Ana Sayfa Blog Sayfa 557

‘BM yardımlarının Suriye’ye daha hızlı ulaşması mümkündü’

6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremler, Suriye’nin kuzeybatısında büyük yıkıma neden oldu. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre ülkenin bu bölgesinde 4 bin 500’den fazla insan depremlerden dolayı hayatını kaybetti, 8 bin 700’den fazla kişi de yaralandı.

Ancak BM’nin muhaliflerin yönetiminde olan kuzeybatı bölgesine yardım götürmek için Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dan sınır kapısı açma izni alması bir hafta sürdü.

BBC‘nin aktardığına göre hukukçular, yardımların ulaşmasında gereksiz bir gecikme yaşandığı görüşünde.

BM’nin Suriye hükümetinden veya Güvenlik Konseyi‘nden girmek için izin beklemesine gerek olmadığını belirten uzmanlar, BM’nin uluslararası hukuku daha geniş bir şekilde yorumlayarak uygulayabileceğini söyledi.

BM’ye göre depremde enkaz altındaki kişiler için arama kurtarma çalışmalarında ilk 72 saat çok önemli. Ancak BBC soruşturmasına göre fiiliyatta durumun bu şekilde gerçekleşmediği ortaya çıkıyor.

Uluslararası insan hakları avukatı Sarah Kayyali, BBC’ye yaptığı değerlendirmede, deprem sonrasında aciliyetin ve sürenin önemine vurgularken “BM ise tamamen felç olmuş şekilde, öylece durdu” dedi.

Depremlerin ardından Türkiye’deki can kaybı sayısı 46 bini geçerken, Suriye’nin genelinde ise en az 4 bin 500 insan hayatını kaybetti.

‘Uluslararası hukukla ölümler engellenebilirdi’

Andrew Gilmour, 2014 yılında isyancıların kontrolünde olan bölgeye gönderilecek yardımların ilk kez müzakere edildiği dönemde üst düzey bir BM yetkilisiydi. Gilmour, konuya ilişkin şunları söyledi:

Eğer yasalar size açlıktan ölmek üzere olan bir bebeğe süt götürmek için uluslararası sınırları geçemezsiniz diyorsa, o zaman o yasaları çiğneyin.

Önde gelen avukatlar, profesörler, Uluslararası Adalet Divanı‘nın emekli hakimleri ve eski BM hukuk yetkilileri de dahil olmak üzere çok sayıda uzman, BM’nin Suriye’nin kuzeybatısına yardım ulaştırmak için uluslararası hukukun başka yorumlarını kullanması durumunda ölümlerin önlenmiş olabileceğini söyledi.

BM Sözcüsü Stéphane Dujarric, şunları dile getirdi:

“Uluslararası bir sınırdan insani yardım ulaştırmak için ya hükümetin onayına ya da Suriye’ye dair bağlayıcı bir Güvenlik Konseyi kararına ihtiyacımız var. Uluslararası hukuka dair haftalar, aylar ve yıllar süren akademik tartışmalar yapabiliriz. Konumumuz, uluslararası hukukun çalışmalarımızı geciktirmediğidir.”

‘Suriye, acil sağlık ekibi talep etmedi’

BM’nin yardım sağlamanın yanı sıra hayati rollerinden birisi de doğal afetler sonrasında diğer ülkeler tarafından sunulan uluslararası yardım çabalarının koordinasyonunu sağlamak.

BM, kendisine bağlı olan Afet Değerlendirme ve Koordinasyonu (UNDAC) üzerinden arama kurtarma hizmetlerini ulaştırıyor. UNDAC ekipleri tıpkı Türkiye’de olduğu gibi istek üzerine dünyanın herhangi bir yerine 12 ile 48 saat arasında konuşlanabiliyor.

Ancak BM, acil sağlık ekiplerinin Suriye’nin kuzeybatısına girmesi için resmi bir talepte bulunmadı ve arama kurtarma ekiplerinin orada konuşlandırılması için herhangi bir resmi talepte bulunmadığını da bize bildirmedi.

Rapor: Maraş’ta 425 kişinin mezarı açıldı, Antakya’da kimliği belirsiz ölü sayısı 3 binin üzerinde

Kahramanmaraş‘ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin üzerinden geçen bir ayın ardından, son resmi veriler 45 bin 968 kişinin yaşamını kaybettiğini belirtti. Adli Tıp Uzmanları Derneği dün (6 Şubat) yayımladığı Deprem Bölgesi Raporu’ ile depremlerde hayatını kaybedenlere ilişkin veri ve gözlemlerini ortaya koydu.

Rapor, dernek yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal‘in Adana’daki depremde ölenlerin kimliklendirme çalışmalarına katılımı ve Osmaniye, İskenderun, Hatay illerini ziyaretleri; Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Abdulkadir Yıldız’ın Hatay’daki çalışmaları; Prof. Dr. Ahmet Hilal, Prof. Dr. Ümit Biçer, Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün Adana, Osmaniye, İskenderun, Hatay, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerini ziyaretleri sonucu hazırlandı. Felaketin boyutunu gözler seren raporda çarpıcı sonuçlar yer aldı.

Raporda, kentlerle ilgili bulgular şöyle:

Hatay

Kentlerde hastaneler hasar aldığı ve ölü sayısı çok fazla olduğu için ölülerin bahçelerde, arazilerde bekletildiği ifade edilen raporda Antakya‘ya dair şöyle denildi:

Mustafa Kemal Üniversitesi kampüsündeki adli tıp çalışmaları 09 Şubat tarihinde sonlandırılarak Narlıca’da daha sonra mezarlık kompleksi olarak adlandırılan geniş bir araziye apar topar taşındığı, bu arazide bulunan ve daha sonra geri dönüşüm fabrikası olduğu öğrenilen alana götürülen birkaç adli tıp uzmanı bu arazide çok sayıda sahipsiz cesedin ceset torbalarında bekletildiğini gördü. Taşınma sonrası burada ilk gün hiçbir organizasyonun olmadığını, karanlıkta ve yeterli aydınlatma olmaksızın sadece depremzedelerin bulabildikleri araçlarıyla getirdiği sahipli cesetlere cumhuriyet savcılarıyla birlikte ölü muayenesi işlemleri yapıldığı aktarıldı.”

Antakya’da cenazelerin ilk iki hafta, DNA örneği alınmaksızın “yakınlarına” teslim edildiği, ikinci haftada ise Antakya merkezde yaklaşık 650 kişinin DNA ile kimliklendirmesinin yapıldığı aktarıldı.

‘Antakya’da 3 binden fazla cenazenin kimliği belirsiz’

Depremin ikinci haftasında ise Antakya’da 3 binin üzerinde cenazenin kimliğinin belirlenemediği e bu oranın yapılan ölü muayene sayısının yüzde 10-15’ine tekabül ettiği bildirildi. Sahipsiz cansız bedenlerin ölü muayene işlemleri biter bitmez bitişik arazide kazılan mezarlara defnedildiği belirtilen raporda, “İkinci gün Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi bahçesinde çalışan adli tıp uzmanlarının da Narlıca’ya gelmesiyle sahipsiz cesetlerin de ölü muayene işlemlerine başlandığı bildirildi. İki olay yeri inceleme personeli, Cumhuriyet Savcısı, katip ve adli tıp uzmanından oluşan ekipler oluşturularak fotoğraflama, parmak izi alma, DNA örneği alma ve tutanak altına alma işlemleri de yapıldı. Bu işlemlerin açık arazide yaklaşık yedi-on ekip tarafından yerde yapıldığı aktarıldı. Böylece sahipli ve sahipsiz cesetler için iki ayrı istasyon kurulmuş olduğu, sahipsiz cesetlerin ölü muayene ve örnekleme işlemleri bitirilince hemen bitişik arazide kazılan mezarlara tutanakta verilen numaralarla defin işlemleri yapıldığı bildirildi” denildi.

‣ AFAD: Kimliklendirilmeyen cenazeler 24 saat içinde defnedilecek

‘Örnek alınmadan ölüler yakınlarına teslim edildi’

Raporda, sahipsiz cenazelerle ilgili şu bilgilere yer verildi:

“Kurulan çadırda öncelikle ‘kimliği bilinen’ cesetler karşılanıyor ve belge düzenlenerek yakınlarına teslim ediliyordu. Kimliği bilinmeyen cesetler ise aşağıda büyük çadırlara alınıyor; fotoğraflama, mümkünse parmak izi ve DNA için örnekler alındıktan sonrada kimsesizler mezarlığına gömülmek üzere devrediliyordu. Definler Diyanet Vakfı personeli tarafından yapılıyordu. Uzman arkadaşlarımızın yaklaşık iki haftalık uyarısına rağmen Cumhuriyet Savcılarının herhangi bir örnek alınmadan ölü yakınlarının beyanına göre ölüleri ‘yakınlarına’ teslim ettiği belirtildi.

Antakya merkezde yaklaşık 650 kişinin DNA ile kimliklendirmesinin yapıldığı, her gün bu sayılara yenisinin eklendiği ve yakınlarına teslim edildiği, halen 3 binin üzerinde kimliği belirlenmeye çalışılan cenaze olduğu bilgisi verilmiştir. Bu oran yapılan ölü muayene sayısının yüzde 10-15’i kadardır. Meslektaşlarımız her geçen gün getirilen cenaze sayısının azaldığını belirtti. 15 gün sonra organizasyonun ilk günlere göre daha oturmuş olduğu, lojistik desteklerin deprem şartları için kabul edilebilir şekilde gerçekleşmiş olduğu gözlemlendi. Depremler Antakya’da devasa bir hasar yaratmıştı, yıkılmamış bina sayısının yüzde 20-25 arasında olduğu, enkaz kaldırma çalışmalarının ise başlamış olduğu görüldü.”

Raporda, İskenderun’daki kimliği meçhul cenaze sayısının yüzde 5’ten az olduğu belirtildi.

‣ İnsanların artık defin için beklediği İskenderun’da vaziyet: Kendi işini kendin hallet

Kahramanmaraş

Mezarlık alanına ilk günlerde getirilen kimliksiz cenazelerin defnedildiği yerler ile mezarlık görevlilerinin kayıtları arasındaki farklılık nedeniyle 425 cenazede fethi kabir yapılarak kimliklendirme için yeniden örnek alınmaya başlandığı öğrenildi. Enkaz kaldırma işlemlerinin başladığı bununla birlikte enkazda çok az sayıda cenazenin olabileceğinin düşünüldüğünü, son günlerde enkazdan çıkarılan cenaze sayısının ise günde bir-iki olduğu öğrenildi.

İkinci hafta sonunda çalışmaların bir ölçüde düzene girmeye başladığı, günlük yaşamın canlanmaya başladığı, ancak artçı depremlerin oluşturduğu yıkımlar nedeniyle de kaldıkları veya çalıştıkları yerlerin güveli olup olmadığı konusunda endişelerin devam ettiği öğrenildi.

‣ Açıklanan ölü sayıları yanlış değil eksik: Manipülatif gizleme söz konusu

Osmaniye ve Gaziantep

Osmaniye ve Gaziantep, Adana gibi görece depremden daha az etkilenmiş iller olduğu için ‘normale’ dönmeye çalışıyordu. Görevlendirme ile gelen bir adli tıp uzmanının olmadığı, ildeki Adli Tıp Kurumu (ATK) birimi personelinin çalışmaya başladığı, ancak bu arkadaşlarımızın da depremzede olduklarının unutulduğu tespit edildi. Arkadaşlarımız depremin ilk günlerinde çok sayıda ölü muayenesi olduğunu, ilk günlerde savcıların beyanı üzerine cenazelerin yakınlarına verildiği, ancak bu durumun sakıncaları vurgulandıktan sonra cenazelerden uygun örneklerin alındığını, genel olarak sorunlu bir durum olmadığını belirttiler.

‣ Adli tıp uzmanları: Depremde beş bin kişi kimliksiz defnedildi

‘Tüm ölülerden kimliklendirme için uygun örnekler alınmalı’

Adli Tıp Uzmanları Derneği, önerilerini şöyle sıraladı:

  • Defin işlemleri bitmeden fethri kabir işlemlerine başlandığı gözlemlenmiştir.
  • Sahipli ya da sahipsiz tüm ölülerden kimliklendirme için uygun örnekler alınmalıdır.
  • Deprem bölgesi gibi afet bölgelerine adli tıp hizmeti vermek amacıyla görevlendirilen uzmanların gönüllük temelinde gelmesi, gönüllü olarak gelmeyenlerin faydalı olamadıkları gibi diğer çalışanların motivasyonunu ve çalışma barışını da bozduğu, koordinasyon görevi verilen bazı kişilerin bir takım ruhu ile değil, emir veren kişi konumunda çalıştığı aktarımlardan anlaşılmıştır.
  • Depremzede olan adli tıp uzman ve çalışanlarının hemen rutin mesaisine devam etmesinin beklenmesi çalışan sağlığı (özellikle de ruh sağlığı) açısından ciddi sorunlar yaratacaktır. Deprem bölgesinde çalışan ve depremi yaşayan çalışanlara hak kaybına uğramayacak şekilde izin verilmesinin gerekli olduğu görülmektedir.
  • Deprem bölgesine olan görevlendirmeler en fazla 5 gün ile sınırı olmalıdır. Görevlendirmelerin yedi ila 10 günlük sürelerle olması, özellikle de hekimlerin hiçbir ihtiyacının karşılanamadığı ilk zamanlar için uzun, çalışma motivasyonunu ve fiziki dayanıklılığı düşüren bir süredir. Bu nedenle rotasyonların üç ila beş günlük sürelere göre ayarlanması, gönüllü listelerinin buna göre düzenlenmesi gerektiği görülmüştür.
  • Bu depremde özellikle görevlendirmeler konusunda yaşanan bürokratik zorlukların aşılması için Adli Tıp Anabilim Dalında çalışanlar kendi Dekanlıkları ve Rektörlükleri ile Dernek olarak da Bakanlıklar ve Yüksek Öğretim Kurumu ile yazışmalar yapılmıştır, ancak bundan sonraki süreçler için de yazışmaların takipçisi olunmalıdır.
  • Sağlık Bakanlığı yetkilileri deprem bölgesinde adli tıp uzmanlarına ihtiyaç olmasına rağmen doktora ihtiyaç olmadığını belirtmiştir. Sağlık Bakanlığındaki yetkililere adli tıp uzmanlarının görev ve çalışma alanlarını anlatmaya ihtiyaç olduğu gözlemlenmiştir.
  • Sahadaki en büyük sorunlardan biri de ölümlerin düzgün bir şekilde kayıt altına alınamaması olmuştur. Cumhuriyet Savcılarının bu konuda gerekli önlemleri alabilmesi için bu konuda eğitim almaları ya da bu işin sorumluluğunu konu ile ilgili donanıma ve eğitime sahip uzmanlara vermeleri sağlanmalıdır.

Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde: Sevgili halkım, eyvallah, başlıyoruz

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu‘nun ev sahipliğindeki “Millet İttifakı” toplantısının ardından ortak Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, toplantının ardından kendini bekleyen partililere, Genel Merkez’in önünden seslendi.

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı, Kemal Kılıçdaroğlu
İmamoğlu ve Yavaş’tan Akşener’e ziyaret: Milletimizin ayrılığa tahammülü yok

İmamoğlu ve Yavaş’la birlikte kürsüye çıktılar

Kemal Kılıçdaroğlu, eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile kürsüye çıktı. Depremde hayatını kaybedenlerin anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Ardından “Cumhurbaşkanı Yardımcısı” olarak kürsüye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da davet edildi.

‘Bir seçimi kazanmaktan fazlasına adayım’

Burada kısa bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş ile bir yola çıktık. Güzel bir gecedeyiz. Huzur içinde yaşamak istiyoruz.

Bir adaydan öte bir değişimin temsilcisi olarak karşınızdayım. Ben ve ittifakımız bu ülkeyi akılla, erdemle, liyakatle yönetmeye adayız.

Bir seçimi kazanmaktan fazlasına adayım. Gönülleri kazanmaya, korkuşları aşmaya, küskünleri barıştırmaya adayım. Sadece ben değil, oy vermeye gidecek olan herkes bu ülkeyi hak ettiği yaşam için değiştirmeye aday.

Ben uzun bir yolculuktan geldim. Heybemi bu güzel insanların öyküleriyle doldurdum. Şimdi onlarla birlikte adayım. Bize kader dedikleri bu nizamı değiştirmek istiyoruz.

Sevgili halkım, sevgili dostlarım, sevgili kardeşlerim; kimler aday biliyor musunuz, Ankara’da elektriği kesilen İbrahim‘e misafir oldum. İbrahim Bey adaydır. Bartın‘da maden faciasında hayatını kaybeden maden işçisi Rıdvan‘ın ailesini ziyaret etmiştim. Rahmetli Rıdvan’ın oğlu Emrullah adaydır.

Şanlıurfa‘da evladı için nöbet tutan Emine Şenyaşar’a sarıldım. Emine Hanım adaydır. 8 Şubat’ta Samandağ’da, içeride annem, ağabeyim ve babam var. Ses veriyorlar, termal kamerada ısı da var ama girecek ekipman yok diye bize feryat eden gencimiz aday. Tüm depremzedeler aday, böyle bilmeniz gerekiyor.

Ekmeğini çöpten çıkaran, ekmek teknesi gasp edilen kağıt toplayıcılarının deposuna gittim, çaylarını içtim. İşte oradaki Bağder Bey aday. Süt veren ineğimi kesip kredimi ödüyorum diye feryadını dinlediğim çiftçi Meliha Hanım aday.

28 Şubat sürecinde öğretmenlik mesleğinden atılan Sultan Kara ve ailesine gittim, onları dinledim, Sultan Hanım da aday. Ergenekon kumpasıyla canına kastettikleri Kuddisi Okkır’ın evine gittim. Beni metanetle karşılayan Sabriye Okkır Hanım da aday. Torbacılara öldürttükleri Sinan Ateş’in eşi Ayşe Hanım da aday.

Çaldıkları 418 milyar doları isteyen herkes aday. Sadece bana oy vermeyeceksiniz; kendiniz, sevdikleriniz ve geleceğiniz için oy vereceksiniz. Bu topyekun bir değişimin başlangıcı. Hak ettiğimiz düzeni yeniden kuracağız.

Aday ben değilim, aday hepimiziz.

Sevgili halkım, eyvallah, başlıyoruz.”

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı, Kemal Kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 13 ay önce, 12 Şubat 2022’de Altılı Masa olarak kurulan Millet İttifakı‘nın ortak Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi.

2 Mart Perşembe günü yapılan toplantıda ortak aday konusunda çıkan anlaşmazlığın ve 3 Mart Cuma günü ağır suçlamalarla ittifaktan çekilmesinin ardından bugün, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kılıçdaroğlu yerine Cumhurbaşkanı adayı olmaya davet ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile partisinin genel merkezinde görüşmüştü.

Bu toplantıda Akşener İmamoğlu ve Yavaş’ın “güçlendirilmiş Cumhurbaşkanı Yardımcısı” olması önerisini CHP’ye iletmişti.

İmamoğlu ve Yavaş’tan Akşener’e ziyaret: Milletimizin ayrılığa tahammülü yok

Görüşmenin ardından Akşener ile Kılıçdaroğlu bir araya geldi. Akşener bu görüşmeler sonrası Millet İttifakı’nın toplantısı öncesi son dakika masaya katılma kararı aldı.

Kılıçdaroğlu, Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Altılı Masa olarak tekrar bir araya geldiği görüşme, Saadet Partisi Genel Merkezi’nde saat 16.00’da başladı.

Kılıçdaroğlu, bizim Cumhurbaşkanı adayımız

Yaklaşık beş saat süren toplantının ardından Karamollaoğlu, tam bir yıl önce Altılı Masa olarak kurulan Millet İttifakı’nın 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlerdeki ortak Cumhurbaşkanı adayının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu açıkladı.

Karamollaoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hayırlı bir neticeyi elde ettik. Bugün buraya bir araya gelmemizin sebebini hepiniz biliyorsunuz. Burada sizi çok fazla tutmak istemiyorum. Bu toplantılarımız neticesinde aldığımız kararı duyurmayı bir görev addediyorum.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, bizim Cumhurbaşkanı adayımız olarak kararlaştırdık. Görevin hayırlı olmasını diliyorum.”

Kılıçdaroğlu: Kapımız ortak Türkiye hayalini paylaşan herkese açık

Temel Karamollaoğlu’nun mikrofonu devrettiği Kemal Kılıçdaroğlu ise şunları söyledi:

Değerli kardeşlerim, sayın genel başkanlarıma hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. Yunus Emre, bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz der. Biz Yunus Emre’den aldığımız ilhamla Türkiye’nin bütün renklerini aynı sofrada buluşturmak için yola çıktık. Bu sofra Halil İbrahim sofrası, tek bir çocuğun dahi yatağa aç girmemesidir.

Bizim soframız, barışın ve kardeşliğin sofrasıdır. En büyük gayemiz Türkiye’yi bereketli, huzurlu ve neşeli günlere taşımaktır. Allah’ın izniyle bunu hep birlikte başaracağız.

Biz Millet İttifakı olarak Türkiye’yi istişare ve uzlaşıyla yöneteceğiz. Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin genel başkanları olarak, güçlendirmiş parlementer sisteme geçiş sistemin yol haritası üzerinde mutabık kalmış bulunuyoruz. 11 madde az önce içeride sonuçlandı.

Bu kapsamda parlamenter sisteme geçiş sürecinde Millet İttifakı’na dahil diğer partilerimiz sayın genel başkanları Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktır. Millet İttifakı’nın kapısı, ortak Türkiye hayalini paylaşan herkese sonuna kadar açıktır. İnanç, düşünce, ideoloji, kimlik ayırt etmeksizin 85 milyon insanımızı yürekten selamlıyoruz. Deprem felaketinin bugün birinci ayı. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza bu mübarek berat kandili gecesinde Allah’tan rahmet diliyorum.

Sevgili dostlarım, ey güzel halkım. Hiç kimse merak etmesin; ahlakın ve adaletin iktidarını hep birlikte kuracağım, yolumuz açık olsun”

Geçiş süreci yol haritası

Millet İttifakını oluşturan siyasi partilerin genel başkanları, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Sürecinin Yol Haritası‘nı da paylaştı. Genel başkanların mutabakata vardıkları maddeler şöyle:

1. Geçiş Sürecinde Türkiye’yi; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ilke ve hedefleri ile mutabakata vardığımız referans metinleri doğrultusunda anayasa, yasa, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme esasları çerçevesinde, istişare ve uzlaşıyla yöneteceğiz.
2. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişle ilgili Anayasa değişiklikleri, genel seçimde ortaya çıkan TBMM yapısının mümkün kıldığı en kısa sürede tamamlanacak ve yürürlüğe girecektir.
3. Geçiş sürecinde Millet İttifakı’na dahil partilerin genel başkanları Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktır.
4. Bakanlıkların dağılımı, Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin milletvekili genel seçiminde çıkardığı milletvekili sayısına göre belirlenecektir. İttifak partilerinin her biri kabinede en az bir bakan ile temsil edilecektir. Bakanlıklara paralel olarak kurulmuş Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki politika kurulları ve ofisler lağvedilecektir.
5. Bakanların atanma ve görevden alınmaları, mensup oldukları siyasi partinin genel başkanıyla uzlaşı içinde Cumhurbaşkanı tarafından yapılacaktır.
6. Geçiş sürecinde cumhurbaşkanı, yürütme yetkisini ve görevini katılımcılık anlayışı, istişare ve uzlaşı esaslarına göre kullanacaktır.

7. Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’ne (Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar) yetki ve görev dağılımı, Anayasa ve yasalar çerçevesinde çıkarılacak Cumhurbaşkanı kararnamesi ile belirlenecektir.
8. Cumhurbaşkanı; seçimlerin yenilenmesi, OHAL ilanı, milli güvenlik politikaları, Cumhurbaşkanlığı Kararları, Kararnameleri ve genel nitelikteki düzenleyici işlemler ile üst düzey atamalarda Millet İttifakına dahil partilerin genel başkanlarıyla uzlaşı içinde karar alacaktır.
9. Geçiş Sürecinde yasama faaliyetlerinin iş birliği içinde gerçekleşmesini koordine edecek mekanizmalar oluşturulacaktır.
10. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, mevcut Cumhurbaşkanının -var ise- siyasi parti üyeliği sona erecektir.
11. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçildikten sonra yeni bir seçime gerek olmaksızın 13. Cumhurbaşkanı ve TBMM görev süresini tamamlayacaktır.
12. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Sayın Cumhurbaşkanının uygun gördüğü zamanda ve tanımlanmış görevlerle Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atanacaklardır.

İspanya Başbakanı Sanchez, yeni cinsiyet eşitliği yasasını duyurdu

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, kadınların siyaset, iş dünyası ve kamusal hayatın diğer alanlarında daha eşit bir şekilde temsil edilmesini öngören yeni bir toplumsal cinsiyet eşitliği yasasının duyurusunu yaptı.

Eşit Temsil Yasası olarak adlandırılan tasarı, seçmen listelerinde, büyük şirketlerin ve meslek birliklerinin yönetim kurullarında cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik maddeler içeriyor.

Sanchez yeni yasayı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününe günler kala, Sosyalist Parti mitingi esnasında duyurdu.

Hükümetin yalnızca feminizm adına bir adım atmadığını belirten Sanchez, tüm İspanyol toplumunun yararını hedeflediklerini söyledi.

‣ Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu: Uçurumun kapanması 132 yıl daha alacak, Türkiye sonlarda
‣ Rapor: Dünyada liderlik pozisyonlarında kadınların sayısı erkeklerden önemli ölçüde düşük
Fotoğraf: Fernando Alvarado / EFE

Sanchez, “Eğer kadınlar toplumun yarısını temsil ediyorlarsa, politik ve ekonomik gücün de yarısı kadınların elinde olmalı” şeklinde konuştu.

Eşit Temsil Yasası’na göre, 250’den fazla çalışanı ve yıllık 50 milyon euronun (1 milyar lira) üzerinde cirosu olan borsaya kayıtlı tüm şirketlerin yönetim kurullarının yüzde 40’ının kadınlardan oluşması gerekecek.

Siyasi arenadaysa partilerin seçimlerde eşit sayıda kadın ve erkek aday göstermesini zorunlu kılacak.

‣ G20 ülkeleri iklim politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmiyor
‣ Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimine erişmek isteyen herkes için: e-Eşitlik Dijital Öğrenme Platformu
‣ 1 Nokta 5: İklim krizi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl körüklüyor?

Ayrıca, meslek kuruluşlarının yönetim kurullarında ve kamu tarafından finanse edilen tüm ödüllerin jürilerinde en az yüzde 40 oranında kadın bulunması sağlanacak.

Yasa tasarısının parlamentoda görüşülmeden önce salı günkü kabine toplantısında onaylanması bekleniyor.

Sol koalisyon hükümetinin yeni yasa tasarısı, cinsiyet eşitliğini tesise yönelik atılan bir dizi adımın devamı niteliğinde.

Parlamento aralık ayında transeksüel hakları yasası ve regl dönemi ağrılı geçen kadınlara ücretli izin hakkı veren bir başka yasa geçirmişti. İspanya böylelikle Avrupa‘da regl iznini resmi olarak onaylayan ilk ülke olmuştu.

Aranıyor: İki kişinin yaşadığı İskoç adasında geyiklere göz kulak olmak istemez misiniz?

İskoçya‘nın batısındaki İç Hebridler‘de, Raasay‘ın kuzeyinde ve Skye adasının Trotternish yarımadasının doğusunda yer alan Rona Adası, 16. yüzyılda bir korsan sığınağı olarak biliniyordu.

Yaklaşık 9,3 kilometre karelik alana sahip bu ufacık toprak parçası sadece dört kulübeye ev sahipliği yapıyor. Dükkan veya bar olmayan adaya sadece tekneyle erişilebiliyor.

İşte bu adada işe alınacak iki kişi için ilana çıkıldı. Eşsiz görev, adadaki iki tatil mülküyle ilgili işlere destek olmanın yanı sıra oradaki 180 geyiğe yardım etmeyi içeriyor. İkinci bir kişi de yarı zamanlı olarak istihdam edilecek.

İlana göre, başvuruları başarıyla sonuçlananlar “arazi ve mülk bakımı ve yönetimi, ev işleriyle ilgilenmek, lojistik, geyik yönetimine, takibine ve av eti işlemeye destek olmak da dahil” çeşitli görevleri yerine getirebilecek.

Fotoğraf: HiJOBS

Rona herhangi bir şebeke sistemine bağlı değil. Bu nedenle güneş panelleri, jeneratörler ve invertörler hakkında bilgi sahibi olmak veya bunları öğrenmeyi istemek de memnuniyetle karşılanacak.

Pozisyon, “olağanüstü bir deniz manzarasına sahip güzel bir konumda” konaklama imkanı da içeriyor.

Gereken kişisel nitelikler arasında, açık havayı çok sevmek ve yalnızlığa meyletmeyle birlikte, “güvenilir, esnek, yetkin, hevesli, ücra bölgelerde uzun zaman geçirmekten mutlu, mizah anlayışına sahip, misafirlerle, ziyaretçilerle ve meslektaşlarla sosyalleşebilir olmak” yer alıyor.

Ardochy ve Rona Estate‘teki ada yöneticisi Bill Cowie, The Daily Record‘a şunları söyledi:

Kendilerini ada hayatımıza ve dış mekan işlerimize gerçekten adayacak hevesli bir arazi çalışanı ve ortak arıyoruz. Adanın kendisi gibi biri; kendine yeten, esnek ve belki de biraz sert. Ada bizim evimiz ve yaşamımız, doğru adayın da bizim gibi ona aşık olacağını biliyoruz.

Doğayla yeniden bağlantı kurmayı arzulayan, hengameden kaçmak isteyen adaylar HiJOBS internet sitesinden başvuruda bulunabilir.

İş ilanı haberi, 2022’de Cumbrian sahilindeki yaklaşık 20 hektarlık Piel Adası‘nın “kralı” olan 33 yaşındaki bir adamın taç giymesinin ardından geldi.

Aaron Sanderson bu sıradışı pozisyona layık görülmek için yaklaşık 200 başvuru sahibini geride bırakmıştı. Bu, kraliyet unvanı bir yana, öncelikle bir bakıcılık göreviydi.

Barrow Kasaba Meclisi‘nde Ziyaretçi Ekonomisi ve Kültür Başkanı Sandra Baines, gazetecilere bu rolün “çoğunlukla [adanın] güzelliğini, doğal yaşam alanını korumakla ilgili olduğunu” söylemişti.

Cargill’in ruhsatı bir kez daha iptal edildi: Su kaynakları teslim edilemez

Bursa‘nın Orhangazi ilçesinde birinci sınıf tarım arazisine kurulan Cargill tesisleriyle ilgili 27 yıldır devam eden dava sürecinde önemli bir yargı kararı daha çıktı. Bursa 2. İdare Mahkemesi, Cargill tesisinin ruhsatına dayanak oluşturan imar planlarını iptal etti. Bursa Barosu öncülüğündeki davacılar, karar gereği “kaçak” durumuna düşen tesisin yıkılması için başvuru yaptı.

Bursa Akademik Odalar Birliği‘nde konuya ilişkin basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda açıklamayı, Bursa Barosu adına davayı takip eden Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Üyesi Av. Erol Çiçek yaptı. Çiçek, 1/25.000 ölçekli İznik Gölü Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının iptali üzerine, dava konusu edilen Cargill‘e ait üç adet ruhsatın, hukuki dayanağı kalmadığı gerekçesiyle iptal edildiğini duyurdu.

‘Tekrar AİHM’e gidilebilir’

“Bu durumda mevcut tesislerin de hiçbir hukuki dayanağı kalmamıştır” diyen Erol Çiçek şöyle devam etti:

Bursa Valiliği ve Orhangazi Belediyesi‘nden verilen yapı kullanım, çalışma izin ve ruhsatlarının iptaliyle hukuki dayanağı kalmayan tesisin mühürlenerek çalışmasının durdurulması ve yıkılması talep edilmiştir.

AİHM Cargill kararında, sürecin tamamının hukuka aykırı olduğunu, yargı kararlarının uygulanmadığını, bunun da hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu tespitini yapmıştır. Bu karar sonrası Cargill süreci Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından ‘yoğunlaştırılmış izleme’ye alınmıştır. Uzun dönemde Türkiye‘nin kararları uygulamamakta ısrarcı olduğu kanaatine varılırsa, meselenin bir ‘ihlal’ prosedürü altında tekrar AİHM önüne getirilmesi mümkün olabilecektir.”

‣Şirketlerin ormanları koruma sözleri yandı bitti kül oldu
‣Cargill şirketine yüzde 70 vergi indirimi
‣Bursa’da 20 yıldır süren Cargill davasıyla ilgili ihlal kararı
‣Öldüren eşitsizlik: Her bir yeni milyardere karşılık bir milyon insan aşırı yoksulluğa düşüyor

‘Su kaynakları teslim edilemez’

Açıklamada, küresel ısınmanın, biyoçeşitlilik kaybı, toprak ve su kirliliği ve kıtlığı ile gıda güvenliğini de tehdit ederken, DSİ verilerine göre Cargill’in yılda 1 milyon 458 bin m3 su kullandığı, bu suyun 120 ila 155 metre derinlikten, stratejik yeraltı sularından çektiğine işaret edildi.

“Ülke genelinde su krizinin yaşandığı bir dönemde, stratejik yeraltı su kaynaklarının üstelik bedavaya bu çok uluslu şirketin sömürüsüne teslim edilemez” denilen açıklama şöyle devam etti:

“Onyıllardır süren böyle bir süreçten sonra bile, Türk Milleti’nin egemenliğinin bir kısmını kullanan yargı kararlarını yıllardır uygulamayarak; Anayasayı ve Türk Milleti’nin egemenlik yetkisini ihlal eden kişiler ve kamu kurumlarını, bir kez daha hukuka ve insan haklarına saygılı davranmaya çağırıyoruz. Takdir yüce Türk Milleti’nin ve onun egemenlik hakkının bir kısmını kullanan Türk Yargısı’nındır.”

‘Vatana ihanet içindeler’

Açıklamanın ardından bir soru üzerine konuşan Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, yargı kararlarını dolanmak suretiyle hareket edildiğini belirtti.

26 yıldan bu yana kamu makamlarının bu hukuksuzluklara alet olduğunu aktaran Metin Öztosun, “Zaten Avrupa hukuku da bunu tescilledi. Sürekli hukukun arkasından dolanılıyor. Biz hukuk alanında mücadele ediyoruz. Sürekli iptal davaları açıyoruz. Muhtemelen yine plan değişiklikleri ve yeni ruhsatlandırmayla yargı kararını etkisiz hale getirmeye çalışacaklar. Ama artık buna ‘dur’ demeliyiz” diyerek bölgedeki kuraklığa dikkat çekti:

“Elimizde veriler var ve Doğancı Barajı‘nda yüzde 24 oranında su var. Nilüfer Barajı ise boş. Kurak bir dönem geçiriyoruz ve Cargill, yeraltı su kaynaklarını kurutuyor. Buna rağmen biz halen oradaki su kaynaklarını çokuluslu bir şirkete tabiri caizse peşkeş çekiyoruz. Bunda sorumluluğu olan kamu makamları vatana ihanet içindeler. 27 yıldır bu ihanet devam ediyor. Her türlü hukuksuzluğu tescillememize rağmen ne yazık ki devam ediyorlar. Buna artık dur diyeceğiz ve durduracağız.”

Ekoloji örgütlerinden muhalefete ortak çağrı: ‘Deprem imarı’ kararnamesine karşı ortak mücadele edin!

Deprem bölgelerinin yeniden inşası konusunda Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’na olağanüstü yetkiler veren ve her türlü kamusal denetim için itiraz yollarını kapatan Cumhurbaşkanlığı’nın 126’ncı Kararnamesine karşı ekoloji örgütleri ortak bildiri yayımladı.

Bildiride, AKP iktidarının “kentsel dönüşüm”ü sermayenin çıkarına rantsal dönüşüme çevirdiğine dikkat çekilerek, ormanları, tarım arazilerini, sulak alanları yapılaşmaya açacak, kentlerin kültürel değerlerini yok edecek tarzda yeniden inşasının felaketin daha da derinleşmesine neden olacağına dikkat çekildi.

Muhalefet partilerine kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne götürme çağrısı yapan ekoloji örgütlerinin açıklaması şöyle:

‘Yeni felaketlere kapı açılıyor’

“6 Şubat depremleri 10 ilimizde büyük bir felakete dönüştü. Resmi açıklamalara göre, bugün itibariyle 45 bin 89 kişi hayatını kaybetti. Enkaz altında kalan, erişilemeyen binlerce yurttaş olduğu biliniyor. Depremde ölen hayvanlara dair ise hala net bilgiye sahip değiliz.

Bir doğa olayının toplumsal felaketle sonuçlanmasının nedeni “kader planı” değil, rant planıdır. Ülkemizin bir deprem bölgesinde yer aldığını biliyoruz. Ülkemizin her il ve ilçe merkezinin imar planlarının olduğunu ve bu imar planları yapılmadan önce planlanacak alanların yer bilimsel etüt raporlarının hazırlanması gerektiğini biliyoruz. Ülkemizde inşaat ruhsatı alınarak yapılan her bir binanın oturduğu alanda inşaat öncesinde zemin ve temel etüdü yapılması gerektiğini biliyoruz.

Tüm bu bildiklerimize rağmen doğa olaylarının afete, felakete dönüşmesi bilimsel, ekolojik ilkelere, toplumsal yarara göre değil, kâr ve ranta göre davranılmasının sonucudur. Yaşam alanlarımızın bir sınıfa, birkaç şirkete sermaye birikim alanı haline getirilmesinın sonucudur.

Şimdi bir kez daha aynı mantıkla hazırlanan 126 sayılı Kararname ile depremde yıkılan kentler yeniden inşa edilmek isteniyor.”

Örgütler, kararname ile bakanlığa verilen olağanüstü yetkileri şöyle sıraladı:

  • Kentlerin inşası ile ilgili yetkiler tek bir elde merkezileştirilerek Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na veriliyor.
  • Yürütülen işlemlere itiraz edilemeyecek, sürece halk katılımı hiçbir şekilde sağlanmayacak, yargısal denetim engellenecek, yargı devre dışı bırakılacak.
  • Kurum görüşleri, detaylı analizler gibi planlama çalışmasına altlık olacak veriler olmaksızın yapılan yer seçimleriyle yeni afetlere, felaketlere zemin hazırlanacak.
  • Kararnamede, geçici veya kesin iskân alanlarının fay hattına mesafesi, zemin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek belirleneceği belirtiliyor. Bu tek başına yeterli değildir. Kentleşmeyi ve kentsel yaşamı sadece yer bilimsel verilere bağlı kurgulamamak; kentsel aidiyet, kent kimliği, kültürel olguları da yok saymadan, ele alınacak kriterlerin içinde değerlendirmek gerektir. Bu anlamda kararnamede belirtilen kriterlere ek olarak orman, sulak alan, mera, tarihi ve kültürel alanların korunması gibi ekolojik kriterlerin ve kır-kent ilişkisi, sosyal yaşam, kent kültürü, kent ekonomisi, yöre halkının tüm gereksinimleri gibi sosyolojik kriterleri de önemseyecek bütüncül bir planlama süreci ele alınması gerek ve şarttır.
  • Deprem bölgesindeki tüm illerde orman ve mera alanları herhangi bir engelle karşılaşılmadan yapılaşmaya açılabilecek. Çoğunlukla tarım faaliyetiyle geçinen yurttaşların geçim kaynağı olan doğal alanlar da betona boğulacak. Su havzalarında, korunan alanlarda, tarım alanlarında iskân olmayacağı gibi kriterleri ve taşlık, kayalık, verimsiz ormanlar gibi biyolojik çeşitlilik için son derece önemli habitatları top yekûn yok sayıyor.
  • Halkın dahil olmadığı, üstten, merkezi bir karar alma süreciyle üretilen tip proje bina yığınları üretilip bir kez daha yıkıma uğrayacak.
  • Planlamayı devre dışı bırakan, mülkiyet hakkına sınırlamalar getiren, alelacele kararlarla yaşam alanları, doğal ve kültürel varlıklar telafisi mümkün olamayacak derecede tahribata uğratacak.

İktidarın depremi bahane ederek başlattığı inşaat atağını, “yeni sermaye birikim hamlesi,  yeni bir emek, ekoloji ve kültürel kırım hamlesi” olarak tanımlayan ekoloji örgütleri, şunları aktardı:

“İktidarın, besleyip büyüttüğü inşaat sermayesi ile birlikte aceleci bir enkaz kaldırma çalışmaları asbest başta olmak üzere çok sayıda kimyasal yaşamı tümden tehdit ederek ekolojik kırımı büyütmektedir. Kararname ile yıllardır kentlerimizin, vadilerin, meraların, sulak alanların, parkların, koruların, deprem toplanma noktalarının sermayenin talanı için “kentsel dönüşüm projeleri”ne peşkeş çekilmemesi amacıyla mücadele verenlerin hedef gösterilmeye başlanması bu nedenle çok manidardır.

126. Kararname’nin talancı ve rantçı anlayışı, başka şehirlerde de görmeye devam ettiğimiz, kentleşme ve konut sorunumuzu yeniden üretmekten, başka afetleri ve acıları yeniden yaşatmaktan başka bir işe yaramayacaktır.”

Mecliste grubu bulunan muhalefet partilerine, Anayasa’ya ve kanunlara açık aykırılıklar içeren bu kararnamenin iptal edilmesi için hızla Anayasa Mahkemesi’ne taşıma çağrısında bulunan aktivistler, tüm toplumun, demokratik örgütleri ve partilerin birleşik mücadeleyi büyütmesi gerektiğine vurgu yaptı.

İmzacılar

Adana Ekoloji Platformu, Artur Çevre Platformu, Bakırtepe Çevre Platformu, Büyük Menderes İnisiyatifi, Çekerek Irmağı Özgür Akacak Platformu, Çevre Mühendisleri Odası, Disk/Dev Yapı-İş, Divriği Yaşam ve Doğa Platformu, Ekoloji Birliği, Ekoloji Politik, Gaia Dergi, İklim Adaleti Koalisyonu, Kuşadası Çevre Platformu, Mezopotamya Ekoloji Hareketi, Muğla Çevre Platformu, Munzur Çevre Derneği, Polen Ekoloji Kolektifi, Samandağ RES Karşıtı Mücadele, Turgutlu İşçi Hakları Derneği Ekoloji Komisyonu, Umut-Sen, Validebağ Gönüllüleri, Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma Ve Geliştirme Derneği, Yeryüzü Ekoloji Kolektifi, Yeşil Sol İklim Krizi Çalışma Grubu, Yeşilırmak Çevre Platformu. 

Kadınlar ve lubunyalar 8 Mart’ta meydanlarda: İl il eylem takvimi

Kadınlar ve lubunyalar, erk yapının elinden almaya çalıştığı tüm hak ve özgürlüklerini yeniden dile getirmek, hükümete karşı kadın ve LGBTİ+ haklarının savunuculuğunu sokaklardan ve meydanlardan yapmak üzere 20 yıldır olduğu gibi yeniden bir araya geliyor.

Kadın mücadelesi ve LGBTİ+ mücadelesi birlikteliğinde, son yıllarda şiddeti artan polis müdehalesine karşı bir arada olacak kadınlar ve lubunyalar hükümetin sembolik olarak muhalif grupları almadığı Taksim Meydanı‘nda buluşacak. 21. Feminist Gece Yürüyüşü, İstanbul’da Taksim Meydanı’nda 19.30’da başlayacak.

8 Mart’ın simgesi: Feminist Gece Yürüyüşü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde düzenlenen ve bu sene 21. gerçekleştirilecek Feminist Gece Yürüyüşü, “Öfkeliyiz, yastayız… Feminist istandayız” sloganıyla geliyor.

Son senelerde İstanbul Valiliği tarafından yasaklanan ve bu nedenle polisin sert müdahalesiyle karşı karşıya kalan kadınlar İstiklal Caddesi boyunca ellerinde feminist mücadele bayrak ve patriyarkaya karşı yazılı dövizleriyle yürüyorlar.

Peki bu sene İstanbul’un dışında nerelerde yürüyüş gerçekleştirilecek?

Ankara

Ankara’da Ankara Kadın Platformu ve 19. Feminist Gece Yürüyüşü Örgütlenmesi’nin çağrısıyla bir araya gelinecek. Sakarya Meydanı’nda 19.00’da toplanılacak. Meydan’dan Yüksel Caddesi’ne kadar yürüyüş gerçekleştirilecek.

“İsyanımız yasımızı aşıyor kadın dayanışması yaşatıyor” şiarıyla sokaklara çıkacak kadınlar ve lubunyaların mesajıysa şöyle:

“Patriyarkal kapitalizmin ve erkek devletin kadın, doğa ve emek düşmanı rantçı politikalarına karşı birlikte yürüyor,
acımızı öfkemizi isyana dönüştürüyoruz!”

İzmir

İzmir’de yapılacak Feminist Gece Yürüyüşü ise 18.30’da eski Leman Kültür (Penguen Kitabevi- Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi) önünden başlayacak. İzmir Kadın Platformu tarafından yapılan açıklamada kadınlara şöyle seslenildi:

“İnsanca, güvenli, güvenceli bir yaşam için
Çocuklarımızı karanlığa teslim etmemek için buluşuyoruz.
Dayanışmayı büyütüyor, hesap sormak için bir araya geliyoruz!”

Antalya

Antalya’da Antalya Kadın Platformu tarafından yapılan çağrıda yürüyüş için Kışlahan Otel önünde saat 17.30’da toplanılacağı bildirildi. Yürüyüş ise Üçkapılar’dan başlayacak:

“Öfkemizle, isyanımızla kadın dayanışmamızı örüyor, öldüren düzeninizi yıkıyoruz!”

Adana

Adana Kadın Platformu ise Feminist Gece Yürüyüşü’ne “Yıktığınız hayatları dayanışma ile yeniden kurabilmek için ellerimizi birleştiriyoruz” ifadeleriyle çağırdı. Adana yürüyüş öncesinde 17.30’da İnönü Parkı’nda buluşulacak. Basın Açıklaması Atatürk Parkı’nda okunacak.

Aydın

Aydın’daki Feminist Gece Yürüyüşü için ise 18.00’da Bülent Ecevit Parkı’nda buluşulacak. 18.30’da Park’tan Deniz Bank önüne kadar yürüyüş gerçekleştirilecek. 19.00’da ise basın açıklaması yapılacak. Aydın Kadın Dayanışma Platformu yürüyüşe ilişkin şu çağrıda bulundu:

“Patriyakal kapitalizme, erkek devlet şiddetine, rant’a, yıkımlara karşı kadın dayanışmamızla yaşatacağız!”

Balıkesir

Balıkesir’de ise Ayvalık Cumhuriyet Meydanı’nda 18.00’da bir araya gelinecek.

Bodrum

Bodrum’da ise Tepecik Cami Meydanı’nda 17.30’da bir araya gelinecek. Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nin çağrısıyla yapılacak yürüyüş için ise şu çağrı yapıldı:

“Depremin değil siyasetin yerle bir ettiği yaşamlarımızı savunmak için feminist mücadelemizin yarattığı dirençle özgür bir yaşamı birlikte kurmak için 8 Mart’ta yıkıma, talana, ayrımcılığa, ve eşitsizliğe karşı alanlarda ve meydanlardayız.”

Bursa

Bursa Kadın Meclisi ise 8 Mart’ta Fomara Meydanı’nda saat 18.30’da buluşma çağrısı yaptı. “Depremde ölüme de, kadın cinayetlerine de dur demek için buluşuyoruz” denilen açıklamada kadınlara şöyle seslenildi:

“Sen de gel, mücadelemiz büyümüz.”

Çanakkale

Çanakkale’de ise 19.30’da İskele Meydanı’nda buluşulacak. Çanakkale MUAF LGBTİA+ Feminist Dayanışması yürüyüşe şu ifadelerle çağırıyor:

“Acımız ve öfkemiz büyük! Kadınlar ve lubunyalar olarak yaşamın bütün alanlarında varız, var olmaya devam ediyoruz. Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmedik, terk etmiyoruz!”

Çorum

Çorum Kadın Meclisi çağrısıyla Çorum’da yapılacak yürüyüş için ise Kader Meydanı’nda saat 18.30’da buluşulacak.

Denizli

Denizli’de ise 18.30’da Denizli Valiliği önünde buluşulacak.

Eskişehir

Kadınlar ve Lubunyalar Eskişehir’de 18.30’da Espark Bağlar kapısında yürüyüş için bir araya gelecek. Yürüyüş Eskişehir Demokratik Kadın Platformu çağrısıyla gerçekleştirilecek.

Kocaeli

Kocaeli’de ise Gebze Kent Meydanı’nda saat 19.00’da bir araya gelinecek.

Muğla

Muğla’da da Fethiye Kültür Merkezi önünde saat 18:30’da toplanılacak.

Samsun

Samsun’da ise Küçükpazar (Eski Vergi Dairesi) önünde 18:00’de buluşulacak.

Mersin

Mersin’de ise kadınlar ve lubunyalar dokuzuncu kez Feminist Gece Yürüyüşü’nde buluşacak. Kushimoto Sokağı’nda saat 19.00’da buluşulacak.

 

İmamoğlu ve Yavaş’tan Akşener’e ziyaret: Milletimizin ayrılığa tahammülü yok

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Cumhurbaşkanlığı seçimi için aday olmaya çağırdığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Akşener’le görüşmek üzere  İYİ Parti Genel Merkezi’ne gitti. İYİ Partili kurmaylar iki ismi kapıda karşıladı.

Ziyaret, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının bugün açıklanması beklenirken,  CHP, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti liderlerinin görüşmesine dakikalar kala gerçekleşti.

İki büyükşehir belediye başkanının Akşener’le gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından açıklama yapan İmamoğlu şunları söyledi:

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bilgisi ile bu ziyareti gerçekleştiriyoruz. Türkiyemizin depremle birlikte yaşadığı zor günlerde ve milletimizin, memleketimizin geleceği açısından Altılı Masa‘nın stratejisinin önemli olduğunun bilincindeyiz. Buna binaen buradayız. Duygularımızı paylaştık.

Mansur Yavaş da şu ifadeleri kullandı:

“Biz Millet İttifakı belediye başkanlarıyız. Masada olanları seyretme imkanımız yok. Önümüzde seçim var, milletimizin ayrılığa tahammülü yok. Deprem felaketinden sonra yaraları saracak şekilde, tekrar bir araya gelinmesi arzusu, halkımızın arzusu. Biz de görev edindik, genel başkana ilettik. Değerlendirecekler.”

‣ Akşener masadan kalktı: İmamoğlu ve Yavaş’ı göreve çağırıyorum

Meral Akşener’in iki başkana, güçlendirilmiş Cumhurbaşkanı yardımcısı görevini üstlenmeleri halinde masaya dönebileceğini söylediği belirtiliyor.

İYİ Parti sözcüsünden açıklama

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu ise ziyaret sonrası şunları söyledi:

“13. Cumhurbaşkanı’nın belirlenmesi süreci, 2 Mart’taki toplantının ardından Genel Başkanımız, daha önce mutabık kaldığımız uzlaşma, istişare ve halkın tercihi konularındaki ilkesel çerçeve ile bir müzakere sürecini yürütmüş, bu noktaya gelinmiştir.

Milletin sesi, milletin iradesi olma sorumluluğunu en başından bu yana duyan ve bu sorumluluk bilinci ile hareket eden sayın genel başkanımız milletimizin yine sesi doğrultusunda; milletimizi heyecanlandıracağını düşündüğümüz yeni bir kuşatıcı, kapsayıcı, milletimizi bu heyecana yeniden sevk edecek yeni bir öneri ile millet ittifakına önerisini oluşturmuştur.

Millet İttifakı’nın iş birliği ile başarı yakalamış büyükşehir belediye başkanlarımız genel başkanımızı ziyaret etti. Ziyaretleri sırasında, iki belediye başkanımıza, seçilecek 13. cumhurbaşkanının yetkili, icracı iki cumhurbaşkanı yardımcısı olmaları konusunda kendilerine önerilerini iletmiştir. Bu önerileri önümüzdeki dakikalar içinde sayın Kılıçdaroğlu’na da genel başkanımız aktaracaktır. Katılmasını bekliyor ve umut ediyoruz.”

‣ CHP MYK olağanüstü toplanıyor: Yolumuza devam ediyoruz

Belediye başkanları, Millet İttifakı toplantısına gidiyor

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da Millet İttifakı toplantısının yapılacağı Saadet Partisi’ne gideceği öğrenildi.

‣ Kılıçdaroğlu’ndan videolu açıklama: Bu sofrada Erdoğan dilinin yeri olmamalıydı

Ne olmuştu?

Akşener geçen cuma altılı masadan ayrıldığı açıklayarak İmamoğlu ve Yavaş’ı adaylığa çağırmıştı. İkili, Kılıçdaroğlu’na destek bildirmiş, CHP‘li 10 büyükşehir belediye başkanı da ertesi gün parti genel merkezinde genel başkanla birliktelik mesajı vermişti.

Aynı gün Ankara’daki basın temsilcilerine İmamoğlu ve Mansur’un Akşener’le görüşmeye gideceği bildirilmiş, ancak CHP yetkilileri daha sonra böyle bir ziyaretin planlanmadığını açıklamıştı.

Daha sonra yine CHP’den gelen açıklamaya göre İmamoğlu ve Yavaş’ın Akşener’le ‘genel merkez dışında’ görüşme talebine olumlu yaklaşıldığı bildirildi. İki ismin aday olarak Kılıçdaroğlu’nu görmek istediğini söyleyeceği ve ittifakın devamını talep edeceği belirtilmişti.

İYİ Parti sözcüsü Kürşad Zorlu’ysa görüşme iddialarını yalanlamıştı.