İklim KriziManşet

Zamanımız tükeniyor: Doha İklim Müzakereleri mazeretlere son vermeli – John Vidal

“194 ülkenin temsilcileri herkesin karşılıklı güvensizlik ve kuşku hissettiği bir ortamda toplanıyorlar” Foto: Osama Faisal/AP

The Guardian gazetesi çevre editörü John Vidal’in 25.11. 2012 tarihli köşeyazısını, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe (www.twitter.com/bkabatepe) ‘nin  çevirisiyle sunuyoruz.

****

İklim değişikliği ile ilgili kanıtlar hiç olmadığı kadar açık biçimde karşımızda artık. Az gelişmiş ülkeler bu yolda kendilerinden istenenleri yapmışken şimdi sıra gelişmiş ülkelerin sorumluluklarıyla yüzleşmesinde.

Geride bıraktığımız ekim ayı, küresel sıcaklıkların üstüste geçen yüzyıl ortalamasının üzerinde  ölçüldüğü 333. aydı ve 2012’nin Amerika Birleşik Devletler tarihindeki en sıcak yıl olacağı hemen hemen kesinleşti. Kasırgalar, aşırı sıcak dalgaları, orman yangınları ve kuraklık tüm Amerika’yı kasıp kavurmuş ve ürünleri tarlada bırakmışken, Britanya da bugüne kadar yaşadığı en yağışlı yazı ve en kurak ilkbaharı geride bıraktı. Nijerya, Çin, Hindistan’ın büyük bir kısmı ve Avustralya son yılların en şiddetli selleriyle karşılaştılar. Eylül ayında yapılan ölçümler de Kuzey buzullarının 1979-2000 arasındaki ortalamanın ancak yarısı büyüklüğünde olduğunu gösteriyordu.

İklim olaylarındaki aşırılıkların daha sık karşımıza çıktığı bugünlerde, Dünya Bankası sonunda Greenpeace ile bir noktada buluşmuş görünüyor. Geçtiğimiz hafta Dünya Meteoroloji Örgütü atmosferdeki sera gazı partikülleri sayısının 394 ppm’ye yükselerek rekor kırdığını açıklarken, Dünya Bankası da yerkürenin ortalama küresel sıcaklıklarda 4 derecelik bir artışa giden bir yolda hızla ilerlediğini raporladı ve ekledi: “Bu yol çoğumuz için alıştığımızdan çok farklı ve daha az yaşanabilir bir dünya yaratırken, ekonomilere ağır darbeler vuracak ve kalkınma rüyalarını bitirecek!”

Birleşmiş Milletler de sera gazı salımlarının hedeflenen azami sıcaklık artışı olan 2 dereceye ulaşmak için olması gerekenden %14 fazla olduğunu tahmin ettiklerini açıkladı. Aralarında Shell gibi enerji devlerinin de bulunduğu büyük şirketler hükumetleri karbon vergisi gibi uygulamalarla iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye çağırırken, Suudi Arabistan ve OPEC üyesi diğer ülkeler bile karbon vergisi sistemiyle Birleşmiş Milletler’e fon yaratıp az gelişmiş ülkelerdeki iklim değişikliğine uyum mücadelesine katkıda bulunmayı tartışıyor.

İklim değişikliğinin kanıtları bilimsel yayınlarda ve daha önemlisi hayatlarımızda görülürken, bugüne kadar bir balon olmaktan öteye gidemeyen iklim diplomasisi alanında bir gelişme olduğu söylenemez. Hükumetler çevrelerini saran bu kriz karşısında ortak bir akıl üretme konusunda daha beceriksiz bir hale geldiler. 2009 Kopenhag Birleşmiş Milletler İklim Görüşmeleri tıkandığında liderler 6 ay içerisinde salımları azaltmak adına bağlayıcı bir metin üzerinde uzlaşabileceklerini söylemişlerdi.Süre önce bir, sonra iki yıl olarak değiştirildi ancak 3 yıl geçmiş olmasına rağmen gelişmiş ülkeler neye inanacağını şaşırmış insanlara “2015 yılından önce bir mutabakata varmanın imkansızlığı”ndan söz ediyorlar. Batan bankaları kurtarmak için birkaç ay içerisinde trilyonlarca dolar toplanabilirken dünyanın en deneyimli müzakerecileri kimseyi enerji tüketimi azaltmaya teşvik etmek, klimalarını daha az kullanmaları ya da çatılarına izolasyon yapmaları konusunda uyarmak için bir anlaşma ortaya koyamıyor.

Hal böyleyken Doha gibi dünyanın enerji konusunda en müsrif kentlerinden birisinde başlayan Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinin anlamı ne? 194 ülkenin temsilcileri herkesin karşılıklı güvensizlik ve kuşku hissettiği bir ortamda toplanıyorlar. Bölünmüşler, kafaları karışmış durumda ve liderlerinin işleri acı verici bir yavaşlıkta götürmek istediklerini biliyorlar. Gelişmiş ülkelerin daha fazla salım azaltıcı anlaşmaya ve daha fazla kaynak aktarmaya yanaşmayacağını ve diğer ülkelerin de daha önce imzalanan anlaşmalara tutunmaya çalışacaklarını daha başından biliyoruz. Bu tabii ki hükümet dışı katılımcıların ve dünya basının haklı bir sinir krizine girmelerini ve katılımcılar ile sert tartışmalara tutuşmalarını beraberinde getirecek.

“194 ülkenin temsilcileri herkesin karşılıklı güvensizlik ve kuşku hissettiği bir ortamda toplanıyorlar” Foto: Osama Faisal/AP

Diplomasinin geldiği bu acınası durum konusunda dürüstçe suçlanması gerekenler ise başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler olmalıdır. Kopenhag’dan bu yana 3 senedir azgelişmiş ülkeleri köşeye sıkıştırarak yeni bir anlaşmaya zorlamaya çalışıyorlar. Sözler vermekten kaçtılar, kaynak aktarımının önünü tıkadılar ve hukuki zorunluluklardan kaçmak için menfaatperest politika oyunlarına giriştiler. Bunlardan dolayı ortaya çıkan güvensizlik ortamı müzakerelerin başarıya ulaşma şansını zora soktu.

2009 yılında, gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelere 2020 yılına kadar iklim değişikliğine uyum çalışmalarında harcanmak üzere 100 milyar dolarlık kaynak aktarımı yapma konusunda anlaşmıştı. Bugün söz verdikleri 30 milyarlık ön ödemeyi dahi yapmadılar. Ödemeyi önerdikleri yeni miktar -ki çoğu hibe değil kredi olarak teklif edildi- ise Londra’da dağıtılan yıllık primlerin toplamından daha azdı. Gelişmiş ülkeler ABD önderliğinde salımları azaltma konusunda kendilerini bağlayan tek anlaşma olan Kyoto Protokolü’nün altını oydular ve şimdi aynısını Bali Hareket Planı için yapmayı hedefliyorlar. Öte yandan Avrupa, geçen 3 yılın ardından hala ne kadar salım azaltacağını söylemiyor. Oysa ki Kyoto Protokolü’nün ilk aşaması önümüzdeki aylarda tamamlanacak ve elde hala bir hiç var.

Artık bu menfaatperest ve cimri diplomasiye bir son verilmeli! Obama kazandığı zaferin ardından Kopenhag’da dünya liderlerine bu konuda öncülük etme şansını kaçırmıştı ama şimdi gelişmiş ülkeleri cömert bir anlaşmaya ikna etmek için yeni bir fırsatı var. Doha’ya iki bakanını gönderen Britanya, Avrupa’ya önderlik edebilir. Yeni Çin yönetimi daha esnek politikalar izleyebilir.

İklim değişikliği araştırmaları ve kanıtları hiç olmadığı kadar güçlüyken, az gelişmiş ülkeler büyük değişimlere hazırlandıkları cephelerinde gelişmiş ülkelerin, salınımları azaltmak için kendilerden istediklerini yerine getirdiler. Özetle, artık çok az zamanımız kaldı ve mazeretlere yer yok!

(The Guardian.co.uk, Yeşil Gazete)

Çeviren: Bora Kabatepe
Editör: Durukan Dudu

Kategori: İklim Krizi