Belgeler ’16: Karadeniz’in çay tarlalarından Suriyeli sığınmacılara

Barbara Yoaf Karyo, Berk Demirbaş, Enes Uzuntaş, Güven Kebeci, Handan Akgün, Nilüfer Demir, Nuray Aydın ve Sevim Gündoğdu’nun fotoğraf serilerinden oluşan Belgeler ’16 sergisi geçtiğimiz hafta Galata’daki Galeri Bu’da sanatseverlerle buluştu.

Sergide Galata Fotoğrafhanesi Belgesel Fotoğraf Programı 8. dönem katılımcılarının 2016 yılı boyunca ürettikleri hikâyelere yer verildi.

Sergi, izleyicileri, derme çatma bir Uganda restoranından, Karadeniz’in çay tarlalarına, etnik ve dini geleneklerden, göç yoluyla kurulmuş mahallelere, Anadolu’daki ufak bir köyden, İstanbul’un yok edilen değerlerine, Suriyeli sığınmacılardan, kentin tam orta yerindeki yeşil bir vahaya taşıyor.

Belgesel’de yer alan 8 görsel hikâye ise kısaca şöyle:

BAT MİTSVA – Barbara Yoaf Karyo

“Yahudi geleneğinde 12 yaşına basan kız çocukları Bat Mitsva adı verilen dini bir törenle yetişkinliğe geçmiş kabul ediliyor. Bu törenler sonrasında kız çocukları dini sorumluluklarından mesul tutulmaya başlanıyor. Bu çalışma ile Bat Mitsva törenine hazırlık aşamasındaki kız çocuklarının çocukluk ve ergenlik arasında kalma hallerine tanıklık ediliyor.

VİKTORYA APARTMANI – Berk Demirbaş

Viktorya Apartmanı, İstanbul’un artık devasa bir şantiye olduğu şu günlerde büyük projeler arasındaki ufak detaylardan birisi olan eski İstanbul apartmanlarını hatırlatmayı hedefliyor. Bu kentin insanlarına yarım asırdan fazla yuva olmuş bu apartmanların ortak akıbetlerini, onlardan birisi olan Şişli’deki Viktorya Apartman’ı üzerinden anlatan proje, kentin görsel kimliğinin ve sosyal dokusunun nasıl dönüştüğünü aktarıyor.

SIĞINIK – Enes Ümit Uzuntaş

Sığınmacı olmak hiçbirimizin aklından geçmez. Bu, hep başkalarının hikâyesidir. Muhtemelen bu insanlar için de böyleydi. Ama şimdi başka topraklarda, evlerinden yurtlarından uzakta yaşama tutunmaya çalışıyorlar.

TOHUM – Güven Kebeci

Bir memur çocuğu olarak okul yılları ülkenin farklı yerlerinde yaşayarak geçti. Sonrasında üniversite ve iş hayatı derken bir nevi göçebe yaşam devam etti benim için. Bu yüzden kendimi hiçbir zaman bir yere ait hissedemedim. Hiçbir mekân benim için vazgeçilmez değildi. Ancak tüm hayatı aynı bölgede geçmiş insanlar için durum böyle değil. Tıpkı bir ağaç gibi köklerini salıyor toprağa. Artık mutlu olabildiği, kendini olduğu gibi yaşayabildiği tek yerdir. Mutsuzlaşır, kötürümleşir uzaklaştıkça. Tohum köklerini terk etmek istemeyen dedemin kısa bir hikâyesidir.

UGANDA RESTORAN – Handan Akgün

Ugandalı Amina’ya ait Kumkapı’da bir ev, Uganda Restoran. Sadece Afrikalılara özgü mekânlardan biri. Farklı Afrika ülkelerinden gelen insanların uğradığı, favori yemekleri Matooke yedikleri, haberleştikleri, sohbet ettikleri bir yer. Amina, bir süredir bu evde yaşıyordu. İki kızı ve eşinin yaşadığı ülkesine ziyarete gittiğinde bir daha Uganda Restorana, İstanbul’a dönemedi. Ani bir kalp kriziyle öldü. Evinin kapılarını Handan Akgün’e açan Amina bu çalışmayla anılıyor.

HACIAHMET – Nilüfer Demir

İstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki Hacıahmet Mahallesi 90’lı yıllara kadar Roman nüfusun yoğun yaşadığı bir mahalle iken, ağırlıklı olarak o yıllarda yaşanan göç ile İstanbul’a gelen Kürtler’in yoğun yaşadığı bir mahalleye dönüşmüş durumda. Şimdilerde onlara Suriyeli ve az da olsa Afrikalı göçmenler de eşlik ediyor. Hacıahmet adlı çalışma, aslında çokça konuşulan, göç, göçmen olmak, kent, köy, mekân-insan ilişkisi gibi kavramlara ve bu kavramların sanki ‘nesnesi’ olan insanlara odaklanırken, mahalleyi ve onu oluşturan ve üreten insanları da ‘öznellikleri’ üzerinden anlatmayı deniyor.

ÇAY TOPLAYICILARI – Nuray Aydın

Doğu Karadeniz’in hayat ağacı çay, bu bölgede yaşayan yerli halk, yevmiyeli çalışan Gürcü işçiler ve son zamanlarda sayıları hızla artan Suriyeli işçiler tarafından, yılda üç ya da dört hasatta toplanıyor.

Hasadın yapıldığı tarlalara çay bitkisi aralıksız ve sık dikildiğinden ve Karadeniz’in doğal yapısı gereği çay tarlaları, dik ve sarp yamaçlarda bulunduğu için çalışanlar zor şartlar altında işlerini yapıyorlar. Tarlalarda bu işi yapanlar ise daha çok kadınlar… Yük ağır, ama umut hep var…

HUZUR – Sevim Gündoğdu

1935’ten bu yana, Nefise ve Selim Ergün çiftinin 5 çocuğunu büyüttüğü, sonrasında bir düzine toruna unutulmaz çocukluk anıları yaşatan ve şimdilerde, geçen onca zamana inat hala ayakta durmaya çalışan, mütevazı, eski bir İstanbul evi. Önceleri Sevim Gündoğdu için sadece, eşinin ailesi ile hafta sonları ve bayramlarda bir araya gelinen bir anneanne eviyken, zamanla burada her bulunduğunda vaktin nasıl geçtiğini fark etmediği, şehir hayatının hızına inat yavaşlayabildiği, günün sonunda arınmış ve huzur duygusuyla ayrıldığı bir yere dönüştü. Büyük şehirde küçük bir vaha mıydı?

Sergi 25 Kasım 2017 tarihine kadar Pazar ve Pazartesi günleri hariç her gün 11.00. 19.00 saatleri arasında ücretsiz gezilebilir.

 

M.

(Yeşil Gazete)