Ana Sayfa Blog Sayfa 5355

Mastercard ve Visa’ya ‘Wikileaks misillemesi’

0

Bilgisayar korsanları, kredi kartı devleri Mastercard ve Visa’nın internet sitelerine saldırdı.

Saldırı, Anonymous (Anonim) adlı bir hacker grubunun ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gizli belgelerini yayımlayan Wikileaks’e hizmet vermekten vazgeçen şirketlerin peşine düşeceği yolundaki tehditlerini izliyor.

Saldırı nedeniyle Mastercard ödemeleri aksadı. Ancak şirket, kredi kartlarıyla alışverişlerde bir sorun yaşanmadığını duyurdu.

Visa’nın internet sitesinde de sorunlar başgösterdiği belirtiliyor.

Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da “Operation Payback” (İntikam Operasyonu) adlı bir hesapta, Visa’nın sitesinin de çökertildiği mesajı yer aldı.

Mesajda, saldırının Wikileaks için gerçekleştirildiği söyleniyor.

‘İntikam Operasyonu’

Mastercard sitesinde kart bilgilerinin girilmesi sonrasındaki onay aşamasında sorunlar yaşanırken, şirket, müşterilere ait hesap bilgilerinin güvende olduğunu duyurdu.

Wikileaks’e yapılan bağışları engelleyen Paypal da saldırıya uğradı.

Şirket, Wikileaks hesabının şirketin hizmet kurallarını ihlal ettiğini duyurdu.

Paypal yöneticilerinden Osama Bedier, “27 Kasım’da ABD Dışişleri Bakanlığı Wikileaks’e bir yazı göndererek, faaliyetlerinin yasa dışı olduğunu bildirdi. Bunun ardından biz de Wikileaks hesabını askıya almak zorunda kaldık” dedi.

Hacker’lar Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’ın hesabını donduran İsviçre bankası PostFinance’e de saldırmıştı. Saldırılarda tecavüz suçlamasıyla Assange için tutuklama emri çıkaran İsveç mahkemesinin bilgisayarları da hedef alınmıştı. (BBC)

Yumurta, ayakkap ve samimiyet

“Bak terlik geliyoo…” anonim.

Bir kaç gün önce Yeşiller Partisi olarak yaptığımız açıklamada İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın ve İç İşleri Bakanı Atalay’ı istifaya çağırdık. Sebep malum; sorumlusu oldukları polisler anne karnındaki bir bebeği öldürmüşler ve bir çok kişinin de ağzını, burnunu kırmışlardı.

Yalnızca biz mi? Birçok parti, sivil toplum kuruluşu, entelektüel ve sanatçı da demokratik yollardan aynı veya benzer beyanlarda bulundu. Sonuç;

Başbakan açıklama yaptı. Polis görevini yapmış. Bu gençlerin ne olduğu zaten sırtlarına geçirdikleri parkalarından belliymiş. Molotof kokteyline izin verilmezmiş… Sonra da demokrasi dersi veriyor. Her şeyin yolu yordamı varmış.

Peki yolunca yordamınca gelen eleştirileri, iktidarın lideri ne kadar düzünden anlıyor ki? Ya da iktidar demokratik yollardan kendisini ifade etmek isteyen görüşler için, seçim barajını kaldırmaya yönelik en ufak bir hamle yaptı mı? Çağdaş modellerdeki gibi; STK’ların, sendikaların iktidara demokratik yollarla yaptırım uygulayabileceği, yönetimde söz sahibi olduğu zemine yönelik herhangi bir girişim oldu da biz mi duymadık?

Yaşanan son gelişmelerde; kim ne söyledi, kim nasıl anladı? Görüntülerde biz ne izledik, başbakan ve danışmanları ne izledi?

Ortada bariz bir iletişim sorunu var. Sanırsın aynı dünyada yaşamıyoruz.  Zaten aynı dünyada yaşamıyoruz, mesele de bu!

Onlar birer tv kahramanı… Çizgi roman kahramanı gibi bir şey. Karşınıza geçmiş bıkbıkbık konuşuyorlar. Siz onu duyuyorsunuz ama o sizi duymuyor. Küfrediyorsunuz neden duymuyor diye? Anlıyorsunuz ki tv böyle bişey.

Sonra aynı ekranın içinde bir başkası sizin düşüncelerinize ayna tutuyor. Heh diyorsunuz beni duymasa da onu duyuyor olmalı. Fakat onu da duymuyor. Duyması için bir yaptırım yok ki?

Zaten o sebeple değil mi? Gerek Türkiye’de gerek dünyada, seslerini duyurmak isteyen insanlar alternatif eylem modelleri üzerine kafa yoruyorlar.

İlk El-Zeydi ile gözlerimiz parlayıverdi. Ayakkabı hedefi bulmadı ama, Bush eğildi. Anlayacağınız “Zeki Müren de bizi gördü.”

O zamanlar tv’de muhabirler simgebilimcilere sordu: “Ayakkabı fırlatmak ne demek?” diye.

Onlar da yanıtladı: “Karşındakini en aşağı görmek”, “yerin dibine sokma girişimi” diye. Çok akıllıca bir yorum. Bravo.

Bu mantıkla dün atılan yumurtalar da karşındakini henüz olgunlaşmamış ya da çocuk olarak görmek olsa gerek. Bu yorumların haklılık payı yok değil…

Bu girişimlerin esas anlamı, yanılsamayı (inlusio) kırmak.

Bugün biliyoruz ki basit-komünal toplumlarda, farklı farklı biçimlerde olsa da, toplumlar kabile şeflerini genellikle yılda bir gün “adam” ederlerdi. Ve o şefler buna boyun eğerdi. Uygulamalar farklıdır. Ancak genellikle lideri çırılçıplak soyar ve eşşek sudan gelinceye kadar döverlerdi. Bu uygulama ile onlara, onların da birer insan olduğu öğretilirdi. Vereceği kararlarda senin benim gibi insan olduklarını akıllarından çıkarmamaları için yaparlardı. Esasında bu uygulamalar bir eğlence atmosferine dönüştürülür, sosyal statülerin, şefliklerin beyhudeliğini vurgular, samimi bir iletişim yaratırdı. Şeflerin elde ettikleri statüyle insanlığından yabancılaşmaması sağlanır, karşılıklı empatinin yolunu açardı.

Öteki gün ise şefliğine kaldığı yerden devam eder ve halkı da ona saygısını sunar, verdiği kararlar tartışmasız olurdu.

Bu uygulama ile şef toplumda suç işleyenleri cezalandırırken, dayak yemenin ne olduğunu bildiğinden kararları acımasızlık boyutuna ulaşamazdı. Veya ulaşırsa eğer; toplum bir sonraki sene yapılacak törene kadar bu durumu belleğine kazır ve haksızlık sonraki törende sahibine içten içe bir kinle geri yansıtılırdı.

Dün Burhan Kuzu konuşamadığı için Mülkiye Rektörü’nü istifaya davet ediyor. Hani biz de açıklamamızda sorumlu iktidar organlarını istifaya davet ettik ya, onun gibi…

Konuşmak isteyen gençlerin ağzının burnunun kırılması ve bir bebeğin ölümünden gocunmayan partinin hukuk danışmanı ve anayasa komisyonu başkanı atılan yumurtaları “ayıp” sayıyor. O da demokrasi dersi veriyor.

Dayak yemiş arkadaşlarının fotoğrafını taşıyan gençlere karşı empatide yoksunluk var…

Görmemiş iktidara gelmiş; sanıyor ki soyut uygarlığın, soyut statüleri yumurtalara, ayakkaplara kalkan olacak. Olmuyor efendiler. İnsanlıktan uzaklaşarak takındığınız tavırları, görmezden geldiğiniz ölümler ve dayakları bu şekilde gizleyemezsiniz.

Atılan yumurtalar şunu söylüyor. “Bak işte sen de insansın biz de. Konumun yüksekte dursa da, ahanda işte önümüzde duruyorsun.”

Okura söyleyeceğim; esasında atılan bu yumurtalar hala birer samimiyet göstergesi… Belki bu şaşırtacaktır ama bir de şunu düşünün; o yumurtaları atamayacak kadar iktidardan korkulabilir. Kendilerini konumlandırdıkları yükseklik eğer bize de normal gelirse, kimse yumurta falan atamaz.

İşin kötü yanı bu ya. Bu iktidar bunu istiyor.

Kenya Başbakanı Afrika ülkelerini böldü

Kenya Başbakanı Odinga

Cancun, 8 Aralık 2010 – Cancun’da dün bir konuşma yapan Kenya Başbakanı Raila Odinga gelişmekte olan ülkeler arasında büyük tepkiye neden oldu. Kulislerde Kenya Başbakanı’nın konuşması nedeniyle Kenya delegasyonu da dahil olmak üzere Afrika ülkelerinin delegeleri arasında büyük şok yaşandığı ve bölünmeler olduğu konuşuluyor.

Dün bakanlar toplantısında bir konuşma yapan Kenya Başbakanı Odinga, Kyoto Protokolü’nün ikinci taahhüt dönemi üzerinde uzlaşma sağlamanın zor olduğunu, en iyi çözümün uzun dönemli anlaşma için çaba sarfetmek olduğunu söylemişti. Odinga böylece Kyoto Protokolü’nün geleceğini ortadan kaldırmaya için çalışan Japonya, Rusya ve Kanada gibi zengin ülkelere destek veren ilk gelişmekte olan ülke lideri oldu.

Kenya Başbakanın’nın öncelik verilmesini önerdiği uzun dönemli anlaşma (LCA) bağlayıcı olmayan uzun dönemli emisyon indirimi öngürüyor. ABD’nin de desteklediği uzun dönemli anlaşma zengin ülkelerin elini rahatlatıyor. Kenya Başbakanı konuşmasında REDD’den de övgüyle bahsetti.

(Yeşil Gazete)

Günün fosili bir kez daha Japonya’nın, ikinci ABD


Cancun’da günün fosili ödül töreninden, 8 Aralık 2010 (Fotoğraf: Ümit Şahin)

Cancun, 8 Aralık 2010 – Cancun’da her gün iklim görüşmelerine en fazla zarar veren ülkelere verilen günün fosili ödüllerini bugün Japonya ve ABD paylaştı. 500’ün üzerinde sivil toplum örgütünün ağ örgütü CAN International tarafından her gün yapılan oylama sonrasında verilen ödüller akşam 18:30’da yapılan sembolik ödül töreniyle dağıtılıyor.

Bugün ikincilik ve üçüncülük ödülleri ABD’ye verildi. Törende üçüncülük ödülünün gerekçesi ABD’nin gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferi yapılması konusundaki çabaları yavaşlatması, ikincilik ödülünün gerekçesi ise gelişmekte olan ülkeler tarafından önerilen Adaptasyon Komitesi’nin oluşturulmasını engellemesi olarak açıklandı.

Japonya ise bu yıl ikinci kez aldığı günün fosili birincilik ödülüne Kyoto Protokolü’nün ikinci taahhüt dönemini engelleme yolundaki kararlı çabaları nedeniyle “layık görüldü”.

(Yeşil Gazete)

Palau Devlet Başkanı Toribiong: “Ada ülkelerinde çaresizlik duygusu hakim”


Cancun iklim zirvesinden, 8 Aralık 2010. (Fotoğraf: Ümit Şahin)

Cancun, 8 Aralık 2010 – Cancun’da devam eden COP-16 iklim zirvesi kapsamında bugün devlet ve hükümet başkanlarının konuşmacı olduğu bir toplantı yapıldı. Lord Nicholas Stern’in yönettiği oturuma Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon’un yanı sıra, Etiyopya başbakanı Meles Zanawi, Palau devlet başkanı Johnson Toribiong, Grenada başbakanı Tillman Thomas, Honduras devlet başkanı Porfirio Lobo Sosa ve Afrika Birliği başkanı Bingu wa Mutharika katıldı.

Oturumdaki en ilginç konuşmaları Etiyopya Başbakanı Zanawi ve Palau Devlet Başkanı Toribiong yaptı. Afrika’nın Sahel bölgesinde kuraklığın eskisinden çok daha sık görülmeye başladığını anlatan Etiyopya Başbakanı Zanawi, eskiden on yılda bir görülen kurak yılların son yıllarda 2-3 yılda bir tekrarladığını, üstelik eskiden görülmeyen bir iklim felaketi olan sellerin kuraklığa eşlik etmeye başladığını söyledi. Son yıllarda yaşanan kuraklık ve selleri “çılgın hava olayları” olarak tanımlayan Zanawi Etiyopya için iklim değişikliğinin bu etkilerine adaptasyon sağlamanın giderek güçleştiğini belirtti. “Bu korkunç olaylar başlamadan önce zaten tarımsal üretimimiz bizi açlık sınırında tutuyordu” diyen Zalawi “bu durumda milyonlarca insan nasıl hayatta kalacak bilmiyorum” dedi.  Zalawi, ülkesinin 1 derecelik sıcaklık artışına adapte olabileceğini, 2 dereceye bile belki zorlukla adapte olabileceklerini, ama daha ötesinde hayatta kalma şansları olmadığını söyledi.

Pasifik okyanusunda yer  alan 20.000 nüfuslu bir ada ülkesi olan Palau’nun devlet başkanı Johnson Toribiong da küresel ısınma nedeniyle suların yükselmesinin eskiden geçici sonuçlar yarattığını, oysa son yıllarda etkilerin kalıcı hale geldiğini söyledi. Yüksek dalgaların artık her gün adayı dövdüğünü anlatan Toribiong ada halkında öfke, panik ve çaresizlik duygularının hakim hale geldiğini anlattı. Palau’da insanların genellikle kıyılarda yaşadığını söyleyen Toribiong, yüksek dalgaların evlere ulaştığını ve insanların evlerini terk etmeye başladığını belirtti. Aynı durumun Marshall adaları ve Kribati’de de yaşandığını söyleyen Palau devlet başkanı, ada ülkelerindeki insanların yalnız bırakılmışlık ve çaresizlik duygularıyla dolduğunu, insanların günlük yaşamlarında küresel ısınmayla diğer ülkelerdeki insanlardan çok daha fazla ilgilendiklerini söyledi. Trobiong kendilerinin küresel ısınmanın oluşumunda katkıları olmasa bile çözüm için bir şeyler yaptıklarını şöyle anlattı: “Palau’da biz yeşil enerji devrimi dediğimiz politikaları uygulamaya başladık. Güneş enerjisine geçiyoruz, bir yandan da geçen ay 10 bin hindistan cevizi ağacı diktik. Bunlar bizim için pahalı şeyler, ama fosil yakıtlar sonsuza kadar yakılamaz.”  Trobiong ayrıca mercan resiflerinin ağarmasının turizm kapasitelerini de ortadan kaldırdığını söyledi.

Panelde konuşan Honduras devlet başkanı Porfirio Lobo Sosa ise sıra dışı seller yaşadıklarını ve Pasifik kıyısındaki yerleşimlerde kıyıların sular altında kalmaya başladığını söyledi. Kendisinin de bir çiftçi olduğunu söyleyen Sosa bu yıl daha önce hiç görülmeyen bir salgın ortaya çıktığını ve ürünlerin ciddi biçimde etkilendiğini anlattı.

Afrika birliği başkanı Bingu wa Mutharika ise küresel ısınmadan en ağır şekilde etkilenen yerin Afrika kıtası olduğunu anlatarak şöyle dedi: “53 Afrika ülkesi adına konuşuyorum. Bizim bu işte hiçbir kabahatimiz yok. 1 milyar nüfuslu Afrika kıtasındaki ülkelerin tamamı bir yılda 25 milyon nüfuslu Teksas eyaleti kadar karbon salımı yapıyor.Ama küresel ısınma yüzünden bizim insanlarımız ölüyor ve bu kimsenin umurunda değil. Örneğin Nijer’de şu anda iklim değişikliğinin sonucu olan kuraklıktan insanlar ölüyor, ama kimse farkında bile değil. Deniz seviyelerinin yükselmesi de kıyı bölgelerini etkiliyor. Örneğin benim evim de kıyıda ve yükselen deniz seviyelerinden zarar görmüş durumda. Diğer tarafta insanların geçimlerini sağladıkları Çad gölü kuruyor yine kimsenin umurunda değil.”

Afrika’da yaşanan çatışmaların ve iç savaşların da küresel ısınmaya bağlı sorunlar nedeniyle çıktığını söyleyen Mutharika “Bu durumdan biz sorumlu değiliz, ama hala bize onu yapma, bunu yapma diyorlar. Peki biz nasıl hayatta kalacağız?” diye sordu.

Oturumu yöneten Lord Stern ise şu anki eylemsizlik sürdüğü takdirde yüzyıl sonuna kadar atmosferdeki karbondioksit seviyesinin 750 ppm’i bulacağını, bunun da 5 derecelik sıcaklık artışı anlamına geldiğini söyledi. Bunun 30 milyon yıldır yaşanmayan bir durum olduğunu söyleyen Stern, insanların ise ancak 200 bin yıldır dünyada olduğunu hatırlattı. Adaptasyon dene şeyin şartların uygun olmadığı çevrelerde kalkınma çabası olduğunu söyleyen Lord Stern “yüksek karbon yolu çıkmaz bir sokaktır, ihtiyacımız olan şey  düşük karbonlu yeni bir sanayi devrimidir” diye konuştu.

(Yeşil Gazete)

Öfkeliyim, kırgınım ve tiksiniyorum

Baştan yazayım. Yeşil gazetenin okurları aşağıdaki gibi öfke ve hatta nefret dolu yazılara pek alışık değil. Yeşiller olarak hep yapıcı olmak, eleştirilerimizi kişilerden çok görüş ve fikirlere yapmak gibi bir niyetimiz var. Ama bi’ yere kadar.

İşte o “bi’ yer” den sonra şirazesi kayıyor insanın.

***

An itibariyle ben, 25 yaşında Türkiyeli bir genç olarak :

Hükümetten tiksiniyorum : Açık açık “bizim demokrasiyle falan alakamız yok, faşistiz biz, liderimizin dediğine sorgusuz itaat ederiz, kendi çıkarımıza bakarız, oyunun kurallarını biz belirleriz, bizle aynı şekilde düşünmeyene yaşam ve ifade özgürlüğü yok! ” deme cesaretini gösteremedikleri için. Ağızlarından çıkan her kelimeyle ne kadar ikiyüzlü, ne kadar pervasız, ne kadar acınacak derecede zavallı olduklarını kanıtladıkları için. Utanmaz, arlanmaz oldukları ve yalanı iman belledikleri için. Şu öğrenciye dayak ve yumurta olaylarından sonra bile pişkin pişkin “devlet”, “demokrasi”, “huzur”, “kural”, “hak” ve “protesto” anahtar kelimelerinin hepsini içeren, “Gelmiş geçmiş en anlamsız ve boş nutuklar” ansiklopesine 1. sıradan girebilecek demeçlerle meydana çıktıkları için. Milyonlarca insanıın içinden geçirip dost muhabbetlerinde dillendirdiğini ben de buradan yazayım : “Ya bi’ git lan!” (Evet, aslında küfür ve argo olarak biraz daha zengin versiyonlarını söylüyoruz genelde)

Devlete zerre güvenim yok : Katilleri kayırdığı, masumları hapsettiği için. Kendi çıkarını yurttaşın varlığından hep daha üstün gördüğü için. Hergün onlarcasına tanık olduğumuz ve mıuhtemelen binlercesi de örtbas edilen zulmlerin, adaletsizliklerin ve gaspların bir numaralı faili olduğu için. Ne kadar “devlet büyüğü” kadrosu varsa hepsini çapsız, beceriksiz, cesaretsiz ve uşak zihniyetli “adam”la doldurduğu için. Bari 3-5 tane de çapsız, beceriksiz, cesaretsiz ve uşak zihniyetli kadın koyaydın!

Büyüklerime ve benden önceki kuşaklara kızgınım : Bu ülkeyi onyıllardır, ve hatta yüzyıllardır bugünkü acınası hale getirdikleri ve/veya getirenlere “Hop birader, dur bakalım” demeyi akıl edemedikleri ya da korkup bir köşeye sindikleri için. Hadi köşeleri kaptınız, bari ortadan kalan bizlere akıl vermeyin bir de!

Medya patronlarına ve habercilere öfkeliyim : Bundan 20-30 sene önce ancak öldürülerek susturulabilen gazeteci ve yazarların emanetini taşıyamadıkları için. Güçlü olanın propagandasını yapmayı gazetecilik saydıkları için. Güçlü olana karşı çıkanı “anarşist, dış odak, o-bu-şu” diye damgalayarak halkın gözünde marjinalize etme konusunda insanüstü bir gayret sarfettikleri için. Şu gayretin onda birini araştırmacı gazetecilikte gösteriyor olsanız tiraj ve reytingleriniz patlama yapardı.

Solculara kırgınım : Haklı tepkilerini hep en sevimsiz, en itici şekillerde gösterdikleri için. Halkın büyük çoğunluğunun dalaverici ve ikiyüzlü yalancılar tarafından devlet, din, o-bu-şu adına kendi saflarına çekilmelerine engel olamadıkları için. “Lelele, lelele, lelelelele!” ritmini değiştirin artık, gözünüzü seveyim.

Solcuları düşman görenlere bir lafım yok. Çok doğru yoldasınız, aynen devam. İleride caminin oradan sağa, alışveriş merkezinin oradan da U yaptınız mı tam olacak.

Halkıma küskünüm : “Hep mazlumun yanındayız”, “en hoşgörülü biziz”, “acayip misafirperveriz” diye diye yeryüzündeki belki de en hoşgörüsüz ve ayrımcı toplum haline geldiğini göremediği için. Mazlumun tam yanında, sınırsız misafirperver ve önyargısız hoşgörülü olmak konusunda ısrarlarını sürdüren Kastamonu balıkçı barınağından Osman Abi gibi gerçek anadolu bilgelerini tenzih ederim.

Kendi kuşağımı ibretle izliyorum : Her rakı sofrasında hemen hemen aynı sonuçlara varmamıza rağmen hemen ertesi sabah herşeyi unutmaya çalışıp sistemin o (facebook’ta falan hep dillendirdiğimiz gibi) nefret ettiğimiz çarklarına yapışmaya çalıştığı için. Her fırsatta 68′ kuşağından, punk kültürden, post-modern paradigmalardan ve yapıbozum yaklaşımdan söz açıp (ya da davranışlarıyla bu değerlere gönderme yapıp) hemen ardından da gölgelerde kaybolup gittikleri için. Yalnız bi’ gün facebook ve twitter üzerinden devrim falan olursa lafımı geri alırım.

Ve kendimden utanıyorum : Bütün bunlar olurken ve ben bu duygularla dolup taşarken aklımdaki biricik düşünce halihazırda bulunduğum yabancı ülkede kalmak olduğu için. Doğup büyüdüğüm topraklara “Yok abi, cacık olmaz. Enerjimi dünyanın başka köşelerine harcayayım en iyisi” gözüyle baktığım için. “Dünya genelinde ve Türkiye’de yeni ve daha güçlü bir 68′ kuşağı geliyor gibi” diye umut umut coşmalarla “Ülke ve dünya ölçeğinde karşı karşıya olduğumuz sorunlara bi’ bak, uzay-zaman sürekliliğindeki vadelerini tart, mevcut çözüm önerisi ve araçlarına bi’ göz at.. Yok yok, en ufak bi’ umut yok” diye yorgan altına gömülmeler arasında gidip geldiğim için. En garibi de yorgan altına gömüldüğüm anları umut umut coşma anlarıma tercih ediyor olmam sanırım.

Ya birilerinin dediği gibi, bütün bu ilüzyonlarla saklanmaya çalışan saçmalık, riyakarlık ve yalan-dolan çağının ardından acayip güçlü bi’ güneş doğacak hakikaten…

Ya da başka birilerinin dediği gibi artık pek bi’ ümit yok ortalıkta. Sen sen ol, şöyle güzel ve gözlerden hafiften ırak bi’ köyde bi’ arsa kapatmaya bak şimdiden.

Cancun’da Dünya Bankası’na öfke büyüyor

Cancun, 8 Aralık 2010 – Cancun’da devam eden iklim değişikliği müzakerelerinde uzun vadeli finansman konusundaki görüşmeler devam ederken, endüstrileşmiş ülkelerin oluşturulacak iklim fonunun kontrolünü Dünya Bankası’na bırakmak için yaptıkları baskının gelişmekte olan ülkeler ve aktivistler arasında yarattığı tepki büyüyor.

Geçen hafta sonu finansman konusunda yeni bir metin gündeme gelmiş, ancak BM zemini dışında AB ve ABD’nin yönlendirmesiyle hazırlanan metinde iklim değişikliğinin çözümüne yardımcı olması beklenen, ağrılıklı olarak da gelişmekte olan ülkelerin küresel ısınmanın etkilerine adaptasyon çalışmaları için kullanacakları paranın toplanacağı iklim fonunun Dünya Bankası tarafından yönetileceği belirtilmişti. Dünya Bankası’nın rolünü arttırmak için özellikle İngiltere baskı yapıyor.

Öte yandan parayı kullanması gereken gelişmekte olan ülkeler hiçbir şekilde güvenmedikleri Dünya Bankası’nın rolüne sert bir şekilde tepki gösteriyor ve fonun doğrudan doğruya BM tarafından oluşturulacak BM İklim Fonu tarafından yönetilmesini istiyorlar. Dünya Bankası özellikle fosil yakıt yatırımlarına geniş kaynak ayırması ve şeffaf bir yönetime sahip olmaması nedeniyle eleştiriliyor.

Önceki gün iklim finansmanının nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda bir açıklama yayınlayan 200’i aşkın sivil toplum örgütü de bugün yeni bir kampanya başlatarak gelişmiş ülkelerin Dünya Bankası dayatmasına karşı direnme kararı aldı. Kampanyayı başlatam örgütlerden Jubilee Debt Campaign’in sözcüsü Nick Dearden, zengin ülkelerin baskısının bütün iklim müzakerelerini rayından çıkaracağını söyledi. Kampanyayı yürüten örgütler tepkilerini konferans merkezinde  göstermelerine izin verilmemesi nedeniyle Birlişmiş Milletler’i de protesto ettiler.

(Yeşil Gazete)

Akdeniz Yeşilleri: Bir Örgütlenme Modeli – Mustafa Tuncaelli

Ankara’da gerçekleştirdiğimiz Yeşiller Partisi 1. Olağan Genel Kurulunda bir araya gelen Akdeniz bölgesindeki Yeşiller olarak ortak bir girişim başlatma kararı almış ve şöyle bir çağrı metni hazırlamıştık:

AKDENİZ BÖLGESİNDE  “AKDENİZ YEŞİLLERİ” ADI ALTINDA ÖRGÜTLENMEK İÇİN ÇAĞRI

Sevgili Dostlar,

Akdeniz bölgesindeki çevre hareketleri içinde uzun yıllar emek harcamış kişiler olarak çoğumuz birbirimizi tanıyoruz. Güzel dostluklar oluşturduk. Güzel şeyler yaptık. Ama bunlar hep çevrenin doğanın korunması ile sınırlıydı. Bundan sonra bir siyasi parti olarak da bu bölgede etkin olabilmek ve partimizin hedefleri doğrultusunda etkin işler yapabilmemiz  için Yeşiller Partisi üyeleri ve sempatizanları olarak bu  bölgede örgütlememiz gerekiyor.

Bildiğiniz gibi partimiz henüz çok genç bir parti. Hem kadro sayısı hem de maddi durumu Türkiye’nin her bölgesindeki sorunlara müdahil olması, çözümler getirmesi ve mücadele örgütlemesini mümkün kılmıyor. Bu işler ancak bu yörelerde yaşayan biz partililer ve sempatizanları tarafından yapılabilir.

Önümüzdeki dönemde en önemli mücadele konuları olarak Akkuyu’da yapılması planlanan Nükleer Santrallar, Termik Santrallar, Hes’ler, Sulak Alanların kurutulması gibi sorunlar yanı sıra kirli savaşın durdurulması, insan hak ve özgürlükleri ihlallerine karşı mücadeleler, her türlü ayrımcılığa karşı mücadele vb. gibi öne çıkan konularda etkin bir mücadele verebilmek için biz aşağıda imzası olan Yeşiller Partisi üyeleri olarak bölgemizde Akdeniz Yeşilleri grubu olarak örgütlenmeye  karar verdik. Akdeniz bölgesinde yaşayan ve bizlerle birlikte bu mücadelede içinde olmak isteyen tüm dostlarımızı bu çalışma grubuna katılmaya çağırıyoruz.

AKDENİZ YEŞİLLERİ

Akdeniz bölgesinde yaşayan Yeşiller Partisi üyesi 12 kişi tarafından hazırlanan ve Akdeniz Bölgesindeki DAÇE (Doğu Akdeniz Çevrecileri), BAÇEP (Batı Akdeniz Çevre Platformu) ve bu iki platformun birlikte oluşturdukları AKÇEP (Akdeniz Çevre Platformu) iletişim ağlarında yayınlanan bu metin kısa sürede yankı buldu. Akdeniz Yeşilleri örgütlenmesinin iletişim adresi olarak bir yahoo grup oluşturuldu. Oluşturulan yahoo grup bugün parti üye ve sempatizanları ile birlikte 53 kişilik bir yapıya ulaştı.

Bu girişim ile birlikte Akdeniz Bölgesindeki örgütlenmemiz hızlandı. Bölgede tek tek yada küçük gruplar halinde ve hiçbir şey yapamaz durumdayken bugün bir çok yerde yerel örgütlenmemiz var ve Yeşiller olarak somut işler yapıyoruz. Burada kastedilen resmi olarak örgütlenmiş parti örgütlenmesi değil, ‘ben Yeşilim’ diyerek bu yapı içinde yer alan ve Yeşiller olarak iş yapan yerel örgütlenmeler.

Buna örnek vermek gerekirse Muğla ilindeki örgütlenmeleri örnek verebiliriz. Akdeniz Yeşilleri örgütlenmesinden önce Muğla il sınırlarında sadece Bodrum ilçesinde o’da girişim halinde kalan bir Yeşiller örgütleme çabası vardı; şu an da Muğla ili sınırları içersinde Akdeniz Yeşilleri örgütlenmesi olarak Muğla Merkez ilçe, Datça, Bodrum, Fethiye’de yerel örgütlenmelerimiz mevcut. Marmaris’te ise tam örgütlenme haline dönüşmese de namzet bir yapı var. Muğla dışındaki illerde de örneğin Antakya’da örgütlenmemiz var. Antalya’da ise zaten bir parti örgütlenmesi vardı, bu yapı Akdeniz Yeşilleri’nin bir parçası olarak devam ediyor. İskenderun’dan, Adana’dan, Mersin’den de şu an yerel bir örgütlenmeye dönüşmemiş olsa da iletişim halinde olduğumuz Akdeniz Yeşilleri var.

Akdeniz Yeşilleri Örgütlenmesine Niye İhtiyaç Duyuldu?

Bunun cevabı çağrı metninde veriliyor.

Bildiğiniz gibi partimiz henüz çok genç bir parti. Hem kadro sayısı hem de maddi durumu Türkiye’nin her bölgesindeki sorunlara müdahil olması, çözümler getirmesi ve mücadele örgütlemesini mümkün kılmıyor. Bu işler ancak bu yörelerde yaşayan biz partililer ve sempatizanları tarafından yapılabilir…

Yani, Akdeniz Bölgesindeki başta ekolojik sorunlar olmak üzere,her türlü insan hak ve özgürlükleri ihlallerine, her türlü ayrımcılığa, savaş kışkırtıcılığına ve militarizm destekçiliğine karşı, daha adil ve daha yaşanılır, barış içinde bir Türkiye ve dünya için, yurttaşların kendilerini ilgilendiren her türlü sorunda söz ve karar sahibi olduğu doğrudan demokrasi için Akdeniz Bölgesindeki Yeşiller olarak başkasından bir şey beklemeden kendimiz bir şeyler yapmak için bir araya geldik. Partimizin hem kadro hem de maddi durumu olarak yetersiz olduğunu biliyoruz. Ne yapılacaksa biz, kendi imkanlarımızla, kendi insanlarımızla yapmalıyız.

Akdeniz Yeşilleri Nasıl bir örgütlenmedir? Nasıl üye olunabilir?

Akdeniz Yeşilleri parti üye ve sempatizanlarından oluşan bir örgütlenmedir. Üye olmak için parti üyesi olmak gerekmemektedir. Yeşiller Partisinin on ilkesini benimseyen ve Akdeniz Bölgesinde yaşayan herkes bu yapı içersinde yer alabilir. Bu ilkeler;

  1. Doğaya Uyum
  2. Sürdürülebilirlik
  3. Küresel Mücadele
  4. Erkek Egemenliğin Reddi
  5. Şiddetin Reddi
  6. Doğrudan Demokrasi
  7. Yerellik
  8. Adil Paylaşım
  9. Özgür Yaşam
  10. Çeşitliliğin Korunması

Üye olmak için;

  • http://groups.yahoo.com/group/akdenizyesilleri      web sitesine  girilip üyelik başvurusu yapılabilir.
  • Ya da [email protected]  adresine e-posta atmak gerekiyor.
  • İşlemlerde problem yaşayanlar doğrudan moderatöre [email protected] adresine e-posta atıp taleplerini iletebilirler.

Akdeniz Yeşilleri Örgütlenmesinin Parti Örgütlenmesinden Farkı Nedir?

  1. Akdeniz Yeşilleri’ne üye olmak için parti’ye üye olmak gerekmiyor. Yeşillerin on ilkesini benimsemiş olması yeterli.
  2. Üye olmakta ayrılmak ta kolay. Kişinin ben gruptan ayrılmak istiyorum demesi yeterlidir.
  3. Herhangi bir aidat ödemek gerekmiyor.
  4. Tamamen gönüllülük esasına dayanıyor.
  5. Parti içersindeki MYK, Parti Meclisi gibi yapılar ve aldıkları kararlar bu yapıyı bağlamıyor.

Akdeniz Yeşilleri örgütlenmesinin Parti örgütlenmesine göre avantajları ya da dezavantajları nelerdir?

‘Akdeniz Yeşilleri örgütlenmesine niçin ihtiyaç duyuldu?’ kısmında bahsettiğimiz amaçlar doğrultusunda bir şeyler yapmak isteyen ama herhangi bir partiye de üye olamayan yada olmak istemeyen kişilerin bir şeyler yapmak amacıyla bir araya geldiği, güçlerini birleştirdiği bir yapıya ihtiyaç vardı. Akdeniz Yeşilleri bu ihtiyacı gidermiştir. Örgütlenmede ve iş yapmada yeterli sayıda insan olmadığı için Yeşiller olarak bir çalışma yapılamazken şimdi birçok yerde yapabilir hale geldik

Avantajları;

  1. Partiye üye olmanın getirdiği kısıntılar olmadığı için herkes bu örgütlenmenin üyesi olabilir. Yaşça 18 yaşının altındakilerde üstündekilerde rahatlıkla üye olabilir. Parti örgütlenmesine üye olması mümkün olmayan devlet memurları rahatlıkla bu yapı içinde yer alabilir. Almışlardır da.
  2. Herhangi bir parti örgütüne üye olmak istemeyenler, buna kendini hazır hissetmeyenler bu yapı içersinde rahatlıkla yer alabilirler. Almışlardır da.
  3. Parti tipi örgütlenmelere kesinlikle karşı olanlar bu yapı içersinde rahatlıkla yer alabilirler. Almışlardır da.
  4. Bir şey yapmak isteyen ama şu anda partiye de üye olmak istemeyen kişilerin katılmasıyla bir çok yerde yerel örgütlenmeler kurulabilir. Kurulmuştur da.
  5. Şimdiye kadar çevre ve ekoloji mücadelesinde bulunmuş fakat parti üyesi olmayan kişiler, Yeşiller’i ve Yeşil Felsefeyi daha yakından tanıma ve birlikte hareket etme fırsatı bulmuşlardır.

Dezavantajları;

Bu örgütlenme Yeşillerin bir örgütlenmesidir ama yasal bir mahiyeti olmadığı için Yeşillerin seçimlere girebilmek için 41 ilde örgütlenmesine şu an için bir katkısı yoktur. Yani Yeşiller bu şekilde ülke çapında örgütlense bile bağımsız yerel adaylar çıkarmak haricinde seçimlere girebilmek için yasal vizeyi alamaz. Bunun için yasal parti örgütlenmelerine gerek var.

Akdeniz Yeşilleri Örgütlenmesi Parti Örgütlenmesine Karşı Bir Alternatif mi?

Kesinlikle hayır. Tam tersine Akdeniz Yeşiller örgütlenmesi çevrecilerin, ekolojistlerin, anarşistlerin, feministlerin ya da kendine ne ad verirse, ya da kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın bu yapı içersinde yer alan kişi yada grupların Yeşiller Partisi’nin çalışmalarını daha yakından takip etme, Yeşil Felsefeyi öğrenme, Yeşil kimliği edinme sürecidir. Oluşturulan bütün birimler kendilerine Muğla Yeşilleri, Datça Yeşilleri, Fethiye Yeşilleri, Bodrum Yeşilleri gibi adlar vermekte Yeşiller kimliği ile hareket etmektedirler. Bu yapı Yeşiller Partisi’ne bir alternatif değil tam tersine Yeşiller Partisi’ne giden yolu açan bir süreçtir.

Akdeniz Yeşilleri örgütlülüğü şu an ne aşamada?

Muğla ve ilçelerindeki yerel örgütlenmeler Muğla ili bölge örgütlenmesini yaratmak için iki defa bir araya geldiler, bir erkek bir kadın iki kişi kolaylaştırıcı seçildi. Çalışmalar devam ediyor.

Bildiğim kadarıyla Antakya Yeşilleri yasal parti örgütünü yaratsak mı, yoksa böyle mi devam etsek, bunun tartışmasını yapıyorlar. Onların da çalışmaları devam ediyor.

Son olarak AKDENİZ YEŞİLLERİ, 12 Aralık 2010’da Fethiye Pastoral Vadi’de Fethiye Yeşillerinin ev sahipliğinde Akdeniz bölgesi çapında ilk defa bir araya geliyor ve AKDENİZ YEŞİLLERİ 1.TOPLANTISI’nı yapıyorlar.

Yolumuz uzun, yapacak çok şey var ama yola çıktık. Güçlenerek devam ediyoruz.

Akdeniz Yeşilleri örgütlenme modeli bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı, kendini geliştirerek devam ediyor. Bu model, örgütlenme sıkıntısı çeken Ege Yeşillerine, Karadeniz Yeşillerine, Doğu Anadolu Yeşillerine, İç Anadolu Yeşillerine vb. tüm yeşillere bir örnek teşkil edebilir.

Takdir dostlarımızın.

Bakandan “yumurta” sonrası tavsiye: Ben yedim, siz de yiyin!

Ankara Üniversitesi’nde CHP’li Süheyl Batum’a yapılan protestonun ardından AKP’li Burhan Kuzu, yumurta yağmuruna tutuldu. “O yumurtaları yeseler, beyinleri gelişir” diyen Kuzu, rektör ve dekanı istifaya çağırdı.

Hafta sonunda öğrencilere yapılan polis müdahalesi sonrasında bugün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ikinci protesto gösterisi yaşandı.

Öğrenciler CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum’un ardından anayasa konulu bir konferansta AK Parti’li Burhan Kuzu’yu da yumurta atarak protesto ettiler.

Burhan Kuzu, toplantı salonuna gelişinde ”Kollektif Yumurta Şenliğine Hoşgeldiniz” pankartı açan öğrencilerin, ”Üniversiteler bizimdir” şeklindeki sloganları ve yumurta atma girişimleriyle karşılaştı.

Öğrencilerin Kuzu’ya yumurta atmak istemeleri, salondaki korumalar tarafından şemsiye açılarak engellenmeye çalışıldı.

Öğrencilerin tepkisinin bitmesini uzun süre kürsüde bekleyen Kuzu, öğrencileri alkışla protesto etti.

Öğrencilerin tepkilerinin sürmesi ve yumurta atmaya devam etmeleri üzerine Kuzu, salondan polis kordonu eşliğinde dışarıya çıkartıldı.

Çevik Kuvvet polisi konferansın yapıldığı salona girerken, gazetecilerin içeri girmek istenmesi engellendi.

Kuzu’nun ayrılmasının ardından kampüsteki sivil polis ekipleri de kampüs dışına çıktı.

Çevik kuvvet polisleri ile diğer emniyet görevlilerinin kampüs içindeki bekleyişleri sürüyor.

KUZU: BEYİNSİZLER!
Olayın ardından NTV’nin ulaştığı Burhan Kuzu, görüntülü bağlanmak istemedi.

Üzerinin çok kötü olduğunu ve olayın kendisini çok rahatsız ettiğini belirten Kuzu, telefonda şunları söyledi:

“Bu bir ay önce belirlenmiş bir toplantıydı. Süheyl Batum’a gösterilen tepkiler biraz düşük profilli kaldı.

30 yıldır hocalık yapıyorum. Bu kadar beyinsiz öğrenci grubunu bir arada görüyoruz. O yumurtaları atacaklarına yeseler, beyinlerine daha iyi gelir. Atılan bu kadar yumurtaya yazık.

Bu öğrencilerin hiçbiri fikir üretmiyor, bir hoca olarak onlara üzülüyorum. Polisin güç kullanımını eliştiriyorlar ama kendileri de farklı bir biçimde güç kullanıyorlar. Bizim konuşmamıza izin vermiyorlar.

‘BÖYLE YÖNETİCİLİĞİ BABAM DA YAPAR’
A.Ü. Rektörü Cemal Taluğ ve Siyasal Bilgiler ler Fakültesi Dekanı Celal Göle hiçbir şekilde beklemesin, derhal istifa etsinler. Böyle yöneticiliği babam da yapar.”

Yeşiller Partisi: Cancun’dan hareketle Türkiye cesur olmalı

16. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP-16) Meksika’da Cancun’da sessizce yapılıyor. Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin orada, toplantıları ve sivil toplum girişimlerini izliyor.

Çevre Bakanı Sn. Eroğlu son anda konferansa katılma kararı aldı. Burada Türkiye’yi nasıl bir tavırla temsil edeceğini açıklamalı; Türkiye acilen iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yapıcı ve cesur bir rol almalıdır.

Basının ve Kamuoyunun Dikkatine:

Bilindiği üzere, 16. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP-16) Meksika’nın turizm merkezi Cancun’da yapılıyor. Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin Türkiye’den hükümet dışı ender katılımcıdan biri olarak toplantıları ve sivil toplum girişimlerini izliyor, gözlemlerini Türkiye kamuoyuyla paylaşmaya devam ediyor.

Çevre Bakanı Sn. Veysel Eroğlu son anda Cancun’a gitme ve konferansa katılma kararı aldı. Sayın Bakan’ın hangi politikalarla oraya gidiyor olduğu Yeşiller Partisi ve kamuoyu için merak konusu. Türkiye’nin, konferans gündeminin merkezindeki finansman konusunda nasıl bir tavır izleyeceğine dair henüz bir açıklama yapılmış değil. Türkiye, iklim değişikliğinin önlenmsi ve adaptasyon için kullanılacak fonların gelişmekte olan ülkelerin kontrolu altında olması ve finansman mekanizmasının Dünya Bankası ve GEF tarafından değil, doğrudan UNFCCC tarafından yönetilmesi konusunda ne düşünüyor? Gerçek çözüm üretecek bu çeşit adımlara açık destek verecek mi? Türkiye dış politikada başka alanlarda soyunduğu yapıcılık, mağdurlara destek çıkma ve öncülük rolünü niçin şimdiye kadar iklim müzakereleri gibi en hayati bir konuda izlememekte, izah edilmeli.

COP 16’da sorunun aciliyeti karşısında endişe verici bir atalet Türkiye’ye mahsus değil. Bu sene düşük bir enerjiyle ve çözümü tehir niyetleri saklanmayarak başlayan Konferans için Cancun’un seçilmiş olması da tesadüf olmasa gerek. Bugüne kadar olan çizgisiyle Konferans, Cancun’un rahat ruhuna uygun şekilde devam ediyor. Bu rehavet ve çözüme isteksizlik konferans düzenine ve alan planına bile yansımış vaziyette, ve oturumlar birbirlerinden kilometrelerce uzak merkezlerde, verimsiz bir şekilde gerçekleştiriliyor. Gelişmiş ülkeler Kopenhag’da olduğu gibi yine sonuç çıkmaması üzerinden politika geliştirmekteler ve bu tavır konferansın tonunu belirliyor.

Sonuçsuzluk politikalarının arkasına saklanan Türkiye, Kopenhag’dan olduğu gibi Cancun’dan da memnun görünmekte. Türkiye, Kyoto dahilinde müzakerelerle ulaştığı muğlak istisnai çerçevenin avantajını sonuna kadar kullanmakta, ve tam bir mesuliyetsizlik örneğiyle, tüm insanlığın tarihinde karşılaştığı en büyük sorun olan iklim krizine çözüm aramak yerine, sırf kısıtlı ve kısa vadeli bir şekilde tasavvur ettiği ulusal menfaatleri ekseninde bir politikasızlık yolu izlemektedir.

Türkiye’nin yaratıcılık ve çabadan uzak tavrı en bariz şekilde yenilenebilir enerjiler konusunda atmadığı adımlardan belli oluyor. Üyesi olmaya çalıştığımız AB, enerji politikasında yenilenebilir enerjilere ve sürdürülebilir, yerel politikalara yöneliyor ve 2020 yılı için 1990 seviyelerine nazaran %40’a varan karbondioksit eşdeğeri sera gazı indiriminden bahsediyor. Tüm Birlik ülkeleri yenilenebilirlerin önünü açacak esnek ve teşvikkâr enerji politikaları üretirken, Türkiye hükümeti tam tersi adımlar atmakta. Hükümet, son olarak Kasım ayında yenilenebilir enerjilerin ülkede gelişmesinin önünü açacak yasal değişiklikleri içeren Yenilenebilir Enerji Yasası değişiklik teklifinin Meclis’te görüşülmesine müdahale edip, tasarıyı tekrar belirsiz bir tarihe tehir ettirdi. Bu, gezegene ve gelecek nesillere karşı son derece mesuliyetsiz bir çizgidir ve ayni çizginin tezahürü hükümetin COP 16’ya yaklaşımında da açıkça gözlemlenebilir.

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu 12/11/2010 tarihinde katıldığı bir toplantıda Türkiye’nin eylem planından bahsederek Cancun’da izlenilecek siyasetin (siyasetsizliğin) ipuçlarını verdi. Sayın Bakan emisyonların yüzde 9 ‘luk azalmaya gidileceğini söyledi. Sera gazı emisyon artışında rekorlar kıran Türkiye’nin bunu nasıl yapacağını anlamak son derece güç. İstanbul’daki Marmaray ve Metrobüs projeleri ile emisyonların azaltılacağını söyleyen Sayın Bakan’ın Türkiye’de lisansı verilmiş 50’nin üzerinde termik santral projesiyle, 3. Köprü planları ve teşvik üzerine teşvik gören otomobil endüstrisiyle emisyonları hangi somut adımların neticesinde düşürmeyi planladığını anlamak mümkün değil.

Sayın Bakan’ın yaptığı açıklamalar içerisinde en çarpıcı olanı Türkiye’nin tarihsel sorumluluğunun bulunmadığını söylemesidir. Türkiye’nin sera gazı emisyonları açısından dünya ortalamasının üzerinde olduğunu, ve müzakerelerde baz alınan 1990 değerlerini %111 oranında artırmış, hızla çok daha üzerine doğru seyir izlediğini Sayın Bakan’a hatırlatmak isteriz. Aynı konuşmada aslında sera gazı emisyonlarını düşürmediği kanıtlanmış olan nükleer enejinin destekleneceğini söyleyen Bakan, termik santral projelerini ve boru hatlarını görmezden gelip kömür ve doğalgazdan uzak duracaklarını açıklamıştır. Karadeniz’de iştahla girişilen tehlikeli ve sürdürülebilirlikten uzak petrol arama girişimlerini ise tamamen gözardı etmiştir. Türkiye’nin baştan aşağı çelişkilerle dolu olan eylem planının en ilginç notu ise fakir ülkelerde ağaçlandırma yapacak olması. Eylem planı, emisyon seviyesinin düşürülemeyeceği öngörülerek başka ülkelerde yapılacak ağaçlandırmalarla karbon piyasasına da girmeye hazırlandığını aşikar kılıyor.

Türkiye hükümetinin bu ilgisiz ve yapıcılıktan uzak tavırları devam ederken, Cancun’dan ümit verici haberler de geliyor. Bunlar, konunun ciddiyetine Türkiye gibi vurdumduymaz, küçük ulusal menfaat hesapları yapan devletlerden ve bunların son dakikaya kadar çıkmazda tuttukları müzakerelerden ziyade sivil girişimlerden gelen haberler. Pazartesi günü, aralarında Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International), Oxfam, Tcktcktck, 350.org, Greenpeace, WWF ve Friends of the Earth’ün de olduğu 200′ü aşkın sivil toplum örgütü ortak bir bildirge yayınlayarak oluşturulacak iklim fonunun hangi esaslara dayanması gerektiğine dair kuvvetli bir cephe oluşturdu. Adil ve etkin bir fon yönetimini öngören bildirge Kopenhag’ın muğlaklığını kırmaya yönelik somut bir girişim.

Bunun yanı sıra, müzakerelerin çerçevesi  UNFCCC, COP 16 da COP 15’te ilk defa başlattığı webcast uygulamasını geliştirerek, blogcular ve online çalışanları da etkin bir şekilde sürece dahil etmek için BM Vakfı kapsamında bır ekip kurdu. Bloggcu, STK, dijital medya komünütelerinin fikirleri ve online katılımla bazı oturumlar yapıyor.

Zirvenin şimdiye kadarki en büyük sürprizi ise Dominik Cumhuriyeti’nın girişimiyle gündeme alınan ve Gençlik örgütleri’nin (YOUNGO) büyük desteğine sahip olan teklif üzerine, iklim değişikliği eğitimine kayda değer finansman sağlanması ve sivil insyatiflerin de finansmandan faydalanacak şekilde eğitim insiyatifine dahil edilmesi konusunda mutabakata erişilmesiydi.

Cancun’da Salı günü (Türkiye saatiyle, Salı gecesi) iklim sorununa acil çözüm ve iklim adaleti çağrısıyla büyük eylemler düzenlendi. Halkların İklim Forumu Dialogo-EsMex ve çiftçi örgütü Via Campesina’nın düzenlediği eylemlerde karbon tcareti gibi mesnedi ve etkisi şüpheli mekanizmalar yerine gerçek ciddi adımlar talep edildi. Bu protestoların, COP 16’ya dair beklentileri yanlış çıkarıp kuvvetli bir iklim anlaşmasına doğru somut adımlara yol açmasını umuyoruz.

Yeşiller Partisi İklim Değişikliği Çalışma Grubu