Köşe Yazıları

Ayakları yere basan tek alternatif: Yeşil Yeni Düzen

2012 yılında basıma hazırladığımız Yeşil Ekonomi kitabına Fransız ekolojist ve sonradan AP milletvekili olan Alain Lipietz’in makalesini alırken, öngörülerinin bu kadar çabuk gerçekleşeceğini düşünmemiştim. Karl Polanyi 1929 Büyük Buhran’ından çıkış için dünya ülkelerinin faşizm, sosyalizm ya da sosyal demokrasi gibi 3 yol denediklerini, başarılı olanın ise Yeni Düzen adıyla ilkin ABD’de sonra diğer Batılı ülkelerde uygulanan sosyal demokrat proje olduğunu belirtmişti. Alain Lipietz de bu görüşe atıfta bulunarak, 2008’de başlayıp hala etkisini sürdüren küresel krizin de toplumları benzer seçeneklerle karşı karşıya bıraktığının altını çizmişti. Yani, yine büyük bir buhranla karşı karşıyayız, üstelik buna bir de, 1929’da ortada olmayan ekolojik kriz de eklenmiş olarak. Aklımızı başımıza almazsak ülkeler faşizm gibi sonu hüsranla bitecek seçeneklere yönelebilir demişti.  2010’lu yılların başında Türkiye’de bu tartışma başladığında, bir takım gruplar, halkı faşizmle, savaşla, iklim değişikliğiyle korkutup Yeşil Yeni Düzen’e razı etmeye çalışmakla itham etmişlerdi.  ABD, Rusya, Brezilya ve AB ülkelerindeki aşırı sağcı popülist hareketlerin yükseldiği günümüzden geriye doğru bakınca öngörülerin ne kadar isabetli olduğunu görüyoruz. Ortada ayakları yere basan, bugünden yarına uygulamaya konulabilecek Yeşil Yeni Düzen’den başka bir alternatif model de bulunmuyor. Bunun içindir ki, tartışma ABD ve AB ülkelerinde hızla yaygınlaşıyor, kimi ülkelerdeki uygulamalarla ete kemiğe bürünüyor.

Gelelim bu yazının amacına. Ali Rıza Güngen, Gazeteduvar’daki 11 Ocak 2019 tarihli yazısındaYeşil Yeni Düzen’i  bu tartışmalar üzerinden masaya yatırıyor. Ez cümle, sistemin kendisine esastan muhalif olmayan, yeşil göz boyamacılıktan öte gidemeyecek, nasıl finanse edileceği belli olmayan bir proje olarak eleştiriyor. İzninizle, bu eleştirileri çok indirgemeci ve yüzeysel bulduğumu belirtmekle başlayayım.

Yeşil Yeni Düzen adını 1930’larda ABD’de uygulanmaya başlanan Roosevelt’in Yeni Düzen programından almıştır. Güngen de Yeni Düzen programı üzerinden, eğer bu da ona benzeyecekse istemez kalsın diyor kısaca. Yeni Düzen programı elbette ki eleştiriye açıktır, ne var ki, 2000’li yıllarda tabutuna son çivi de çakılana kadar ABD’de emekçi orta sınıfın güçlenmesinde, sermaye gruplarının denetlenmesinde, sosyal demokrasinin güçlenmesindeki etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. İşçiler asgari ücret ve azami 8 saatlik çalışma haklarına bu dönemde kavuştular. Yine, özel enerji şirketlerinin tenezzül edip de elektrik götürmediği yüzbinlerce çiftçi bu dönemdeki büyük kamu yatırımları sayesinde elektriğe kavuştu. Keza, ürünleri için sulama, onları pazara ulaştırmak için yollar da büyük ölçüde bu dönemin eseridir. Yeni Düzen, Güngen’in de belirttiği gibi sermayeye esastan karşı çıkan bir proje değildi. Yeni kurumlar oluşturarak, düzenlemeler yaparak kapitalizmi terbiye edeceğini düşünmüştü. Bu kimilerine yeteri kadar devrimci gelmeyebilir ama dönemin ve ülkenin şartları düşünüldüğünde kimsenin hayal bile edemeyeceği uygulamaları başarıyla hayata geçirmiş olduğu da görülmelidir. O düzenlemeler ki, özellikle finans sermayesinin canını çok acıtmıştı. Oldukça popüler olmasına rağmen Obama’nın gücü ise 2008 krizi sonrası Wall Street’i tekrar düzenlemeye yetemedi. Steinbeck’e Gazap Üzümleri romanını yazdıran şartlar altında Roosevelt bu gücü kendisinde bulabilmiş ve finans piyasalarını spekülasyondan uzaklaştıracak, asli faaliyetine yönlendirecek düzenlemeler getirmişti. Glass ve Steagall adında iki senatörün adıyla anılan bu yasa Wall Street’in devamlı hedefindeydi, yıllar içinde her fırsatta içi boşaltıldı. 2000’liyılların başında da yürürlükten kaldırıldı. 2007’de patlayan mortgage balonunun bu yıllarda şişmeye başlaması, düzenlemelerin ne kadar yerinde olduğunun en net kanıtıdır.

 Gelelim Yeşil Yeni Düzen’in nasıl finanse edileceğimeselesine. Oysa cevap çok basit. Fosil enerjiye göbekten bağlı sanayilerin kuvözde yaşatılması için harcanan teşvikler yenilenebilir enerjiye aktarılmış olsa bugün iklim krizini nasıl çözeceğiz diye düşünmüyor olurduk. Ekonomilerin yeşil bir dönüşüme tabi tutulması için yeni finansal kaynaklara o kadar da ihtiyacımız yok. Mevcut kaynaklar doğru yerlere aktarılsa yeter. Örnek için son yılların Türkiye’sine bakmak yeterli. Yeterli talep olmadığı halde, Hazine garantili köprülere, yollara ve hastanelere aktarılan kaynaklar kapsayıcı bir ekonomik model kurmak için harcansaydı bugün nasıl bir Türkiye’de yaşıyor olurduk? Sanılanın aksine, para (teşvik) ekonomik dönüşüm için gereken en önemli unsur değildir. Piyasaları öyle bir şekilde düzenlersiniz ki, teşvik etmek zorunda kalmadan ekonomi o noktaya kendiliğinden gelebilir. Tam tersine, piyasalar kapsayıcı değil de bugünün Türkiye’sinde olduğu gibi giderek dışlayıcı hale geldiyse, istediğiniz kadar para akıtın piyasaların işlevini yerine getirmesini sağlayamazsınız. İzmit Körfezi’ne ekonomik rasyonaliteden uzak biçimde yapılan bir köprü etrafında dönen tartışmalara bakmak yeterli.

Dünyanın birçok ülkesinde uygulanan Yeşil Yeni Düzen tipi politikaları Türkiye’de de zamanında uygulanmış olsaydı, bugün bu ekonomik ve toplumsal krizi yaşamıyor olurduk. Tabi ki burada bir fikriyatı nasıl uyguladığınız önem kazanıyor. Yeşil Yeni Düzen kimi ülkelerde başarılı, kimi ülkelerde başarısız olmuşsa bunun arkasında uygulamadaki farklılıkların yattığı açık. Havası çoğunlukla kapalı  Almanya güneş enerjisi üretiminde rekorlar kırarken, güneşli İspanya aynı projeyi pahalı hale geldiğinden rafa kaldırabiliyor. Güneş enerjisi doğru seçim ancak bunun hayata geçebilmesi için düzenlemelerin doğru yapılması gerek. Almanya, bu işi küçük üreticiler üzerinden piyasayı genişleterek yapmış, İspanya ise büyük üreticilerin bitmek bilemeyen taleplerine yenik düşmüş. Zamanında rant kapısı olarak görüldüğü için hesapsızca kurulup bugün atıl durumda kalan doğalgaz ve termik santrallerin yerini yarın tek kalemde en büyük yenilenebilir enerji yatırımı olarak lanse edilen güneş enerjisi santralleri alırsa şaşırmayalım.

Özetle, beğenelim ya da beğenmeyelim, Yeni Düzen politikaları 1929 Buhranı ve 2. Dünya Savaşı ertesinde, küresel ve yerel sorunlara faşizm ya da sosyalizmden daha gerçekçi ve barışçı bir seçenek olarak ortaya çıkmıştı. Sosyal demokrasi kitlelere yadsınamaz ekonomik ve toplumsal kazanımlar hediye etti. Tüketim toplumu, iklim değişikliği gibi birçok sorunu da beraberinde getirdi. Nihayet 2008 kriziyle küresel çapta bu model ömrünü tamamladı. Toplumlar bir çıkış arıyor, faşist projeler revaçta.  Bu dalganın önünün kesilmesi gerekiyor. Yeşil Yeni Düzen de ayakları yere basan tek alternatif olarak karşımızda duruyor.

Ahmet Atıl Aşıcı