Ana Sayfa Blog Sayfa 5324

Elazığ’dan yolsuzluk ifadeleri

Cumhuriyet gazetesinden Aykut Küçükkaya’nın haberine göre,  AKP’li Elazığ Belediyesi’ndeki üst düzey yönetici ve personel İçişleri Mülkiye Başmüfettişi İhsan Yiğit’e verdikleri ifadelerde belediyede yaşanan vurgunu itiraf etti. Mülkiye Başmüfettişi Yiğit’in “AKP’li Elazığ Belediye Başkanı M. Süleyman Selmanoğlu ile birlikte toplam 17 personeli hakkında işlem yapılması için” Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunduğu ifadelerde yüz milyonlarla ifade edilen ihalelerde yapılan yolsuzluk iddialarının formülleri anlatıldı. Başmüfettiş Yiğit’e verilen ifadeler şöyle:

680 kişi gösteriyorlar, gerçekte 290 kişi çalışıyor – Elazığ Belediyesi Temizlik İşleri Müdür Vekili Yasin Kıvanç (20 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden): Benim Temizlik İşleri Müdürlüğü’nden ayrılma nedenim şudur: Bana Belediye Başkanı’nın koruması Serkan Güllü daha önce çalışarak hizmeti biten bir yükleyici ve iş makinesi için tekrar kiralanmasına devam edilmesine dair evrak getirdi, ben de ihtiyacım yok dedim. Ben bunu niye imzalayalım dedim. Ben de bunu Başkan’a ilettim. Başkan Bey de bana, “Araçlar kimin, ihtiyaç var mı” dedi, bende, “araçların Yerlikaya’ların olduğunu, ihtiyaç olmadığını” söyledim ve bana “Beklemede kal” dedi. Bana tekrar Serkan Güllü gelerek “Ne oldu, evrakı imzalamadın mı?” dedi. Bende kızdım, “İhtiyaç yok, yasal değil” dedim. Evrak da kayda girmemişti, ben de evrakı yırttım attım. Beni bu olaydan 4-5 gün sonra Temizlik İşleri Genel Müdürlüğü görevinden aldılar ve halen Zabıta Müdürlüğü’ndeki yaptığım göreve geri döndüm. Bir de rahatsız olduğum şu husus var idi. Ben de o günün şartlarında 680 kişi çalışıyordu. Ancak gerçekte temizlik işlerinde görev yapan kişi sayısı 290 idi.

Başkan’ın Audi’si dosyada – Elazığ Belediyesi İnşaat Mühendisi, Eski İhale Komisyonu üyesi Fikret Eskin (19 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden): İhale komisyonu üyesi iken yaklaşık maliyeti en son biz duyuyorduk. Çünkü yaklaşık maliyet hazırlanırken gerekli hassasiyet ilgili birimlerce hiçbir zaman gözetilmemiştir. İhale komisyonu üyesi olarak ben defalarca Belediye Başkanı’na bu işlerden rahatsız olduğumu, ihale komisyonunda görev yapmak istemediğimi, yaklaşık maliyetin çok yüksek olarak belirlendiğini, şartnamenin adrese teslim yapıldığını, bunlar mevzuata uygun gözükse bile örneğin kendi makam arabasının A6 Audi olduğunu, bunun kirasının bile Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün kiraladığı sıradan araçların çok altında olduğunu kendisine ifade ettim. Ancak bir memur olarak bana verilen görevi de yapmak zorunda idim. Ben ihale komisyonu üyesi olmak istememe rağmen belge bazında usul yönünden evraklara bakarak karar verdim.

Yaklaşık maliyetleri şirket elemanlarına hazırlatılıyor – Elazığ Belediyesi’nde görevli Makine Mühendisi Mehmet Akif Aladağ (23 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden): Ben Elazığ Belediyesi’nde 29 yıldır makine mühendisi olarak görev yapmaktayım. Biz üç makine mühendisi arkadaş memuruz ancak sanırım bu şartname ve yaklaşık maliyetler memur olmayan şirket elemanlarına hazırlatılıyor.

DİZEL ARACA BENZİNLİ FATURASI
Elazığ Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü’nde görevli Makine Mühendisi Melih Melik Kara (20 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden): Altı yıldır Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü’nde makine mühendisi olarak görev yapmaktayım. Bildiğim kadarıyla çöp kamyonları genelde dizel yakar ancak yaklaşık maliyet oluşturulurken tüm araçların dizel olup olmadığına bakılmaksızın benzin kullanıldığı düşünülerek hesap yapılmıştır. Bu sebeple benzin olarak hesaplanınca yaklaşık maliyet yüksek çıkmaktadır. Ayrıca yaklaşık maliyet hesaplarında gösterilen araç bedellerinin nereden alındığı, bu fiyatların neye göre belirlendiği belli değildir. Ayrıca götürü olarak işin verilmesi, bu hizmetin doğasına aykırı olup hakedişlerde nasıl, neye dayanarak para ödendiğini bulmak mümkün değil. Çünkü hangi aracın ne kadar çalıştığı belli olmamaktadır.

İMZAMI DEĞİŞTİRDİM
Elazığ Belediyesi’nde İtfaiye Müdürlüğü’nde görevli Şeref Tokgöz (23 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden): Bana göstermiş olduğunuz otobüsün yaptığı kilometre mesafesini gösteren puantaj durumuna ait listenin bir tanesini ben imzaladım. Diğerisi ise bana ait değildir. İmzamı taklit etmiş olabilirler. Ben böyle bir otobüsün olduğunu görmedim. Daha önce de bana puantajları imzalamam için getirdiklerinde bu puantajların üzerlerinde aracın plakası yok, yazmıyor diye imzalamadım. O sebeple de farklı imza kullanmaya başladım. Çünkü imzamı taklit edebilirler diye. Çünkü yapılan kilometreden daha fazla yapılmış gibi gösteriliyordu.

Elazığ Belediyesi Yapı Kontrol Müdür Vekili Gülşah Özek (23 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden): 2010 yılı ihalesinin teknik şartnamesini birimimde çalışan Özkan Barlak hazırladı, ben de okudum, imzaladım. Bu ihalenin götürü olmasını isteyen ve bana söyleyen Belediye Başkan Yardımcısı Şükrü Köse idi. Ben daha önce hiç ihale yapmadım. Bu benim ilk ihalemdir. Ancak benim de zaman zaman niçin bizim birimin ihaleleri hep aynı kişide kalıyor diye aklıma gelmiştir. Benim yaptığım ihale 54 aylıktır.

HAYALİ ANITKABİR ZİYARETİ
Elazığ Belediyesi Kültür Müdür Vekili Mikail Sezgin (26 Ağustos 2010 tarihli ifadesinden):
Kültür Müdürlüğümüzün faaliyetleri çerçevesinde zaman zaman ihtiyaç duyulduğunda İşletme ve İştirakler Müdürlüğü’nden araç tahsisi istemekteyiz. Bizim kayıtlarımızda Belediye İşletme ve İştirakler Müdürlüğü’nden 9 Ocak 2009 günü araç tahsisi talebimiz olduğuna dair herhangi bir belge mevcut değildir. Biz o tarihte Ankara iline Anıtkabir’i ziyaret etmek üzere öğrenci götürmedik. (Cumhuriyet)

Palin, vurulan milletvekilini hedef göstermiş

0

ABD’de 6 kişiyi öldürüp, kadın vekil Gabriel Giffords’ı kafasından vuran saldırgan, akli dengesi bozuk bir genç çıktı. ABD basını katliamın sorumlusu olarak eski Alaska Valisi ve başkan adayı Sarah Palin’i gösterdi.

Sağlık reformuna desteğinden dolayı özellikle muhafazakar kesimin tepki gösterdiği bir isim olan Giffords, geçmişte “kızgın siyasi söylemlerin” kendisinin tehdit edilmesine neden olduğunu belirtiyordu.

Giffords, geçen yılki bir röportajında, sağlık reformunun kongrede kabul edilmesinin ardından, ülkedeki en ünlü muhafazakarlardan, eski Alaska Valisi Sarah Palin tarafından internet sitesine konulan bir haritada, “sağlık reformuna destek veren ve bu nedenle ara seçimlerde mutlaka yenilgiye uğratılması gereken milletvekillerini” göstermek için, her birinin üzerinde silahla nişan alma işareti olan farklı seçim bölgelerinin yer aldığı ve kendi seçim bölgesine de bu haritada yer verildiğinden yakınarak, “İnsanlar bu tür eylemlerin sonuçlarının olacağını fark etmeli” demişti.

Palin mesaj yayınladı
Silahlı saldırının ardından eleştirilerin hedefindeki Palin’in internet sitesinden söz konusu harita kaldırıldı ve Palin, facebook sayfasında olaydan duyduğu üzüntüyü dile getiren bir mesaj yayımladı.

Palin’in yardımcılarından Rebecca Mansour da muhafazakar bir radyo programında yaptığı açıklamada, haritadaki işaretlerin silahla alakası bulunmadığını, bunların herhangi bir haritada yer alabilen, mimarların kullandığına benzer basit işaretler olduğunu ileri sürdü.

Bireysel silahlanma
ABD’de bireysel silahlanma nedeniyle çok sayıda silahla öldürme ve yaralama olayı yaşanıyor. Özellikle okulları hedef alan bu tür saldırılar dünya basınında da yankı yapıyor. Buna rağmen silahlanmanın önlenmesi yolunda adım atılmıyor. Bu tür saldırılar çok yaşansa da, bunların politikacıları hedef alması sık karşılaşılan bir durum değil.

Talihin garip bir cilvesi olarak Giffords bireysel silah yasaklarının kaldırılmasını savunuyordu. Gabrielle Giffords’un Demokratlar içinde ekonomik ve sosyal konularda en tutucu kanatlarından birine mensup olduğunu ve göçmenlere yönelik sınırlamaları desteklediğin not etmekte yarar var.

Akli dengesi yerinde değil
Silahlı saldırının zanlısı Jared Lee Loughner’ın akli dengesinin yerinde olmadığı belirtiliyor.

Yetkililerin bugün Arizona’nın Phoenix kentinde mahkemeye çıkarılması beklenen Loughner’ın evinde, suikast planıyla ilgili, üzerinde “Giffords” yazılı ve imzalı el yazmaları bulduğu belirtildi.

Giffords uyutuluyor
Bu arada, Gabrielle Giffords’ın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu bildiriliyor.

Başından aldığı kurşun yarasının beyninin bir yarısından diğer yarısına geçmediği ifade edilen Giffords’ın tıbbi komada tutulduğu ancak durumundaki ilerlemeyi kontrol etmek için belirli aralıklarla uyandırıldığı belirtildi.

(Yeşil Gazete)

* Haber sol.org ve Taraf Gazetesi’nden derlenmiştir.

Cemiyet haberleri

İnsanlar ikiye ayrılır derler. Bisikletten zehirlenenler ve henüz zehirlenmeyenler. (Abartmaktan kim ölmüş)

Geçenlerde  bisikletten zehirlenmiş iki arkadaşın düğününe gittik.

Bisiklet yarışlarının sevilen yorumcusu Sarper (Günsal), bisiklet sitesi mtbtr.com’un acar muhabiri Deniz’le  (Akgürgen) dünya evine girdi.(Şimdi farkettim: Bu kelimeyi ömrümde ilk defa kullanıyorum. Dünya evi ne demek yahu?)

Deniz’le Sarper’in nikah şekeri ekte gördüğünüz üç tekerlekli bisikletti. (Aslında üç tekerli bir şeye bisiklet (iki teker) demek bir çeşit oksimoron oluyor ya; neyse konumuz bu değil)

Oturduğumuz masada zehirlenmiş iki kişi daha vardı. Eurosport’tan ‘Uzun Caner Efe’ (Caner Eler) ve Belçikalı yorumcu arkadaşımız Dirk (Vermeiren)

Biz üç erkek aramızda sohbet ederken ağzımdan: “o seleye oturan bi daha iflah olmaz” gibi bir cümle çıktı.

Dirk’in eşi Ebru döndü ve: “Sele mi? İnsan seleye neden otursun ki?” diye bir soru sordu.

Ben acaba bisikletten nefret mi ediyor da böyle bir cümle kurdu diye düşünürken durum anlaşıldı.

Benim bisiklet selesi diye kurduğum cümleyi, Ebru çamaşır selesi olarak algılamış.

Aslında haklı. İnsan bisiklet selesi gibi rahatsız bir şeye neden oturur ki?  Avuç içi kadar bir şeyin üstüne kilometrelerce seyahat hiç akıl kârı bir iş değil. Hele o yarış bisikleti seleleri. Düşünsenize onların carbon-fiber olanı bile var. Bildiğiniz kemik.

(Aslında seleden daha rahatsız bir şey var galiba: Padişah tahtı… Bundan on-onbeş sene evvel Osmanlı hanedanının son üyelerinden Osman Ertuğrul Efendi, taht ile ilgili bir bahis açıldığında, muazzam bir tarihi analiz yapmış, ardından da “dünyanın en rahatsız şeyi  o tahttır…” diye eklemişti.)

RADİKAL’DEKİ HABER

Görenler görmeyenlere haber verdi mi?

Radikal’in Hayat ekinde, geçen pazartesi Bahar Çuhadar imzalı, pek manalı, bir bisiklet dosyası yayınlandı. İstanbul’da bisiklete binmenin nasıl bir şey olduğunu sorgulayan bir dosyaydı o. Sanırım Bahar, kestiğim ahkâmların bir kısmını, yer darlığı yüzünden kullanamamış.

Aslında hikâyeyi Şeytan Arabası için ayırmıştım. Döndü dolaştı yine ona nasip oldu. Hadise şu: İstanbul Belediye başkanı Kadir Topbaş geçen gün hemşehrilerine Avrupa’nın bisiklette yaptığını biz elektrikli otomobille yapacağız diye bir ‘müjde’ verdi. Başkanın söylediğine göre yakın bir zamanda belediyenin kuracağı bir sistemle elektrikli otomobil kiralayabilecekmişiz.

Şehrin otomobi yoğunluğunu düşününce insanın aklına o Yıldırım Akbulut fıkrası geliyor. Eski başbakanımız çok yıllar evvel Erzincan’da hâl müdürü iken görevliler gelip şöyle bir istekte bulunmuşlar: “Efendim  ciddi bir yer sıkıntımız var. Depolar zaman aşımına uğramış bir sürü belgeyle dolu.. Onları imha edersek yer sıkıntımızı çözeriz.”

“Hay hay” demiş Akbulut. “Yalnız, ileride lazım olur. Hepsinden birer nüsha fotokopi çektirin” (Akbulut bu fıkrayı televizyonda, Uğur Dündar’a bizzat kendisi anlatmıştı)

ASIL MÜJDE

Başkan Kadir Topbaş’ın müjdesi gibi değil, hakikaten müjdeli haber geldi bu hafta.

İzmir Karşı Bisiklet’ten Aytaç (Aksoy) yetiştirdi haberi. Loç Vadisi’ndeki HES şantiyesinin mühürlendiğini söyledi. Hatırlayacaksınız Eylül’de Karşı Bisikletci’ler Ankara’dan yola koyulmuş, Loç Vadisi’ne kadar pedal çevirmiş, bu köşede onlarla ilgili bir de yazı çıkmıştı.

Sevincimiz kursağımızda kalmayacak diye ümit ediyor, “Eee kardeşim, bize de birgün kader güldü maşallah” diyor, mevzuyu bağlıyoruz..

SON SÖZ

Etrafınızda bisikletten zehirlenmemiş arkadaşınız varsa, işiniz çok demektir.

Malûm: Dünyayı bisiklet kurtaracak.

(Mübalağa bir kez daha cenk olundu)

Allahtan Hakkı Devrim bu köşeyi okumuyor. Yoksa ‘Dil Yaresi’ne çoktan meze olmuştuk.

Ucube zihniyet – Can Dündar

1975 yılı… Nâzım Hikmet’in 75. yıldönümü için bir grup sanatçı kolları sıvamış. Kimi onu şiire, kimi heykele, kimi öyküye dökmüş.
O dönem Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenci olan Mehmet Aksoy da bir büstle katılmış seferberliğe…
Okul bitince, eserlerini bir kamyonun kasasına yükleyip Türkiye’nin yolunu tutmuş. Edirne gümrüğünde durdurmuşlar kamyonu… Kasayı açtırmışlar. Gümrük memuru:
“-Nedir bunlar” diye sormuş
“-Heykeller, büstler…”
“-Şu kim? Nâzım Hikmet mi?”
“-Evet.”
Bu cevap üzerine derhal gözaltına alınmış Nâzım Hikmet… Dünyanın belki de ilk büstten tutuklusu olmuş. Geri alması aylar sürmüş.
* * *
Daha yeni seyretmiştim Tarık Akan’ın, Mehmet Aksoy için yaptığı belgeseli… Anlattığım öykü orada yer alıyordu.
Aksoy’un çilesi bununla da sınırlı değil.
Hayatı boyunca yonttuğu 3 bin 500 ton taş ve bronzun çoğu ödüllendirildiyse de önemli bir kısmı, taşlaşmış kafalara kurban gitmiş.
Selçuk’a yaptığı Atatürk anıtına açılış yapmamışlar.
1 Mayıs 1977 katliamı anısına yaptığı anıtı Taksim’e sokmamışlar.
12 Eylül’ü anlattığı bronz pano Bonn’da sergilenmesin diye diplomatlar girmiş devreye…
TBMM alt geçidi için açılan yarışmada onun “Kurtuluş yolu” projesi birinci olmuş; ama 12 Eylül’de Evren “Bunu yapan komünist mi? Atatürk’ü niye kalpaklı resmetmiş”
deyince o proje de rafa kalkmış.
2009’da Sarıkamış için hazırladığı muhteşem proje siyasi nedenlerle yapılamamış.
Son olarak Hrant Dink için yaptığı “Kanadı kırık güvercin” projesi kâğıt üzerinde kalmış.
Kısacası Tarık Akan’ın deyimiyle “Onun heykelleri hep korkutmuş birilerini…”
* * *
Son korkan, Başbakan Erdoğan…
Dün Karslılara demiş ki:
“Bakınız; Şehit Ebu-l Hasan Harakani hazretlerinin yanına bir ucube koymuşlar. Garip bir şey dikmişler. Sanatkârane vakıf eserlerinin olduğu yerde böyle bir şeyin olması düşünülemez. Konuyla ilgili belediye başkanımız görevini süratle yerine getirecektir. İlk gelişimizde bunu göreceğiz.”
Tahmin ettiniz:
Başbakan’ın “Derhal yıkıla” dediği heykel, Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı”…
2004’te AKP’li belediye başkanının “Öyle bir heykel yapalım ki, sınırın ötesinden, Ermenistan’dan görünsün” talebi üzerine yaptığı, 35 metrelik, 700 tonluk dev anıt bu… Yerde ilahi vicdanı temsil eden bir göz var. Bu gözün üzerinde tek bir insan yükseliyor. Ancak insan, bir elmanın iki yarısı gibi ikiye bölünmüş. Aralarında boşluktan bir duvar var. O duvar, bölünmüş insanın bütünleşmesini engelliyor. Ve alttaki göz, bir oluktan akıttığı suyla, onların ayrılığına usul usul ağlıyor.
* * *
Başbakan’ın “ucube” dediği işte bu kardeşlik çağrısı…
MHP’liler nicedir heykelin yıkılması için kampanya yapıyorlardı. Erdoğan, dün o kampanyanın sözcüsü oldu.
Acaba “heykele tüküren başkan” olarak tarihe geçen Ankara Belediye Başkanı’ndan sonra, Erdoğan da “heykel yıktıran başbakan” olarak anılmaya mı namzet?
Oysa Aksoy, yazıda saydığım bunca yıkıma rağmen hâlâ taş gibi ayakta…
Onun heykellerini yıkanlar, sansürcüler, katliamcılar, darbeciler çoktan tarih oldular.
Bizim yerimiz, Mehmet Aksoy’un yanıdır.

-Milliyet-

Karadeniz’deki Rumey lehçesi, Antik Yunanca ile kardeş mi?

0

Türkiye’nin Karadeniz kıyısında dağlık bir bölgede konuşulan bir Yunan lehçesinin, Antik Yunan ozanı Homeros ve filozof Platon’un şiirlerinde ve yazılarında kullandıkları türden olabileceği söyleniyor.

İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nin yürüttüğü bir araştırma, bu lehçeyle antik Yunan dili arasındaki bağların, düşünülenden daha da güçlü olabileceğini ortaya koydu.

BBC muhabiri Maddy Savage’ın aktardığına göre dil uzmanları, bulguları dilbilimi açısından bulunmaz bir fırsat olarak niteliyor.

Yunan tarihçiler de pek sevilen edebiyat ve mitolojilerinin canlı bir örneğini bulmuş olabilecekleri dolayısıyla heyecanlılar.

Yapısal benzerlikler

Türkiye’nin kuzeydoğusundaki dağlık bölgede, “Rumey” diye anılan lehçeyi konuşanların sayısı, beş bini geçmiyor.

Araştırmayı yapan doktor Ioanna Sitaridu’nun büyük büyük dedeleri de bu topraklardan geliyor.

Sitaridu, alan çalışmasının sonuçlarından bir kısmını geçen sene içerisinde yayınlamış, ama bu hafta çalışmalarına ilişkin yayımladığı yeni bir video kayıt, dilbilim severlerin dilinden düşmüyor adeta.

Zira Sitaridu’nun araştırması, Rumey lehçesinin, Antik Yunanca, Helenistik ve erken Ortaçağ Yunancasıyla bazı yapısal benzerlikler taşıdığını ortaya koyuyor.

Sitaridu “Dilin evrimleşmesi doğal bir süreç ve bunu durduramayız ama bazı olağanüstü koşullarda bazı antik özellikler korunabiliyor – Rumeyce heyecan verici. Bu lehçede bazı eski yapısal özelliklere dahi rastlanıyor” yorumunda bulundu.

Sitaridu’nun bahsettiği eski özellik, mevcut modern Yunan lehçelerinde rastlanmayan mastar eki…

Sitaridu, bu lehçenin Karadeniz’de hayatta kalmasını, Mübadele sonrası Yunanca konuşan Müslümanların bölgede yaşamaya devam etmelerine izin verilmesine bağlıyor.

Rumey lehçesinin bazı yeni yapısal özellikleri de Türkçe’ye dayanıyor.

Kökeni ne olursa olsun Rumey, kaybolma tehlikesi altındaki lehçelerden biri.

Doktor Sitaridu, çok az gencin öğrenmeye meraklı olduğu bu lehçeyi çalışmalarıyla yaşatabilmeyi umuyor. (BBC)

Bilgi’de öğretim üyelerine destek eylemi

Saat 10’dan itibaren Bilgi Üniversitesi’nin Silahtarağa’daki santralistanbul kampüsündeki öğrenciler, akademisyenler ve akademik özgürlüğü savunan birçok kişi bir öğrencinin bitirme tezi olarak porno film çekmesinin ardından iki öğretim üyesiyle bir öğretim görevlisinin işten çıkarılmasını ve üniversitede akademik özgürlüğün kısıtlanmasını protesto ediyor.

Topluluk protesto gerekçelerini “Üniversitenin velilerin baskıların göre şekilleniyor oluşu, üniversitelerin ticarethane olarak görülmesi, ticari kaygılarla başka bölümlerin kapatılması” olarak sıralıyor.

Öğrenciler üniversite yönetiminin eylemi engellemek için finalleri Dolapdere’deki kampüse taşıdığını santralistanbul kampüsüne giden servisleri iptal ettiğini söylüyor.

Bilgi Üniversitesi’nde bir öğrencinin tez ödevi olarak porno film çekmesi ve sonrasında üniversitenin tez jürisindeki 3 akademisyenin ilişiği kesilmiş; Görsel Sanatlar bölümündeki harddisklere, hocaların araştırmalarına ve makale taslaklarına el konulmuştu. (Ntv)

KESK’de ilk kadın başkan

0

Geçtiğimiz haftasonu gerçekleşen Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) 1. Olağanüstü Genel Kurulunda, konfederasyonu olağan genel kurula kadar yönetecek Merkez Yönetim Kurulu belirlendi.

Yönetim kuruluna Döndü Taka Çınar, İlhami Şahbaz, Canan Çalağan, Kasım Birtek, Yaşar Gül, Hamide Yiğit ve Akman Şimşek seçildi. Merkezi Yönetim Kurulu kendi arasında yapacağı toplantıyla görev dağılımı yapılacak.

Seçim sonrasında Merkez Yönetim Kurulundan 3 kadının görev alması dikkati çekti.

KESK’in yeni genel başkanı ise halen Büro Emekçileri Sendikası Genel Sekreterlik görevini sürdüren Döndü Taka Çınar oluyor.

Böylece, tarihinde ilk kez olağanüstü genel kurul yaşayan KESK’in genel başkanlığını yine ilk kez bir kadın üstlenecek.

Önceki yönetimden tekrar görev alan tek isim ise Akman Şimşek oldu.

Döndü Taka Çınar, başkanlığı şu sözlerle değerlendirdi:

“Toplantıda taciz yada komplo iddialarının disiplin suçu sayılması, bu konularda bir bilirkişilik mekanizması oluşturulması yönünde öneriler getirildi.

Genel kurulda bir anlamda özeleştiriler yapıldı, gelecek dönemde bu eksiklik ve hataların yaşanmaması için herkes samimi katkı gösterdi.

Yönetim kuruluna 3 asil, 4 yedek kadın üyenin seçilmiş olması önemli. Kadınlar biraz daha öne çıkmış oldu.” (Ajanslar)

Şili de Filistin’i tanıdı

0

Şili Dışişleri Bakanı Alfredo Moreno, ülkesinin, Filistin’i ”İsrail devletiyle barış içinde, özgür, bağımsız ve egemen bir devlet” olarak tanıyarak BM kararlarını izlediğini belirtti.

Kararın, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera’nın Brezilya’da bir araya gelmesinden sonra alındığı kaydedildi.

Uruguay ve Paraguay’ın da gelecek haftalarda bu yönde bir karar alması bekleniyor. (aa)

Eroğlu ve alternatif Cem Uzan vaatleri – Benan Molu

Karadeniz İsyandadır Platformu’nun “son dakika” uyarısıyla televizyonu açtım. Balçiçek Pamir’in (İlter mi demeliydim, bilemedim.) Söz Sende programının bu akşamki konuğu Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’ydu ve Karadeniz İsyandadır Platformu eylemcileri de Habertürk stüdyosunun önünde bekliyorlardı. Bu sefer sakin sakin izleyebilirim sandım ama yanılmışım. Zat-ı şahaneleri daha ilk dakikadan “Bizim yaptığımız barajların ömrü 500-600 yıl.” diyerek beni yerimden etmeyi başardı. İlk önce alternatif Cem Uzan vaadi sandığım bu söylemin, Balçiçek Pamir tarafından da şaşkınlıkla karşılandığını  “50-60 yıl demek istediniz sanırım” diye düzeltmeye çalışmasıyla anlayıp, bir kez daha irkildim. Bakan durmuyor, devam ediyordu. Küsüratlı sayılar –aman uydurduğum belli olmasın- söyleyip ekonominin canlandığından, iktidarda oldukları dönem boyunca yaptıkları ve yapacakları barajların enerji için büyük bir yatırım olduğundan ve barajların bizim bir parçamız haline geldiğinden bahsediyordu. Arada programın sunucusunun da “Ama çevreciler öyle demiyor, bakın bir sürü mail atmışlar” temalı cümleleriyle sesini duyduk tabii ama Bakan’ın zamanında vatan haini ilan ettiği “çevreciler”i dinlemeye, lütfedip cevap vermeye pek niyeti yoktu.

Barajlar konusunda hızını alamayıp hidroelektrik santrallere (HES) geçtiğinde ben çoktan koltuk il sınırını terk edip evin içinde dolaşmaya başlamıştım. Bakan, “Şimdi bu çevreciler yok derelerin can suyu kuruyacak yok oradan akacak su zehirli falan diyor”la başlıyor,  bu kendini bilmez çevrecilerin kim olduğunu açıklamaktan da geri durmuyordu. O’na göre kıymet bilmez, nankör çevreciler halka yalan yanlış şeyler söylüyor, “purotostolar dışarıdan tahrik ediliyor, bir grup var bunlar sürekli bir yerden bir yere geziyor.”du. Zaten kendisi “Allianoi diye bir yer yoktur.” da dememişti, bunlar şüphesiz birtakım medya kuruluşlarının uydurmasıydı. Aynı şekilde Tarkan için söylediği “Sanatınla ilgilen” cümlesi de bir tavsiyeden öteye gidemezdi çünkü Tarkan’ın çok güzel şarkıları vardı. Hasankeyf de bir sene sonra “cazibe merkezi” haline gelecekti. Tam uzun vadeli planlarını “Ben size hangi barajın hangi yıl hangi gün hangi dakika biteceğini söyleyebilirim, o kadar iyi çalışıyoruz işte biz” diyerek açıklayacakken Hasankeyf konusuna geri dönüyor ve ekliyordu, “Oralardaki tarihi eserlerin korunmasını isteyen sanatçılar da azıcık ellerini ceplerine atsınlar, öyle uzaktan lafla olmuyor bu işler.”

Balçiçek Pamir konuyu Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’na getirmeye çalışıyor, “çevreciler”le başlayan cümleler kuruyor ama cümlesini bir türlü tamamlayamıyordu çünkü Eroğlu sürekli iktidarda oldukları dönem boyunca halka verdikleri hizmetleri, yaptıkları yatırımları ve Türkiye’yi bekleyen bol barajlı, bol HES’li günleri anlatmak istiyordu haklı olarak. Ben artık bitse de gitsek diye televizyon başında sinir harbi geçirirken sevgili Bakan’ımız bana daha çekilecek çilem olduğunu –sağolsun- şu sözlerle hatırlattı: “Bakın Balçiçek Hanım, biz gelmiş geçmiş en çevreci hükümetiz.” O an aklıma Ece Temelkuran’ın polis şiddeti yüzünden bebeğini kaybeden kadın öğrenci hakkında yazdığı yazıda kullandığı “Ben çok küfür biliyorum.” cümlesi geldi. Nefes aldım, koltuk sınırlarına geri döndüm ve bildiklerimi düşündüm. “Ben çevre mühendisiyim, hocayım, lütfen ama” diye bağıran o adamdan farklı olarak bildiklerimi. “Vatan toprağı kutsaldır.” Gibi ulusalcı söylemlere hiç bulaşmadan. Bir Hes’in ömrünün ancak kaynaklar elverişliyse en çok 200 yıl olacağını, barajların tuzlanmaya, çoraklaşmaya ve sera gazı üretimine, göçlere neden olduğunu, alternatif enerji kaynaklarının başlangıçta maliyeti yüksek olsa da uzun vadede gerek enerji gerek fiyat gerek temiz hava bakımından HESlerden ve barajlardan kat kat daha fazla yarar sağlayacağını, Dünya’da barajlardan sağlanan elektrik oranının yalnızca %19 olduğunu , üçüncü köprünün sorunları çözmeyeceğini, Allianoi’siz Hasankeyf’siz Türkiye’nin “cazibe merkezi” olamayacağını, Loç’ta, Senoz’da, Munzur’da insanlar direnirken “Ama halk bunu istiyor” demenin saçmalığını, mahkemelerin verdiği durdurma ve iptal kararlarını hiçe sayarak inşaata devam eden şirketleri düşündüm. Muhteşem çevreci icraatlarını anlatmak için Balçiçek’ten bir program sözü almak isteyen Eroğlu’na baktım, Tabiat ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nı beklemeden koruma altındaki alanlarda HES yapabilmenin önünü kanun değişikliğiyle açan bu hükümetin samimiyetini bir kez daha sorguladım. “HESler çevreye çok zarar veriyor, çocuklarımız bizi affetmeyecek.” Diyen AKP’li milletvekili geldi aklıma, Eroğlu hala konuşuyordu, “Adamın gol diyor ama n’aber?” diye bağıracaktım, Serkan Köybaşı’nın geçen gün “insanın sinirini sıfır noktasından zirveye taşıyan AKP”yi yazdığı yazısını hatırladım. Televizyonu kapatıp sinirimin geçmesini bekledim. Bu senenin çevrecinin daniskasının değil vatan hainlerinin senesi olmasını diledim.

Sanat eleştirmeni Erdoğan: Bu heykel ucube

Kars’ta toplu açılış töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu tarafından yaptırılan ‘İnsanlık Anıtı’na tepki gösterdi.

Erdoğan, “Hasan Harakani’nin türbesinin yanına bir ucube koymuşlar, garip bir şey dikmişler. Oradaki tüm vakıf eserlerinin, o sanatkârane eserlerin olduğu yerde böyle bir şey olması düşünülemez. Konuyla ilgili olarak belediye başkanımız görevini süratle yerine getirecektir. Bunu süratle bekliyoruz. İnşallah ilk gelişimizde bunu da göreceğiz. O bölgeyi de gayet güzel bir park haline belediye getirecektir.” diye konuştu.

Eski Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu’nun girişimleriyle ünlü heykeltraş Mehmet Aksoy tarafından yapılan ‘İnsanlık Anıtı’ 2009 yılında Üçler Mahallesi’ndeki tepeye dikildi.

35 metre yüksekliğinde ve 350 ton ağırlığındaki anıt, Naif Alibeyoğlu’nun belediye başkanlığını kaybetmesinden sonra tartışmalara neden oldu.

Yeni belediye başkanı Nevzat Bozkuş anıtı yıkmak çeşitli girişimler başlattı.

Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, anıtı sit alanına yapıldığı, yapı ruhsatı bulunmadığı ve hazine arazisinde olduğu için yıkmak istediklerini söyledi.

Başvurularının Anıtlar Kurulu’nda olduğunu söyleyen belediye başkanı Kurul’un kararı ellerine ulaştığını ‘İnsanlık Anıtı’nı yıkacaklarını vurguladı.

‘TÜRK İNSANININ SOYKIRIM YAPMADIĞININ ANITIDIR’
NTV yayınına katılan Eski Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, Başbakan’ın ‘ucube’ yorumununun toplum tarafından değerlendirileceğini söyledi.

Alibeyoğlu, “Burayı kentsel dönüşüm çerçevesinde yaptırdık. Burada bir insanlık anıtı olsun, insanlığın değerlerini yitirdiği, savaşan dünyada, Sarıkamış’ta 90 bin askerimizin şehit olduğu, acıların çekildiği bu coğrafyadan insanlık mesajı verelim istedik.

Gerek Ermenistan’daki, gerekse Iğdır’daki soykırım anıtlarına karşı soykırım yapılmadığının anıtını yaptırdık. Çünkü soykırım anıtları bize göre halklar arasında kan davasını pompalıyor.

Bundan dolayı yargılanacaksak yargılanalım. Ucube deniyor ama anıt daha tamamlanmadı. Erzurum’daki Anıtlar Kurulu bunun yapımına izin verdi. Aradan 3 yıl geçtikten sonra birileri politik müdahale ettiler. Anıtlar kurulu sadece bu parseli tescilledi, sit alanı ilan etmedi ama anıtın yapılmasına da karar verdi.

Ben dünyaya Türk insanının soykırım yapmadığının anıtını yaptırdım ve bölge barışı için mücadele ediyorum. Yıkılacaksa da saygı duyarım. Maalesef ülkemizdeki en önemli sorun ön yargılardır.” diye konuştu. (Ntv)