[Hayvan Deneyleri] Duyarlı bir canlının acı karşısındaki çaresizliği komik değildir – Yağmur Özgür Güven

İnsanlık tarihi boyunca, insan menfaatine küçük ya da büyük her bilimsel gelişme için mutlaka bir bedel ödenmesi gerekti. Peki bu bedeli kim ödeyecek? [Hayvan Deneyleri] yazı dizisinde bu sorunun cevabını hep birlikte bulmaya çalışacağız

***

Geçtiğimiz hafta, sosyal medyada epey takipçisi olan bir doktorun gönderisi adeta şok etkisi yarattı. Gönderi görselinde, elinde gülen bir kurbağa kafası illüstrasyonu tutan bu doktor hanım açıklamaya da “biz bunları Tıp 1’de kürar ile felç eder canlı canlı keserdik. Orasını burasını kurcalardık” yazmıştı. Yazının devamında ise, kurbağayı öpmekle ilgili bir takım şeyler vardı. Gelen tepkilerin ardından bu korkunç gönderiyi kaldırdı. Onu eleştiren hayvan hakları savunucularına da dili döndüğünce cevap vermeye ve kendini anlatmaya çalıştı. Kimilerini ise yapılan espriyi anlayamamakla suçlayarak, zekâ yoksunluğuyla ilgili şeyler ima etti, bazı kişileri de engelledi. Gönderisini sildikten yarım saat sonra, apartman kapısı önünde kedi beslediği videolarını koydu ve verdiği cevaplarda da hayvansever olduğunu, kedilerinin olduğunu, amacının sadece espri olduğunu ve hayvanları sevdiğini yazdı…

Kürar, motor sistemi felç ederek canlının hareket özelliğini kaybettirerek kasları bloke eden, ancak duyu sinirlerini (yani acı-ağrı hissetmeyi) etkilemeyen bitkisel bir ekstrakt/zehir. Kullanımı, Amerika kıtasının keşfinden öncesine dayanıyor. Tıp araştırmalarında kullanımından çok önce, ilk kullanıldığı yer Güney Amerika ve kullanım amacı da avcılık. Ok ve mızrakların ucunda kullanılan kürar, hayvanın tamamen felç olmasını sağlıyordu ve bu özelliği sayesinde normal okla yakalanması zor olan (hızlı kaçan ya da çok yükseklere zıplayan) hareketli hayvanları yakalamak için bire birdi. Felç etme özelliğinin yanında, diğer zehirlerin aksine hayvanın eti zehirli olmuyor ve tadı da değişmiyordu. Kürarın hazırlanışı ve dozajın ayarlanması da sadece bu işin ehli kişilerce yapılabiliyordu ve genelde babadan-oğula bilgi aktarımıyla bu uzmanlık devam ediyordu.

1804 yılında, Guyanalar’a bir seyahat gerçekleştiren gezgin ve maceracı Charles Waterton, Royal Society’nin başkanı doğa bilimci Sir Joseph Banks’in ricası üzerine burada kürarı araştırmaya başladı ve herhangi bir antidotu olmamasına rağmen, suni solunum sayesinde kürar altındaki hayvanın istenildiği kadar hayatta tutulabileceğini öğrendi. İngiltere’ye döner dönmez, Guyanalar’dan getirdiği kürar ile 3 eşek üzerinde deneysel bir gösteri gerçekleştirdi. Kürar verilen hayvanlar kendi kendilerine nefes alamadıkları için, nefes borularına yerleştirilen bir tüp ile ve suni solunumla hayatta tutuluyorlardı. Omzundan kürar enjekte edilen ilk eşek, 20 dakika içinde öldü. Bacağının üst kısımlarına uygulanan turnikenin üzerinden kürar enjekte edilen ikinci eşek 1 saatten fazla bir süre normal şekilde yürümeye ve hareket etmeye devam etti ve turnike çıkarılana kadar ölmedi. Üçüncü eşeğe de omzundan kürar verilmişti ve 10 dakika içinde öldü. Nefes borusundan iki körük yardımıyla girilerek 2 saat boyunca suni solunum sağlanarak hayata döndürüldü. Ve suni solunum devam ederken kafasını kaldırıp etrafa baktı, yeniden öldü. 2 saat daha devam eden suni solunum sonucunda ayaklandı ve iyi görünüyordu. Zehrin verildiği yerdeki yara da çok çabuk iyileşti. Bir yıl kadar sonra, zayıf ve hasta görüntüsü kayboldu, kilo aldı ve hikâyesini duyan ve ona acıyan biri tarafından sahiplenilerek Wouralia ismi verilen ve hayatının sonuna kadar çok iyi bakılan bu hayvan 20 yıl kadar yaşadı. (Üçüncü eşeğin hikayesi Waterton’ın anılarına dayanıyor…)

19. yüzyılda hayvanlarda kullanılan anestetikler; eter, kloroform ve kürar idi. Kürarın kullanılmaya başlanmasının sebebi, hayvanın halen hissedebilir ve bilinci açık haldeyken incelenmesinin daha iyi olmasıydı. Yani kullanım amacı acıyı azaltmak değil, “konforlu” çalışmaktı. Deneylerinde kürar kullanan ünlü fizyolog Bernard, etki ettiği mevkiinin ne kas ne de sinirler, ikisinin arasında bir yer olduğu sonucuna varmıştı. Nasıl çalıştığı (20. yüzyıla kadar nöromüsküler yapının işlevi ve rolü tam anlamıyla anlaşılamadığı için) net şekilde bilinmeyen, antidotu olmayan bu gizemli madde insanlarda denenmişti, kımıldayamasalar bile tüm o acıyı hissettikleri biliniyordu. 1900 yılında fizyolog Jacob Pal, köpekler üzerinde gut hastalığını araştırırken, kürar verilmiş köpeğe fizostigmin[i] enjekte etti ve barsaklarda ritmik kasılmadaki artışla birlikte köpeğin kendiliğinden nefes aldığını farketti; sonraki deneylerde tersine etki kanıtlandı ve kürarın antidotu da bulunmuştu artık. Kürar, 1900’lerin başlarına kadar revaçtaydı, deneylerde kas gevşetici olarak fizyologlar tarafından sıkça kullanıldı. 1942 yılında Montreal Homeopati Hastanesi’nde operasyon esnasında (hasta genel anestezi altındayken) kas gevşetici olarak ilk defa insanda da kullanıldı. Ve tabii ki, günmüzde, hayvan deneylerinde anestetik olarak tek başına kullanılmıyor. Kürarın kısa hikayesi işte böyle…

Malum gönderiyi binlerce kişi beğendi. Beğenenlerin çoğunun, kürarın ne olduğunu ve bahsettiği uygulamanın ne anlama geldiğini bilmediğini düşünüyorum zira komik olmak bir yana, bir canlıya yapılabilecek en korkunç işkence. Çünkü hayvan her şeyi hissediyor… ama kaçamıyor. Acıdan kaçınma davranışı tüm canlılardaki reflekstir biliyorsunuz; en basit örnek, eliniz yandığında beyinden elini yakan şeyden uzaklaştır emri gider. Ama sinir ve kaslarla ilgili doğal refleks hareketleri, kürar altındayken görülmez. Kaçmak bir yana, hareket dahi edemiyor. Ne bayılabiliyor ne de ölebiliyor. Engelleyemiyor da. Yapılanlara katlanmak zorunda. Bir dakika da sürse, bir saat te… Bu durumu eğlenceli bulmayı, normal bir ruh halinin olağan davranışı olarak görmek imkânsız. Dünya, eğitimde canlı hayvan ve dokularını kullanmak yerine çağımıza uygun hayvansız alternatiflere geçiyorken, çağdışı ve etikdışı uygulamalardan bahsetmek bile tuhaf. Sevgili doktor, gönderinizi kaldırmanız yeterli değil, sizden bir özür bekliyoruz…

KAYNAKLAR:

D. Milner, From the Rainforests of South America to the Operating Room : A History of Curare, 2009

C. Waterton, Wanderings in South America, 1825

Prof.Dr.K.Akpir, Her Yönüyle Anestezi, 2010


[i] (İng. physostigmine) Parasempatik sistemin etkilerini taklit eden alkaloit

.

.

Yağmur Özgür Güven