Ana Sayfa Blog Sayfa 829

İklim değişikliği, İsviçre İtalya sınırını değiştirdi: Nasıl anlaşmazlıklar yaratıyor?

İsviçre ve İtalya arasındaki sınır, Alpler’de eriyen bir buzul sebebiyle kaydı. Bölgedeki dağ kulübesinin hangi ülkeye ait olduğu ise tartışma konusu oldu.

İki ülke arasındaki sınır çizgisi, Theodul Buzulu‘nun yer aldığı Testa Grigia zirvesinde, akan suyun dağın farklı iki tarafından bir ülkeye ya da diğerine gittiği drenaj bölümü boyunca uzanıyor.

Ancak eriyen buzuldan sular, zirvede kayak yapan turistlerin kaldığı dağ kulübesi Rifugio Guide del Cervino‘ya doğru akıyor ve yavaş yavaş binanın altını temizliyor.

Kayalık bir tepedeki bu kulübe, bir sığınak olarak 1984 yılında inşa edildiğinde, 40 yatağı ve uzun ahşap masalarıyla tamamen İtalyan topraklarındaydı.

Ancak şimdi, yatakların çoğu ve restoran da dahil olmak üzere kulübenin üçte ikisi teknik olarak güney İsviçre’de bulunuyor.

İki ülke uzlaştı: İki taraf da kazanmadı ve kaybetmedi

İsviçre ve İtalya, 2018’de konuyla ilgili başlayan müzakereleri Kasım 2021’de Floransa’da bir anlaşma imzalayarak tamamldı, ancak ayrıntılar hala gizli tutuluyor.

Anlaşma, İsviçre hükümeti tarafından onaylandıktan sonra açıklanacak ve bu 2023’ten önce gerçekleşmeyecek.

Bu sorun, buzulun dünyanın en büyük kayak merkezlerinden birinin tepesinde yer alması ve birkaç metre ötesine yeni bir teleferik istasyonunun inşa edilmesi gibi önemli bir yeni gelişme ile gündeme geldi.

The Guardian’ın aktardığına göre İsviçre’nin ulusal harita ajansı Swisstopo‘nun baş sınır yetkilisi Alain Wicht, “Oluşan farkı bölüşmeye karar verdik” dedi.

Wicht’in görevi, karayla çevrili İsviçre’nin; Avusturya, Fransa, Almanya, İtalya ve Lihtenştayn ile toplam 1935 kilometrelik sınırlardaki 7000 sınır işaretçisine (belirleyicisine) bakmayı içeriyor.

Wicht, her iki tarafın da bir çözüm bulmak için taviz verdiği müzakerelere de katıldı.

“iki tarafta da kazanan çıkmasa bile en azından kimse kaybetmedi.”

Theodul Buzulu, 1973 ve 2010 yılları arasında kütlesinin neredeyse dörtte birini kaybetti. Bu, altındaki kayayı buzlandırarak drenaj bölümünü değiştirdi ve iki komşuyu, sınırlarının 100 metre uzunluğundaki bir bölümünü yeniden çizmek zorunda bıraktı.

Wicht, bu tür ayarlamaların sık sık yapıldığını ve genellikle, politikacıları dahil etmeden, sınır ülkelerinden gelen uzmanlaırn çalışmalarının karşılaştırmasıyla çözüldüğünü söyledi.

Kulübenin bekçisi: Biz her zaman İtalyan olduk

Kulübenin bekçisi 51 yaşındaki Lucio Trucco‘ya ise İtalyan topraklarında kalacağı söylendi.

“Kulübe İtalyan olarak kalıyor çünkü biz her zaman İtalyan olduk. Menü İtalyan, şaraplar İtalyan, vergiler İtalyan.”

Yıllarca süren müzakereler, kulübenin yenilenmesi çalışmalarını da geciktirdi çünkü sınırın her iki tarafındaki köyler, inşaat ruhsatı veremedi. Bu nedenle, 2023’ün sonlarında Klein Matterhorn Dağı‘nın İtalya tarafında yeni bir teleferik için çalışmalar zamanında tamamlanamayacak.

Pistlere yalnızca İsviçre kayak merkezi Zermatt‘tan erişilebiliyor.

ODTÜ ormanlarında yeniden iş makineleri çalışmaya başladı

Orta Doğu Teknik Üniversitesi‘ne (ODTÜ) ait ormanlık alana giren iş makineleri, eski Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Melih Gökçek tarafından başlatılsa da yarım kalan yol için bugün yeniden çalışmaya  başladı.

“ODTÜ yolu” projesi, Gökçek döneminde 2017 yılında hayata geçirilmeye başlanmıştı. Daha sonra büyüyen tepkiler üzerine proje yarım bırakıldı.

Bilkent -İncek Yol Projesi” olarak adlandırılan proje, ABB’nin yeni Başkanı Mansur Yavaş tarafından geçen hafta yeniden ihaleye açıldı. Yol ihalesini,  39 milyon 344 bin TL ile Haslan İnşaat Mühendislik Enerji Makina Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (A.Ş.) ve Diyar Sur İnşaat Nakliye Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. kazanmış; ODTÜ Mezunlar Derneği Başkanı Nadir Avşaroğlu, “Bu bir yol projesi değil rant projesidir. Biz sadece ODTÜ’lüler olarak karşı değiliz bu projeye, Ankaralılar olarak karşıyız. Çünkü ODTÜ Ormanı’nın ekolojik yapısının bozulmamasını istiyoruz” demişti. 

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ise yol ihalesine karşı dava açmıştı.

Meslek odaları: ODTÜ yolu ihalesinin iptalini yargıya taşıdık

Ayrıca Melih Gökçek hakkında da suç duyurusunda bulunuldu. 

Bugün, ODTÜ arazilerine giren ABB’ye ait iş makineleri yol çalışmalarına başladı. “Anıt Park Forum”un sosyal medya hesabından paylaşılan görüntülerde, iş makinelerinin asfalt hazırlığı yaptığı görüldü.

Sosyal medyada yolun tekrar yapılmasına tepki gösterilerek, ODTÜ ormanlarına sahip çıkma çağrısı yapıldı. ODTÜ Mezunlar Derneği de sosyal medyadan bir açıklama yaparak tüm üyelerini alana çağırdı.

Projeye göre yol, Bilkent-İncek-Gölbaşı hattını bağlayacak ve 4,5 kilometre uzunluğunda olacak. Daha önce açılan yol, ODTÜ Ormanı’nın belirli bir kısmını yola dönüştürürken, yeni yol ormanın tam ortasından geçiyor ve ODTÜ arazisini ikiye bölüyor. Tepkilerin ardından  17 Eylül 2021’de  öğrenciler, akademisyenler ve mezunlarla bir araya gelen Yavaş, alternatif bir yol arayışı arayacağını söylemişti.

Sığacık’taki marina genişletme projesinin yaratacağı yıkımın geri dönüşü olmayacak

İzmir Sığacık’ta yer alan Teos Marina yat limanının kapasite artışına karşı Seferihisar Demokrasi Platformu öncülüğünde eylem düzenlendi.

Planlanan proje kapsamında Sığacık Körfezi’nin biyoçeşitliliği tehdit edilirken, proje kapsamında yüzer iskeleler, yüzer dalgakıranlar, yüzer beton platformlar kurulması planlanıyor.

Platformun açıklamasına göre denizde yapılacak bu yapılaşmanın yaratacağı sorunlar ise ÇED raporunda belirtilmiyor.

Bu kapsamda Doğa Derneği üye ve gönüllüleri, serbest dalış yaparak denizde tarama işlemi gerçekleştirdi ve mevcut marinanın çıkışından itibaren söz konusu yüzer mendireğin yapılacağı alana kadar taranan alanda; denizin 50 cm derinliğinden 6.7 metre derine ulaşan sağlıklı deniz çayırlarına rastlandığı fakat 7’inci metrelerde ise bu çayırlara rastlanmamasının nedeninin mevcut marinadan kaynaklı olduğu belirlendi.

Yıkımın geri dönüşü imkansız olacak

Doğa Derneği Deniz Araştırmaları Koordinatörü Denizcan Durgun, yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Marinanın genişletilmesi deniz ekosistemini olumsuz yönde etkileyecek. Aynı zamanda Barselona sözleşmesiyle korunan deniz çayırları yok olacak. Deniz çayırları yataklarının hem dip sistemi hem kıyı ekosistemi için çok önemli rol oynadığı aşikar. Herhangi bir yıkıma uğradığında geri dönüşü neredeyse imkansız.”

Durgun, marinanın kapasite artışının gerçekleşmesi halinde yaşanacak sorunları da şöyle anlattı:

‘’Alanın doldurulmasıyla yaşanacak habitat kaybı olacak. Tekne trafiğinin artmasıyla birlikte bölgede petrol kirliliğin artması da bunun bir sonucu olacak. Halihazırda zayıf olan deniz suyu döngüsü daha da zayıflayacak ve su kalitesinde negatif değişiklikler olacak; bu da körfezden koku yayılması anlamına geliyor.

Bu projenin derhal durdurulması buradaki deniz ekosisteminin yaşaması için şart.

Aslanyaka’da köylüler taş ocağına karşı iş makinelerinin önünde durdu

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı ve YK Enerji’nin maden ocağına karşı mücadelesiyle bilinen İkizköy’ün komşusu Aslanyaka’daki vatandaşlar, Çaba Mobilya Sanayi İnşaat Turizm Gıda Ltd. Şti. tarafından istenen Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi kapasite artırımı projesine karşı davaları sürerken köye giren iş makinelerinin önünde durdu.

İki milyon tonluk yıllık üretimi olması planlanan ocağa “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değil” kararı veren Muğla Valiliği vatandaşlar tarafından dava edilmişti.

İkizköy Çevre Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre; bugün sabah saatlerinde Aslanyaka Köyü’ne üç iş makinesi girmek istedi. Vatandaşlar makinelerin önünü keserek söz konusu olayla ilgili jandarmaya şikayette bulundu. İkizköylüler, Çamköylüler ve Milaslılar dayanışma için Aslanyaka’ya koştu.

90 yaşındaki Aslanyakalı vatandaş “Memleketim, milletimin sağlığı için her şeye katlanırım. İsterse beni burada ezsinler, gene vazgeçmeyeceğim. Bu kadar basit” diye olaya tepki gösterdi:

 

Balık dışkısı, ağarmış mercanların iyileşmesine yardımcı olabilir mi?

Derek Smith‘in Hakai Magazine‘de yayımlanan bu haberi, Yeşil Gazete‘nin de parçası olduğu küresel gazetecilik ağı Covering Climate Now’un (CCNOW) işbirliğinin bir parçasıdır.

***

Renkli mercan resiflerinde bulunan tam işlevli mercanların çoğu, bir mercan (hayvanın kendisi) ve içinde yaşayan mikroskobik algler arasındaki bir simbiyozdur.

Bu ikili, dünyadaki deniz türlerinin dörtte birinin yaşadığı mercan resiflerinin fiziksel temelini oluşturur.

Ancak mercanların bu alg ortakyaşarlarını (simbiyontlarını) nasıl elde ettikleri, hala bilim dünyası için bir sır.

Yumurtlayan mercanlar  yaşamlarına alg ortakları olmadan, serbest yaşayan larvalar olarak başlar ve bu alg ortaklarını zamanla, çevreden elde eder.

Peki nasıl? Bilim insanları bunu henüz bilmiyor.

Kariyerini mercanlar ve onların ortakyaşarlarını incelemeye adayan Teksas’taki Rice Üniversitesi‘nden deniz biyoloğu Adrienne Correa’nın  mercanların ortakyaşarlarından bazılarının kaynağı hakkında bir fikri var: balık dışkısı.

Correa ve ekibi, mercanla beslenen balıkların dışkılarının, mercanlarla simbiyotik ilişki kuran bu alg türleri ile dolu olduğunuve yetişkin ya da larva mercanların, balık dışkısından bu algleri aldıklarını gösterdi.

Fakat bilim insanları henüz noktaları tam olarak birleştirmiş değil. Ancak, yakın akraba bir organizma olan deniz anemonlarının da alglerini bu şekilde elde etmeleri, bu fikri güçlendiriyor.

Correa ve ekibi, bu yılın sonlarında Fransız Polinezyası‘ndaki Moorea Mercan Resifi Uzun Vadeli Ekolojik Araştırma sahasında başlayacakları deneylerde bağlantıyı kanıtlamayı umuyor.

Editör notu: Mercan ağarması nedir?

Stres altındayken mercanlar, dokularında yaşayan mikroskobik algleri dışarı atarlar. Bu algler olmadan mercanların dokuları şeffaflaşır, beyaz iskeletleri açığa çıkar. Ağarmış mercanlar ölmemiştir, ancak daha çok açlık ve hastalık riski altındadır, üremeleri de kötü etkilenir.

Yüksek su sıcaklıkları uzun süre devam ederse (sekiz hafta veya daha fazla) alglerden ve dolayısıyla besin kaynaklarından yoksun olan mercanlar açlıktan ölmeye başlar.

Ağarma, mercanlar stres altındayken meydana gelir. Yaz aylarında Büyük Resif’teki mercan ağarmasının birincil nedeni, artan su sıcaklıklarından ve artan UV radyasyonundan kaynaklanan ısı stresidir. Sadece dört hafta boyunca sadece bir santigrat derecelik bir sıcaklık artışı, ağarmayı tetikleyebilir.

Mercanın ağarması bir stres tepkisidir, doğal bir süreç olsa da, denizlerdeki büyük ölçekli sıcak dalgaları, çok sayıda mercanın geniş bir alanda ciddi şekilde ağardığı kitlesel mercan ağarma olayları yaratır. Bu olaylar da yüksek seviyelerde mercan ölümlerine sebep olur. 

Correa, iklim değişikliği göz önüne alındığında, mercanların ortakyaşarı olan bu alglerin nereden geldiği sorusunu yanıtlamanın acil olduğunu belirtiyor ve toplu ağarma olaylarının daha yaygın hale gelerek tüm resifleri tehdit etmesi ile Correa, mercan yiyen balıkların mercanların direnç kazanmasının anahtarı olup olmadığını merak ediyor.

Mercanlar, ağarma olaylarına bireysel tepki verir. Bazıları, aynı türe dahil olsalar bile daha hızlı iyileşirler – bunun nedeni kısmen, alg ortakyaşarlarının diğer mercanlardan farklı olmasıdır.

Birçok mercan yalnızca bir tür alg ile ilişki kursa da, resif oluşturan başlıca cinslerden biri olan Acropora gibi bazıları, birkaç farklı alg türüyle bağ kurabilir. Ve bazı algler bu mercanları  ısıya diğerlerinden daha dayanıklı hale getirir.

Bu değişkenlik nedeniyle, alg ortakyaşar yayıcıları olarak balıkların rolü, bir mercan resifinin nasıl iyileşeceğini belirlemek konusunda önemli olabilir.

Bazı mercan yiyen balık türleri başka şeyler de yerken; oval kelebek balığı, süslü kelebek balığı ve süpürge otu gibi bazı balıklar sadece mercanla beslenir ve bunlar da sağlıklı, ağarmamış mercanları yemeyi tercih eder.

Bu balıklar, ağarmamış sağlıklı mercanlardaki daha dayanıklı algleri  yiyerek, resif çevresinde yayılmasına yardımcı olabilir.

Ayrıca balıklar, belirli alg türlerini de resifin etrafına dağıtarak yalnızca bir tür ortakyaşara sahip mercanların da bunlardan faydalanmasını sağlayabilir.

Correa’nın deneyleri bu hipotezi desteklerse, bazı balık popülasyonlarının ısınan sularda resiflerin dirençli kalması için gerekli olduğunu kanıtlanabilir.

Correa, “Çoğaltarak resiflere salmak isteyeceğimiz belirli balıklar da olabilir” diyor.

Mississippi Üniversitesi’nden mercan biyoloğu olan Tamar Liberman Goulet, Correa’nın fikrinin değerli olduğunu düşünse de, balık dışkısının ne kadar büyük bir rol oynayabileceği konusunda şüpheli. Goulet, balıkların resiflere yapışma eğiliminde olduğunu ve bu nedenle mercanların ortakyaşarlarını yalnızca sınırlı bir alana dağıtabileceğini söylüyor:

“Bir mercan kayalığı, denizde olmasına rağmen bazı yönlerden bir adaya benzer: Birçok mercan resifi balığı organizması bulundukları resifle sınırlı kalır. Resifler arasında kum blokları gibi fiziksel bir engel varsa balıklar bu engeli yüzerek geçemez. Resifine alışkın balıklar, bu şekilde bırakılırsa av olma riski vardır.”

Correa da, dışkılarıyla alg yayan balıkların nihayetinde en şiddetli ağarma olaylarıyla mücadele etmek için tek başına yeterli olmayacağını söylüyor:

Resiflerdeki balıklar, kendi başlarına bunu düzeltemezler. Mercanlara baskı yapan çok fazla stres etkeni var ve çok şiddetliler.

Sonuçta, mercan resiflerini tam olarak korumak için çevresel bozulma ve iklim değişikliğinin doğrudan ele alınması gerekecektir.

Rusya gaz akışını yine kısıyor, AB tasarruf yapmaya çalışıyor

Rusya devlet enerji şirketi Gazprom, Avrupa‘ya doğal gaz sağlayan Kuzey Akım 1 Boru Hattı‘ndaki bir türbinin daha bakıma alınması sebebiyle doğal gaz akışının 33 milyon metreküpe düşeceğini açıkladı.

Günde 33 milyon metreküp, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin öncesindeki kapasitenin yaklaşık beşte birine tekabül ediyor.

Rusya, geçen hafta bazı bakımların sona ermesiyle Avrupa’ya tekrar 67 milyon metreküp doğalgaz sağlamaya başlamıştı. Kuzey Akım 1 boru hattında bakım sebebiyle on gün akış durmuş, geçen hafta yeniden başlamıştı. Hat,  haftalardır kapasitesinin altında işliyordu.

Gazprom tarafından yapılan açıklamada, “Bakımlar öncesi revizyonlar arasındaki sürenin sona ermesiyle bağlantılı olarak Rostekhnadzor (Güvenlik Sertifikası) talimatlarına göre ve motorun teknik durumu dikkate alınarak, Gazprom, başka bir Siemens doğalgaz türbini motorunun çalışmasını durduruyor” denildi ve kesintinin yarın sabah 07.00’de başlayacağını  duyurdu.

Açıklama sonrasında doğal gaz ve petrol fiyatları yükselişe geçti.

AB raporu: Fosil yakıt altyapısına yeni yatırımlar olmadan da enerji güvenliği sağlanabilir

AB ülkeleri, yüzde 15 tasarruf yapma konusunda kısmen anlaştı: Ama yetmeyebilir

Moskova bu kesintiyi, Avrupa Birliği’nin, bloğu Rus baskısına karşı güçlendirecek planı tartışmak üzere yapacağı toplantının arifesinde duyurdu.

Geçen hafta Komisyon’da gündeme gelen ve tüm AB ülkelerinin yedi ay boyunca  gaz kullanımını gönüllü olarak  yüzde 15 oranında azaltmasını öngören öneri, Brüksel‘deki toplantıda onaylandı.

Teklif,  Rusya’dan gelen doğal gaz akışının tamamen durması beklentisine karşı, Mart ayına kadar talebiyüzde 15 oranında azaltarak AB’nin derin kesintiler yaşanmadan enerji stoğu yapabilmeyi amaçlıyordu.

Buna göre tüm AB ülkeleri, 2016-2021 arası aynı dönemdeki ortalama tüketimlerine kıyasla, Ağustos’tan Mart’a kadar gaz kullanımını yüzde 15 oranında azaltmak için gönüllü oldu. Sözleşme, acil bir arz krizi durumunda bağlayıcı olacak.

Diğer AB ülkelerinin gaz şebekelerine bağlı olmayan İrlanda ve Malta gibi ülkeler, yüzde 15’lik bağlayıcı gaz kesintisinden muaf tutuldu.

Ağustos ayına kadar AB’nin gaz deposunu doldurmayı kabul eden diğer ülkeler de, hedefi daha yumuşak şekilde uygulamaya yönelebilir. Mevcut stok seviyelerine göre Almanya ve İtalya da dahil olmak üzere yaklaşık bir düzine ülke kesintileri yumuşatarak uyugulayabilir ve çelik üretimi gibi enerji yoğun kritik sektörlerde kullandıkları gazı da hedeften muaf tutabilir.

Avrupa, geçici olarak kömüre dönse de 2030 planlarını değiştirmedi

Almanya’dan sonra Fransa: Kapatılan kömürlü santral ‘enerji krizi’ gerekçesiyle yeniden açılacak

Ayrıca, diğer AB ülkelerine gaz ihraç etme kabiliyeti sınırlı olanlar, yapabildikleri kadarını ihraç etmek koşuluyla daha düşük bir hedef talep edebilir. Bunun, stoklanan enerjiyi diğer ülkelerle paylaşacak altyapı kapasitesinden yoksun olduğu için kendi iç talebini kesmenin diğer ülkelere yardımı olmayacağını ifade eden İspanya için geçerli olması bekleniyor.

İspanya Enerji Bakanı Teresa Ribera bugünkü açıklamasında, “Herkes, biri yardım istediğinde yardım etmek gerektiğini anlıyor. Yardım farklı şekillerde olabilir, ancak işbirliği ruhunun hakim olacağına inanıyorum” dedi.

Avrupa Rus gazından çıkmak için ABD gazına geçiyor: Kısa görüşlü bir güvenlik önlemi

Öte yandan Polonya İklim Bakanı Anna Moskwa, anlaşmanın Polonya’nın gaz kullanımına herhangi bir kısıtlama getirmeyeceğini söyledi ve bir ülkenin kıtlıkla karşı karşıya kalan diğer devletlere yardım etmek için endüstriyel gaz kullanımını kısıtlaması gerektiği fikrine karşı çıktı.

Bazı AB diplomatları, düzenlemeden muaf tutulan ülke sayısının artması nedeniyle, bu uygulamanın ülkelerin kış için yeterli miktarda gaz tasarrufu sağlayamayacağına dair endişelerini dile getiriyor.

Nitekim İrlanda Çevre Bakanı Eamon Ryan, bugün Gazprom’un kesinti duyurusunun ardından “Rusların  açıkladıkları düşünüldüğünde muhtemelen yüzde on beş yeterli olmayacak” dedi.

Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck, anlaşmanın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘e “Avrupa’nın Moskova’nın son gaz kesintileri karşısında birlik içinde kaldığını göstereceğini” söyledi ve “Bizi bölmeyeceksiniz” dedi.

AB enerji şefi Kadri Simson, Gazprom’un son kesintiyi ‘bir türbinin bakımı’ sebebiyle olduğu açıklamasını reddetti ve kesintinin “siyasi güdümlü” olduğunu söyledi.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçen hafta teklifin tartışıldığı toplantıda şunları söylemişti:

“Rusya bize şantaj yapıyor. Rusya enerjiyi silah olarak kullanıyor. Bu nedenle, Rus gazında kısmi veya tam bir kesintiye karşı her halükarda Avrupa’nın hazır olması gerekiyor.”

Hatay’da vahşet: Türbe bahçesinde bakılan yavru köpekleri yakarak ve döverek öldürdüler

Hatay‘ın Kırıkhan ilçesinde bulunan Beyazidi Bestami Türbesi’nin bahçesine 12 yavru köpek bırakan İbrahim Göçer, onları beslemeye gittiğinde birçok köpeğin yakıldığını fark etti.

Bazı hayvanların başlarının taşla ezildiğini, sosyal medya üzerinden duyuran Göçer,  “12 yavrumu öldürmüşler. Katletmişler. Lütfen bunları paylaşın. Artık dayanacak gücüm kalmadı” dedi.

Sosyal medyada paylaşılan görüntüler tepkilere neden oldu.

Başkan Savaş: Takipçisi olacağız 

İl jandarma Komutanlığı ekipleri, sosyal medyada paylaşılan, köpek yavrularının yakılarak ve darp edilerek öldürüldüğünü gösteren görüntülerle ilgili inceleme başlattı.

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş da olayın takipçisi olacağını belirterek, “Maalesef köpek yavrularımızı katletmişlerdir. Köpeklerimizi katledenlerin derhal bulunmasını istiyoruz. Sonuna kadar takipçisi olacağımızı da bildirmek istiyoruz” diye konuştu.

Katliam, büyük tepki yarattı. Sosyal medya üzerinden tepkilerini ileten çok sayıda kişi ve kurum, sorumluların cezalandırılmasını istedi.

https://twitter.com/PawGuardsTr/status/1551582898427494402

 

Kılıçdaroğlu iklim vaatlerini unuttu: Otomobillerde ÖTV’yi çizeceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün, Twitter‘dan yaptığı video yayınında, evinin mutfağından yeni bir ‘müjde’ verdi: “Birkaç ay araç almayı ertelerseniz, Bay Kemal olarak sözümdür: İkinci el araba parasına, sıfır araba aldıracağım sizlere.”

Kılıçdaroğlu’nun ‘müjde’sinde fosil yakıtların oluşturduğu iklim krizine ve elektrikli araçlara ilişkin herhangi bir ifade bulunmadığı gibi, Türkiye’nin, hatta kendi partisinin bile iklim vaatleri yer almadı.

İklim değişikliğinin en büyük faili, fosil yakıtlar. Salımların en büyük bölümü ise sanayi ve otomotiv sektöründen geliyor. Bu nedenle de AB ülkeleri başta olmak üzere dünya ülkeleri, fosil yakıtlara son vermek için yenilenebilir enerji planlarını güncelliyor; elektrikli araçlara geçiş projeksiyonlarını yapıyor.

Örneğin Avrupa, 2035’ten itibaren fosil yakıtla çalışan yeni araçların yasaklanmasını planlıyor. Avrupa Parlamentosu’nun Çevre Komitesi tarafından desteklenen plana göre 2035 yılında karbondioksit emisyonunun tamamen kesilmesi için birlik çapında yeni benzinli ve dizel araçların satışının yasaklanması öneriliyor.

‣ AB, 2035’ten sonra fosil yakıtlı araç kullanımını yasakladı: Bazı tavizler de verildi

En geç 2050 yılında bütün sektörlerde net sıfır emisyona ulaşmak isteyen Avrupa Komisyonu‘nun planına göre, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde, yani en geç 2035 yılı itibarıyla karbondioksit emisyonuyla kirliliğe yol açan araçların AB yollarından çekilmesi amaçlanıyor.

CHP ise, geçen aralık ayında yayımlanan TBMM İklim Komisyonu Raporu‘na konuyla ilgili  şu şerhleri koymuştu:

  • İklim Yasası hızlı bir şekilde hayata geçmeli ve mevzuatın AB’nin iklim kriziyle mücadelede aldığı standartları da içeren kapsamlı şekilde düzenlenmeli.
  • Türkiye 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini 2050’ye güncellemeli açık, net ve gerçekçi bir şekilde 2030 ve sonrası ara hedeflerini beşer yıllık dilimlerde ortaya koymalı.
  • Türkiye, ivedilikle kömürden çıkış yol haritasını belirleyip, açıklamalı ve bunun için eyleme geçmeli, fosil yakıtlara dayalı termik santrallerden vazgeçmeli, biyokütle gibi yakma teknolojisine dayalı santraller ile ilgili yasal düzenlemeleri hayata geçirmelidir. Mevcut santrallerin “adil dönüşüm” ile 2035 yılına kadar kapatılacağını taahhüt etmeli.
‣ CHP İklim Araştırma Komisyonu raporuna şerh düştü: Kömürden vazgeç, İklim Yasası çıkar!

Partinin Yeşil Dönüşüm Raporu’nda ise Türkiye’ye özgü yeşil bir mutabakata ihtiyaç olduğunun altı çizilirken, Paris Anlaşması‘yla uyumlu bir enerji modelinin oluşturulmasına vurgu yapılmıştı:

CHP’den yeşil dönüşüm raporu: Türkiye için Yeşil Mutabakat tercih değil, zorunluluk

CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Ali Öztunç da gazetemize verdiği röportajda, enerji dönüşümü, enerji verimliliği gibi kavramların fosil yakıta dayalı enerji tercihleri üzerinden biçimlendiğine dikkat çekerek; kömürden çıkış çalışmalarını ve yeşil mutabakat süreciyle ilgili parti politikalarını anlatmıştı.

‣ [Ankara’nın iklim gündemi-4] CHP: AKP çevreyle değil rantla ilgileniyor, rant düzenini yıkacağız

Kemal Kılıçdaroğlu’nun video mesajında ise, kolay ulaşılır araçlarla daha da büyüyecek trafik keşmekeşi ve fosil yakıtların terk edilmesi hedeflerine hiç gönderme yapmadan verdiği ‘müjde’,  özellikle iklim ve çevre konularında çalışan aktivistler ve savunucular tarafından şaşkınlıkla karşılandı.

Kılıçdaroğlu, Twitter üzerinden evinin mutfağında konuştuğu bir video paylaşarak özetle şunları söyledi:

  • İktidara geldiğimizde ivedilikle ve kolaylıkla çözeceğimiz sorunlar, maalesef muhalefetteyken zaman alabiliyor. İnatla hayat kalitenizi düşürmeye çalışan ceberut bir iktidar var karşımızda. Oysa insanımız çok mütevazı.
  •  Bir evi, bir arabası, güzel, huzurlu bir ailesi olsun istiyor. Sadece bu kadar. Bu bile çok görülüyor insanımıza. Bakın yoksulların en savunmasızların üstü çizildi. Orta sınıfın altındaki haneler dibe düşürüldü. Özellikle tipik, orta sınıf işçi çocuklarının basamakları tırmanarak standart atlama olasılığı ellerinden alındı. İktidar sadece ihalecilere beşli çetelere, mafyalara, çantacılara çalıştı.
  • İşte bugün ivedilikle yapacağımız bir iyileştirmeyi hatırlatmak ve kritik bir çağrı yapmak için sizleri mutfağıma davet ettim. Bugün otomobil vergileri konusunu açıyorum. Özellikle ÖTV. Türkiye’de bir araç alırken dünyanın en yüksek araç alım vergisi olan ÖTV’yi ödüyoruz.
  • Yetmiyor. Aracın bedeliyle birlikte bu verginin de vergisi olarak alınan yüzde 18 KDV ödüyoruz. Üstüne gümrük vergisi ödüyoruz. Üstüne motorlu taşlar vergisi ödüyoruz. Bu kadar vergi nedir Allah aşkına?

‘Benim milletim Almanya’daki otomobilin tam iki katını ödüyor’

  • Almanya’da 15 bin avro olan sıfır bir aracın fiyatı bizde vergilerle 500 bin lirayı aşıyor. Benim milletim Almanya’daki otomobilin tam iki katını ödüyor.
  • Nüfusumuzun yüzde 95’inin sıfır araç alma ihtimali artık kalmadı. Şimdi açıkça çağrı yapıyorum. İlk yapacağımız işlerden biri, 1.6 motor otomobillerde vergileri bugünün yaklaşık dörtte biri oranına indirmek olacak.
  • Gençlerin ilk sıfır araba almaları için ÖTV yok demiştim. O baki, hafif ticari araçlarda da vergileri indireceğiz. Özetle bugün ikinci el olarak satılan arabanın parasıyla sıfır araba alabileceksiniz.
  • Tek yapmanız gereken şimdilik araba alımını ötelemek ve kısa bir süre iktidarımızı beklemek. Ailenizle sıfır araba kokusu olan araçlara bineceksiniz.

‘Zenginin vergilendirilmesi taraftarıyım’

  • Bu arabalar sizlerin de hakkıdır. Altını çizeyim bu bahsettiğim uygulama lüks araçlar için olmayacak. Açık konuşayım: Zenginin, çok kazananın vergilendirilmesi taraftarıyım.
  • Bu ülkede çok kazanan, fakirin, fukaranın, hayatının iyileşmesi için de beytülmale katkıda bulunmak zorundadır. Saray, yoksuldan aldı, varsıla sermayeye verdi.
  • Ben bu parayı yeniden yoksula transfer etmek için lüks tüketimden vergi alma taraftarıyım. Sermayeye karşı değilim. Ama herkesin kendi payına düşeni ödemesi gerekir.

‘ÖTV’yi çizeceğiz’

  • Bizler iktidara gelinceye kadar araba alımını öteleyin. Araba almayın. Geldiğimizde halkımızın en çok rağbet gösterdiği araç segmentlerinde ÖTV’yi çizeceğiz.
  • ÖTV’yi de lüks araç alanlara uygulayacağız. Onlar da güzel güzel ödeyecekler vergilerini ülkelerine. Otomotiv sektörü de bana darılmasın. Onlar da biraz sabretsinler.
  • ÖTV problemini çözdüğümüzde kayıplarını çok hızlı telafi ederler. Zaten böyle devam ederse onlar da biliyorlar ki onlar içinde yolun sonu göründü. Bu yüzden hep birlikte biraz sabır. Sonrası hepimiz için aydınlıktır.

Hayvan dostlarımızı sıcaktan nasıl koruruz?

Aşırı sıcaklar, şiddetlenen iklim krizi etkileriyle dünyanın her yerinde hissedilir oldu.

Sıcak hava, canlı sağlığını tehdit ederken ölümcül sonuçlara da sebebiyet verebiliyor.

California Veterinary Specialists‘in tıbbi direktörü Dr. Sarah Hoggan, “Size çok sıcak geliyorsa, hayvan için çok daha kötüdür” diyor.

Ancak basit önlemlerle onların aşırı sıcakları atlatmasına yardımcı olabiliriz. Öncelikle elbette bir kap su koyarak!

İşte sokakta ve evde beraber yaşadığımız hayvanları güvende tutmak için bilmemiz gerekenler:

Hayvanları mümkün olduğunca iç mekanda tutun

İdeal olarak aşırı sıcak günlerde hayvanı günün mümkün olduğu kadar büyük kısmında klimalı alanlarda tutmak gerekir. Klima yoksa onu bir vantilatörün yanına da koyabilirsiniz. Genel olarak kedi ve köpek gibi hayvanları 27 dereceden daha sıcak olmayan ortamlarda tutmak iyidir.

Eğer hayvana dışarıda bırakmanız gerekiyorsa, yeterince gölge ve temiz suya sahip olduklarından emin olun. New York Times‘a konuşan American Kennel Club‘ın baş veterineri Dr. Jerry Klein uyarıyor.

Onları dışardayken fazla gözetimsiz bırakmayın ve doğrudan güneşte kalmadıklarından emin olun.

Dr. Hoggan da tavşanlar gibi genelde kafeslerde tutulan hayvanlar için yakına küçük bir fan yerleştirmenin veya kafes içine donmuş bir su şişesi yerleştirmenin kendilerini soğutmaya yardımcı olabileceğini ekliyor.

Yürüyüş zamanlarını iyi planlayın

Özellikle sıcak kaldırımların patileri acıtabileceği şehir içinde, gün ortasında aşırı sıcaktan kaçının. Köpekleri sabahın erken saatlerinde ve mümkün olan en gölgeli rotayı izleyerek gezdirmek idealdir. Ya da gezintiyi güneş battıktan sonraya saklayın.

Köpeğinizi aşırı yormadığınızdan emin olun. Sık sık mola verin ve yanınızda su taşımayı unutmayın.

American Veterinary Medical Association başkanı Dr. Lori Teller, hayvanların patilerini korumak için köpek botları kullanılabileceğini söylüyor.

Hayvanları -birkaç dakikalığına bile olsa- arabada yalnız bırakmayın

Her yıl yüzlerce evcil hayvan, park halindeki araçlarda kaldıkları için sıcak çarpmasından ölüyor.

Kızıl Haç örgütü ABD sözcüsü Katie Wilkes uyarıyor:

Camları açık ve gölgeye park edilmiş bir arabanın içi bile birkaç dakika içinde 49 santigrat dereceye ulaşabilir.

Hangi hayvanların en yüksek risk altında olduğunu bilin

Dr. Hoggan, çok yaşlı, çok genç veya gizli sağlık sorunları olan bir hayvanın,  sıcak çarpması  için daha yüksek risk altında olduğunu söylüyor.

Huskie, Golden retriever ve Sibirya kedileri gibi daha kalın tüylü köpek ve kedi ırkları da daha büyük risk altında.

Dr. Teller, daha kısa burunları veya ‘ezilmiş’ yüzleri olan – puglar, İngiliz ve Fransız buldozerleri, Boston teriyerleri ve Fars ve Himalaya kedileri – gibi ırkların, ısıya son derece duyarlı olduklarını belirtiyor.

Bu hayvanlar etkili bir şekilde nefes alamazlar ve bu nedenle vücut sıcaklıklarını düzenlemekte zorlanırlar. Dışarıda olabildiğince az zaman geçirdiklerinden emin olun.

Belirtileri öğrenin ve hızlı hareket edin

Hayvanlarda sıcak çarpması belirtileri:

  • aşırı derecede nefes nefese kalmışsa,
  • bu sırada ağzından kalın ve yapışkan bir salya akıyorsa,
  • alışılmadık şekilde uyuşuk davranıyor; kafası karışık görünüyor, sendeliyor, tepki veremiyorsa,
  • kusuyorsa veya ishal yaşıyorsa,
  • (Köpeklerde) dil ve diş etleri  koyu kırmızı – kiremit rengi veya mavi renk aldıysa,
  • (Kedilerde) ağzı açık nefes alıyorsa, sıcak çarpması geçiriyor olabilir.

Vücut ısısını kontrol etmek için bir rektal termometre kullanabilirsiniz. Köpeklerde sıcaklık stresi genellikle vücut sıcaklığı 38 ila 41 derece olduğunda başlar ve 41’in üzeri oldukça risklidir.

Sıcak çarpması geçiren hayvanlara yapılacak müdahele; soğuk suyla ıslattığınız havluyu vücuduna sarmak ve en kısa sürede veteriner hekime götürmektir.

Buz veya buzlu su kullanmayın, bu kan damarlarının daralmasına neden olur.

Islak bez veya havluları boynuna, koltuk altlarına, arka bacaklarının arasına yerleştirip kulak dışlarını ve patilerini soğuk suyla hafifçe ıslatabilirsiniz. Yakınınızda bir su birikintisi varsa ona girmesini sağlayabilirsiniz, hortum veya musluk varsa hafifçe vucudunu ıslatabilirsiniz.

Evcil hayvanı olanlar, mağazalarda satılan soğutma yeleklerini edinebilir.
Wilkes, hayvanın hayatına mal olabilecek bir hata yapmamak için hayvanlara ilk yardım konusunda bilinçli olmanın önemine dikkat çekiyor.

Çöplerin yolculuğu: Akıntılarla binlerce kilometre yol alıyorlar

Türkiye kıyılarına akıntılarla gelen çöpün yolculuğunu değerlendiren Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Turan Beşiktepe, çöplerin ana kaynağının yoğun nüfuslu bölgeler olduğunu söyledi.

Karadeniz’de çöplerin ana akıntı sistemiyle bir yerden bir yere taşındığını vurgulayan Beşiktepe, şunları söyledi:

“Ana akıntı sistemi var. Sadece bu değil, akıntı sistemleri farklı zaman, mekan ölçeklerinde oluşuyor. Havzayı dolaşan saatin ters yönünde akıntı sistemi var. Bunun üzerine binmiş, kıyıyla arasında saat yönünde dönen birtakım döngüler de var. Kıyıda bazı yerel akıntı sistemleri de oluşuyor. Hepsi Karadeniz‘deki çöplerin nasıl dağıldığını gösteriyor. Tuna Nehri’nin, Romanya‘nın, Ukrayna‘nın olduğu kuzeybatıdan bırakılan çöp ya da herhangi bir madde, akıntı sistemiyle güneye, İstanbul Boğazı’na geliyor, bizim kıyılarımızı dolaşarak doğuya gidiyor, tekrar dönerek Romanya kıyılarına gidiyor. Bu yaklaşık 1 aylık bir zaman ölçeğinde gerçekleşiyor. ”

Avrupa’dan Karadeniz’e…

AA‘ya konuşan Beşiktepe, teorik olarak Romanya açıklarından denize bırakılan bir çöpün tekrar Romanya açıklarına dönme olasılığı bulunduğunu, yine aynı noktadan bırakılan çöpün ana akıntıyla kıyı arasında oluşan döngülere takılarak Türkiye kıyılarında da biriktiğini aktardı.

Akıntı sistemleri, Avrupa’da denize atılan bir çöpü Karadeniz’e, Mısır veya Libya’dan atılanları ise Akdeniz’e taşıyabiliyor. ( Omar Zaghloul – AA )

Kıyı akıntısıyla Türkiye’ye gelen çöplerin Bulgaristan ile İstanbul Boğazı arasında kıyıya vurabildiğini, bir kısmının akıntının ve rüzgarın durumuna göre Marmara Denizi‘ne geldiğini, bir kısmının ise bir hafta sonra Trabzon‘da bulunabildiğini anlatan Beşiktepe, “Bu akıntı sistemleri çok dinamik olduğundan çöpler hızlı taşınıyor. Sivastopol‘dan denize çöp attığınızda 10 gün sonra İstanbul’a ulaşması mümkün. Biz bunu denize bıraktığımız objelerle gözlemledik ve tespit ettik” dedi.

Karadeniz’e dökülen nehirler vasıtasıyla Avrupa’nın çöplerinin Türkiye kıyılarına ulaşabileceğine dikkati çeken Beşiktepe, şöyle devam etti:

“Tuna Nehri’nin akıntısıyla gelen çöpler İstanbul Boğazı’nı yaklaşık altı saatte geçiyor, Marmara Denizi’ne ulaşıyor. Rusya’dan atılan çöp bizim kıyılarımıza geliyor, bunun tersi de var. Bizim kıyılarımızdan atılan çöpler de onların kıyılarına gidebiliyor veya yine bizim kıyılarımızda birikebiliyor. Tuna, Dinyester ve Dinyeper nehirlerini dikkate alırsanız potansiyel olarak Avrupa’nın çöpünün Karadeniz’e gelme ihtimali var. Almanya’dan bir çöpü attığınızda barajlarda tutulmuyorsa Karadeniz’e gelip kıyılarımızda karaya vurabilir.”

‘Marmara’nın ortasında çöp problemi var’

Karadeniz’den gelenler haricinde, Marmara Denizi’ne kontrolsüz olarak atılan çöplerin problem yarattığını, bunun etkilerini Marmara’nın güney kıyılarında görüldüğünü vurgulayan Beşiktepe, Marmara Denizi’ni çevreleyen şehirlerden denize atılan çöplerin ana akıntıyla Ege’ye gidemeyip kıyı bölgelerde kaldığını, bunun da ciddi çöp problemi yarattığını bildirdi.

Beşiktepe “İstanbul Boğazı’ndan giren su hızlı bir akıntıyla güneye, Yalova’ya ilerliyor, oradan batıya dönüyor. Sonra kuzeye Tekirdağ‘a giderek Çanakkale Boğazı‘ndan terk ediyor. Buradaki ana akıntı saat yönünde. Marmara’da saat yönünde girdap oluşuyor, bu akıntı çöpleri merkezine topluyor. Marmara Denizi’nin ortasında da bu ana akıntının yakın yerlerinde çöpler birikiyor. Marmara’nın ortasında, çöp problemi var, bu hem lokal hem de Karadeniz akıntısının taşıdığı çöpler” diye konuştu.

‘Ege’deki çöpün yüzde 20’si diğer denizlerden’

Ege Denizi‘nde akıntının saatin tersi yönünde oluştuğunu, Çanakkale’den çıkan suların yönünün ise mevsimlik olarak değiştiğini belirten Beşiktepe şu bilgileri verdi:

“Yaz aylarında Çanakkale’den çıkan sular Yunanistan‘a, Kavala, Selanik‘e doğru hareket ediyor. Sonra Yunanistan kıyılarını takip ederek Girit’in batısından Akdeniz‘e çıkıyor. Kışın Ege’de rüzgarlar güneyden şiddetli estiği için Çanakkale’den çıkan çöpler Saroz Körfezi‘nin içine gidiyor, sonra rüzgarın ve akıntının durumuna göre Yunanistan kıyılarından Akdeniz’e devam ediyor. Romanya Köstence’den denize pet şişe attığınızda bir ayda Kavala kıyısından alabilirsiniz.”

Ege’deki kirlilik kaynağının çoğunlukla teknelerden atılan çöpler ve kıyıdaki turizm faaliyetleri olduğuna dikkati çeken Beşiktepe, buradaki çöplerin yüzde 10’unun Akdeniz, yüzde 10’unun Karadeniz kaynaklı olduğunu, yüzde 80’inin ise bölgedeki illerden denize bırakıldığını söyledi.

“Akdeniz’de karmaşık bir yapı var”

Akdeniz’de ana akıntının saatin tersi yönünde olduğunu ancak çok karmaşık bir yapının bulunduğunu ifade eden Beşiktepe, bu yapıyı şöyle özetledi:

Cebelitarık Boğazı‘ndan giren Atlantik suyu güney kıyılarını, Kuzey Afrika kıyılarını takip ederek Mısır‘a geliyor. Batıya dönüp Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye ve Türkiye’yi dolaşıyor. Bir kısmı Ege’ye giriyor, bir bölümü ise Yunanistan kıyıları, Adriyatik ve tekrar Sicilya’dan geçerek alt akıntıyla dolaşıyor. Rüzgarın etkisi, başka sürücü kuvvetlerinin etkisiyle daha kompleks bir yapıya ulaşıyor. Kıyılarımızdaki çöpler genelde Mısır, Lübnan, İsrail ve Suriye’den geliyor. İskenderun Körfezi‘nin ortasında sirkülasyon nedeniyle çöp birikiyor. Burada kuzeydoğudan esen şiddetli Yarıkkaya rüzgarı çöplerin hepsini körfezin dışına atıyor. Bölge bir süre temiz kalıyor, birkaç ay içerisinde tekrar bütün çöpler geri geliyor ama yollarına dümdüz devam etmiyorlar. Çünkü kıyılarımızda 1-15 kilometre arası büyüklükte girdaplar var, çöpler bu girdaplar tarafından tutuluyor ve deniz tabanında, 30-40 metre derinliklerde yoğunlaşıyor.”

Akdeniz Havzası’ndaki nüfus yoğunluğuna işaret eden Beşiktepe, buradaki çöp potansiyelinin neredeyse tamamının Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden kaynaklandığı bilgisini verdi.

‘Kilometreye günde 30 kg’dan fazla plastik vuruyor’

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu da akıntı dinamiklerinin dünyanın dönüş kuvveti, manyetizması, kuzey ve güney yarım küre ve ekvator dinamikleriyle oluştuğunu anlattı.

Birçok ülkedeki sorunun su arıtma tesisi yetersizliğinden kaynaklandığını ve denizlere atılan çöplerin çoğunluğunun plastik olduğunu kaydeden Gündoğdu, şunları ifade etti:

“Akdeniz’de kentsel faaliyetlerin yoğun olduğu Adana, Antalya, Atina, Barcelona, İskenderiye ve Roma gibi şehirlerden özellikle turizm sezonunda yüksek miktarda plastik çöp denize karışıyor. Cebelitarık’tan giren Atlantik suları akıntıyla kıyıları dolaşıyor. Çeşitli yerlerde girdaplar oluştursa da topladığı çöpleri doğuya taşıyor. Atlantik karakterli sular bizim Akdeniz kıyılarımıza kadar ulaşabiliyor. Kıyılarımızda Mısır’dan, Libya’dan, Suriye’den, Güney Kıbrıs‘tan çöpleri görebiliyoruz. Açık denizde gemilerin çöplerini denize boşaltıldığını biliyoruz. Bir pet şişenin ortalama ağırlığı 10 gram ve Kuzeydoğu Akdeniz kıyılarımıza kilometreye günde 30 kilogramdan fazla plastik vuruyor.”