Ana Sayfa Blog Sayfa 701

[COP27 Liderler Zirvesi-5] AB: Küresel kuzeyi iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmeye çağırıyoruz

Bugün devam eden COP27 Liderler Zirvesi‘ndeki konuşmacılardan biri Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen oldu.

Etkinlik dün Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve BM Genel Sekreteri Guterres’in konuşmalarıyla başlamıştı. Barbados, Gana, Gabon gibi iklim değişikliğinin etkilerini adaletsiz şekilde yaşayan ülkelerin liderleri, konuşmalarında zengin ekonomilerden kayıp ve zarar için tazminat talep etmişti.

Bugün konuşan Afrika ve Küçük Ada Ülkeleri liderleri de petrol devlerinden ve zengin ülkelerden iklim tazminatı taleplerini yineledi.

Ülkeleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye çağıran von der Leyen, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres‘in dün yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak “Küresel fosil yakıt krizi bir oyun değiştirici olmalı. Öyleyse ‘cehenneme giden otoyolu‘ kullanmayalım, cennete temiz bir bilet kazanalım” dedi.

Von der Leyen, küresel kuzeyi, Avrupa Birliği’nin küresel güneye verdiği iklim finansmanı taahhütlerini takip etmeye çağırdı:

“Gelişmekte olan dünyada en çok ihtiyaç duyanlar, daha sert bir iklime uyum sağlamak için desteklenmelidir. Küresel kuzeydeki ortaklarımızı, küresel güneye yönelik iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.”

Paris hedeflerine ulaşmanın gerekliliğini vurgulayan Leyen, Avrupa’nın rotasını koruduğunu söyledi.

AB’nin bu yıl yenilenebilir enerji rekorunu kırdığını ve gelecek yıl 100 GW’lık ek yenilenebilir enerji kapasitesi elde edilebileceğini belirten Leyen “Yeşil enerjiden ürettiğimiz saatte her kilovat, sadece iklim için değil, dayanıklılığımızı artırmak için de iyi” dedi.

Kerry: Ara seçim sonuçları, Biden’ın iklim hedeflerini baltalamayacak

ABD’de bugün gerçekleşen ara seçimler sebebiyle Başkan Joe Biden konferansa katılmadı, ABD iklim elçisi John Kerry ve beraberindeki ABD delegasyonu, COP27’deki ABD pavyonunu açtı.

Kerry, Joe Biden yönetiminin, Demokratlar için kötü gitmesi beklenen bugünkü ara seçimlerin sonucuna bakılmaksızın iklim eylemine devam edeceğine söz verdi.

Kongre’nin iklim etkileriyle başa çıkmaya yardımcı olmak için gelişmekte olan ülkelere finansmanı artırmayı kabul etmesini umduğunu söyleyen Kerry, “Başkan Biden devam etmek için her zamankinden daha kararlı” dedi.

ABD’li yetkililer Mısır’da en çok, iklim harcamalarına 370 milyar dolardan fazla finansman yönlendiren ve Kerry’nin konuşmasında da nitelediği gibi “son 50 yıldaki en önemli yasalardan biri” olarak görülen Enflasyon Azaltma Yasası‘na atıf yaptı.

Seçimlerde Biden, seçimlerin sonucunun ardından Cuma günü COP27’ye gelecek. Demokratlar adına pek parlak geçmesi beklenmeyen seçimlerde Cumhuriyetçilerin seçimlerde en az bir Kongre meclisi kazanması bekleniyor.

[COP27] Cezaevinde açlık grevindeki aktivist Ala Abd el-Fattah’ın kardeşi Mısır’da

Mısır asıllı Birleşik Krallık vatandaşı politik aktivist  Alaa Abd el-Fattah‘ın kız kardeşi Sanaa Seif, Sharm el-Şeyh‘te düzenlenen BM İklim Zirvesi‘ne (COP27) geldi. Sanaa Seif, iki yüz günden fazla süredir açlık grevinde olan hapisteki kardeşi Ala için kampanya yürütecek.

Şarm El-Şeyh’te konuşan Seif, açlık grevi yapan kardeşinin ‘masum bir adam’ olduğunu söyledi. Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak ve Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron da Fattah ve diğer muhaliflerin serbest bırakılması için çağrıda bulundu.

Kız kardeşi Mona, annesi Laila Seif ve teyzesi, ünlü romancı Adhaf Seif ile birlikte, Alaa Abd el-Fattah’ın serbest bırakılması için dünya çapında kampanya yürüten Seif,  AFP’ye verdiği röportajda, “Müdahale etmek için mantıklı insanlara ihtiyacımız var” dedi: “Vatandaşı olduğu İngiliz heyetine umut bağladım çünkü onun ablası olarak ne vazgeçebiliyorum ne de kardeşimin öleceğini kendime söyleyebiliyorum.”

Ağır güvenlik kısıtlamaları olan Şarm El-Şeyh’e seyahat etmenin riskini kabul ederek, “Kabul ediyorum, gelmekten korktum. Ama bu bizim son çaremiz” diye konuşan Seif, “Ala unutulmasın diye geldim. Hem Mısırlı hem de İngiliz yetkililere varlığımın birinin ölmekte olduğu anlamına geldiğini ve onu kurtarmanın mümkün olduğunu hatırlatmak istiyorum” diye konuştu.

[COP27] Falan, filan, falandan; kan, kan ve daha çok kana

Arap Baharı ayaklanmasında öne çıkan aktivist bir aileye mensup yazılım geliştirici ve blog yazarı Alaa Abd el-Fattah, Mısır hapishanesinde iki yüz günü aşkın süren açlık grevinin ardından  6 Kasım günü su içmeyi de bıraktığını ilan etmişti. Yakınları ve sevenleri Alaa Abd el-Fattah için endişe ediyor.

Dünyadan baskı

Fattah’ın sürdürdüğü açlık grevinde artık su içmeyi de bırakması üzerine dünyadan da serbest bırakılması yönünde taleplere güçleniyor. BM insan hakları şefi de bugün Sunak ve Macron’un çağrılarının ardından Abd el-Fattah’ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

BM İnsan Hakları Ofisi Sözcüsü Ravina Shamdasani, Cenevre’de gazetecilere, “BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk‘ün Fattah’ın kötüleşen sağlık durumuna rağmen halen serbest bırakılmamasından ötürü derin üzüntüsünü ve itirazlarını Mısır makamlarına ilettiğinin söyledi.

Downing Street‘ten bir sözcü, Birleşik Krallık Başbakanı Sunak’ın Mısırlı mevkidaşı Abdel Fattah el-Sisi ile Pazartesi günü yaptığı görüşmede Abd el-Fattah’ın davasını gündeme getirdiğini ve “İngiltere hükümetinin bu konudaki derin endişesini vurguladığını” söyledi. Sözcü,”Sunak’ın sorunun en kısa sürede çözümü için baskı yapmaya devam edeceğini belirtti.

Macron da, Sisi’den ” Alaa Abd el-Fattah’ın sağlığının korunmasını sağlamaya kararlı olduğuna” dair bir güvence aldığını söyledi.

Üç Mısırlı gazeteci de açlık grevine başladı

Ek olarak üç Mısırlı gazeteci de Fattah’ın durumu üzerine açlık grevlerine başladı.

Mısırlı gazeteci Mona Selim AFP’ye Kahire’deki gazeteciler birliğinde gerçekleştirilen oturma eylemi sırasında kendisinin ve iki meslektaşının, Eman Auf ve Rasha Azab‘ın, Alaa Abd el-Fattah ölme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için açlık grevine başladıklarını aktardı.

Selim, üçünün de Mısır’daki tüm siyasi suçluların serbest bırakılmasını talep ettiğini söyledi.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard 6 Kasım’da Abd el-Fattah için “Çok fazla zaman yok – en iyi ihtimalle 72 saat” uyarısında bulunmuştu.

‘Mücadeleye devam ediyoruz’

Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry dün, 7 Kasım’da,  CNBC ile yaptığı röportajda, Fattah’ın “hapishanede gerekli tüm bakımlardan yararlandığını” iddia etti.

Seif, davanın ele alınış şeklinin rejimin istikrarsızlaştırılması sürecini hızlandırdığını söyledi ve Mısır’ı Cop27 zirvesini “ülkenin insan hakları konusunda kötü itibarını yok etmek” amacıyla kullanmakla suçladı ve şunları aktardı:

“Pazartesi sabahı, annem 24 saat susuz kaldıktan sonra onu kontrol etmek için hapishanenin dışında beklemeye gitti -akşama kadar oğlundan hâlâ haber alamamış, ona her hafta bıraktığı kıyafetleri ve kitapları teslim edememişti-. Top politikacıların sahasında, işlerini yapmak onlara kalmış. Mücadeleye devam ediyoruz ve umudumuzu kaybetmemeliyiz.”

 

 

 

[COP27 Liderler Zirvesi-4] Afrika ve Küçük Ada Ülkeleri, petrol devlerinden iklim tazminatı istiyor

COP27’nin Liderler Zirvesi‘nin ikinci gününde yoksul ülkelerin liderleri,  yaptıkları konuşmalarda, için varlıklı hükümetleri ve petrol şirketlerini küresel ısınmayı tetikledikleri için hedefe oturttu ve ekonomilerine verilen zararları ödemelerini istedi.

Giderek artan şiddetli okyanus fırtınaları ve deniz seviyesinin yükselmesiyle sarsılan Küçük Ada Devletleri, petrol şirketlerini son zamanlarda elde ettikleri devasa kârların bir kısmını buraya harcamaya çağırırken; gelişmekte olan Afrika devletleri de daha fazla uluslararası fon talep etti.

Küçük Ada Devletleri İttifakı adına konferansta konuşan Antigua başbakanı Gaston Browne, şunları söyledi:

“Petrol ve gaz endüstrisi günlük yaklaşık 3 milyar dolar kar elde etmeye devam ediyor. Bu şirketlerin, kayıp ve zarar için bir fon kaynağı olarak kârları üzerinden küresel bir karbon vergisi ödemelerinin zamanı geldi””Onlar kâr ederken, gezegen yanıyor.”

Malavi Devlet Başkanı Lazarus Chakwera “Doğa yitip giderken vatandaşlarımız sabrını yitiriyor” ifadelerini kullanırken Ruanda başkanı Paul Kagame şunları söyledi:

“Gelişmiş ülkelerin yapabileceği en değerli katkı, sürdürülebilir, yeşil enerji inşa etmek için Afrika’ya yatırım yaparken emisyonlarını daha hızla azaltmaktır.”

Macky Sall

Senegal Devlet Başkanı Macky Sall konferansta Afrika’daki yoksul gelişmekte olan ülkelerin kötüleşen iklim değişikliğine uyum sağlamak için zengin ülkelerden daha fazla finansmana ihtiyaç duyduklarını ve Afrika ülkelerinin ekonomilerini beslemek için ihtiyaç duyduğu fosil yakıtlardan derhal uzaklaşma çağrılarına direneceklerini söyledi.

“Açık olalım, sera gazı emisyonlarının azaltılmasından yanayız. Ancak biz Afrikalılar, hayati çıkarlarımızın göz ardı edilmesini kabul edemeyiz” dedi.

Sall, kıtadaki 600 milyon insanın elektriği olmadığı göz önüne alındığında Afrika’nın “adil bir enerji geçişi” ihtiyacını vurguladı:

Barbados başbakanı Mia Mottley’nin dünkü sözlerini de yineleyen Sall, “Bir zamanlar sanayi devriminin temelini oluşturan sömürgecilik için, şimdi de onun neden olduğu karbon emisyonlarının etkisiyle “iki kez cezalandırılıyoruz” dedi.

Chandrikapersad Santokhi,

Ormanları, halkının saldığından daha fazla karbon emen bir Güney Amerika ülkesi olan Surinam’ın başkanı Chandrikapersad Santokhi, zengin ülkelerin iklim adaptasyonu için gelişmekte olan ülkelere yılda 100 milyar dolar yönlendirme sözünü tutmaları gerektiğinin altını çizdi:

“Bütün çocuklar ve gelecek nesil adına, tarihi yayıcıları dünyamızı korumak için acilen üzerlerine düşeni yapmaya çağırıyoruz. Ülkem kısıtlı kaynakları ve kapasitesiyle üzerine düşeni yapıyor. Aslında karbon negatifiz, ancak etkilerle karşı karşıyayız.”

Çifte standart

Sri Lanka Devlet Başkanı Ranil Wickremesinghe, Batılı hükümetlerin Ukrayna’daki savaşa milyarlarca doları hızla yönlendirdiğini, ancak iklim değişikliğine harcamakta yavaş kaldığını söyledi.

“Çifte standart kabul edilemez” diyen Wickremesinghe şöyle konuştu:

“İklim finansmanının hedefi ıskaladığı sır değil… Pek çok gelişmiş ülkenin iklim finansmanı katkılarını bekletmeyi uygun görüyor, aynı ülkeler Ukrayna savaşının bir tarafında yer aldılar ve savaş için bir miktar harcama yapmaktan çekinmiyor gibi görünüyorlardı.”

Tek ses olmalıyız

Zimbabve Devlet Başkanı Emmerson Dambudzo Mnangagwa Cop27’de Afrika birliği çağrıbulundu:

“Tek sesle konuşmalı  iklim mağdurları bloğu gibi hareket etmeliyiz. Ancak o zaman şimdiki ve gelecek nesiller için sağlıklı bir gezegeni güvence altına almamız muhtemeldir. İklim krizinden en çok sorumlu olanlar daha çok dinlemeli ve iklim finansmanına öncelik vermeli.”

Emmerson Dambudzo Mnangagwa

Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, kıtanın borcunu artırmasını önlemek için hibeler ve imtiyazlı krediler şeklinde daha fazla iklim fonunun gelmesi gerektiğini söyledi.Ramaphosa, çok taraflı kalkınma bankalarını iklim finansmanına yaklaşımlarını değiştirmeye çağırdı ve dünya nüfusunun çoğu için desteğin ulaşamayacağını söyledi. Mısır’daki COP27 konferansında, kurumların “riskten kaçındıklarını” ve finansman tekliflerinin “zahmetli maliyetler taşıdığını” söyledi.

Cabo Verde volkanik ada devletini temsil eden José Maria Neves: Dünyada kişi başına en düşük sera gazı emisyonlarından birine sahip, gelişmekte olan küçük bir ada devleti olan ülkesinin Afrika ve dünyadaki en savunmasız ülkelerden biri olduğunu ve “neredeyse hiçbir şeye” katkıda bulunmadığını söyledi.

“Ancak iklim değişikliğinin sonuçlarından büyük ölçüde zarar gördü ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yıllardır kaydettiğimiz ilerlemeyi tehlikeye attı.”

José Maria Neves.

Portekiz başbakanı António Costa, nispeten iyimser bir konuşmasında, ülkesinin yenilenebilir enerjiye yaptığı güçlü yatırımlar sayesinde Ukrayna krizinin neden olduğu enerji krizinin etkilerinin çoğunu azaltmayı başardığına dikkat çekti.

“15 yıl önce yenilenebilir enerjilere yatırım yapmaya başlayan Portekiz, geçişe yatırım yapmanın bir yakıt acil durumundan nasıl daha güvende olmamızı sağladığının bir örneğidir.”

Ülkenin 2045 yılına kadar karbon nötr olacak şekilde ayarlandığını, bunun diğer birçok ülke tarafından belirlenen 2050 hedefinden daha erken olduğunu ve bir “yeşil enerji koridoru” oluşturmak için Fransa ve İspanya ile birleştiğini hatırlattı. Portekiz kömürü planlanandan sekiz yıl önce terk etmişti. Costa, Ukrayna savaşının ülkenin kararı tersine çevirmesine neden olacağını düşünmediğini söyledi.

António Costa

120’ye yakın devlet ve hükümet başkanının konuştuğu programda ancak Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Hindistan da dahil olmak üzere dünyanın en büyük kirleticilerinin çoğu bulunmadı. ABD Başkanı Joe Biden koferansa gelecek hafta katılacak.

Çevre aktivistleri: FIFA’nın ‘Katar’da karbon nötr Dünya Kupası’ iddiası yanıltıcı ve tehlikeli

FIFA, Katar‘da 20 Kasım’da başlayacak Dünya Kupası’nın ‘ilk karbon nötr turnuva’ olacağı iddia ediyor. Spor kuruluşuna göre, Dünya Kupası’nda 3,6 milyon ton karbon üretilecek ve bu üretim bazı inisiyatiflerle dengelenecek.

Çevreci aktivistleri ise bu iddianın “tehlikeli ve yanıltıcı” olduğunu, organizasyonun aslında söylenenin üç katı daha büyük bir karbon ayak izi ortaya çıkartacağını söylüyor.

‘Dengelemek için karbon bile temizlenmiyor’

BBC‘ye konuşan Lancaster Üniversitesi’nden Mike Berners-Lee, “FIFA’nın karbon ayak izi tahminini inceledik ve 10 milyon tonun çok üzerinde olduğunu düşünüyoruz, yani en az üç katı” dedi.

Berner-Lee “Karbon nötr şaibeli bir terim. Dünya Kupası’nın seçtiği karbon dengelemesinde, atmosferden karbon temizlemiyor, yani sahte bir terim. Buna karbon nötr Dünya Kupası demek çok yanıltıcı. Dengelemek için karbon bile temizlenmiyor” diye konuştu.

Manchester Üniversitesi’nden iklim uzmanı Prof. Kevin Anderson da BBC’ye FIFA’nın iddiasının “çok yanıltıcı ve tehlikeli olduğunu” kaydetti. Anderson, “Bu turnuvanın doğrudan bir insani maliyeti olacak. Bir spor organizasyonu için dev bir miktar bu. Bu emisyonların etkileri dünya çapında hissedilecek” dedi.

mükmtkmt

Bilim insanları, FIFA’nın sürdürülebilirlik stratejisindeki karbon hesaplamalarının hatalı olduğunu, şüpheli karbon dengeleme uygulamasının sorumluluğunun taraftarlara yüklendiğini vurguluyor.

FIFA yetkilileri ise, Katar Dünya Kupası’nın üreteceği 3,6 milyon ton karbonun % 51,7’sinin, taraftarların uçuşları da dahil seyahatten kaynaklanacağını söylüyor. Kuruluş, her bir maç bileti sahibinin uçuşlarındaki karbon salımlarını da, toplu taşımada elektrik kullanılarak ve diğer bazı inisiyatiflerle dengeleyeceği taahhüddünde bulunuyor.

“FIFA iklim değişiminin günümüzün en zorlayıcı sorunlarından biri olduğunun farkında ve her birimizin derhal ve sürdürülebilir bir şekilde harekete geçmesi gerekiyor” denilen kurumun yazılı açıklamasında şöyle devam ediliyor:

“FIFA ve ev sahibi ülke Katar ilk kez karbon nötr bir Dünya Kupası yapmayı taahhüt ediyor. Turnuva bağlantılı emisyonları azaltmak için kapsamlı inisiyatifler uygulanıyor. Bunlara enerji verimliliği  yüksek stadyumlar, tasarımlarına yeşil sertifikalar, inşaları, operasyonları, düşük emisyonlu taşıma ve sürdürülebilir atık yönetimi uygulamaları da dahil.

Tüm kalan emisyonlar ise uluslararası alanda tanınmış ve sertifikalı karbon kredilerine yatırımla dengelenecek. Bu gönüllü bir şekilde yapılıyor ve bu alanda spor sektöründe öncülük ediliyor. FIFA’nın UNFCCC İklim İçin Spor Çerçevesi’ne bağlanması ve 2040’ta net sıfır emisyona ulaşmayı hedefleyen kendi İklim Stratejisi ile daha fazlası yapılabilir ve yapılacak.”

Futbolcular da eleştiriyor

Turnuvaya katılma hakkı elde edemeyen Norveç Milli Takımı’nın oyuncularından Morten Thorsby, FIFA’nın iddiasını sorgulayan futbolcuları ve kuruluşları temsil ediyor.

Yayımladıkları açık mektupta, “Bu turnuva, çevreye bıraktığı iz anlamında tam anlamıyla bir felaket. Sadece bu turnuva için tesisler inşa ettiler, bu asla iyi bir şey değil” denilerek FIFA’nın karbon nötr olma iddialarından vazgeçmesi gerektiği vurgulandı. Mektupta gelecek temmuz’da Avustralya ve Yeni Zelanda’da yapılacak 2023 Kadınlar Dünya Kupası’na dek çevre açısından “temiz” turnuvalara yaklaşımın gözden geçirilmesi çağrısı yapıldı.

Mektubun imzacıları arasında, Thorsby, Wycombe Wanderers’tan David Wheeler, İngiliz futbol kulübü Forest Green Rovers, Roma forması giyen İsveçli oyuncu Elin Landstrom ve ABD’de Chicago Red Stars ekibinde oynayan Zoe Morse bulunuyor.

Mektupta şunlar deniyor:

“İklim değişimi alt etmemiz gereken bir rakip ve uzatma dakikalarının sonundayız. Hangi formayı giyersek giyelim, hangi tezahüratı yaparsak yapalım, harekete geçmek hepimize kazandıracak. Ancak FIFA, bu altın fırsatı değerlendirmek yerine, en büyük gol şansını kaçırmak üzere pozisyon aldı. Turnuva ilk karbon nötr FIFA Dünya Kupası diye tanımlandı, yani gezegenimizin üzerindeki tüm etkisi sıfır olmalı”

Beş ülkeden reklam şikayeti

FIFA’nın Katar Dünya Kupası’nın “karbon nötr” olduğu iddiasına, Birleşik Krallık,  Fransa, İsviçre, Belçika ve Hollanda’da reklam şikayetleri yapıldı.

Şikayetlerdeki temel argüman, FIFA’nın iddiasının karbon emisyonlarının olduğundan az tahmin edilmesi ve dengeleme inisiyatiflerinin güvenilmezliği nedeniyle yanlış olduğu yönünde. Çevreciler tüketicilerin ve taraftarların bu şekilde yanıltıldıklarını savunuyor.

Katar Dünya Kupası’nın “karbon nötr” olma iddiası geçtiğimiz aylarda, Carbon Market Watch adlı kuruluşun raporunda, iddianın “yaratıcı muhasebeye” dayandığını ve “yanıltıcı” olduğunu söylemesiyle tartışmaya açılmıştı.

‘FİFA her seviyede fiyasko’

İklim uzmanı Anderson, “Bu büyük etkinliklerde, Dünya Kupası ya da bir başka spor veya müzik organizasyonunda karbon nötr olunduğunun iddia edilmesi çok yanıltıcı ve durumu iyileştirmek bir yana, kötüleştiriyor” dedi. “Deniz sıcaklığındaki artışı 1,5 dereceyle sınırlamak istiyoruz ve buna çok yakınlaştık” diyen Anderson, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnsanları dünyanın bir yerinden öbür noktasına uçurarak ve dengelenmesi için insanların davranışlarını değiştirmesini beklemek hala işleri farklı bir şekilde yapmayı öğrenmediğimizi gösteriyor”

Anderson ayrıca “FIFA, alışılagelmiş şeyi yaptı: hadi muhteşem bir stada gidelim ve karbon salımını örtmek için birkaç karbon kredisi alalım. Gerçekten düşünmek yok, liderlik yok. FIFA her seviyede fiyasko” dedi.

Karbon emisyonları nasıl dengeleniyor?

FIFA verilerine göre Brezilya‘daki 2014 Dünya Kupası’nda 2,72 milyon ton, Rusya’daki turnuvada ise 2,17 milyon ton karbon salımı oldu.

Berners-Lee, “FIFA karbon ayak izini aşırı derecede az tahmin etti. Dünya Kupası çok önemli ve karbon ayak izi olması kaçınılmaz. Bunu şu anda mümkün olduğunca düşük tutmalıyız. Futbol uluslarına destek için Dünya Kupasını dünya genelinde dolaştırabilirsiniz ama Katar bunlardan biri değil” dedi.

“FIFA’nın tüm uçak yolculuklarının tek yön yapılacağını düşündüğünü ve bunun tam bir saçmalık olduğunu belirten Berners- Lee, “Karbon ayak izini dengelemeye en yakın inisiyatif, ağaç dikmek ve turbalıkları korumak gibi atmosferden karbon temizleyen programlar olabilir. FIFA’nın şimdiye kadarki en yeşil Dünya Kupası iddiası anlamsız. Ucuz ve berbat sözde dengeleme girişimleriyle, karbon salımlarının verdiği hasarı gideremezsiniz” diye konuştu.

FIFA’dan bir sözcü ise yaptığı açıklamada sürdürülebilirliğe verdikleri önemi vurguladı. “önemli çevre programlarının” ülkede kalıcı bir miras bırakacağını belirtti. Sözcüye göre, bunlara 1300 futbol sahası büyüklüğündeki 800 megawatt kapasiteli dev bir güneş enerjisi tesisi, tasarım ve sürdürülebilirlikte yeni standartları belirleyen, en yeşil yapı sertifikalarını alan stadyumlar,  dahil. Ayrıca traftarlarır stadyumlara Doha Metrosu ile bedava gitmesi sağlanacak, 750 elektrikli otobüsle de destek verilecek.

Kısa bir özet: COP27 hangi tabloda gerçekleşiyor, taahhütler nerede?

Yeşil Gazete tarafından derlenerek Türkçeleştirilen bu içerik, 360.org‘un Special Report COP27 derlemesi ve bu kapsamda yayımlanan Yeni Delhi Enerji ve Kaynaklar Enstitüsü Üyesi ve iklim müzakerecisi R. Ranjan Rashmi‘nin değerlendirmesidir ve Yeşil Gazete‘nin de parçası olduğu küresel gazetecilik ağı Covering Climate Now (CCNOW) işbirliğinin bir parçasıdır.

*

BM İklim Çerçeve Sözleşmesi 27’inci  Taraflar Konferansı (COP27) için dünya Şarm El-Şeyh’te toplandı. Konferansta iklim krizine uyum, etkileri hafifletme ve finansman müzakereleri gündemde olacak.

Dünya liderleri bütün tartışmaları, geçen yıl Glasgow’daki COP26’dan çok farklı koşullar altında yapacak. Son 12 ayda pek çok kriz patlak verdi: Ukrayna’nın işgali, enerji ve gıda kıtlığı,küresel ekonomik istikrarsızlık ve enflasyon…

COP26’nın vaatleri, daha dar iç gündemlerine odaklanan hükümetlerin gerçekleriyle çatışıyor. Karşılarında çok değişmiş ve daha sorunlu bir dünya var.

Buna ek olarak, ülkeler bu yıl içinde Pakistan’daki sel, ABD’deki kasırgalar, Avrupa’daki 20 milyar dolarlık kuraklık gibi pek çok aşırı iklim değişikliği olayları yaşadı ve bunların hepsi acil dikkat ve eylem gerektiriyor.

Fotoğraf: Pakistan’da sel, 2022. Fida Hussain / AFP

COP27’ye başkanlık edecek olan Mısır dışişleri bakanı Sameh Shoukry, bu aciliyeti şöyle ifade etti: 

“Ülkeler taahhütlerinden ve Paris ve Glasgow’da yapılan anlaşmalarda belirlenenleri sürdürme çabalarından geri adım atar veya saparsa bilime göre küresel ısınma 2°C’nin üzerinde ve belki de 3.6°C’ye kadar yükselecek. Bunlar çelişkili ve herkesin bu çelişkilerle uğraşırken ciddi olması gerekiyor.”

ABD ve Çin arasındaki iklim işbirliğinin geleceği meçhul

Gelişmekte olan ekonomiler, özellikle Pasifik’teki düşük emisyonlara sahip ülkeler, iklim değişikliğinin yükünü hissediyor ve varlıklı ülkelerden küresel ısınmayı hızlandırma konusundaki katkıları ve sorumlulukları için orantılı olarak ödeme yapmalarını istiyor. Ancak küresel kayıp ve hasar finansmanı (özellikle ulusal mali yardıma yönelik diğer daha acil talepler nedeniyle) ivme kazanmayı başaramadı ve COP27’de farklı bir yaklaşımı da düşündürdü: Borçlar iptal mi edilecek?

Bu müzakerelerin dönüm noktalarında iki süper güç duruyor: Ara dönem seçimlerinin eşiğinde olan  tarihi Enflasyon Azaltma Yasasının ivmesini sürdürmek isteyen Amerika Birleşik Devletleri, ve  tarihi Ulusal Halk Kongresi’ni tazeleyen Çin. Geçen yıl, iki ülke ikili bir anlaşma ilan ederek dünyayı hayrete düşürmüştü, bununla birlikte, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyaretinin ateşlediği zorlu bir yılın ardından, ABD ve Çin arasındaki iklim işbirliğinin geleceği meçhul.

Bu anlaşmazlık, yeni oyunculara küresel iklim görüşmelerinde kendilerini gösterme fırsatı verecek mi? Afrika merkezli bir COP’tan en iyi şekilde yararlanmak isteyen ev sahibi ülke Mısır, dünyanın iklim konusunda nasıl ilerlediği konusunda daha fazla söz sahibi olmak için iddialı müttefikleriyle yeni bir anlatı geliştirecek mi?

Ian Kasırgası’nın ardından Pinar del Rio, Küba, 2022. Fotoğraf: Ramon Espinosa / AP

Gerçeklere dönelim: Küresel enerji ile ilgili karbondioksit emisyonları 2021’de yüzde altı artarak 36,3 milyar tona yükseldi ve bu, kaydedilen tarihteki en büyük mutlak artış. Uluslararası 1,5°C küresel ısınma hedefine ulaşmak için, küresel emisyonların 2030 yılına kadar yarıya indirilmesi gerekiyor.

Avustralya Üniversitesi’nden (ANU) Frank Jotzo şöyle diyor:

“İklim müzakerelerinde en çekişmeli konu para. Zengin ülkelerin, emisyonları azaltmak ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için gelişmekte olan dünyaya finansal olarak yardım etmesi gerektiği kabul ediliyor. Onlarca yıldır iklim müzakerelerinde, bu paranın nasıl verileceği ve ne miktarda olacağı büyük bir konu olmuştur. Ancak gelişmekte olan ekonomiler, ihtiyaç duyulan ölçeğe yaklaşan herhangi bir paranın aktığını görmüyor.”

Uluslararası iklim politikasının kapsayıcı konusu ise azim. Paris Anlaşması çerçevesi, ülkelerin emisyonları azaltma taahhütlerindeki tutkuyu sürekli olarak artırmaya yöneliktir. Geçen yılki COP, 2030 emisyon hedeflerini henüz güncellememiş olan ülkelerin bunu şimdiye kadar yapmaları gerektiğine karar verdi. Ancak sadece birkaçı bunu yaptı ve taahhütlerin genel gücü yetersiz kalıyor.

Melanie Pill, ANU ve Fiji Üniversitesi’nden Melanie Pill de şu değerlendimeyi yapıyor:

“İklim değişikliğinin en acımasız tarafı, sonuçlarına en çabuk ve sık maruz kalan ülkelerin, krize en az katkıda bulunan düşük emisyonlu ülkeler olmasıdır. Küçük Ada devletleri, Bangladeş gibi kıyı bölgeleri veya Endonezya gibi takımadalar olan gelişmekte olan ülkelerin gelişmeleri sel, kasırga, yükselen denizler ve kuraklık tarafından darbe almaya devam ediyor.”

İşin içine finansman eklenmedikçe, iklim değişikliğine uyum çağrıları anlamsız kalıyor.

Şarm El-Şeyh’teki COP27, “Adaptasyon COP’u” olarak etiketleniyor. Müzakerelerin, tek gerçek seçenekleri adaptasyon olan çok sayıda savunmasız ülkenin bulunduğu Afrika’da gerçekleşmesi de bu beklentiye ağırlık veriyor.

Neden adaptasyon?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali dünyaya büyük bir iklim darbesi indirdi. Çoğu ülkenin fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş planları suya düştü. İklim eylemi penceresi kapanırken, dünyanın iklim değişikliğinin en kötü etkilerini önlemek için zamanında harekete geçme olasılığı daha da düşüyor.

Tartışmalar artık daha sıcak bir gezegene uyumun nelere mal olabileceğine yöneliyor. Cevap, çok şeye.

Asıl soru ise şu: Kim ödeyecek?

2021’de COP26’nın Glasgow Paktı, adaptasyonla ilgili iki özel kararı zorunlu kıldı: Küresel Uyum Hedefi üzerine iki yıllık bir çalışma programı ve
gelişmekte olan ekonomiler için uyum finansmanı seviyesinin iki katına çıkarılması.

Kayıp ve zarar finansmanı

Gelişmekte olan ülkelerdeki uyum maliyetlerinin 2030 yılına kadar yılda 140 milyar dolar ila 300 milyar dolar olması bekleniyor. İklim değişikliğinin gelişmekte olan ekonomilere daha genel maliyetlerinin, küresel ısınma  2 derecenin altında kalsa bile yılda 1 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor.

Buna göre, Afrika Grubu ve Hindistan da dahil olmak üzere Benzer Fikirli Gelişmekte Olan Ülkeler, Glasgow’da gelişmiş ülkelerin 2025 ile 2030 yılları arasında iklim finansmanı için yılda en az 1,3 trilyon dolar sağlaması gerektiğini söyledi ve ayrıca, finansmanın etkileri hafifletme ve adaptasyon arasında eşit olarak bölünmesi gerektiğini de belirtti.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde gelişmiş ülkeler bu miktarda parayı vermeyi reddetti. Bununla birlikte, 2015’te Paris’te kararlaştırılan yılda 100 milyar ABD dolarını harekete geçirmede başarısız olduklarını kabul ettiler ve
bunu telafi etmek için, uzun vadeli finansmanı ve 100 milyar dolar yerine yeni bir toplu finansman hedefini belirlemek için iki yıllık bir çalışma programı başlatmayı taahhüt ettiler.

İki yıllık çalışma programı ve yeni toplu finansman hedefi 2025 yılına kadar kesinleşmeyecek, dolayısıyla Şarm El-Şeyh’te de sonuçlanmayacak. Mısır cumhurbaşkanlığının en azından adaptasyon finansmanı ölçeğinde bir anlaşma elde etmek için çok çalışması gerekecek. Bu, kırılganlığın tanımını yapmak, ülkelerin paraya erişim için uygunluk kriterlerini belirlemek gibi hassas sorularla ilgilenmeyi gerektiriyor.

Öte yandan aşırı iklim olaylarına maruz kalma seviyelerine göre ülkeler arasında ayrım yapma girişimleri geçmişte pek başarılı olmadı. Gelişmiş ekonomiler dahil tüm ülkeler kendilerini  “etkilenmiş” olarak tanımlıyor. Bu hassas konuda fikir birliği oluşturmak bu yüzden çok önemli olacak.

2015 Paris Anlaşması, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden kaynaklanan kayıp ve zararın uyumdan ayrı olarak ele alınması gerektiğini kabul etmişti. COP25, savunmasız ülkelere teknik yardım sağlama gündemini ilerletmek için Santiago Ağı‘nı kurmuştu. Ancak Glasgow Paktı bu amaç için özel bir çalışma programı başlatmadı.

Sonuç olarak, ne ilgili değerlendirmelerin yapılması ne de kayıp ve zararların karşılanması için tahsis edilmiş bir finansman vaadi yok.

İklim değişikliğinden kaynaklanan kayıp ve hasar hala kesin olarak bilinemiyor, bu nedenle kayıp ve hasarı karşılamaya yönelik yardımın ölçeği ve doğası üzerinde tartışmalar olması muhtemel.COP27, kayıp ve hasarı ele almak için bağımsız bir aracı kabul ederse, finansmanın nasıl sağlanacağı sorusu ortaya çıkabilr: İklim felaketlerinin sorumluluğu ise doğrudan emisyonları azaltamayan ülkelere ait.

Bu nedenle COP27, gelişmiş ekonomilerden risk transferi ve sigorta tesisleri veya dayanışma fonları gibi yenilikçi finansman kaynaklarını keşfetmelerini ve belirlemelerini isteyebilir; Yeşil İklim Fonu ve Küresel Çevre Fonu gibi fonlar altında kayıp ve hasar müdahaleleri için farklı araçlar oluşturmak; ve borç-iklim takasları gibi.

Şarm El-Şeyh’in başarısı, Mısır’ın Glasgow’da vaat edilen uyum finansmanı gibi belirli bir çıktıyı nasıl ve elde edip edemeyeceğine bağlı olacak. Küresel Uyum Hedefi konusundaki tartışmalar sonuçsuz kalacak olsa da, Şarm El-Şeyh’te iklim direnci ve kayıp ve hasar için bir finansman penceresi üzerinde bir fikir birliğinin sağlanması dahi ileriye doğru atılmış büyük bir adım olacak.

 

Üçüncü nükleer santral için Trakya’da yer tespit çalışmaları başladı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Türkiye’nin üçüncü nükleere santrali için Akkuyu ve Sinop‘tan sonra Trakya’da yer belirleme çalışmalarının başladığını duyurdu.

Geçen hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘le görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, inşaatı devam eden Akkuyu ve planlanan Sinop dışında üçüncü bir merkezde daha nükleer santral kurma planı olduğunu açıklamıştı. Erdoğan “2024’ün başı veya 2023’ün sonlarında Akkuyu Nükleer Santrali’ni açacağız. Sinop’ta yeni bir dört üniteli nükleer santral açacağız. Üçüncüyü de farklı bir merkezde yapacağız. Bunların her birinden yüzde 10 enerji temini sağlayacağız” demişti.

Erdoğan Putin’le görüştü: Akkuyu, Sinop, üçüncüyü de farklı bir merkezde yapacağız

TRT Haber’e konuşan Bakan Dönmez ise “Trakya’da yeni nükleer güç santrali için yer belirlemeye çalışıyoruz” dedi.

Karadeniz gazı, milli para

Dönmez, Karadeniz gazını karaya ulaştırmak için deniz altında yapılan boru hattının yüzde 97’sinin tamamlandığını da bildirdi: ”Mart sonuna kadar ilk gazı sisteme vereceğiz. Bunu herkes mutfağında kullanabilir hale gelecek.”

Rusya’yla milli paralarla ticaret hakkında da konuşan Dönmez, şunları söyledi: ”Gelinen noktada bu süreç daha da hızlandı. Son görüşmemizde bir mutabakat söz konusu. Bununla alakalı olarak teknik birtakım çalışmaların tamamlanması gerekiyor. Kısmen ruble üzerinden ticaret başladı.”

 

Trabzon’da sahipli köpeklerin tümüne ağızlık şartı: Hayvan sahipleri tepkili

Trabzon İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu, sahipli köpeklerin ev dışında  ağızlık takılarak gezdirilmesi kararı aldı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü görevlilerince denetim yapılacağının belirtildiği kentte hayvanseverler, karara tepki gösterdi.

DHA‘dan Selay Saykal‘ın aktardığına göre; kentte sokakta yaşayan köpek ve kedilerin ısırması sonucu 9 ayda 2 bin 514 kuduz vakası görüldüğü iddiaları üzerine Trabzon Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Erol Sayın, sağlıklı hayvanların salyasında kuduz virüsü bulunmadığını vurguladı:

‘Köpekler yarasa değildir, kuduz virüsü taşımaz’

“Köpekler, kuduz virüsü taşıyan hayvanlar değildir. Yarasada kuduz virüsü vardır ama hastalık yapmaz. Köpekleri de yarasa sınıfına sokmuşsunuz gibi oluyor. Bu, halkı paniğe sürükler. ‘Salyada kuduz virüsü var’ demek, ‘O hayvan kuduz’ demektir. Sağlıklı hayvanların sokakta ağızlıkla gezdirilmesi önlem değildir. Sahiplerine, köpeklerin kuduz aşısı olup olmadığı teyit edilmeli.

Eğer aşısı yoksa en yakın birimde yapılması sağlanmalı. Kuduz aşısı olmayan köpeklerin de sokakta gezdirilmesine izin verilmemeli. Sağlıklı bir köpeğin sokakta tasması ile gezmesi gayet doğaldır; ağızlık gerektiren bir hadise değildir. Boşuna panik yapmanın bir esprisi yok. Son 10 senede kent nüfusunun yaşadığı yerlerde kuduz hastalığı yok. Böyle bir karantina da yok. Hıfzıssıhha Kurulu kararına böyle bir maddeyi eklerseniz sanki şehirde kuduz vakası var da halktan saklanıyormuş gibi algılanır” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Kimseye bir şey yaptığı yok. Zaten zor nefes alıyor’

Yasaklı ırklar için ağızlık takmanın kanunen zorunlu olduğunu söyleyen Sayın, “Golden gibi saldırgan olmayan ya da Pincher gibi küçük ırklar, neden ağızlık ile gezmek zorunda? Köpeğin ağızlık takılabilecek kadar ağzı yok. Kimseye bir şey yaptığı yok. Zaten zor nefes alıyor. Sırf tedbir olsun, diyerek ağızlık ile dolaştırılmaları şartını neden eklediler?” diye konuştu.

Fotoğraf: DHA

Kuduz virüsünün yaban hayatındaki canlılardan kedi ve köpeklere bulaştığını anlatan veteriner hekim Ahmet Zeki Gültepe de “Köpeğinizle birlikte pikniğe gidip tasmasını çözdünüz. O sırada tilki ile karşılaştı. Tilkide kuduz var ve köpeği ısırdı veya köpeğiniz kuduz virüsü olan bir eti çiğ biçimde tüketti ve semptom gösterdi. Bunun olma ihtimali, klinikten çıktıktan sonra bir aracın size çarpma ihtimalinden çok daha düşük fakat milyonda bir bile olsa bu da bir ihtimal. Ancak kırsaldan şehre gelebilir. Örneğin; Zigana’da terk edilmiş yüzlerce köpek var. Başıboş köpekler, kırsalda çakal, kurt, tilki gibi hayvanlarla bir araya gelebilecek durumda. Şehirdeki köpeklere ağızlık takmak yerine kırsaldaki terk edilmiş köpekleri aşılamak, daha akılcı bir yöntem” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Bu kadar kuduz pozitif olsa yer yerinden oynardı’

Hayvan sahiplerinin, kedi ve köpeklerinin sorumluluğunu almak zorunda olduğunu kaydeden Gültepe, “Paylaşılan istatistiklerin ‘Kedi ve köpek ısırdı’ şeklindeki hastane başvuruları olduğunu düşünüyorum. Açıklamada sahipli ve sahipsiz hayvan yüzdeleri belirtilmiş ama kaç tane pozitif vaka olduğu belirtilmemiş. Bu kadar kuduz pozitif olsa yer yerinden oynardı. Hayvan sahipleri, hayvanlarının aşısını tam anlamıyla yaptırmak zorunda. Bu hem kendi hem çevre hem de köpeğinin sağlığı için gerekli fakat kuduz aşısı olup olmadığını denetlemek, bütün köpekleri zan altında bırakmaktan daha doğru bir çözüm” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Normal şartlarda asla çeteleşmezler’

Karar karşısında şaşkın olduklarını dile getiren Trabzon Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Lütfiye Tüzün Kurban da “Boxer, Pug, French Bulldog gibi ırklar, ağız yapısı itibarıyla maske takılmasına uygun hayvanlar değil. Golden ırkı, zaten en sakin ve uysal hayvanlar. Ayrıca kararlarda kedi ve köpeklerin gürültü yaptıkları, insan sağlığını ve çevreyi olumsuz olarak etkiledikleri belirtilmiş. Diyelim ki köpekler kısırlaşmadığı içindir. Normal şartlarda asla çeteleşmezler. Kısırlaşmayan köpekler çete halinde gezerler ama daha kedilerin çeteleştiğini görmedik. Sadece besleyenler olunca gelip, ayaklarına dolanırlar” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: DHA

‘Karar verirken cins olarak ayırmaları gerekiyordu’

Pug ırkı köpeğinin ağız özelliği nedeniyle nefes almakta zorlandığını söyleyen Miraç Furuncu ise “Köpeğimizin kuduz olma ihtimali yok çünkü aşıları tam. Bu hayvana kesinlikle ağızlık takamayız. Bunlar, doğuştan astım hastası. Karar verirken cins olarak ayırmaları gerekiyordu. Hayvanıma kesinlikle takmayacağım. Gerekirse kimliğini her dakika yanımda taşıyıp, sorduklarında kuduz aşısı olduğunu beyan edeceğim” diye konuştu.

Avustralya, ‘yeşil yıkama’ya karşı soruşturduğu firma sayısını artırdı

Avustralya’nın kurumsal gözlemcisi Avustralya Menkul Kıymetler ve Yatırım Komisyonu’nun (ASIC) üst düzey bir yetkilisi, kurumun birkaç şirket ve finans kuruluşunu “yeşil yıkama”, yani çevre dostu yatırım ve ürünlerle ilgili abartılı ve yanlış iddiaları nedeniyle soruşturmakta olduğunu söyledi.

ASIC, iklimle ilgili gözetimini artırıyor. Kurum geçen ay, ürettiği elektriğin karbonsuz olacağı yönündeki beyanları nedeniyle bir enerji firmasına 34 bin 600 ABD Doları para cezası vermiş, bu, ülke tarihinde yeşil aklama yüzünden bir firmaya kesilen ilk para cezası olmuştu.

ASIC’in finansal hizmetler ve varlık grubu yönetici direktörü Joanna Bird, Sidney‘deki AFR Süper ve Zenginlik Zirvesi‘nde yaptığı açıklamada, “Süper fonlar, yönetilen fonlar ve kuruluşlarla ilgili olarak devam eden bir dizi soruşturmamız var, bu nedenle insanlar daha ilginç sonuçlar bekleyebilir” dedi.

Bird, yeşil yıkamanın yasalara aykırı olduğunu ve net sıfır karbon emisyonu hedefleri hakkında iddialarda bulunan kuruluşların, ASIC’in yeşil yıkama konusundaki bilgilendirmelerine  bakmaları gerektiğini söyledi.

Bird, “Böyle bir iddiada bulunduğunuzda, söyledikleriniz için makul bir temele sahip olmanız gerekir” dedi.

ASIC, şirketlerin son birkaç yılda iklim değişikliği raporlamasını iyileştirdiğini ancak küresel raporlama standartlarında hala bir eşitsizlik olduuna da dikkat çekti.

Eşit yurttaşlık talep eden Alevi derneklere polis müdahalesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bugün Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi bugün görüşülmeye başlandı.

Teklif cemevlerine yönelik düzenlemeleri de içeriyor. Alevi örgütleri hazırlanan torba kanun teklifini yetersiz olması nedeniyle eleştiriyor. Bugün örgütler, teklife ilişkin TBMM önünde açıklama yapmak istedi. Polisin engellemelerine neden oldu.

21 maddelik torba kanun teklifinde yer alan düzenleme, itirazlara rağmen komisyon görüşmelerinde ‘kültür’ ifadesiyle kabul edildi.

BirGün’ün aktardığına göre; Alevi dernekleri, eşit yurttaşlık talebini dile getirmek ve camiye tanınan hakların cemevlerine de tanınması talebiyle TBMM önünde yürüyüş gerçekleştirmek istedi.

Meclis önünde yapılmak istenen açıklamayı destekleyenler arasında, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri bulunuyor.

Polis, Alevi derneklerinin “Torba yasa değil, eşit yurttaşlık istiyoruz” çağrısıyla düzenlemek istediği yürüyüşü engelleyerek müdahalede bulundu.

Yürüyüşe katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, müdahale anlarını “İşte AKP’nin Alevi açılımı!!! “Torba yasa değil, eşit yurttaşlık” sloganı ile TBMM önüne gelen Alevi Derneklerinin temsilcilerinin basın açıklaması yapması engelleniyor. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte dernek temsilcilerinin yanındayız” sözleriyle paylaştı.

Ardından yürüyüşe devam eden Alevi yurttaşlar Meclis Çankaya Kapısı önüne gelerek basın açıklamasını gerçekleştirdi. Açıklamada, “Torba yasayı yaklaşımını inancımıza saygısızlık, inancımıza kayyum atamak olarak görüyoruz” denildi.

Yürüyüş TBMM Çankaya kapısına doğru sloganlar ile devam etti. Alevi kurumları adında Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, Meclis önünde basın açıklamasını gerçekleştirdi.

Açıklamada eşit yurttaşlık talepleri dile getirildi.

Oxfam: Milyarderler, ortalama bir insandan bir milyon kat daha fazla sera gazından sorumlu

Dünyanın önde gelen düşünce kuruluşlarından Oxfam,”Karbon Milyarderleri: Dünyanın en zenginlerinin yatırım emisyonları” başlıklı yeni raporunda, dünyanın en zengin 125 milyarderin dünyanın en büyük şirketlerinden bazılarına yaptığı yatırımları ve bu yatırımların karbon emisyonlarını analiz etti.

Rapora göre dünyanın en zengin insanları, sıradan insanların aksine devasa ve sürdürülemez miktarlarda karbon salıyor ve dünyanın en zengin milyarderlerinden 125’inin emisyonlarının yüzde 50 ila 70’i yatırımlarından kaynaklanıyor.

Milyarderlerin özel jetleri ve yatları da dahil olmak üzere yaşam tarzlarından kaynaklanan emisyonlar, ortalama bir insanınkinin binlerce katı. Ancak yatırımlarından kaynaklanan emisyonları dahil edince, karbon emisyonları bir milyon kat daha fazlasına çıkıyor.

Bir milyarder bir yılda ortalama bir ülkeninki kadar emisyon üretiyor

Analize göre, 183 şirkette toplamda 2,4 trilyon dolarlık paya sahip bu milyarderlerin yatırımları kişi başına yıllık ortalama 3 milyon ton CO2e -yaklaşık olarak Fransa’nın yıllık toplam emisyonu- salıyor. Bu, insanlığın en alt yüzde 90’lık kısmındaki herhangi bir kişinin emisyonunun bir milyon katından fazla.

Analize dahil edilen milyarderler tarafından yatırılan her milyon dolar için her yıl 162,34 ton CO2e salınıyor.

Çalışma ayrıca fosil yakıtlar ve çimento gibi kirletici endüstrilerdeki milyarder yatırımlarının, Standard & Poor 500 şirketler grubunun ortalamasının iki katı olduğunu ortaya koyuyor.

Rapordan “Karbon Eşitsizliği” tablosu. Dünyanın en düşük gelirli yüzde 50’lik kesimi yıllık 1.6 ton emisy on üretirken binde birlik zengin kesimi 2.53 ton sera gazı emisyonuna neden oluyor.

Milyarderler, dünyanın en büyük ve en güçlü şirketlerinin çoğunda büyük hisselere sahiptir ve bu da onlara bu şirketlerin hareket etme şeklini belirleme gücü veriyor. İklim adaleti için mücadele edenlerin uzun zamandır gündeminde, hükümetler, şirketleri ve yatırımcıları karbon emisyonlarını azaltmaya zorlamak için yasalar çıkarması, daha katı raporlama gereklilikleri uygulaması ve kirletici endüstrilerdeki servet ve yatırımlara yeni vergiler getirmesi var.

Milyarderlerin yatırım seçimleri geleceğimizi belirliyor

Raporun sonunda “Toplumdaki en zenginler dışındaki kişiler, servetlerinin emisyonları üzerinde çok az etki sahibi. Öte yandan, en zenginlerin nereye yatırım yapacakları konusunda bir seçeneği var bu da yatırımlarının karbon yoğunluğunu incelemeyi daha da önemli hale getiriyor. Milyarderler muazzam servetleriyle dikkatli ve stratejik yatırımlar yaparsa, bu potansiyel olarak varlıklarını çevre için net bir pozitife dönüştürebilir.” değerlendirmesi yer alıyor.

Analiz ayrıca, örneklemdeki milyarderlerin yatırımlarını daha güçlü çevresel ve sosyal standartlara sahip bir fona taşımaları halinde, emisyonlarının yoğunluğunu dört kata kadar azaltabileceğini gösteriyor.

Oxfam GB İcra Kurulu Başkanı Danny Sriskandarajah şunları söyledi:

“Büyük şirketlerin ve onların zengin yatırımcılarının küresel iklim krizine yol açan kirlilikten kâr elde etmede oynadıkları rolü ortaya çıkarmak ve değiştirmek için COP27’ye ihtiyacımız var.”

Doğu Afrika‘daki yıkıcı kuraklık ve Pakistan‘daki feci sel ile gördüğümüz gibi, en çok acı çekenler,  buna neden olmak için en az şeyi yapan düşük gelirli ülkelerdeki insanlar.