Ana Sayfa Blog Sayfa 5187

Yeşiller Partisi: “Kısıtlamalara karşı hepimize görev düşüyor”

Yeşiller Partisi, son dönemde gündemde olan internet kısıtlamaları ve sansürü üzerine yazılı bir açıklama yayınladı. MYK üyesi Koray Doğan Urbarlı imzasıyla yayınlanan açıklamada, “Sokakları kameralarda, meydanları polislerle donatanlar, internet üzerindeki kısıtlamalar yetmemiş olacak ki; interneti öldürmeye karar verdiler.” denildi.

Yeşiller Partisi’nin 15 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’nin çeşitli noktalarında yapılacak sansür karşıtı gösterileri desteklediği de belirtilen açıklama şu şekilde:

Kısıtlamalara karşı hepimize görev düşüyor

Yine bir kısıtlamayla karşı karşıyayız. Yine devlet, vatandaşına güvenmediğini, vatandaşının düzenlemeler, kısıtlamalar olmadan ne yapacağını bilemeyeceğine olan inancını bize gösterdi. Sokakları kameralarda, meydanları polislerle donatanlar, internet üzerindeki kısıtlamalar yetmemiş olacak ki; interneti öldürmeye karar verdiler.

Kendi hukukunu uygulayan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) aldığı karar ile 22 Ağustos 2011 tarihini internetin ölüm günü ilan etmiştir. Bu tarihten sonra, zaten Dünya ölçeğinde alt sıralarda yer alan internet özgürlüğümüz, tamamen dibe vuracaktır. İnternetin filtrelenmesi şeklinde gerçekleşecek bu uygulama sonucunda, TİB’in yasak dediği sitelere girmek de suç olacaktır. Halihazırda 60.000’den fazla sitenin ulaşılamaz olduğu Türkiye’de bu rakamın 22 Ağustos 2011 tarihinden sonra, büyük ölçüde keyfi olarak, çok artacağı da açıktır. Bunun ilk emareleri için yine TİB’e bakmak yeterlidir. Bu başkanlık, içerisinde günlük kullanımda olan bir çok sözcüğün olduğu bir listeyi, yasaklar listesi diye gönderebilmekte, ülkenin en çok ziyaret edilen sitelerinin “kontrolden çıktığını” söyleyerek kapatılmasını isteyebilmektedir.

Bu bir zihniyettir, bu bir dünyaya bakıştır. Biz Yeşiller Partisi olarak, bu zihniyetin karşısında olduğumuzu açıklıyoruz. Kontrol altına alamadığım, denetleyemediğim nokta suç içerir mantığı ile hareket edilerek bir ülke yönetilemez. İnsanların hayatlarına kısıtlamalar getirerek, onlara nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyerek bir ülke yönetilemez. Bu ister internet düzeyinde olsun; ister yaşamın başka herhangi bir alanında olsun. Bu kısıtlamaların hayata geçmemesi için hepimize görev düştüğünü düşünüyoruz.

Bu vesileyle 15 Mayıs tarihinde yapılacak olan yürüyüşleri desteklediğimizi de kamuoyuna duyururuz

Yaşam, kısıtlanamaz!

07,05.2011

Koray Doğan Urbarlı

Yeşiller Partisi MYK Üyesi

Seçim 2011: Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku seçim bildirgesini açıkladı

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku seçim bildirgesini açıkladı. Bildirgede ‘Çılgın Projeler’ yerine Türkiye halklarının gerçek sorunlarına ilişkin çözümler sıralandı. Blok’un dış politika, demokratikleşme, ekonomi, eğitim, sağlık, çevre, engelliler, gençlik, kadın gibi alanlara ilişkin hedeflerinin anlatıldığı bildirgede Alevilerin sorunlarının çözümünden, kadınlar üzerindeki baskının ortadan kaldırılmasına, onurlu bir dış politikadan, Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümüne, çevre sorunlarından, işçiler ve emekçiler üzerindeki sömürüye son verilmesine kadar birçok konuda çözüm önerileri sıralandı.

‘Demokratikleşme’, ‘Ekonomi, eğitim ve sağlık’, ‘Çevre, doğa ve ekoloji’, ‘Gençlik’, ‘Kent’, ‘Engelliler’, ‘Dış politika’ ve ‘Kadın’ şeklinde 8 başlıktan oluşan 38 sayfalık seçim bildirgesinde AKP, CHP, MHP’nin halkın gerçek sorunlarını gözetmeyen, ‘Çılgın vaatleri’ yer almadı. Türkiye halklarının ekonomi, demokrasi, çevre, işçi hakları, Kürt sorunu gibi temel sorunlarının ve bunlara dair çözümlerin sıralandığı bildirgede her inanç, mezhep ve ulustan Türkiye halklarının, işçilerin, emekçilerin, kadınların, yoksulların ve ezilenlerin özlemini duyduğu bir Türkiye tarifi yer aldı.

İŞÇİLER, YOKSULLAR, KADINLAR, KÜRTLER, ALEVİLER…

Diyarbakır’daki Sümerpark Resepsiyon Salonu’nda yapılan ve Türkiye’nin her alanda yaşadığı sorunlara yönelik ciddi çözüm önerileri ve hedeflerin açıklandığı bildirgeyi Blok’un Hakkari adayı Selahattin Demirtaş okudu. Açıklamaya, İstanbul bağımsız milletvekili adayları Abdullah Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder, Diyarbakır bağımsız milletvekili adayları Altan Tan, Nursel Aydoğan ve Emine Ayna da katıldı. Selahattin Demirtaş tarafından okunan 38 sayfalık seçim bildirgesinde yeni, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa, Kürt sorunun demokratik ve barışçı çözümü, Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması, seçim barajının kaldırılması, siyasi partiler yasasının değiştirilmesi, demokratik özerkliğin hayata geçirilmesi, YÖK ve MGK’nın kaldırılması, yargı reformu, köy koruculuğunun kaldırılması, anadilde eğitim, siyasi af, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gibi pek çok öneriye yer verildi.

Demirtaş, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun hedeflerini, ‘haftalık iş saatini 35 saate çekeceğiz, asgari ücreti yükseltip vergiden muaf tutacağız, taşeronlaştırma, esnek ve kuralsız çalışmaya son vereceğiz, iş yasası, sendikalar yasası, grev ve lokavt kanunların işçi sınıfını tarihsel kazanımlarını koruyacak şekilde düzenleyeceğiz, lokavtı yasaklayacağız’ şeklinde açıkladı.

Parasız, anadilde eğitimi hayata geçireceklerini, sağlığı tamamen parasız hale getireceklerini söyleyen Demirtaş “Herkese ücretsiz sosyal güvence sağlayacağız” dedi. HES’lere karşı olduklarını, yapımı süren HES’leri durduracaklarını, nükleer santral yerine alternatif enerji kaynakları kullanacaklarını, tarihi değerlerin barajlar altında kalmasını engelleyeceklerini, siyanürlü altın aramayı yasaklayacaklarını söyleyen Demirtaş dış politika hedeflerini şöyle açıkladı “NATO’dan çıkılacak, yabancı üsler kaldırılacak. Silahlı kuvvetlerin sınır dışına çıkmasına izin verilmeyecek. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in planlarına karşı Ortadoğu halklarıyla ortak mücadele edilecek. Kıbrıslıların kendi kaderini tayin hakkına saygı duyulacak.”

DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İÇİN

* Demokratik özgürlükçü bir anayasa yapılacak
* Hakikatleri araştırma ve adalet komisyonu kurulacak.
* Siyasi partiler yasası değiştirilecek, seçim barajı kaldırılacak
* Demokratik özerk yönetimler kurulacak. Türkiye demokratik temelde bölgesel olarak 20-25 özerk bölgeye ayrılacak. Dışişleri maliye ve savunma hizmetleri merkezi iktidara ait olacak. Emniyet bölge yönetimleri ve merkezi yönetim tarafından ortak yürütülecek. Diğer hizmetleri bölge yönetimi devralacak.
* YÖK ve MGK kaldırılacak
* Köy koruculuğu kaldırılacak. Korucular çevre ve orman işlerinde istihdam edilecek
* Yargı reformu yapılacak.
* Anadilde eğitim herkes için bir hak olarak kabul edilecek. Resmi dil Türkçe’nin yanı sıra bütün kamusal alanlarda anadilin kullanımı serbest olacak.
* Sisteme muhalifi oldukları için cezaevindeki tüm siyasi tutsaklar özgür bırakılacak. Siyasi af ilan edilecek
* İfade, hürriyet ve örgütlenme önündeki tüm engeller ortadan kaldırılacak. Terörle mücadele yasası tümde kaldırılacak
* Herkesin dini inançlarını ve dünya görüşünü özgürce yaşaması önündeki tüm engeller kaldırılacak. Başörtüsü yasağı kaldırılacak.
* Diyanet işleri başkanlığı kaldırılacak. Cemevleri ibadethane olarak kabul edilecek
* Dokunulmazlıklar kaldırılacak
* Dini ve etnik azınlıklara eşit yurttaşlık hakkı anayasal ve yasal olarak hem de pratikte sağlanacak.

EKONOMİ, EĞİTİM, SAĞLIK

* Gelir dağılımında adalet sağlanacak
* Yoksulluğa karşı sadaka değil; insanca geçinme ve sosyal güvence sağlanacak
* İsşizliğe karşı insanca çalışma, herkese eşit, parasız sağlık ve sosyal güvence sağlanacak
* Asgari ücret insanca yaşanacak seviyeye çıkarılıp vergiden muaf tutulacak
* Bölgeler arası eşitsizliklerin giderilmesi sağlanacak.
* Adaletsiz vergi sistemine son verilecek. Sermaye kesimine ak ettiği oranda vergilendirilerek vergi yükü çalışanların sırtından alınarak adil bir vergi dağılım yapılacak. Temel gıda, eğitim ve sağlık alanında vergi uygulaması. kaldırılacak.
* Gelir dağılımındaki adaletsizliğe son verilecek.
* Haftalık iş günü 35 saate indirilecek
* Esnek, kuralsız çalıştırma biçimlerine, taşeronlaştırmaya olanak sağlayan yasal dzenlemeler ortadan kaldırılacak
* Kayıt dışı istihdam kayıt altına alınacak
* Emek, Demokrasi Ve Özgürlük Bloku, İş Yasası, Sendikalar Yasası ve Toplusözleşme, Grev ve Lokavt Yasası’nı, işçi sınıfının bütün tarihsel kazanımlarını ve haklarını iade edecek biçimde yeniden düzenleyecektir. Lokavt bir hak olmaktan çıkarılacaktır
* Çalışma yaşamında her türlü ayrımcılığa son verilecek
* Eğitim temel ve her kademesi ücretsiz bir kamu hizmeti haline getirilecektir
* Herkese eşit, parasız, sosyal güvence sağlanacak
* Tarım ve hayvancılık sektörünün bitirilmesine izin verilmeyecek.
* Boşaltılan köyler isteğe bağlı olarak yeniden inşası yapılacak, bu bölgelerdeki atıl durumdaki tarım arazileri faaliyete geçirilecek. Bu köylülere uğradıkları zararlar hiçbir zorluk çıkarılmadan ödenecek.

NÜKLEERE, TARİHİN VE ÇEVRENİN TALANINA HAYIR

* Ormanlık alanların talanına, özelleştirilmesine, inşaat alanı  olarak kullanılmasına izin verilmeyecek
* Akarsuların, denizlerin, göllerlin yer altı sularının ve toprağın sanayi atıkları ile kirletilmesi esinlikle engellenecek
* Hasankeyf, Munzur, Allionai gibi tarih ve kültür mirasları, Karadeniz’deki doğal güzellikler HES’lere kurban edilmeyecek, buralarda başlayan HES faaliyetlerine derhal son verilecek
* Siyanürlü altın arama uygulamasına son verilecek.
* Nükleer enerji yerine alternatif ve doğal enerji kaynaklarının kullanımı sağlanacak.

Ladin öldü, yaşasın Ladinizm – Tayfun Atay

Usame bin Ladin ve El Kaide’yi ortaya çıkaran tarihsel sürecin, 18’inci yüzyılın ikinci yarısında beliren Vahhabiliğe kadar izi sürülebilir. Muhammed ibn Abdülvahhab’ın Osmanlı-karşıtlığı temelinde bir “Arap-İslâm rönesansı” gerçekleştirmek üzere işlerliğe soktuğu Vahhabilik, şeriata dayanak olarak yalnızca Kur’an ve hadisleri alan, çağlar içerisinde ihtiyaçtan çıkmış her tür içtihadı “sapma” sayan, tekke-tarikat İslâm’ını şiddetle reddeden “püriten” bir hareketti. Eğer İslâm’da “fundamentalizm”den söz edilecekse bunu, sanıldığının ve çoğu zaman ileri sürüldüğünün aksine İran ve Humeyni rejimi değil, Vahhabilik temsil eder. Vahhabiliğin somut en büyük başarısı, Suudi Arabistan’dır. İbn Suud’un politik önderliğinde ve Abdülvahhab’ın ideolojik rehberliğinde kuruldu bu ülke… Yukarıda söylenenler Suudi kökenli Usame’nin içerisinden çıktığı zihinsel matrise esas itibarıyla ışık tutarsa da ek olarak kaydedilmesi gereken bir nokta daha vardır. Başlangıçta “devrimsel” enerjiyle bir devletin kurulmasına imkân açan doktrin, zaman içerisinde giderek resmileşip mevcut dünya sisteminin de parçası olmuş bir statükoyu temsil eder hale geldi. O yüzden bin Ladin, Vahhabiliği bitkisel hayata sokmuş Suudi rejimini aldı karşısına en önce ve bu ideolojinin rehabilitasyonuna yöneldi. Bu anlamda nasıl Abdülvahhab erken-modern dönemde bir Arap-İslâm rönesansına giriştiyse Usame de “geç-modern” zamanlarda bir “Vahhabi rönesansı”nı gerçekleştirme işine soyundu. İkinci olarak kaydedilmesi gereken husus, tüm püriten, fundamentalist ve Batı-karşıtı söylem ve retoriğine rağmen El Kaide tabir caizse sapına kadar “modern” bir harekettir. “Modernite”nin istenmedik yan ürünü de denilebilir ona… Kök mantığında (Foucault’dan ilhamla konuşacak olursak) disiplin, denetim ve tahakküm yatan, en genel anlamda doğal-biyolojik ve beşeri-toplumsal dünyalara yönelik bir “fetih hareketi” olarak tanımlanabilecek modernite için El Kaide’nin bir “ayna yansısı” olduğunu ileri sürenler haklıdır (bkz. John Gray, El Kaide: Modern Olmanın Anlamı, Everest Yay., 2004). (Foucault yaşasaydı, zamanında 1979 İran Devrimi’ni desteklediği gibi El Kaide’yi de desteklerdi diye düşünmek dahi mümkün!) Kaydedilmesi gereken üçüncü husus, kendisini önceleyen İslâmcı hareketlerden El Kaide’nin ayrıldığı en önemli noktanın, onun ulusal ve uluslar-arası değil, küresel ve “uluslar-üstü” bir motivasyonla hareket etmesi olduğudur. El Kaide, 20’nci yüzyılın başında Hasan el-Benna gibi iç halkası Mısır’la dış halkası Arap dünyasıyla sınırlı bir İslâmcılık’la da, Mevlana Mevdudi gibi Hint Altkıtası’na mahsus bir İslâmî hareket formülüyle de çıkmadı ortaya… Ne de İmam Humeyni’nin, dışa dönüklüğü devrim ihracından ibaret kalan İslâm Cumhuriyeti’nin özde “uluslar-arası” sistemle uyarlı mantığıyla hareket etti. “Müslüman” olmak dışında birbirleriyle çok da fazla alışverişi olmayan “amorf” bir insan topluluğu, “Yerküre”yi bütünüyle talep eden yeni bir ekonomi-politik düzenleme karşısında, yine bütünüyle “Yerküre”yi çağrı ve eylem alanı yapan bir “kaide” ile ortaya çıktı. Bu anlamda El Kaide, küresel kapitalizm karşısında “küresel İslâm”ın dehşetengiz yüzüdür. El Kaide’yi fizikçilerin “ışık” için yaptıklarına benzer şekilde tanımlamayı öneren uzmanlara da kulak kabartmamak elde değil (bkz. Karen J. Greenberg, Al Qaeda Now: Understanding Today’s Terrorists, Cambridge University Press, 2005, s. 6). Buna göre, ışığın hem bir “partikül” hem de “dalga” olması gibi El Kaide de hem bir “örgüt” hem de “hareket”tir. O yüzden Usame’nin öldürülmesi örgüt için ölümcül bir darbe olabilir belki, ama “hareket” için kuvvetle muhtemel ki pek öyle olmayacak. Üstelik ölüm biçimi, Usame’ye “meftun” kesimlerde onun “ışığı”nı daha da parlatacak şekilde gerçekleşti. Kendisine bağlı yayın organlarında da üzerine basa basa belirtildiği üzere Usame vuruşa vuruşa öldü! Sünni radikal İslâmcılığın “uluslar-arası kapitalizm” çağında en önemli ideologu olan Seyyid Kutub (ki bazıları onu El Kaide’nin “Lenin”i olarak nitelendirir!), aslında 1966’da Mısır’da idam edildiğinde çok da önemli ve dünyaca bilinen bir fikir adamı değildi. İdamı, fikirlerinin dünyaya ilâmının önünü açtı! Şimdi Amerika marifetiyle “şehadet şerbeti” içirilen Usame bin Ladin’in de (üstelik Kutub’dan kat-be-kat fazla ölçekte) fikir ve eylem için ilham membaı olma ihtimali çok yüksek… Cesedinin toprağa verilmekten kaçınılarak erişilemez okyanus derinliklerine gömülmesi bile bu ihtimalden duyulan kaygının bir göstergesi sayılmaz mı?! Hâsılı kelâm, ışığın ana “partikül”ü gitti ama “dalga”sının daha çarpıcı, sarsıcı ve sarıp-sarmalayıcı biçimde yayılması imkân dâhilinde görünüyor. Ladin’i öldürerek “hal’ettiniz”! Bakalım “Ladinizm”i nasıl halledeceksiniz?!

t24.com.tr

Dallas’ın şakası yok

0

NBA’de play-off yarı finallerinde Dallas Mavericks ile Los Angeles Lakers arasında oynanan serinin 3!’üncü maçında Phil Jackson’ın kumarı tutmadı ve Dirk Nowitzki liderliğindeki Mavs salondan galibiyetle ayrılarak Lakers’ı uçurumun eşiğine itti.

Dallas Mavericks, American Airlines Center’da Los Angeles Lakers’ı konuk etti. 21 bin 156 taraftarı önünde son şampiyonu ağırlayan Mavs, yıldız isimlerinin performanslarıyla 98-92’lik zafere uzanarak seride 3-0 öne geçti.

Dirk Nowitzki 32 sayıyla maçın en skoreri olurken, Jason Terry 23 ve Peja Stojakovic 11’i son çeyrekte olmak üzere toplamda 15 sayıyla oynayarak, son iki yılı şampiyon tamamlayan Lakers’ı elenmenin eşiğine getirdi.

Maçın tamamlanmasına 5:05 kala 7 sayıyla geride olan Mavs, yeni bir beşle oynayan ve pota altında 3 büyük adamla mücadele eden Lakers karşısında zor durumlar yaşadı. Ancak bu dakikada sahneye çıkan Nowitzki ile Stojakovic, kaydettikleri 3 sayılık basketlerle Dallas’ın 18-6’lık bir seri yakalamasını sağladı ve zaferi ev sahibine kazandırdı.

Bu sonuçla Dallas Mavericks, Los Angeles Lakers karşısında play-off yarı finallerinde 3-0’ı yakaladı. NBA tarihinde hiçbir takım 3-0’ı geri çevirebilmilş ya da bir başka deyişle hiçbir takım 3-0’dan sonra elenmiş değil.

Dallas, Pazar günü konuk edeceği. Lakers karşısında 4-0’ı yakalayarak tur atlayan taraf olmaya çalışacak.

Lakers’da Andrew Bynum 21 sayı 10 ribaund, Lamar Odom 18 sayı ve Kobe Bryant son çeyrekte sadece 4 sayı olmak üzere toplamda 17 sayıyla maçı tamamladı.

Fransa bu iddiayı konuşuyor

0

Fransa’da siyahi oyunculara kısıtlama getirildiği iddaları yeni bir boyut kazandı. Federasyonun bu konuda yaptığı gizli toplantı, bir yönetici tarafından cep telefonuyla kaydedildi.

Fransa’da özel soruşturma dosyaları ile tanınan “mediapart” adlı internet sitesi, geçtiğimiz hafta ortaya son derece ciddi bir iddia atmış; Fransa Futbol Federasyonu’nun, altyapılara alınan siyahi ve Arap asıllı oyuncuların sayısının azaltılmasına yönelik çalışma içinde olduğunu gündeme getirmişti. Spor bakanlığı da beyaz oyuncuların en az yüzde 70 olmasını öngören gizli kararla ilgili soruşturma başlatmıştı.

Medipart sitesinin yeni haberi ise, iddiaları reddeden federasyonu çok daha zor duruma düşürecek gibi görünüyor. Sitede yer alan habere göre, geçtiğimiz aylarda Fransız Futbol Federasyonu’nda düzenlenen toplantıya katılan bir yöneticinin, cep telefonuyla kayıt yaptığı ortaya çıktı.

Görüntülerde, Fransa Milli Takımlar Ulusal Direktörü François Blaquart tarafından bir çizelge hazırlanıyor. Bu çizelgede A ve Ümit Milli Takımlarda top koşturanların yarıya yakın bölümünün “çifte vatandaşlık” sahibi oyunculardan oluştuğunun not edildiği görülüyor. Çizelgenin hazırlanışında “isim” ve “din” gibi kriterlerin temel alındığını vurgulayan Fransız haber sitesi Mediapart, teknik kadronun bu çizelgeyi, “çifte vatandaşlık sahibi gençlerin gelecekte Fransa Milli Takımı yerine, vatandaşlığına sahip oldukları ülkeleri seçmesinin önüne geçme amaçlı” olduğunu yazdı.

Görüntüler üzerine açıklama yapan spor bakanı Chantal Jouanno ise, soruşturmayla ilgili ilk sonuçların gelecek hafta içinde açıklanacağı sözünü verdi. Jouanno, Fransa Teknik Firektörü Laurent Blanc’ın da sorgulanacağını duyurdu.

Halit Çelenk Denizlerle buluştu…

Bu yıl Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının anma toplantısı ile Halit Çelenk’in cenaze töreni birlikte yapıldı. Çelenk vasiyeti üzerine Deniz Gezmiş’in mezarının yakınında toprağa verildi.

Deniz Gezmiş’in idam edilirken avukatı olan 89 yaşındaki Halit Çelenk, dün (5 Mayıs) evinde yaşamını yitirdi. Bugün Karşıyaka Mezarlığı’ında toprağa verilen Çelenk yüzlerce kişi tarafından vasiyetinde istediği gibi Enternasyonal Marşı ile uğurladı.

Mezarlık girişine kurulan kürsüde ilk konuşmayı Halit Çelenk’in kızı Serpil Güven yaptı. Babasının her yıl Deniz, 6 Mayıs’ta Denizleri anma toplantısına katıldığını hatırlattı. “Geçtiğimiz yıl sağlık sorunu nedeniyle katılamamıştı ama bir mesaj yollamıştı ve seneye mutlaka katılacağım demişti. Sözünü tuttu” dedi.

Konuşmaların ardından kitle, idam edilişlerinin 39. yıldönümünde anılan Deniz Gezmiş’in mezarına giderek anma törenini gerçekleştirdi. Ardından defin işlemleri için Halit Çelenk’in mezarı başına gidildi.

1922 Antakya doğumlu Halit Çelenk,  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1944’te mezun oldu. Hayatı boyunca barış, emek, adalet ve eşitlik mücadelesinin ön saflarında yer alan Çelenk:

Türkiye İşçi Partisi Ankara il yönetiminde sekreter ve genel yönetim kurulunda üye olarak görev yaptı.

* 1960’lı yıllarda İlerici Avukatlar Derneği ve yine Devrimci Avukatlar Derneği‘nin kurucu ve yöneticileri arasında yer aldı.

* 1965 yılında Fakir Baykurt’un başkanlığında kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikası‘nın (TÖS) daha sonra kurulan Tüm Eğitim ve Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği‘nin (TÖB-DER) hukuk danışmanlığı görevini üstlendi.

* 1968 yılında Türk Hukuk Kurumu‘nun ikinci başkanlığı, 1975 yılında Çağdaş Hukukçular Derneği başkanlığı görevini yaptı.

* İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı‘nın kurucuları arasında yer aldı.

* 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde, Dev-Genç, THKO, TİP, TKP, TSİP, Dev-Yol, DİSK, Barış, Türkiye Yazarlar Sendikası, Halkevleri Köy-Koop gibi davalarda avukatlık yaptı.

* Barış davasında ve Aziz Nesin‘in öncülüğünü yaptığı Dilekçe Davası’nda sanık olarak yargılandı ve beraat etti.

* Nazım Hikmet‘in kız kardeşi Samiye Yaltırım tarafından kurulan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın yönetim kurulunda görev aldı, Nazım Hikmet’e yapılan hakaret davalarında müdahil olarak Samiye Yaltırım’ın avukatlığını üstlendi.

* Halit Çelenk’in savunmasını üstlendiği bazı ilerici ve aydınlar şunlardı: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Mahir Çayan, Gün Zileli, Melih Pekdemir, Kemal Türkler, Aziz Nesin, Mahmut Dikerdem, İlhan Selçuk, Oktay Akbal, Dr. Erdal Atabek, Vedat Türkali, Mihri Belli, Uğur Mumcu, Remzi İmame, Mümtaz Soysal, Bahri Savcı, Adalet Ağaoğlu, Işık Kansu, Muzaffer İlhan Erdost, Süleyman Ege, Melike Demirağ, Sadun Aren, Abdullah Baştürk, Vahat Erdoğdu, Seyhan Erdoğdu, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Asım Bezirci, Arif Damar, Öner Yağcı, M. Emin Değer…

* Halit Çelenk’in ‘‘İdam Gecesi Anıları”, ”THKO Davası, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Arkadaşlarının Sorgu ve Savunmaları’‘, ”Devlet Güvenlik Mahkemeleri Niçin Kaldırılmalı?”, ”Hukuksuz Demokrasi”, ”Umut Hangi Dağın Ardında?”, ”Barış Savaşçıları”, ”Beş Kapı-Beş Kilit” adlı pek çok basılmış eseri bulunuyor.

(Yeşil Gazete, Bianet)

Brezilya Yüksek Mahkemesi eşcinsel birlikteliği tanıdı

Brezilya Yüksek Mahkemesi Perşembe günü verdiği tarihî bir kararla, dünya üzerindeki en büyük katolik nüfusa sahip ülkede eşcinsel birlikteliği yasal olarak tanıdı.

Reuters‘ın haberine göre Yüksek Mahkeme yargıçları, Latin Amerika’nın en büyük ülkesinde yasal bir emsal oluşturarak, 10’a karşı sıfır gay birliktelik lehine oy kullandı. Yalnızca bir yargıç, Jose Antonio Dias Toffoli, daha önceki ilgili davalarda taraf olduğu gerekçesiyle oy verme işlemine katılmadı.

Karar gay çiftlere, heteroseksüel birlikteliğin yararlandığı emeklilik maaşı, miras ve hatta bazı hukukçulara göre evlat edinme dahil bir çok hakkı tanıyor. Alt derece mahkemeler daha önce, belli bir yasayla düzenlenmediği için gay birlikteliğin hem lehine, hem de aleyhine kararlar vermişti.

Kararın yazarı Yargıç Carlos Ayres Britto: “Bir kişinin kendi cinselliğini yaşama hakkı o kişinin ifade özgürlüğünün bir parçasıdır”.

Kararla birlikte Brezilya, Arjantin’den sonra gay birlikteliği tanıyan ikinci Güney Amerika ülkesi oldu. Yargıçların çoğunluğu Anayasa’nın gay birlikteliği dışlamadığını ve bunun özel hayat hakkının ve kanun önünde eşitlik ilkesinin bir ifadesi olduğu yönünde görüş belirtti.

Kararın, devletin vatandaşların haklarını cinsel ve ırksal durumlarının ne olduğuna bakmaksızın savunma isteğini gösterdiğini söyleyen gay hareketi aktivistleri kararı memnuniyetle karşıladı.

O Globo gazetesinin web sayfasında Rio de Janeiro eyaleti Gay, Lezbiyen ve Transseksüel Komitesi başkanı Claudio Nascimento’nun “bir ülkenin medeniyet düzeyi, o halkın homoseksüel toplumuna nasıl yaklaştığıyla ölçülür” sözlerine yer verildi. “Bu, Brezilya için tarihî bir gün.”

Brezilya Katolik Kilisesi ise karara karşı çıkarak Anayasa’nın tanıdığı tek birliğin bir erkek ve bir kadın arasında olduğunu iddia etti.

Brezilya Ulusal Piskoposlar Konferansı’nı temsil eden avukat Hugo Jose de Oliviera Mahkeme’ye “Çoğulculuğun da sınırları vardır” diye hitap etti. Kilise liderleri karara rağmen pozisyonlarında bir değişiklik olmayacağını belirtti.

2008 verilerine göre 190 milyon nüfuslu Brezilya’da 140 milyon kişi katolik.

Dava Yüksek Mahkeme’ye Rio de Janeiro eyaleti ve federal cumhuriyet savcısı tarafından taşınmıştı.

Çoğu büyük Brezilya şehrinde aktif ve açık gay toplulukları bulunuyor ve Sao Paolo her sene, 3 milyon katılımcıyla dünyanın en büyük gay onur yürüyüşüne ev sahipliği yapıyor.

Buna karşın, ülke yakın zamanlarda gay’lere karşı girişilen şiddet eylemleriyle sarsıldı. Bunlara Sao Paolo’nun merkezî noktlarındaki taciz ve dövme olayları da dahil. Kırsal bölgelerde ve hatta başkent Brasilia’da eşcinsellere yönelik aşağılama ve tacize sık şekilde rastlanıyor.

Seçim 2011: Oy pusulasından büyük vurgun yapılacaktı

Milletvekili genel seçiminde kullanılacak oy pusulalarının basımıyla ilgili ilk ihaleyi 11 milyon 990 bin liralık teklifle kazanan firma, 3 gün sonra tekrarlanan ikinci ihaleyi 899 bin liralık bedelle aldı.

12 Haziran’da yapılacak genel seçimde kullanılmak üzere bastırılacak oy pusulası ihalesinde, idari ve teknik şartnamede yapılan değişiklik, fiyatı 3 günde 12’de 1’i düzeyine indirdi.

İlk ihaleyi 11 milyon 990 bin lira bedelle kazanan Korza Yayıncılık Basın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, bu ihalenin iptal edilmesi sonrası gerçekleştirilen ikinci ihalede, bu defa 899 bin lira bedel teklif etti. Korza Yayıncılık, ikinci ihalenin en düşük bedeli olan bu teklifle, oy pusulası basım işini aldı.

Devlet Malzeme Ofisi (DMO) Genel Müdürlüğü, 3 gün arayla tekrarlanan iki ihalede fiyatın yaklaşık 11 milyon 990 bin lira düzeyinden 899 bin liraya inmesinin, daha önce Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı (YSK) tarafından hazırlanan idari ve teknik şartnamelerde gerçekleştirdikleri değişiklik sonrası sağlandığını bildirdi.

DMO Genel Müdürlüğü yetkilileri, oy pusulası ihalesinde yaşanan süreçle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Teknik Şartnamenin 2’nci maddesinde, ‘Basım yeri işin güvenliğinin sağlanabilmesi için Ankara ili merkez ilçeler sınırları dahilinde tek bir yerden yapılacaktır’ şeklinde bir şarta yer verilmiştir. Bu emredici ve sınırlayıcı şart nedeniyle Ankara dışındaki firmaların ihaleye katılımı sağlanamamıştır.

Ayrıca, idari şartnamede, iş ortaklığı olarak firmaların katılımına imkan tanınmış olmasına rağmen, teknik şartnamenin 2’inci maddesinde belirtilen düzenleme nedeniyle, iş ortaklığı firmalarının makinelerinin farklı adreslerde olması dikkate alındığında, iş ortaklığı olarak teklif verebilecek firmaların katılımı da fiilen imkansız hale gelmiştir.

Diğer taraftan idari şartnamenin 9.1.(ı) maddesiyle firmalara teslim edilecek filigranlı oy pusulası basımında kullanılacak kağıtlara karşılık olarak istenilen 4 milyon liralık kağıt teminatının, iş ortaklığı olarak girecek firmaların her ortağı için ayrı ayrı istenilmiş olması da iş ortaklığı olarak katılımın sağlanmasını zorlaştırmıştır.

Söz konusu ihaleye ilişkin olarak, Genel Müdürlüğümüzce sadece yaklaşık maliyet hazırlanmıştır.

Oy pusulası basım ihalesi, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nca öngörülen şekilde 2 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirilmiştir. İhalede, toplam 6 firma ihale dokümanı satın almış ve 5 firma ihaleye teklif vermiştir. Bunlardan iş ortaklığı olarak teklif veren 2 ayrı firma, yukarıda belirtilen gerekçelerle değerlendirme dışı bırakılmıştır.

Yeterliliği uygun bulunan 2 firma arasında elde edilen en düşük bedel olan 11 milyon 990 bin liralık teklifin çok yüksek olması nedeniyle, 3 Mayıs 2011 tarihinde YSK Başkanlığı ile yapılan toplantıda tarafımızca durum açıklanmış ve YSK tarafından hazırlanan idari ve teknik şartnamelerdeki katılımı kısıtlayan veya imkansız hale getiren şartlar nedeniyle katılımın yeterli düzeyde sağlanamadığı, dolayısıyla elde edilen teklif bedelinin yüksek olduğu anlatılmıştır.

Bu toplantıdan sonra, Genel Müdürlüğümüz talepleri doğrultusunda Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nca 3 Mayıs 2011 tarih ve 2011/609 sayılı Kurul Kararı alınmıştır. Bu kararda, ‘basım yerinin güvenlik ve denetiminin sağlanabilmesi için Ankara ili merkez ilçe sınırları dahilinde olması ve işin en fazla dört yerden yapılması ve 31 Mayıs 2011 tarihine kadar baskısının tamamlanması’ hususları dışında, DMO Genel Müdürlüğüne idari ve teknik şartnamede değişiklik yapma yetkisi verilmiştir.

Bunun üzerine, söz konusu ihale Genel Müdürlüğümüzce iptal edilerek, en geniş katılımın sağlanabilmesine yönelik olarak idari ve teknik şartnameler, Genel Müdürlüğümüzce yeniden düzenlenmiş ve 3 Mayıs 2011 tarihinde tüm firmalar yeniden ihaleye davet edilmiştir.

İhalede, yeterlilik değerlendirmesinden sonra Genel Müdürlüğümüzce düzenlenen şartname gereği açık eksiltmeye geçilmiş ve en düşük götürü bedel olarak 899 bin lira fiyat elde edilmiştir.

Söz konusu ihaleyi kazanan firma, 11 milyon 990 bin liralık bedelle ilk ihalede en düşük götürü bedel fiyat teklifini veren firmadır.”

Bu arada, YSK, önceki gün yaptığı açıklamada, birleşik oy pusulası basım ihalesinin ”rekabet şartları oluşmadığı” gerekçesiyle iptal edildiğini bildirmişti. (Ajanslar)

“Ekolojik Anayasa” toplantıları devam ediyor

Sivil, demokratik, özgürlükçü, sosyal ve ekolojik bir Anayasa arayışı ve oluşturulması için başlayan Ekolojik Anayasa Girişimi toplantılarına devam ediyor.

15 Mayıs’ta İstanbul’da yapılacak olan Konferans için, Türkiye’de forumlar düzenleyen girişimin çağrısı şu şekilde:

Ekolojik Anayasa Girişimi’nden bir çağrı var:

“Yeni Anayasamızın, demokratik ve sivil olmanın yanı sıra özgürlükçü, sosyal ve ekolojik bir niteliğe de sahip olması gerekiyor. Yaşadığımız dünya ağır bir ekolojik krizin etkisi altında. İklim değişikliği, çevre kirliliği ve doğanın tahribi sadece bugün yaşayanların değil, gelecek kuşakların da yaşam hakkını tehdit ediyor.

Hazırlanacak Yeni Anayasamızın tüm toplum bileşenlerinin görüş ve önerilerini dikkate alan, toplumsal mutabakata dayanan bir anayasa olmasının yanı sıra insan-doğa ilişkisini yeniden tanımlayan, doğanın haklarını tanıyan, yaşam ve ekoloji merkezli olması gerekir. Yeni Anayasa da insan, Doğanın/Yeryüzünün emanetçisi olarak görülmelidir. Doğal varlıkların insana emanet edilmiş olduğu, insanın gerektiği takdirde kendi haklarını savunmayacak olan doğanın ve diğer canlıların vekilliğini üstlenebileceği kabul edilmelidir.

Bizler Ekolojik Anayasa Girişimi olarak, işte bu anlayış çerçevesinde yeni, sivil, demokratik, özgürlükçü, sosyal ve ekolojik bir Anayasamızın olması için hangi ilkelerin gözetilmesi gerektiğini saptamak amacıyla bir araya geldik. Bu amaçla Türkiye’ nin çeşitli illerinde EKOLOJİK ANAYASA FORUMLARI düzenliyoruz.
Sizleri de aramazda görmek, desteğinizi hissetmek ve düşüncelerinizden yararlanmak istiyoruz.
Türkiye’nin birçok ilindeki toplantılarda oluşturulacak görüşler 15 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenecek Ekolojik Anayasa Konferansı’nda tekrar tartışılacak ve oluşturulan görüşler Türkiye kamuoyuna duyurulacaktır.”

Sağlıklı sistemler, iyi yönetim ve anayasa

Doğanın, yaşamın her alanında yazılı ve yazısız kurallar var. Kuşların havada kalmasını sağlayan fizik kuralları, canlı hücrelerin hastalıklarla mücadele etmesini sağlayan biyokimya kuralları, trafikte bir arabayı kazasız kullanmayı sağlayan trafik kuralları, bulunduğumuz toplum ile kaynaşmamızı sağlayan görgü kuralları bunlara örnek olarak verilebilir.

 

İnsan yapısı sistemler:

 

Buna göre varlığın ana kuralı, tüm olay ve sistemlerin bir kural veya kurallar zincirine tabi olmak zorunda olması. İnsanlar kuralları bilinçleri ile algılayabilmenin yanı sıra, yeni olay ve sistemler oluşturmadan önce bunun kurallarını belirleyebilmek gibi üstün bir yeteneğe de sahipler. İnsanlar doğal olayların kurallarını, bilimsel araştırmalar ile bulup ortaya çıkarabiliyorlar. Aynı zamanda insan buluşu sosyal ve bilimsel olay ve sistemlerin de işleyiş kurallarını önceden tespit ederek yeni alet, makine, teori ve sistemler geliştirebiliyorlar.

 

Sistemlerin yasaları:

 

Örneğin bilim adamları kuşları, yarasaları, uçan balıkları, bulutları inceleyip uçma eyleminin nasıl gerçekleştiği ile ilgili temel fiziksel kuralları ortaya koyuyorlar. Sonrasında da uçak adı altında doğal yasaları kullanan yapay bir sistem yapıyorlar. Havayolu ile yolcu taşımacılığı yapabilmek için insanların hem doğal (yerçekimi kanunu, meteorolojik kurallar, sürtünme vb.) yasaları tespit edip uygulamaları ve hem de yapay kuralları belirleyip uygulamaları (havaalanı yapılmalı, güvenlik kontrolleri yapılarak uçağa binecek kişiler aranmalı, pist ışıklandırılmalı, kontrol kulesi olmalı vb.) şarttır. Aksi halde sürdürülebilir bir havayolu taşımacılığı yapılması mümkün olabilir mi?

 

Durum bu iken doğal yasaları yanlış tahlil etmek veya yapay kuralları hatalı belirlemek, uygulanacak sistemin varlığı ile ilgili önemli bir konudur. Ayrıca sistem kullanan birimlerin de kendisi ile ilgili kurallara uymaması durumunda sistem (kuralın önemine ve hatanın seviyesine göre az veya çok) yok oluşa doğru ilerler.

 

PUKO döngüsü:

 

Kalite yönetim sistemlerine dair araştırmalar sonucu, bir sistem olarak şirketlerin iyi işlemelerinin ana kuralları belirlenmiş ve bununla ilgili bir döngü formüle edilmiştir.

 

1- Planlama: İyi uygulamaların nasıl yapıldığı belirlenmeli, tarif edilmeli, ilgili tüm birimlerle paylaşılmalıdır.

 

2- Uygulama: Belirlenen faaliyetin uygunluğu, işi gerçekleştirecek birimlere kabul ettirilmeli ve uygulanması sağlanmalıdır. Uygulama sırasında iletişime-etkileşime girilen her etkenden yorum, bilgi (burada sisteme dair şikayetlere ulaşmak çok önemli ve geliştiricidir) alınmalıdır.

 

3- Kontrol Etme: Uygulamaya dair bu yorum ve bilgiler sistem sahipleri tarafından değerlendirilmeli ve daha iyi uygulamanın nasıl yapılacağı sorgulanmalıdır.

 

4- Önlem Alma: Yapılan gerçek faaliyet sonucu alınan gerçek verilerin değerlendirilmesi ile daha iyi uygulama öngörüsüne göre yeniden düzenlenen sistem tekrar çalıştırılmalı ve yeni durum ile ilgili yorum ve bilgiler (şikayetler) alınmalıdır.

 

Sistem bu şekilde kontrol altında olmalı ve “sürekli iyileşmesi” sağlanmaya çalışılmalıdır.

 

Bu anlattığım sürekli iyileştirme işlemine, kalite yönetim sistemlerinde “sürekli iyileşme” ve/veya “PUKO döngüsü” denir. (PUKO planla-uygula-kontrol et-önlem al kelimelerinin ilk harfleri ile oluşturulmuş bir kısaltmadır.) Bu döngüyü bir çizime çevirmek anlaşılmasını kolaylaştırabilir:

PUKO döngüsü, sistem sürekli iyileşme diyagramı

Bir şirket, bir gemi, bir devlet, bir belediye, bir futbol takımı, bir lokanta, bir insan vücudu, bir tavuk popülasyonu, bir bitki türü, bir lisanın olmak ya da olmaması, sistemi yönetenlerin bir şekilde bu döngünün kurallarına uymasına bağlıdır.

İnsanlar tarafından oluşturulan yapay sistemlerde yöneticiler sistemin işlemesi için ya hataların oluşmasını engeller ve sistemleri iyileştirirler; ya da sistemin işleyişi esnasında oluşan şikayetlerin açığa çıkmasını engellerler. Bir sistem, o sistemden etkilenen paydaşların şikayetlerini engelleyemez ve ihtiyaçlarını karşılayamaz ise yok olacaktır. Eğer sistemin yöneticisi şikayetleri algılanamaz hale getiriyorsa, sistem dışarıdan iyi gibi görünse de bir gün bir anda çökecektir. Sorunları açık ve düzeltilmeye, dahası önlenmeye çalışılan sistemler daha sağlıklıdır. Oysa sorunları gizlenen sistemler aniden çöker. Buna bir örnek aniden boşanan çiftlerle ilgili kurduğumuz şu cümle ile verilebilir: “Ne oldu anlamadım, gül gibi geçiniyor gibilerdi oysa..”

Buna göre bir şirketin, bir devletin ya da bir canlı vücudunun sistemlerine dair şu ana kurallar geçerlidir diyebiliriz:

  • Sistemin iyi çalışması için, sistemin varlığından fayda sağlayan her birimin geri bildirim yapması çok önemlidir.
  • Geri bildirim sayısı ve niteliği önemlidir
  • Sistem yöneticisinin, geri bildirimlere verdiği önemin seviyesi önemlidir.
  • Sistem yöneticisinin geri bildirimleri doğru algılayıp, doğru yorumlaması önemlidir.
  • Yönetim, geri bildirimleri önlemeye/baskılamaya çalışır ve düzeltmek ile ilgili harekete geçmez ise sistem hastalanır.
  • Sistemin sağlıklılık durumu, sorunun tekrarlanmasını önleyici tedbirlerin, sadece anlık sorundüzeltici tedbirlere göre üstün olmasına bağlıdır. Sağlıklı bir sistemlerde düzeltici tedbirler, önleyici tedbirlere dönüşmelidir.
  • Çöken bir sistemin boşluğu mutlaka daha sağlıklı bir başka sistem tarafından doldurulur.

İnsan yapısı olmayan doğal sistemlerde doğa, iyi işlemeyen bir sistemin çökmesine göz yumma yolunu seçiyor. Örneğin Dodo kuşlarının soyu hızla tükendi. Bakınız:

“Pek çok yerde dodo türü olmasına rağmen Mauritius adasındaki Dodo’lar simge haline gelmiştir. Adadaki diğer canlılarla mükemmel bir uyum içinde yaşıyorlardı. 15. yy sonlarında ada insanlar tarafından keşfedildiğinde dodolar zorlukla tanıştı. Dodolar çok akıllı yaratıklar değildi. Bu nedenle insanlara kolayca yakalanıyorlardı.İnsanların adaya getirdiği kedi, köpek ve domuzlar; dodo yumurtalarını mahvetti. İnsanlar da acıktıklarında bu 1 metre boyunda iştah açıcı kuşları yerdi. Acıktıkları zaman; uçamayan ve koşamayan dodoların kafasına sopayla vurmaları yeterdi. Dodo soyu, evrim geçiremeyecek kadar hızlı sürede, 200 yılda tamamen tükendi.”

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dodo, indirme 03.05.2011

Benzer bir örnek de bir lisandan:

“Eyakça ya da Eyak dili (kendilerince I·ya·q; Tlingitçe Yatk̲wáan; İngilizce Eyak), ABD’nin Alaska eyaletinde Copper Irmağı deltasında Eyaklar tarafından konuşulmuş Na-Dene dilleri grubundan bir Kızılderili dilidir. En yakın akrabası olan Atabask dilleriyle birlikte Eyak-Atabask dilleri adı altında bir alt grup oluştururlar. En uzak akrabası ise Tlingitçedir. Son konuşanı Marie Smith Jones’un 21 Ocak 2008’de Anchorage’da ölmesiyle de yok olmuştur. Bu yok oluş sürecinde Eyakça, dillerin gitgide artan yok oluşuna karşı verilen mücadelede bir sembol olmuştur. Haziran 2010 itibariyle Eyakların toplam nüfusu 428 kişidir.”

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Eyakça, indirme 03.05.2011

Bence bir sistemin sağlığı ve varlığı, etkileşime girebildiği sistemlerin sayısı ve çeşitliliği ile doğru orantılıdır.

Dünyada konuşulan sadece tek bir dil kalır ve yaşayan tek canlı insan olursa, insanın ve insan topluluklarının sağlıklı yaşaması da mümkün olmaz.

Bu sebeple çeşitlilik iyidir. İnsanlık daha iyiye, refaha ulaşmak istiyorsa kültürleri, canlıları  bir şekilde korumalıdır.

İnsan, hükümran olduğunu sandığı tüm sistemlere karşı adil ve dahası merhametli olmak zorundadır.

İnsanlar, yönettikleri tüm birimlerin sağlıklı işleyebilmesi için ilgili sistemle etkileşen tüm birimlerin şikayetlerini değerlendirmeli ve etkilenenin sorununu çözmeye çalışmalıdır.

Devletler ve Anayasa

Tüm bu sebeplerden bir devlet için anayasa çok önemlidir. Bir devlet iyi işleyen, sürdürülebilir bir sisteme sahip olmak için o devleti oluşturmuş birimlerin tümünün onayladığı bir ana kurallar bütününe sahip olmalıdır.

Bu kuralların tamamı veya bazıları, sistemin sağlıklı çalışmasını sağlayamıyor ise acilen daha iyi bir kural tespit edilip anayasa yeniden düzenlenmelidir. Tüm yasalar PUKO döngüsüne uygun olarak oluşturulmalı ve geri bildirimlerin birikmesi önlenerek acilen ilgili düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi halde sistem hastalanma, çökme yoluna girecektir.

Geniş bir katılımla tüm etkileşen tarafların geri bildirimleri alınarak hazırlanan, gelişmelere karşı kolayca güncellenen bir anayasaya sahip devletlerin vatandaşları mutlu olabilirler. Aksi durumda yöneticiler şikayetleri sürekli baskılamak ve iktidar zalimleşmek zorunda kalacaktır. Ancak bu yanlış yola girmiş sistemlerin sürdürülebilir ve sağlıklı işlemesi mümkün değildir.

Bu bağlamda, çok geniş bir katılımla hazırlanmış iyi bir anayasa, bir devlet için olmazsa olmazdır.

Bir anayasa insan merkezli olmamalıdır. Anayasa o ülkedeki sadece insanları değil, tüm canlı hatta cansızların haklarını korumalıdır. Bu amaçla anayasayı oluşturanlar tarafından bariz geri bildirim yapamayan bu varlıkların tahmini geri bildirimleri yasaya eklenmelidir.

Bu bağlamda anayasa çeşitliliği korumalı; dillerin, kültürlerin, halk oyunlarının, ninnilerin yok olmasını önlemelidir. Sadece tek bir tip insanın haklarını koruyan bir anayasa, aslında o insanın da sonunu hazırlar.

*******

Bu yazdıklarımın dünyayı, bir devleti, bir bahçeyi, bir vücudu yöneten herkese iyi bir geri bildirim olmasını dilerim.