Ana Sayfa Blog Sayfa 835

Dışişleri’nden Zaho bombardımanı açıklaması: Biz yapmadık, örgüt yaptı

Dışişleri Bakanlığı, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi‘ne (KBY) bağlı Duhok kentinin Zaho ilçesine düzenlenen ve sekiz kişinin öldüğü 23 kişinin yaralandığı bombardımanı, Türkiye’nin yaptığı yönündeki açıklamaları reddetti.

“Türkiye sivilleri hedef alan her türlü saldırının karşısındadır. Gerçeğin açığa çıkması noktasında her türlü adımı atmaya hazırdır” denilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:  “Irak hükümeti yetkililerini hain terör örgütünün söylem ve propagandasının etkisi altında açıklamalar yapmamaya, bu elim hadisenin gerçek faillerinin açığa çıkarılması için iş birliği yapmaya davet ediyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı’nın yazılı açıklamasının tam metni şöyle:

Biden ‘sıcak dalgası planı’ açıkladı iklim aktivistleri iklim acil durumu ilanı talep ediyor

Batı ve güney Avrupa ile Asya ve Kuzey Afrika şiddetli sıcak dalgalarıyla boğuşurken, iklim gündeminin geriye düştüğü ABD‘de Başkan Joe Biden, aşırı sıcaklarla daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olmak için eyaletler ve kentlere milyarlarca dolarlık destek planını açıkladı.

Ancak başkan, iklim acil durumu ilan etmedi.

Biden, dün Massachusetts‘te bir açık deniz rüzgar santrali projesinin parçası olan eski bir kömür santralinde yaptığı konuşmada hükümetinin yeni eylemlerini özetledi: “Başkan olarak, ulusumuz açık ve mevcut bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığında acilen hareket etme ve kararlılıkla hareket etme sorumluluğum var. Ve iklim değişikliği tam da böyle bir durum. Mecazi olarak değil, kelimenin tam anlamıyla açık ve mevcut bir tehdit. Vatandaşlarımızın ve topluluklarımızın sağlığı kelimenin tam anlamıyla tehlikede .”

Kendi vekillerinin itirazlarını aşması gerekecek

Biden’in yeniden canlandırdığı iklim girişimleri, ülkedeki hararetli bir ayın ardından iyiden iyiye geri planda kalmış iklim gündemini yeniden canlandırmayı amaçlıyor. Geçen hafta, bir kömür şirketi sahibi Batı Virjinya Demokrat senatörü Joe Manchin, Senato’da yeni bir temiz enerji projesinin faturasını desteklemeyi reddetmişti.

ABD hükümetinin iklim planlarına vurulan bu darbe, muhafazakarların hakim olduğu Yüksek Mahkeme’nin federal hükümetin enerji santrallerinden kaynaklanan emisyonları azaltma planlarını kısıtlamasından sadece iki hafta sonra olmuştu.

Bir kaya yığını üzerine kurulmuş bir kürsüden Demokrat milletvekillerinin de dahil olduğu bir dinleyici kitlesine konuşan Biden, “İklim değişikliği kelimenin tam anlamıyla milletimiz ve dünya için varoluşsal bir tehdittir. Bugünkü mesajım şu: Kongre olması gerektiği gibi hareket etmediğinden, ben edeceğim” dedi.

Biden’ın eylem planında, toplulukların sıcak dalgalarına, kuraklıklara ve sellere hazırlanmasına yardımcı olmak için 2.3 milyar dolarlık fon, federal hükümetin soğutma merkezleri ve iklimlendirme sağlamaya yardımcı olacak yeni rehberlik girişimleri ve Meksika Körfezi kıyıları için yeni açık deniz rüzgar santralleri yer alıyor:

“Şu anda evde aşırı sıcaktan musdarip milyonlarca insan var, bu yüzden ekibim şu anda eyaletlerle birlikte 385 milyon dolar dağıtmak için çalışıyor. Eyaletler ilk kez federal fonları evlerdeki klimaların ücretini ödemek için kullanabilecek, okullarda insanların bu aşırı sıcak krizlerini atlatabilecekleri topluluk soğutma merkezleri kurabilecek.”

Sıcaklıklar 46 dereceye ulaştı

100 milyondan fazla Amerikalı, sıcaklıkları ülkenin bazı bölgelerinde 46C’ye kadar yükselten tehlikeli bir sıcak dalgasının pençesindeyken, iklim krizi üzerindeki eylemsizliğin riskleri de bu hafta bir kez daha ortaya çıktı. Avrupa’da büyük orman yangınları Fransa, İspanya ve Portekiz’i kasıp kavurdu; Birleşik Krallık 40C ile şimdiye dek kaydedilen en yüksek sıcaklıkları yaşadı.

Avrupa sıcak dalgasıyla boğuşuyor: Yüzlerce ölüm, dört bir yanda orman yangını
Birleşik Krallık’ta aşırı sıcak acil durumu: 40 derece bekleniyor

Beyaz Saray, sıcak dalgalarının iklim krizinin ABD için “açık ve mevcut bir tehlike” olduğunu gösterdiği kanaatinde.

İklim kampanyacıları ise, Biden’ın iklim için olağanüstü hal ilan etmesini umuyordu. Beyaz Saray basın sekreteri Karine Jean-Pierre, bunun bu çarşamba günü olmayacağını söyledi ancak seçeneğin “hala masada” olduğunu da sözlerine ekledi.

Böyle bir deklarasyonun olmaması veya kamu arazilerinde petrol ve gaz sondajının kapsamlı bir şekilde yasaklanması, daha güçlü eylem çağrısında bulunanları tatmin etmeyecek.

Food & Water Watch direktörü Wenonah Hauter, “Biden bir iklim acil durumu ilan etmeli, ham petrol ihracatını yasaklamalı ve boru hatları ve ihracat terminalleri dahil olmak üzere yeni fosil yakıt altyapısını durdurmalı.  Zaman, kaçınılmaz, geri döndürülemez bir iklim felaketine doğru hızla ilerliyor. Kaybedecek daha fazla zaman yok” diye konuştu.

Ulusal acil durum ilanı talebi

Bazı Demokratlar da Başkanı ham petrol ithalatını engellemesine veya orduyu yenilenebilir enerji üretimi üzerinde çalışmaya yönlendirmesine izin verecek bir ulusal acil durum ilan etmeye çağırdı. Bernie Sanders ve Elizabeth Warren‘ın da aralarında bulunduğu bir grup senatör bu hafta Biden’a, “İklim krizimiz konusunda cesur adımlar atmak için çok uzun zamandır tek bir yasa tasarısı ve tek bir Senato oylaması bekliyoruz” dedi:  “Sonuç olarak, bizi acil bir duruma sokmaya ve iklim krizini ele almak için yürütme yetkilerinizi agresif bir şekilde kullanmaya çağırıyoruz.”

Biden yönetiminden mali zorluklar yaşayan nükleer santralleri kurtarmak için 6 milyar dolarlık destek

Ancak, normalde askeri bir bağlamda kullanılan böylesine olağanüstü bir başkanlık yetkilerinin kullanımının, sağcıların hakim olduğu yüksek mahkemede itiraz edilmesi durumunda sürdürülüp sürdürülemeyeceği veya ısınma emisyonlarında önemli bir azaltım için yeterli olup olmayacağı tartışma konusu.

Örneğin, Rhode Island‘dan Demokrat bir senatör olan Sheldon Whitehouse, iklim acil durumu ilan etmenin herhangi bir emisyonu düşürmeyeceği kanısında.

Biden ,otomobillerden,  kamyonlardan ve enerji santrallerinden kaynaklanan kirliliği azaltmak için yeni düzenlemeler yaparak bu hafta daha fazla önlem alabilir. Ancak feci iklim değişikliğini önlemek için fırsat penceresi hızla kapanıyor.

Bilim insanları felaket derecesinde daha kötü ısı dalgaları, sel, kuraklık ve diğer iklim etkilerinin önlenmesi için, dünyanın bu on yılın yarısında emisyonları kesmesi ve 2050 yılına kadar bunları tamamen ortadan kaldırması gerektiği uyarısını sık sık yineliyor. Analistlerin tahminlerine göre, ABD’nin önemli bir kongre eylemi olmadan, başkanlık emirleriyle bile böyle bir hedefin yaklaşık yarısında geri kalacağını tahmin ediliyor.

American Clean Power Association‘ın CEO’su Heather Zichal, “Başkan Biden bunu tek başına yapamaz. Kongreyi masaya geri dönmeye ve ülkemizin umutsuzca ihtiyaç duyduğu temiz enerji hükümleri konusunda fikir birliğine varmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Biden’ın dünkü açıklamalarına Başkanlık iklim özel elçisi John Kerry, Massachusetts senatörleri Warren ve Ed Markey; Whitehouse of Rhode Island ve Massachusetts kongre üyeleri Jake Auchincloss ve Bill Keating de katıldı.

Başkan önümüzdeki haftalarda yapacağı eylemlerin sözünü de verdi:  “İklim değişikliğiyle mücadele söz konusu olduğunda, ‘hayır’ cevabını kabul etmeyeceğim. Havamızı ve suyumuzu temizlemek, halkımızın sağlığını korumak, temiz enerji geleceğini kazanmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. ”

Oil Change International‘ın ABD program yöneticisi Collin Rees, Başkanın planlarını olumlu bulsa da yetersiz olduğunu kaydetti:  “Başkan Biden’ın açıklamaları memnuniyetle karşılansa da, ihtiyaç duyulan ve en çok acı çeken toplulukların talep ettiği şeylerin yüzeyini bile kazımıyor. Dünya yanarken kenarda durup kurcalamaya değil, cesur liderliğe umutsuzca ihtiyacımız var.”

Boğaziçi direnişi 564’üncü gününde

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, bugün de atanmış rektör ve üniversite yönetimine karşı 564’üncü kez bir araya geldi.

Yoğun sıcağa karşı şemsiyelerle direnişlerini sürdüren akademisyenler 379’uncu kez rektörlük binasına sırt çevirdi.

Fotoğraf: Can Candan

Bugün, Naci İnci’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının 329’uncu, 30 Temmuz günü gerçekleştirilen destek oylamasında akademisyenlerin yüzde 95 oranında rektör adaylığına karşı olduğu açıklanan İnci’nin Matematik Bölümü tam zamanlı öğretim üyesi Mohan Ravichandran’ı hiçbir gerekçe göstermeden dönem ortasında görevden almasının ise 248’inci gününe gelindi.

Fotoğraf: Can Candan

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de 12:15’te #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 379. kez rektörlük binasına döndüler.

Akademisyenler nöbet boyunca ellerinde “Kabul Etmiyoruz”, “Vazgeçmiyoruz” yazan dövizler taşıdılar.

Avrupa ‘sürdürülebilir’ statüsünün ardından nükleeri ‘yeşil tahvil’e dahil ediyor

Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa Birliği Komisyonu’nun isteği üzerine doğal gaz ve nükleer enerjiyi, vetolara ve iklim aktivistlerinin tüm itirazlarına rağmen “sürdürülebilir” olarak sınıflandırması sonrası Avrupa nükleer için “yeşil tahvil”e hazırlanmaya başladı.

Nükleere verilen “sürdürülebilir” statüsü, Avrupa’da ilk kez bu enerji türüne  yeşil tahvil piyasası tarafından finansman sağlanmasının yolunu açtı.

‣ AP komiteleri, ‘AB taksonomisi’ndeki gaz ve nükleeri veto etti

Kömürden çıkan EDF, nükleeri ‘yeşil finansman’ portföyünde tutuyor

2017’de iklim değişikliği kaygılarıyla kömür ticaretinden çıktığını açıklayan, Fransa’nın enerji şirketi Electricite de France SA (EDF), yeşil finansman çerçevesini nükleeri içerecek şekilde güncelledi.

Çevresel tahvil anlaşmalarının ilk 10 düzenleyicisinden biri olan NatWest Markets Plc‘ye göre, bir dizi başka şirket de yatırımcılarla bu konuda görüşmeler yapıyor.

Nükleer yatırımlar konusunda yatırımcılar ise ikiye ayrılmış durumda. Bir yandan boykotlar devam ederken bir yandan yatırımlara sıcak bakılıyor.

‣ AB Parlamentosu’nda itirazlar yetmedi: Doğal gaz ve nükleer ‘sürdürülebilir’ olarak sınıflandırıldı

‘Bir yıl içinde nükleer projeleri finanse eden bir Avrupa yeşil tahvili görebiliriz’

Bloomberg’in aktardığına göre; EDF de nükleeri finanse eden ve etmeyen ‘yeşil tahviller’ arasında ayrım yapacağını ve yatırımcılar arasındaki bölünmeyi karşılamak için etkin bir şekilde iki sınıf borç yaratacağını bildiriyor.

Kurumsal iklim ile çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG, yeşil finansman) sermaye piyasaları başkanı Arthur Krebbers, “Muhtemelen önümüzdeki 12 ay içinde nükleer projeleri finanse eden bir Avrupa yeşil tahvilinin yanı sıra nükleerin finanse edilen enerji kaynaklarından biri olduğu “yeşil tahviller” göreceğiz” diyor.

‣ Almanya’dan sonra Fransa: Kapatılan kömürlü santral ‘enerji krizi’ gerekçesiyle yeniden açılacak

Finansmana karşı nükleer atık, silah ve radyasyon tehlikeleri

Düzenleyiciler daha sıkı standartlar uygulamaya çalışırken, yeşil finansman aşırı sağ, hoşnutsuz şirket yöneticileri ve hatta sektördekiler için bir kum torbası haline gelmiş durumda. Bu nedenle de bu yıl yeşil tahviller muadillerinin gerisinde kaldı.

Nükleer enerjinin “yeşil bir statü” olarak kabul edilmesi, silah sanayi, nükleer atıklar, radyasyon risklerini bertaraf etmiyor. Çernobil’den Fukushima’ya kadar uzanan tarihi nükleer felaketler de söz konusu statüyü tartışmalı kılıyor.

Nükleer, EDF’nin AB Taksonomisi’ne uygun harcamalarının büyük bir kaynağını oluşturuyor.

EDF ise nükleer enerjiyi finanse eden “yeşil tahvil” gelirlerinin ayrı bir portföyde yönetileceğini belirtiyor. EDF’den bir yetkili şunları söylüyor:

“İç politikaları nedeniyle nükleere yatırım yapmaya hazır olmayan bazı yatırımcıları dikkate alıyoruz. İsterlerse her zaman yalnızca ‘klasik’ yeşil tahvillere – örneğin yenilenebilir ve hidro projelere yatırım yapmak gibi – yatırım yapma seçeneğine sahip olacaklar.”

İngiliz bankasının anketi: Yatırımcıların yüzde 60’ı olumlu bakıyor

Öte yandan İngiliz bankası Barclays Plc tarafından yapılan bir ankete katılan yatırımcıların yaklaşık yüzde 60’ı, nükleer üretimini finanse eden “yeşil tahvil” satın almaya istekli olacağını söylüyor.

Nükleer yatırımı destekleyen tahviller konusunda sessiz kalan Avrupalı bazı katılımcılar da Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından Avrupa’da bir enerji krizi yaşanacağı korkusuyla söz konusu tahvillere olumlu bakmaya başladı.

Newton Investment Management‘ın Londra merkezli fon yöneticisi Scott Freedman, nükleer atık, güvenlik ve maliyet gibi sıkıntıların farkında olduklarını belirterek net sıfırı sağlamak için tüm fırsatları araştırmaya hevesli olduklarını aktarıyor. Ancak Freedman yine de nükleere ihtiyatlı bir şekilde olumlu baktıklarını ifade ediyor.

Dünya krizin içindeyken… İklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybı

Nükleer silahlara ve santrallere karşı onlarca yıldır protestolar yapılıyor. Fakat aynı zamanda nükleere karşı bakış açısı bölgeden bölgeye farklılık gösteriyor.

Yatırım bankası Natixis SA tarafından geçen ay sonuçları açıklanan bir ankette, Almanya, Avusturya ve İsviçre‘den yatırımcıların, bu ülkeler tarihsel olarak nükleer enerjisine karşı oldukları için sektörü finanse etme olasılığının özellikle düşük olduğunu gösteriyor.

Öte yandan fon yöneticisi Bryn Jones, “Nükleer gücün düşük karbonlu bir elektrik kaynağı sunduğunu inkar etmiyoruz. Ancak dünyamızın karşı karşıya olduğu tek kriz iklim krizi değil; biyoçeşitlilik kaybı diğer bir kritik ve genellikle gözden kaçan risktir. Çevre üzerinde olumsuz bir etkisi olmayacağını garanti edemezken nükleer santralleri işletme ve atıkları uzun süre depolama fikrine ikna olmadık” diyor.

AB Taksonomisi nedir?

AB Taksonomisi esasen, yatırım yapılabilecek çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetlerin bir listesini oluşturan; özel ve kamu yatırımcılarının iklim bilincine sahip yatırımlar hakkında bilinçli seçimler yapmasına yardımcı olmayı hedefleyen bir katalogdur.

Avrupa Yeşil Mutabakatı‘nın temel aracı olan  taksonomi (sınıflandırma), çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetleri belirleyen bir sınıflandırma sistemi oluşturuyor.

Bunun temel amacı, yeşil aklamayı önlemek ve yatırımcıların çevre ve iklim hedeflerimiz doğrultusunda ekonomik faaliyetleri belirlemelerine yardımcı olmak. Bu anlamda etkisinin Avrupa sınırlarının da dışına çıkması bekleniyor.

Başka bir deyişle, Taksonomi, neyin “yeşil” olarak kabul edilebileceğini ve neyin olamayacağını açıklayan bir mekanizma.

Bu kapsamda faaliyetlerin altı çevresel hedefe yönelik etkisi performans kriterlerine dayandırılarak değerlendiriliyor: İklim değişikliğini hafifletme; iklim değişikliğine uyum; su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması; döngüsel ekonomiye geçiş, suyu koruma ve geri dönüşüm; kirliliğin önlenmesi ve kontrolü.

Taksonomide halihazırda yeşil olarak etiketlenen sektörler arasında güneş enerjisi, jeotermal, hidrojen, rüzgar enerjisi, hidroelektrik ve biyoenerji yer alıyor.

Komisyon bunların ardından AB’yi kömürden uzaklaştırmak ve 2050 yılına kadar iklim nötrlüğünü sağlamak gerekçesiyle, ‘geçici bir köprü olarak kullanılabileceğini’ öne sürerek gaz ve nükleeri de listeye eklemeyi önermişti.

COP26 Başkanı Sharma’dan liderlere: Zamanımız azalıyor, taahhütlerinizi yerine getirin

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı (COP26) Başkanı Alok Sharma,  geçen yıl zirvede imzalanan Glasgow İklim Paktı kapsamında küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sanayileşme öncesi seviyede sabit tutma hedefinin geçerli olduğunu belirtti.

İklim hedefleri kapsamında uygulanacak planların yaklaşık 2,5 milyar insanı etkileyeceğini anlatan Sharma, Paris Anlaşması çerçevesinde konan 2030’da emisyonu yüzde 50 azaltma, 2050’de ise sıfırlama hedefiyle ilgili endişelerini dile getirdi:

“Genel olarak ilerleme, yavaş ve sınırlı. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarından orman yangınlarına ne yazık ki dünyada çok sık görülen kuraklıktan sellere tüm kanıtlar, bize zamanımızın azaldığını gösteriyor. Glasgow’da verdiğimiz tüm taahhütler karşısında hızımızı artırmalıyız. Eğer bunu yapmazsak, gelecek yılın Paris Anlaşması Küresel Hedefleri, hedeflerini yerine getiremediğimizi, 1,5 derece limitinin aşıldığını, geri dönülemeyeceğini, uyum sağlayamayacağımızı ve uyum sağlamak için limitlerimizi aşma riski alacağımızı gösterecek.”

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Sharma, bunun sonuçlarının tüm sektörler ve ülkeler için ağır olacağına dikkati çekerek “Bu nedenler ülkeleri ve şirketleri, koydukları emisyon hedeflerinin mümkün olan en yüksek seviyeyi temsil etmesini sağlamak, verilen sözleri uygulamak ve çabalarını iki katına çıkarmak için teşvik etmeyi sürdüreceğim” dedi.

‘Dünya geleceğin fosil yakıtlarda yatmadığını anladı’

Geçen yılki COP26’dan bu yana dünyada birçok küresel kriz yaşandığını vurgulayan Sharma, bunların arasında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da yer aldığını belirtti: “Birçoğumuz ortak uzun vadeli enerji geleceğimizin fosil yakıtlarda yatmadığını anladı” diyen COP 26 Başkanı, Avrupa Komisyonu ve AB’nin Rus hidrokarbonlarına bağımlılığı azaltma ve yenilenebilir enerji kullanımını artırma taahhütlerini hatırlattı:

Birleşik Krallık’ta da rüzgar, güneş, nükleer ve hidrojen enerjisine yönelik çalışmaları hızlandırmak için yakın zamanda Enerji Güvenliği Stratejimizi yayımladık. Buna 2030’da elektriğimizin yüzde 95’inin düşük karbonlu kaynaklardan sağlanması, beş kat daha fazla açık deniz rüzgar türbini, beş kat daha fazla güneş enerjisi üretimi, nükleer ve hidrojen enerjisinde kayda değer bir artış da dahil.”

Adil enerji dönüşümü ortaklıkları

Sharma, iklim değişikliğiyle mücadelede gelişmiş ülkeler ile gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerin fosil yakıt kullanımında farklı sorumlulukları bulunduğuna vurgu yaptı; Adil Enerji Dönüşümü Ortaklıkları (JETPs) adı verilen mekanizma ile gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşümünün sağlanmasına destek verildiğine dikkat çekti.  “JETPs, gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşümlerine destek verip, fabrikaları çalışır durumda, ışıkları açık durumda tutan ulusal planların uygulanmasını sağlarken bu sırada temiz enerji kaynaklarına geçişi de sağlayacak bir mekanizmadır. JETPs, şu an fosil yakıtlara bağımlı kişilerin eğitimini de kapsıyor.”

Yaptığı Güney Afrika ziyaretinde, madenciler ve meslek örgütleriyle de bir araya geldiğini aktaran Sharma, yenilenebilir ve temiz enerjiye geçişin geçimini fosil yakıtlardan sağlayan kişilerin, işçilerin haklarını da koruyacak şekilde yapılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.

Görev, en büyük emisyon yayıcılarda

Sharma, 2015’te Paris’te gerçekleştirilen iklim görüşmeleri sırasında dünyanın sanayi devrimi öncesinden 4 derece daha sıcakken 2015’ten bugüne bu sıcaklığın 3 dereceye gerilediğini belirtti.

COP26’da konan 1,5 derece limitinin, tüm dünyanın iş birliğiyle gerçekleşeceğine dikkati çeken Sharma, “Tüm ülkelerin bu görevi üstlenmesine ihtiyacımız var. Dünyadaki emisyonun yüzde 80’inden G20 ülkelerinin sorumlu olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu görev, özellikle dünyanın en büyük emisyon yayıcıları için geçerlidir” ifadelerini kullandı.

 

Şırnak’ta kesilen ağaçlar Facebook’ta satışa çıktı

Şırnak Barosu, ildeki orman tahribatı ve ağaç katliamını gözler önüne seren kesilmiş ağaçlarla dolu kamyon konvoyunu paylaşması sonrası, konu sosyal medyada yoğun tepki toplamıştı. Şırnak’ta Cudi Dağı ve Besta bölgesinde kestirilen meşe ağaçlarının, Facebook’ta satıldığı ortaya çıktı.

Mezopotamya Ajansı‘nın aktardığına göre; Şırnak’ın Besta bölgesi ile Cudi ve Gabar Dağlarında iki yıla aşkın bir süredir yaptırılan doğa talanı sonrası ağaçların sosyal medyadan satışa çıktığı ortaya koyuldu.

Habere göre; kesilen ağaçların birçok kişi tarafından sanal medya hesaplarında satılığa çıkarılması dikkati çekiyor. Kesilen meşe ağaçları, bir Facebook sayfasında “satılık odunlar meşe odunu her yere nakliye var, nakliye size ait bin 150 TL” notuyla içi odun dolu TIR fotoğrafıyla paylaşıldı. Bunun gibi birçok kişinin kesilen odunları sanal medya hesaplarında paylaştıkları ve birçok kentte kesilen ağaçları gönderdikleri belirtildi.

Ne olmuştu?

Şırnak Barosu Çevre Komisyonu, kentte ‘güvenlik’ gerekçesiyle yıllardır sürdürülen ağaç kıyımına karşı iki kez suç duyurusunda bulunmasının ardından, geçen hafta da Kamu Denetçiliği Kurumu‘na şikayet başvurusu yapmıştı.

Çevre ve Kent Komisyonu Eş Sözcüsü Avukat Fadıl Tay, büyük bir doğa katliamı yaşandığını belirterek, “Bütün kamuoyu bu durumu sahada incelemeli ve tahribatı bizzat görmeli” çağrısında bulunmuştu.

Askerlerin gözetiminde korucular tarafından yaklaşık beş yıldır büyük miktarda kesilen ağaçlar Haziran sonunda bir kez daha Meclis gündemine getirilmişti.

HDP Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş, ağaç kıyımlarının ardından hangi faaliyetlerin gerçekleştirildiğinin ve bu yıkımlardan kimlerin sorumlu olduğunun aydınlatılması için TBMM’ye araştırma önergesi vermişti.

Şırnak’ın Merkez, Cizre, Uludere, İdil, Beytüşşebap ve Silopi  ilçelerindeki 22 ayrı bölgede ise geçen yıl Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna gerek görülmeden maden arama izni verilmişti.

 

Avrupa’nın nükleer reaktörlerinin başı sıcak dalgasıyla dertte

Belçika‘daki nükleer operatörü Engie, Salı günü yaptığı açıklamada, Doel 1 ve Doel 2 nükleer reaktörlerinde üretimin yarıdan fazla azaltıldığını, çünkü sıcak dalgası nedeniyle kullanılan suyun yeterince soğutulamadığını açıkladı.

Yüksek hava sıcaklıkları, Scheldt‘e boşaltılan soğutma suyunun sıcaklığını yükseltmekle tehdit ediyor. Engie, bu nedenle her iki elektrik santralinin kapasitesini yarıya indirdi.

Doel 1 reaktörünün üretimi 240 megavattan (MW) ile 205 MW’a ve Doel 2 reaktörünün üretimi 241 MW ile 204 MW’a düşürüldü. Avrupa’nın lider elektrik piyasasını işleten Nord Pool‘daki dosyaya göre, kısmi kesinti Çarşamba sabahına kadar devam etti.

Ülkedeki çevre mevzuatı, Scheldt’e 24 saatte deşarj edilen soğutma suyunun ortalama sıcaklığının 32 dereceyi geçmemesini şart koşuyor. Sözcü Nele Scheerlinck, “Buna yaklaştık, bu yüzden Doel 1 ve Doel 2’deki operasyonların yavaşlatılmasına karar verildi” dedi.

Büyük soğutma kuleleriyle çalışan Doel 3, Doel 4 ve Tihange tesislerinde ise nükleer reaktörlerin gücünün yeniden ayarlanmasının gerekmediği açıklandı.

Hükümet Mart ayında, Ukrayna‘daki savaşın neden olduğu yükselen enerji fiyatları nedeniyle başka reaktörleri Doel 4 ve Tihange 3‘ün hizmet dışı bırakılması planını ertelemeye karar vermiş, bunun yerine, 2035 yılına kadar 10 yıl daha uzatmıştı.

Avrupa’nın  büyük kısmını etkisi altına alan sıcak dalgası, Belçika’da önümüzdeki günlerde sıcaklıkların 35C’nin üzerine çıkmasına neden olacak.

Avrupa’da fiyatlar yükselecek

Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgasının Fransa’daki nükleer enerji üretimini sekteye uğratması nedeniyle Avrupa genelinde elektrik fiyatlarının artması bekleniyor.

Paris’te 40 dereceye yaklaşan sıcaklıklar nedeniyle Fransa’da iki nükleer enerji üretimi kapasitesi yüzde 46’ya kadar düştü.

Şebeke operatörü RTE’nin verilerini kullanan Bloomberg hesaplamalarına göre, Fransa’nın nükleer reaktörleri Çarşamba günü yüzde 47 ve bugün yüzde 46 kapasiteyle çalışıyor.

Tricastin ve Blayais tesislerinin her biri, 17 Temmuz’dan itibaren minimum 1800 megavat seviyesinde çalışacak.

Önümüzdeki hafta başında Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ta sıcaklıkların zirveye çıkacağı tahmin edilirken, orta ve güney Avrupa’daki sıcak dalgalarının daha da uzun sürebileceği düşünülüyor. Paris Salı günü 38 dereceyi görmüştü.

Fransa’da su soğutma kısıtlamaları kaldırıldı

Fransa‘da, sıcak dalgası sırasında ağın performansını etkilememek için tahliye edilen soğutma suyu için sıcaklık limitleri yakın zamanda dört reaktör için kaldırıldı.

Fransız nükleer düzenleyici Autorité de Sûreté Nucléaire (ASN), “elektrik şebekesinin güvenliğini sağlamak için” bazı nükleer santrallerden salınan soğutma suyunun maksimum sıcaklığını düzenleyen katı kuralları geçici olarak değiştireceğini açıkladı.

Saint Alban ve Blayais nükleer santralleri için şu anda geçici değişiklikler yapılıyor.

Les Echos‘un aktardığına göre, Saint-Alban ve Blayais tesislerinin yanı sıra Golfech tesisini de sıcak dalgası sırasında onları çalışır durumda tutmak için su tahliyesi kurallarından geçici olarak muafiyet aldı. Garonne Nehri dün 28 dereceye ulaştı.

Su soğutma kuralları neden önemli?

Nükleer santral reaktörlerini soğutmak için bir nehirden veya denizden alınan suyun nehre veya denize geri döndüğünde hangi sıcaklıkta olduğunu düzenleyen kurallar vardır, çünkü kaynağa geridöndüğünde su daha sıcak olacağından, balıkları, diğer hayvanları ve daha geniş nehir ortamını korumak için ne kadar büyük bir sıcaklık artışı olabileceği belirlenmek zorundadır.

Kurallar reaktörden reaktöre değişse de genel anlamda, su ya doğrudan geri döndürülür, bu açık devre olarak bilinir (nehir sıcaklıklarının birkaç derece artmasına neden olabilir) ya da kapalı devre olarak bilinen hava soğutma kulelerinde soğutulduktan sonra geri verilir.

Bu uygulamayla kullanılan kaynaktaki sıcakık artışının, bir derecenin onda birkaçı kadar veya daha düşük artışlarla sınırlı kalınmasını sağlar.

Deşarj noktasının etrafındaki su kaynağının sıcaklığı dikkatle izlenmelidir. Eğer çok yükselirse, su tahliyesini durdurması istenebileceğinden, bir reaktörün kapatılması gerekebilir.Bu, su sıcaklığı kuralları dahilinde deşarjların mümkün olmayacağına hükmedildiği anlamına gelir. 

Ancak ‘elektrik şebekesinin güvenliği için bir enerji santralini minimum güçte tutmak’ gerekliyse, nükleer santral operatörü, ASN’den termal deşarjları yöneten gereksinimleri geçici olarak değiştirmesini isteyebilir ve bu şimdi Fransa’da dört tesis için kabul edildi.

Ülkede görülen mevcut rekor sıcaklıklar, su sıcaklıklarını normalden daha yüksek bir seviyeye yükseltti ve ASN de geçici kuralı böyle savundu: “Bu yaz karşılaşılan olağanüstü iklim ve hidrolik koşullar, bazı su yollarının sıcaklığında olağandışı bir artışa neden oldu.”

 

Kylie Jenner’ın özel jeti gündemde: Yüzde 1, iklim için üzerine düşeni ne zaman yapacak?

ABD‘li reality show yıldızı Kylie Jenner‘ın özel jetini çok kısa süreli yolculuklar için kullanması, medyada eleştiri konusu oldu.

Sosyal medya hesaplarında yaklaşık 600 milyon dolar değerindeki özel jetiyle yaptığı ‘VIP seyahatlerini’ sık sık paylaşan 24 yaşındaki Jenner, uçuş izleme verilerinin, uçağının Kaliforniya‘daki iki havaalanı Camarillo ve Van Nuys arasında uçtuğunu göstermesinin ardından “tam zamanlı iklim suçlusu” olarak damgalandı.

Jenner’ın özel jetiyle yaptığı 17 dakikalık yolculuk, arabayla 40 dakika sürebilecek bir mesafeydi. Uzmanlar uçuşun 0.24 ton karbondioksit üretmesiyle çevreye maliyetine dikkat çekerken araba yolculuğu, Jenner’ın Mercedes Maybach limuziniyle bile 0.02 ton CO2 üretecekti.

Kıyaslama olarak, Birleşik Krallık‘ta, ortalama bir kişi yılda yaklaşık 4,9  ton karbondioksit emisyonundan sorumlu.

https://twitter.com/CelebJets/status/1548067135192121346?s=20&t=Qr_zeUqiiQEmO7ogHp1hPg

Jenner’ın yolculuğu, dünyaca ünlü isimlerin özel jetlerini takip edip uçuş verilerini paylaşan bir Twitter hesabından paylaşıldıktan sonra ABD medyasında gündeme oturdu.

Kardashian ailesinin bir üyesi olan Jenner, iki havaalanının ortasındaki Calabasas‘ta yaşıyor. Kayıtlar, o günün ilerleyen saatlerinde Van Nuys’tan Palm Springs‘e 29 dakikalık bir uçuş daha yaptığını gösteriyor, ki bu da arabayla iki saat sürecek bir mesafe.

İskoç tiyatro yönetmeni Jack MacGregor, attığı bir tweet ile viral oldu: “Kylie Jenner tam zamanlı iklim suçlusu. Bu jetlerin havalanmasına asla izin verilmemeli.”

‣ Öldüren eşitsizlik: Her bir yeni milyardere karşılık bir milyon insan aşırı yoksulluğa düşüyor

Uçuştan birkaç gün sonra Jenner, Instagram‘da sevgili Travis Scott ile iki jetin önünde durdukları bir fotoğraf paylaşarak, “Benimkini mi yoksa seninkini mi almak istersin?” yazdı. Bu da tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Dünyaca ünlü isimlerin yaşadığı Los Angeles‘ta ünlülerin, ticari havayollarında yaşanan iptal, rötar gibi aksaklıklarla uğraşmaktan ve insan arasına  karışmaktan endişe duydukları için özel veya charter uçuşları tercih etmeleri sebebiyle, özellikle de COVID-19 pandemisinden bu yana Hollywood‘da özel jet seyahatleri oldukça popülerleşti.

Özel jetler, yolcu başına ticari uçuşlardan önemli ölçüde daha fazla emisyon üretiyor ve bu da iklim krizine daha fazla katkıda bulunuyor. Oxford Üniversitesi‘nde bu konuda çalışan Dr. Debbie Hopkins, geçen yıl BBC‘ye verdiği demeçte, zaten kirletici olan ticari havacılığın, özel jetlerle daha da kötüleştiğine dikkat çekiyor:

“Bu uçakların kalkış ve inişleri sırasında, içinde kaç kişi olursa olsun, büyük miktarda yakıt kullanılıyor.”

‣ IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu açıklandı: İklim değişikliği insani krizleri şiddetlendiriyor

Öte yandan bu tip uçuşları sık sık yapan tek isim Kylie Jenner değil. Ünlüleri ve özel uçak seyahatlerini günlük olarak takip eden söz konusu Twitter hesabı, bu hafta Teterboro‘dan New York‘taki Hamptons‘a 24 dakikalık bir uçuş yapan yönetmen Steven Spielberg hakkında da paylaşımda bulundu. Hesapta, Tiger Woods, Blake Shelton, Jay Z gibi ünlülerin de özel jetlerine dair paylaşımlar yer alıyor.

Fakat Kylie Jenner gibi moda ve kozmetik dünyası için ikonik bir ismin bu hareketi, konunun haber medyasından çıkararak başka pek çok mecrada da tartışılmasına olanak verdi.

Moda dergisi Elle‘in Avustralya‘daki yayınında yayımlanan yazıda şöyle denildi:

“Kardashian’ların genel nüfusla kıyaslanamayacak bir hayat yaşadıklarının hepimiz farkındayız: Cömert tatiller, pahalı akşam yemekleri, genişleyen malikaneler ve bir dizi özel jet.. Bunlar dünyanın en ünlü ailelerinden birinin karşılayabileceği lükslerden sadece birkaçı. Ancak fark etmedikleri şey, diğer insanların (ve gezegenin) bunun için bedel ödüyor olması.

Kylie’nin, kendisinin ve erkek arkadaşı Travis Scott’ın iki özel jetin önünde
‘benimkini mi yoksa seninkini mi almak istersin?’ yazılı fotoğrafı, her ikisinin de emrinde özel uçakları olduğu gerçeğine, bu çılgın gerçekliğe  atıfta bulunuyordu. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, kullanıcılar acımasız yorumlar yaptı:

‘Küresel ısınma, kim?! ‘
‘Ben ne için geri dönüşüm yapıyorum’
‘Ama kağıt pipet kullanması gereken biziz 😩’ …

Hepsinin bir anlamı var. Gezegeni kurtarmak için yeterince şey yapmadıkları için suçlananlar ortalama halktır, ancak en fazla zararı vererek paçayı kurtaranlar yüzde 1’dir. Jenner, özel uçakların olumsuz çevresel etkisinin ticari uçaklarınkinden daha yüksek olduğu bilinirken, çevre bilincini açıkça göz ardı etmesiyle övünmekle suçlandı.”

‣ ‘Zenginlerin aşırı kârına uygulanacak vergilerle yoksulların gıda krizi hafifletilebilir’

The Independent‘a yazdığı yazıda Kate Ng, “Ve geriye basit bir soru kalıyor: Yüzde bir ne zaman iklim kriziyle mücadelede üzerine düşeni yapacak?” diye sordu. Yazının bir kısmı şöyle:

“Gezegen için üzerime düşeni yapmaya gelince, aziz olmadığımı ilk kabul eden ben olacağım. Sık sık yanlış şeyi geri dönüştürüyorum. Hala çok fazla plastik ambalaj alıyorum. Hala uçuş yapıyorum. Ama iklim kriziyle mücadelede üzerime düşeni yapmam gerektiğini biliyorum. Çoğumuzun yaptığı gibi. Ancak bazı ünlüler hala mesajı alamadılar. Daha doğrusu, mesajın kendileri için geçerli olduğunu düşünmüyorlar.

Küresel havacılık emisyonlarının yaklaşık yüzde 50’sinden yalnızca süper zenginlerin sorumlu olduğu gerçeğini boşverin. Jenner, trafiği atlayabildiği ve jeti ile erkek arkadaşı Travis Scott’ın jeti arasında seçim yaptığını gösterebildiği sürece, seyahat seçimlerinin devasa etkisi onun için önemli değilmiş gibi görünüyor.

Eko-bilinçli olmak Jenner markasının bir parçası değil. Aslında, 2019’da Kim Kardashian‘ın Greta Thunberg‘i övmesi dışında, gezegeni kurtarmak da Kardashian’ların çıkarlarına uygun değil.

Elbette Kardashian-Jenner‘lar, istedikleri zaman ve istedikleri zaman özel jetlerde dolaşan tek ünlüler değil. İklim değişikliği hakkında konuşanlar bile yürüyüşe çıkmıyor. Prens Harry, Mayıs ayında sürdürülebilir seyahat şirketi Travalyst’i kurdu, ancak yine de özel jetleri kullanıyor. Ağustos 2021’de, hayır amaçlı bir polo maçından sonra Colorado’dan California’ya iki saatlik bir uçuş yaptıktan sonra ikiyüzlülük suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı.

Daha da yakın zamanda, Sussex Dükü ve Düşesi‘nin, Kraliçe‘nin Haziran’daki platin yıldönümü kutlamalarından sonra özel jetle Birleşik Krallık’tan Kaliforniya’ya 5.500 mil seyahat ettiği bildirildi. Charted uçuş sağlayıcısı Paramount Business Jets‘e göre, iki çocukları Archie ve Lilibet ile birlikte uçan çift, bu uçuşta yaklaşık 60 ton CO2 saldı.Özel jet sahibi ünlülerin listesi uzun: Tom Cruise; Jay z; Bill Gates; John Travolta.

Aslında o kadar çok ünlü özel jet kullanıyor ki, Leonardo DiCaprio geçen yıl COP26 iklim zirvesi için Glasgow’a ticari bir uçuşla geldiğinde,özel bir uçaktan kaçınan birkaç VIP’den biri olduğu için adeta tanrılaştırıldı. Onun ulaşım şekli, diğer sözde iklim dostu VIP’lerin etkinliğe nasıl geldiklerinden farklıydı: Jeff Bezos, Prens Charles, Monaco Prensi Albert ve diğerleri, İskoçya’ya seyahat etmek için özel uçakları kullandıkları için şiddetle eleştirildi.

Özellikle Bezos, 65 milyon dolar değerindeki Gulf Stream tarafından yönetilen yaklaşık 400 özel uçaktan oluşan bir filonun İskoçya’ya inmesinden sonra çevrecilerin gazabından nasibini aldı”.

“Hepsi zenginlik ayrıcalığı kokuyor.”

Eylül 2020’de Oxfam raporu, “zengin azınlığın aşırı tüketimini” eleştirdi ve çevreye zarar veren birkaç seçimin bedelinin, en yoksul ve en gençlerimiz tarafından ödendiğini kaydetti.

Elbette üzerimize düşeni yapmaya devam etmek bizim için önemli – geri dönüşüm, atıkları azaltmak, yeniden kullanmaya devam etmek – ama artık süper zenginlerin gezegen üzerindeki zararlı etkilerinin farkına varma zamanı geldi.

Bu konuda gerçekten bir şeyler yapmak için ellerinde çok daha fazla imkan var.

Aliağa ‘ölüm gemisine’ karşı eylemde: Kanser olmak istemiyoruz

Brezilya‘dan söküm için Türkiye‘ye gelen NAe Sao Paulo gemisi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca verilen onaya tepkiler sürüyor. Aliağa Çevre Platformu ile Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla ilçede bir araya gelen Aliağa halkı ve çevre örgütleri, “ölüm gemisine” karşı eylem düzenledi.

Evsensel’in aktardığına göre; Aliağa Demokrasi Meydanı‘nda yapılan açıklamada, “Havama suyuma toprağıma dokunma”, “Kanser olmak istemiyoruz” sloganları atıldı. Eyleme HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Özuslu da katıldı.

‘Aliağa’ya, tarım havzalarına, çocuklarımıza kıyılıyor’

Basın açıklamasını okuyan Aliağa Çevre Platformu (ALÇEP) Sözcüsü Özgül Çağlar, “Aliağa’mıza, İzmir’e, Ege Denizi’ne ve çevredeki tüm tarım havzalarına kıyılıyor. Çocuklarımıza kıyılıyor. Geleceğimiz karartılmak isteniyor. Ülkemiz, dünya gemilerinin çöplüğü değildir. Bizler bu geminin ikizi olan ve 2007 yılında İngiltere Hartlepool Tersanesi‘nde sökülen Clemenceau’ya ait raporda, gemide bin tona yakın asbestli ve tehlikeli madde olduğunun belirtildiğini biliyoruz. Sao Paulo gemisinin son dönemde kısmen bazı toksik maddelerden arındırılmış olduğunu farz etsek bile, kalan toksik maddelerin bakiyesi, Aliağa’da her gün tüm canlıları hastalık ve ölüme götüren koşulları daha da ağırlaştıracaktır” dedi.

Geminin yüzen tehlikeli bir atık olduğunu söyleyen Çağlar, “Ölüm gemisinin Aliağa’ya gelmesi; tehlikeli atıklardan ilk olarak doğrudan etkilenecek olan gemi söküm emekçilerinin; Aliağa, İzmir ve hurda metal fabrikalarının olduğu havzalarda yaşayan tüm yurttaşların, tüm canlıların sağlıklı çevrede insanca yaşama haklarının ihlali anlamına gelmektedir” diye konuştu.

Aliağa’da eylem yapan çevre aktivistleri ve yurttaşların talepleri ise şöyle:

  • Öncelikli talebimiz, her geminin, üretilen ülkede, kullanan ve kar eden şirket ve devletin bedellerini ödeyerek sökülmesidir.
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere vatandaşın yaşam, sağlık ve çevre hakkını korumak ile mesul bakanlıklar, kamu faydası için tüm tehlikeli malzemelere dair tüm şüpheleri ortadan kaldıracak tüm delilleri talep etmeli ve kamuoyu ile paylaşmalıdırlar.
  • Bu geminin tehlikeli madde envanteri, uluslararası bağımsız gözlemcilerce incelenerek sonuçları kamuoyu ile paylaşılsın.
  • Geminin yaşı ve nükleer özellikleri dikkate alınıp standart IHM denetimi dışında bağımsız uzmanlar tarafından denetimi sağlansın.
  • Geminin söküm planı kamuoyu ile paylaşılsın.
  • Adı geçen ölüm gemisi, Türk karasularına yolculuğuna başlandığı durumda bile geri gönderilsin.
  • Her sene yüzden fazla, tonlarca tehlikeli malzeme içeren gemilerin söküldüğü gemi söküm tesisleri, kapalı kutu olmaktan çıkarılsın ve sivil örgütlerin de katılımıyla denetlensin.

Ortak açıklamanın imzacıları  arasında ALÇEP, Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu, Ankara Kent Ekoloji Ağı, Ayvalık Tabiat Platformu, Bergama Çevre Platformu, Burhaniye Çevre Platformu, Çandarlı Halk Meclisi, Çeşme Çevre Platformu, Çiğli-Der, Çiğli Kent Konseyi, Çevre Dostu Platformu, DİKÇEP, EGEÇEP,  Ege Su Platformu, FOÇEP, Foça Forum, Foça Kent Konseyi, GÜLDER, Güzelbahçe Emek ve Demokrasi Platformu, Ilgın Çevre Platformu, İZÇEP, İzmir Yeşil Gelecek Derneği, İzmir Dersim Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi, Polen Ekoloji, Salda Gölü Koruma Derneği, Van Çevre Derneği yer aldı.

Bakanlıktan yeni ilkeler: ‘Kesin korunacak hassas alanlara’ atık su, içme suyu, doğal gaz, iletim hattı yapılabilecek

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca, doğal sit alanlarını korumaya yönelik ilke kararında güncelleme yapılarak, kesin korunacak hassas alanlara ilişkin düzenlemelere gidildi.

Kesin korunacak hassas alanlar, “Ulusal ve uluslararası öneme sahip tür, habitat ve ekosistemleri bünyesinde barındıran, biyolojik, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri açısından ekosistem hizmetlerine katkı sağlayan, insan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksek olan, bitki örtüsü, topoğrafya ve siluetin korunması ve gelecek nesillere aktarılması gereken, Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları” olarak tanımlanıyor. 

Bir önceki güncellenen ve 7 Aralık 2019’da yayımlanan “İlke kararları”na göre ise bu alanlarda yapılabilecek ve yasaklanan faaliyetler şöyle:

  • Bu alanlarda, doğal afet (deprem, yangın, sel, heyelan, taşkın vb.) durumunda yapılması gerekli acil müdahaleler yapılabilir.
  • Bu alanlarda madencilik faaliyeti yapılamaz, taş, toprak, kum alınamaz, toprak, cüruf, çöp, sanayi atığı vb. malzeme dökülemez.
  • Bu alanlarda; koşulları, kapsamı, süresi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek şartı ile aşağıdaki faaliyetlere izin verilebilir:
  1. Bilimsel amaçlı araştırma, eğitim ve izleme faaliyetleri yapılabilir.
    b. Alanda taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlığı bulunması veya rastlanması halinde bilimsel kazı, ortaya çıkarma ve koruma çalışmaları ilgili Bakanlığın izni ile yapılabilir.
    c. Bu alanların korunmasına ve ıslah edilmesine yönelik bilimsel rapor sonucu teklif edilen projeler yapılabilir.
    ç. Güvenlik, uyarı ve bilgilendirme amaçlı levha ve işaretler konulabilir.
    d. Orman yangın yolu açılmasına, ormanların bakım ve onarımı, orman zararlıları ile mücadele edilmesi amacıyla çalışmalar yapılmasına izin verilebilir.
    e. Alan içerisinde yer alan; anıt ağaç, grup tescilli ağaçlar ile tescili bulunmayan ağaçların ilgili kurumdan alınacak teknik rapor doğrultusunda bakım ve onarımları yapılabilir.
    f. Ekolojik dengenin devamlılığı ve tozlaşmanın sağlanabilmesini destekleyen arıcılık faaliyetleri yapılabilir.
    g. Kuş gözlem kulesi yapılabilir.
    ğ. Bu alanlarda Bakanlıkça gerekli görüldüğü takdirde bakım çalışmaları ve çevre temizliği  yapılabilir.

Doğal gaz, elektrik iletim hatları, iletişim hatları eklendi

Bakanlıkça hazırlanan yenilenmiş “Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı”  ise bugünkü Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Yenilenen “İlke Kararları’na göre, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğe uygun olarak faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeler sonucunda, koşulları, kapsamı ve süresi belirlenmek şartı ile bazı faaliyetlere izin verilebilecek.

Bu kapsamda yapılan düzenlemeyle kamu menfaati gereği zorunluluk arz eden hallerde ve kesin korunacak hassas alan ilanından önceki mevcut yol güzergahının kullanılması koşuluyla “atık su, içme suyu, doğal gaz, elektrik ve iletişim hattı” yapılabilecek.

Ayrıca “Kesin Korunacak Hassas Alan” tescilinden önce mevzuata uygun olarak yapılmış ve faaliyeti devam eden bir altyapı uygulaması veya tesisi varsa mevcut uygulamaya veya tesise ilişkin ilave bir hat, yapı ya da benzeri yeni bir düzenleme yapılmaması koşuluyla söz konusu mevcut uygulamalara yönelik asgari düzeyde bakım, onarım ve iyileştirme çalışmalarıyla süre uzatımına izin verilebilecek.

Geçen hafta Çeşme ve Datça’da çıkan orman yangınlarının, ormanlık alana kurulu iletim hatlarından çıktığı ve sert rüzgarla yayıldığı ortaya çıkmıştı.

Son olarak bu ay başında İstanbul Beykoz’da Kaynarca Mahallesi Etabı Doğal Sit Alanı, Beykoz Batı Kesimi-Anadolu Feneri Mahallesi Doğal Sit Alanı ve Alibahadır, Paşamandıra ve Öğümce mahalleleri Etabı Doğal sit alanı, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edilmişti.