Ana Sayfa Blog Sayfa 5182

“Yansak da Dokunacağız”

Yazdıkları kitap nedeniyle 3 yıl hapis istemiyle hakim karşısına çıkan Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu beraat etti. Şık’ın Ergenekon soruşturmasındaki tutukluluğu ise sürüyor. Gazeteci arkadaşları ve sevenleri dışarıda onlara destek vermek için gösteri yaptı.

Kadıköy Adliyesi önünde de gazeteci Ruşen Çakır, yürüyüşü gerçekleştiren gazeteciler adına bir basın açıklaması okudu.

Gazeteci Ahmet Şık’ın 67 gündür ”Ergenekon” terör örgütüne üye olmaktan tutuklu bulunduğunu belirten Çakır, bu iddiaya ilişkin hangi belge ve kanıtlar bulunduğunun hala belirsiz olduğunu söyledi. Ahmet Şık’ın, Ertuğrul Mavioğlu ile kaleme aldığı kitaplarda, Türkiye’deki derin devleti anlattığını ifade eden Ruşen Çakır, o kitapları yazdığı için yargılanan Şık’ın aynı yapıya, yani deşifre ettiği ”Ergenekon”a üye olmakla suçlandığını kaydetti.

Bazı Emniyet görevlilerinin Hrant Dink cinayetindeki ihmallerine vurgu yapan Nedim Şener ile Emniyet içindeki yapılanmaları mercek altına aldığı ”İmamın Ordusu” çalışması toplatılan Ahmet Şık’ın bugün birlikte cezaevinde olmalarının rastlantı olamayacağını dile getiren Çakır, bugün bu iki gazetecinin ”Ergenekon”a üye olduğu iddiasının vicdana sığmadığı gibi insan aklına da ihanet olduğunu söyledi.

İleri demokrasinin hüküm sürdüğü söylenen Türkiye’de bugün 60’dan fazla gazetecinin tutuklu olduğunu, mahkemelerde 4 binden fazla gazeteci davasının sürdüğünü belirten Çakır, şöyle konuştu:

”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan uluslararası basına, ‘Tutaklanan gazeteciler, Hükümeti devirmek istedi’ diyor. Bir kimsenin, Başbakan bile olsa, dava sürerken, bu tür bir yargıda bulunmaya hakkı olamaz. Ülkemizde zaten oto sansür gibi bir zorlukla uğraşan gazeteciler, buna ek olarak her an herhangi bir sebeple tutuklanma endişesi ile yaşıyor.

Sonuçta ülkemiz yalnız gazeteciler için değil, özgür düşünceyi savunan herkes için her geçen gün güvenilir olmaktan daha fazla çıkıyor. Biz yalnız gazeteciler için değil herkes için adalet istiyoruz. Taleplerimizden asla vazgeçmeyeceğiz ve biliniz ki yansak da dokunacağız.”

Şık ve Mavioğlu ‘kitaptan’ beraat etti

Gazeteciler Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu, kaleme aldıkları iki cilt halindeki “40 Satır 40 Katır” adlı kitapta, “Ergenekon” soruşturmasının gizliliğini ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılandıkları davada beraat etti.

Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, başka bir suçtan tutuklu bulunan Ahmet Şık, tutuksuz sanık Ertuğrul Mavioğlu ve avukatları ile müdahil avukatları katıldı.

Duruşmada kararı açıklayan hakim Gülden Filiz Tüysüz, sanıkların isnat edilen suçtan, suçun unsurları oluşmadığı için beraatlarına karar verildiğini bildirdi. (Cnnturk, Yeşil Gazete)

Talebeler Ali Demir’i öper mi?

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Özcan, YGS’deki şifre iddialarının ardından ‘rica maili’ ile gündeme gelen ÖSYM Başkanı Ali Demir’e sahip çıktı.

Savcılığın istediği soruşturma iznini vereceğini söyleyen Özcan, Demir için ‘Krizi kötü yönetmiş olabilir ama çok düzgün bir adam. Talebeler elini öpsünler” dedi.

Seçim 2011: İkinci miting şoku HSP’ye

HAS Parti, günlerdir hazırlandığı Batman Mitingi’nde büyük hayal kırıklığına uğradı.

Cumhuriyet Meydanı’nda az sayıda partiliye seslenen HSP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, ülkenin en büyük sorununun adalet sisteminde yaşanan aksaklıklar olduğunu iddia ederek yeni Anayasa’da ilk olarak bu konunun üzerinde duracaklarını söyledi.

Batman’da HSP adaylarını tanıtan Kurtulmuş, partisince Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, bölgenin meselelerini gayet iyi bir şekilde bildiklerini, hep beraber bütün bu sorunları çözecek iradeyi ortaya koyacaklarını söyledi.

Mizah festivali: “Gülmek gerginlikleri alır”

Bu yıl ilk kez düzenlenen ‘Uluslararası Mizah Festivali’ Beyoğlu’nda düzenlenen karnaval yürüyüşüyle başladı. Taksim’de gerçekleştirilen yürüyüş, renkli görüntülere sahne oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Beyoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle, Hayalgücü Organizasyon tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Mizah Festivali için Taksim Meydanı’nda karnaval yürüyüşü gerçekleştirildi. Taksim’de bir araya gelen mizah gönüllüleri, çeşitli şovlar yaptı. Vatandaşlar ve turistler, Avanak Avni, Nasreddin Hoca gibi Türk mizahının önde gelen figürlerinin dev maskotlarına büyük ilgi gösterdi.

Nostaljik tramvaya eklenen ‘Eğlence Vagonu’ndaki orkestra tarafından çalınan oyun havaları eşliğinde İstiklal Caddesi’nde yürümeye başlandı. Cadde boyunca birçok vatandaş da eğlenceye dahil oldu. Yabancı turistlerse bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışırken, diğer yandan bol bol fotoğraf çekti.

Yürüyüş sonunda konuşan festival sorumlusu Ragıp İncesağır, gülmek ve güldürmekten daha kutsal başka bir şey olmadığını ifade ederek, ”Tüm amacımız, ağlayan insanımızın bir nebze de olsa yüzünü güldürmek. Bu nedenle herkes yarın akşam Haliç Kongre Merkezi’ndeki ücretsiz Büyük Komedi Gecesi’ne davetli” dedi.

Karnaval yürüyüşüne sanatçı Kerem Alışık, karikatürist Mehmet Çağçağ ve Mahşeri Cümbüş ekibi ile şaka programlarıyla tanınan Çetin Çiftçioğlu da katıldı.

-FESTİVAL HAKKINDA-

Uluslararası Mizah Festivali karnavalın yanı sıra stand-uplar, tiyatrolar, yarışmalar, sohbetler, atölyeler, komedi şarkıları gecesi ve karikatür sergileriyle yepyeni bir festival sunuyor.

‘Gü’lmek gerginlikleri alır, uzaklıkları azaltır, haşarıdır, zeka göstergesidir, çocuksudur” düşüncesiyle yola çıkan Uluslararası Mizah Festivali, yarattığı atmosferle insanlara nefes aldırmayı, birlikte yaşama isteğini canlı tutmayı, toplum olma bilinç ve duygusunu geliştirmeyi ve bu hedeflere en dolaysız yollardan biriyle, birlikte gülerek ulaşmayı amaçlıyor.

Uluslararası Mizah Festivali’nin birçok disiplini barındıran geniş kapsamlı içeriği, dünyada yıllardır varolan mizah konulu festivaller arasında özgün bir yer edinmesini sağlıyor. 15 Mayıs’a kadar sürecek festival, Beyoğlu’nda yaklaşık 30 mekanı ve açık hava etkinliklerini kullanarak renkli bir program sunacak.

Sanatseverler, festival kapsamında, geleneksel mizah sanatlarından Seyirlik Oyun, Meddah, Ortaoyunu, Karagöz gibi gösterilerin yanı sıra kabare, doğaçlama tiyatro, vodvil (hafif güldürü), stand-up, pandomim, karikatür gibi sanatları içeren etkinliklerle çeşitli sohbet, sergi ve atölyeleri takip etme imkanı bulacak.

 

13 Mayıs Cuma Saat Etkinlik Türü Kim? Nerede? Sokak Ne Yapacak?

12:00 Cazgır Festival Gönüllüleri Hazzopoulo Balkon İstiklal Cazgırlık

14:00 Sohbet Umur Bugay, Meral Çetinkaya, Salih Kalyon Kumbaracı50   Mizah Sohbeti (Bizimkiler Dizisi)

14:00 İmza Günü Tayyar  Özkan Gerekli Şeyler   Caveman

15:00 Tiyatro Sadri Alışık Tiyatrosu SAKM Cep Sahne   Lysistrada

15:00 Geleneksel Mizah Müjdat Gezen Sanat Merkezi Galatasaray Meydanı İstiklal Orta Oyunu+Meddah

16:00 Sohbet Yrd. Doç. Itır Toksöz Plato MYO   Uluslararası İlişkilerde Karikatürün Rolü

16:30 Tiyatro Tiyatro TEM Kumbaracı50   Hakiki Gala

16:30 Sohbet Tan Oral İndigo Pub Tomtom Karikatür Söyleşisi

16:30 Atölye Karikatürcüler Derneği WE Cafe Tomtom Karikatür

16:30 Sohbet Homur Grubu Artizler Kavesi Erol Dernek Mizah Sohbeti

17:00 Tiyatro Tiyatro BeReZe Beyoğlu Terminal   Kayıp Eşya Bürosu (Çocuk Oyunu)

17:30 Atölye Gülen Düşünce Hasankeyf Erol Dernek Karikatür

17:30 Sohbet Mesut Kara, Çolpan İlhan Mono Erol Dernek Sadri Alışık Anma

17:30 Tiyatro İstanbul Üniversitesi KKTT Maya Sahnesi   Artiz Mektebi

18:30 Tiyatro Sadri Alışık Tiyatrosu garajistanbul Tomtom Asiye Nasıl Kurtulur?

19:00 Sohbet Aydın Boysan, Suat Özkan (Kırık
Leblebi Çizeri) Şahika Meyhanesi Tomtom Mizah Söyleşisi

19:00 Tiyatro Kadro Pa Tiyatro (İstanbulİmpro) Beyoğlu Terminal   Macbeth Mutfakta

19:30 Atölye Pernan Goni Cervantes KM   Animasyon

20:00 Tiyatro Sadri Alışık Tiyatrosu Mekan Artı   Sevgili Doktor

20:00 Kabare Kabare Dev Aynası BKM Büyük Salon   Külahıma Anlat

20:00 Tiyatro İÜ Tiyatro ve Kültür Kulübü Maya Sahnesi   Artiz Mektebi

20:00 Stand-up, Müzik Yunus Günçe İndigo Club Tomtom Kafamda Böcekler Var, DJ Performans

20:30 Pantomim Neander&Bodecker VAKKO Oditorium   Deja Vu

20:30 Tiyatro Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu garajistanbul Tomtom Dumanaltı Aşklar

20:30 Tiyatro Ani Etki Ters Tepki Hayalhane   Doğaçlama Tiyatro

20:30 Stand-up Öykü Onur Tanyel, Yiğit Alıcı Hayal Bistro   Uykudan Önce

20:30 Stand-up Alpay Erdem Mono Erol Dernek Tek Kişilik Gösteri

20:30 Tiyatro Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesi Maya Sahnesi   Aykırı İkili

21:00 Müzik Murat Meriç Artizler Kavesi Erol Dernek DJ Performans

21:00 Tiyatro İstanbulİmpro Beyoğlu Terminal   İmproLab

22:00 Video, Sohbet Bates Motel Pro. Mono Erol Dernek Viral Mizah

14 Mayıs Cumartesi Saat Etkinlik Türü Kim? Nerede? Sokak Ne Yapacak?

12:00 Cazgır Festival Gönüllüleri Hazzopoulo Balkon İstiklal Cazgırlık

14:00 Sohbet Erol Günaydın, Ahmet Gülhan Kumbaracı50   Geleneksel Türk Mizahı

14:00 İmza Günü Tayyar  Özkan Gerekli Şeyler   Caveman

15:00 Tiyatro Sadri Alışık Kültür Merkezi Sadri Alışık KM Cep Sahne   Paçi

15:00 Geleneksel Mizah Müjdat Gezen Sanat Merkezi Cafe Grand Boulevard İstiklal Orta Oyunu+Meddah

15:00 Tiyatro Yıldız Teknik Üniversitesi Oyuncuları (YÜO) Küçük Sahne   İki Efendinin Uşağı

16:00 Sohbet Akdağ Saydut Karikatür Müzesi   Çizginin Serüveni

16:00 Tiyatro Ehl-i Keyf Hayalhane   Doğaçlama Tiyatro

16:00 Sohbet Kemal Gökhan Gürses Cezayir Apartmanı   Etnik Mizah

16:30 Sohbet Kaan Sezyum İndigo Pub Tomtom Mizah Söyleşisi

16:30 Tiyatro Mimikomedi garajistanbul   Tanrı

16:30 Atölye Kenan Yarar Cezayir Apartmanı   Çizgiroman

16:30 Tiyatro Altıdan Sonra Tiyatro Kumbaracı50   444

16:30 Tiyatro GSÜ Tiyatro Topluluğu Maya Sahnesi   Aziz Nesin’e Üç Farklı Bakış

17:00 Sohbet Mesut Kara WE Cafe Tomtom Yeşilçam’da Komedi Sineması

17:00 Sohbet Kadın Mizahçılar Leman Kültür   Bayan Yanı

18:00 Geleneksel Mizah İstanbul İmpro Beyoğlu Terminal   Meddah

19:30 Stand-up Umut Kantoğlu Alt Tomtom Sahnede Umut Var

19:30 Tiyatro Tiyatro Şenay garajistanbul   Aşk Kokusu

19:30 Tiyatro Merve Engin Kumbaracı50   Kıyıya Oturmanın Böylesi

20:00 Stand-up Hasan Tahsin Hançer Mekan Artı   Sorunsuz Komedi Sahnesi

20:00 Tiyatro Aksine Sahne Aksine Sahne   Parça Tesirli Pazarlar

20:00 Stand-up Alper Kul BKM Mutfak Salonu   Babamın Oğlu

20:30 Stand-up Mehmet Esen Artizler Kavesi Erol Dernek Kuşkulu Bir Gösteri

20:30 Tiyatro Büyülü Sahne Küçük Sahne   Aziz Sen Nesin?

20:30 Stand-up Deniz Alnıtemiz, Ozan Özcan, Deniz Özturhan,
Ali Yorgo, Kaan Sezyum Mono Erol Dernek Kısmet Şoovv

20:30 Tiyatro Tiyatro Boğaziçi Maya Sahnesi   Moliere Efendi

20:30 Büyük Komedi Gecesi Bodecker&Neander, Mahşer-i Cümbüş, Uykudan Önce, MSM (Meddah Kıvanç Tiner), Geveze, Ahırkapı Roman Orkestrası, Aydın Boysan Haliç Kongre   Vur Patlasın, Çal Oynasın Kahkaha Geçidi!

21:00 Tiyatro İstanbul İmpro Beyoğlu Terminal   Ne Ala Temaşa

23:00 Parti İstanbul İmpro Beyoğlu Terminal   İmpro Party

15  Mayıs Pazar Saat Etkinlik Türü Kim? Nerede? Sokak Ne Yapacak?

12:00 Cazgır Festival Gönüllüleri Hazzopoulo Balkon İstiklal Cazgırlık

14:00 İmza Günü Tayyar  Özkan Gerekli Şeyler   Caveman

14:00 Tiyatro Balon Kukla Tiyatrosu Aksine Sahne   Balon Kukla Tiyatrosu

14:00 Sohbet Zihni Göktay Kumbaracı50   Lüküs Hayat Söyleşisi

15:00 Sohbet Engin Günaydın Beyoğlu Terminal   Mizah Söyleşisi

15:00 Tiyatro Sadri Alışık Tiyatrosu SAKM Cep Sahnesi   Sevgili Doktor

15:00 Atölye Maltepe Üniversitesi WE Cafe Tomtom Animasyon Atölyesi

15:00 Sohbet Mehmet Çağçağ İndigo Pub Tomtom Mizah Söyleşisi

16:00 Tiyatro Mevzubahis Hayalhane   İnteraktif Tiyatro

16:00 Tiyatro Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu BKM Büyük Salon   Basit Bir Ev Kazası

16:30 Tiyatro Altıdan Sonra Tiyatro Kumbaracı50   Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi

17:00 Sohbet, Performans Fred Harper, Peter Kuper, Christophe Delvallé Leman Kültür   Batılı Çizer Gözüyle İstanbul

17:00 Geleneksel Mizah Müjdat Gezen Sanat Merkezi Cafe Grand Boulevard İstiklal Orta Oyunu+Meddah

19:00 Sohbet Çetin Çiftçioğlu Şahika Meyhanesi Tomtom Mizah Söyleşisi

19:00 Tiyatro Sürç-ü Lisan Hayalhane   Doğaçlama Tiyatro

19:00 Tiyatro Azot Beyoğlu Terminal   Doğaçlama Tiyatro

19:30 Müzik İstanbul İmpro Alt Tomtom Çirkin Ses Analizi Laboratuarı

19:30 Stand-up Hasan Tahsin Hançer Maya Sahnesi   Sorunsuz Komedi Sahnesi

19:30 Tiyatro Sadri Alışık Tiyatrosu Mekan Artı   Özgürlük

19:30 Stand-up Şevket Çoruh Küçük Sahne   Caveman

19:30 Tiyatro Kabare Dev Aynası garajistanbul Tomtom Külahıma Anlat

20:00 Tiyatro Ahşap Çerçeve Hayal Bistro   Kukla Tiyatrosu

20:00 Müzik Büyük Ev Ablukada İndigo Club Tomtom Kapanış Partisi

20:30 Stand-up Emrah Bari Artizler Kavesi Erol Dernek Stand-up

Daha fazlası için; tıklayınız.

 

 

Yeşil Gazete – Cihan- Bloomberg – Milliyet Cadde

Sebahat Tuncel: “Siyasi partilerin kadın aday sayısını artırmaları bizim sayemizde”

Türkiye seçime gidiyor. 12 Haziran 2011 seçimine bir ay kala, adayları tanıtan, seçimlerle ve Türkiye’nin sorunlarıyla ilgili görüş ve önerilerini almayı, mecliste neler yapacaklarını öğrenmeyi amaçlayan bir röportaj dizisine başlıyoruz. İlk konuğumuz Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun İstanbul 1. bölge milletvekili adayı, BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel.

Sebahat Tuncel Kimdir…

Türkiye onu 2007 seçimlerinde cezaevinden bin umut adayı olarak milletvekili seçildiğinde tanıdı. Meclis’ten cezaevine insan gönderen Türkiye, ilk defa cezaevinden meclise bir kişiyi gönderiyordu. Adaylık sürecinde seçilemeyeceği kanaati yaygın olduğundan yönetici elit içinde başlangıçta hakim olan sessizlik,  bağımsız adaylar içinde en yüksek oyla meclise seçildiğinde değişti. Geçen 4 yıllık süreçte sivil toplumla en çok içiçe olan, hem Kürt bölgesinde hem de Türkiye’nin batısında sokakta, etkinliklerde, konferanslarda görmeye alışık olduğumuz vekillerden biri oldu.

Şimdi de gözlerin en çok odaklandığı Tuncel, Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun İstanbul 1. Bölge (Anadolu yakası) bağımsız adayı olarak tekrar halkın karsısına çıkacak. Son günlerde Bülent Arınç’ın hedefinde olan Tuncel ile YSK kararı, Kürt sorunu, BDP’nin kadın ve ekoloji politikası, seçim bloğunun yeni donemde siyasi yaşama ve meclise etkisi üzerine bir söyleşi yaptık.

 

Kamuoyunda cezaevinden meclise girmiş bir kadın olduğunuz bilgisi dışında kim olduğunuz, hangi alanlarda mücadele verdiğiniz pek bilinmiyor. Kimdir Sebahat Tuncel, bize biraz kendinizi, hayat hikâyenizi anlatır mısınız?

Sebahat Tuncel’in isminden daha çok politik duruşumuz, siyasi kimliğimiz tartışılıyor. 1975 Malatya doğumluyum. Çiftçi ailesinin çocuğuyum. İlk ve orta öğrenimi Mersin’de tamamladım. Sol, sosyalist mücadelede yer alan, 12 Eylül’den etkilenen bir aileden geliyorum. Kürt hareketiyle 90’larda tanıştım. Halamın Kürt hareketi içinde genç yaslarda hayatını kaybetmiş olması beni çok etkiledi. Biraz Kürt hareketini sorguladım. Anlama, değerlendirme, sol hareketleri takip etme sureci başladı. İlk olarak İstanbul’a gelince HADEP’le tanıştım. Sosyalist hareketlerden geliyor olmama rağmen Kürt hareketindeki kadın mücadelesi, sosyalist anlayışı kendinizi bir kez daha sorgulamanıza neden oluyor. Devletin asimilasyon politikalarının yarattığı burjuva alışkanlıkları, feodal ilişkilerin yarattığı baskı kendi kültürüne yabancılaşmayı, kimliksizleştirme, kişiliksizleştirmeyi görüyor ve sorguluyorsunuz. 98’de kadın komisyonunda yer aldım, sonrasında ilçe başkanlığı yaptım.

Kürt Hareketinde kadın özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliği felsefesinin önemini görüyorsunuz. Kürt hareketi özünde kadın özgürlüğü felsefesini temel almıştır, bir anlamda kadın özgürlüğü hareketidir. Kısacası çalışmalarım hep kadın sorunu üzerine devam etti, bu arada cezaevi süreci oldu. Sonrası herkesin malumu, özgür kadın hareketi beni İstanbul üçüncü bölgeden milletvekilliğine aday gösterdi ve parlamento süreci gerçekleşti.

Geçen dönem bağımsız adaylar içerisinde en yüksek oyu alarak meclise girdiniz. Hatta bir söyleşide cezaevinde aday gösterilirken başlangıçta seçilebileceğinize kendiniz de pek ihtimal vermediğinizi belirtmiştiniz. Simdi daha avantajlı konumda secime girerken aynı kaygıları taşıyor musunuz?

O dönemde de aslında seçilememe ihtimali pek yoktu. Seçimlerdeki oy gücümüz yeterliydi ancak dezavantajlar vardı. Cezaevindesiniz herhangi bir çalışmayı yürütme sansınız yok, olup bitenleri kısmen de olsa sadece izliyorsunuz. Tanınma yok, Alevi, sol, ekonomik gücü olmayan yoksul bir pozisyondasınız ki bu düşündürüyordu. Ancak burada bir şeyi ifade etmek doğru olur. Kürtlerin örgütlü mücadelesinin gücünü görüyorsunuz. Hiç bir fonksiyonunuz olmadan, sizin adınıza insanlar koşuyor, çalışıp, didiniyorlar ve sizi seçtirmeyi başarıyorlar.

Son YSK kararı herkesin kafasını karıştırdı. Sizce bu AKP’nin inisiyatifinde gelişen bir operasyon mu, yoksa YSK’nın kendi tasarrufu mu? Bütün bu olanların kaynağı kim ve bundan nasıl bir anlam çıkarabiliriz?

2005’ten bu yana 36 bin arkadaşımız sudan nedenlerle gözaltına alındı. Beş binin üzerinde tutuklama yapıldı o tarihten bu yana. Bugün de aynı operasyon devam ediyor. Kamuoyu da görüyor ki her gün onlarca arkadaşımız, partilimiz gözaltına alınıyor. Bunlar aktif, çalışan kadrolarımız. Neticede siyasi operasyonlardır bunlar. Amaç bu yolla mücadeleyi sekteye uğratmak. Burada baş sorumlu tabii ki hükümet olan AKP’nin kendisidir. Sorunları çözme, kurumları demokratikleştirme, toplumsal özgürlük alanını genişletme diye bir kaygısı yok AKP’nin. Sadece kendi iktidarını daha güçlü tahkim etmenin derdinde.

BDP Kürt sorununun ortaya çıkardığı bir siyasi parti olarak bugüne kadar söylemleri hep bu konuya odaklıydı. Fakat yeni dönemde blok adayları içerisinde farklı siyasi parti yönetici ve temsilcilerinin varlığı, bölgenin dışına taşma, yani Türkiye politikası yapılacağı anlamına mı geliyor?

Aslında Türkiye partisi olan tek parti varsa o da BDP’dir. Bu ülkede tek cins, tek din, tek millet, tek düşünce demeyen cins, kimlik, ayırmadan özgürlük mücadelesi veren kitleselleşmiş tek parti. Aynı zamanda bir Kürt partisi çünkü bunu çözmeyi ana eksene almış. Bizi sürekli böyle bir yönüyle yani Kürt sorunu üzerinden tanımlamaya, gösterme algısı yaygın, ama bizim meclis çalışmalarımıza bakılırsa böyle olmadığı görülür.

Şimdi Emek Demokrasi Özgürlük Bloğu ile bunu daha da genişletmeye, aşmaya çalışıyoruz. Zaten mevcut birliktelik de bunun göstergesi. Kadınların, işçilerin, emekçilerin, inançları bakımından baskı altında olanların sesi olacak bir partinin varlığı içinde bulunduğumuz dönemde daha da önem kazanıyor.

2002 başta olmak üzere pek çok defalar sol, sosyalist güçlerle işbirliği denendi ama istenilen sonucu vermedi. O zaman da sadece seçim bloğu olarak değil, kalıcı olması amaçlanmıştı, ancak olmadı. Ama şimdi daha iyi noktadayız. Toplumda hak talebinde bulunan kadınlar, Kürtler, farklı inançlardaki insanlar, emekçilerin kısaca bütün ötekilerin sesi olacak güçlü bir dinamiğin olması, yeni anayasa yapılma surecinde çok daha önem kazanmış durumda.

Kürt sorununun çözülmesinde esas iki temel direnç odağı var. Birincisi devletin merkeziyetçi ideolojisi, diğeri de toplumsal direnç. Hala belirsizlikler ve riskler devam ediyor olmasına rağmen, devletin bir ölçüde direncinin kırılmaya başladığı söylenebilir. BDP’nin ve blok adaylarının toplumsal direnci kırmak için yeni dönemde politikası olacak mı? Nasıl?

Emek Demokrasi Özgürlük Bloğu Türkiye’yi değiştirmeye adaydır. Amaç demokratik muhalefeti geliştirmektir, yoksa Ankara’da o koltuklarda oturmak değildir bizim amacımız. Sokaklarda isçilerin, yoksulların, kadınların, Alevilerin birlikte en geniş demokrasi bloğu geliştirip taleplerini meclise taşımak. Yani Ankara’yı sokağa taşımak, sokağı da Ankara’ya taşımak amacımız. Anayasa yapım surecinde toplumsal muhalefetin sesini meclise taşımak önemli. Kırılmalar önemli. AKP ve savaşta devam eden muhalefetin birbirinden farkları yok aslında. Kürt sorununda hala inkâr ve tasfiye etmeye çalışma anlayışı devam ediyor. Yan yana bu anlayışa karşı durmak, barış cephesini devrimciler ve diğer muhalefetle bir direnç cephesi oluşturmak, meydanı bu hakim anlayışların insaf ve tasarrufuna bırakmamak. Meclisten çıkan teskere AKP, CHP ve MHP ortak kararıyla çıktı. Statükonun devamından yana olan bu partilere karşı sokakta olduğu gibi Meclis çalışmalarında da etkin bir şekilde sürecektir bu birliktelik.

Seçim sonrası için blok adayı olan kadınlar kendilerine nasıl bir yol haritası çizdi? Kadın politikacıların,  Türkiye politikasına ne yönde etki edeceğini öngörüyorsunuz? Nasıl bir fark yaratacaklar?

Geçen dönemdeki BDP’li kadınların politikaya etkisi yansıyor diye düşünüyorum. Genel siyasete kadın bakış açısıyla müdahale etmek önemli. Kamuoyu BDP’li kadınların gerek mecliste ve gerekse sokakta halkla iç içe olan çalışmalarını yakından tanıyor.

Bu gün için siyasi partilerin kadın aday sayısını artırmaları birazda bizim kadın politikalarımız sayesinde olduğunu söyleyebilirim. Merkezi ya da yerel yönetimlerde en fazla kadın adaylar bizde. Ama yetmiyor. Barış politikası, kadına yönelik şiddet ve diğer bütün sorunların çözümünde kadınların çok daha aktif olarak rol oynamaları gerek. Ancak mücadeleyi sadece siyasi alanda değil, günlük yaşama ekonomik, sosyal yaşama da aktarmak gerekir.14 kadın belediye başkanımız var. İl genel meclislerinde keza kadın kotası var. Sadece yöneticilik düzeyinde değil başka tedbirler de alınıyor. BDP’li yerel yönetimlerde istihdamda, işe almalarda % 40 kadın kotası uygulanıyor. Kadına şiddet uygulayan çalışanların maaşları kadınlara veriliyor mesela. Kent ve mahalle meclislerinde yine kadın ağırlığı var. Toplumsal değişim ve dönüşüm için bütün demokratik yöntemler uygulanmaya çalışılıyor.

‘’Demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü’’ paradigma politikalarımızın en temelinde yer almaktadır. Bunlardan bir tanesi eksik kalırsa umduğumuz, hedeflediğimiz demokratik sosyalizmin hayata geçirilmesi mümkün olmayacaktır. Bütün kavramlar bizim açımızdan önemli, bu politikalar bir bütün aslında.

Türkiye’nin doğası özellikle son dönemde yoğun bir şekilde yatırım politikalarının kurbanı oldu. Nükleer santral planları, HES projelerinin ve maden yasasının yol açtığı büyük hasar,  Anadolu’nun pek çok yerinde halkın gittikçe yükselen tepkisi ile karşılaşıyor.  Bağımsız adaylar, meclise girdiklerinde bu tepkilerin de sözcülüğünü yapacak mı?

Bugüne kadar çok ciddi mücadele yürüttük. Nükleere, HES projelerine  karşı pek çok defa soru önergeleri, kanun teklifleri, tasarılar hazırladık. Sokaklarda bu mücadeleyi verenlerle yan yana olduk hep. Çok önemsediğimiz ekoloji konusu ilkelerimizden bir tanesidir. Ekolojiye politik olarak yaklaşmıyoruz, bu doğru olmaz. Yaşam alanlarının, doğanın yatırım için tahrip edilmesine karşı ekolojik dengenin korunmasını gerektiğine inanıyoruz. Doğayı kar etmeye indirgeyen anlayış dünyayı felakete, yok oluşa götürüyor, bu o kadar açık ki. Her şey insan için değil, bunun anlaşılması lazım.

Biz doğayı üç türlü tanımlıyoruz; birinci doğa, yaşamın kendisi canlı-cansız varlıklardan oluşan doğanın kendisi, ikincisi toplumsal doğa, üçüncüsü ise bu ikisinin birleştiği doğa. Asıl mesele bu ikisinin ilişkisinin denge halinde işlemesi. Küresel ekolojik kriz hak ettiği kadar gündemde olmasa da felaketlerin nelere sebep olacağını insanlar yaşayarak farkına varıyorlar. En güvenilir korunaklı olarak bilinen Japonya’da bile nükleerin nelere sebep olduğu ortada, ama bizim başbakan tüp gazla kıyaslıyor ve diyor ki evinize tüp de almayın o zaman, çünkü o da patlıyor. Buna komedi diyerek gülünmez her halde. Böylesine bilimsellikten uzak cahilce bir yaklaşım söz konusu. Enerji elde etmek için doğal dengeyi kesinlikle bozmayacak, yaşam döngülerini kırmayacak küçük ama doğayı tahrip etmeyecek küçük HES’ler düşünülebilir. Bizim bölgemizde enerji ihtiyacından çok Hakkâri, Dersim gibi alanlarda, doğayı askeri stratejinin parçası olarak görme anlayışı sonucu barajlarla bölerek izole etme isteği var. Barajlar bölgeyi insansılaştırarak, çölleştirerek yaşam alanlarını daraltıyor. İzolasyon amacının göçe zorlama olduğunu düşünüyoruz. Yoksa Dersim’de onca yatırım sonucu elde edeceğiniz enerji ne kadar ki? Bu da savaşın yarattığı başka bir durum. Bu nedenle de yani ekolojik kaygılarla da barışa güçlü bicimde ihtiyacımız var.

Öte yandan insanlığın ortak değerleri olan Hasankeyf ve Alianoi gibi tarihsel önemi olan yerlerinde bu özellikleri hiçe sayılarak barajlara kurban ediliyor. İşte bu nedenle de güçlü bir muhalefetin varlığı her açıdan kaçınılmaz. Yarım ağızla söylem üretmek yetmez. Bizim geçmiş dönemde yaptıklarımıza benzer biçimde yeni dönemde de bu mücadeleyi sadece mecliste değil sokakta, alanlarda savunacağız.

Dünyada ve Türkiye’de yükselmekte olan yeni bir muhalefet dalgası var: Ekoloji hareketler küresel boyutta örgütleniyor.  Sokak hareketi yükseliyor, hak arayışı tüm dünyada yeni bir dönemi işaret ediyor. Ekolojik toplum söylemini güçlü biçimde savunan Kürt hareketi Türkiye’de ve dünyada bu hareketlerle yeterince buluşmayı sağlayabiliyor mu sizce?

Son dönemlerde bu konuda biraz daha iyiyiz, iste MSF, Mezopotamya Ekoloji Forumu üzerinden yürütülmeye çalışılıyor. Daha önce teorik söylem düzeyindeydik ama son zamanlarda etkinlikler forumlar küçük bazı pratik uygulamaları da geliştirmeye çalışıyoruz. Ancak yeterli değil tabii ki. Ortak hareketler önemli. Kürtler ve Türkler ekolojistler, Yeşiller ortaklaşmalı ama biz yapınca mesafeli duruluyor. Bunu kırmak lazım. Ama son zamanlarda ortak mücadele hattı oluşmaya başladı gibi mesela Karadeniz İsyandadır Platformu Munzur’la ve diğerleriyle ortak çalışmaları geliştirme yönünde önemli mesafe kat ettiler.

Son soru… Özgürlük sembolü olmuş Diyarbakır acaba bir gün nükleer karşıtı ya da küresel ısınmaya dikkat çeken bir mitinge ev sahipliği yapacak mı?

Zamanı geldiğinde yapılacaktır mutlaka. Ama bu güne kadar yapılmadıysa suç Diyarbakır’ın değil, biz yöneticilerdedir. Sonuçta çalışmayla ilgili bir konu. İçinde bulunduğumuz koşullar bu güne kadar ekolojik sorunlar konusunun biraz daha geri kalmasına neden oldu ama daha öncede söylediğim gibi temel paradigmalarımızdan biridir ekoloji konusu ve bunu ciddiye alıyoruz. Zaman içinde bölgede bunun teorik ve pratik yansıması görülecektir.

Röportaj: Aysen Ataseven, Hüseyin Güngör (Yeşil Gazete)

G8 savaşın, ırkçılığın, iklim değişikliğinin sorumlusu!

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, önümüzdeki hafta yapılacak olan G8 zirvesine karşı etkinliklere başlıyor. İlk etkinlik yarın İstanbul’da yapılacak olan forum.

G8 = Küresel Yıkım! Başka bir dünya mümkün! sloganıyla 14 Mart Cumartesi günü 13:00-16:00 saatlerinde Taksim Hill Oteli’nde yapılacak olan forumun konusu savaşın, işgalin,  ırkçılığın, darbelerin, açlığın, yoksulluğun,  iklim felaketinin, nükleer santrallerin ve sömürünün sorumlusu G8’e karşı mücadele.

Forumda yer alacak konuşmacılar Bülent Aydın, Cengiz Algan, Ebru Gökçe, Ercan Aktaş, Ferda Keskin, Gökşen Şahin, Hakan Gürel, Mahir Ilgaz, Mehmet Nazım Öztürk, Mücteba Kılıç, Nilüfer Uğur Dalay, Sezai Sarıoğlu, Ufuk Uras, Yakup Kadri Karabacak, Yaşar Soyalan ve Zişan Tokaç.

Etkinlikler G8’e karşı yürüyoruz! sloganıyla 21 Mayıs Cumartesi günü 11.00’de Taksim Meydanından başlayacak olan yürüyüşle devam edecek.

G8’e karşı yapılan etkinlikleri düzenleyen kurumlar Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi, EDP, DSİP, Mazlumder, Barış İçin Sanat, Barış için Vicdani Ret, 70 Milyon Adım Koalisyonu, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Durde, Anti Kapitalist Çalışanlar, Anti Kapitalist Öğrenciler ve Demokrasi ve Özgürlük Hareketi.

Ayrıntılı bilgi için www.kureselbak.org

(Yeşil Gazete)

Ekoloji ve demokrasi – Metin Yeğin

Kütahya’da siyanür barajı çökmek üzere.

Bazı kelimeler dokunulmaz oluyorlar. Şehir meydanlarının ortasına dikilmiş koca lider heykelleri gibiler. Kimse onlara dokunmuyor, seyrederek önünden geçip gidiyorsun ya da çoğu zaman orada olduğunu bile unutuyorsun. Ekoloji ve Demokrasi son yılların iki heykeli. Demokrasi zaten oradaydı aslında. Faşist generaller bile hep demokrasiyi kurtardılar, demokrasi inşa ettiler ve demokrasi korudular. Demokrasi adına ülkeler bombalandı. -Gözümün önünden hiçbir zaman gitmiyor, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılacak bombalarıyla havalanacak uçakların görüntüsü. Üstüne isim yazmışlardı sempatik görünüşlü pilotları. Dünya demokrasisini kurtarmak için görkemle süzülen uçakların altında atıldılar evlerin, sokakların ve tabiî ki insanların üstüne ve eminim ki hepiniz biliyorsunuz ve  hatırlıyorsunuzdur; o atom bombasının patladıktan sonra gökyüzüne yükselme görüntüsünü. İşte o demokrasiydi ve küçük kızlar ve yanan saçları…

Kütahya’da siyanür barajı çökmek üzere.

Şimdi bunun yanına bir de Ekoloji heykeli yerleşti. Nükleer santral yapanlar bile ekolojiyi korumak için yaptıklarından bahsediyorlar. Bürokratlar çevre koruma raporları hazırlıyor ya da bunu nasıl aşabileceklerini düşünüyorlar. Otobanların iki şeridi arasına her sene ölen zavallı çam fidanları diken eski belediye başkanı çıkışlı başbakanlar bile kendilerini çevreci ilan ediyor. Herkes ekoloji yanlısı ama herkes. Plastik ev kaplamacıları yani evlerinizin etrafını kanser kaplayanlar, son soluğunu kesenler ve plastik pencere doğramacıları, ağaç kesmiyoruz diye ekolojistiz diyorlar. Naylon torba üreticileri, plastik yılbaşı çamı mucitleri herkes eko sevici.

Kütahya’da siyanür barajı çökmek üzere.

Çevre bakanları var Ekoloji bekçileri. İşleri böyle krizlerde yalan söylemek. Çernobil patladığında televizyonlarda radyasyonlu çayları içerek poz veriyorlardı. Arkadaşımız Kazım Koyuncu ölürken ve bütün Karadeniz bugün hala kanserden kırılırken çaylarını yudumluyorlardır mutlaka, eğer kendileri de kanserden ölmedilerse. İtidal tavsiye edicileri onlar. Telaşlanmayın sakın bakın ekoloji ve demokrasi dimdik ayakta.

Kütahya’da siyanür barajı çökmek üzere.

Gümüş fiyatları iki katına çıktı. Üretimi artırdık. Ülkemiz gelişiyor. Eti madencilik işletmesi adından belli devlet satmış karsız diye, bak ne güzel kar ediyor şimdi. Daha çok gümüş üreteceğiz. Siyanür derelerimiz, iki koca heykelin, ekoloji ve demokrasinin önünden akıp gidecek. Parlayan cesetlerimiz olacak. Gümüşlenecek bütün Anadolu. Nerede altın madeni savunucuları? Onlar da dahil olsun bu curcunaya. Onlar da karları aşkına siyanüre bulasınlar bütün aziz vatanı. Altın gondollarla, fener alaylarıyla, bin atlı coşkusuyla geçelim heykellerin önünden cehennemin dibine.

Kütahya’da siyanür barajı çökmek üzere.

Ekoloji ve Demokrasi. Kelimeler artık gülünç olmaktan başka bir işe yaramıyor. Bize tahsis edilen köşelerde yazdıklarımız, kürsülerde konuştuklarımız, müsaade ettikleri meydanlarda bağırıp çağırdığımız gösteriler hepsi gülünç.

Kütahya’da siyanür barajı çökmek üzere.

Lorca’nın şiiri vardı; “Ana ana gümüş olmak istiyorum. Gümüş olmak istiyorum. Oğul oğul çok üşürsün sonra. Çok üşürsün sonra.”

Ölüyoruz farkında mısınız?

 

(Bu yazı 12.05.2011’de emekdunyasi.net sitesinde yayınlanmıştır)

 

Fukuşima’da kaza hâlâ riskli

Kazanın ikinci ayının dolduğu bugünlerde Fukuşima nükleer santralinden endişe verici haberler gelmeye devam ediyor. Japonya kazadan bir ders almış görünüyor. En tehlikeli santrallerinden biri olarak görülen Hamaoka nükleer santralinin tüm ünitelerini kapatması kararlaştırıldı, Başbakan Naoto Kan yeni nükleer santral yapımlarından geri adım atarak hükümetin Japonya’nın enerji geleceğini yenilenebilirler ve enerji tasarrufu üzerine kuracağını açıkladı.

Ancak tüm bu olumlu gelişmelere rağmen kazanın süreci devam ediyor, vefukuşima'da kazanın ardından reaktörler asgari tamirle kontrol altına alınmaya çalışılıyor Fukuşima’daki hasarlı reaktörler henüz kontrol altına alınabilmiş değil. Santralin işletmecisi Tokyo Elektrik Şirketi’nden (TEPCO) gelen son açıklamaya göre, ayarı düzeltilebilen ölçüm aletlerinden edinilen yeni verilere göre, 12 Nisan itibariyle Fukuşima 1 Nükleer Santrali 1 numaralı reaktörde, beklenmedik bir şekilde, su seviyesinin yakıt çubuklarını tamamen suyun dışında, reaktör kazanının içindeki gazlara maruz hâlde bırakacak derecede düşük olduğu tespit edildi. Su seviyesi, normal şartlar altında suyun kaplaması gereken 4 metre boyundaki yakıt çubuklarının en üst noktalarının 5 metre altında.

TEPCO’nun açıklaması basınç kazanının dibindeki suyun eriyik çubukları soğuttuğu, reaktörün aşırı ısınmasına engel olduğu yönünde. Açıklamadan birkaç gün önce, tüm reaktör kazanının su ile doldurulmaya çalışılacağı ve böylece iki aydır süren soğutma çalışmalarında yol katedilmeye çalışılacağı açıklanmıştı. TEPCO soğutma işlemini 6-9 ay içinde bitirmeyi planlıyor.

(Kyodo news)

Anayasa için öneriler

03.05.2011 tarihli makalemi şöyle bitirmiştim:

“Çok geniş bir katılımla hazırlanmış iyi bir anayasa, bir devlet için olmazsa olmazdır.

Bir anayasa insan merkezli olmamalıdır. Anayasa o ülkedeki sadece insanları değil, tüm canlı hatta cansızların haklarını korumalıdır. Bu amaçla anayasayı oluşturanlar tarafından bariz geri bildirim yapamayan bu varlıkların tahmini geri bildirimleri yasaya eklenmelidir.

Bu bağlamda anayasa çeşitliliği korumalı; dillerin, kültürlerin, halk oyunlarının, ninnilerin yok olmasını önlemelidir. Sadece tek bir tip insanın haklarını koruyan bir anayasa, aslında o insanın da sonunu hazırlar.”

******

Buna göre ben de, bence bir şekilde içeriklerinin bir ülkenin anayasasında bulunması gereken maddeleri kaleme aldım ve sizlerle de paylaşmak istedim:

  1. Devlet, tüm canlıların yaşama hakkını korur. Hiçbir canlı, yaşamını sürdürmek için asgari ihtiyacı karşılamak için mecburi olmadıkça bir başka canlının yaşam hakkını elinden alamaz.
  2. Devlet, tüm canlıların özgür bir ortamda yaşamasını sağlayacak önlemleri alır.
  3. Yavru canlılar, ihtiyaçları dâhilinde annesi ile yaşama, özgürce oyun oynama haklarına sahiptir. Hiçbir canlı için kölelik kabul edilemez.
  4. Canlıların yaşama hakkı, ulaşım hakkından öndedir. Hiçbir canlı kolay ve rahat ulaşım sağlamak için diğer canlıların yaşama ve özgür dolaşma hakkını engelleyemez. Devlet bu amaçla gerekli tüm önlemleri alır. Bu amaçla yollar yeraltına alınabilir, üstleri örtülebilir, hava köprüleri yapılabilir ya da iptal edilebilir.
  5. Her canlının tembellik, oyun oynama, düşünme, tepki gösterme gibi hakları temel haklardır. Devlet bu hakları korur ve gözetir.
  6. Ulaşımda yelken, bisiklet, at, yerçekimi gibi temiz, ekolojik ve sürdürülebilir yöntemlerin kullanılması teşvik edilir.
  7. Bu ülkenin sınırları dâhilinde yaşayan her canlı bu devletin vatandaşıdır ve eşit haklara sahiptir.
  8. Sanayi, bireylerin mutluluk ve refahına rağmen desteklenemez. Sanayi çeşitlilik ve zenginliğin göstergesi olan sanat ve zanaatların sınaî üretim karşısında yok olmasını önleyici tedbirler alır. Sanat ve zanaat ürünlerinin sınai kopyalarının bedellerine kültürel, emeksel ve ekolojik bedeller eklenerek bu ek bedel durumdan mağdur olanlara aktarılır. Muadil el yapımı ve sınaî ürünler arasında bedel farkı olmaz.
  9. Tohumda laboratuarda işlem yapılamaz. DNA’ ya doğrudan insan müdahalesi ile genetik değişim kabul edilemez. Bu haldeki tohumlar ve bunlardan elde edilmiş ürünler ülke içine sokulmaz.
  10. Tarımsal üretim amaçlı kullanılan tohum, gıda olarak kullanılan tohum ile aynı genetik özelliklere sahip, doğal tohum olmalıdır. İnsan verim ve kar amaçlı başka bir canlının genetik özelliklerine müdahale edemez.
  11. Devlet bireysel, bölgesel ve ulusal temelde kendi kendine yeterliliği savunur. Bu amaçla bireylerin, bölgelerin dışa bağımlılıklarını azaltacak tedbirler alır.
  12. Devlet yerel üretim, yerel tüketim politikalarını savunur. Özellikle açlığın önlenmesi için gıdaların uzun mesafeler arası taşınmasını önleyici tedbirler alır.
  13. Devlet trampa ekonomisini savunur. Mal değiş tokuşu ile yapılacak alış verişi; para benzeri değerli kağıtlar ve kredi kartı gibi değer atfedilmiş metalar aracılığı ile yapılan alış verişe tercih ettirici önlemler alır.
  14. Devlet şehirlerin uygun tarımsal ürün temin etmelerini sağlayabilmek için tüketici kooperatifleri kurmalarını teşvik eder.
  15. Devlet insanların siyaset yapmalarını teşvik eder. Temsil yetkisinin önüne sınırlar getiremez. Demokrasi tüm bireylerin hakkıdır ve her bireye temsil edilme hakkı verir. Bu amaçla devlet oylanmış kişi, kurumu destekler.
  16. Sanayi, canlıların özgür yaşama, temiz yaşam kaynaklarına ulaşma hakkını engelleyemez. Kar amacı ile doğayı tahrip edenlerden elde edilmiş bu kar cezası ile birlikte alınarak mağdurlara verilir.
  17. Gıda naklinde yenilenemeyen enerji kullanılamaz.
  18. Devlet canlıların öğrenme hakkını sınırlayamaz. Ancak insanların öğrendiklerinden, başka canlıların aleyhine çıkarlar sağlamalarını önleyici tedbirler alır. Bu açıdan canlıların en temel yapı taşı DNA ve maddenin en temel yapı taşı atoma, çıkar amaçlı müdahale kabul edilemez.
  19. Devlet bireysel, ulusal ve uluslar arası silahsızlanmayı savunur. Silah üretimi yapmaz ve yaptırmaz.
  20. Devlet pasif direnişi savunur. Şiddete karşıdır. Birey, kurum, bölge, ülke ve topluluklara silahlı müdahalede bulunamaz. Saldırılara karşı fiziki savunma yerine, diyalog içeren anlaşma usulleri üzerine çalışır.
  21. Tarımsal üretimde insan doğayı taklit eden, sürdürülebilir doğal tarım ve kalıcı tarım ilkelerine göre üretim yapar. Toprak, su ve hava insana ait değildir. İnsan diğer canlılarla beraber toprak, su ve havayı paylaşır. Doğaya insan yararına çeşitli kimyasallar uygulamak, yapay sulama, toprak işleme, budama yapmamayı teşvik edici önlemler alınır. Bir alandan elde edilmiş gıdaların tümü sadece insan tüketimine sunulmaz, diğer canlılar için de yerinde bırakılır.
  22. Gıdanın canlının ayağına gitmesi değil, canlının gıdanın oluşuğu yere gitmesi teşvik edilir.
  23. Devlet toplu üretim ve dağıtımdan ziyade enerjinin bireysel üretimi ve tüketimini teşvik eder.
  24. Enerjinin üretiminin arttırılmasından ziyade tüketimde tasarruf hedeflendir.
  25. Devlet enerjinin sürdürülebilir, doğa dostu ve ekolojik olarak üretilmesini teşvik eder.
  26. Merkezi devlet bölgesel yönetimleri ve yerel demokrasiler oluşturmak için çaba sarf eder. Bu bağlamda yerel tiranlıkların (ağalıkların) oluşmasını önleyici tedbirler alır, en zayıfın da temsil edildiği sağlam yerel demokrasiler oluşturur.
  27. Devlet tüm dinlere, inançlara, dillere, ırklara, türlere; siyasi ve sportif görüşlere eşit uzaklıktadır. Bu konularda bölgesel yönetimler kendi kararlarını alabilmesini sağlayacak önlemler alır.
  28. Devlet bireyler, kurumlar gibi gerçek ve tüzel kişiler arası oluşan anlaşmazlıkların çözümünde öncelikle yerel arabuluculuk sistemlerinin oluşması ve gelişmesine çalışır.
  29. Meslek erbapları, mesleklerini toplumun faydası için icra ederler. Devlet; hekim, avukat, asker, polis, eczacı gibi sorun artıkça iş yükleri artan mesleğe sahip kişilerin gelirlerinin; iş yükleri arttığında değil azaldığında refaha ulaşmalarını sağlayacak tedbirler alır. Böylece hastalıksız, suçsuz, şiddetsiz, sorunsuz ve barış dolu bir toplumsal yaşam hedeflenir.
  30. Devlet, temel ihtiyaçların karşılanması için yeni teknolojilerin kullanılması ile daha etkin yöntemler oluşmuş olsa da kültürlerin korunması için eski ve tarihi üretim yöntem ve modellerinin yaşaması için gerekli önlemleri alır.
  31. Devlet dedikodu, yalan, iftira, aldatma gibi mekanizmaları zayıflatmak için stratejiler belirler ve kültürel, sosyal önlemler alır.
  32. Devlet için ihracat ve turizm, gelir kaynağı değil, kültürel bilgi değiş tokuş fırsatı sunan araçlar olarak görülür. Devlet diğer uluslara ait bireylerin ülke sınırlarında özgürce dolaşması ve mal ve hizmetlerden faydalanmasına destek olur. Bunun dışında doğal kaynakların ihracat ve turizm amacı ile ihtiyaç dışı tüketilmesi; ihracat ve turizm ile ülkelerin birbirine göre avantajlar sağlayarak birbirlerini ezecekleri bir ortamın oluşmasına izin verilemez.

Ben özgürce, kafamı tüm korku ve baskılardan uzak tutarak düşündüğümde, anayasada bu maddelerin olmasını istediğimi fark ettim. Bence herkes yeni bir anayasa hazırlanırken kendi temel taleplerini yasa yapıcılara iletmeli, yasa yapıcılar da bu talepleri uygun şekilde yasaya eklemelidir.

Elbette bu maddelerin bazılarının uzun uzun açıklanması, nedeni ve niçinlerinin belirginleştirilmesi gerekir ancak yazılı olarak açıklamak hem yazıyı çok uzatacaktır, hem de sözel bir açıklama kadar etkili olamayacaktır diye düşünüyorum. Bu maddeleri geçen hafta Muğla’ da yapılan Ekolojik Anayasa forumunda okuyup tek tek sebepleri ile açıkladım. Umarım yetkililer açıkladıklarımı en uygun şekilde oluşan son metine eklerler ve bu metin de anayasa için dikkate alınır.

(Not: Bu arada siz de www.ekolojikanayasa.org web adresinden size göre bir anayasada olması gereken maddeler ile ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz.)