Yazarlar

Biber Gazları’nın solunumsal etkileri ve yasaklanma nedenleri? / Dr. Kahraman Şahin

0

Biber gazları neredeyse tüm Dünyada –zaman zaman savaşlarda  kullanılsa da- çoğunlukla toplumsal eylemleri, gösterileri kontrol amacıyla sivillere karşı  kullanılan gazlardır. Bunların her biri kimyasal ajan sınıfındadır.  Bu tür kimyasal maddelerin insanlar üzerinde kullanımı  uluslararası anlaşmalar ve bildirgelerle savaşlarda bile yasaklanmışken, bu gazlar yasa koyucu ve uygulayıcıları tarafından halk üzerinde rahatça kullanılabilirler.  Peki gerçekten bu derece rahat kullanılabilecek kadar masum mudurlar? Dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmalar  bize durumun hiçte öyle olmadığını gösteriyor. Hatta öylesine ciddi şüpheler var ki pek çok ülkede  bu konuda çeşitli  araştırmalar yapılmış ve yapılmaktadır.   Sonuçları ise,  aslında gazların kullanılmasının masum olmadığını, aksine öldürücü olabildiğini göstermektedir.

Kimyasal ajanların savaşlarda kullanılması 1. Dünya savaşında ilk kez Fransa tarafından  başlatılmıştır. Sonrasında ise bu savaş boyunca 113,500 ton kimyasal madde kullanılmış 91,000 ölü ve 1,300,000 yaralıdan oluşan korkunç bir bilançoya neden olmuştur. Nasıl oldu bilinmez 2.Dünya savaşı boyunca pek çok öldürücü kimyasal ajan keşfedilmesine karşın savaşta kullanılmamıştır.  1960’ ların başına dek çeşitli öldürücü gazlar üretilip kullanılırken bu tarihlerde ülkelerin iktidarlarının kendilerine karşı gösteri eylemleri gerçekleştiren siviller  üzerinde kullanacakları ama öldürücü olmayan gazlara ihtiyaçlarının sonucu olarak, ilk kez İngiltere’de göz yaşartıcı gazlar kullanılmaya başlanmış ve ardından da özellikle 90’lardan sonra da tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan en yaygın olanları:

  • Chlorobenzylidenemalononitrile (CS),
  • Chloroacetophenone (CN),
  • Chlorodihydrophenarsazine (DM)
  • Oleoresincapsicum (OC)’dur

Ülkemizde de OC ve CS kullanılmakta. Bu gazlarının temel maddesinin acı biber özütü olmasından dolayı, ortaya çıkan ürünün doğal olduğu ve gözleri yaşartarak eylemciyi hareketsiz bırakmak dışında zararı olmadığını söyleyenler “Devlet Büyükleri” bile olsa  ne yazık ki tamamen yanlış söylemektedirler.  Ne özütün kendisi ne de bu özütle birlikte son ürün içinde bulunan organik çözücüler, hidrokarbon, alkol, itici gazlar gibi diğer maddeler masum değildirler , her biri   tek başına özellikle solunum yollarında sağlık zararları yaratma kapasitesine sahipdirler.

Tablo – 1 Biber gazı maruziyeti sonrası semptomların sistemlere göre dağılımı 1

Gazların göz, deri , sindirim sistemi, kardiyovasküler sistem, sinir sistemi üzerine etkileri olmakla birlikte (Tablo 1 ) Erken dönem sonrasında kronikleşebilecek sıkıntılara sebep olan, etkilenen en önemli hedef organ akciğerlerdir. Dünyada bildirilen ölüm olguları da genelde solunum yetersizliği, alerjik reaksiyonlar ve kardiyak komplikasyonlarla birlikte anılmıştır.

Solunum yolu obstrüktif (kısıtlayıcı) hastalıkları içinde önemli bir antite Reaktif havayolu disfonksiyonu ve irritanla indüklenen astımdır. Bu hastalıklar irritan bir madde ile karşılaşan bir hava yolunda ( bronşial sistem) maruziyet anında ve olasılıkla daha sonraki zamanlarda da solunum yollarında gelişen obstriktif (daralma) cevaptır. Acil servislerde çalışan pek çok hekim çeşitli temizlik maddeleri ile özellikle de çamaşır suyu+tuz ruhu karıştırarak (ya da benzerleri) temizlik yapan ve kapalı yerde bu maddeyi soluyan –genellikle- kadınlarda bronkospazm ve ciddi solunum sıkıntısı ile karşılaşmışlardır. Çünkü  bu karışımdan açığa çıkan gaz çok ağır bir irritandır ve solunduğunda ciddi reaksiyona yol açar. Bunun sonucunda pek çok ölüm de bildirilmiştir. Akut dönem atlatıldığında bile reaktif hava yolu tam düzelmeyebilir. Yıllar boyunca astım tedavisi almak zorunda kalabilir bu kişiler. Bu örnek daha hafif ya da ağır irritan her gazla oluşabilir. Biber gazı da bunlardan biridir. Yani bu gazla hayatın bir döneminde bir veya birkaç kez karşılaşan bir kişide geçici ya da daimi hasar oluşabilir.

Türkiye’de 2012 de yapılan bir çalışmanın ilk sonuçları uzun vadede bir solunum kısıtlanması ve BHR (Reaktif havayolu hastalığı) gelişimini destekler niteliktedir. Bu çalışmada Tümü erkek 120 bireye, mesleki astım anketi (NIOSH), solunum fonksiyon testleri ve arteryel tansiyon ölçümleri uygulanmış, göz yaşartıcı gazla karşılaşma öyküleri alınmış ve istekli olanlara akciğer filmleri çekilmiştir.( İstanbul’da Birleşik Metal İş, Ankara’da ise Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyeleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmayı Türk Toraks Derneği desteklemiştir )2 Bu çalışmanın ilk sonuçları şöyledir;

  • Olguların tüm yaşamları boyunca gazla karşılaşma sayıları ortalama 8.5, son iki yılda 5.6’dır.
  • Olguların %60’ında hışıltılı solunum, %45’inde son yılda dinlenme sırasında nefes daralması/öksürük vardı.
  • Son yılda göğüste sıkışma olduğunu bildirenlerin oranı %35, egzersiz sonrası nefes daralması/öksürük bildirenler %43 idi.
  • Kronik bronşitle uyumlu yakınmalar olguların %23’ünde saptandı.
  • Yaşam boyu karşılaşılan toplam gaz sayısı arttıkça küçük ve orta boy havayollarındaki akımın belirteci olan orta akım hızı (MMFR) parametresi anlamlı olarak azalmaktaydı.
  • Hışıltısı bulunan olgularda son iki yıldaki gazla karşılaşma sayısı anlamlı olarak fazlaydı.
  • Son yılda egzersiz sonrası nefes daralması/öksürük bildirenlerde son iki yıldaki gazla karşılaşma sayısı anlamlı olarak fazlaydı.
  • Son yılda göz kızarması olanlarda, son iki yıldaki gazla karşılaşma sayısı anlamlı olarak fazlaydı.
  • Sigara kullanımı, tüm solunumsal yakınmalar için riski artırırken, son 1 haftada gazla karşılaşma hışıltılı solunum, son yılda egzersizle nefes darlığı artışı, öksürük, balgam, burun tıkanıklığı ve göz kızarması için riski artırmıştı.
  • Son yıl egzersizle nefes darlığı üzerine son iki yılda gazla karşılaşma bağımsız olarak etkiliydi.
  • Olguların %14’ü havayolunda tıkayıcı akciğer fonksiyon bozukluğuna, %4’ü kısıtlayıcı akciğer fonksiyon bozukluğuna sahipti.
  • Olguların önemli kısımı gazdan korunmak için yüzlerini kapatırken, gaz sonrası en sık uygulama limon ve su ile gözleri ve yüzü yıkamaktı.
  • Olguların %8’i gazla karşılaşma sonrası sağlık kuruluşuna başvurmuştu ve oksijen, bronkodilatatör, ilaç ve göz pansumanı gibi tedaviler görmüşlerdi.
  • Çalışmada özellikle son iki yılda karşılaşılan gaz sayısı arttıkça hışıltılı solunum, nefes darlığı, öksürük gibi tıkayıcı solunum hastalıkları belirtilerinin arttığı, kronik bronşit oranının %14 düzeyinde gözlendiği ve kalıcı solunum fonksiyonu kısıtlanmasının geliştiği saptandı.3

Bu çalışmanın erişkinler üzerinde yapıldığını hatırlatmakta fayda var. Özellikle Barışçıl eylemlere erişkinler kadar , çocuklar hatta aileleri ile birlikte çok küçük çocukları da görmek mümkün. Onların ileride alacakları astım tanısının sorumluluğunu kim üstlenecek buda ayrı bir sorudur.

Öncesinde her hangi bir solunum yolu hastalığı bulunmayanlar için durum buyken, astım, KOAH gibi obstruktif solunum yolu hastalığı olanlar için bu gazlar hayatı tehdit etmektedir. Astımı olan ve o anda ilaç bile kullanmayacak kadar iyi bir dönemde (remisyon/intermitan astım) olan bir kişi biber gazı (ayrıca beraberinde kullanılan hidrokarbonlar, çözücüler vs.) ile karşılaştığında oluşan inflamasyon (Bronş içinde oluşan mikrobik olmayan iltihap) ciddi ve refrakter bir bronkospazma (bronş tıkanmasına) neden olabilir ve bu o kişiyi ölüme götürebilir. Araştırmalardan birinde OC’ye bağlı olduğu bildirilen bir ölüm olgusu şöyle tariflenmiştir; “Biber gazına bağlı doğrudan ölümün gözlendiği erkek olguda 10-15 kez spreyle karşılaşma, sprey sonrası hızla nefes darlığının ortaya çıkması ve oturur pozisyonda da nefes darlığının sürdüğü gözlenmişti.” (Steffee CH, Oleoresin capsicum (pepper) spray and “in-custody deaths”. Am J Forensic Med Pathol, 1995)4 Ülkemizde de 2012 yılında yaşanan bir olayda önceden Astım tanısı olduğu bilinen bir vatandaşımızda  olasılıkla bu şekilde hayatını kaybetmiştir.

Bir başka çalışmada karşılaşmadan uzun süre sonra bile solunum fonksiyonlarının normale dönmediğini göstermektedir.5 Ayrıca 1999 da Amerika Birleşik Devletleri’nde  yayınlanan bir çalışmada KOAH ve Astımı olan 3 hastanın ölüm nedeni olarak biber gazı belirlenmiştir.6 Aynı makalede  hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda özellikle viral üst solunum yolu infeksiyonu olan hayvanlarda ciddi solunum yolu inflamasyonu (Bronş içinde İltihab) geliştiği gözlenmiştir.

Kısacası bu gazların 90’lı yıllardan itibaren dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlamasının hemen ardından ölüm olayları da bildirilmeye başlamıştır. 2004 ve 2010 ‘da israil’de raporlananların yanında, son otuz yılda Amerika Birleşik Devletlerinde sadece tıbbi literatüre giren 100 ölüm vakası vardır.1 Ayrıca yine Amerika’da bu gazları kullanan 61 güvenlik görevlisinde hayatı tehdit eden sağlık problemleri gelişmiştir.6

Kimyasal silahlar konusunda uluslararası anlaşmalara son noktayı koyan sözleşme, 1993 de imzalanan “Kimyasal Silahların geliştirilmesi, üretimin stoklanması ve Kullanımının yasaklanması ve bunların imhası ile ilgili sözleşme” ‘dir. Sözleşme 29 Nisan 1997 de yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde bu sözleşmeyi 14 Ocak 1993’de  imzalamış ve TBMM de 12 Mayıs 1997 de kabul edilmiştir. 1925’ de imzalanan Cenevre Sözleşmesindeki açıkları kapatan, stoklamayı yasaklayan ve var olan silahların imhasını da içeren bu sözleşmenin Genel yükümlülüklerinde görüldüğü gibi kimyasal silah kullanmayı kesinlikle yasaklıyor. Ancak burada daha önemli olan iki nokta daha var. Birincisi; sözleşmede özne olan Kimyasal Silahların tanımı. Bu Madde-II’ de açıkça belirleniyor.  Madde II-1-a ‘da Kimyasal Silahların bir bileşeninin zehirli kimyasal maddeler ve ham maddeleri olduğu belirlenirken, Madde II-2 de “Zehirli Kimyasal Maddeler” tanımlanıyor. Ki buda bahsettiğim ikinci asıl önemli noktadır.

Özetle: Yaşam süreçleri üzerindeki kimyasal etkisi yoluyla, insanlarda veya hayvanlarda ölüme, geçici sakatlığa veya daimi hasara neden olabilecek herhangi bir kimyasal madde “zehirli kimyasal madde” olarak tanımlanırken, II-1-a’da da bu maddeler  “kimyasal silahlar” sınıfına sokulmakta ve dolayısıyla kullanımı yasaklanmaktadır. Bugüne dek “kargaşa kontrol ajanları” ismiyle sadece kullanıldığı andaki göstericiyi yavaşlattığı sadece belli süre sıkıntıya soktuğu savı (ve belki inancıyla)  güvenlik güçlerince yıllardır rahatlıkla ve limitsiz kullanılan biber gazı gibi kimyasal ajanların son 30 yılda bu maddelerin kullanımıyla ilişkili ölüm olayları ve tıbbi literatürde peş peşe yayınlanan araştırmaların ardından bu maddede tanımlanan “zehirli kimyasal maddelerin” sınıfına koyularak yasaklanması gerekmektedir. (Ya da aslında zaten yasaklanmıştır.) Yukarıda sıralanan ve salt solunum sisteminden kaynaklanan arazlar  (ölüm olasılığı bir yana bırakılsa bile) “geçici sakatlığa veya daimi hasara neden olabilecek kimyasal madde” tanımlamasını içinde barındırmaktadır. Oluşabilecek İrritan ile indüklenen astımın maruziyetten çok  sonraki zamanlarda  bile devam edebileceği gerçeği, ya da astım gelişmese bile solunum fonksiyonlarında bozukluğun maruziyetten uzun süre sonra bile devam edebilmesi yine bu durumla aynıdır.

Kısacası artık tanımlar yeniden gözden geçirilmek zorundadır. Tüm bunlar elbette yalnızca bizi ilgilendiren bir durum değildir tüm dünya için geçerlidir, konvansiyonu imzalayan ülkeler bu gazlarında kendi imzaları altında yasak olduğunu kabul etmek zorundadırlar.

1 -Kimyasal Silahlar Gösteri Kontrol Ajanları; Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

2-“Göz Yaşartıcı Gazla Karşılaşan Bireylerin Solunum Sistemi Yakınmaları ve Bulguları” Prof. Dr Peri Arbak

3- Biber Gazının Solunumsal Etkileri – Türk Toraks Derneğinin açıklaması -1 Haziran 2012

4- TTD Biber Gazı ile İlgili Basın Bildirisi – 22 Ağustos 2012

5- Karagama YG, Short-term and long-term physical effects of exposure to CS spray, 2003

6- Smith CG, Woodhall Stopford MD. Health Hazards of Pepper Spray. NCMJ 1999; 60: 268-274

 

Doktor Kahraman Şahin

Göğüs Hastalıkları Uzmanı

More in Yazarlar

You may also like

Comments

Comments are closed.