Ana Sayfa Blog Sayfa 738

Kadıköy’de 10 Ekim’de yitirilenler anıldı: AKP’nin iktidar için her şeyi göze alabileceğinin açığa çıktığı gün

10 Ekim 2015’te Ankara’da düzenlenen Barış Mitingi’ne yapılan canlı bomba saldırısında hayatını kaybeden 103 insan dün yurdun çeşitli noktalarında anıldı. Kadıköy İskele Meydanı’nda da 19.00’da yapılan anmada yaşamlarını yitirenler anılmak ve katillerden hesap sorulmasını istemek amacıyla bir araya gelindi. 

Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin bir araya geldiği anma için alana gelen ve pankart taşıyan öğrencilere polis müdahale teşebbüsünde bulundu. Pankartları indirmeyen öğrenciler alana girdi. 

‣Polis müdahalesi altında Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı: Elimiz yakanızda 

 Anmada, yedi yıl önce katliamda hayatını kaybedenlerin fotoğrafları taşındı ve saygı duruşunda bulunuldu. 

Basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Doktor Ertuğrul Oruç okudu:

“Attığımız twitten, söylediğimiz söze kadar her adımımızı izleyen, polis devleti uygulamalarını üniversitelerden işyerlerine kadar her yerde yaygınlaştıran, basın açıklamalarını engelleyip, konserleri yasaklayarak herkese ve her şeye müdahale eden AKP iktidarının hesabını vermediği, ülkemiz siyasi tarihinin en vahşi katliamının, 2015 yılı 10 Ekim’inin üzerinden yedi yıl geçti…

Bugün 10 Ekim; yıllar geçse de mücadelelerine sahip çıkacağımız, adlarını tek tek anmaktan vazgeçmeyeceğimiz arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, yoldaşlarımızın ölümlerinin yıldönümü

‘AKP’nin iktidarı kaybetmemek için katliam dahil her şeyi göze alabileceğinin açığa çıktığı kanlı gün’

Bugün 10 Ekim; seçim sonuçlarını, halkın oy tercihini beğenmeyenlerin kontrgerilla yöntemlerini devreye sokarak seçim öncesi toplumdaki korkuyu yayma ve muhalifleri sindirme amaçlı bir katliamı Ankara’nın ortasında gerçekleştirebildiğinin, AKP’nin iktidarı kaybetmemek için katliam dahil her şeyi göze alabileceğinin açığa çıktığı kanlı gün.

Bugün 10 Ekim; 2015 yılı seçim sürecinde DİSK-KESK-TMMOB ve TTB’nin çağrısı ve demokratik kurum, dernek, sendika, siyasi parti ve inisiyatiflerin katılımı ile gerçekleştirilen ‘Emek – Barış -Demokrasi‘ talepli mitingin daha başlamadan kana bulandığı; bayrakları ve flamaları ile halay çekenlerin bedenlerinin parçalandığı; insanlık düşmanlarının iktidarlarını sürdürebilmek için herkese kıyabileceklerini bir kez daha gösterdikleri Ankara Gar katliamının ve bu katliamda yitirdiğimiz 104 insanımızın parçalanmış bedenleri arasında adalet arayışımızın yedinci yılı…

Bu ülkenin işçileri, emekçileri, kadınları gençleri, emek, özgürlük, demokrasi ve barış talebinin ısrarlı savunucusu sendikaları, meslek odaları ve siyasi partileri olarak bizler; ülkemizde bir yönetme biçimi halini almış olan bu devlet ‘destekli-onaylı’ şiddet sarmalını on yıllardır her gün yaşıyoruz. Darbe dönemlerinde pervasızlaşan, işkencelerden, cezaevi katliamlarına uzanan, seçim dönemi bombalı katliamlarla olağan günlerde ve tevekkülle karşılanması beklenen işçi ölümleriyle, kadın cinayetleriyle ölüm ve dehşet saçan tüm bu politikalara karşı mücadeleye devam edeceğimizi ilan ediyoruz.

‘Azmettiren, planlayan, koruyan ve kollayanlardan da hesap soracağız’

Uyarıyoruz!

Ülkemiz yeni bir seçim sürecine yine siyasal ve ekonomik krizle girmiş durumda. Sermaye sınıfının çıkarını önceleyen partilerin, yandaş medyanın, partili polis ve yargı sisteminin, dinin siyasallaştırılmasının ve ırkçı milliyetçi söylemlerin yetmediği dönemlerde siyasi suikastlara, katliamlara başvurmayı, ülkemizin değerli aydınlarını, gazetecilerini, sendikacılarını, gençlerini katletmeyi alışkanlık haline getirenleri uyarıyoruz. Arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin yoldaşlarımızın hayatını sizin algı yaratma provokasyonlarınıza alet etmeyecek, sadece fail olarak kullanılan IŞİD’lilerden değil, azmettiren, planlayan, koruyan ve kollayanlardan da hesap soracağız.

Uyarıyoruz! Kapitalizmin doğamızı ve tüm yaşam alanlarımızı tükettiği, rant ve kar döngüsü için hayatlarımızın piyasaya sürüldüğü, pazarı büyütme girişimlerinin bölgesel savaşlara dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu sistemin ülkemizdeki taşeronu olan AKP iktidarının derinleştirdiği bu karanlık günlerde, enflasyonun, pahalılığın, emek sömürüsünün tahammül edilemez hale geldiği; itiraz eden, hak talep eden herkesin vatan haini ilan edildiği, polis ve yargının sindirme, medyanın ise yalan ve çarpıtma aracına dönüştüğü bu iklimde; AKP-MHP koalisyonuna – Cumhur ittifakına bir kez daha sesleniyoruz:

Ezberinizde olan katliamcı yöntemleri aklınızdan bile geçirmeyin…

Uyarıyoruz! 1977, 1 Mayıs Taksim katliamının, Sivas Madımak vahşetinin, 10 Ekim öncesi Suruç’ta gençleri öldüren bombaların da, bir çok aydın, gazeteci, yazar ve siyasetçinin ölümü ile sonuçlanan siyasi suikastların da, o dönem siyasi krizlerini ve seçimlerini etkileme ve iktidar paylaşımı için toplumsal atmosfer yaratma amaçlı olduğunu artık herkes görüyor.

Bu nedenle, 10 Ekim 2015 yılında katledilen arkadaşlarımıza sahip çıkmanın en güzel ve en anlamlı yolu bir daha bu ülkede böylesi katliamların yaşanmasını engellemekten geçiyor. Bu tür provokasyonları hiç kimsenin aklından geçiremediği, niyetlenenlerin heveslerinin kursaklarında kalacağı, faillerin azmettiricileri ile birlikte en ağır cezalara çarptırılacağı bir toplumsal refleksi ve kararlılığı büyütmek zorundayız.

‘Katliamların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır’

Aydınların, gençlerin, işçilerin ölü bedenleri üzerinden toplumdaki korku, kaygı ve otoriteye sığınma eğilimini körükleyerek amacına ulaşmaya çalışan bu anlayışa karşı, yoksulluğun, emek sömürüsünün, eril ayrımcılığın güncel sonuçlarını ve daha fazla özgürlük, demokrasi ve barış taleplerini içeren sınıf kavgasını öne çıkarabilmeliyiz.

Bilinmelidir ki, insanlığa karşı işlenen katliamların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. DİSK-KESK-TMMOB ve TTB’nin çağrısı ve İstanbul Emek, Barış Demokrasi Güçleri‘nin de katılımıyla bugün burada bir araya gelen bizler ve ülkemizin dört bir yanında meydanlara çıkan arkadaşlarımız Saray rejimini sürdürebilmek için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri affetmeyecek, 10 Ekim’de Ankara’da kaybettiğimiz arkadaşlarımızın değerli anısına sahip çıkmaya devam edeceğiz!.

Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız! Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz! Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz Yaşasın Halkların Kardeşliği.”

Millet Bahçesi için satılan araziler: Bu kez de Bergama

AKP’li Bergama Belediye Başkanı Hakan Koştu, Zafer Mahallesi’nde yer alan 16 bin 403,80 metrekarelik araziyi satışa çıkardı.

Tahmini satış bedeli 43 milyon 470 bin TL olarak belirlenen ve Bergama’nın en değerli taşınmazlarından biri olarak bilinen arazinin ihalesi ise bugün gerçekleştirilecek.

BirGün’den Aycan Karadağ’ın aktardığına göre; geçen sene 60 milyon liralık gayrimenkul satışı gerçekleştiren Bergama Belediyesi‘nin AKP’li yönetimi, köylülerin kullanımında olan verimli tarım arazilerini elden çıkararak yöre köylüsünden tepki aldı.

6360 sayılı Büyükşehir Yasası’yla birlikte mülkiyetleri Bergama Belediyesi’ne devredilen toplam 831 bin 938,56 metrekare büyüklüğünde 19 adet tarla vasfındaki köy arazisinin sattı.

Millet Bahçesi uğruna satılan araziler…

Öte yandan ilçede 14 Eylül Stadyumu‘nu da içerisine alan ve 51 bin 569 metrekarelik alana ‘Millet Bahçesi’ projesi yapılmak isteniyor. Belediye ise proje için 75 bin 450 metrekare büyüklüğünde altı araziyi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devretti. Devir sonrası yüzlerce esnafın elinden dükkânları gitti.

‣Üsküdar’da sır gibi millet bahçesi

‣Salda’da ‘Millet Bahçesi

‣40 milyon liralık Millet Bahçesi

‣Aydos Ormanı’nda Millet Bahçesi

CHP’li Bergama Belediye Meclisi Üyesi Ali Bor ise arazi satışlarına tepki gösterdi. Bor, “Bergama Belediyesi’nin mülkü kalmayacak” dedi ve ekledi:

“Yapılan satışlarla elde edilen gelirin ise sadece Bergama kent merkezinde muhtelif sokak kaplamalarının yenilenmesi için kullanıldığı söylense de harcanan miktar yapılan satışların yanında çok az kalmaktadır. Bunun yanı sıra şimdi de Bergama Belediyesi’nin tek kalemde en değerli taşınmazı satılmak isteniyor. Arazi, Bergama-İzmir anayoluna cepheli ve yapımı devam eden Bergama Çevre Yolu giriş kavşağında yer almaktadır. İlk olarak Bergama Otogarı olarak planlanan bu alanda Bergama Kent merkezinin büyüme aksı sebebiyle otogarın Çanakkale yoluna taşınması ile ticaret alanı olarak fonksiyon değişikliği yapılmış ve bu değişiklik yapıldığı tarihten itibaren her dönem belediye için kamusal projelerin üretilmeye çalışıldığı çok değerli ve emsalsiz bir parseldir.”

Bor, “Hâlihazırda Bergama Belediyesi yönetiminin belediye adına kayıtları hızla elden çıkartarak sadece tek seferlik olan gelir yaratma politikasının en üzücü sonucu kamunun mülkünün kalmaması, tüm taşınmazların özel mülkiyete satılması ve belediyenin kamu yararı gözeterek yapacağı projeler için ileride yeterli veya uygun alan bulamayacak olmasıdır. Belediyelerin görevlerinden birisinin de yurttaşlara arsa sağlamaktır. Birçok belediye özellikle ürettiği konut parsellerini yurttaşlara satmak sureti ile hem gelir elde ettiği hem de arsa talebine arz ile karşılık verebilmektedir” dedi. Bor son olarak şunları ekledi:

“Bergama Belediyesi’nde bu dönem izlenen politika elde ne varsa hızla satılması ve yerine hiçbir şeyin konmamasıdır. Millet Bahçesi yapılması uğruna ilgili bakanlığa devredilen altı adet değerli ve büyük yüzölçümlü imarlı arsanın karşılığında alınan Bergama Şehir Stadı arazisi de daha sonra Millet Bahçesi yapılması için bakanlığa devredilmiştir. Yani Bergama Belediyesi bakanlık projeleri için arazi sağlamış fakat karşılığında belediyeye mülk kazandırmamıştır.”

Danıştay Savcısı da Erdoğan’ın Boğaziçi’nde enstitü kurma kararını Anayasa’ya aykırı buldu

Boğaziçili beş akademisyenin, 29 Aralık 2021 tarihli bir Cumhurbaşkanı kararıyla açılan Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü’nün Anayasaya aykırılığı ve iptali için açtığı davada, Danıştay Savcısı, Danıştay 8. Daire için yazdığı değerlendirmede konunun Anayasa Mahkemesi’ne taşınması gerektiği yönünde görüş bildirdi.

Savcı, yine aynı daireye bir hafta önce yazdığı görüşte, Eğitim-Sen’in Hukuk ve İletişim fakülteleri için açtığı davada da benzer bir mütalaada bulunmuştu.

Bulu’dan önce/ Bulu’dan sonra

Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’nun rektör atanmasından sonra, yeni rektörün talebi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla iki yeni fakülte açılmıştı. Bu fakültelerin kuruluşunu kanuna aykırı bulan Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri çeşitli davalar açmış, akademisyen davalarını üniversitede yetkili sendika olan Eğitim-Sen’in açtığı dava izlemişti.

Melih Bulu’nun görevden alınmasından sonra rektör olarak atanan Naci İnci döneminde de, Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü kurulmuştu.

Mütalaasında Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin dava açma ehliyeti olduğunu belirten savcı, 2809 sayılı Yükseköğretim Teşkilatı Kanunu’nun Ek 30. Maddesi’nde, fakülte, yüksekokul ve enstitü kurma hakkının Cumhurbaşkanına verilmesini, Anayasa’nın 130. Maddesi’ne uymadığını, üniversite özerkliği doğrultusunda enstitülerin de kanunla kurulması gerektiğini belirtiyor.

‘Enstitü var olan çalışmalara zarar verecek’

Görüşün büyük bölümünde Ek 30. Madde’nin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerekliliğini temellendirirken, Danıştay 8. Dairesi bu yola başvurmadığı takdirde, bu defa da var olan yasal yapı üzerinden fakültelerin kuruluşunun iptal edilmesi gerektiği belirtiyor ve öğretim üyelerinin bu enstitünün gereksizliğini ortaya koyan delillerine de ağırlıklı biçimde yer veriyor.

Mütalaasında akademisyenlerin dava dilekçesinde yer alan “Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Endüstri Mühendisliği Bölümlerinde Yapay Zeka ve Veri Bilimi alanında ülkemizdeki en ileri birikim mevcuttur. Tübitak‘ın hazırladığı Üniversitelerin Yetkinlik Analizi kitapçığında Büyük Veri ve Yapay Zeka alanlarında en yetkin üniversitenin Boğaziçi Üniversitesi olduğu görülmektedir. Sayılan üç mühendislik bölümünde, bu alanlarda 100’den çok ders açıldığı” görüşüne yer veren savcı, enstitünün var olan çalışmalara vereceği zararla ilgili olarak da öğretim üyelerinin iddialarını alıntılıyor:

“Üniversitemizde pek çok programda, veri bilimi dersleri vardır. Bu derslerin bir kombinasyonu ile Fen Bilimleri Enstitüsü altında, rahatlıkla bir disiplinlerarası ikinci öğretim yüksek lisans programı kurulabilir. Keza, veri bilimi alanında araştırmalar değişik birimler yanı sıra, TETAM bünyesinde de yapılmaktadır. TETAM, bu amaçla kurulmuş ve gelişmesini tamamlamış bir araştırma merkezidir. Bu nedenle, yeni bir veri bilimi enstitüsüne ihtiyaç yoktur. TETAM ile çakışacak şekilde bir veri bilimleri enstitüsü kurulması, TETAM’ı 2007’den beri mali olarak destekleyen Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın (eskiden DPT) 14 yıldır verdiği desteğin boşa gittiğini düşünmesine neden olacaktır. Kısacası, paydaşlarla görüşülmeden başlatılan bu enstitü kurma çabası Boğaziçi Üniversitesi’ndeki araştırmaya geri dönülmez zararlar verecektir.”

‘Danıştay Savcılığı argümanlarımızı büyük ölçüde haklı buldu’

Beş öğretim üyesi adına davayı açan Avukat Fırat Kuyurtar ise duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Boğaziçi Üniversitesi’nde 2021 yılı başından bu yana üç fakülte bir enstitü kuruldu. Bu birimlerin kuruluş işlemlerinin tamamı ‘güya’ Üniversite’nin talebi üzerine, Yükseköğretim Kurulu‘nun önerisi ile Cumhurbaşkanı tarafından yapıldı. Bu kuruluş işlemlerinin tamamına karşı Danıştay’da iptal davaları açtık. Tıpkı yeni kurulan Hukuk Fakültesi, İletişim Fakültesi dava dosyalarımızda olduğu gibi Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü kuruluş işlemlerine karşı açılan iptal davası dosyasında da, Danıştay Savcılığı dosyaya sunduğu görüşte, dava dilekçemizdeki argümanları büyük ölçüde haklı buldu ve benzer gerekçelerle iptal kararı verilmesi gerektiğini ifade etti.”

‘Anayasa’ya ve Yükseköğretim Kanunu’na aykırı’

“Temel gerekçeleri kısaca özetlemek gerekirse, yasama faaliyeti ile kurulması gereken fakülte ve enstitü gibi birimler Cumhurbaşkanı tarafından kurulamaz deniyor ve buna imkân tanıdığı iddia edilen yasa maddesi Anayasa’ya ve Yükseköğretim Kanunu‘na aykırı bulunuyor” diyen Avukat Kuyurtar, Danıştay Savcısı’nın görüşlerinin önemine şöyle değindi:

“[…] Anayasa Mahkemesi’ne karışıklığa yol açan yasa maddesinin iptali için başvuruda bulunulması yönünde görüş bildiriliyor. Bu durumda gerek Anayasa gerekse Yükseköğretim Kanunu ilgili maddeleri uyarınca derhal iptal kararı verilebileceği için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması kanaatinde değilim ancak Savcı’nın Cumhurbaşkanı işlemlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiamızı teyit etmesi önemli.”

‘Her şey son derece açık ve net, Mahkeme hukuku uygulamalı’

Savcı düşüncesinde belirtilen bir diğer önemli hususun ise Mahkeme heyetinin Anayasa’ya aykırılık düşüncesine katılmasa bile Üniversite’nin yeni birimlerinin kurulmasına yönelik işlemlerin bilimsel ve idari özerkliğe aykırı olması nedeniyle de hukuksuz olduğunu belirtmesi olduğunu dile getiren Kuyurtar, şunları aktardı:

“Boğaziçi Üniversitesi’nde yeni kurulan bu enstitü ile benzer alanlarda çalışma yürüten Bilgisayar Mühendisliği Bölümü gibi son derece yetkin ve başarılı akademik birimler varken yeni bir enstitü kurulması gereğinin davalı idarelerce bilimsel olarak ortaya konamadığı ifade ediliyor. Her şey son derece açık ve net, Mahkeme hukuku uygulamalı ve bu açık hukuksuzluklara dur demeli.”

ODTÜ’lüler ‘Rant Yolu Projesi’ne karşı dilekçelerini verdi: ABB elini ODTÜ ormanından çek!

ODTÜ akademisyenleri, mezunları, öğrencileri ve Ankaralılar, bugün Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne (ABB)bir haftadır süren bilgilendirme ve imza kampanyasında toplanan 1727 dilekçeyi Belediye’ye teslim etti.

Binanın önünde açıklama da yapan grup, “Mansur Yavaş elini ODTÜ ormanından çek! Rant Yolu Projesi iptal edilsin!” yazılı pankart taşıdı.

Eski belediye başkanı Melih Gökçek’in 2017 yılında başlattığı ve ODTÜ arazisinin içinden geçen “Bilkent-İncek Bulvarı Çevre Yolu Bağlantısı Projesi“, yeni yönetim tarafından bazı farklarla yeniden uygulamaya kondu.

ODTÜ’lü öğrenciler, Ankaralılar ve uzman meslek odaları, belediyenin bilimsel bir ulaşım planının olmadığını, inşaatların hukuki kararlara rağmen rant için sürdürüldüğünü ve halka yalan söylendiğini savunarak projeye hala karşı çıkıyor.

Uzmanlar projenin, büyük bir orman ekosistemini barındıran ODTÜ arazisinde ekolojik bir yıkıma da neden olacağına dikkat çekiyor.

Ankara’nın hortlayan kabusu ODTÜ Yolu projesi: Neler oluyor?
ODTÜ anlattı: ‘Rant Yolu Projesi’ sadece ODTÜ’yü değil Ankara’yı, Türkiye’yi ilgilendiriyor

Geçtiğimiz hafta boyunca  Belediye binası önünde açılan stantlarda, halk proje ile ilgili bilgilendirilmiş ve belediyeye vermek üzere yazılan dilekçeye destek çağrısında bulunulmuştu.

Dilekçelerde projenin iptal edilmesi ve eski yönetim tarafından ağaçları kesilen bölgede rehabilitasyon yapılması talep ediliyor.

Etkileri ODTÜ sınırının ötesine taşacak

Dilekçeleri teslim ettikten sonra yapılan açıklamada, ODTÜ kampüsünün iki göl, mevsimsel akarsular, kayalıklar, bozkırlar, çayırlar gibi ekosistemlerle, nesli tükenme tehlikesi altında olan hayvan türlerini ve endemik bitki türlerini de kapsayan canlı çeşitleri için yaşam alanı olduğuna dikkat çekildi:

“ODTÜ ekosisteminde gerçekleşecek bir tahribatın etkilerinin ODTÜ sınırlarının çok ötesine taşacağı ortadadır. Doğanın yağmalanarak Melih Gökçek’in rezidanslarına,”hasta garantili” şehir hastanesine, “araç garantili” Niğde Otobanına ve İncek bölgesinde inşaat halinde olan lüks kulelere rant sağlayacak olan bu yol projesini kabul etmiyoruz.”

“Rant Yolu Projesinin ihale iptali için Ankara’nın dört bir yanından topladığımız 1727 dilekçe ile haklı talebimizi yineliyoruz ve bir kez daha Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Mansur Yavaş’a sesleniyoruz: Rant yolu projesi iptal edilsin!”

Üç yıl süren macera: Araştırmacılar en sonunda Amazon’daki en uzun ağaca ulaşmayı başardı

Araştırmacılar, Amazon yağmur ormanlarının en uzun ağacını gözle görebilmek için 2019’dan beri plan yapıyor.

88.5 metre boyunda– yaklaşık 25 katlı bir binanın yüksekliği- ve 9.9 metre enindeki Angelim vermelho ağacı, (bilimsel adıyla Dinizia excelsa) ilk olarak 2019’da gerçekleştirilen bir 3D haritalama projesinin parçası olan uydu görüntülerinde görülmüştü.

Bilim insanlarının Brezilya‘nın kuzeyindeki Iratapuru Nehri Doğa Rezervi’nde bulunan bu ağacı bizzat ziyareti ise birkaç başarısız girişimin ardından ilk kez geçen ay gerçekleşebildi.

Akademisyenler, çevreciler ve yerel rehberlerden oluşan bir ekip, ağaca ulaşabilmek için ilk keşif gezisini 2019’da gerçekleştirmiş, ancak zorlu arazide 10 günlük bir yürüyüşün ardından yorgunluk ve erzak sıkıntısı başlamış ve bir ekip üyesinin hastalanmasıyla keşif erken sonlanmıştı.

Amapa ve Para eyaletleri arasındaki sınırda bulunan Rezerv’in uzağındaki Jari Vadisi bölgesine daha sonra üç sefer daha gerçekleştiren ekip Amazon’daki 66 metrelik en uzun Brezilya fıstığı ağacı da dahil başka pek çok devasa ağaca ulaşmış, ancak bu ağaca ulaşmayı yine başaramamıştı.

Ancak 12-25 Eylül’de gerçekleşen son seferde tehlikeli akarsularla 250 kilometrelik bir tekne yolculuğu ve dağlık ormanlık arazide 20 kilometrelik yüüyüşün ardından 19 kişi, devasa angelim vermelhoyu bizzat gören ilk insanlar oldu.

Doktorun belirttiğine göre ekipten bir kişi zehirli bir örümcek tarafından ısırıldı. Bu kişi Amapa Federal Üniversitesi‘nden orman mühendisi Diego Armando Silva‘ydı.

Silva, “Buna değdi” diyor:

“Gördüğüm en güzel şeylerden biriydi. Tanrısaldı. İnsanlığın daha önce hiç ayak basmadığı bu ormanın, gür ve coşkun bitkilerin arasında doğadaydık… ”

Grubun devasa ağacın altında kurduğu kampta topladığı yaprak ve toprak gibi örnekler analiz edilerek buradaki ağaçların nasıl bu büyüklüğe ulaştığı ve ne kadar karbon depoladığı, yani kaç yaşında olduğu gibi sorulara cevap aranacak.

Silva, ağacın en az 400-600 yaşında olduğunu düşünüyor ve ekliyor:

“Bölgedeki dev ağaçların ağırlığının yaklaşık yarısı, atmosferden emilen karbon. Ve bu, iklim değişikliğini frenlemede çok önemli.”

Keşif gezisinin düzenlenmesine yardımcı olan çevre grubu Imazon‘dan Jakeline Pereira, “Bu keşfi yapmak bizi çok heyecanlandırdı. Amazon’un bu kadar korkutucu seviyelerde ormansızlaşmayla karşı karşıya olduğu bir zamanda bu çok önemli” diyor.

Ancak tüm uzaklığına rağmen bölgenin dev ağaçlarınnın da tehdit altında olduğu söylenebilir.

Pereira, Angelim vermelho odununun, keresteciler tarafından çok rağbet gördüğünü ve Iratapuru rezervinin kaçak altın madencileri tarafından işgal edildiğini söylüyor:

Son üç yılda, Brezilya Amazon’unda yıllık ortalama ormansızlaşma, önceki on yıla göre yüzde 75 arttı.

Polis müdahalesi altında Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı: Elimiz yakanızda

Bugün 10 Ekim, Ankara’da düzenlenen Barış Mitingi’ne yapılan saldırıda 103 insanın hayatını kaybettiği gün. Katliamın üzerinden yedi yıl geçti, bugün yitirilen insanlar için yapılmak istenen anmaya katılanlar polis müdahalesiyle karşılaştı. Ankara’da bugün de gözaltılar yapıldı.

10 Ekim 2015’te Altındağ ilçesinin Ulus semtindeki Ankara Garı kavşağında gerçekleştirilen Barış Mitingi’ne düzenlenen intihar saldırısı nedeniyle toplam 103 kişi ve iki saldırgan hayatını kaybetmişti.

IŞİD’ın düzenlediği canlı bomba saldırısında hayatını kaybedenlerin yakınları, birçok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşundan yetkili isimler ve vatandaşlar yedi yıl önce kaybedilen insanları anmak üzere katliamın gerçekleştirildiği garın önünde bir araya geldi.

Polis geçen senelerde olduğu gibi bugün de gözaltılar yaptı.

Unutma, unutturma

ANKA’nın aktardığına göre; Polis, bir genci yumrukladı. Anmaya katılanlar sert müdahalelere maruz kaldı. Aynı zamanda basın mensupları da diğer eylemlerde de olduğu gibi polis tarafından alandan uzak tutulmaya çalışıldı.

Anmaya katılanlar, polisle yaşanan gerginliğin ardından tren garının önüne yürüdü.

Ölenlerin fotoğraflarının yer aldığı pankart taşıyan katılımcılar, “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganı attı.

Anmaya, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, CHP milletvekilleri Ali Haydar Hakverdi, Ali Mahir Başarır, Murat Emir, Kani Beko, Yıldırım Kaya ve HDP milletvekilleri Mahmut Toğrul, Oya Ersoy ile TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da katıldı.

‘Nereye giderseniz gidin, elimiz sizin yakanızda’

Katliamda oğlu Korkmaz Tedik’i kaybeden Zöhre Tedik, yedi yıl önce gar meydanında Türkiye’nin dört bir yanından binlerce yurttaş olduğunu anımsatarak, “Hem benim oğlumu hem de 103 insanı çaldınız. Hem de 10 Ekim’de anmaya bile müsaade etmeyen bu sistemi, bu düzen, bu yukarda emir verenler, yüzlerin gelmesinden korkan bu sistem ve düzen yıkılacaktır” dedi.

Tedik, anmaya gelmek için beş aramadan geçtiklerini belirterek, “Sen benim oğlumu katlet, şimdi de bu alana sadece anmak için yüz binlerce yoldaşlarının, işçilerin ve emekçilerin alana gelmemesi için alanı parça parça ediyorlar. Polisler, size emir verenler değil, siz de aynısınız ki bizi alana koymuyorsunuz. ‘Ben anneyim’ diyorum, ‘Yine seni arayacağım’ diyor. Sanki ben bomba alana getiriyorum. Söz, biz katillerden hesap soruna kadar bu alan dolmaya devam edecek. Nereye giderseniz gidin, elimiz sizin yakanızda” diye konuştu.

‘Her 10 Ekim’de diyoruz ki: Adalet!’

Anmada konuşan 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakince Coşgun, yedi yıl öncesini hayal edemediklerini ve hayal etmeye çalıştıkça da konuşmakta güçlük çektiklerini kaydederek, “Her ayın 10’unda buradayız. Her ayın 10’unda bağırıyoruz. Diyoruz ki ‘Adalet’. Biz, gerçek katiller yargılanıncaya kadar ‘adalet’ demeye devam edeceğiz. Biz, yaşamını yitiren insanların bayraklarının düştüğü yerde onları sembolize edecek bir anıt gelinceye kadar aileler olarak her ayın 10’unda burada olacağız” dedi.

‘Gerçek bir katliam anması yapmış olmuyoruz’

Coşgun, anma öncesinde polis müdahalesiyle karşı karşıya kaldıklarını belirterek, “Biz yüreği yanan insanlar olarak anma yapmaya çalışırken arkadaşlarımızın hunharca dövüldüğü, yerlerde sürüklendiği, karga tulumba gözaltına alındığı süreçte, gerçek anlamda 10 Ekim katliamı anması yapmış olmuyoruz. Biz, her ayın 10’unda bir acıyla karşılaşmak da istemiyoruz. Ailelerimizden birinin kalp krizi geçirmek üzere olduğu bir anma sürecinde duygularımız darma duman. Aklımız başımızdan gitmiş vaziyette” diye konuştu.

‘Olayın siyasi boyutu, siyasi sorumluları yargılanıncaya kadar burada olacağız’

KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, 2015 seçimleri öncesinde Türkiye’de IŞİD’lilerin sınırlardan rahatça geçebildiğini ifade ederek, “O dönem konuşmayanlar, o dönem bu katliama adım adım zemin hazırlayıp o katillerin bu meydana gelerek 103 arkadaşımızı aramızdan koparılmasına neden olanlar, bugün tutuklu olan ve firarı olan sanıklar değildir sadece. Bu olayın siyasi boyutu, siyasi sorumluları yargılanıncaya kadar burada olmaya devam edeceğiz” dedi.

‘Yine önemli bir seçime gidilen süreçte hiç kimse katliamlardan, bombalardan, vahşetten medet ummasın’

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 10 Ekim katliamını azmettirenleri kendilerinden hesap sorulana kadar unutmayacaklarını kaydederek, “Yitirdiğimiz 103 arkadaşımızı unutmayacağız, unutturmayacağız. Şunu da söylemek istiyoruz. Bugün yine önemli bir seçime gidilen süreçte hiç kimse, ama hiç kimse katliamlardan, bombalardan, vahşetten medet ummasın. Aklınızdan bile geçirmeyin diyoruz. Sonuna kadar hesap sormak için mücadele edeceğimizi de söylüyoruz. Biliyoruz ki 10 Ekim’de, yedi yıl önce yitirdiğimiz arkadaşlarımızın anısına sahip çıkmak, ancak bu ülke ve topraklarda bir daha böyle katliamların olmayacağı, kimsenin bunu aklından bile geçirmeyeceği, bu katliamın gerçek sorumlularının yargılanacağı bir Türkiye’yi kurmakla mümkün olacaktır” diye konuştu.

 ‘Anıt talebi bile engelle karşılaştı’

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, katliamın arkasındaki güçlerin gizlenmeye çalışıldığını belirterek, ailelerin anıt talebinin bile valilik engeliyle karşılaştığını anlattı.

Koramaz, “Bugün ne söylesek kaybettiklerimizin yanında az kalacak. Bizler, bu meydanda yaşamını kaybeden 104 arkadaşımızı sonsuzluğa uğurladık ama o günden beri hepimiz tarifsiz kederler içindeyiz, büyük travmalar yaşadık… Ne yaparlarsa yapsınlar arkadaşlarımızı asla unutmayacağız” dedi.

‘Savaş halk sağlığına zararlıdır’

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyesi Vedat Bulut da şunları söyledi:

“Onlar, Türkiye’nin dört bir yanından barış güvercini olarak bu alana geldiler ve bu alandan kendi coğrafyalarına uçtular. Onları defneyledik. Ancak onların emek, demokrasi ve barış mücadelelerini yükseltmek, devam ettirmek bizlerin bir vazifesi. Biz emeği savunuyoruz, çünkü yoksulluk halk sağlığına zararlıdır. Barışı savunuyoruz, çünkü savaş halk sağlığına zararlıdır. Bunu söyleyen TTB Merkez Konseyi, ceza almıştı ancak beraat ettiler üst mahkemede ve şu anda beraatleri de mahkeme tarafından onaylanmış durumda. Biz elbette ki demokrasiyi savunacağız, çünkü diktatörlük halk sağlığına zararlı.

Konuşmaların ardından, katliamda yaşamını yitiren 103 kişi için geçici olarak yaptırılan anıta karanfiller bırakıldı.

Birçok şehirde bugün anma mitingleri gerçekleştirildi. İstanbul’da da bugün saat 19.00’da Kadıköy İskele meydanında önünde anma mitingi düzenlenecek. Birçok sivil toplum kuruluşu tarafından İstanbul’da düzenlenecek miting için katılım çağrısında bulunuldu.

‘Atıkları ortadan kaldırmak bir iklim çözümüdür’

Çözümler ise çok karmaşık değil: İlk olarak, şehirlerin organik maddeleri plastik, cam ve diğer malzemelerle kirlenmemesi için ayrı atık yerlerinde toplaması gerekiyor. Bu yöntem organik maddenin kompostlaşmasına olanak sağlayacaktır. GAIA, Güney Kore, Seul gibi ülkelerin organik atıklarının yaklaşık yüzde 96’sını yönlendiren örnek bir ayırma programına sahipken, Temuco, Şili ve eThekwini, Güney Afrika gibi şehirler ve ülkelerin daha yapacak çok işi olduğuna dikkat çekiyor. Örgüt, ayrı atık toplama ve kompostlaştırmanın dünya şehirlerinin çöplüklerden kaynaklanan metan emisyonlarını yaklaşık yüzde 62 oranında azaltmasına yardımcı olabileceğini tahmin ediyor.

Geriye kalan “ kirli organik madde toplamını ”(genel katı atıktan ayrıştırılamayan organik maddeyi) işleme tabi tutmak da yüzde 95’e varan  azalmalara yol açabiliyor. Çöplüklere ürün yiyen mikropların da eklenmesi de  bu yönteme ek olarak kullanılabilir.

Yakma, yakalama, dönüştürme daha zararlı

GAIA, çöplüklerden metanı yakalamayı ve onu yakıta dönüştürmeyi veya enerji için çöp yakmayı amaçlayan “enerji geri kazanımı” adı verilen bir dizi yönteme karşı ise uyarıyor. Rapora göre,  birincisi “belirsiz etkili” ve ikincisi tüm bu çöplerle karıştırılmış karbon yoğun plastiklerin yakılmasını içerdiğinden, yerinden ettiğinden daha fazla iklim kirliliği üretiyor.

Diğer başka müdahaleler de çöplüklerin dışındaki sera gazı emisyonlarını ortadan kaldırabilir ya da azaltabilir. Örneğin, “kaynakların azaltılması”, ilk etapta aşırı miktarda malzeme üretilmesini önleyerek iklim kirliliğini önlemekte olumlu etki yaratır. Bu, yaşam döngülerinin her aşamasında sera gazı yayan tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasıyla başarılabilir . Daha iyi yeniden kullanım ve geri dönüşüm altyapısı, yeni malzemeler için madencilik ihtiyacını ortadan kaldırarak emisyonları da önleyebilir – örneğin geri dönüştürülmüş bir alüminyum kutu, saf alüminyumdan yapılmış bir kutudan yüzde 95 daha az enerji harcar .

Tangri, tedarik zincirlerindeki emisyon tasarruflarının da hesaba katılmasıyla, geri dönüşüm, kompostlama ve kaynak azaltmanın atık sektörünün tüm karbon ayak izinden daha fazla emisyon azaltımına yol açabileceğini ve bunun “net-negatif emisyonlar” olarak adlandırdığı şeye yol açabileceğini söylüyor.  

Sıfır atık’ın başka iklim faydaları da bulunuyor. Örneğin plastik poşet yasakları, sadece üretim aşamasından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını ortadan kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda sel riskini de azaltabiliyor; bu dayanıksız plastik torbalar, plastik çöplere en çok katkıda bulunanlar ve hendekleri ve kanalizasyon kanallarını tıkayabiliyor. Daha fazla kompost, toprak sağlığını iyileştirmeye yardımcı olabilir, karbonu daha iyi depolanmasına ve fosil yakıt bazlı gübre ihtiyacını azaltmasına olanak tanır. Son derece kirletici atık arıtma faaliyetlerine duyulan ihtiyacın azaltılması, karbon depolayan ve ekosistemleri sağlıklı tutan bitki ve hayvanların ölümlerini önleyebilir.

GAIA’nın raporu ayrıca, yanlış yönetilen atık tesislerinin, fareler ve diğer zararlılar için dang humması ve sarı humma gibi bulaşıcı hastalıkları barındırmalarına olanak tanıyan üreme alanları olabileceğini de vurguluyor. Bu ve diğer hastalıklar, iklim değişikliği dünyanın birçok yerinde daha sıcak, daha yağışlı koşullar yarattığı için hali hazırda artıyor.

Tangri, atık yakmadan kaynaklanan zehirli hava emisyonlarını azaltmak gibi sıfır atık politikalarının önemli sosyal faydalarına da dikkat çekiyor: Kompost geri dönüşüm ve yeniden kullanım altyapısını genişletmek aynı zamanda yeşil işler yaratabilir; potansiyel olarak gelişmekte olan dünyada atık toplayıcılar, değerli malzemeler için çöplükleri temizleyen insanlar için daha iyi yaşamların kapısını açabilir. Örneğin, Filipinler’deki Malabon şehrinde, 2017’de şehrin sıfır atık programına resmen entegre edilen atık toplayıcılar, daha önce hurda dükkanlarına geri dönüştürülebilir malzeme sattıklarından üç kat daha yüksek ücretler alıyor.

Gezegenin acil metan sorununu çözmek için daha fazla belediyenin bu programları benimsemesini tavsiye eden Tangri, “İnsanların atık sektörüne geçmişte olduğundan daha ciddi baktığı bir zamandayız. Nihayet sonunda hak ettiği ilgiyi görüyor” diyor.

 

Koruncuk Vakfı’ndan 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü için kampanya: Hayalim, okul

Eğitime erişimleri risk altındaki kız çocuklarının özgüvenli bireyler olarak toplum içinde yer almaları amacıyla çalışan  Milletler (BM) kararıyla 2012 yılından beri kız çocuklarının gördüğü ayrımcılığa dikkat çekmek üzere kutlanan 11 Ekim, Dünya Kız Çocukları Günü’ olarak kutlanıyor.

Eğitime erişimleri risk altındaki kız çocuklarının özgüvenli bireyler olarak toplum içinde yer almaları amacıyla çalışan Koruncuk Vakfıh hem Türkiyehem dünya için en önemli gündem maddelerinden olan “kız çocukları” ve “eğitim” sorunlarına farkındalık yaratmak için 11 Ekim’de #HayalimOkul kampanyasını hayata geçirecek.

Eğitime erişimi risk altındaki bir kız çocuğunun ‘hayalim okul’ notuyla çizdiği ‘hayalinin resminden’ adını alan #HayalimOkul kampanyası ile sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı olan kız çocukları için ‘eğitime erişim riski’ gerçeğine dikkat çekilecek.

Yapay zeka desteği ile görseller yaratan yeni bir platformu kullanarak hazırlanan kampanya videosunda; bu platformun oluşturduğu yapay gerçeklerin ne yazık ki ülkemizdeki kız çocuklarının gerçekliği olduğu, toplumsal farkındalık ve destekle #HayalimOkul diyen kız çocuklarının gerçeklerinin “hayalleri” olabileceğine vurgu yapılıyor.

Kız çocuklarının gerçeği, hayalleri olsun

Kız çocuklarının her anlamda güçlü bireyler olarak toplumda yer almaları için onların kesintisiz ve nitelikli eğitime erişimlerinin zorunlu olduğunun altını çizen Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Figen Samuray şöyle konuştu:

“Kız çocuklarının eğitime erişimindeki engellerin kalkmasında ve onların güçlendirilmesinde herkese büyük görevler düşüyor. Bu anlamda 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde herkesi #HayalimOkul kampanyasına destek olmaya, bu farkındalık hareketinin parçası olarak kız çocuklarının sesini daha güçlü duyurmaya davet ediyoruz”

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde @Koruncuk hesabından yayınlanacak #HayalimOkul kampanya videosunu, #HayalimOkul etiketiyle ve @Koruncuk adresini ekleyerek sosyal medya hesaplarınızdan paylaşabilir, bu konudaki farkındalığı artırmaya ve mesajın daha geniş kitlelere ulaşmasına destek olabilirsiniz.

Nobel Ekonomi Ödülü, Ben Bernanke, Douglas Diamond ve Philip Dybvig’e verildi

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi 2022 Nobel ödüllerinin sonuncusu olan Nobel Ekonomi Ödülü’nü üç isim arasında paylaştırdı.

Bu yılın Ekonomi Bilimleri ödülü sahipleri ABD Merkez Bankası’nın (Fed) eski başkanı Ben S. Bernanke, Chicago Üniversitesi’nden profesör Douglas W. Diamond ve Washington Üniversitesi’nden profesör Philip H. Dybvig‘in oldu.

Komite, açıklamasında şunları kaydetti:

“Buluşları, özellikle finansal krizler sırasında bankaların ekonomideki rolüne ilişkin anlayışımızı önemli ölçüde geliştirdi. Araştırmalarındaki önemli bir nokta, banka iflaslarından kaçınmanın neden hayati olduğudur. Modern bankacılık araştırmaları, neden bankalarımız olduğunu, onları krizlerde nasıl daha az savunmasız hale getirebileceğimizi ve banka çöküşlerinin finansal krizleri nasıl şiddetlendirdiğini açıklığa kavuşturuyor.”

İktisadi Bilimler Ödülü Komitesi Başkanı Tore Ellingsen, “Ödül sahiplerinin öngörüleri, hem ciddi krizlerden hem de pahalı kurtarma maliyetlerinden kaçınma kapasitemizi geliştirdi” dedi.

Ekonominin işlemesi için tasarrufların yatırımlara yönlendirilmesi gerektiği ilkesinde “Tasarruf sahiplerinin beklenmedik harcamalar durumunda paralarına anında erişmek istemesi, işletmeler ve ev sahiplerinin de kredilerini erken ödemek zorunda kalmayacaklarını bilmesi gerektiği” çelişkisi üzerine çalışan Diamond ve Dybvig, teorilerinde bankaların bu soruna nasıl optimal bir çözüm sunabileceğini araştırdı.

Philip H. Dybvig

Analizleri, bu iki faaliyetin birleşiminin bankaları iflas söylentilerine karşı nasıl savunmasız hale getirdiğini gösterdi: Çok sayıda tasarruf sahibi aynı anda paralarını çekmek için bankaya koşarsa, söylenti kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir –  ve banka çöker. Bu tehlikeli dinamik, devletin mevduat sigortası sağlaması ve bankalara son kredi mercii olarak muamele etmesiyle önlenebilir.

 

Diamond, bankaların toplumsal açıdan önemli başka bir işlevi de nasıl yerine getirdiğini gösterdi: Buna göre pek çok tasarruf sahibi ve borçlu arasında aracı olarak bankalar, borç alanların kredi itibarını değerlendirmek ve kredilerin iyi yatırımlar için kullanılmasını sağlamak için daha uygundur.

Buna göre bankalar, birçok tasarruf sahibinden mevduat kabul eden aracılar olarak hareket ederek, mudilerin paralarına diledikleri zaman erişmelerine izin verirken, borç alanlara uzun vadeli krediler de sunabilir.

Douglas W. Diamond

Komite, Ben Bernanke’nin modern tarihin en kötü ekonomik krizi olan 1930’ların Büyük Buhranı’nı analiz ederek “banka kaçakçılığının krizin bu kadar derinleşmesi ve uzamasında nasıl belirleyici bir faktör olduğunu gösterdiğini” söyledi. Bankalar çöktüğünde, borçlular hakkında değerli bilgiler kayboldu ve hızlı bir şekilde yeniden oluşturulamadı. Böylece toplumun tasarrufları üretken yatırımlara kanalize etme yeteneği ciddi şekilde azaldı.

Ben Bernanke

Ben Bernanke, 2006–2014 yılları arasında Fed başkanlığı yapan Bernanke, 2008 Krizi’nin ardından uyguladığı genişlemeci politikaları nedeniyle “Helikopter Ben” lakabıyla anılıyor.

Üç ekonomist, 10 milyon kronluk (900 bin dolar) ödülü paylaşacak.

1969 ile 2021 arasında 53 Nobel Ekonomi ödülünden sadece 25’i tek kişiye gitti.

Nobel Ekonomi Ödülü’nü şu ana kadar sadece iki kadın kazandı: Elinor Ostrom (2009) ve Esther Duflo (2019). 2009’da 46 yaşında olan Esther Duflo aynı zamanda ödülü en genç yaşta kazanan isim. Ödülü en ileri yaşta kazanan isim ise 90 yaşında kazanan Leonid Hurwicz.

Nobel Ekonomi Ödülü, 2022’nin Nobel Ödülleri’nin sonuncsu oldu. Buna göre Komite, iki hafta içinde Fizik, Kimya Tıp, Edebiyat alanlarının yanı sıra Barış ödülünü de açıkladı.

2022 Nobel Ödüller’inin sahipleri şöyle oldu:

Nobel Tıp Ödülü: Svante Pääbo

Nobel Fizik Ödülü: Alain Aspect, John F. Clauser, Anton Zeilinger

Nobel Kimya Ödülü: Carolyn R. Bertozzi, Morten Meldal ve K. Barry Sharpless

Nobel Edebiyat Ödülü: Annie Ernaux.

Nobel Barış Ödülü: Ales Bialiatski, Rus insan hakları örgütü Memorial ve Ukraynalı insan hakları örgütü Sivil Özgürlükler Merkezi (Center for Civil Liberties).

Nobel Ekonomi Ödülü: Ben Bernanke, Douglas Diamond,Philip Dybvig

 

 

Anadolu leoparı bir kez daha fotokapanda: Dört farklı alanda yaşıyorlar