EnerjiManşet

Küller ve Kökler (1) – Yüzde 5 için

26 Kasım 2014’de Açık Radyo‘ya konuk olan Gözde Kazaz; Ümit Şahin ve Ömer Madra’nın hazırlayıp sunduğu, Açık Yeşil programında “Küller ve Kökler” yazı dizisini anlattı. Program kaydını buradan dinleyebilirsiniz 

* * *

Afşin – Elbistan bölgesi, Türkiye’nin kömüre dayalı enerji politikalarının dünü ve bugününe dair çok şey anlatıyor. Ülkenin belki de en kemikleşmiş çevre sorunun yaşandığı bu topraklarda, özelleştirme, denetimsizlik, kömüre bağımlılık ve çevre etkileriyle bir santralin nelere mal olduğu gören gözler için apaçık ortada.

Derviş Ata'nın santralin önündeki evinde küçük bir bahçesi var.

Temizlik işçisi Derviş Ata, termik santraldeki işinden üç ay önce haksız yere çıkarılmış. Kendisi gibi 60 taşeron işçisi de aynı kaderi paylaşmış. Biraz önce çocuk parkında ters taklalar attığına şahit olduğumuz bıcır bıcır iki çocuğu da hasta. Ata, onların bırakın hastane parasını, servis parasını bile ödeyememekten dert yanıyor. İlkokul mezunu olduğu için başvurduğu işyerlerinin hiçbiri onu kabul etmemiş. ‘Buranın sahibi yok, kaldırsalar kurtuluruz. Tarlası olanlar sattı gitti. Zenginler gitti, bizim gibi beş on gariban kaldı anlayacağın. Biz de burayı bekliyoruz” diyor. Derviş Ata, Afşin Elbistan’da bulunan 30 yıllık A termik santraline en yakın evde yaşıyor. Çoğulhan Kasabası’nın girişindeki evi, küllerin ve dumanın ilk adresi. Fakat Ata yalnız değil; yakasını kurtarabilenin gittiği, imkanı olmayanın kaldığı Afşin Elbistan’da insanlar yıllardır santralin külüne ve tozuna bulanıyor.

Yerin altında hala 9 işçi yatıyor

Kahramanmaraş İline bağlı Afşin ve Elbistan ilçelerini içine alan bölge, Türkiye’nin dördüncü büyük ovası. Kendine özgü iklimiyle bir tarım cenneti olabilecek bölgenin kaderi 1984 yılında değişti. Çünkü tıpkı üstü gibi yerin altı da çok bereketliydi; Afşin Elbistan havzasında bulunan kömür, ülkedeki 14 milyar tonluk toplam linyit rezervinin yüzde 46’sına eşit. Bu yüzden de linyit kömürü temelli enerji politikasında başrole çıkan havzada 1984 yılında ülkenin ilk santrali açıldı. Devlete bağlı Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından işletilen bu A santraline 2004 yılında B santrali de eklendi.

30 yıllık A santrali uzun bir süredir desülfrizasyon, yani baca gazı arıtma tesisi olmadan çalışıyor. Bu da; yıllardır bölgeye filtreden geçirilmemiş kükürt ve azot oksit salındığı anlamına geliyor. Görece yeni olan B santrali de baca gazı arıtma tesisi ve elektromanyetik filtre olmasına rağmen sağlıklı çalışmıyor. İkisi de 1440 MW kurulu güce sahip olan bu santrallerin kömür ihtiyacını sağlamak içinse bölgede kömür rezervleri açıldı. A santralini beslemek için Kışlaköy’de açılan devasa maden havzasını AEL (Afşin-Elbistan Linyitleri İşletme Müdürlüğü) işletirken, yeni yapılan B santralinin ihtiyacını karşılamak için Çöllolar havzasında, Ciner’e bağlı Park Tek tarafından bir havza açılmıştı. Özel işletmede 2011’de gerçekleşen heyelanda 11 işçi hayatını kaybetti. 9’u halen Çöllolar’ın altında yatıyor. Maden ise hukuki süreç devam ettiği için halen kapalı bekliyor.

Devasa büyüklükte bir alana yayılan Çölollar maden havzası, hem A hem de B termik santralinin kömür ihtiyacını karşılıyor.

Devasa büyüklükte bir alana yayılan Kışlaköy maden havzası, hem A hem de B termik santralinin kömür ihtiyacını karşılıyor.

Enerji sektörünün fasit dairesi

Afşin Elbistan, Türkiye’nin kömüre dayalı enerji politikalarının dününe ve bugününe dair çok şey söylüyor. Ülkenin belki de en kemikleşmiş çevre sorunun yaşandığı bu topraklarda, özelleştirme, denetimsizlik, kömüre bağımlılık ve çevre etkileriyle bir santralin nelere mal olduğu gören gözler için apaçık ortada. Yöre insanları içinse hikaye ‘klasik’ seyrinde ilerliyor: istihdam umuduyla, açılan maden ocaklarını ve santralleri dört gözle bekleme, santraller için aceleyle kamulaştırılan bereketli topraklar, arazisi olanlar için bu istimlaktan gelen ‘hiç yoktan iyidir’ bir gelirle büyükşehirlere başlayan göç, çiftçilik ve hayvancılığın günden günden değer kaybetmesi, gittikçe artan kanser ve solunum hastalığı vakaları, santral ve madende taşeronalaşmanın getirdiği güvencesizlik ve bugün gidecek başka yeri olmadığı için memleketinde yaşamak zorunda bırakılmış, üstelik santralde kendilerine iş imkanı verilmediği için hala istihdam bekleyen insanlar.. işte enerji sektörünün fasit dairesi.
140 bin nüfuslu Elbistan’ın çeperlerinde yeni betonarme binalar yükseliyor. TOKİ’nin de el attığı bu inşaat furyası artık Elbistan’ın gittikçe büyüyen ekonomisi haline gelmiş. Binalar, maden havzasındaki arazileri istimlak edilen köylüler ve başka şehirlerden santrale çalışmaya gelmiş işçiler tarafından dolduruluyor. Şehir merkezinde herkes ağız birliği etmişcesine aynı şeyi söylüyor: “Siz buraya asıl kışın gelecektiniz. Dumandan, isten göz gözü görmez. Pencere açamazsın.’ Bir de herkes karın kapkara yağdığından bahsediyor.

Elektrik üretiminin yüzde 5’i için

Afşin Elbistan’da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı hava kalitesi izleme istasyonlarından üç tane bulunuyor. Fakat istasyonlardan alınan sonuçlar o kadar yüksek ki bazen listede görünmüyor bile. Kömürün yanmasıyla ortaya çıkan kükürtdoksit dünya normlarına göre havada en fazla 150 mg/m3 olmalı. Geçen temmuz ayında ise Elbistan’da yapılan ölçüm sonucunda bu değerin 1441 mg/m3 olduğu saptandı. B santralinin işletme müdürü Mustafa Has ise normal değerin 200 mg/m3 olduğunu, o değerin aşılmadığını belirtiyor. Has, neyse ki santrallerin etkisi konusunda gerçekçi: “Çevreye hiç zarar vermeyen bir işletme olduğumuzu söyleyemeyiz. Kahramanmaraş Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü her sene baca gazı analizi yapıyor. Yasal sınırın üstüne çıktığında cezası var. Vatandaşların şikayetleri doğrultusunda da savcılık tarafından işlemler tesis ediliyor.”

A santralindeki teknik aksaklıklardan dolayı dört üniteden ikisi çalışmıyor. Aynı şekilde B santrali de, bir ünitesinde iki yıl önce çıkan yangın nedeniyle yarı kapasitesinde çalışıyor. B santraline kömür sağlayan Çöllolar madeninin de kapanmasıyla iki santralin kömür ihtiyacını Kışlaköy madeni karşılar hale gelmiş. Velhasıl, uzun bir süredir iki santralden bir santrallik performans bekleniyor. İki santral birlikte, Türkiye’nin toplam elektrik üretiminin yüzde 5’ini karşılıyor.

_MG_9808

Santral rehabilitasyonu özelleştirmeye takıldı

B santraline göre daha büyük sorunları bulunan 30 yıllık A santralinin işletme müdür yardımcısı Mehmet Kahraman ise 2014 Eylül sonu itibariyle santralın 1 milyon 800 bin kilowatt saat üretimde bulunduğunu, bunun da öngörülen üretim planını aştıkları anlamına geldiğini söylüyor. Santralde rehabilitasyon yapılması gerektiğini, baca gazı arıtma sisteminin de bu süreçte hallolacağını belirtiyor Kahraman; fakat 1994’ten beri konuşulan, santralin özelleştirme süreci nedeniyle devlet rehabilitasyon masrafının altına girmiyor. Kahraman, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve özelleştirme ihalesine giren Erk firması arasında görüşmelerin devam ettiğini, baca gazının da anca özelleştirme sonrası yapılacağını söylüyor. İşetme müdür, ‘Santralin çevreye zarar vermediği ve kapasitesine uygun çalıştığını söyleyebilir miyiz?’ sorusuna ise yanıt vermek istemiyor. Türkiye’nin bu en eski termik santraliyle ilgili kimsenin umudu yok denebilir mi?

4 santral daha planlanıyor

Afşin Elbistan, yerin altında bulunan devasa kömür rezerveleri nedeniyle kömüre dayalı enerji politikasının gelecekte de baş aktörlerinden olacak gibi görünüyor. Zira bölgeye 8 bin megavat kurulu gücünde C, D, E ve G olmak üzere dört santralin daha kurulması planlanıyor. Bu santrallerden C, D ve E için Bakanlık, Birleşik Arap Emirlik’den TAQA firmasiyla 12 milyar dolara anlaşmış; 2013 yılında ise TAQA anlaşmanın ertelendiği açıklamıştı. Ertelemenin ardından sürecin ne aşamada olduğu henüz bilinmiyor.

_MG_2879

Ürün kaybı davaları Yargıtay’dan dönüyor

Özellikle A santralinin çevreye verdiği zarar yaklaşık 10 yıldır bölgedeki ürün kaybı ve tarım toprak özelliğinin yitirmesiyle ilgili köylülerin tazminat almasına neden oluyor. Borçlar Kanunu’nun ‘haksız fiil’ maddesine dayandırılan bu tazminat davalarında kullanılan bilirkişi raporları, topraktaki ve havadaki kirliliği belgeliyor. Fakat bu süreçten –şimdilik- geçmiş zaman kipiyle bahsetmek gerek; zira 2011’de Yargıtay’ın verdiği bir karardan beri ürün kaybı davalarında tazminat kararı çıkmıyor. EÜAŞ Genel Müdürlüğü’nün Yargıtay’da açtığı davada, “bilirkişi raporlarında bulunan toprak analizi sonuçlarında toprakta bulunan krom, nikel, arsenik, kobalt, bakır ve kurşun elementlerinin toprağın doğal yapısından kaynaklandığı, termik santral kaynaklı bir artışın belirlenmediği; uranyum ve sülfat değerlerinin de sadece santrale yakın topraklarda yüksek olduğu” iddia ediliyordu. Bilirkişi raporlarında sadece toprak analizinin yapıldığı, bitki örnekleriyle ilgili gözlem yapılmadığı da gerekçe olarak sunularak yeni bir bilirkişi kurulunun keşif yapması gerektiği savunuluyordu. Neticede Yargıtay 2011 yılında, bu iddiaları kabul ederek verim kaybıyla ilgili davaları durdurdu. Köylülerin davaları bekleyedursun, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın 2012’de açıkladığı kadarıyla, çiftçilerin açtığı kamu davalarında devlet, 21 milyon TL civarında tazminat ödemeye mahkum oldu.
Santralin çevreye ve sağlığa etkisiyle ilgili bilirkişi raporları ise adeta birer sır. Elbistan İlçe Tarım Müdürlüğü, davaya konu olan ürün verimsizliğiyle ilgili bilirkişi raporlarını açıklamak istemezken; İlçe Sağlık Müdürlüğü, kapsamlı bir sağlık araştırmasının yapılmadığından bahsediyor. Yani santralin zararları belgelerle değil deneyimle sabitleniyor. Öyleyse santralden sonra ne değişti, sağlık sorunları nedir, çiftçilik nasıl yok oldu gibi soruların cevapları için köylülere kulak vermek şart.

Yarın: Santrallerin civar köylerinde yaşayanlar anlatıyor.

26 Kasım 2014’de Açık Radyo‘ya konuk olan Gözde Kazaz; Ümit Şahin ve Ömer Madra’nın hazırlayıp sunduğu, Açık Yeşil programında “Küller ve Kökler” yazı dizisini anlattı. Program kaydını buradan dinleyebilirsiniz 

Haber: Gözde Kazaz
Fotoğraf: Gençer Yurttaş 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji