deposu yatırımı için de sermayemiz yok. İşte saklama imkanımız olmadığından az üretiyoruz.” 

Destek, dayanışma ve  işbirliği

“Soma Alevi Kültür Derneği’nin iktisadi kuruluşuyuz. Kooperatif kurmayı başından düşünmüştüm. Bizimkisi gibi bir üretici topluluğu için kooperatif  doğru bir model tabii.  Ancak sermayemiz yoktu. Derneğin hazır  mutfağı olması nedeniyle karar verdik ve böylece hemen başlayabildik.”

“Amatörce başladık, eşim yardım ediyor. İstanbul’dan  bir  işletme mühendisi ve bir gastronomi öğretmeni  bu çalışmamızı, emeğimizi duymuşlar, destek için geldiler. Bize çok şey kattılar. İzmir  Ziraat, Makina ve Gıda mühendisleri odaları sesimizi duyuruyorlar.”

“İyi tarım ürünü  kabul edilen girdiler ile çalışıyoruz. Organik ürün yapmak için bize destek olacak kooperasyonlar, işbirlikleri  içine girmemiz gerekir, o zaman  o alanda da  gelişmek isteriz”

“Düzenli alıcılarımızın olmasını, onları tanımayı ve isteklerini, eleştirilerini dikkate almayı isteriz. Büyük kentlerdeki gıda toplulukları, tüketici kooperatiflerine  ulaşmak isteriz”

 

Alper Öktem

 

Hafta SonuManşet

Kömür Karası Soma’da büyüyen umut filizleri – Merve Damcı

13 Mayıs 2014 tarihi, hafızalarımızdan çıkamayacak büyüklükte bir acıyı kazımıştı. Manisa’nın Soma ilçesinde 301 maden işçisinin hayatın kaybettiği facia tüm yurdu yasa boğmakla kalmadı; Türkiye Cumhuriyeti tarihine, yaşanan en büyük maden faciası olarak geçti. Facia ülkedeki iş güvenliği konusundaki eksiklikleri de gündeme taşıdı. Bir yanda iş güvenliği ve sağlığı açısından atılan adımların yeterliliği tartışılırken, sorumluların yargılanma süreci de Somalılar ve civarındaki köylerde hayatını kaybeden madenci aileler tarafından yakından takip ediliyor.

Öte yandan geleceğimizin umudu olan Somalı çocuklar için hayat halen bir oyun… 

İlçenin umudu küçükler masum ve kırılgan kalplerinde kocaman bir sevgiyi, akıllarında da zengin bir hayal gücünü taşıyorlar.  Onların ve ailelerinin sesine kulak veren Sosyal Haklar Derneği, bu yaz Soma’da ikinci kez düzenlediği Soma Yaz Okulu ile çocuklara ve ailelerine bir nefes olmayı başardı.

Yaz Okulu’na katılan çocukların yaptığı resimler de 15 Ekim-11 Kasım 2016 tarihleri arasında Birikimhane’de düzenlenen “Düş Peşine ” adlı bir sergiye dönüştü. Bu güzel projeyi Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Nişancı anlattı. 2017 yazında da yapılması planlanan Soma Yaz Okulu hem yeni eğitim gönüllülerini hem de destekçilerini bekliyor.

Merve Damcı ve Hakan Nişancı

Merve Damcı ve Hakan Nişancı

Yazı ve fotoğraflar: Merve Damcı 

***
*Soma Yaz Okulu projesi nasıl doğdu? 
76
Hakan Nişancı : Soma’da maden katliamı yaşandıktan hemen sonra Sosyal Haklar Derneği orada bir temsilcilik açtı. Şehit madenci aileleriyle iletişime geçti, neler yapılabileceğine baktı. Kazayı takip eden ilk yazda, yani 2015’te ilk kez gönüllü hocalarımızın katılımıyla 3 hafta süren bir yaz okulu yapıldı. Yaz okuluna gelen çocuklar daha çok madenci çocuklarıydı. En başta şehit madenci çocukları olmasına dikkat edildi ama sonradan Soma’da yaşayan insanların birbirinden çok farkı olmadığı fark edildi. Genellikle şehit madenci çocukları vardı. Anneleri de mevsimlik tarım işçileriydi. Böyle bir şeye çok ihtiyaç duyuyorlardı. Yazın kadınlar tarlalara çalışmaya gidiyorlar, onlar tarım işçiliği yaparken çocuklara da tanıdıklar, anneanneler, babaanneler bakıyorlar. Dolayısıyla öyle bir ihtiyaca denk geldi. Devletin, kamunun yerine böyle bir ihtiyaç var ve bu ihtiyacı biz karşılayalım, kamu bunu karşılamıyor gibi bir mantıkla ilerlenmedi. Çünkü bu devletin yapması gereken bir iş ama şu yapmaya çalışıldı: Acaba çocuklara yaşadıkları travma kısmen de olsa izleri silinebilir mi? Onlara alternatif bir hayat, alternatif bir eğitimden örnekler gösterilebilir mi? Hayal güçleri, kendi yapabilirlikleri bir parça da olsa ortaya çıkarılabilir mi? Bunun peşine düşüldü. Başarılı geçen ilk yazın sonunda da Adapazarı’ndaki Sosyal Hakları Derneği üyeleri ve gönüllüleri çocukların yaptıkları eserlerden bir sergi açmışlardı. Bu sergideki dilekler ve resimler de 2016 yazındaki kamptan kalanlardı. Çocuklar sabah 8 gibi öğretmenlerden bile önce yaz okuluna geliyorlardı çünkü tarım işçilerinin çalışmaya gittikleri saatlerdi bunlar. Anneler tarlaya, babalar madene, çocuklar da okula geliyorlardı. Doğa dostu bir program izlenmeye çalışıldı. Çocuklara hiçbir yarışma yaptırılmadı. Hiç kimse kazanmadı ya da kaybetmedi. Rekabetin tamamen dışında bir şeyler yapıldı. Paylaşmaya dayalı, çocukların özgüvenini artırmaya yönelik bir faaliyet yürütüldü.
*Yaz Okulu’nda hangi atölye çalışmaları vardı?
65
Hakan Nişancı : Tarih, coğrafya, resim, müzik, beden eğitimi gibi bilindik müfredatta olan; bale, karikatür, kendi ifade yeteneklerini geliştirmek için münazara ve çocuk hakları gibi müfredatta olmayan dersler de yapıldı. Mesela bale hocamız çok ilginç bir olay anlattı. İlk gün bütün erkekler balenin bir kadın işi olduğunu düşünüp kaçıyorlar. İkna edilerek katılımları sağlanıyor. 3 günlük bale eğitiminin sonunda erkek öğrencilerden bir tanesi “ben balet olabilir miyim acaba” gibi sorularla öğretmeninin yanına gidiyor. Çocuk Hakları Atölyesi’nde yapılan işler hazırladığımız ajandanın içinde de görülebilir.
*Çocukların eğitimine ve kişisel gelişimlerine yönelik gerçekleştirdiğiniz proje için kimlerden/nerelerden destek alıyorsunuz? 
67
Firma veya şirket sponsorluğu almıyoruz. Şahıs desteği alıyoruz. Bu pahalı bir iş. Çocuklara hem öğle hem de ikindi kahvaltısı olarak 2 öğün yemek veriyoruz. Çocuklar evlerinden servislerle alınıp servislerle bırakılıyorlar. Soma dışından gelen eğitimcilerin tamamı Soma’da konaklatılıyor. Ekonomik olarak güç bir şey. Biz de gücümüz yeterse 2017 yazında da Yaz Okulu’nu yapmayı düşünüyoruz. Hatta bu işte kendimizi o kadar iyi hissettik ki, Soma dışındaki başka yerlerde de yapabilir miyiz sorusunun arayışı içindeyiz. Gönüllüler destekte bulunmak isterlerse Sosyal Haklar Derneği’nin mail adresi [email protected] ve 0553 050 53 58 üzerinden bizlerle iletişime geçebilirler. Hem gönüllü eğitimci olmak, hem malzeme desteği vermek için katkıda bulunabilirler. Yılbaşından sonra onları değerlendirmeye başlayacağız. Sosyal Haklar Derneği’nin bir eğitim çalışma grubu var. Bu aralar yoğunlar. Türkiye’de proje okulları diye bir yönetmelik çıkarıldı ve İstanbul’un seçkin okullarını kanıma bertaraf etmek içindi. Ekip bu yönetmeliği durdurmak ve OHAL kapsamında işinden olan akademisyenler için çalışmalar yapıyor. Soma Yaz Okulu’na hazırlanılırken daha acil olan bu gündemle meşguller ve gelişmeleri takip ediyorlar.
*Gönüllü katılımcılar sizinle nasıl irtibata geçiyor ve eğitimcileri Yaz Okulu’na nasıl seçiyorsunuz? 
64
Hakan Nişancı : Telefon, e-mail ve sosyal medya üzerinden yapılan başvurularla temasa geçiyorlar. Ya da tanıdıkları aracılığıyla başvurular oluyor. Önce mülakat yapıyoruz. Sonra oryantasyon eğitimi veriyoruz. Onlara rekabet ve yarışma değil, dayanışma istediğimizi anlatıyoruz. Bu yıl “Bir Eğitimcinin Bir El Kitabı”nı hazırlayacağız. Çocuklar için nasıl bir eğitim istediğimizi o el kitabında anlatmak istiyoruz.
*Çocuklar Soma Yaz Okulu’nda neler öğrendi? 
Hakan Nişancı : Ölçme ve değerlendirme güç bir şey çünkü onlarla 3 hafta birlikte olabiliyoruz. Kısıtlı gözlemlerimiz var. Özellikle 2 yıl üstüste yaz okuluna gelen çocuklarda kendini ifade kabiliyetinin kısmen de olsa arttığını gözlemledik. Biz onların bu facianın üzerinde bıraktığı etkiyi kısmen de olsa silmeye çalışıyoruz.
*Somalı ailelerin bu projeye yaklaşımları nasıl oldu? 
74
Hakan Nişancı : Yaz Okulu’nun son günü ailelerin de katıldığı bir kapanış şenliği ve kapanış sergisi düzenlendi. Psikolog arkadaşlarımız özellikle annelerle görüştü. Kapalı bir toplantı düzenlediler çünkü şehit madencilerin eşleri, genç dullar olarak onların da bir çok sorunları var. Demokratik kitle örgütleri onlarla ilgilense epeyce bir hikayeye ulaşılabilir. Çok büyük yaralar var. Ama üzerimizde olumlu izler bıraktılar. Resim sergisini düzenleyen ekibimizin kişisel gözlemi şu: O çocuklarda o katliamın izleri hala var. Yaptıkları maden, termik santral, çığlık resimleri bunu gözler önüne seriyor. Diğer taraftan da onlar hala çocuk. Öyle şeyler yapıyorlar ki, mesela gözlüğün bir yanı gülüyor, bir yanı ağlıyor. Bir nehrin bir yanı mutlu, bir yanı mutsuz. Bir yandan bir yarılma içindeler ama her şeye rağmen mutlu ve rengarenk resimler de yapıyorlar.
*Sosyal Haklar Derneği olarak 2015’ten bu yana Soma’dasınız ve gelişmeleri yerinde takip ediyorsunuz. Oradaki çocuklarımız en çok neye ihtiyaç duyuyorlar? 
Hakan Nişancı : Bu kadar büyük bir katliam hem yetişkinlerde hem de çocuklarda büyük izler bırakmış. Buna maruz kalmaları da haksızlık. 100 bin nüfuslu bir kent, insanlar madenle yaşıyorlar ve Türkiye’nin elektriğinin yüzde 10’unu karşılıyor. Kömür termik santrale gidiyor ve elektriğe dönüşüyor, biz de aydınlanıyoruz. Ve birileri bunun bedelini ödüyor. O izleri onlara maddi ve manevi yardımla tamamen silebilmek mümkün değil. Onlarla birlikte yaşamak gerekiyor.
*Sosyal Haklar Derneği Yaz Okulu Gönüllüleri ve Eğitim Çalışma Grubu tarafından düzenlenen ve çocukların çizimlerinin yer aldığı “Düş Peşine” adlı sergiyi başka illere de taşımayı planlıyor musunuz? 
66
Hakan Nişancı : Tabi ki. Mesela çocukların yaptığı resimlerden birinde kömürden çıkan bir gökkuşağı vardı. Bu çocuklarda gerçek bu. Kömür ve gökkuşağı birlikte. Biz serginin metnini de bunun üzerine kurduk. Her ayın 13’ünde hem Soma’da hem de İstanbul’da basın açıklaması yapıyoruz ve Cumhuriyet tarihinin bu en büyük iş cinayeti unutulmasın istiyoruz. Bu unutulursa başkaları da unutulur ama gündemde kalırsa belki bu tür büyük iş katliamlarına bir nebze de olsa engel olabiliriz. Elbette ki bu sergiyi de düzenli olarak yapmak, İstanbul’un başka semtlerine, diğer illere de taşımak, Soma’da da sonlandırmak istiyoruz. Bunu da yaşananları unutmamak, akıllarda kalsın diye yapmayı amaçlıyoruz. Çok sevdiğim bir söz vardır. Milan Kundera “Gülüşün ve Unutuşun” kitabının başında diyor ki, “İnsanın iktidara karşı savaşımı, belleğin unutuşa karşı savaşımıdır” Belleğimiz unutuşa karşı iyi bir mücadele verirse tüm bunlara engel olabiliriz.
*Sosyal Hakları Derneği ne zaman, hangi vizyon ve misyonla kuruldu? 
73
Hakan Nişancı : Merkezi Kadıköy’de bulunan dernek, 2006 yılında kuruldu. Eğitim, sağlık, barınma ve kent hakkı başta olmak üzere insanlığın doğuştan gelen her türlü sosyal hakkını gündemde tutmak, hak ihlallerini raporlamak ve görünür kılmak misyonuyla 11 yıldır görev yapıyor.

*Soma’da ne olmuştu?

Soma maden faciasında AFAD’ın verilerine göre 301 madenci can verdi. Facia sırasında madende bulunan 787 maden işçisinden 486’sı yaralı ve sağ olarak çıkarıldı. Bilirkişi raporundaki otopsi sonuçlarına göre ölümlerin büyük çoğunluğu CO zehirlenmesinden kaynaklandı. Asli kusurlu bulunan Soma Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın aralarında bulunduğu sanıkların yargılanma süreci devam ediyor.

61-merve-damci

Röportaj: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu