Ana Sayfa Blog Sayfa 5188

Boğaziçililer ayakta: Cadı avına son!

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrenciler ve öğretim üyeleri, Nejat Ağırnaslı’nın gözaltına alınmasıyla okula mesaj verildiğini düşünüyorlar. Ağırnaslı, evinde arama yapan polislerin ders programına ‘örgütsel doküman’ diye el koyduğunu söyledi.

Milliyet gazetesinin haberine göre, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi Nejat Ağırnaslı’nın KCK davası kapsamında gözaltına alınmasından sonra üniversitede “Cadı Avına Son” adlı bir kampanya hazırlanılıyor. Boğaziçililer, arkadaşlarının üzerinden üniversiteye mesaj verilmeye çalışıldığını düşünüyor. İstanbul’da ve ODTÜ’de ulaşabildikleri kadar üniversiteyle kampanya başlatmaya hazırlanan öğrencilerin amacı keyfi gözaltılara “dur” demek.

Özellikle sosyal bilimler alanında çalışan ve okuyanlar, Hükümet’in sürmekte olan davalar üzerinden kendilerine “ayar çekilmeye çalışıldığı” düşüncesinde. Pazartesi günü, kadro konusundan yaka silken Boğaziçili hocalar da Güney Kampüs’te çadır açarak YÖK’ü protesto etmeye hazırlığında. Osman Özarslan, Nejat Ağırnaslı’nın Sosyoloji Bölümü’nden arkadaşı. Resmi ideolojinin dışında duran öğrenciler üzerinde her zaman baskı olduğunu düşünen Özarslan, “Bu baskı ‘70lerde Sovyet ajanlığıydı, ‘90larda terörizmdi, şimdi de Ergenekon ve KCK arasında gidip geliyor” diyor. Özarslan’a göre hocaların durumunu en iyi açıklayan terim ‘tedirgin modern’: “Boğaziçi Sosyoloji bölümünün eski başkanı Faruk Birtek hocamız, geçen aylarda verdiği mülakatta Başbakan’ın son zamanlardaki tavrının kendisini ‘tedirgin modern’ olmaya ittiğini söylemişti. Sosyal bilimciler dışarda taş atmıyor olabilir ama zihnin taşlarının nasıl harekete geçirilebileceğini öğretiyorlar ki bu daha tehlikeli. Öğretim üyelerimiz temelde iki duruma tepkili: Birincisi, Ergenekon ve KCK davalarının bir cadı avına dönüştüğü kanısı. İkincisi, resmi ideolojinin dışında bir üniversite olarak YÖK ve Eğitim Bakanlığı üzerinden hükümetin üniversiteye, ödenekleri kısıtlayarak mesela, ‘ayar’ çektiğini düşünmeleri. Okul genelinde kadro bekleyen, parasız çalışan 44 hocamız var. Bunların 22 tanesi hiç para almıyor. 20 tanesi kadro bekliyor.”

‘Beni alacaklar mı?’
Elif Berk, baskın sırasında Nejat’ın evinde olan bölüm arkadaşlarından. Berk, öğrencilerin son dönemde yalnızca gittikleri yerlerden, panellerden ve hatta arkadaşlarından dolayı kendinlerini “Acaba beni de alacaklar mı?” diye düşünmeye başladıklarını düşünüyor. “Ülkede ve üniversitede hissettiğimiz hava bu. Bu, gizli faşizmdir. Ev basıldığında ben de oradaydım. Her şey çok resmi ve kibardı. Ders notunu alıp oradan öyle saçmalıkla onu meşrulaştırıyorlar ki… Hepimizin bilgisayarları gitti” diyor. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğrencisi Samet Eğridere ise, “Özgürlük denilince aklıma Başbakan Erdoğan’ın kampüse geldiği gün geliyor nedense. Kendi üniversitemde rahat dolaşamadım” diye konuşuyor.

Ders programından örgütsel doküman
KCK operasyonu kapsamında geçtiğimiz cuma günü gözaltına alınarak Diyarbakır’a götürülen Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü yüksek lisans öğrencisi Nejat Ağırnaslı (27), önceki gece serbest bırakıldı. Evinde arama yapan polislerin ders programına “örgütsel doküman” diye el koyduğunu söyleyen Ağırnaslı, şöyle konuştu:

‘Gizli tanık söylemiş’
“Baskında CD, laptop, bilgisayar, iki kitap ve ders programımı aldılar. Boğaziçi’nde dersler kısaltmalarla belirtilir. ‘Political Science’ (siyaset bilimi) dersi ‘Pols101’ olarak kısaltılır. Eğer aynı ders farklı hocalar olursa bu kısaltmalara 02, 03 diye eklemeler yapılır. Baskına gelen polisler ders programını alarak ‘Bunun üzerinde günler yazıyor, bunlar şifreli talimattır’ dedi. Programa örgütsel doküman diye el koydular. Bilgisayarımı alamadım. Tezimi yedeklemiştim ama bilgisayarda referans olarak kullanmam gereken makaleler var. Savcılıkta ‘KCK sempatizanı mısın?’ diyerek örgütle bağlantım olup olmadığını sordular. Anladığım kadarıyla birçok örgütü KCK ismi altında paketlemişler. Bir gizli tanığın iddiasına göre, ismini vermedikleri dört sol örgüte üyeymişim ve Kandil’de eğitim görmüşüm. Kandil’e hiç gitmedim.” (Milliyet)

ÖSYM’ye itiraz rekoru: 2 bin

Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) puanlarının yeniden hesaplanmasını isteyen adaylar, ÖSYM önünde kuyrukta.

ÖSYM’ye YGS puanlarının yanlış hesaplandığını savunan binlerce üniversite adayı itiraz dilekçesi gönderdi. ÖSYM yetkilileri, gelen itiraz dilekçe sayısının 2 bini aştığını belirtti.

ÖSYM’nin kasası doldu
Geçmiş yıllarda bir sınav için gönderilen itiraz dilekçesi sayısının 200 civarında olduğu öğrenildi. Adaylar, kendilerinden istenen 5 TL tutarındaki dilekçe ücretine de isyan ediyor.

Adaylar, YGS sonuçları açıklandıktan sonra 30 gün içinde ÖSYM’ye itiraz dilekçesi verebiliyor ve itirazlar 15 gün içinde sonuçlandırılıyor. Buna göre itiraz için 27 Mayıs’a kadar süre var. Ancak sadece YGS’de 180 baraj puanını aşan adayların girebileceği LYS’lere başvurular 6 Mayıs Cuma akşamına kadar yapılabiliyor. İtiraz eden adaylara birer numara veriliyor ve itiraz sonuçlarının bu numarayla 6 Mayıs’ta saat 17.00’den sonra internetten öğrenilebileceği bildiriliyor. İtiraz eden birçok aday puanı yanlış hesaplandığı için 180 baraj puanını geçemediğini, bu nedenle LYS’ye girme hakkının ellerinden alındığını belirterek, “İtirazlarımız 6 Mayıs’tan önce sonuçlanmalı” diye isyan ediyor.

CHP yargıya götürdü
Bu arada CHP, ÖSYM’nin 17 Þubat 2011’de kabul edilen kanununun bazý maddelerini iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.

Çözmediği testlerden net geldi
ÖSYM’nin Bilkent’teki Danışma Bürosu’nun önü de itiraz eden adaylarla dolu. Genellikle düşük puan itirazları olsa da kimilerine çözmedikleri testlerden de puan gelmiş. Bir veli, oğlunun barajın altında kalan YGS puanını öğrenince hastalandığını ve hastanede yattığını belirterek, şöyle dedi:

“Oğlumun sadece matematik testinden 23 neti vardı. 173 puan geldi. Söylediğine göre sosyal bilimler testini hiç yapmamış ama bu testten puanı geldi. Sınavın iptal edilmesini istiyoruz.” (Radikal, Yeşil Gazete)

İzmir Barosu’ndan belediye baskınlarına tepki

Özel Yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafından CHP’li belediyelere düzenlenen operasyona yönelik tepkiler büyüyor. İzmir Barosu Başkanı Pekdaş, hazırladığı basın açıklamasında süregelen hukuksuzluklara dikkat çekiyor.

İzmir Büyükşehir, Karabağlar ve Kuşadası Belediyeleri’nde ihalelerde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla, 2 Mayıs’ta düzenlenen eş zamanlı polis operasyonlarına ilişkin İzmir Barosu Başkanı Avukat Sema Pekdaş, dün (04 Mayıs) bir basın açıklaması yayınladı.

“Özel görevli mahkemelerin hukuk ihlalleri katlanılmaz boyutta”

“İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafından başlatılan arama-yakalama-gözaltı operasyonu devam ederken, ‘hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla’ görevli ve ödevli olan İzmir Barosu’nun ön tespitlerini kamuoyu ile paylaşmak zorunluluğu doğmuştur.” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

*  Soruşturma ve polis baskınları başladığı anda hükümete yakın duran bazı basın ve yayın organlarında soruşturma ile ilgili olarak Sayıştay raporu ve diğer bilgilerin sızdırılması suretiyle yayın yapılması ve şüphelilerin kamuoyunda itibarsızlaştırılması propagandası karşısında Baromuz açıklama yapma zorunluluğu duymuştur.

* Yalnızca İzmir değil ülke genelinde tüm Özel Görevli Mahkeme uygulamalarında süregelen anayasal ve evrensel ceza usul hukuku ihlallerinin artık katlanılamaz boyutlara geldiği gerçeğini bir kez daha belirtmek isteriz.

* İzmirli yurttaşları temsil eden Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşlarında üst düzey yönetici pozisyonunda olan kişilerin sabah 06.00’da evlerine ve 08.00’de Belediye binalarına adeta bir uyuşturucu veya mafya örgütüne yönelik operasyonlara benzer biçimde baskın düzenlenmesi, her şeyden önce demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırıdır.

* Memurların Yargılanmasına İlişkin Yasa’nın amir hükümleri mevcut iken, münferit memur suçları iddiası ile yürütülecek bir soruşturmanın, organize terör suçları kategorisine sokulması ve Büyükşehir Belediyesi’nin organize suç örgütü gibi nitelendirilmesi kabul edilemez.

“Özel görevli savcılığın işi değil”

* Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle güvence altına alınan, kanunlarla somutlaşan ceza yargılaması kuralları keyfi olarak uygulanır ise, hukuk devleti ortadan kalkar. Hukuk Devleti’nin olmadığı yerde kişi hak ve hürriyetlerinden, yargı bağımsızlığından, yargı güvencesinden, adil yargılanmadan, kişi güvenliğinden söz edilemez.
* Ayrıca soruşturmanın özel görevli savcılık kapsamında yürütülmesinin hukuka uygun olmadığına dikkat çekmek istemekteyiz. Özel görevli savcılığın görevli olabilmesi için sadece suç örgütünün varlığı değil, suç örgütünün cebir ve şiddet kullanması gereklidir. Yapılan bu soruşturma, iddiaların niteliği itibarıyla özel görevli savcılığın görev alanı içinde bulunmamaktadır.

* Savcıların neredeyse tüm ihale dosyalarının incelemeye alınmasını istemesi, soruşturmanın ihalelerin yerindelik denetimine dönüşmesi tehlikesini ortaya çıkarmıştır. Bu görevin Mülkiye Müfettişleri ve Sayıştay denetimi ile yerine getirildiği ve getirilebileceği açıktır.

“Avukatların yetkileri kısıtlanıyor”

* Avukatların soruşturma dosyasını inceleme hakkı keyfi bir biçimde kısıtlanamaz. Gizlilik kararı verilen durumlarda, bu kararın gerekçeli olması zorunludur. Tüm kararlar, sadece hukuki gerekçe değil, esas olarak somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle verilmelidir.

* Avukatların dosyayı inceleme yetkileri gizlilik kararlarıyla kısıtlanırken, gizlilik kapsamındaki delillerin sızdırılmak suretiyle basın ve yayın organlarında günlerce yayınlanması  vahim bir hukuk ihlalidir. Bunu yapanlar hakkında gerekli adli işlemlerin yapılmaması ve sorumluların cezasız bırakılması kabul edilemez.

* İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik bu operasyonun zamanlaması ve yöneldiği kurum ile doğurduğu sonuçlar siyasidir. Esasen en önemli ve kabul edilemez sorun da budur.

* Bu nedenle bu ve benzeri dosyalarda “kısıtlama kararı” verilmesi şeklindeki uygulamalara derhal son verilmeli, savunmayı ifade ve sorgularda şekli bir unsur haline getiren, savunma görevini imkânsızlaştıran, kolluk fezlekelerine dayalı soruşturma yönteminden vazgeçilmelidir. (Bia)

Dallas yolu yarıladı

0

Dallas Mavericks, batı konferansı yarı final ikinci maçında, Los Angeles Lakers’ın evinde 93-81 kazanarak seride durumu 2-0’a getirdi. Lakers maç boyunca çok tutuk bir oyun sergilerken, 2/20 üçlük isabetle karşılaşmayı tamamladı.

Staples Center’da üst üste iki maç kazanan Dallas’ta, Dirk Nowitzki 24 sayıyla maçın en skorer ismi oldu. Kobe Bryant’a yaptığı etkili savunma dışında 14 sayı üreten Shawn Marion galibiyete katkıda bulunurken, kenardan gelen ve kritik anlarda sorumluk alan JJ Barea 12 sayı, 4 asistle önemli bir performansa imza attı.

Evinde beklenmedik bir yenilgi alan Lakers’ta ise Kobe Bryant 23, Andrew Bynum 18, Pau Gasol ise 13 sayıyla oynadılar. Maç boyunca 20 kez üçlük atış deneyen Lakers, sadece iki isabet buldu.

Seri bu maçtan sonra Texas’a taşınacak. Üçüncü ve dördüncü maçlar American Airlines Center’da oynanacak.

Engelsiz Aslanlar sahne alıyor

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, IWBF Şampiyonlar Kupası Final Grubu’nda ilk maçlarını yarın yapacak.

Almanya’nın Zwickau kentinde yarın başlayıp 8 Mayıs’ta sona erecek organizasyonda sarı-kırmızılı takım, (A) Grubu’nda ev sahibi RSC Rollis Zwickau, İspanya’nın CD Fundosa Grupo ve İtalya’nın CMB Santa Lucia takımları ile mücadele edecek. (B) Grubu’nda ise Almanya’nın RSV Lahn-Dill, İtalya’nın Lottomatica Elecom Roma, İsveç’in Nörrkoping Dolphins ve İspanya’nın FGN Valladolid takımları yer alıyor.

Galatasaray’ın organizasyondaki maç programı şöyle:

Yarın
14.30 RSC Rollis Zwickau-Galatasaray
19.00 Galatasaray-CMB Santa Lucia

7 Mayıs Cumartesi
10.30 CD Fundosa Grupo-Galatasaray

IWBF Şampiyonlar Kupası’nda final ve sıralama maçları ise 8 Mayıs Pazar günü oynanacak.

Organizasyonda daha önce 2007-2008 ve 2008-2009 sezonunda şampiyon olan Galatasaray, geçen sezon ise beşinci sırayı aldı.

Apaçiler ‘Geronimo özrü’ bekliyor

0

Bin Ladin’in öldürüldüğü operasyonun adının ‘Geronimo’ olduğu ortaya çıkınca ABD’deki Apaçiler tepki gösterdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir Apaçi kabilesi, Obama yönetiminin Usame bin Ladin’in öldürüldüğü operasyonda El Kaide liderini, yerlilerin efsane liderlerinden Geronimo’nun adıyla kodlamasına tepki gösterdiOperasyon sırasında, komandolar merkezi bilgilendirirken, El Kaide liderine ilişkin atıflarında ”geronimo” kodunu kullanıyorlardı. Ancak Oklahoma eyaletinde bir Apaçi kabilesinin lideri, Geronimo’nun Amerika’da yerlilerin direnişinin sembolü olduğunu ve kendisiyle bir ”terörist” arasında bağ kurulmaması gerektiğini söyledi.

Apaçi lideri, Geronimo göndermesinin sadece Apaçiler hakkındaki klişelerin güçlendirilmesine ve yeniden üretilmesine yaradığının da altını çizdi.

Apaçi kabilesi lideri Jeff Houser, Obama’ya gönderdiği mektupta, Geronimo’nun Amerikanın yerlilerinin, Amerikan tarihindeki direnişlerindeki en büyük sembollerden biri olduğunu söyledi.

Geronimo’yu ”bir kitlesel cani ve korkak teröristle” eşleştirmenin Amerikanın yerlileri için acı verici bir hakeret olduğunu kaydeden Apaçi lideri, aynı mektupta ABD Kongresi’nin 2009’da kabul ettiği ve 19. yüzyılın savaşçısını ”yurt savunmasındaki cesareti” nedeniyle öven kararını da anımsattı.

Geronimo da, bin Ladin gibi yıllarca firari yaşamış, ordu bazı Apaçilerin yardımıyla 1886’da izini bulmuştu.

Teslim olmaya zorlanan Geronimo, 1909’da hayatını kaybetti. Cesaretine ilişkin anlatımlarla günümüze taşınan Geronimo’nun adını en tehlikeli atlayışları yaparken haykırmak da askerler ve küçük çocuklar arasındaki yaygın bir davranış.

Seçim 2011: Oy vermeye 6 gün kala ‘pusula’ krizi

Yüksek Seçim Kurulu, genel seçimlerde kullanılacak oy pusulası ihalesini iptal etti. Kurulun gerekçesi, ihalede rekabet şartlarının oluşmaması. İlk oy verme gümrüklerde 10 Mayıs’ta başlıyor.

Bağımsız adayları önce veto edip sonra vize vermesiyle eleştirilen Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) şimdi de oy pusulası krizi yaşanıyor.

Geçtiğimiz cuma günü 69 milyon birleşik oy pusulası için Devlet Malzeme Ofisi aracılığıyla ihaleye çıkılmıştı. İhale, 2007’deki oy pusulalarını basan firmada kaldı.

Ancak Ankara Ticaret Odası’na kayıtlı 40 matbaa kendilerine yeterli zaman verilmemesini gerekçe göstererek ihale komisyonuna itiraz etti. İtirazı değerlendiren YSK ihaleyi iptal etti.

12 Eylül soruşturmasında görevsizlik kararı

12 Eylül soruşturmasında ikinci kez görevsizlik kararı verildi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Demir, dosyayı geldiği yere, Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne gönderdi.

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte dava dosyasında başlayan hareketlenmenin, bu karardan sonra hangi yöne gideceği ise bilinmiyor. Görevsizlik kararı veren iki mahkeme de, dosyayı birbirine göndermiş bulunuyor.

Darbecilerin yargılanmasını engelleyen Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin kaldırılmasından sonra yapılan çok sayıda suç duyurusu Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nce incelenmişti.

Ancak suçun işlendiği tarihte Devlet Güvenlik Mahkemeleri olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi. Dosyanın gönderildiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da incelemesini tamamladı.

Cumhuriyet Savcısı Murat Demir, “Anayasa’yı silah zoruyla değiştirmek” suçunun, özel yetkili mahkemelerin görev alanında olduğunu gerekçe göstererek ikinci görevsizlik kararını verdi.

Demir, dosyayı Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne gönderdi. İki savcılığın benzer karar verdiği durumlarda dosyanın akıbetinin ne olacağını konusunda yasal bir düzenleme bulunmuyor.

Seçim 2011: İki liderin Kırklareli mitingi çakıştı

Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde 11 Mayıs günü, Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 2.5 saat arayla aynı yerde miting yapacak.

12 Haziran Milletvekili Genel Seçimleri için siyasi parti genel başkanlarının yaptığı mitingler sürüyor.

29 Nisan günü Trakya turuna çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, aynı gün Edirne,Tekirdağ’da miting yapmış, Çorlu’da ise çeşitli açılışlara katılarak, vatandaşlara seslenmişti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Trakya’daki mitinglerine 11 Mayıs günü başlayacak ve ilk olarak saat 12.00’de Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi’nde vatandaşlara seslenecek. Ardından saat 15.30’da Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’ndeki Kongre Meydanı’nda, saat 17.30’da da Edirne Selimiye Meydanı’nda halka hitap edecek.

Aynı gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da miting için Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’ne gelecek ve Başbakan Erdoğan’ın mitinginin 2,5 saat sonrasında aynı yerde düzenlenecek mitingde halka seslenecek.

29 Mart 2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Lüleburgaz Belediyesini CHP kazanmıştı. Lüleburgaz’da aynı gün farklı saatlerde iki liderin mitinginde alanı kimin daha çok dolduracağı merak konusu oldu.

Kırklareli CHP Milletvekili Turgut Dibek, parti olarak 81 ilin programlarını 20 gün önceden bildirdiklerini belirtterek şöyle dedi:

“Pazartesi günü de Lüleburgaz Kaymakamlığı’na başvurumuzu yapmaya gittiğimizde, Başbakanın da aynı günde aynı yerde miting yapacağı bilgisi geldi. Biz de aynı gün aynı yerde akşam üstü miting yapacağız. Sayın başbakan 15.30’da miting yapacakmış biz de 18.30’da miting yapacağız ve buradan ‘Hodri Meydan’ diyoruz.”

AK Parti Kırklareli İl Başkanı Emin Tunç ise, aynı gün yapılacak mitinglerde bütün vatandaşların, iki lideri de belirli saatlerde dinleyeceklerini kaydederek, “Verecekleri mesaj, sanırım kanaatlerine daha da netleştirecek. Hayırlı olur inşallah Trakya ve Kırklareli için. İki liderin aynı gün miting yapacağını beklemiyorduk. Ama bizim daha önceden Edirne ve Çorlu ve Lüleburgaz mitinglerimiz belliydi. Kılıçdaroğlu’nunki sanırım bizden sonra belli olmuş” diye konuştu. (Ajanslar, Ntv)

Efe’yi öldüren lavaboyu sadece 2 vida tutuyormuş

Maltepe’de ana sınıfı öğrencisi Efe Boz’un ölümüne ilişkin soruşturma sonucu, okulda güçlendirme ve onarım çalışması yapan 2 şirketin 4 yetkilisi hakkında, ‘taksirle ölüme neden olmak’ suçlamasıyla dava açıldı.

Kartal Cumhuriyet Savcısı Hidayet Sakallı tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı. Soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, Dumlupınar İlköğretim Okulu ana sınıfı B şubesi öğrencisi olan Efe Boz’un, 12 Mayıs 2010 tarihinde öğretmeninden izin alarak tuvalete gittiği anlatılıyor. Bazı sesler üzerine okul görevlilerinin tuvalete girdiği ve Boz’un, lavaboların bulunduğu bölüm girişinde boğazında kanlar olduğu halde yaralanmış vaziyette bulunduğu anlatılan iddianamede, ana sınıfı öğrencisinin kaldırıldığı hastanede kurtarılamadığı ifade ediliyor.

Lavabonun da kırıldığının görüldüğü belirtilen iddianamede, okulda 2007-2008 tarihlerinde İl Özel İdaresi İstanbul Proje Koordinasyon birimi tarafından ihalesi yapılan Eğitim Yapıları Güçlendirme ve Onarım İnşaatı kapsamında, Arar Mühendislik ve İnşaat Sanayi AŞ tarafından güçlendirme ve onarım çalışması yapıldığı kaydediliyor. İddianamede, yapılan inceleme sonucu, Aslan Yavuz Haberdar’ın ortağı ve müdürü; Halim Cüneyt İşyar’ın ise kalite kontrol mühendisi olduğu şirketin, ihaleyi aldıktan sonra güçlendirme ve onarım çalışmasını, Yalçın Kaya’nın ortağı ve müdürü; Murat Kılıç’ın ise mühendis olarak görev yaptığı Kaya firmasına yaptırdığı anlatılıyor.

İKİ ADET VİDA DIŞINDA KORUMA YOK
Okuldaki tuvalet ve lavabolarda inceleme yapıldığı ve bilirkişi raporu istendiği belirtilen iddianamede, hazırlanan rapordaki şu bilgilere yer verildi:

“Ana sınıfına ait zemin kattaki kız ve erkek öğrencilerin ortak kullanımındaki lavaboların iki vida ile duvara tutturulmuş olduğu, taşıyıcı sistemde başkaca bir destek bulunmadığı, kazanın meydana geldiği lavabonun da aynı şekilde iki adet vida ile duvara tutturulmuş olduğu, vidalardan birinin duvarın girişindeki fayansı patlattığı, fayansın arkasındaki beton kısmın da buradan çıkmasını sağlayacak kadar dağılmaya neden olduğu, vidada hafif yamulmanın olduğu, diğer vidanın da duvar üzerinde kaldığı ve hafif eğilme olduğu anlaşılmıştır.

Lavabo üzerinde ise taşıyıcı sistemine destek olarak vida dışında başka bir sistemin bulunmadığı, lavabo taşının yerde ve parçalanmış, köşe kısmının pütürlü ve keskin bir şekilde üzerinde kan lekeleri olduğu belirlenmiştir.”

İddianamede, bilirkişi raporuna göre, Efe Boz’un ölümü olayında meydana gelen kazanın temel sebeplerinin de “kazaya neden olan lavabonun ana sınıfındaki çocuklara uygun sağlamlıkta ve boyutta yapılmamış olması, lavabonun düşme tehlikesi göz önüne alınarak demir destekli veya ayaklı yapılmaması, sadece iki vida ile duvara monte edilmiş, söz konusu lavabo ile gerekli bakım ve iyileştirmenin yapılmaması” gösterildi.

Güçlendirme ve onarım çalışması kapsamında olmamasına rağmen, ana sınıfı ve lavaboları bölümünde inşaat çalışması yapıldığının alınan ifadeler ve toplanan delillerden anlaşıldığı belirtilen iddianamede, zanlılar Haberdar, İşyar, Kaya ve Kılıç’ın “taksirle ölüme neden olmak” suçundan yargılanarak cezalandırılmaları istendi. 4 zanlının, 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle önümüzdeki günlerde yargılanmasına başlanacak.