Ana Sayfa Blog Sayfa 5356

Aydınlar Miroğlu’nu yalnız bırakmadı

Barış Girişimi öncülüğünde bir grup aydın, tehdit edilen Orhan Miroğlu’na bir destek mesajı yayınladı. Bu şekilde:

Biz aşağıda imzası bulunanlar;

Yazar Orhan Miroğlu’nun hedef gösterilmesini kınıyor; farklı düşüneni ve eleştirel düşünceyi zorla, silahla susturmaya çalışan zihniyetlerin karşısında olduğumuzu bildiriyor; özgürlüklerden yana bütün güçleri, barış çabalarını da güçleştiren bu tür tehditlere karşı tavır almaya çağırıyoruz.

Adalet Dinamit – Adil Okay – Adnan Celayir – Ahmet Ada – Ahmet Ay – Ahmet Çakmak – Ahmet Dindar – Ahmet İnsel – Ahmet İsvan – Ahmet Özgenç – Akın Atalay – Ali Ertem – Ali Fikri Işık – Ali Uçansu – Altan Tan – Asuman Memen – Aydın Bodur – Aydın Engin – Aydın Yavuz – Ayse Cengiz – Ayşe Gül Altınay – Ayşe Kadıoğlu – Aytekin Yılmaz – Baskın Oran – Bekir Saydam – Bircan Yorulmaz – C. Murat Özgünay – Can İkizler – Celal Temel – Cemal Canbay – Çağatay Anadol – Çiğdem Mater – Çiğdem Yalçın Pamukçu – Derya Sazak – Devrim Cem Erturan – Dilek Dincer – Dilek Gökçe – Emin Aktar – Emrullah Beytar – Engin Sarı – Enver Sezgin – Erdal Karayazgan – Erdal Yavuz – Ergin Cinmen – Ergun Gümrah – Ergun Özbudun – Ergün Eşsizoğlu – Erol Katırcıoğlu – Ersin Salman – Faik Kuyurtar – Faruk Sanlı – Fehim Işık – Fehmi Işıklar – Ferhat Kentel – Fettah Timar – Feyhan F. Oran – Feyyaz Ekmen – Fırat Ceweri – Fikret Yıldız – Füsun Çeliker – Füsun Doğan – Gençay Gürsoy – Gökçe Tüylüoğlu – Gulsen Feroğlu – Gülnur Aksop – Gündüz Mutluay – Hacer Ansal – Hakan Tahmaz – Hale Akay – Halide Yıldırım – Hasan Kuruyazıcı – Hasan Öztoprak – Hasan Urel – Hatice Kızılyıldız – Hicri İzgören – Hülya Gülbahar – Hüseyin Çakır – Işıl Cinmen – İrfan Açıkgöz – İsa Özkan – İsmail Pırnar – Jale Mildanoğlu – Karaman Yavuz – Kasım Kılıçkap – Koray Doğan Urbarlı – Ludmilla Büyüm – M. Cahit Zilan – Mahmut Metin – Mebuse Tekay – Mebuse Tekay – Mehdi Tanaman – Mehmet Ali Temel – Mehmet Emin Avcı – Mehmet Kahraman – Mehmet Korkmaz – Mehmet Ünlüdere – Mehmet Yaşar Özer – Melek Ulagay Taylan – Mesut Yeğen – Mihrac Ural – Mine Nazar – Mithat Sancar – Muharrem İkitimur – Muhsin Kızılkaya – Murad Ciwan – Murat Paker – Mustafa Aydoğan – Mustafa Erdoğan – Muzaffer Sağlam – Müfid Yüksel – Müge Sökmen – Müjgan Arpat – Müslüm Üzülmez – Nazar Büyüm – Nebahat Akkoç – Necmettin Aslan – Nesrin Sungur – Neşe Erdilek – Nezir Cibo – Nimet Demir – Nurcan Çalışkan – Nuri Ekingen – Nuri Ödemiş – Okan Akhan – Orhan Alkaya – Osman Kavala – Oya Baydar – Ömer Faruk – Ömer Laçiner – Ömer Madra – Ömer Özmen – Ömer Zengin – Özlem Dalkıran – Pamuk Yıldız – Raffi Hermon – Ragıp Zarakolu – Recep Maraşlı – Reha Ruhavioğlu – Reso Zilan – Rıza Aydın – Salih Zeki Tombak – Savaş Çeliker – Sema Güçlü – Sema Kılıçer – Semih Kaplanoğlu – Serdar Değirmencioğlu – Serdar Kordu – Serdar Onat – Seyfettin Arda – Sezgin Tanrıkulu – Silva Özyerli – Suna Guler – Sunahan Develioğlu – Suzan karaman – Tahsin Eris – Tan Morgül – Tarık Ziya Ekinci – Tatyos Bebek – Temel İskit – Ülkü Özen – Ümit Fırat – Ünal Ünsal – Vecdi Sayar – Yalçın Ergündoğan – Yervant Bostancı – Yıldız Ramazanoğlu – Yusuf Konak – Zafer Kıraç – Zeki Dikme – Zeynep Kaya – Zeynep Tozduman – Zozan Özgokçe

Yeşiller: Polis şiddetine son!

Yeşiller Partisi EşSözcüleri Ümit Şahin ve Yüksel Selek, polisin üniversite öğrencilerine yönelik artan şiddetini protesto eden bir bildiri yayınladılar. Bildiride sorumluların istifası da isteniyor. Bildirinin tam metni şu şekilde:

Kamuoyunun dikkatine!

Başbakan Erdoğan’ın üniversite rektörleriyle buluştuğu sırada barışçıl protesto gösterisi yapmak isteyen öğrencilere şiddet uygulayarak bazılarının yaralanmasına, bazılarının baygınlık geçirmesine ve bir kadın göstericinin bebeğini düşürmesine neden olan İstanbul Emniyet Teşkilatı’nı ve onun bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’nı en güçlü şekilde kınıyoruz. Yetkilerini aşarak orantısız güç kullanan tüm güvenlik güçleri ve amirleriyle ilgili savcıları göreve, İstanbul Emniyet Teşkilatı Müdürü Hüseyin Çapkın’ı ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı istifaya çağırıyoruz.

Özellikle referandum sürecinde AKP hükümeti sürekli demokrasi yolunda ilerlendiğini, 12 Eylül’den sonra özgürlüklerle dolu bir Türkiye’ye uyanacağımızı söylemişti. Bu mu demokrasi? Kendileriyle ilgili bir konuda söz haklarını kullanmak isteyen öğrenciler vahşice saldırıya uğradı. Televizyonlardaki görüntüler bir ileri demokrasi ülkesine değil, ancak faşist bir diktatörlüğe ait olabilir. AKP hükümeti bu sefer sorumlu olarak yargıyı veya muhalefet partisini de gösteremez. Kendi İçişleri Bakanlığı’na bağlı, kendi Emniyet Teşkilatı’nın polisleri bu şiddete sebep oldu. Öğrencilere yönelik şiddetin tek sorumlusu AKP hükümetidir!

Barışçıl gösteri yapmak, 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca iç  hukukumuz kabul edilen İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kararları uyarınca bir haktır. Polis Akademisi’nde insan hakları dersini veren Prof. Vahit Bıçak’ın da belirttiği gibi barışçıl gösteri ve yürüyüş temel bir insan hakkıdır. Bu kullanması için izin alınmasına dahi gerek yoktur. Güvenlik güçlerinin görevi ancak ve ancak gösteri yapan grubu dışarıdan gelecek müdahalelere karşı korumaktır. Şiddet kullanmadıkları takdirde göstericilerin, protestoya sebep olan mekâna en az gösteriye katılmayan vatandaşların yaklaşabildiği kadar yaklaşabilmeleri ve seslerini duyurmaları gösteri yapma mantığının temelinde vardır. Ancak İstanbul Polis Teşkilatı’nın ve İçişleri Bakanlığı’nın bazı öğrencilerin İstanbul’a girişini engellemesi ve İstanbul’dakileri de cop, gaz ve göz yaşartıcı bombayla durdurması bahsettiğimiz hukukî düzenlemelere ve mantığa aykırı şekilde gerçekleşmiştir. Polis tamamen hukuka aykırı şekilde davranmış ve orantısız şiddet uygulamıştır. Hukuka uygun olmayan bu davranış derhal ve en ciddi şekilde cezalandırılmalıdır. Aksi takdirde “ileri demokrasi” söylemi altında faşizan bir uygulama meşrulaştırılmış olacaktır.

Ancak ağzından “demokrasi” kelimesi düşmeyen hükümetten sorumluluğu üstlenmesini ve şiddet yaratan sorumlular hakkında gerekli hukuksal süreci başlatmasını beklerken hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, öğrencilere “gösterilen yerde, huzur bozmayan toplantılar” yapmasını tavsiye etmektedir. Üzgünüz Sayın Çiçek, huzurunuz bozuldu. Ancak daha çok üzüldüğümüz şey, bundan sonra huzurunuzun hep bozulacak olması. Çünkü biz, gerçekten demokratik bir Türkiye için barışçıl eylemlerimizi yapmaya ve haklarımızı aramaya devam edeceğiz. Sizin gösterdiğiniz yer ve şekilde değil. İstediğimiz yerde, istediğimiz şekilde!

Ümit Şahin –  Yüksel Selek

Yeşiller Partisi Eş Sözcüleri

Günün fosili ödülü ABD’nin, AB ilk kez kürsüde

Cancun, 7 Aralık 2010 – Uluslararası  İklim Eylem Ağı CAN International tarafından her gün dağıtılan günün fosili ödülü bugün ABD’ye verildi. Bugün dağıtılan ödüllerde Kanada ikinci olurken Avrupa Birliği üçüncü oldu.

İklim değişikliği zirvelerinde her gün 500 STK tarafından verilen oylarla günün en kötü politikalar yürüten, sürece en çok zarar veren ülkelere günün fosili ödülü veriliyor. Bugün bu yıl ilk kez ödül alan ABD birinci oldu. Avrupa Birliği de ilk kez kürsüye çıkarak 3. oldu. Cancun zirvesinin başından beri defalarca günün fosili seçilen Kanada ise 2. oldu.

Ödül gerekçeleri şöyle:

Avrupa Birliği sıcak hava da denen ve Kyoto Protokolü’ne zarar veren AAU’larla başa çıkma konusunda spesifik bir çaba göstermediği için üçüncü;

Kanada, 45 yıl daha kirletmeye devam eden dair açıklamalar Çevre Bakanlığı yapan sihirli dünyada yaşamaya devam ettiği için ikinci;

ABD, bir süre sessiz kaldıktan sonra bu sabah gelişmiş ülkelerin 2020’ye kadar emisyonlarını %25-40 düşürmelerine karşı olduğunu açıkladığı için birinci oldu.

İklim zirvelerinde günün en çok merak edilen ve en çok izlenen etkinliklerinden biri olan gününfosili ödül töreninde günün fosili marşı söylendi.

(Yeşil Gazete)

2011 endeksinde Türkiye’nin iklim değişikliği performansı “çok kötü”

Cancun, 7 Aralık 2010 – Almanya’nın önce gelen sivil toplum kuruluşlarından Germanwatch ve İklim Eylem Ağı’nın Avrupa grubu CAN Europe dün yaptıkları basın toplantısında her yıl yayınlanan İklim Değişikliği Performans Endeksi’nin altıncısı olan 2011 endeksini açıkladılar.

Yüksek düzeyde karbon emisyonu yapan 57 ülkenin emisyon düzeylerinin ve iklim poltikalarının değerlendirildiği endeks bu yıl ilgili ülkelerden 190 uzmanın katkısıyla hazırlandı.

2011 endeksine göre iklim değişikliği politikaları ve emisyonları açısından en başarılı performansa sahip ilk üç ülke Brezilya, İsveç ve Norveç oldu. Almanya ise dördüncülüğe geriledi. Kanada’nın sonuncu olduğu sıralamada, son dörtteki diğer ülkeler Suudi Arabistan, Kazakistan ve Avustralya oldu.

İklim değişikliği performnsı sıralamasında en fazla karbon emisyonu yapan ABD 54., Çin ise 56. sıraya düştü. Performansı “çok iyi” kategorisine giren ülke olmadığı için ilk üç sıra boş bırakılıyor ve sıralama dördüncülükten başlatılıyor.

Türkiye ise bu sene bir sıra gerileyerek 50. sırada yer aldı.

Toplam performansta 49 puanla 50.sırada yer alan, yani sondan 11. olan Türkiye, genel skorda çok kötü, emisyonların artış trendinde çok kötü, emisyon düzeyinde orta, iklim politikaları skorunda ise çok kötü olarak derecelendirildi.

Türkiye ayrıca 14 yeni endüstrileşen ülke arasında 12. sırada yer aldı.

Sonuçlar www.germanwatch.org/ccpi adresinden indirilebilir. (Yeşil Gazete)

(Yeşil Gazete)

Kadın Sığınakları Kurultayı’na davet

Yeşil Gazete, asagidaki duyuruyu Mor Cati Kadin Siginagi Vakfi adina yapmaktadir. Ayrintili bilgi icin duyurudaki iletişim adreslerini kullanabilirsiniz.

Kadin Siginaklari ve Danisma/Dayanisma Merkezleri 13. Kurultayi Daveti

Sevgili Kadinlar,

25 Kasim Uluslararasi Kadina Yonelik Siddete Son Gunu etkinligi kapsaminda ilkini 1998 yilinda gerceklestirdigimiz Kadin Siginaklari ve Danisma/Dayanisma Merkezleri Kurultayi’nin on ucuncusu icin yine toplaniyoruz.

Turkiye’nin her yerinde kadina yonelik aile ici siddete karsi mucadele eden bizler, her yil baska bir ilde duzenledigimiz kurultayimizi 2010 yilinin Temmuz ayinda Istanbul’da ana bilesenlerle gerceklestirdigimiz ara kurultayda aldigimiz karara uygun olarak bu yil 17-18-19 Aralik tarihlerinde Soke’de Soke Kadin Siginagi Dernegi’nin ev sahipliginde gerceklestirecegiz. Soke Kadin Siginagi Dernegi olarak 13. Kadin Siginaklari ve Danisma/Dayanisma Merkezleri Kurultayi’na ev sahipligi yapmaktan onur duydu gumuzu dayanisma ruhumuzun gucunun verdigi heyecanla belirtmek istiyoruz.

Kadina yonelik aile ici siddeti sorgulamak, aciga cikartmak; kadinlar arasi dayanismayi yukseltmek; orgutlulugu gelistirmek, kadin siginaklari ve merkezleri olan veya acmak isteyen, ozel olarak kadina yonelik aile ici siddete karsi mucadele eden kadin gruplari ve kuruluslari arasinda deneyim aktarimi saglamak; kadina yonelik aile ici siddete karsi mucadelede ortak bir dil ile politikalar belirlemek ve ortak eylem programlari olusturmak amaciyla gerceklestirdigimiz bulusmanin ilk gunu sunumlarla diger iki gunu atolye calismalari ile surecek. Sizleri kurultayda birlikte olmaya davet ediyoruz.

Dayanismayla

Kadin Siginaklari ve Danisma/Dayanisma Merkezleri Kurultayi Ana Bilesenleri

Toplanti Tarihi: 17-18-19 Aralik 2010

Toplanti Yeri: Soke Belediyesi ve Atinc Otel

Konaklama Yeri: Atinc Otel – Ataturk bulvari No: 42 Kusadasi/ Aydin

Tel: 0256 612 0505

Kadin Siginaklari ve Danisma /Dayanisma Merkezleri Kurultayi Ev Sahibi Soke Kadin Siginagi Dernegi adina iletisim kisisi: Hatice Atay tel no: 0536 3379442 )

Türkiye ordusunda eşcinsel yurttaşlara ayrımcılık ve şiddet

ABD’de eşcinsel askerlerin durumu tartışılırken, Türkiye açısından bu konu insan haklarına ve onuruna aykırı durumlar yaratmaya devam ediyor. Türkiye’de eşcinsellik yasak değil. Ancak hükümet, 2008’de eşcinselliğin dünya çapında suç olmaktan çıkarılması yönündeki AB destekli metni imzalamayı reddetti. Yasaların ve siyasetin muazzam bir dönüşüm geçirdiği bir ülkede, bu konudaki tabular yerli yerinde duruyor.

Türkiye’de askerlik yapan eşcinseller, nefret barındıran aşağılamalarla karşılaşıyorlar. TC vatandaşı erkeklerin askerlik yapmamasının yollarının kapalı olması, durumu daha da kötü bir şekle sokuyor. Askere gitmeme durumlarını kanıtlama yükü de onların omuzlarında. Muafiyet sadece iki şartta mümkün: Zihinsel veya fiziksel engel ve eşcinsellik. Türkiye, vicdani ret hakkını tanımıyor.

Akrabaları tarafından reddedilmekten ve ayrımcılıktan korkan birçok eşcinsel, cinsel yönelimleri konusunda yalan söylemeyi tercih ediyor. Radikal gazetesinin haberine göre, 20’lerinin ortasındaki eşcinsel bir asker şöyle diyor:

“Her iş görüşmesinde askerliğinizi yapıp yapmadığınızın sorulması ve niçin yapmadığınızı açıklamanız istendiği için, askerlikten muaf olma kararı sizi hayatınız boyunca damgalıyor. Bazıları bunun yerine eşcinselliğini reddedip askere gitmeye karar veriyor.”

“Saçma ve nefret içeren testler uygulanıyor”

Birçok eşcinsel, askere gitmemek için eşcinsel olduklarını kanıtlamak adına çeşitli aşağılamalara maruz bırakılıyor. Ordunun sağlık düzenlemesine göre, bir eşcinselin hizmetten muaf tutulması için ‘cinsel davranış bozukluklarının aşikâr olduğunun ve askeri bir bağlamda ortaya çıktığında sorun yaratacağının’ kanıtlanması gerekiyor.

Yapılan testlerin saçmalığını dile getiren bir eşcinsel asker, “Bazı testlerde ağaç, ev ve insan çizmem gerekti. Sonra niçin öyle çizdiğinize dair soruları yanıtlamanız gerekiyor” diyor. Diğer eşcinseller, çocukken oyuncak bebekle oynamayı sevip sevmediklerinin veya kadın kıyafeti giymekten zevk alıp almadıklarının sorulduğunu anlatıyor.

Eşcinselliğin kanıtlanması talebi

Bundan kısa bir süre önce, Almanya dergisi Der Spiegel’de “Türkiye’de eşcinseller ve askerlik” konulu bir haber yayınladı. Der Spiegel’in analizinde, eşcinsellerin Türkiye’de askerlikten muaf olmak için eşcinsel olduklarını fotoğraf ya da görüntüyle kanıtlamaları talebine değinilmiş ve bu fotoğrafların arşivlendiği öne sürülmüştü.

Eşcinsellik ile ilgili tabular yerli yerinde duruyor

Türkiye’de eşcinsellik yasak olmasa da, hükümet, 2008’de eşcinselliğin dünya çapında suç olmaktan çıkarılması yönündeki AB destekli metni imzalamayı reddetti. Yasaların ve siyasetin muazzam bir dönüşüm geçirdiği bir ülkede, bu konudaki tabular yerli yerinde duruyor. 2006 tarihli bir çalışmaya göre, kentli eşcinsel veya biseksüellerin yüzde 23’ü tacize maruz kalmış. (www.marksist.org)

Mezopotamya, Ekoloji Forumu’na çağırıyor

Yeşil Gazete, asagidaki duyuruyu Mezopotamya Sosyal Forumu adina yapmaktadir. Ayrintili bilgi icin duyurudaki iletişim adreslerini kullanabilirsiniz.

Doga ile iliskimiz var olusumuzdan beri suregelen ve kacinilmaz bir olgudur. Beslenme, barinma, giyinme ve soludugumuz hava gibi yasamsal gereksinimlerimizi dogadan karsilamaya devam etmekteyiz.  Bu gune kadar tum nimetlerini bizimle comertce paylasan doga; insanin sinirsiz istekleri karsisinda pes etmek uzeredir.

Gunumuze kadar devam eden tahakkumcu ekonomik ve siyasal sistem, dunyayi daha yasanilmaz hale getirmektedir. Kapitalistlerin hirslari, tutkulari ve arzulari;  insan ve dogayi feda edilebilir birer metaya indirgemistir. Egemenlerin somuru duzenini surdurmek amaciyla cikardiklari savaslarda, ilk gozden cikarilanlar her zaman doga ve insan olmustur.

Ortadogu’da yillardir devam eden savaslarin en onemli sebepleri, iktidar mucadeleleri, halklarin cesitliliginin taninmamasi v e buna bagli olarak dogal kaynaklarin kontrolu ve somurusudur. Ozellikle petrol, su, maden rezervleri acisindan zengin olan Ortadogu cografyasinda yasayan halklar bu rezervlerin somurulmesi adina yerlerinden edilmekte ve bu sayede halklar modern-kuresel-kapitalist sisteme bagimli kilinmaktadir. Ayrica tarimsal uretimin cesitliligi monokultur ve GDO’lu urunler sayesinde “daha cok verim” adina yok edilmekte ve yikimin boyutlari ekolojik-ekonomik-kulturel ve toplumsal alanlarda kendini gostermektedir.

Dunya ekosistemi artik insan tahribatlarini hazmedemeyecek boyuta ulasmistir. Kuresel isinma bu bozulmanin en buyuk gostergesi olup , “dunya benimdir” diyen zengin efendileri bile tehdit etmektedir. Insanlik artik yol ayrimina gelmistir.

Bu yol ayriminda,  algi kapilarimizi aralamak ve ortak bir mucadele hatti ormek icin ekoloji aktivistlerini, kolektifleri, olusumlari, taban orgutlenmelerini dil, din, irk, renk, cinsiyet ayrimi olmaksizin 29-30 Ocak 2011 tarihlerin de Diyarbakir’da duzenleyecegimiz Ekoloji Forumu’na davet ediyoruz.

Ayrica Cochabamba’dan, alternatif  su forumlarina; dunya baraj karsiti hareketlerden yerel ozerk orgutlenmelere kadar butun kuresellesme ve yikim sistemi karsisinda duran hareketleri ve olusumlari selamliyor ve foruma katilmaya davet ediyoruz.

TARTISMA EKSENLERI

* Ortadogu’da Dogal Kaynaklarin Yonetimi Ve Tuketimi
* Ekoloji Ve Siyaset Duzleminde Toplumsal Sistem Arayislari:  Deneyimler Ve Direnisler
* Genetigi Degistirilmis Dunya’nin yan etkileri ve alternatifler: Gida egemenligi ve Mezopotamya’da GDO
* Ekolojik cesitlilik: Halklarin ve Doganin Cesitliligi
* Ekolojik Krizin Nedenleri ve  Krizden Cikis Icin Yaklasimlar
* Surdurulebilir Kentler(Eko Kentler) ve Alternatif Teknolojiler

Mezopotamya Sosyal Forumu

Iletisim:

adres: Istasyon c ad. Sumerpark Kampusu MSF evi MERKEZ Diyarbakir 21100
e-Posta: [email protected]
Telefon: 0412 226 30 85

19 ülke Nobel davetini geri çevirdi

0

19 ülke, Nobel Barış Ödülü için düzenlenecek törenin davetini geri çevirdi.

Nobel Komitesi, olağan geri çevirme sayısında artış yaşanarak, 19 ülkenin, 10 Aralık tarihinde Norveç’te gerçekleşecek olan Barış Ödülü törenine katılmaları için yapılan daveti geri çevirdiklerini doğruladı. Nobel Barış Ödülü bu yıl, Çinli düşünce mahkûmu Liu Xiabo’ya verildi.

Komite’ye göre katılmayı reddeden on dokuz ülke Afganistan, Çin, Kolombiya, Küba, Mısır, İran, Irak, Kazakistan, Fas, Pakistan, Filipinler, Rusya, Suudi Arabistan, Sırbistan, Sudan, Tunus, Ukrayna, Venezüella ve Vietnam’dır.

Uluslararası Af Örgütü Asya-Pasifik Direktörü Sam Zarifi, Çin’in, siyasi baskı ve ekonomik şantajı bir arada kullanarak, Nobel Ödül törenine katılmamaları için hükümetlere gizliden gizliye baskı yaptığını söyledi.

Sam Zarifi, “Çin’in, baskı ve tehditlere rağmen ülkelerin yalnızca küçük bir azınlığını ikna edebildiği gerçeği, isteklerinin kabul edilemez bir nitelikte olduğunu göstermektedir. Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar bu tarz zorbalıklara direnmeye devam etmelidirler” dedi ve ekledi:

“Çin, bazı büyük ekonomik gelişmeler kaydetmiştir, ancak dünya devletleri Çin’in iktisadi büyümesi karşısında büyülenmemelidir. Çin halkı insan hakları konusundaki küresel tartışmanın bir parçası olmak istiyor ve biz onları tamamen dâhil edebilmek için mümkün olan her şeyi yapmalıyız.” (www.amnesty.org.tr)

LGBTT örgütleri: Hasta iddia edilerek hedef gösteriliyoruz!

Türkiyeli birçok LGBT örgütü, hükümetlerin ve kamu görevlilerin LGBTT yurttaşları konu alan söylem ve uygulamalarına karşı ortak bir basın açıklaması yaptılar. Bu önemli açıklamayı aynen yayımlıyoruz.

Kamuoyuna,

26-27 Kasım 2010 tarihleri arasında, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı öncülüğünde Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın da katılımıyla gerçekleşen ‘Antalya Aile Konferansı’ başlıklı toplantının sonuç bildirgesinde, eşcinsellik, bilimsel gerçeklere ve insan haklarına aykırı şekilde, bir kez daha hastalık olarak ele alınmaya çalışıldı. Bu bildirgenin, konu hakkında bilimsel yeterliği olmayan kişiler tarafından hazırlanmış olduğu ve muhafazakar ideolojinin argümanlarını yansıttığı açıktır.

Bildirgede, aile kurumuna tehdit olarak gösterilmeye çalışılan eşcinsellik, bu kez de, maksatlı biçimde, ensest tabu ile beraber ele alınmıştır. Bu ele alış tarzıyla hedeflenen, aslında, toplum kesimlerinde eşcinsel yönelime ilişkin olarak da olumsuz çağrışımlar oluşturmak; eşcinsellere yönelik toplumsal ayrımcılık ve nefret söylemine zemin hazırlamaktır. Bu suretle Türkiye’deki LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve trans) yurttaşlar ile LGBT derneklerinin hedef gösterildiği açıktır.

Aileyi koruma iddiasında olan bildirge, dini nikâhın meşru ve yeterli sayılması ve kürtajın engellenmesi talebinde bulunan maddeleriyle birlikte, yalnızca biz eşcinsellerin özgürlüklerine saldırmakla kalmayıp; Türkiye’de kadınlara ve Medeni Kanun’a ilişkin bir takım tarihi kazanımları da tehdit etmektedir. Kadının bedeni ve yaşamına dair karar alma inisiyatifinin sadece kendinde olması gerekliliğini yok sayarak; kadın ve toplum için en makbul olanın erkek egemen, karşı cinsten eşlerden oluşan aile modeli olduğunu öne sürmektedir.

Bilindiği üzere, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, bu yılın Mart ayında da eşcinselliği hastalık olarak değerlendirdiğini belirtmişti. Bakan Kavaf’ın eşcinsel yurttaşları açıkça hedef göstermesinin ve eşcinsellere yönelik nefret söylemini meşrulaştırma girişiminin ardından; Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği ve Türk Psikologlar Derneği, olması gerektiği üzere, Kavaf’ın açıklamasının bilimsel tıp ölçütlerine ve insan haklarına tamamen aykırı olduğu bilgisini kamuoyu ile paylaşmıştı. Takipçisi olduğumuz sonraki süreçte ise, Bakan Kavaf ve AKP hükümeti, kendilerine yöneltilen yoğun eleştirilere kayıtsız kalmayı sürdürmüş ve geri adım atmamışlardır.

Bizi, kendimizden; temsil etme iddiasında oldukları aileleri, bizden; ve toplumu, potansiyel olarak kuracağımız ailelerden ‘koruma’; niyetiyle oluşturulduğu anlaşılan bu bildirinin, tüm bilimsel gerçekleri göz ardı ettiği ortadadır.

Ülkemizdeki siyasi iktidar ve siyasi iktidar yandaşı bir grup sivil toplum kuruluşu tarafından eşcinsellere karşı yükseltilen nefret söylemine ve baskıya karşın bizler, dünyanın farklı bölgelerinde evli olan hemcins çiftlerin de mutlu beraberliklerine tanığız.

Eşcinsellerin maruz kaldığı nefret cinayetlerinin son yıllara ilişkin istatistiki bilgileri elimizde mevcutken, konferans yetkililerinin ve Devlet Bakanı Kavaf’ın eşcinselleri hasta ilan edip, hedef göstermelerini cinayete ortak olmak olarak görüyor ve bu sorumsuzca davranıştan ötürü kendilerini kınıyoruz.

Bizler, ailelerimizin de desteğiyle haklarımızı talep etmeye ve bu yoldaki mücadelemizi vermeye devam edeceğiz (ki destekleri olmasaydı dahi yine devam ederdik). Mücadelemizin meşruiyetini farklı olana karşı duyulan kinden ve statükodan değil, birbirimizi anlamayı denediğimiz ve birbirimize güvenebildiğimiz bir ülke idealinden alıyoruz. Ailelerimizi ise toplumsal nefreti körükleyen ideolojilerin temize çekildiği bir sığınma evi olarak değil, bireylerin isteyerek oluşturduğu bir yaşam alanı olarak tahayyül ediyoruz.

Kamuoyuna önemle duyurulur.

İmzacılar:

Lambdaİstanbul LGBTT Dayanışma Derneği

İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi

Kadın Kapısı LİSTAG (Lambdaİstanbul Aile Grubu)

Hevjîn Diyarbakır LGBTT Oluşumu

Çukurova Eşcinsel İnisiyatifi

Kaos GL Derneği

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu

Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneği

İTÜ Cins Arı

İÜ Radar LGBTT Topluluğu

Bahçeşehir Gri (Gender roles & identities) Kulübü

luBUnya Boğaziçi Ünirvesitesi LGBTT Toplululuğu

Sabancı Üniversitesi Cins Kulüp

ODTÜ LGBTT Dayanışması

Bilkent LGBTT Dayanışması

Destekçiler

Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP)

Amargi Kadın Kooperatifi

Cancun’da binlerce aktivist iklim adaleti için yürüdü

Cancun, 7 Aralık 2010 – Cancun’da bugün iklim değişikliği konusunda adil, radikal ve bağlayıcı önlemler alınmasını isteyen sivil toplum örgütleri ve aktivistler tarafından büyük bir yürüyüş düzenlendi. Sabah saatlerinde kent meydanında başlayan ve yaklaşık beş bin kişinin katıldığı yürüyüş 3 saat sürdü.

Çiftçiler ve yerli halklare tarafından kurulmuş çok sayıda örgütün ve işçi sendikalarının yanı sıra Friends of the Earth, Greenpeace gibi uluslararası sivil toplum örgütlerinin de katıldığı barışçı yürüyüşte iklim adaleti çağrısı yapıldı, sloganlar atıldı. Yürüyüş boyunca en fazla atılan sloganlardan biri Latin Amerika muhalefetinin ortak sloganı olan ve  “birleşen halklar asla yenilmez” anlamına gelen “el pueblo unido jama sera vencido” idi.

Yürüyüşte çektiğim bazı fotoğrafları aşağıdaki galeride bulabilirsiniz.

Fotoğraflar: Ümit Şahin – 7 Aralık 2010, Cancun