Ana Sayfa Blog Sayfa 5183

Yorum: Penaltılarla gelen 9. kupa!

Türkiye’nin bir sembol stadyumu yok. Yani İngiltere’de Wembley’in yerine konabilecek bir stadyumu yok Türkiye’nin. Milli maçlarının oynanacağı, önemli maçlara ev sahipliği yapacak bir stadyumu yok Türkiye’nin. İstanbul’daki olimpiyat stadyumu böyle olabilir belki ama kimse orada milli maç oynamaya cesaret edemiyor. Tribünün sahaya etkisi çok zayıf çünkü. Kupa maçları oraya verilebilir ama yine de önemli bir ayağı eksik kalıyor sembol olma durumunun. Böyle olunca, bu tip maçlar, ulufe gibi dağıtılıyor. Urfa’da oynanıyor, Kayseri’de oynanıyor, İzmir’de oynanıyor, Trabzon’da oynanıyor… Peki bu maç neden Kayseri’de oynanıyor? Belediye zaten İstanbul Belediye. Beşiktaş da İstanbul takımı. Denilebilir ki, maç İstanbul’da olsa tribün hakimiyeti Beşiktaş’ta olur, o yüzden de avantaj olmasın diye maç Kayseri’ye alındı. Peki gerçekten öyle mi? Beşiktaş taraftarı her şehirde, kendine ayrılan yeri doldurabilirken, İBB taraftarı o kadar yolu gelmek zorunda kaldı. Yani bir avantaj eşitleme durumu yok. Tribünlere bakınca da, bir taraf dolu, diğer taraf boş gözüküyor. İBB’nin 2400 kadar taraftarı gelmiş İstanbul’dan. Belki, İstanbul’da olsa bu yaratıcı gruba bir 2400 kişi daha eklenirdi. Tabii başka bir durum da, bu maç için tribünler ikiye ayrılmasa, cepheleşme yaratılmasa olmaz mıydı? Bu taraftar gruplarının bir sorun yaşayabileceğini düşünmüyorum. Böylece renkler karışık şekilde ve tüm tribünlere yayılmış şekilde, dolu tribünler önünde oynanırdı karşılaşma. Sözün özü, Türkiye’nin sabit bir sembol stadyumu olmalı.

Kısa bir şekilde de Holosko’ya değinmeli. Enteresan bir şekilde maaşını da Beşiktaş’ın ödemesi koşuluyla gönderildi Holosko. İstiklal Caddesi üzerindeki bir alışveriş merkezi ile değiş tokuş edilmiş gibi. Başka bir takıma kiralanan oyuncunun, esas takımına karşı oynamaması gerektiğini düşünüyorum. Fakat, bu konuda bir kural yoksa ve anlaşmaya da yazılmamışsa, oynatmamak olmaz. Holosko bu maç oynamalıydı.

Geçelim maça. Maç Beşiktaş’ın üstünlüğü ile başladı. Kalabalık bir orta saha ile başlamanın yararını, orta sahaya hakimiyet kurarak gördü Beşiktaş. İyi paslaşmalar ve topun kanada ulaştırılması ile Beşiktaş oyunu ileriye yıkabildi. Fakat, Bobo ile Almeida arasında bir fark var ve Bobo oynadıkça da bu fark negatif olarak yansıyor. Quaresma ve Simao, eğer ortada Almeida varsa pas vermeye daha bir istekli oluyorlar. Bu, bu iki oyuncuya Bobo’nun yaklaşımından da kaynaklanıyor olabilir. Karşılıklı bir topu paylaşamama durumu oluyor. Quaresma’nın iki pozisyonunda pas vermemeyi seçmesi Beşiktaş’a olumsuz yansıdı. İBB, ilk ciddi pozisyonunu 15. dakikada yakaladı.

Quaresma, karşı karşıya bulduğu üçüncü pozisyonunda, Kupa’daki üçüncü golünü otuzüçüncü dakikada attı. Bol 3’lü bir gol oldu kısaca. Gaziantep’e karşı yarı finalde de Beşiktaş, golü 33. Dakikada atmıştı. Orada turu geçmişti. Burada ise kupaya bir adım yaklaştı. İBB’nin kalecisi Hasagiç’in uzaktan şutlara karşı zaafı biliniyor olmasına rağmen Beşiktaş’ın hiç şut atmaması ise bir sorun olarak duruyor. Golden sonra Beşiktaş üstünlüğü kurdu. Gerçi İBB karşısında bir üstünlük kurmak pek mümkün değil aslında. Zaten bu süre zarfında İBB bir gol de buldu fakat pozisyon ofsayt olduğu için gol sayılmadı.

İkinci yarıya Beşiktaş farkı ikiye çıkarmak için başlamış gibi görünse de, İBB ilk pozisyonunda penaltıyı yakaladı ve İbrahim Akın golü attı. Aurelio’nun ve Simao’nun ortak yapımı bir penaltı oldu bu. Penaltı sonrası iki takım da forvetlerini değiştirdi. Bu değişikliğin getirisini İBB gördü. Bu sefer de Rüştü ve Aurelio ortak yağımı bir pozisyonda Gökhan Ünal dakika 68’de İBB’yi öne geçirdi. Dakika 77’de ise bu sefer eşitliği yakalama sırası Beşiktaş’taydı. Sivok, duran toptan gelen pası gole çevirdi. İlk yarıda aynısını İBB yakalamıştı. Maç uzadı sonuç olarak.

Uzatmaların ilk yarısı tamamen Beşiktaş’ın üstünlüğünde geçti, fakat gole dönüşmeyen bir üstünlüğün önemi var mı bilinmez? Bunda İBB’nin yorulmasının da payı yok değil tabii ki. Bol pozisyon ve sıfır gol ile ilk uzatma sonlandı. İkinci uzatma devresi ise anlamsız bir şekilde, oyuncuların maçı penaltıya götürme hevesleriyle geçti. İBB zaten yorgundu, Beşiktaş ise sürekli geriye oynayarak bu devreyi geçirdi. Maç penaltılara kaldı.

Penaltılarda Beşiktaş tecrübesi ile bir fark yarattı denilebilir. Gerçi ne olursa olsun penaltı şans işi. Beşiktaş’ta bir tek Hilbert kaçırdı penaltıyı. 4-3 kazandı Beşiktaş. Son altı senede dördüncü kez kupayı müzesine götürdü. Avrupa’ya katılmayı da garantilemiş oldu böylece. Kötü geçen bir sezonun, tüm izlerini silmiş oldu böylece Beşiktaş. Ön eleme oynamadan Avrupa’ya gitmek, yeni sezon kadrosunu kurmaya da yardımcı olacaktır.

Bu arada modern, dik trübünlü bir stadyuma siyah beyazlı taraftarlar çok yakışıyor. Bir de Beşiktaşlı futbolcuların sevinçleri, taraftarlarına gelecek sene için umut vericiydi.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

TMMOB Ankara’da mitinge hazırlanıyor

TMMOB, 15 Mayıs’ta Ankara Sıhhiye Meydanı’nda yapacağı miting öncesinde dün bir basın açıklaması yaptı. Birlik binasının önünde toplanan mühendis, mimar ve şehir plancıları buradan Yüksel Caddesi’ne yürüdüler, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Erdoğan tarafından okunan basın açıklaması sonra Kızılay civarında bildiri dağıtıldı.

Bildiriden bazı başlıklar şöyle:

“Sosyal devlete darbe inmiştir”

AKP iktidarı, kamu idari yapısı ve siyasi üstyapı ile ekonomik sosyal yapıyı kamuyu piyasaya hizmet eder hale getirmiş; sosyal devlet paradigmasına darbe indirmiştir.

“Büyüme” sorunları, büyük dış ticaret açıkları, ülke borç ve faiz ödemelerinin yüksekliği, gelir dağılımında oluşan uçurum, çalışanlar üzerindeki haksız vergi artışları, kamu yatırımlarının azaltılması, özelleştirmeler, verimlilik artışlarına karşın istihdamda yaşanan gerileme, yaygınlaşan işsizlik ve yoksulluk, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması; Türkiye’yi sarmıştır.

“Mesleğimizin toplumsal hizmet niteliği aşındırıldı”

Nitelikli işgücü olan mühendis, mimar ve şehir plancılarının işsizlik oranını artmış ve mesleğin kamusal-toplumsal hizmet niteliği aşındırılmıştır.

Sanayi, çalışma yaşamı, işçi sağlığı ve güvenliği, yapı denetimi, imar, tarım, gıda, madencilik, orman, su kaynakları, enerji, çevre ve kentleşme ile ilgili yasalar ve yönetmelikler, anayasal mesleki kuruluşlar olan mühendis, mimar şehir plancıları odalarının önerilerinin aksi doğrultuda düzenlenmektedir.

AKP iktidarının yasama ve yargının yanı sıra diğer devlet organları, güvenlik güçleri, üniversiteler, bilim kurumları ve medyayı baskı ve zor yöntemleriyle hakimiyeti altına alma çabaları İslami ideolojinin yaygınlaştırılmasını da amaçlamakta; Kürt sorunu ise Kürt-İslam sentezi ile kuşatılmaya çalışılmaktadır.

“Söyleyecek sözümüz var”

TMMOB, bugüne dek toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılan meslek alanlarından hareketle, örgütlü olduğu tüm birimleri ve üyeleri ile birlikte ülke gerçeklerini tanımlama, sorunları tespit etme, çözüm önerileri üretme ve bunları kamuoyuna sunma görevini yerine getirmiştir ve getirmeye devam edecektir.

Seçim dönemine girmiş bir Türkiye‘de 23 odada 380.000‘e ulaşan üye sayımızla, örgütlü yapımızla birlikte; 15 Mayıs‘ta Sıhhiye Meydanı‘nda TMMOB Seçim Bildirgemizi okuyacağız.

Biz, Türkiye‘nin dört bir yanından on binlerce mühendis, mimar ve şehir plancısı 15 Mayıs Pazar günü Sıhhiye Meydanı‘nda buluşacağız. Eşitlik, özgürlük, demokrasiden yana tüm halkımızı da mitingimize davet ediyoruz.

Yeşil Gazete

BAY Kuzey Ege-Güney Marmara: “Anadoluyu vermıyuk”

Kazdağlari Altınoluk’tan 26 Nisan 2011 tarihinde yol almaya başlayarak çeşitli mesafe aralıkları ile birleşip , Bursa’ya 11 günde vardılar ; 8 kisi bir de atları Ateş .

Onlar ; Halim Aslan , Atalay Berkit , Vedat Mutlu ,Emre Taştan , Yelkin Çolak ve Katie Cooper ,  Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün Kuzey Ege – Güney Marmara Kervan ekibi olarak Edremit’in Çamcı köyünden  Hamza Yalazı ve beraberinde köyün kadınlarının kıyafet parçalarından oluşturduğu ‘’ Anadoluyu Vermiyuk ‘’ yazılı pankartları da  dahil ederek yürüyüşlerine devam ettiler.

Günlük 25 ile 30 km arası yol kateden grup Susurluk civarında Bursa Yesilleri ile temasa gecti. Bu aşamadan itibaren Bursa ‘dan yol guzergahları ile durumları takip edilen kervan ,

köy yolları ve patikalarından Mustafa Kemalpaşa ‘ya geçerek Garipçe Tekke Köyünde konakladılar . Buradan katılan  Burhan Eltan da Altinoluk’ta bıraktığı yürüyüşüne devam etti .

Uğradıkları yerleşim merkezlerinde Jandarma tarafından da durum bilgileri alınıp , sorun olmaksızın geçtiğimiz Perşembe 07.05.2011 günü Bursa sınırları dahilindeki Uluabat Gölü’nün GüneyBatı istikametindeki Dorak köyüne vardılar .

Göle yukarıdan bakan köyü  takiben  4 km daha yürüyerek Onaç Köyü’ne vardıktan sonra  Bursa’dan kendilerini heyecanla bekleyen 18 kisilik bir karşılama grubu ellerinde cicek merhaba dediler .Aksami da yine göl kıyısında sayılabilecek Fadıllı Köyü ağırladı .

Bursa ‘ya Cuma günü geçen kervana atla ilerledikleri icin emniyetli bir rota cizilmesine gayret edildi . Onbir günlük doğa şartlarında ilerlemenin  sonunda Sanayii’nin sesi hepsini rahatsız etmis olsa da  sıcak bir dus bütün yorgunluklarını gidermisti .

Cumartesi günü ise gercek bir sınav oldu hepimiz icin ; doğada rahat etmeye alışmış bir atı

şehrin trafigi ve gürültüsü arasından nasıl geçirecektik ? Halen güzel olan Bursa’nın yeşil kalan bölgelerinden Kükürtlü ve Kültür Park içinden geçirerek bir nebze bu kervan yürüyüşünün sembolu haline gelen kahverengi yeleli , güzel Ateş ‘i sakin tutabildik .

Her ne kadar Ateş’i Orhangazi Parkı’na sokamasak da , basın açıklaması oldukça

başarılı geçti . Halim Aslan grup sözcüsü olarak doğa için yürüdüklerini anlatırken , haykırarak söylediği ‘’ Anadolu’yu Vermeyeceğiz’’ ‘’ Uludağ’ı Vermeyeceğiz ‘’ sözleri toplanan doğa ve çevre savunucularını coşturdu .

Aynı gün Bursa Merkez Esenevler’e kadar devam eden yürüyüşe Nilüfer Kent Konseyi’nden de  eşlik eden doğa ve çevre  severler , gruba Pir Sultan Abdal Derneği’nin sıcak ağırlaması ardından veda ederek Bursa olarak ekibe devam edecek İfakat Arat ve Zuhal Kaplan ‘ı da uğurladılar .

Geceyi Kestel Cem Evi’nde ( Hacıbektaş-i Veli Derneği ve Cem Evi ) gecirdikten sonra kervan Pazar sabahı  Bursa’nın eski İpekyolu Güzergahı olan ve İnegöl’e geçişi sağlayan eski antik ticaret yolu Aksu Köyü yolundan İnegöl tarafına geçtiler . Şehitler Köyü’nde konuşma yapan Anadolu Yürüyüşçüleri bir gece de burada kamplayarak kaldılar .

Şuanda İnegöl Kurşunlu yakınlarında bulunan kervan yolu kah eski ticaret yollarından kah köy patikalarından geçerek çoğu kimsenin yaşayamayağı bir doğa tecrübesi de yaşıyorlar doğayı ve doğada birleşik hayat yaşayan köy insanının haklarını savunurken . Bu yürüyüşün her kilometresi araç kullanmaksızın her daim doğada yürünerek alınıyor , bu da ‘’ Anadolu’yu Vermiyuk ‘’ demenin en kıymetli yolu .

Yeşil Gazete-Bursa

Son Dakika: YGS’nin her yanı akıyor ama suç ve suçlu yok!

Savcılık, 1.7 milyon adayın girdiği YGS’deki şifre iddialarıyla ilgili soruşturmayı tamamladı. Savcılık takipsizlik kararı verdi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, YGS’deki şifre iddialarıyla ilgili soruşturmayı tamamladı. Soruşturmayı Savcı Şadan Sakınan yürütüyordu.

Kararını açıklayan savcılık takipsizlik kararı verdi.

Bu arada, Ankara 7. İdare Mahkemesi’de açılan dava da sürüyor. Mahkeme, savcılıktan bilirkişi raporunu göndermesini istedi.

Yürütmeyi durdurma talebi, istenen belgeler mahkemeye ulaştıktan sonra karar verilecek.

ÖSYM, mahkemeye gönderdiği savunmada şifre iddialarını yalanladı. ÖSYM, sınavın iptalini gerektirecek bir olumsuzluk tespit edilmediği bilgisine de yer verdi. (Ntv, Yeşil Gazete)

420 puan aldı ama cevap kağıdı boş

ÖSYM sonunda bu kadarı da olmaz dedirtti… Cevap kartlarının internete konulmasından sonra, şikâyetler azalacağına daha da arttı…

YGS’de yanlış puan hesaplamalarının sonu gelmiyor. Her gün başka bir aday, puanının hatalı olduğu gerekçesiyle ÖSYM’ye itiraz ediyor. Buna bir örnek de sınavda 420’li puan almasına rağmen cevap kağıdı boş olan bir aday…

Milliyet gazetesi yazarı Abbas Güçlü, bu ilginç durumu kaleme aldı…

“Cevap kartlarını görmek için ÖSYM’nin internet sitesine giren adayların pek çoğu şok üstüne şok yaşıyor. Kimine cevaplamadığı testlerden puan gelirken, kimilerinin cevap kartlarında da hiç boş bırakmamışken, cevaplanmamış sorular gözüküyor. Ama en çarpıcı olan, sınavda 400’lü puanlar alan H.N.’nin, cevap kartında hiçbir seçeneğin işaretli olmaması. Yani bomboş bir cevap kâğıdı gözüküyor. H.N. bu cevap kartına göre, sadece sınava girip, çıktı ve hiçbir soruyu cevaplamadı. Oysa puan kartında 6 puan türünde de çok iyi puanlar aldığı dikkati çekiyor…

H.N.’nin ismi, fotoğrafı, TC kimlik numarası ve soru kitapçığı numarasının da bulunduğu cevap kâğıdı bomboş olduğuna göre, puanı nasıl hesaplandı? Puanı doğru hesaplandıysa, cevap kartı neden boş? Söz konusu cevap kâğıdı onunsa, o kimin cevap kâğıdını cevapladı? Ya da her aday için veya bazı adaylar için birden fazla cevap kâğıdı mı düzenlendi?

ÖSYM, umarız bu soruların cevabını bir an önce kamuoyu ile paylaşır…

PUANLAR YENİDEN HESAPLANSIN
Hapishanelerde yapılan ek sınav ve bazı adayların puanlarının yeniden hesaplanması nedeniyle, YGS puan ve sıralamasının yeniden yapılması isteniyor.

Ölçme değerlendirme uzmanlarına göre, YGS benzeri sıralama sınavlarında, puanların hesaplanmasında esas alınan ortalama ve standart sapma tüm adayların verdikleri cevaplara göre belirleniyor.

Dolayısıyla bazı adayların puanlarında değişme söz konusu olduğunda, ortalama ve standart sapma da değişeceği için tüm puanların yeniden hesaplanması ve bu puanlara göre yeniden bir sıralama yapılması, olmazsa olmaz kuralların başında geliyor. Ama nedense bu konuda hiçbir bilgi verilmiyor.

Örneğin kaç adayın puanı yeniden hesaplandı? Kaç adayın sıralaması değişti? En önemlisi de bu puan ve sıralamadaki değişiklikler, diğer adaylara yansıtıldı mı?..

AK PARTİ SEÇMENİ DE RAHATSIZ!
Metro Poll Araştırma Şirketi’nin yaptığı araştırmanın ayrıntıları da belli oldu. Örneğin ÖSYM’ye yönelik soruları, hangi parti seçmeni, nasıl değerlendirdi? Ayrıntılar bir hayli enteresan. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve diğer devlet erkânı, peş peşe “tatmin olduk” açıklaması yapmasına karşın, halkın bu yöndeki bakış açısı çok farklı.

Örneğin CHP’li seçmenlerin ÖSYM ve Başkan Ali Demir’e yönelik tepkisi çok yoğun olmasına karşın, AkPli seçmenlerinki de rahatsızlık boyutlarında.

‘Üniversite sınavının adil ve dürüst yapıldığına inanıyor musunuz?’ sorusuna AkPli seçmenlerin sadece 29.4’ü evet dedi. ÖSYM’ye güven konusunda oran ise biraz yükselse de ancak yüzde 36.5. En çarpıcı sonuç ise istifa konusunda AkPli seçmenlerin yüzde 56’sı, Demir’in artık o koltuğu bırakması gerektiğini düşünüyor.

Ankete göre, şifre krizinde hükümetin sorumluluğu olduğunu düşünenlerin oranı AkPli seçmenler nezdinde yüzde 35.5. Yüzde 57.5’i ise bu konuda iktidarın bir sorumluluğu olmadığı kanısında.

BUNDAN SONRA NE OLUR?
YGS konusunda yaşanan kaosun bir an önce bitmesi gerekiyor. Hem kurumlar boş yere yıpranıyor hem de öğrencilerin morali altüst oluyor. Buna da hiç kimsenin hakkı yok.

Şu saatten sonra sınav iptali ve yönetim değişikliği de yaşanan kaosu daha karmaşık hale getirmenin ötesinde bir işe yaramaz. Kaldı ki önümüzde çok daha zorlu bir süreç var ve eğer ciddi önlemler alınmazsa bugünü de aratacak krizler yaşanabilir.

Başbakan Erdoğan’ın da altını çizdiği gibi kriz iyi yönetilemiyor. Belki bu konuda ÖSYM yönetimine, uzman danışman takviyesi yapılabilir. En azından bu kriz atlatılıncaya kadar. Yoksa sadece yıpranan ÖSYM değil, başta iktidar, yargı ve YÖK olmak üzere daha pek çok kurum ve kişi, haksız yere yıpratılmaya devam eder…

Özetin özeti: Çözüm geciktikçe yeni sorunlar çıkıyor ve daha da içinden çıkılamaz hale geliyor. Bu yüzden, artık yeni sorunlar değil, çözüm istiyoruz. Hem de ivedilikle…”

2 Grup Yorum üyesi serbest

İstanbul’da DHKP/C üyesi oldukları iddiasıyla 43 kişiyle birlikte gözaltına alınan Grup Yorum’un 3 üyesinden 2’si serbest bırakıldı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinden alınan izinle Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Şişli Mahmut Şevket Paşa Mahallesi Mektep Sokak ile Beyoğlu Piyalepaşa Mahallesi Piyalepaşa Caddesi’ndeki 3 dernek ve kültür merkezine düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 46 kişiden “Grup Yorum” üyeleri Ali Aracı ile Caner Bozkurt, savcılık talimatıyla serbest kaldı.

Avukat Taylan Tanay, gazetecilere yaptığı açıklamada, Aracı ile Bozkurt’un ifadelerinin ardından serbest bırakıldığını, “Grup Yorum”un diğer üyesi Ali Papur’un ise yarın serbest bırakılacağını söyledi. Şüphelilerin yarın adliyeye sevk edilmesi bekleniyor. (Ajanslar)

Kuzu’ya İstanbul Üniversitesi’nde de rahat yok

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Cemil Birsen Konferans Salonu’nda düzenlenen Uluslararası Anayasa Sempozyumu’nda olaylar çıktı. Burhan Kuzu’yu protesto eden gruba, güvenlik görevlileri şiddetle karşılık verdi.

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu’nun konuşması sırasında slogan atan öğrenciler, güvenlik görevlileri tarafından dışarı çıkarıldı. Yaklaşık 15-20 kişilik grup, tekrar salona girmeye çalışınca kapıda arbede yaşandı.

Güvenlik görevlileri ile grup arasında yaşanan arbedeye polis müdahale etti. Salon girişinden uzaklaştırılan protestocu grup, yanlarında getirdikleri yumurtaları polise fırlattı. Protestonun ardından fakülte önünde toplanan öğrencileri polis kordon oluşturarak uzaklaştırdı ve hemen ardından Burhan Kuzu salondan ayrıldı.

Türkiye kadına karşı şiddet sözleşmesini imzaladı

0

Türkiye, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetle mücadeleyi amaçlayan uluslararası sözleşmeyi imzalayan ilk 13 ülkeden biri oldu.

Yasal bağlayıcılığı olan sözleşmenin uygulamaya konabilmesi için meclis tarafından onaylanması gerekiyor.

Sözleşme, İstanbul’da Çarşamba günü başlayan ve iki gün sürecek olan Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları toplantısında imzaya açılmıştı.

“Avrupa Konseyi Kadına Karşı ve Ev İçi Şiddetle Mücadele ve Bunun Önlenmesi Sözleşmesi,” önleme, koruma, kovuşturma ve mağdur destek mekanizmalarıyla kadına karşı şiddetle mücadelede kapsamlı bir yasal çerçeve oluşturan ve uluslararası bağlayıcılığa sahip ilk düzenleme olacak.

İmzacı ülkelerin iç hukuklarına egemen olacak sözleşmenin uygulaması Avrupa Konseyi bünyesindeki bağımsız bir komite tarafından denetlenecek.

Uluslararası sözleşme, fiziksel, cinsel, psikolojik şiddetin yanı sıra, zorla evlendirme ve kadın cinsel organlarının kesilmesi gibi farklı şiddet türlerini tanımlıyor ve bunlara yaptırımlar getiriyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), tüm Avrupa ülkelerini, iki yıl süren müzakerelerden sonra son şeklini alan sözleşmeyi imzalamaya çağırdı.

Örgütün kadın hakları araştırmacılarından Gauri van Gulik, “Tüm Avrupa hükümetleri, bu sözleşmeyi bir an önce imzalamalı ve onaylamalı. Ermenistan’daki kadın hakları gruplarından, İngiltere’deki avukatlara, bölgedeki insan hakları savunucularına kadar birçok kişi, kadınların korunması, ülkelerinde bu alanda daha iyi yasalar yapılması ve uygulamaların iyileştirilmesi için bu sözleşmeden yararlanabilir” dedi.

Konsey üyesi olmayan ülkelere da açık olan sözleşmeye taraf ülkeler, uygulama aşamasında şiddete maruz kalan kadınlar için çağrı merkezleri ve sığınma evleri kuracak aynı zamanda, mağdurlara tıp, adli tıp hizmetleriyle psikolojik ve hukuki destek sağlamakla yükümlü olacak.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün geçen hafta Türkiye’de kadına şiddeti konu alan ‘Kocandır, Döver de Sever de’ adlı raporu büyük yankı uyandırmıştı. Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşları 14-65 arasında değişen şiddet mağdurlarıyla görüşmelere dayanan raporda, yasal düzenlemelerle uygulamalar arasındaki boşluğa dikkat çekilmişti. (BBC)

Seçim 2011: Bağımsız adaydan garip öneri

BDP’nin desteklediği bağımsız milletvekili adayı Altan Tan, Erdoğan’ın ‘Bunların cuma namazları ile alakası yok’ sözlerine yanıt verdi.

BDP’nin Diyarbakır’da desteklediği Bağımsız Milletvekili adaylarından Altan Tan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Bunların cuma namazları ile alakası yok’ sözlerine tepki göstererek, “Bu 15 bin tane imamı Marmaris’e, Bodrum’a, Antalya’ya, İzmir’e yollasınlar. Bir de şu 15 bin tane imamın başındaki Diyanet İşleri Başkanı’nı da Milli Güvenlik Kurulu’na yollasınlar, generallere abdest almasını öğretsin” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bölgeye gönderilen 15 bin imamın Bodrum’a, Marmaris’e, Antalya’ya, İzmir’e yollanması gerektiğini savunan Tan, Kürtler’in Türkler’den 200 yıl önce Müslüman olduğunu söyleyerek, şöyle dedi:

“Fotomontajdan bir pankart çıkardılar. 5 yaşındaki bir Bingöllü’ye sorun, 85 yaşındakine de sorun, biz ki Şeyh Sait’in torunları, bizim Peygamberimiz kim? Hazreti Muhammed. Kürtler’in başka bir Peygamberi yok. Diyorlar ki, ‘Bunlar Diyanet’in imamlarının arkasında namaz kılmıyorlar.’ Böyle diyorlar. Bizim Diyanet’in imamlarıyla bir sorunumuz yok. Bizim camiyle de bir kavgamız yok, cami bizim camimiz, Müslümanların camisidir. Eğer birileri bizi dinle kandırmak istiyorsa, Milli Güvenlik Kurulu’nda, ‘Kürdistan’a 15 bin tane imam yollayalım, bu Kürtleri kandırsın, bunlar da Kürtlüğü’nden vazgeçsin’ diyorlarsa, işte bizim kavgamız bunlarladır. Sevgili kardeşlerim, bize bu 15 bin tane imam kadrosunu niye yolluyorlar? Eğer İslam’ı öğretmek için, Allah’ın gerçek dinini öğretmek için geliyorlarsa, baş göz üstüne. Ama zahmet etmesinler, zaten bizim mollalarımız, şeyhlerimiz, alimlerimiz var. Kürt halkı, Türk halkından 200 sene önce Müslüman oldu. Bu 15 bin tane imamı Marmaris’e, Bodrum’a, Antalya’ya, İzmir’e yollasınlar. Bir de şu 15 bin tane imamın başındaki Diyanet İşleri Başkanı’nı da Milli Güvenlik Kurulu’na yollasınlar, generallere abdest almasını öğretsin.”

(Yeşil Gazete, Cnnturk)

Kupa sahibini buluyor

0

Ziraat Türkiye Kupası bu akşam sahibini buluyor. Beşiktaş, Avrupa biletini almak için Büyükşehir Belediyespor ise ilk kez finale yükseldiği kupada bir ilki gerçekleştirmek için mücadele edecek.

BEŞİKTAŞ – İSTANBUL B.Ş.B
11 Mayıs Çarşamba 20.00
Ziraat Türkiye Kupası Final – Tek Maç
Stadyum: Kayseri Kadir Has
Hakem: Yunus Yıldırım

Türkiye Kupası 49’uncu kez sahibini buluyor. Beşiktaş ile Büyükşehir Belediyespor arasındaki final bugün Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kadir Has Stadı’nda oynanacak. Saat 20.00’de başlayacak karşılaşmayı Yunus Yıldırım yönetecek. Yıldırım’ın yardımcılıklarını Baki Tuncay Akkın ile Volkan Narinç yapacak. Maçın dördüncü hakemi ise Barış Şimşek. TRT1’den canlı yayınlanacak.

EKSİKLER
Beşiktaş’ta 6 sakat ve 1 cezalı isim bulunuyor. Belediye’de ise 5 isim yok.
Nihat Kahveci, Matteo Ferrari, Hakan Arıkan, Fabian Ernst, Mert Nobre, Ersan Adem Gülüm’ün sakatlıkları devam ediyor ve İbrahim Toraman ise kart cezalısı.
Ergün Berisha, Marcus Vinícius Cesário, Ali Güzeldal’ın sakatlıkları devam ediyor. Barbosa M.Da Silva’nın antrenman eksikliği bulunuyor. Beşiktaş’ın eski futbolcusu Filip Holosko ise kadroda değil.

Ziraat Türkiye Kupası finalisti Beşiktaş, kupa tarihinde 15. kez finalde mücadele edecek. Kupa’yı 8 kez müzesine götüren Beşiktaş, ayrıca Türkiye Kupası’nda son 6 sezonda 4. kez finale yükselme başarısını gösterdi. Finalde Beşiktaş ile karşılaşacak İstanbul Büyükşehir Belediyespor ise kupa tarihinde ilk kez finalde mücadele edecek. 1990 yılında kurulan lacivert-turunculu futbol takımı, kupa tarihinde ilk kez mücadele edeceği finalde bir başka ilki gerçekleştirerek, kupayı müzesine götürmek amacında. İstanbul ekibi, Türkiye Kupası’nda bundan önceki en büyük başarısını geçen sezon çeyrek final oynayarak göstermişti.

ZİRAAT TÜRKİYE KUPASI’NDAN NOTLAR
Ziraat Türkiye Kupası’nda finaller, şimdiye dek 31 kez çift, 17 kez de tek maç olarak düzenlendi. Bu sezon da Ziraat Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen Türkiye Kupası, 1965-66, 1966-67, 1983-84, 1985-86, 1989-90, 1990-91, 1999-00, 2000-01, 2001-02, 2002-03, 2003-04, 2004-05, 2005-06, 2006-07, 2007-08, 2008-09 ve 2009-10 sezonlarında tek, diğer sezonlarda ise çift maçlı finallerle sahibine ulaştı.

HÜKMEN GALİBİYET VE KURAYLA GELEN KUPALAR
Türkiye Kupası’nın 48 yıllık geçmişinde kupalar 1’er kez hükmen galibiyet ve kura sonucu sahiplerini buldu. 1963-64 sezonunda Galatasaray ile Altay arasında yapılan final maçının ilki 0-0 berabere sonuçlandı. Rövanş maçına Altay’ın çıkmaması üzerine Futbol

Federasyonu karşılaşmayı 3-0 Galatasaray lehine tescil etti. Böylece kupa finalleri tarihinde ilk kez bir maç hükmen sonuçlanmış oldu. Öte yandan, 1966-67 sezonunda Altay ile Göztepe arasında yapılan final maçı 2-2 berabere sonuçlandı. Kupayı, kura atışı sonucu Altay müzesine götürürken, yine kupa tarihinde bir ilk gerçekleşti.

UZATMALARDA GÜLENLER
Türkiye Kupası şimdiye dek 7 kez uzatma dakikalarının sonuçlarına göre havaya kaldırıldı.
1968-69 sezonundaki çift maçlı finalde Göztepe, Galatasaray’ı 1-0 yendiği ilk maçın ardından, rövanşta uzatmada 1-1’lik skorla saf dışı bırakırken, tek maçlı finallerde ise 1983-84 sezonunda Trabzonspor, Beşiktaş’ı 2-0, 1990-91 sezonunda Galatasaray, Ankaragücü’nü 3-1, 1999-2000 sezonunda Galatasaray, Antalyaspor’u 5-3, 2005-06 sezonunda Beşiktaş Fenerbahçe’yi 3-2, 2006-07 sezonunda da yine Beşiktaş, bu kez Kayseri Erciyesspor’u 1-0 yenerek, kupaya uzandı. 1995-96 sezonunda ise Galatasaray, ilk maçta 1-0 yendiği ezeli rakibi Fenerbahçe ile rövanşı Kadıköy’de oynadı. Normal süresi 1-0 Fenerbahçe’nin üstünlüğüyle kapanan maçın uzatma bölümünde 1 gol atan Galatasaray, ilk maçtaki avantajıyla kupayı kazanmayı bildi.

PENALTILARLA KAZANILAN KUPALAR
Türkiye Kupası’nın 48 yıllık geçmişinde şimdiye dek 4 takım kupayı penaltı atışları sonucu müzesine götürdü.
1975-76 sezonunda Galatasaray ile Trabzonspor takımları arasındaki finalin her iki maçı da tarafların 1-0 galibiyetiyle sona erince, penaltı atışlarına geçildi. Seri penaltı atışları sonucu rakibini 5-4 yenen Galatasaray, kupayı kazandı.

1997-98 sezonunda ise Beşiktaş ile Galatasaray finalde karşı karşıya geldi. Her iki maç da 1-1 berabere sonuçlanırken, seri penaltı atışları sonucu rakibine 5-3 üstünlük sağlayan siyah-beyazlılar, mutlu sona ulaşan ekip oldu.

Kupayı, 2000-2001 sezonunda penaltı atışlarıyla Gençlerbirliği kazandı. Fenerbahçe ile Kayseri’de karşılaşan Ankara ekibi, 2-2 sona eren normal süre ve uzatma dakikalarının ardından seri penaltı atışlarıyla rakibine 6-3 üstünlük kurarak, kupayı müzesine götürdü.

Türkiye Kupası’nın 2007-08 sezonundaki sahibi de penaltılarla belirlendi. Kayserispor ile Gençlerbirliği finalde Bursa’da karşılaşırken, normal süresi ve uzatma bölümü 0-0 biten maçta gülen taraf 11-10’luk seri penaltı atışları sonucu Kayserispor oldu.

EN İLGİNÇ FİNAL
Türkiye Kupası tarihindeki en ilginç finallerin başında, 1991-92 sezonunda yapılan Trabzonspor-Bursaspor finali geliyor. Bursa’da yapılan finalin ilk maçını 3-0 kazanan yeşil-beyazlılar, rövanş için Trabzon’a oldukça büyük avantajla gitti.

Hüseyin Avni Aker Stadı’ndaki rövanş maçının hemen başında 1 de gol bulan Bursaspor, ”Artık kupayı kazandım” gözüyle baktığı maçı 5-1 yitirerek, büyük bir şok yaşadı. Bordo-mavili ekip ise üst üste attığı 5 golle adeta bir futbol mucizesini gerçekleştirdi ve Türkiye Kupası tarihindeki en ilginç finali sonrası kupayı müzesine götürdü.

EN FARKLI SKORLU FİNALLER
Kupadaki finallerde şimdiye dek en farklı skorlu galibiyeti, Gençlerbirliği elde etti. Başkent takımı, 1986-1987 sezonunda Eskişehirspor ile Ankara’da yaptığı maçı 5-0 kazanarak, 48 yıllık Türkiye Kupası geçmişinde, finallerde en farklı skora ulaştı. 1991-1992 sezonunda Trabzonspor, evindeki rövanş maçında Bursaspor’u 5-1, 2004-2005 sezonundaki finalde ise Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe’yi aynı skorla yendi.

Bu arada, 2001-2002 sezonunda Kocaelispor, Beşiktaş’ı Bursa’daki finalde, 2003-2004 sezonda Trabzonspor, Gençlerbirliği’ni İstanbul’daki finalde aynı skorla 4-0 yenerek, tarihi skorlara imza attılar. Öte yandan, Türkiye Kupası’nın en gollü final karşılaşması, 1999-2000 sezonunda Galatasaray ile Antalyaspor arasında yapıldı ve sarı-kırmızılı ekip maçtan uzatma bölümünde 5-3 galip ayrıldı.

”DUBLE” YAPANLAR
Türkiye Kupası’nın 48 yıllık geçmişinde, 12 sezonda, kupayı müzesine götüren ekip aynı zamanda lig şampiyonluğunu da kazandı.

Galatasaray 1962-63, 1972-73, 1992-93, 1998-99 ve 1999-2000’de, Fenerbahçe 1967-68, 1973-74 ve 1982-83’de, Trabzonspor 1976-77 ve 1983-84’de, Beşiktaş da 1989-90 ve 2008-09 sezonunda hem lig şampiyonluğu, hem de kupa zaferi yaşadı.

EN ÇOK RASTLANAN SKOR: 1-0
Türkiye Kupası finallerinde en çok rastlanan skor 1-0 olarak dikkati çekiyor. Finaldeki maçlardan 17’si 1-0, 10’ar tanesi 2-0, 2-1 ve 0-0, 8’i 1-1, 5’er tanesi 3-0 ve 3-1, 3’ü 3-2, 2’şer tanesi 2-2, 4-0, 5-1, 1’er tanesi ise 5-0, 5-3 ve 4-2 sonuçlandı. Bu arada 1 maç hükmen, 4 maç da penaltı atışlarıyla bitti.

ÜST ÜSTE EN ÇOK ŞAMPİYONLUK GALATASARAY’IN
Türkiye Kupası tarihinde üst üste en çok şampiyonluk, aynı zamanda kupayı en çok müzesine götüren ekip olan Galatasaray’a ait bulunuyor. Sarı-kırmızılı ekip 1963 ile 1966 yılları arasında art arda 4 kez kupayı kazanma başarısını gösterdi. Bu arada, Galatasaray 1963-1966, Trabzonspor da 1975-1978 yılları arasında üst üste 4 kez final oynayarak, art arda en çok finale çıkan ekip unvanlarını aldılar. Diğer yandan, Trabzonspor 1990 ile 1995 yılları arasında üst üste 6 kez yarı finale çıkarken, Galatasaray ise 1963 ile 1978 arasında tam 16 yıl art arda çeyrek final oynadı.

TÜM MAÇLARINI KAZANARAK ŞAMPİYON OLANLAR
Türkiye Kupası tarihinde sadece 4 sezonda kupayı kaldıran takımlar, bütün maçlarını kazanarak bu zafere ulaşabildi. Yalnızca 90 dakika sonuçlarına göre yapılan değerlendirmede 1985-86 sezonunda Bursaspor 5’te 5, 1988-89 sezonunda Beşiktaş 10’da 10, 1989-90 sezonunda yine Beşiktaş 4’te 4 ve 2002-03 sezonunda Trabzonspor, 5’te 5 yaparak, kupayı müzesine götürdü.

EN ÇOK ŞAMPİYONLUK GÖREN FUTBOLCULAR
Türkiye Kupası’nda en fazla şampiyonluk yaşayan futbolcular, sarı-kırmızılı takımın efsanevi oyuncuları Bülent Korkmaz ile Hakan Şükür olarak kayıtlara geçti.
Bülent Korkmaz 1991, 1993, 1996, 1999, 2000 ve 2005’de, Hakan Şükür ise 1988 (Sakaryaspor’da), 1993, 1996, 1999, 2000 ve 2005’de kupayı kaldırdı.
Bu arada, Arif Erdem, Okan Buruk ve Tugay Kerimoğlu da Galatasaray formasıyla 5’er kez kupa şampiyonluğu yaşadı.

FİNALDE EN ÇOK OYNAYAN FUTBOLCULAR
Kupa tarihinde finallerde en çok oynayan futbolcu unvanı da en çok kazanma başarısına sahip olan Bülent Korkmaz ile Hakan Şükür’e ait.
Her iki futbolcu da 9’ar kez kupa finalinde oynarken, 6’şar kez kupaya dokundular. Ayrıca, Galatasaraylı Arif Erdem 8, Suat Kaya da 7 kez finalde oynadı.

HEM FUTBOLCU HEM ANTRENÖR OLARAK KAZANANLAR
Türkiye Kupası tarihinde 6 isim, hem futbolculuk, hem de teknik adamlık kariyerinde kupayı kaldırma başarısını yaşadı. Altaylı Ayfer Elmastaşoğlu 1967’de futbolcu, 1980’de antrenör, Galatasaraylı Fatih Terim, 1976, 1982, 1985’de oyuncu, 1999 ve 2000’de antrenör, Galatasaraylı Gheorghe Hagi 1999 ve 2000’de futbolcu, 2005’de antrenör, Mustafa Denizli 1980’de Altay’da oyuncu, 1991’de Galatasaray’da, 2009’da Beşiktaş’ta antrenör, Trabzonsporlu Şenol Güneş 1977, 1978 ve 1984’de oyuncu, 1995 ve 2010’da antrenör, Yılmaz Gökdel de 1964, 1965 ve 1966’da Galatasaray’da oyuncu, 1981’de de Ankaragücü’nde teknik adam olarak kupaya uzandı.

3 FARKLI TAKIMLA FİNAL OYNAYANLAR
Kupa geçmişinde bazı futbolcular 3 ayrı takımın formasıyla finalde mücadele etti.
Bu oyuncular şunlar:
Halil İbrahim Eren: Boluspor, Ankaragücü, Gençlerbirliği
Hasan Vezir: Fenerbahçe, Trabzonspor, Galatasaray
Rade Zalad: Ankaragücü, Eskişehirspor, Beşiktaş
Sinan Turhan: Adana Demirspor, Galatasaray, Sakaryaspor

EN ÇOK KUPA KAZANAN TEKNİK ADAMLAR
Teknik direktör olarak en çok Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşayan isimler Ahmet Suat Özyazıcı ile Gündüz Kılıç. Özyayıcı, Trabzonspor’un başında 1977, 1978 ve 1984, Gündüz Kılıç da Galatasaray ile 1963, 1965 ve 1966 yıllarında 3’er kez kupa sevinci yaşadı. Bu arada, yabancı teknik adamlar içinde Beşiktaş’ın başında İngiliz Gordon Milne 1989 ve 1990’da, Fransız Jean Tigana da 2006 ve 2007’de kupayı kazanma başarısı gösterdi. (Ntvspor)