Ana Sayfa Blog Sayfa 688

‘128 milyar dolar’ haberine hapis cezası talebi

BirGün Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mustafa Kömüş, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın şikayetiyle “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılandığı davada hâkim karşısına çıktı.

İstanbul Anadolu Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada mütalaasını açıklayan savcı, Kömüş için hapis cezası talep etti.

Kömüş ve avukatı Tolgay Güvercin savunmalarında “Merkez Bankası’nın eriyen 128 milyar doları” iddialarının haberin yapıldığı dönemde oldukça sık dile getirildiğini ve herhangi bir hakaret kastı olmadığını, Albayrak’ın bakanlık yaptığı için ağır eleştirilere katlanması gerektiğini söyledi.

Ayrıca Avukat Güvercin, haberin yaklaşık 200 kelimeden oluştuğunu “128 milyar dolar”la ilgili kısmın sadece bir cümlede bulunduğunu ve bunun da hakaret kastının olmadığını gösterdiğini aktardı.

Savcı ise mütalaasında “Haber içeriğinde Berat Albayrak’ın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici ithamlarda bulunulduğu”nu iddia ederek Kömüş hakkında hapis cezası talep etti.

Mütalaanın ardından Avukat Güvercin yazılı beyan vermek için ek süre talep etti. Mahkeme bu talebi kabul ederek duruşmayı 28 Mart 2023’e erteledi.

‣Gazeteciler baskınla, işkenceyle gözaltına alındı: Emniyet görüntüleri müzikle paylaştı
‣Gazeteciler sokakta: Susturma, korkutma, hapsetme yasasına hayır!

Gazetecilere baskı artarak devam ediyor

İfade Özgürlüğü Derneği’nin yeni raporuna göre Türkiye’de 574 binden fazla web sitesi ve alan adına erişim engellenmiş durumda:

  • Bir yıl içinde engellenen alan adı ve web sitelerinin sayısı 2021’de ilk kez 100 bini aştı.
  • Web sitesi ve alan adlarının dışında 150 bin URL adresi erişime engellendi. Erişimi engellenen adreslerin 28 bini haber sayfası.
  • 2021 yılı içinde EngelliWeb çalışması kapsamında tespit edilebildiği kadarıyla Türkiye’den toplam 107 bin 706 alan adı daha erişime engellendi. (Böylece) 2021 sonu itibarıyla Türkiye’den toplam 574 bin 798 web sitesi ve alan adına, 789 farklı kurum tarafından verilen toplam 504 bin 700 farklı kararla erişim engellendi.
  • 2021 yılı içinde erişimi engellenen web sitelerinde, önceki yıllara göre artış gözlemlendi.
    5651 sayılı Kanun ve erişimin engellenmesi uygulamalarının başlamasından sonraki 15 yıllık sürecin (2007-2021) ortalamasının (yıllık 38 bin 300 web sitesi) çok üzerinde bir sayıyla erişimin engellenmesi uygulamalarına 2021’de de devam edildi.
    2021 sonu itibarıyla 8.350 Twitter hesabına, 55.500 tweete, 13.500 YouTube videosuna, 9.500 Facebook içeriğine ve 9.000 Instagram içeriğine de 5651 sayılı Kanun ve diğer hükümlere istinaden yaptırım uygulandı.
    2020 içinde Wikipedia, Sendika.org ve Imgur engellemeleri sona erdi.
    OdaTV, Independent Türkçe ve JinNews haber platformları ise 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine istinaden arka arkaya verilen kararlarla erişime engellendi.

Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 149’uncu sırada

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre; Türkiye, 180 ülke arasından 149. sıraya yerleşti. Türkiye’de basın özgürlüğünde sınıfta kalırken listenin başında Norveç, Danimarka ve İsveç geldi.

Listenin son sırasında Kuzey Kore yer aldı. Kuzey Kore’yi sırasıyla Eritre ve İran takip etti.

Geçen sene Türkiye bu endeksin 153. sırasında yer alıyordu. RSF endeksine göre bu ilerlemede medyaya dönük baskılara karşı sivil toplumun ortaya koyduğu mücadele etkili oldu.

Gazeteciler 2022’den ümitli olmadıklarını söylemişti

M4D Yıllık Medya İzleme Raporu: Gazeteciler 2022’den ümitli değil

Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği finansmanıyla yürüttüğü Demokrasi için Medya/ Medya için Demokrasi Projesi, 2019’dan bu yana üç aylık dönemler halinde yayımladığı Medya İzleme Raporu’nun 2021 için hazırlanan Yıllık Medya İzleme Raporu ve 2021 Yılı Mesleki Memnuniyet Araştırması Raporu’ndan şunlar çıkmıştı:

2021’de Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri ortadan kaldıracak hiçbir adım atılmadı. Aksine temel hak ve özgürlüklerdeki gerileme sürdü. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, gazetecilere, aktivistlere, eleştirel düşüncelerini ifade eden sosyal medya kullanıcılarına yönelik ceza davaları, Koronavirüs salgını nedeniyle alınan kısıtlayıcı tedbirlerin çifte standartlı uygulanması gibi konular Türkiye’nin uluslararası demokratik standartlar açısından olumsuz tablosunun ana başlıklarını oluşturdu. 2021’de 241 gazeteci yargılandı, 73 gazeteci gözaltına alındı, bir radyo yayıncısı öldürüldü, 115 gazeteci fiziksel saldırıya maruz kaldı.

Gazeteciler Cemiyeti’nin ‘özgürlük için basın’ raporlarında, Aralık 2021 sonunda 23’ü hükümlü, 21’i tutuklu olmak üzere toplam 44 gazetecinin cezaevinde olduğu kayıtlara geçti. 2016’daki darbe girişiminin ardından 158’e çıkan cezaevindeki gazeteci sayısı 2020’nin sonunda 72 olarak kaydedilmişti. 2016 sonrası infaz süreleri tamamlanarak cezaevinden çıkanlarla birlikte 2021’deki belirgin düşüşe karşın Türkiye, 50 gazetecinin parmaklıklar ardında olduğu Çin’in ardından dünyada en çok gazeteci hapseden ülkeler arasında ikinci sırada yer aldı.

2021’de 241 gazeteci yargılandı, 28 gazeteci ceza aldı. Türkiye’de gazeteciler sıklıkla toplumsal olayları, sokak eylemlerini takip ettikleri sırada gözaltına alındı. M4D raporlarında 2021 yılı içindeki gözaltı uygulamaları tek tek tarandı ve not edildi. Yıl boyunca açık kaynaklardan derlenen verilere ve gazetecilerin bildirimlerine göre Türkiye’de gözaltına alınan gazeteci, basın çalışanı ve yayıncı sayısı en az 73 oldu. Gözaltına alınan 20’si kadın 73 gazetecinin çoğu iktidar politikalarına karşı protesto haklarını kullananların eylemlerini takip ettikleri sırada gözaltına alındı.

115 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı

2021’de yurdun tüm bölgelerinde gazetecilere yönelik fiziksel saldırı vakaları raporlandı. Bu şiddet olayları genellikle, büyükşehirlerde eylemleri izleyen gazetecilere ve yaptıkları haberler nedeniyle yerel siyasi aktörlerin de aralarında olduğu grupların saldırılarına uğrayan yerel basın çalışanlarına yönelikti. Türkiye’de 2021’de fiziksel şiddete uğrayan gazeteci sayısı tespit edilebildiği kadarıyla en az 115 oldu.

Yerel basının karşı karşıya kaldığı tehdit, şiddet ve yıldırmanın ulaştığı ağır boyut dikkat çekti. Bursa’da radyo programcısı Hazım Özsu, dini yorumlarını beğenmeyen bir dinleyici tarafından öldürüldü. Bu çalışma yayına hazırlanırken bir cinayet haberi de Kocaeli’den geldi. Gazeteci Güngör Aslan yazdıkları nedeniyle öldürüldü.

[COP27] Kritik virajda Guterres’ten son çağrı: Ayağa kalkın ve elinizden gelenin en iyisini yapın

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Mısır’da düzenlenen COP27 İklim Zirvesi‘nde dünya hükümetlerini, anlaşmanın son teslim tarihinden önce güçlü bir iklim anlaşması için “ayağa kalkmaya ve elinden geleni yapmaya” çağırdı.

Deniz kıyısındaki tatil beldesi Şarm el-Şeyh‘te düzenlenen iki haftalık konferans, dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin Avrupa’nın ortasındaki bir savaştan çok yüksek tüketici maliyetlerine kadar pek çok krizle boğuşurken, küresel ısınmayla mücadelede küresel kararlılığın testi anlamını taşıyor.

Guterres konferansta yaptığı konuşmada, “Küresel emisyonlar tarihin en yüksek seviyesinde ve artıyor. İklim etkileri ekonomileri ve toplumları yok ediyor ve bu eğilim de giderek güçleniyor. Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz ve bunu yapmak için araçlarımız ve kaynaklarımız var” dedi. Tüm tarafları insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okumaya davet etmek için Mısır’da bulunduğunu belirten BM Genel Sekreteri, “Dünya izliyor. Basit bir mesajım var: Ayağa kalkın ve sağlam durup gereken her şeyi yapın” diye konuştu.

‘Müzakerelerde kritik bir dönemdeyiz’

Perşembe sabahı yayımlanan anlaşmanın ilk taslağına göre  küresel ısınmayı 1,5C sınırlama hedefi korunuyor ancak en çekişmeli konuların bir çoğunu konferansın son günü olan bugüne dek çözümsüz kalmış durumda.

En tartışmalı noktalar arasında, gelişmekte olan ülkelerin en önemli talebi olan; iklim değişikliği kaynaklı fırtınaların, sellerin, kuraklıkların ve orman yangınlarının etkisini halihazırda hisseden yoksul ülkeleri destekleyecek yeni bir fonun kurulup kurulmayacağı konusu var.

Beklenen nihai bir anlaşma için ortaya konan 20 sayfalık taslak, delegelerin “kayıp ve hasar fonu” hakkında ilk kez tartışmalara başlamış olmalarını “memnuniyetle karşılıyor”, ancak bir fon oluşturmaya giden yol hakkında hiçbir ayrıntı vermiyor.

G77 ülkeleri baş müzakerecisi ve geçen aylarda yaşanan selden büyük zarar gören Pakistan’lı diplomat olan Nabeel Munir, “Kayıp ve hasar konusunda anlaşamazsak, o zaman bunun başarılı bir COP olacağını söyleyemeyiz” dedi.

Ancak ABD de dahil olmak üzere zengin ülkeler, sera gazı emisyonlarına tarihi katkılarından dolayı kendilerini sınırsız bir sorumluluğa maruz bırakabileceğinden korkarak yeni bir kayıp ve hasar fonu oluşturulmasına karşı çıkıyor.

Guterres konuşmasında, müzakerecilerin kayıp ve zarar konusundaki görüş farklılıklarının arasını “gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı zorluğun aciliyetini, ölçeğini ve korkunçluğunu” yansıtacak şekilde kapatmayı umduğunu söyledi: “”Dünya çapında gördüğümüz kayıp ve hasarın ölçeğini kimse inkar edemez. Dünya gözlerimizin önünde yanıyor ve boğuluyor.”

Guterres, fosil yakıt kullanımının kısıtlanması da dahil olmak üzere geçen yıl Glasgow’daki zirvede kararlaştırılan 1,5°C sınırına ulaşmak üzere ülkelerin emisyonlarını azaltmak için daha fazlasını yapma taahhüdünü görmek istediğini de sözlerine ekledi:  “Fosil yakıt genişlemesi insanlığı adeta gasp ediyor. 1,5 hedefine ulaşma umudu, emisyon azaltımlarında bir adım değişikliği gerektirir.”

Ayrıca gelişmiş ülkeleri, yoksul ulusların iklim değişikliğine uyum sağlamasına ve temiz enerjiye geçmesine yardımcı olmak için yılda 100 milyar dolar sağlama taahhüdünü yerine getirmeye çağırdı.

Batı’da hayal kırıklığı

Birleşik Kralllık, Avrupa Birliği ve Kanada‘dan bir heyet ise mevcut müzakere metinlerindeki boşluklara dikkat çekmek ve müzakerelerin başarısız olmasına izin verilmemesi gerektiğine vurgu yapmak üzere  dün  COP27 Başkanı Sameh Shoukry ile bir araya geldi. Heyet, şimdiye kadarki müzakerelerle ilgili hayal kırıklıklarını vurguladı.

Bu arada Brezilya‘nın seçilmiş Cumhurbaşkanı Luiz Inacio Lula da Silva, zirvede delegelere, Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği konusunda daha güçlü adımlar atması için nasıl yetkilendirilebileceğini görüşmek üzere Gutteres ile görüşeceğini söyledi: “Birleşmiş Milletler forumları hiç bitmeyen teorik tartışmalar olmaya devam edemez.”

Para nerede?

ABD Özel İklim Elçisi John Kerry dün Çinli mevkidaşı Xie Zhenhua ile zirve sırasında dünyanın en büyük iki emisyon kaynağı arasında potansiyel yenilenmiş iklim işbirliğinin bir işareti olarak basına kapalı bir toplantı yapmıştı. Kerry toplantıdan ayrılırken, “İlerleme kaydediyoruz. Bırakalım görüşmeler devam etsin” diye konuştu.

Xie ise daha sonra, Pekin‘in güçlü bir sera gazı olan metan emisyonlarını azaltma politikalarını tartışmak üzere ABD ve AB’nin ev sahipliğinde düzenlenen zirvede bakanlar düzeyinde bir toplantıya katıldı.

Çin ve ABD, bu hafta başlarında , Tayvan üzerindeki diplomatik gerilimler nedeniyle verilen bir aradan sonra iklim işbirliğini yeniden başlatma konusunda anlaşmıştı.  Bununla birlikte, COP27’nin küresel iklim hırsında çok fazla artış gösteremeyeceğine dair endişeler devam ediyor.

Örneğin, mevcut COP27 taslak anlaşması, Hindistan’ın bunu tüm fosil yakıtları kapsayacak şekilde genişletme yönündeki AB destekli bir önerisine rağmen, Glasgow anlaşmasının kömürün kademeli olarak azaltılması talebini tekrarlıyor. Ayrıca ülkeleri “verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarını aşamalı olarak kaldırmaya ve rasyonalize etmeye” çağırıyor. Glasgow anlaşmasında “rasyonelleştirme” kelimesini bulunmuyordu.

E3G‘den Catherine Abreu, “Tüm fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılmasına atıfta bulunmak yerine, kömür ve fosil yakıt sübvansiyonları konusundaki yaklaşımımızın geçen yılkinden daha zayıf bir versiyonuna sahibiz” dedi.

AB iklim politikası sorumlusu Frans Timmermans da ilk taslağın arzulanan ama kaleme alınmayan çok şeyi bıraktığını söyledi. Reuters’e konuşan Timmermans, “Sonuç metni için hala muazzam miktarda çalışma gerekiyor. Bu nedenle, tartışmalara devam edeceğiz ve COP sona ermeden önce bu ortak zemini bulabileceğimizi umarak katkılarımızı sunacağız.”

Taslak belgede  küresel sıcaklık artışının sınırlandırılması konusunda geçen yılki COP26 anlaşmasında yer alan “sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde sınırlama çabalarını” sürdürmeyi öngörüyor.

Sıcaklıklar zaten küresel ölçekte 1,1°C arttı ve bu on yıl içinde emisyonlarda hızlı ve derin kesintiler olmaksızın 1,5°C’yi geçeceği tahmin ediliyor.

Boğaziçi’nde İİBF Dekanı kendisini Ekonomi Bölümü Başkanı ilan etti

Şubat ayında Boğaziçi Üniversitesi İktisadi İdari Bölümler Fakültesi (İİBF) Dekanlığı pozisyonuna getirilen Prof. Dr. Murat Önder, kendisini Ekonomi Bölüm Başkanı olarak atadı.

İİBF Dekanı olamadan önce Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Önder, daha önce de kendisini İşletme Bölümü Başkanı ilan etmişti. Böylece fakülte içerisindeki üç bölümün ikisinin başkanı aynı kişi oldu.

Ekonomi Bölümü öğretim üyelerinden tepki

16 Kasım tarihinde gerçekleşen atama kararını kamuoyuna duyuran Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri söz konusu atamaya “Bu atamayı idari yetkiyi kötüye kullanma ve kamu zararı oluşturma olarak görüyor ve kınıyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

Bir önceki Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ünal Zenginobuz, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Rektör Naci İnci ve yönetimi tarafından 22 Ağustos 2022 tarihinde görevinden uzaklaştırılmıştı. Bu süreçte Prof. Dr. Zenginobuz’un görevini Bölüm Başkan Yardımcısı vekaleten devam ettirmişti.

Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri yaptıkları açıklamada “Yapılan bu son atamayla birlikte bölüm başkan yardımcılarımız da gerekçesiz bir şekilde görevden alınmıştır” bilgisini paylaştı.

‘Bölüm ve bilim dalı dışından yapılan atamanın makul bir gerekçesi yok’

Ekonomi Bölümü’nde daha önce bölüm başkanlığı, rektör yardımcılığı, üniversite yönetim kurulu ve senato üyeliği dahil olmak üzere üst düzey idari görevleri başarı ile yerine getiren ve gerekli tecrübeye sahip çok sayıda öğretim üyesi bulunduğunu hatırlatan öğretim üyeleri “Bölüm ve bilim dalı dışından yapılan bir atamanın makul bir gerekçesi yoktur” dedi.

Prof. Dr. Önder’in geçen Ekim ayında yine kendisini İşletme Bölüm Başkanı olarak atadığı hatırlatılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Dolayısıyla Üniversite’ye sadece on ay önce atanan tek bir kişi Boğaziçi Üniversitesi İİBF’nin hem dekanlık görevini hem de fakültedeki üç bölümden ikisinin başkanlığını üzerine almıştır.”

‘Üniversitemizin hukuki haklarını savunacağız’

Boğaziçi Üniversitesi’nin bir kamu kurumu olarak yüksek öğretim ve araştırma hayatında önemli yere sahip olduğunu vurgulayan öğretim üyeleri açıklamasına şöyle devam etti:

“Bu kamu kurumunda yaratılacak hasarlar, ülkemizin geleceğini olumsuz etkiler. Yukarıdaki bilgiler ışığında değerlendirildiğinde, Prof. Dr. Önder’in kendisini Ekonomi Bölümü başkanlığına ataması akademik prensiplere, demokratik yönetişim ilkelerine ve temel etik değerlere aykırıdır. Bu atamayı idari yetkiyi kötüye kullanma ve kamu zararı oluşturma olarak görüyor ve kınıyoruz.”

Yapılan açıklamada “Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri olarak Boğaziçi Üniversitesi’ni korumaya devam edeceğimizi ve üniversitemizin akademik ve hukuki haklarını sonuna kadar savunacağımızı kamuoyu ile paylaşırız” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada imzası olan Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri ise şu şekilde:

  • Prof. Dr. Fikret Adaman
  • Doç. Dr. Güzin Gülsün Arıkan
  • Dr. Öğr. Üyesi Orhan Aygün
  • Dr. Öğr. Üyesi Selcen Çakır
  • Prof. Dr. Ceyhun Elgin
  • Doç. Dr. Burçay Erus
  • Prof. Dr. Mehmet Yiğit Gürdal
  • Doç. Dr. Ozan Hatipoğlu
  • Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Yeliz Kaçamak
  • Doç. Dr. K. Kıvanç Karaman
  • Prof. Dr. Murat Kırdar
  • Doç. Dr. Murat Koyuncu
  • Doç. Dr. Tolga Umut Kuzubaş
  • Prof. Dr. Ayşe Mumcu
  • Prof. Dr. Gökhan Özertan
  • Prof. Dr. Begüm Özkaynak
  • Dr. Öğr. Üyesi Meltem Poyraz
  • Prof. Dr. Burak Saltoğlu
  • Doç. Dr. Orhan Torul
  • Doç. Dr. Levent Yıldıran
  • Doç. Dr. Murat Yılmaz
  • Dr. Öğr. Üyesi Emekcan Yücel
  • Prof. Dr. Ünal Zenginobuz

Mersin’de Alevilerin evlerine çarpı işareti koyuldu

Haber: Abidin YAĞMUR

*

MERSİN- Yenişehir’e bağlı Batıkent Mahallesi’nde 60 dairelik bir sitede oturan beş Alevi vatandaşın evlerinin kapısına kırmızı boya ile çarpı işareti konuldu. Evleri işaretlenen Alevi vatandaşlar şikâyetçi olurken, site önünde önlem alan polis ekipleri, işaretleme yaparak provokasyon yapanların bulunması için çalışma başlattı. İncelemenin ardından gözaltına alınan, Alevi vatandaşların oturduğu sitede ikamet eden komşularının işaretlemeyi yaptığı ortaya çıktı. Valiliğin yaptığı açıklamaya göre; işaretlemeyi yaptığını kabul eden M.K. işaretlemeyi ideolojik bir konuyla ilgili yapmadığını, aralarında husumet olduğunu ileri sürdü.

Aleviler ve cemevleriyle ilgili tartışmalı yasa tasarısının TBMM’de görüşüldüğü saatlerde Mersin’de kimliği belirsiz kişi ya da kişiler Alevi vatandaşları tedirgin eden bir provokasyona imza attı.

Olay, Çarşamba (16 Kasım) akşam saatlerinde Yenişehir ilçesi Batıkent Mahallesi’nde yer alan üç blok ve 60 daireden oluşan Parkent Sitesi’nde meydana geldi.

Sitedeki Alevi vatandaşlar H.Ç, C.L, M.A, Ş.K ile N.C’nin dairelerinin kapılarına kırmızı çarpı yapılarak işaretlendi.

Akşam saatlerinde işlerinden evlerine dönen vatandaşlar kapılardaki bu işaretleri görünce birbirlerine haber verdi. İşaretlenen evlerin beşinin de Alevi olduğu anlaşılınca vatandaşlar ve site yöneticisi Yenişehir İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne durumu bildirildi.

Şikayet üzerine hem polis merkezinden hem de Terörle Mücadele Şubesi‘nden ekipler gelerek apartmanda incelemelerde bulundu, vatandaşların ifadesini aldı.

‘Alevi olduğumuz için yapıldığını düşünüyorum’

Vatandaşlar polise verdikleri ifadelerde, “Saat 20.10 sıralarında komşularımın araması üzerine daire kapımın çıkış yönüne sol tarafına 30×30 cm ebadında kırmızı renk sprey boya ile çarpma işaretinin yapıldığını gördüm. Yapılan bu işareti Alevi olduğumuz için yapıldığını düşünüyorum. İşareti yapan kişi veya kişilerden davacı ve şikâyetçiyim” dedi.

Polis, aynı sitede oturan kişi ya da kişilerin provokasyonu gerçekleştirdiği üzerinde dururken evleri işaretlenen vatandaşlar uzun süre apartmanın bahçesinde bekleyerek tedirginliği atmaya çalıştı.

Polis ekipleri de gece boyunca hem sitenin bahçesinde hem de etraftaki sokaklarda önlem aldı, çevredeki kameraları inceleyerek failleri tespit etmeye çalıştı.

Çarpı işaretini koyan kişi komşusu çıktı

Valilik tarafından konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada olayın şüphelisinin M.K. adlı şahıs olduğunun tespit edildiği bilgisi verildi. Açıklamaya göre şahıs işaretlemeyi kendisinin yaptığını itiraf etti. 

Açıklamada ayrıca Savcılık talimatıyla gözlem altına alınan şüpheli şahsın emniyetteki ifadesinde konunun herhangi bir ideolojik boyutu olmadığını, komşularıyla yaşadığı husumet nedeniyle böyle bir işaretleme yaptığını itiraf ettiği ifade edildi. Valiliğin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Alınan ifade ve emniyet ekipleri tarafından yapılan çalışmalar sonucunda; aynı sitede ikamet etmekte olan komşular arasında anlaşmazlıkların bulunduğu ve bu durumun uzun süredir devam ettiği, site içerisindeki araç parkı konusunda çıkan anlaşmazlık neticesinde birbirlerinden daha önceki tarihlerde şikayetçi oldukları ve konunun mahkemeye taşındığı; şüpheli şahsın, araç parkından dolayı birbirlerinden şikayetçi oldukları komşusunun apartman dairesi kapı girişine iki çarpı işaretini, konuya tanık olan bir başka komşusunun kapı girişine ise tek çarpı işaretini sprey boya ile çizdiği tespit edilmiştir. Konuya ilişkin adli tahkikat devam etmektedir.”

Çanakkale’deki barajlarda su seviyesi yüzde 50’inin altına düştü

Çanakkale’nin içme, kullanma ve sulama ihtiyacını karşılayan barajların bazılarında su seviyesi yüzde 50’inin altına geriledi. Çanakkale Ziraat Odası Başkanı İsmail Kaya, yağış olmadığı için barajlarda depolanan suyun kullanıldığını ifade etti.

Devlet Su İşleri’nden (DSİ) alınan verilere göre, Çanakkale il merkezinde bulunan ve 57 milyon metreküp su hacmine sahip Atikhisar Barajı‘nda seviye yüzde 48’e düştü.

Fotoğraf: AA
Kuraklık Kasım’ı da vurabilir: Hububat ekiminde sorun yaşanabilir
‘Bölgesel kuraklıklar küresel hale geldi’: Dünya alarm veriyor
Kuraklık: Zernek Barajı’nda su seviyesi dibi gördü
Zernek Baraj Gölü, son yılların en düşük seviyesinde
Kuraklık: Van Gölü’ndeki binlerce yıllık mikrobiyalitler yok oluyor

AA‘nın aktardığına göre; Ayvacık Barajı‘ndaki seviye yüzde 46’ya, Gelibolu Tayfur Barajı‘nda yüzde 44’e, Umurbey Barajı‘nda ise yüzde 43’ye gerilerken, Biga Taşoluk Barajı‘nda yüzde 22, Bayramiç Barajı‘nda yüzde 11, Biga Bakacak Barajı‘nda yüzde 10’luk su bulunuyor.

Lapseki‘deki Bayramdere Barajı‘ndaki seviye yüzde 66’da, Gökçeada Zeytinliköy Barajı’ndaki seviye ise yüzde 55’de yer alıyor.

Çanakkale Ziraat Odası Başkanı İsmail Kaya, sezonun kurak geçmesi nedeniyle bazı barajlarda su seviyelerinin düştüğünü söyledi.

Her yıl benzer kuraklık durumunu yaşadıklarını ifade eden Kaya, şöyle konuştu:

“Anormal bir durum yok. Bölgemiz bir süredir yağış almıyor. Kış sezonuna yeni giriyoruz. Yağış periyodunu şu anda 1 ay geriden takip ediyoruz. Normalde bir ay önce beklediğimiz yağışlar olmadı. Şu anda özellikle tarımsal alanlarda sulama amaçlı kullanılan barajlarda seviye iyice düştü. Ama önümüzdeki günlerde beklenen yağışlarla beraber bu barajlarda da seviyelerin normal haline geleceğine inanıyoruz. Bu durum kesinlikle geçici.

Yağış olmayınca barajlarda depolanan su kullanıldı. Haliyle seviye düştü. Halkımızın tedirgin olmalarını gerektirecek bir durum yok. Cuma günüden itibaren bölgemizin belli bölümlerinde yağışlı hava etkili olacak.”

‣İznik Gölü’nde siyanobakteri istilası
‣Burdur Gölü’nün olağanüstü kirli hikayesi
‣Bilal Erdoğan’ın ‘oyunları’ için İznik Gölü’nün çevresine sabit yapılar inşa ediliyor 
Nilüfer, Fotoğraf: AA

İnsan kaynaklı faaliyetlerin bir sonucu olarak gittikçe artan şiddet ve sıklığı nedeniyle geniş çapta kitleleri etkileyen iklim krizi nedeniyle yaşanan kuraklık sebebiyle birçok göl kuruyor ya da kurumaya yüz tutmuş durumda. Aynı zamanda barajlar da bu durumdan nasibini alıyor. Kuraklık ekim süreçleri için de tehdit oluşturuyor. 

Bursa’daki Nilüfer Barajı, son dönemdeki mevsimsel kuraklıktan olumsuz etkilendi. Bölgenin uzun süredir yağış almaması nedeniyle 1,47 kilometrekarelik barajdaki su bitme noktasına ulaştı.

Burdur Gölü de sürekli kuraklık haberleri ve kirliliği nedeniyle gündemde olan bir diğer su kaynağı. 2020’ye gelindiğinde göl, su kapasitesinin üçte birini kaybetmişti. Ekim 2021’e gelindiğinde ise su seviyesinin son 50 yılda 17,7 metre düştüğü bildirildi. Geçen sene kuraklık nedeniyle geçmiş yıllarda sahil olarak kullanılan Şeker Plajı, halk plajı ve göl kıyılarında çatlamış toprak örtüsü oluştu. Gölleri aynı zamanda çevredeki yapılaşmalar da olumsuz etkiliyor. 

Burdur Gölü, Fotoğraf: Bilal Altıok – Anadolu Ajansı

Van’da enerji üretimi, içme suyu ve tarımsal sulama gibi faaliyetlerde kullanılan Zernek, Koçköprü, Morgedik ve Sarımemet barajlarında su, son aylardaki sıcaklık ve aşırı buharlaşma nedeniyle çok büyük oranda düştü.

Zernek, Fotoğraf: DHA

Geçen sene de Zernek Barajı’nda benzer bir tablo hakimdi. Sular taban seviyesine geldiği için kullanılamıyordu. Geçen sene de aynı şekilde bölge yağış almamıştı. Bu nedenle konuyla ilgili önlemler alınması yönünde uyarılar yapılmıştı. Ancak aradan bir sene geçmesine rağmen barajda daha kötü bir tablo hakim.

Van Gölü’nün kıyılarında görülen mikrobiyalitler, Fotoğraf: Mesut Varol – Anadolu Ajansı 

Van Gölü’nde de yine kuraklık nedeniyle ‘su altı peribacaları’ olarak nitelendirilen dikitler gün yüzüne çıktı. 

Yağışların azalması ve hızlı buharlaşma nedeniyle seviyesinde düşüş yaşanan Van Gölü’nde, çekilmeyle karada kalan canlı mikroorganizmaların rüzgarın aşındırması ve hava şartlarının olumsuz etkileri nedeniyle zamanla yok olacağı belirtiliyor. 

Fotoğraf: Markus Spiske.

Küresel ısınma nedeniyle değişen iklim sezonları ve şiddeti artan sıcak dalgaları sebebiyle su kaynaklarında çekilmeler ve buharlaşmalar meydana geliyor. Dünya kamuoyu tarafından küresel ısınmayla mücadele kapsamında hükümetlere ve fosil yakıt şirketlerini finanse eden kurumlara karşı yoğun bir tepki söz konusu. İklim kriziyle mücadelede atılacak iddialı adımların gezegenin korunmasını sağlayabileceği uzmanlarca ortaya koyulan bir gerçek. Bu nedenle uzmanlar iklim krizine karşı mücadele etmenin ve net sıfır emisyona ulaşmanın bu yolda atılacak önemli bir adım olduğunu belirterek gezegeni kurtarmak için hala umudun olduğunu söylüyor. 

Kaktüs Genç Kadın Derneği’ne polis baskını

Kadıköy’de bulunan Kaktüs Genç Kadın Derneği’ne dün (17 Kasım) polis baskını gerçekleştirildi. Olay Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) sosyal medya hesabından şu sözlerle duyuruldu:

“Dernekte bulunan Eş Genel Başkanımız Özlem Gümüştaş ve SKM Genel Sözcüsü Çiçek Otlu’nun da aralarında olduğu çok sayıda sosyalist kadın işkenceyle gözaltına alındı.”

Baskın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen bir etkinlik sırasında düzenlendi.

Kadınlar gözaltına alınırken “Susmuyoruz, kokmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attı. Polis gözaltı sürecini kayda almaya çalışan bölgedeki kişileri uzaklaştırmaya ve görüntü almasını engellemeye çalıştı. 

Gözaltına alınanlar arasında ETHA muhabiri Elif Bayburt, Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Genel Sözcüsü Çiçek Otlu,  ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’ndan (SGDF) kadınlar da yer aldı. Gözaltına alınan 16 kişinin gece saatlerinde serbest bırakıldığı bildirildi. 

Gözaltına alınan isimler arasında Çiçek Otlu, Özlem Gümüştaş, Tanya Kara, Berfin Polat, Sinem Çelebi, Hacer Elçin, Leyla Can, Fatma Kanbolat, Meliha Kayacı, Songül Akbay ve Elif Bayburt bulunuyordu.

Bir yanda COP27 bir yanda binlerce metreküplük petrol sızıntısı

BBC Arapça Servisi tarafından yapılan bir araştırmaya göre Mısır, iklim değişikliğiyle ilgili eylemleri tartışmak üzere COP27’ye ev sahipliği yaparken bir petrol terminali ülkenin Kızıldeniz kıyısına her gün 40 bin metreküp (16 olimpik yüzme havuzuna eşdeğer) zehirli su akıtıyor. Gezegen ısınırken okyanus yaşamının korunması için umut aşılayan bir mercan türü yok olma tehlikesi altında.

BBC ve kâr amacı gütmeyen gazetecilik grubu SourceMaterials’a ulaşan sızdırılmış belgeler, Mısır’ın Ras Shukeir petrol terminalinden üretim atık suyunun her gün Kızıldeniz’e boşaltıldığını ortaya koyuyor.

Kaynak: BBC

Mısır çevre yasa ve yönetmeliklerine uymuyor’

BBC’nin haberine göre; petrol ve gaz sondajı sırasında yüzeye çıkarılan neredeyse arıtılmamış atık su, yüksek düzeyde toksin, yağ ve gres içeriyor.

Belgeler, Süveyş Körfezi Petrol Şirketi (Gupco) tarafından 2019 yılında suyun arıtılması için bir şirketin tutulması amacıyla hazırlanmış. Belgelerde kirlilik seviyelerinin Mısır çevre yasa ve yönetmeliklerine “uymadığı” söyleniyor.

Kaynak: Google Map, Uydu Görüntüsü, 2022
GUPCO, Kızıldeniz

‘Her gün 40 bin metreküp zehirli su Kızıldeniz’e akıyor’

Buna göre, her gün 40 bin metreküp (16 olimpik yüzme havuzuna eşdeğer) zehirli su Kızıldeniz’e veriliyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi’nde ekolojist Dr. Greg Asner, bu bilgilerin kurşun, kadmiyum, bakır, nikel ve diğer ağır metallerden kaynaklanan kirliliği ortaya koyduğunu ve durumun “çok endişe verici” olduğunu söylüyor.

Asner, “Burada yanlış bir şeyler olduğunu söyleyebilmek için uzman olmanıza gerek yok” diyor.

Mısır hükümeti atık su sorunundan en az 2019’dan beri haberdar

Sızan belgeler, Mısır hükümetinin atık su sorununu İngiliz petrol şirketi BP’nin tesisteki yüzde 50 hissesini Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dragon Oil şirketine sattığı 2019 yılından beri bildiğini gösteriyor. Kalan yüzde 50’lik hisse ise Mısır’ın devlet petrol şirketine ait.

BP’nin hamlesi, yaklaşık 10 milyar dolar değerindeki şirket varlıklarını elden çıkarma kararının bir parçasıydı.

‘Temizlemektense satmayı tercih etmeleri şaşırtıcı değil’

Yeşiller Partisi‘nin Birleşik Krallık milletvekili Caroline Lucas, “BP ve diğer petrol şirketlerinin en kirli, çevreye en çok zarar veren varlıklarını temizlemektense satmayı tercih etmeleri şaşırtıcı değil” diyor.

BP, BBC’ye Gupco hissesinin satışının iklim hedeflerinin bir parçası olarak değil, mali nedenlerle yapıldığını söyledi. Atık su ile ilgili sorular Gupco’ya yönlendirdi. Gupco ve Mısır Çevre Bakanlığı, BBC’nin yorum talebine yanıt vermedi.

Ras Shukeir’deki tesislere yalnızca petrol işçileri ve hükümet müfettişleri erişebiliyor. Ancak BBC, su kirliliğinin boyutunu incelemek için uydu görüntülerini kullanabildi.

Kaynak: Google Map, Uydu Görüntüsü, 2022
Ras Shukeir, Kızıldeniz

Kirliliğin peşinde uydu görüntüleri analizi

Yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerinin analizi, yeşil renkli bir atık su akıntısının denize ulaştığını ve 20 km ilerleyerek deniz yaşamını barındıran bölgelere doğru ilerlediğini gösteriyor.

Uydu analiz şirketi Soar.Earth, akıntıyı incelemek için uzaktan su kalitesi izleme teknikleri kullandı.

Şirketin uzaktan algılama uzmanı Sergio Volkmer, görüntüye “alg çoğalmasının sebep olmadığını” ancak bunun, yüzeyin altındaki tortular veya sıvılardan kaynaklandığını söylüyor.

Yeşil akıntı 1985’te de görülüyor

Aynı yeşil akıntı 1985 tarihli BBC’nin erişebildiği en eski uydu görüntüsünde de görülebiliyor. Bu da petrol terminalinin onlarca yıldır Kızıldeniz’e “üretim atık suyu” boşaltıyor olabileceğini gösteriyor.

Tesisin Eylül 2022’deki en son görüntüsünde hâlâ görünüyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi ekolojisti Dr Asner, mercan resiflerini izleyen yüksek çözünürlüklü uydu aracı Allen Coral Atlas‘ı kullanarak bölgeyi inceledi.

Etkilenen alanın her iki yanında gelişen bir ekosistemin işaretleri olsa da, “birdenbire suyun şeffaflığını yitirdiğini” ve buna yüzeyde kirliliğe benzer bir durumun sebep olduğunu belirtiyor.

‘En dirençli deniz canlılarını bile boğabilir’

Londra Brunel Üniversitesi’nde toksinlerin organizmalar üzerindeki etkilerini inceleyen öğretim üyesi Dr. Gera Troisi, “üretm atık suyunda” bulunan bileşiklerin deniz suyuyla reaksiyona girebileceğini, bunun sudaki oksijeni emebileceğini ve en dirençli deniz canlılarını bile boğabileceğini söylüyor.

Troisi, “Onları boğuyoruz ve tüm bu yüzeydeki maddeler nedeniyle ışıktan da men ediyoruz” diyor.

Birleşmiş Milletler (BM), küresel ortalama sıcaklıkların 1,5 derece artması durumunda dünyadaki mercanların yüzde 90’ının yok olacağı konusunda uyarmıştı.

Kızıldeniz’de deniz sıcaklıkları küresel ortalamadan daha hızlı artıyor ancak bölgenin “süper mercanı” şimdiye kadar iklim değişikliğinin etkilerine karşı dirençli olduğunu kanıtladı.

Bazı bilim insanları, Kızıldeniz mercanının dünya çapında mercanları kurtarmanın anahtarı olabileceğini düşünüyor.

‘Kirlilik uluslararası toplum için çok büyük önem taşıyor’

Deniz bilimci Sylvia Earle, bu mercanı yükselen sıcaklıklar karşısında neyin koruduğunu bulmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Ancak “Büyük Bariyer Resifi gibi dünyanın diğer bölgelerindeki bozulmuş resifleri iyileştirmek için Kızıldeniz’den mercan nakli olasılığı nedeniyle kirliliğin uluslararası toplum için çok büyük önem taşıdığını” belirtiyor.

Mercan resifleri, okyanusların yalnızca yüzde 0,1’ini kaplamasına rağmen denizdeki biyolojik çeşitliliğin yüzde 30’una ev sahipliği yapıyor.

Kızıldeniz’de şahin gagalı kaplumbağalar gibi nesli tükenmekte olan türler için güvenli sığınaklar olmanın yanı sıra milyonlarca Mısırlıya gelir sağlayan balıkçılık, deniz tarımı ve turizm gibi faaliyetleri destekliyorlar.

Hem Mısır’da hem de uluslararası camiadaki bilim insanları, Gupco’nun faaliyet gösterdiği bölgenin, Kızıldeniz’de Büyük Kıyı Resifi olarak bilinen deniz koruma bölgesine dahil edilmesini tavsiye ediyor. Şu anda resifin yaklaşık yüzde 50’si korunuyor.

COP27’de koruma kararı gündem olmadı

STK’lar, koruma kararının Mısır çevre bakanlığı tarafından COP27’de duyurulmasını bekliyordu. Ama şu ana kadar herhangi bir duyuru yapılmadı.

Petrol şirketleri, Shell ve Chevron yakın zamanda Büyük Kıyı Resifi‘nin korunan kısımlarından yaklaşık 30 km açıkta yeni petrol ve gaz kuyuları için arama çalışması yaptı.

İstiklal’deki bombalı saldırıyla ilgili 17 kişi tutuklandı

Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım’da bombalı saldırı gerçekleştiren Suriye uyruklu Ahlam Albashır’ın da aralarında bulunduğu 17 şüpheli tutuklanma talebiyle, 3 şüpheli ise adli kontrol talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Savcılık tarafından serbest bırakılan 29 şüpheli ise sınır dışı edilecek.

Patlamada altı kişi hayatını kaybederken 81 kişi ise yaralanmıştı. Olayın ardından Albashır’la birlikte 51 kişi gözaltına alınmış, 49 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından dün (17 Kasım’da) Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na getirilmişti.

DHA’nın aktardığına göre; savcılıkta işlemlerinin ardından Ahlam Albashır’ın da aralarında bulunduğu 17 şüpheli “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak“, “kasten öldürme“, “kasten öldürmeye yardım“, “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlarından tutuklanma talebiyle, üç şüpheli ise adli kontrol talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanan aralarında terörist Ahlam Albashır’ın da bulunduğu 17 kişi, Bayrampaşa Devlet Hastanesi‘nde yapılan sağlık kontrollerinin ardından, Marmara Cezaevine götürüldü.

Albashır’ın ifadesi

Albashır’ın ifadesi Arapça tercüman eşliğinde gerçekleştirildi.
AA’nın aktardığına göre; şüpheli Albashır, ifadesinde, terör örgütü YPG’den Türkiye’ye gitmesi için talimat aldığını ancak niye gitmesi gerektiğinin söylenmediğini, ailesiyle tehdit edildiğini ileri sürdü.

Türkiye’ye Bilal Hassan ile geldiğini ve daha önce üç kez Taksim’e keşif değil gezme amacıyla gittiğini öne süren Albashır olay gününü şöyle anlattı:

“Bilal ile birlikte taksiye bindik, Taksim’e gidiyorduk. Taksideyken Bilal’e telefon geldi, ‘Sen git, ben geleceğim.’ dedi. Elimdeki çantayla İstiklal Caddesi’ne gittim. Bankta oturuyordum. Çantayı elledim, cips falan gördüm, altında da yumuşak bir şey vardı. 40 dakika kadar oturdum. Orada beklerken Hacı’dan telefon geldi. ‘Çantayı bırak, oradan ayrıl’ dedi. Bıraktım gidiyordum, yolda parfüm bakıyordum, o anda patlama oldu. Parfümü de bıraktım kaçtım. Sarı taksiye bindim. Esenler’e atölyeye gittim.”

‘Uyuşturucu sandım’

Albashır çantanın içerisindekini uyuşturucu sandığını ifade ederek taksicinin  telefonda ne olduğunu gösterdiği zaman olayı anladığını iddia etti.

‘Bombayı İdlib’den getirdi’

Albashır, emniyette verdiği ilk ifadesinde “”Bilal Hasan bomba yüklü çantayı İdlib‘den yanında getirdi” demişti.

Taksicinin gösterdiği fotoğraflarda patlamayı gördüğünü iddia eden Albashır, bankta beklemeye geçmeden önce bir mağazadan kozmetik alışverişi yaptığını ileri sürdü.

Türkiye’ye 27 Temmuz’da Bilal Hassan ile geldiğini yineleyen Arap kökenli Albashır, “Münbiç’te YPG içinde Arap kökenli var mı?” sorusuna, “Var, en ön safta onları kullandılar” yanıtını verdi.

Altı kardeşinden üçünün savaşta öldüğünü öne süren Albashır, ifadesinin devamında taksiyle Esenler’e vardıktan sonra korsan taksiyle yakalandığı adrese gittiğini anlattı.

Öte yandan, Albashır İstiklal Caddesi’ne giderken Bilal Hassan’ın kaçmak üzere Edirne’ye doğru yola çıktığı tespit edildi.

Şüpheliyi, saldırının ardından Esenler’den araçla alıp Küçükçekmece’de yakalandığı eve götüren Ahmed Jarkas ise ifadesinde, korsan taksicilik yaptıklarını, sadece insanları götürüp getirdiklerini iddia etti.

13 kişinin tedavisi sürüyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısında yaralananlardan 13’ünün tedavisinin devam ettiğini bildirdi.

Ailesi Fattah’la görüştü: İki haftada ciddi şekilde kötüleşti

Siyasi tutuklu Mısırlı-İngiliz aktivist Alaa Abdel-Fattah‘ın ailesi, açlık grevini sonlandırdıktan sonra bugün Fattah’ı gördüklerini ve durumunun “ciddi şekilde kötüleştiğini” söyledi.

Abdel-Fattah’ın son durumu aktivistin annesi, teyzesi ve kız kardeşinin hapishaneyi ziyaretinden sonra öğrenildi. Abdel-Fattah’ın kız kardeşi Mona Seif, Twitter hesabından ziyaretlerinin ayrıntılarını paylaştı:

“Ziyaretten gelen haberler rahatsız edici, @alaa [Fattah] son iki hafta içinde ciddi şekilde kötüleşti, ama en azından [ailesi] onu gördüler ve ailesini görmeye çok ihtiyacı vardı.”

https://twitter.com/asoueif/status/1593168687145619459?s=61&t=HstQdDNuqjnbiLtXAsy38w

Aile yaklaşık bir aydan sonra ilk kez bugün Fattah’ı gördü.

Abdel-Fattah, Mısır’ın en önde gelen demokrasi yanlısı aktivistlerinden biri olarak dünya kamuoyuna adını duyurdu. COP27’de en çok konuşulan gündem maddelerinden biri de açlık grevinde bir de su içmeyi bırakan Fattah oldu.

Fattah iklim zirvesinin ilk gününde su içmeyi de bıraktığını duyurmuştu.

Ancak bu hafta başlarında Abdel-Fattah ailesine yazdığı mektupta önce su içmeye başladığını, ardından açlık grevini de sonlandırdığını bildirdi.

Ne olmuştu?

Mısır asıllı Birleşik Krallık vatandaşı politik aktivist  Alaa Abdel-Fattah, açlık grevine devam ederken COP27 zirvesinin başında artık su da içmeyeceğini duyurmuştu.

6 Kasım’da başlayan zirvenin ardından Fattah’ın serbest bırakılması yönünde çağrılar da arttı.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, konuyu COP zirvesinde gündeme getireceğini söyledi. 2011 Arap Baharı‘nın kilit aktivistlerinden Abdel Fattah, şu anda yanlış haber yaymaktan beş yıl hapis cezasına çarptırılmış durumda.

İnsan hakları grupları, Fattah’ın tahmini 60 bin Mısırlı siyasi mahkumdan biri olduğunu söyledi ve Kahire’deki hükümeti iklim zirvesine ev sahipliği yaparak baskıcı itibarını “yeşil yıkamaya” çalışmakla suçladı.

Mısır hükümeti, ülkede siyasi tutuklu bulunmadığı konusunda ısrarcı.

[COP27] AB, desteğini yineledi: Taslak yanlış anlaşıldı, kayıp ve hasar konusunda ilerlemeye hazırız

Avrupa Birliği iklim politikası sorumlusu Frans Timmermans yaptığı açıklamada, COP27 zirvesindeki müzakerecilerin önümüzdeki günlerde zor bir görevle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Timmermans, COP27 Başkanlığı’nın bu sabah yayımladığı sonuç metni taslağı üzerinde bir “yanlış anlaşılma” olduğunu belirterek şöyle dedi:

“Bu gerçek bir teklif değil. Aldıkları talepleri bir araya toplayıp bunu taraflara gönderdiler. Başkanlık, bu metnin önerilen bir anlaşma noktası değil, yalnızca aldıkları sunumların bir derlemesi olduğu konusunda bana güvence verdi. Bu iyi bir haber. Tartışma için hala “gerçek ilk teklifi” bekliyoruz.”

Bu COP başarısız olursa hepimiz kaybederiz

Bu sürecin, sonuna kadar oldukça “uzun ve zorlu bir yolculuk” olacağını söyleyen Timmermans şöyle devam etti.

“Bugün korkarım ki bu görüşmelerin nereye varacağından henüz emin değilim. Bu COP başarısız olursa, hepimiz kaybederiz.”

Timmermans ayrıca, kilit 1,5 santigrat derece ısınma hedefini canlı tutmanın “başlangıç ​​noktası” olması gerektiğini ve ülkelerin, kayıp ve hasar finansmanı ve iklim değişikliğine karşı savunmasız uluslar için tazminat konusunda da ilerleme kaydetmesi gerektiğini söyledi.

“Kayıp ve hasar konusunda ilerlemeye hazırız ve olası bir anlaşma noktası olarak işaret ettiğimiz şeyin diğer taraflarca da kabul edilebilir olmasını umuyorum.”