[Özel Röportaj] Doğanın haklarını Susam anlatıyor

Doğanın da Hakları Var kampanyasının maskotu Susam, doğa hakkı kavramının önemini ve kampanyanın amaçlarını Yeşil Gazete’ye anlattı.

“Hâlâ Anadolu köylerinde var, bundan yıllar önce çiftçiler ‘kurda, kuşa, aşa’ diye tohum ekerlermiş. Kendi gıdaları için tohum ekerken bizi de düşünürlermiş. Şimdi insanların çoğu kentlerde yaşıyor ve doğadan koptukları için bizim nerede ve ne şartlarda yaşadığımızı pek bilmiyorlar. Bizim de kendi haklarımız olduğunu onlara yeniden hatırlatmamız gerekiyor.”

Bu sözlerin sahibi Susam. Kendisi Kuzey Ormanları’nda yaşayan bir su samuru. Susam aslında bizden daha eski bir İstanbul sakini ama onunla aynı havayı soluduğumuzu bilen sayısı pek az.  Son zamanlarda da hayatı büyük tehlike altında, insanın zarar verdiği ekosistemdeki diğer tüm canlılar gibi.

SusamRoportaj2

Yeşil Gazete’den Gözde Kazaz ve Susam Yeşil Ev’de

Susam, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin başlattığı “Doğanın da Hakları” var kampanyasının maskotu. Maskot dediğimize bakmayın, aslında insanlara “bahşedilmiş” hak kavramının tüm doğaya ait olması gerektiğini ikna edici argümanlarla savunan bir sözcü de diyebilirdik.

Susam’la İstanbul’da, Beyoğlu Yeşil Ev’de bir araya geldik ve ilk (ve belki de son) söyleşisini Yeşil Gazete’ye verdi. Bundan sonra onu doğa hakları kampanyasının pankartlarını taşırken göreceksiniz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin bu kampanyasına nasıl dahil oldun?

Bana gelmeleri şöyle oldu: Doğa Hakları Çalışma Grubu’nun Yeşil Ev’de küçük bir toplantısı olmuş, o toplantıda bizim ormanlarda gezen Cem diye bir öğretmen arkadaş benden bahsetmiş. “Biz eskiden Kuzey Ormanları’nda gezerken hep su samurları görürdük, fakat bu 3. Köprü inşaatından sonra yok oldular etraftan.” demiş.  Sadece bizi değil, diğer canlıları, geyikleri falan da artık pek görmediğini söylemiş. Neyse, benden bahsedilmesi bu arkadaşların ilgisini çekmiş. Bizim İstanbul’da yaşadığımızı bilmiyorlarmış zaten. Neticede beni bulup kampanyanın maskotu olmam için teklif getirdiler. Ben de kabul ettim. Çünkü bizim evimizi yok eden, ağaçları kesen, oraya inşaatlar, barajlar yapanlar insanlar aslında; ama birtakım başka insanların da bunları önlemek için mücadele ettiklerini görmüş oldum. Bu hoşuma gitti açıkçası ve bu arkadaşlara yardımcı olmaya karar verdim. Aydan Çelik de fena çizmedi portremi doğrusu (gülüyor). İşte böyle başladık.

“Biz dünyada yüzde üç kalmışız”

Şu doğa hakları kavramını sana biraz danışmak istiyorum.  Türcülüğe karşı bir insan olarak, ilk duyduğumda evet diye düşündüm “doğanın da hakları var”, ama yine de -üzerine alınma tabii ama- insanın kabul etmesi zor da olabiliyor bu eşitliği. Sence neden ihtiyacımız var doğa hakları kavramına?

Susam2k

Susam’ın portresini çizer ve aktivist Aydan Çelik çizdi.

Çünkü bu dünyayı kendi hakimiyeti alına almak isteyen insan türü, bize pek yaşama alanı bırakmıyor. Zannediyor ki bizi yönetebilir, su, toprak, ovalar, denizler onun hakkı ve herşey onun için… Oysa doğada aslında hepimizin eşit hakkı var. İnsan yüzünden iklimler değişiyor ve bundan biz de mağdur oluyoruz. Sadece ben değil tabii, bütün türler. Üstelik tek bir tür yüzünden oluyor bunlar, insan türü yüzünden.

İnsanlar bir araştırma yapmışlar, ben de ordan öğrendim; bugün karada yaşayan insanların ve insanların daha çok da yiyecek elde etmek için beslediği hayvanların toplam ağırlığı bütün canlıların toplam ağırlığının yüzde 97’si imiş. Yani benim gibi yabanıl hayatta yaşayan hayvanlar yüzde 3 kalmışız. Bunu duyunca ne kadar zor durumda olduğumuzu daha iyi anladım.

İnsanlar bir sözleşme imzalamışlar “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” diye. Bu beyannamede yine kendi haklarından söz ediyorlar, fakat bizim haklarımızı gözetmiyorlar. Tabii insan haklarının yanında hayvan haklarından bahseden bir takım gruplar var, onlar da bizim dostlarımız. Ama aslında daha da geniş bir hak anlayışına sahip olmak gerekiyor. Suyun ortak olduğundan, su varlığının hakları olduğundan, toprağın aslında canlı bir varlık oldığundan, onun içinde yaşayan pek çok canlı ve mikroorganizma olduğundan, mesela ormanın haklarından bahsetmek gerekiyor. Ormanda yaşayan tek bir ağaç, etrafındaki bütün ağaçlarla işbirliği yaparak yaşıyor. Ama benim gördüğüm insanlar öyle çok da işbirliği yapmıyorlar. Bu yüzden de doğanın da hakları var deme ihtiyacı duyan insanlar var. Büyük bir kesim değil belki, ama bazı insanlar doğanın haklarını teslim etmeden ve diğer doğal varlıklar olmadan insan türünün süremeyeceğini de anlamış durumda. O yüzden bizimle işbirliği yapıyorlar.

İnsanların kendi haklarını korumak için imzaladıkları bir beyannameden bahsettin biraz önce. Aslında dünyadaki varlıkların haklarını koruyan bir beyanname de var:  Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi. Duydun mu o beyannameyi?

Evet, tabii biliyorum. Benim orada gördüğüm en önemli hak yaşam hakkı. Tıpkı insanlar gibi bizim de en değerli hakkımız yaşama ve türünü devam ettirme hakkı .

Bir de birbirimizle ilişki içerisinde yaşayabilme hakkı da çok önemli. Orman nasıl tek tek ağaçlardan ibaret değilse, ben de tek başına bir su samuru değilim. İlişki içerisinde yaşadığım birçok canlı var ve onlarla birlikte yaşamak istiyorum. Kuzey Ormanları’nda ben öyle yaşıyorum ve buna hakkım var. Ekolojik bütünlük içinde yaşayabilmemiz Toprak Ana yasasında çok önemli birşey.

Ekosistemin bütününün bir hakkı olmalı

Doğanın da Hakları Var kampanyasının ayaklarından biri hukuki olarak doğa hakkını tanımak mı? Eğer öyleyse bu nasıl mümkün olacak?

Susam1k

Kampanyanın ana pankartı

Bu çalışmadan önce, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden önceki Yeşiller zamanında ekolojik anayasa çalışması başlatılmış, bu ekolojik anayasada da doğa hakkı kavramı ilk kez ortaya atılmış. Doğanın haklarının anayasaya girmesi talebiyle bir anayasa taslağı hazırlanmış ve meclise sunulmuş.

Biz tabii aslında doğanın da hakları var meselesini yaygınlaştırmak ve insanlar arasında bir farkındalık yaratmak için bu kampanyayı yürütüyoruz. Bu farkındalık mutlaka bu hakkın ileride ekolojik anayasaya ve diğer yasalara girmesine öncülük etmeli. Fakat ne yazık ki duyduğum kadarıyla,  3. Havalimanı projesinde ÇED raporu iptal edilmesine rağmen inşaat halen bizim yaşam alanlarımızda devam ediyor. Yani doğanın haklarını iade etmek için yasal sürecin de lafta kalmaması, mutlaka işletilmesi gerekiyor.

Bir de şöyle birşey var: Doğanın hakları var ve hukukta özne olması lazım dediğimizde “sen nasıl mahkemeye çıkacaksın, kendi hakkını savunacaksın? Bizim dilimizi anlamıyorsun”  gibi bir itirazla karşılaşıyorum. Ben de diyorum ki, tamam ben kendimi mahkemede savunamıyorum; ama kendini mahkemede savunamayacak hiç kimsenin hakkı olmayacaksa, mesela çocukların da hakkı yoktur, kendini savunabilme konusunda sıkıntı yaşayabilecek kimi yaşlı, hasta veya belki bazı engelli insanların da hakkı yoktur. Canlı falan olmadıkları halde şirketlerin bile hakları var.

Yani o mahkemeler bize kapalı olsa da, hakkımızı arayacak vekiller aracılığıyla kendimizi savunabiliriz. Bu vekiller benim bir su samuru olarak başıma birşey geldiğinde hakkımı savunabileceği gibi, bir bütün olarak ekosistemin hakkını da savunmalı. Ekosistemin bütününün bir hakkı olmalı, doğa hakkı bunu ima ediyor zaten. Çünkü o bütünün hakları ihlal edildiğinde hayatımız tehlikeye giriyor. Bizim içinde yaşadığımız ormanı yakıp yıkmaya başladılar, nereye kaçacağımızı şaşırdık.

“Ben de Terkos Gölü’nde yaşıyorum ama kuraklık olunca bizi konuşan yok “

“Doğanın da Hakları Var” kampanyasının öncelikli amacı nedir?

Boğazı yüzerek geçen domuzlar kampanyanın temaları arasında

Boğazı yüzerek geçen domuzlar kampanyanın temaları arasında

Bu kampanyanın öncelikli amacı doğanın da hakları olduğunu herkese hatırlatmak. İnsanlar bunu unutmuşlar. Bir de öyle kötü bir eğitim sisteminden geçiyor ki bu insanlar, valla Allah’tan biz okula gitmiyoruz, o yüzden farkındayız galiba. Medya, devlet, o kadar beyinlerini yıkıyor ki, diğer canlıların da kendileri gibi hak sahibi birer canlı olduğunu unutmuşlar. Bu kampanyanın amacı önce bunu hatırlatmak. İnsanları bu kavramın o kadar marjinal birşey olmadığına ikna etmek. Bu hakkın anayasaya, ceza yasasına girmesi ardından gelecektir.

Bir de şunu söylemek istiyorum, mesela bu şehirde yaşayan insanlar Terkos Gölü’nün suyu bitecek diye acaip kaygılı. Ama yine hep kendilerini düşünüyorlar. Yahu bizim ev Terkos Gölü’nün çıkışında ve bizim de suyumuz bitiyor. Niye bitiyor? Birincisi insanlar ikilimi değiştirmiş, kuraklık oluyor. İkincisi insanlar deli gibi her gün milyonlarca metreküp su harcıyorlar. Tarım için sulama yapıyorlar, fabrikada kullanıyorlar, onun için bitiyor. Su havzalarını işgal ediyor, yeraltı sularını çekiyorlar, o yüzden bitiyor. Her tarafı beton yaptılar, su toprakta emilemiyor, yeraltı sularına karışamıyor, o yüzden bitiyor. Ama insanların tek dertleri “sular kesilecek nasıl banyo yapacağız, ne içeceğiz?”. İşte ben suda yaşıyorum yarı yarıya, bizim yaşadığımız suyu da insanlar yok ediyor. Biz ne yapacağız? Aslında bunu göstermeye çalışıyoruz.

“Kuzey Ormanları hayvanları köylere sığınmaya başladı”

Son olarak Kuzey Ormanları’nda yaşam koşullarınız daha da zorlaştırıldı biliyoruz, ama Terkos Gölü’nde de söz açmışken biraz bahseder misin?

İnsanlar, domuz arkadaşların geçtiğimiz yaz boğazı yüzerek geçmelerine çok şaşırdılar. Doğayı o kadar unutmuşlar ki, doğanın yaşam hakkından vazgeçtim, domuzun nasıl bir tür olduğunu, yüzebileceğini falan da bilmiyorlar. Kaç aile, kaç ahbabımız yüzerek ve kaçarak terk etmeye çalıştılar Kuzey ormanlarını. Aklım almıyor bunu. Domuzlar eylem mi yaptılar acaba diye de düşünmedim değil açıkçası. Belki de bir tavır almaydı bu yüzme işi.

Kuzey Ormanları’nda pek çok arkadaşımız yerinden yurdundan oldu. Sincaplar, tilkiler köylere sığınmaya başladı. Tilki arkadaşlar yiyecek bulmak için çöpleri karıştırmaya başladılar. Gerçekten çok zor durumdayız. Aynı şey insanların başına gelse ne hissederler çok merak ediyorum. Milyonlarca ağaç sırf bu üçüncü köprü için kesildi. Bizler o ormanlarda yaşıyoruz. Bazen bakanlar, milletvekilleri açıklama yapıyor, “ormanları kestikten sonra ağaçlandıracağız” diye. O kadar basit birşey değil bu iş. Bizim ortamımız yok oluyor ve bir kere kaçıp gittik mi biz geri gelemiyoruz, yaşayacak başka bir yer bulabilecek miyiz, o da şüpheli zaten. Yani bu dedikleri ağaç dikme lafları bir gölün kurutulup yerine küvet yapılması gibi birşey. O kadar saçma yani.

Çok teşekkürler Susam, kolay gelsin kampanyanızda.

Ben Yeşil Gazete’ye teşekkür ederim, kampanyayı yürüten bütün arkadaşlar adına…

 

Doğanın da Hakları var kampanyasına nasıl katılırım?

“Doğanın da hakları var” kampanyası bir yandan doğaya karşı işlenen suçları ve ihlalleri belgelerken; diğer yandan yereldeki doğa mücadelesiyle dirsek temasında olmayı hedefliyor.

Eğer ben ne yapabilirim sorusunu sormaya başladıysanız, Susam’ın önerdiği gibi “doğanın hakları meselesini etrafa duyurabilir, öğretmenseniz okulda, işyerinde çalışıyorsanız işyerinde bu konuyu anlatabilirsiniz” . Yakında doğa haklarını daha da duyurmak için çeşitli etkinlikler gerçekleşecek.

Kampanyayı takip etmek için adresler:

http://dogahaklari.org/

twitter: @dogahaklari

hashtag: #doğanındahaklarıvar

facebook grubu

 Röportaj: Gözde Kazaz – Yeşil Gazete