Spor

Yazarlar anlatıyor: Türkiye nasıl kazandı?

Euro 2012 finallerine gidebilmek için dün Avusturya karşısına çıkan milliler, mücadeleyi 2-0 kazanarak bir krizin önüne geçti. Peki spor basınının usta kalemleri bu galibiyeti nasıl yorumladı ya da ‘taçtan gol olur mu’ diye soran bir millet nasıl oldu da taçtan gol atan bir takıma dönüştü?

Sabah / Rıdvan Dilmen

Dün de anladım ki, bizim ülkemizde gerek kulüp takımları gerekse de Milli Takımımız, bu tarz “Tamam mı devam mı?” maçlarında gerçek kalitesinin altında kalıyor. Bu karşılaşmada gerçekten çok ciddi oynuyoruz. Takımlarımızın disiplin olarak bir problemi de yok. Çok da mücadele ediyoruz. Ama oyun kalitemiz, oyuncularımızın bireysel kalitesinin iyi seviyede olmasına rağmen beklenen kadar iyi olmuyor.

Ligimizin ikinci yarısında oynanan, Fenerbahçe’nin bir Antalyaspor maçını düşünelim. Ya da Trabzonspor’un Manisa deplasmanındaki oyununu. Kulüp takımları o maçlarda nasıl tedirginse, Milli Takımımız da dün aynı şekilde tedirgin, yaratıcılıktan uzak, garantici ve kontrollüydü. Bu tarz bir stratejiyle kazanma arzusundaydık.

Allah’tan Arda gibi bir yeteneği var futbolumuzun. Muhtemelen Guus Hiddink, yüzde 100 hazır olmasa da Arda’yı, bu yeteneğini ve skoru değiştirme özelliğini bilerek ilk 11’de başlattı. Oyuna ve skora baktığımızda karşılığını da aldı.

Mehmet Demirkol / Milliyet

Bu bir 4-6-0 denemesiydi ancak iki noktada plan iyi işlemedi. Oyuncular çok hareketsiz ve birbirine benzeyen tarzdaydılar, dolayısıyla topu hızlı çeviremedik ve rakibi eksik yakalayamadık. İkinci olarak da yeterli derecede agresif değildik. Avusturya hep bizi bekledi, bize saygı duydular, hata yapmaktan çekindiler. Onlar bizi bekledi ama biz kontrolün dozunu kaçırdık. Arda’nın isyankârlığı ve özel zekası olmasa oyun olduğundan daha da fazla sıkışabilirdi. Sıkıntıya girmemizi Volkan’ın kurtarışı engelledi. Dün becerilerini kullanabilen zekalar ve onların soğukkanlılıkları bizi yarışta tuttu.

Metin Tekin / Sabah

Euro-2012 Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine gidebilmek için çok önemli bir sınavdı dünkü Avusturya maçı… Dün gece kazanmadan daha ilerisini düşünmek çok zor görünüyordu. Ve üç puanı almayı başardık dün gece…

Sahaya çıkan ilk 11’e baktığımızda Burak’ın en uçta kullanılması endişe yaratmadı değil… Burak, o bölgede sık oynayan bir isim değil. Santrfor özelliği yok. üstelik, Burak’ı orada kullanınca hem onun kanattaki özelliklerinden mahrum kalıyoruz, hem de Semih gibi gerçek bir santrfordan. Belli ki, Hiddink önde santrfor oynattığı futbolcunun koşu özelliği olmasını istiyor. Bu anlamda tercihini Burak’tan yana kullanmış olabilir. Bu tercihle, yavaş olsa da topa sahip olarak oynamayı başardık ama defans arkasına ve arasına koşular yapacak oyuncu eksikliğimiz pozisyon üretmemizi engelledi; etkili olamadık. Golü oyunla değil; Arda’nın becerisi, Avusturya savunmasının büyük hatası ile bulduk.

Ben Mehmet Ekici’nin neden ilk 11’de oynadığını merak ediyordum. Belli ki Hiddink Mehmet Ekici’den çok umutlu. Yetenekli, ayakları iyi, topu kaybetmeyen bir futbolcu. Ama o da koşuyla değil, topu ayağına isteyen bir futbolcu tipi. Böyle olunca tamamen pas yapan (oldukça yavaş) ama etkili olamayan bir görüntü çizdi.

Milliyet / Uğur Meleke

Sert orta üçlüleri bizim oyunumuzu bozduğu için biz pas serileri yakalayamadık, umudumuz sadece yetenekli futbolcularımızın sololarına kaldı. Neyse ki, iki büyük uluslararası yıldızımız Arda ve Gökhan’ın yüzde yüz olmayan sağlıkları bile bu maçın kaderini tayin edecek soloları yapmaya yetiyor. Maç iki bireysel performansla kazanıldı.

Arda’nın ön direğe koşular yapıp Hamit’e şut alanları açışı muazzamdı. “Taçtan gol yenir mi?” veciz sözünün sahibi bir milletin taçtan gol atması da manidardı. Demek ki çalışınca, her bir ufak duran top kırıntısından gol umudu çıkarılabiliyormuş.

Sıkıcı maçtan bulabildiğimiz son olumlu puan da Selçuk-Burak ikilisine… Bana uyumlarıyla Tanju-Rıdvan’ı hatırlatıyorlar. Burak’ın hem 4’te hem 47’de yaptığı etkili driplinglerde Selçuk’un pasları vardı. Trabzon’da evde ve işte kurdukları süper arkadaşlıklarını milli takıma da yansıttı bu ikili. Bizi de (yabancı maddeler ve ulusal marş ıslığı nedeniyle çok utandığımız bu maçta) dostluk kökenli iyi oyunlarıyla teselli ettiler.

Radikal / Bağış Erten

Hamaset/gaz paritesi en düşük milli maçlardan birine çıktı Türkiye. Henüz meşhur ‘öldüren-kaldıran’ maçlar başlamadığından mı; yoksa milli hasasiyetlerimizdeki ‘doku kaybından’ mı, bilinmez. Öyle ya da böyle bu haliyle daha sempatik göründüler. Yeni bir dönemin kapısını açan maçta, duygu yoğunluğundan çok akıl sağlığına ihtiyacımız olduğu kesin.

İkinci yarıya daha kontrollü bir oyunla başladı Ay-yıldızlılar. 51’de Arda, Ronaldo dolaylarından bir sağ dış plase denedi. Olmadı. Mehmet Ekici oyundan çıkmadan beş dakika önce ilk ve tek gereksiz hareketini yaptı, kötü bir şut attı. İyi de oldu. Yoksa nazar değecekti.

O ana dek Nuri’yle birlikte neredeyse kusursuzdular. Liverpoolluların en sevdiği tezahüratlardan biri Beatles’ın Yellow Submarine’i bestesi olan “We all dream of the team of Carraghers” geldi aklıma. Bütün takım ‘Carragher’lardan oluşsun isteyen Liverpoollular gibi ben de Nurilerden, Ekicilerden, Gökhan Gönüllerden bir takım istedim. Kalede bile oynarlar gibi geliyor.

Kategori: Spor