Ana Sayfa Blog Sayfa 4739

Süper Final kuraları çekildi!

0
İlk hafta Fenerbahçe, Trabzonspor ile, Beşiktaş, Galatasaray ile karşılacak. İkinci haftaysa Galatasaray, Fenerbahçe ile, Trabzonspor da Beşiktaş’la karşılaşacak. Karşılaşmalar, 14-15 Nisan’da başlayacak…
Süper Final kuraları çekildi! Spor Toto Süper Lig’de 34 maçlık normal sezon maratonu bu hafta oynanan maçlarla sona erdi. Artık gözler Süper Final ve Avrupa Ligi Play-off maçlarına çevrildi. Kura çekimi Atatürk Olimpiyatevi’nde gerçekleştirildi.

Normal sezonu lider tamamlayan Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Beşiktaş’ın yer alacağı Süper Final maçları 14 Nisan’da başlayacak ve 13 Mayıs günü oynanan son maçlarla tamamlanacak.

Süper Final Grubunu 4. sırada tamamlayan takım ise Avrupa Ligi Play-off grubunun lideri ile 20 Mayıs Pazar günü karşılaşacak. Kazanan takım Avrupa Ligi’ne gidecek son takım olacak.

Kuralar Şampiyonlar Ligi formatına göre çekiliyor. 1. haftanın rövanşı 5. hafta, 2. haftanın rövanşı 6. hafta, 3. haftanın ise 4. hafta oynanacak.


Süper Final’de eşleşmeler
1. hafta

Fenerbahçe – Trabzonspor
Beşiktaş – Galatasaray

2. hafta

Galatasaray – Fenerbahçe
Trabzonspor – Beşiktaş

3. hafta

Trabzonspor – Galatasaray
Fenerbahçe – Beşiktaş

4. hafta

Galatasaray – Trabzonspor
Beşiktaş – Fenerbahçe

5. hafta

Trabzonspor – Fenerbahçe
Galatasaray – Beşiktaş

6. hafta

Fenerbahçe – Galatasaray
Beşiktaş – Trabzonspor

Maç programı;

1. hafta-14/15 Nisan 2012
2. hafta-21/22 Nisan 2012
3. hafta-28/29 Nisan 2012
4. hafta-2/3 Mayıs 2012
5. hafta-5/6 Mayıs 2012
6. (son) hafta-12/13 Mayıs 2012

Avrupa final grubu

İşte fikstür

1. hafta:
İstanbul BŞB – Eskişehir
Sivasspor – Bursaspor

2. hafta:
Bursaspor – İstanbul BŞB
Eskişehirspor – Sivasspor

3. hafta
Eskişehirspor – Bursaspor
İstanbul BŞB – Sivasspor

4. hafta
Bursaspor – Eskişehirspor
Sivasspor – İstanbul BŞB

5. hafta
Eskişehirspor – İstanbul BŞB
Bursaspor – Sivasspor

6. hafta
İstanbul BŞB – Bursaspor
Sivasspor – Eskişehirspor

Hopa Davaları birleştirildi

Başbakan Erdoğan’ın Hopa mitingi sırasında, polis şiddeti nedeniyle Metin Lokumcu’nun da öldüğü protestolara katılanların yargılandığı iki dava birleştirildi.

Hopa Asliye Ceza Mahkemesinde görülen 2 davadan ilkinin duruşmasına tutuksuz sanıklar Şafak Ustabaş, Şinasi Gümüşkaya, Cengiz Akyüz ve Şaban Kotil ile avukatları katıldı. Bu davanın diğer tutuksuz sanığı İdris Akbıyık ise duruşmaya gelmedi. Hakim Nebi Küçükbileci’nin bu aşamada bir diyecekleri olup olmadığını sorduğu sanıklar, önceki savunmalarını tekrar ettiklerini belirtti. Duruşma, soruşturma aşamasında bilgilerine başvurulan 6 polisin duruşmaya çağrılması için yazı yazılmasına karar verilerek ertelendi.

Bu dava sonrası Hopa’daki olaylara ilişkin aynı mahkemede görülen ikinci davanın duruşmasında ise Erhan Köse, İbrahim Aksu ve Yunus Aksu ile avukatları hazır bulundu. Tutuksuz sanık Ender Yalçın ise duruşmaya katılmadı.

‘Karadenizli misiniz?’
Kimlik tespitlerinin ardından savunması alınan sanıklardan Yunus Aksu, olay günü bölgedeki Hidroelektrik Santraller (HES) ve çay üreticilerinin genel sorunlarıyla ilgili yapılan basın açıklamasına katıldığını söyledi. Kesinlikle toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmadığını, kamu malına zarar vermediğini belirten Aksu, savunması sırasında Hakim Nebi Küçükbileci’ye ”Karadenizli misiniz” diye sordu.

Hakim Küçükbileci’nin ”Değilim” yanıtı vermesi üzerine sanık Aksu, Hakim Küçükbileci’ye ”Karadeniz’in güzelliklerini görme imkanınız oldu mu?” şeklinde bir başka soru yöneltti. Küçükbileci’nin ”6 aydır buradayım henüz görme imkanım olmadı” cevabı üzerine savunmasına devam ederek, HES projelerini ve hükümetin çay politikalarını eleştirerek paralarını alamadıklarını öne süren sanık Aksu, hakim Küçükali’ye ”Siz 3 ay maaşınızı alamazsanız tepki vermez misiniz?” diye soru sordu.

Hakim Küçükali’nin esprili bir şekilde ”Bana soru sorup durma. Devlet bize maaşımızı veriyor, merak etme” şeklinde konuşması salonda gülüşmelere yol açtı. Daha sonra savunmasına devam eden sanık Yunus Aksu, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirterek, beraatını talep etti. Diğer sanıklar da haklarındaki suçlamaları kabul etmeyerek beraat talebinde bulundu.

Talepleri sorulan sanık avukatları da aynı mahkemede Hopa olaylarıyla ilgili 2 dava görüldüğünü, hukuki ve fiili bağ bulunan bu davaların birleştirilmesini talep etti. Mahkemede, aralarında hukuki ve fiili bağ bulunması nedeniyle iki davanın birleştirilmesine karar vererek, duruşmayı erteledi. Bu arada, davalar öncesi Hopa Adliyesi önünde toplanan bir grup, pankart açıp slogan atarak sanıklara destek verdi. Gruptakiler yapılan basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı.

Şakacı Tayyip Erdoğan – Özgür Mumcu

Bir zamanlar Kenan Evren’le iyi ilişkiler içinde olanların bugün onu yargılaması, insanda bütün bunların bir ortaoyunu olduğu hissini doğuruyor.

Haziran 2009… Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 12 Eylül’ün yargılanması için anayasa değişikliği teklif ediyor. Başbakan Erdoğan’ın bu öneriye cevabı şöyle: Bu tür sulu şakalara da gelmeyiz. Biz ciddi yaklaşımlar bekliyoruz.
Erdoğan’ın Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılanmasını istemesi beklenmiyordu. Sadece zamanında bu yöndeki bir teklifle ‘sulu şaka’ diye dalga geçmesi değil bunun sebebi. Mesela Mehmet Ağar’ın oğlunun nikâhını zamanının belediye başkanı Erdoğan kıyarken gelinin nikâh şahitliğini Kenan Evren yapıyordu.
Üç sene evvel, Manisa’da bir anaokulunun açılışını Kenan Evren’le beraber yapan kişi büyük sivil Bülent Arınç’tı. Bu ikiliyle beraber kurdele kesen ise ‘En demokrat Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’tü. Hani Yavuz Donat’a verdiği röportajda Kenan Evren’in övmelere doyamadığı Özkök.
Okul öncesi çocukların öğrenim göreceği kurumun kurdelesini Erdal Eren’i astıran adamla beraber kesenler arasında AKP milletvekilleri de vardı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yine 2009 senesinde Kenan Evren’i ‘köşk’te yüzündeki sabit tebessümle ağırlamış, bir de ‘köşk’ün balkonunda selefiyle bir güzel fotoğraf çektirivermişti. Arşivlerden aratınız. 

AKP’nin üç önderi
Erdoğan, Arınç ve Gül darbe emeklisi Kenan Evren’le fena geçinmiyorlardı. Beraber Mehmet Ağar’ın oğlunun düğününe sahip çıkıyor, anaokulu açılışında güle eğlene kurdele makaslıyor ve Evren’in zamanında darbeyle üstüne çöreklendiği Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde altın günü düzenliyorlardı.
Bütün bunlardan ötürü doğrudur, Kenan Evren’in yargılanacağını beklemeyenlerdendim. Özellikle AKP sıralarından birçok siyasetçinin referandumda evet çıksa dahi Evren’in yargılanmayacağını ifade ettiklerini okuduktan sonra. Referandum esnasında Kenan Evren’in de Erdoğan’ı hoş gördüğü, ona kıyamadığı dikkate alınırsa bu yargılamayı beklememem çok tuhaf karşılanmasa gerek. Ne demişti Evren:
“Ben de onun Başbakanlık konutuna iki kez gittim. Senin anlayacağın aramız çok iyiydi. Ancak referandum sırasında ‘Darbeci Evren’ olup çıktık ama siyaset bu. Hoş görmek lazım. Ben kendisini hâlâ severim. Ondan bir kötülük görmedim. Başbakan olmadan önce de sonra da. Hep saygılı oldu…”
Bütün bunlar insanda bu yargılamanın bir ortaoyunu olduğu hissini doğuruyor. Hele Radikal’den Ali Topuz’un gayet açık bir şekilde ortaya koyduğu şekilde, Kenan Evren hakkındaki iddianameyi okuyunca bu his iyice somutlaşıyor. Evren’in dili, mantığı ve siyasi görüşü iddianamenin her satırına mührünü vurmuş.
Son referandum sadece 12 Eylül’ün yargılanması hakkında değildi. HSYK ve Anayasa Mahkemesi düzenlemelerini 12 Eylül’ün yargılanmasıyla aynı pakette ve birbirinden ayrılmaz şekilde oya sunan bu iktidardır. Elbette referandumda hayır oyu kullananların ezici çoğunluğu maddeler ayrı ayrı oylanabilseydi, “12 Eylül yargılansın” diye oy kullanacaktı. Bunu diğer maddeleri geçirmek için denizkızının şarkısı gibi kullanan AKP’nin düğün, köşk ve anaokulu arkadaşı Kenan Evren’dir.
Neticede bu yargılamayı 12 Eylül gününden sonrasında olanları dışlayacak şekilde gerçekleştirip işin kapsamını daraltan da bu referandumun yarattığı HSYK’nın uzantısıdır.
Erdoğan’ın “Referandumda hayır diyenler şimdi müdahil olmak için sıraya girdiler” demesi işte böyle bir sürecin sonunda elde edilmiş, üzerine iyi çalışılmış bir siyasi pragmatizm başyapıtıdır.
Kenan Evren’i bile şaşırtan bu ortaoyununa 12 Eylül’ün yargılanması demek güç. Fakat gündemi belirleme ve ağzı açık bekleyenlerin ağzına bir parmak bal çalma konusundaki ustalığı nedeniyle Erdoğan ve şürekasını takdir etmek gerek.
Elbette her şeye rağmen buna yetmez ama evet demek mümkün. Ama bazen bir şey yetmeyince sadece yetmez demek de mümkün. Akabinde ‘evet’i yapıştırıp kendini sağlama almaya gerek yok.
Bu süreci bir usta olarak Erdoğan’ın ifadesiyle değerlendirmek uygun olabilir: “Bu tür sulu şakalara gelmeyiz. Biz ciddi yaklaşımlar bekliyoruz.”

Özgür Mumcu – Radikal

Protestan din adamına saldırı

Dört saldırgan, Bahçelievler Protestan Lütuf Kilisesi Pastörü Semir Sertek’ten kelime-i şahadet getirmesini istedi ve ardından tekmeleyerek darp etti.
Protestanlara yönelik saldırılara bir yenisi eklendi. Hıristiyan dünyası Paskalya’yı kutlarken 7 Nisan’da Bahçelievler Protestan Lütuf Kilisesi’ne giden dört saldırgan Semir Serkek adlı din adamının Kelime-i Şehadet getirmesini istedi ve tekme atarak kaçtı.

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, Lütuf Kilisesi Pastörü 58 yaşındaki Semir Serkek, uğradığı saldırıyı şöyle anlattı:

“Olay gecesi kilisenin kapısına birileri hızla vurdu. Telaşlı halleri vardı. Kapıyı açtığımda ‘Bize anlat’ diyerek içeri girmek istediklerini söylediler. Alaylı ve küçümseyici sözler sarf ediyorlardı. Bu durum bende tedirginlik yarattı. Sabah gelmelerini, olumsuz konuşmamalarını ve burasının kilise olduğunu söylediğim halde hakaret ettiler. ‘Burası Müslüman mahallesi, burada kilisenin ne işi var?’ diyerek benim son dini kabul etmezsem toprağın altında gebereceğimi defalarca tekrarladılar. Başında beyaz takkesi olan genç Kelime-i Şahadet getirerek benim de söylememi istedi. Göğsüme tekme attı. Sonra kaçtılar. Ben tekmenin şiddetinden merdivenlerden düştüm.”

Saldırıdan sonra polis çevredeki kameralara el koydu.

Van’a bir bilet aldınız mı?

Yılbaşından önce bir haftalığına Van’daydım. Depremin üzerinden iki ay geçmişti. Van’daki afet koşullarında bir değişme yoktu. Van’da konteynerde kaldığım, köyleri ve sağlık ocaklarını dolaştığım o bir hafta boyunca dünyam Van olmuştu. Türkiye’deki diğer insanların nasıl olup da burada sokakta yaşayan, o soğukta, kar altında çadırlarda kalan, yaşadığı yeri terketmek zorunda kalan insanlarla ilgilenmediğini aklım almıyordu. Sürekli Van üzerine yazıp çiziyordum, döndüğümde bir rapor yazımına katıldım ve bir gazete yazısı yazdım, çevremdekilere sürekli Van’da insanların ne büyük zorluklar altında yaşadıklarını ve nasıl unutulduklarını anlatıyordum.

Sonra aradan zaman geçti. Ben de Van’ı unuttum.

Sorarsanız aslında unutmadım diyebilirim. Sürekli aklımda olduğunu, ama elimden fazla bir şey gelmediğini, burada günlük hayat, iş, politika, yazı, çizi, hayatın çok dolu olduğunu, çok meşgul olduğumu söyleyebilirim. Orada hala çadırlarda kalan, hala evlerine giremeyen, hala hayatları normale dönmekten çok uzak olan insanlar için ben buradan, bu şartlarda ne yapabilirim ki diyebilirim. Çok büyük bir iş bu, devletin görevi. İşi bu olanların görevi.

İnsanın vicdanı böyle demiyor ama. Sürekli isyan etmek ve şikayet etmek de bir işe yaramıyor.

İki gün sonra sanatçı arkadaşlarımız Van’da bir konser verecekler. Ben de bu konsere bir bilet alacağım ve izleyeceğim. Oraya gitmeden, televizyonda izleyeceğim, ama bir bilet alacağım, o biletin parası Van’da hala çadırda yaşayan çocuklara süt almak için harcanacak.

Van’ı aslında siz de unutmadınız. Ama elinizden bir şey gelmiyor. Çok büyük iş bu, devletin görevi, işi bu olanların görevi diyorsunuz.

Hiç olmazsa Van’a bir bilet alın.

 

Biletleri buradan Mybilet’ten ve bu adreste göreceğiniz diğer yerlerden alabilirsiniz. Diğer ayrıntılar burada.

Van desteğinizi bekliyor!

Van’da depremin yarattığı kriz sürüyor, ancak artık eskisi kadar ülke gündeminde yer almıyor. Bu nedenle bir grup sanatçı bir araya gelerek 11 Nisan’da bir konser düzenliyor. Siz de bu konsere bir bilet alarak toplanacak paranın Van’da hala çadırlarda yaşayan depremzedelere destek olabilirsiniz. Biletleri Mybilet’ten buraya tıklayarak alabilirsiniz. Ayrıca aşağıda elden alabileceğiniz yerlerin adreslerini bulabilirisiniz.

Konser 11 Nisan 2012, 19:30’da Van Belediye Garajı’nda yapılacak. Konserde Aynur Doğan, İlkay Akkaya, Nevzat Karakış, Metin Kahraman, Servet Kocakaya, Suavi, Sevinç Eratalay, Pınar Sağ, Yasemin Göksu ve Züleyha sahne alacak.

Sanatçılar Van’a Bir Bilet kampanyasının nedenini şöyle anlatıyorlar.

Van hala desteğinizi bekliyor.
Her bilet ekmek olacak, süt olacak, umut olacak…

Çok zor bir kış geçiriyoruz bu yıl. Ama bazı insanlar için hepimizin yaşadığından daha zor 2012 kışı.Van depreminin hemen ardından yaşadığımız acı, ikinci depremin yarattığı şaşkınlık ve sonra belki de unutmak; gözlerimizden ırak olanı. Sevgisiz bir unutuş değil bu, tabii ki ama mümkün; çünkü hayatın akışı içinde her insan bir sürü sorunla boğuşuyor. Bu sorunları misliyle yaşayan, ama bunun yanında depremin o büyük travmasıyla da baş etmeye çalışan binlerce insan var. Van’da barınma yanında beslenme sorunlarıyla da boğuşuyorlar, hâlâ…

Dayanışmanın yaraları sarabileceğine inanan sanatçılar olarak, maddi gereksinimler dışında beraber şarkı söylemenin iyileştirici gücüne dayanarak bir konser yapmaya karar verdik.

Bu konser Van’da olacak ama, biletler tüm ülkede satılacak.

Van’da yaşayan dostlarımıza yaşadıklara zorlukları birkaç saatliğine de olsa unutturacak bir konser hediye etmek istiyoruz. Elde ettiğimiz geliri de gıda yardımı olarak değerlendireceğiz.

’Yitirme sakın cesaretini / Güneşin olsun gönlünde / Her şey iyi olacak’ demek için…

Konserimiz Van halkına moral amacıyla, ücretsiz olacaktır. Ama biletleri tüm ülkede satılacaktır. Konser geliri Van Belediyesi ve Yeşiller Partisi gözetiminde gıda yardımı olarak halka ulaştırılmak üzere VanDer’e teslim edilecektir.

Biletleri İstanbul’da aşağıdaki adreslerden bulabilirsiniz.

Kadıköy Ada Kültür
Kadıköy Mephisto
Beyoğlu Mephisto
Bakırköy Beyaz Adam
Beyoğlu Yeşil Ev

İzmir
EDP İl Örgütü, 1337 Sok. No: 16 Has Han İşhanı Çankaya / İzmir
Kafe Dengi, 1337 Sok. No: 4 Çankaya / İzmir

Ankara
Su’dem Kafe, Konur Sok. No: 63 Kızılay
İmge Kitapevi, Konur Sok. Kızılay

Biletler: 20 TL / 50 TL / 100 TL

Biletler maalesef sadece Türkiye’de satılabilmektedir.

(Yeşil Gazete)

Sınıf mücadelesi için de: Sol bir ekoloji!

3 Nisan ile 6 Nisan arasında yani toplam dört günde, bu ülkede 4 maden işçisi, 5 barajda çalışan elektrik işçisi, 3 tersane işçisi ve 1 de elektrik işçisi hayatını kaybetti. Yani toplamda 13 işçiyi Türkiye’nin %8’lerle, %9’larla büyüyen ekonomisi toprağın altına koydu. Bu ölümler öyle bir zamanda geldi ki, bir yandan yeni teşvik paketleri açıklandı, bir yandan büyüme rakamları açıklandı. Zaten üzerinde durulmayan, geçiştirilen işçi ölümleri, ekonominin “ışıltısı” altında iyice görünmez hale getirildi. Barajda çalışan ve gözler önünde ölen 5 işçi, artık düzenli hale gelmiş kazaların bir tanesinde hayatını kaybeden tersane işçileri…

Dediğim gibi, benzer ölümler ve ölümle sonuçlanmayan kazalar Türkiye’nin gündemine bile gelemeden geçiyor, gidiyor ve unutuluyor. Yaralanmalar haber dahi olmuyor. Kot taşlama işçilerinin yaşadığı ölümler ve kalıcı hastalıklar, başka iş kollarının işçilere yaşattığı hastalıklar ve kayıplar… Toprağın altından çıkartılamayan, patlayan baraj duvarlarının sularının içinde bulunamayan işçiler ülkesi Türkiye. Ve her iş kolunun, Türkiye gibi “büyüme saplantısı” içerisinde debelenen bir ülkede doğaya verdiği zararlar, doğaya verilen zararla birlikte insan hayatına da verdiği zararlar… Bir yandan işçilerin canları alınırken, bir yandan da o işçinin ailesinin yavaş yavaş hasta edilmesi, doğasının bozulması… Kullanılan maddelerden ilk önce işçilerin, daha sonra toplumun kalanının etkilenmesi…

O zaman bu noktada bir şeyi netleştirmeliyiz. Türkiye’de yaşanan neo-liberal düzen, hükümet ve şirketler eliyle hem bir işçi kırımı; hem de ekolojik bir kırımı gerçekleştiriyor. Termik santral yapımında, denetimsiz düzen daha karlı olduğu için canını kaybeden işçinin çocukları o santral tarafından zehirleniyorsa, sorunun iki ayağı var demektir. Yanıtın da iki ayağı olmalı. Yoksa eksik kalmaya muhtaç olur. Hem sürecin kendisine yönelik bir yanıtımız olmalı, hem de sürecin içerisindeki tek tek anlara yönelik bir yanıtımız olmalı.

Dünya’da ve Türkiye’de insanlığın karşısında işte bu şekilde iki büyük sorun var. İklim ve doğa olayları karşısında yaşamaya devam edilip, edilmeyeceği ve yaşamaya devam edilirse bunun nasıl olacağı? Bu noktada, nerede bir endüstriyel yapı varsa da, bu iki sorun karşımıza çıkıyor. Türkiye’de ise işçi sınıfı için yaşamaya devam edilip edilemeyeceği konusu hem çok kısa vadede, hem de yaklaşan bir gelecekte iki kere karşımıza çıkıyor. O zaman sol bir ekoloji de işçi sınıfı için çok daha fazla hayati konumda. Can güvenliğinin tehlikede olduğu ve kasalar dolsun diye her türlü sağlık koşulundan feragat edilebilen bir ülke burası. Kolay kolay gelmiyor o büyüme rakamları!

Karşı karşıya olduğumuz, bize kasteden yapının yerine hem çalışanlarını, hem de Dünya’yı düşünen bir düzen gerekli. Türkiye için bu acil gerekli. Çünkü iki taraflı bir kırım yaşanıyor. HES inşaatlarında işçilerin ve doğanın birlikte öldürüldüğü bir sistemde, taş ocaklarında, madenlerde, fabrikalarda hem insanın, hem de doğanın sömürüldüğü bir sistemde alternatifimizin sol bir ekoloji, ekolojik bir sol olması gerekli.

İşçi kırımına da, ekolojik bir kırıma da bu kadar muhtaç ve bunun üzerinde yükselen bir sistem, alternatifini de kendi içerisinden doğuruyor. Adaletli, tüm çalışanların her türlü haklarının geliştiği ve doğayla mücadele etmeyen, onun içerisinde kendisine yer bulan sürdürülebilir bir sistem.

Not: “Sol bir ekoloji” diğer yazılara buradan ulaşabilirsiniz: SOL BİR EKOLOJİ

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/#!/Urbarli

Pakistan’da çığ felaketi

Hindistan ile Pakistan arasındaki tartışmalı Keşmir bölgesinde bir askeri üste çığ altında kalan 100’ü aşkın kişiyi arama çalışmaları yeniden başlatıldı.

Cumartesi sabah saatlerinde düşen çığ sonucu 124’ü asker 135 kişinin 25 metre derinlikteki karın altında kaldığı belirtiliyor.

Kurtarma ekipleri arama çalışmalarını zor şartlar altında, koku kabiliyeti gelişmiş köpekler ve helikopterlerle sürdürdüklerini açıkladı.

Ancak henüz sağ çıkarılan bir kişi bile bulunmuyor.

Çığ binlerce Pakistanlı askerle Hint askerinin üslendiği denizden 6 bin metre yükseklikte, Siaçen Buzulu’ndaki üsü vurdu.

Çığın meydana geldiği yer Himalaya dağlarının Karakurum bölgesinde yer alıyor.

BBC’nin Pakistan’ın başkenti İslamabad’daki muhabiri, bölgenin kurtarma operasyonları için elverişli olmadığını söylüyor.

Keşmir, Pakistan ile Hindistan arasında 1947 yılında bölünmüştü.

Bölgede Pakistan ve Hindistan askerlerinin yanı sıra bölgenin bağımsızlığını isteyen hareketler de bulunuyor.

Çığın meydana geldiği bölgede çok nadir yerleşim yerleri olduğu, bu bölgede yaşayanların büyük kısmının askerler olduğu da belirtiliyor.

Hindistan ve Pakistan arasında birkaç kez savaşa neden olan bölgede askerlerin çoğu, çatışmalardan çok hava koşulları nedeniyle hayatlarını kaybediyor.

Çaycuma’da bekleyiş sürüyor

Zonguldak’ın Çaycuma İlçesi’nde cuma günkü meydana gelen köprü faciasında, Filyos Çayı’nın sularında kaybolan 15 kişiden Meryem Başören’in cesedi, olaydan 43 saat sonra bulundu.

Cumayeri Köprüsü’nden çaya düşen iki araçtan köy minibüsünde bulunan yolcular arasındaki Meryem Başören’in cesedi, kaza yerinden azgın sularla sürüklendiği 11 kilometre uzaklıkta sazlık alanda bulunurken, kaybolan 14 kişiyi arama çalışmaları aralıksız sürüyor.

110 kişilik arama kurtarma ekibi, Filyos Çayı’nın Karadeniz’e döküldüğü yere kadar yaklaşık 20 kilometrelik bölümünü botlarla tararken, kayıp yakınlarının feryatlarının yükseldiği köprünün bulunduğu yerde ise vinç için iş makineleriyle dolgu çalışması yapılıyor.

Çaycuma İlçesi girişinde bulunan 255 metre uzunluğundaki Çaycuma Köprüsü’nün cuma günü saat 15.30’da, 48 metrelik bölümünün çökmesiyle, alttan geçen Filyos Çayı’na düşen otomobildeki 2 kişi kendi imkanlarıyla araçtan çıkıp kıyıya yüzerek kurtulurken, 10 kişinin bulunduğu köy minibüsü ile o sırada köprüden yaya olarak yürüyen 5 kişi suda kayboldu. Aralarında Çaycuma Belediye Başkanı AK Parti’li Mithat Gülşen’in babası Kemal ve yeğeni Sezgin Gülşen’in de bulunduğu kayıp 15 kişiyi bulmak için iki gündür sürdürülen arama çalışmalarına bu sabahtan itibaren yeniden başlandı.

ARAMALARA MADENCİLER DE KATILDI
Faciadan sonra Çaycuma’ya sevk edilen 73 kişilik ekiple sürdürülen arama ve kurtarma çalışmalarına bu sabah Türkiye Taşkömürü Kurumu Tahlisiye İstasyonu’ndan 20, belediyeden de 17 kişilik ekip de destek verdi. Gruplara ayrılan 110 kişilik ekipte yer alan Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Deniz Polisi ekipleri çayın denize dökülen bölümlerinde, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ile diğer ekipler, köprüden denize kadar yaklaşık 20 kilometre olan çayda botlarla ve çay kenarlarında da karadan tarama yaptı.

43 SAAT SONRA CESET BULUNDU
Havadan arama çalışmalarına katılan helikopterden, bugün saat 10.30 sıralarında, yıkılan köprüden yaklaşık 11 kilometre uzaklıkta çayın kenarındaki sazlık alanda bir ceset tespit edildi. Bölgeye yönlendirilen İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ekipleri, botla cesedin bulunduğu yere ulaştı. Çıplak haldeki ceset, botla kıyıya çıkarıldı. Cumhuriyet Savcısı’nın incelemesinin ardından ambulansla Çaycuma Devlet Hastanesi morguna kaldırılan cesedin, minibüsteki yolculardan Meryem Başören’e ait olduğu saptandı.

Meryem Başören’in cesedinin bulunduğu yerde bir de kast bulundu. Görgü tanıkları yıkılan köprüden Filyos Çayı’na bir de motosikletlinin düştüğünü gördüklerini söylemişti.

AFAD MÜDÜRÜ: DEBİ ÇOK YÜKSEK, ALIR GÖTÜRÜR
Zonguldak İl Afet ve Acil Durum Müdürü Ahmet Güngör, cesedin, havadan çayda tarama yapan helikopter tarafından görüldüğünü söyledi. Güngör, arama çalışmalarının cesedin bulunduğu bölgede yoğunlaştırıldığını bildirdi.

Derinliği 3 ile 10 metre arasında değişen çayda debinin çok fazla olduğunu belirten Güngör, “Akıntı da kuvvetli olduğu için suyun yanına yaklaşılamıyor. Üstten gözlemleme yöntemiyle bakılıyor. Sığ kesimlere botla dalgıçlarımız girdi. Ama asıl bakılması gereken yerlerde suyun debisi çok yüksek. Buraya insanları sokma şansım yok. Alır götürür. Dalgıçlar giremiyor. Yani doğanın karşısında insan bazen böyle çaresiz kalıyor” dedi.

“MİNİBÜS KUM ALINAN ÇUKURDA OLABİLİR”
Çöken köprüden Filyos Çayı’na düşen minibüsün, her biri 200 topluk tabyalar altında olduğunu sanmadığını belirten Güngör, “Minibüsün çayda sürüklendiğini görenler var” dedi. Ahmet Güngör, minibüs yolcularının cep telefonlarından sinyal alınamadığını belirterek şunları söyledi:

“Zaten, cep telefonu suya düştüğü zaman iflas etmiş durumdadır. Ben minibüsün köprünün altında olacağına ihtimal vermiyorum. Büyük ihtimalle sürüklendi. Bizim Çevre Müdürü ve Müdür Yardımcısı, minibüsü sürüklenirken gördüklerini bir kaç kişiyle teyit ettiler. Fakat biz araçla koştuk yetişemedik. Derede kumu alınmış yerler var. Minibüs oralardan birine düşmüş olabilir.”

DOLGU ÇALIŞMASI YAPILIYOR
Kayıp diğer 14 kişiyi arama çalışmaları sürürken, bir yandan da Çaycuma Köprüsü’nün yıkılan ve altında minibüsün olabileceği ihtimali üzerinde durulan her biri 200 ton ağırlığındaki 2 beton bloğu kaldırmak için hazırlık yapılıyor. Bu blokları kaldırmak için kullanılacak vincin köprüye zarar vermemesi için önlem alınıyor. Bunun için de çöken tabyaların bulunduğu yere vincin ulaşması için çayda dolgu çalışması ve zemin sağlamlaştırılması yapılıyor.
Yetkililer, dolgu çalışmasının tamamlanmasından sonra vincin getirilerek, köprüye zarar vermeden tabyaların kaldırılacağını ve altında olduğu sanılan minibüsün ve kayıpların çıkarılacağını söyledi.

KAYIP YAKINLARI TEPKİLİ
Filyos Çayı’nda arama çalışmalar sürerken, kayıp yakınlarının da köprünün çevresinde endişeli bekleyişi sürüyor. Köprüden düşen yayalar arasında bulunan 34 yaşındaki Hayriye Güner’in kayınvalidesi Mürüvet Güner, “Yeterli çalışma yapılmıyor. Bugün 3’üncü gün. Bekliyoruz. Hala bir haber yok. Hala yol yapmaya çalışıyorlar. Ama biz umutla bekliyoruz” dedi.

Hayriye Güner’in, köprünün üzerindeyken kendisine ’Köprüdeyim geliyorum’ mesajı attığını belirten kızı 13 yaşındaki Vildan Güner, telefonuna ”Canım annem’ diye kaydettiği annesinin bu mesajına bakıp gözyaşı döktü. Vildan Güner, şunları söyledi:

“Okuldan gelince saat 15.10’da annemi aradım. Annem, ’SEKA’nın oradayım geliyorum’ dedi. Okuldan tişört istemişlerdi. Annem onu almak için çarşıya gitmişti. Bana tişörtü bulamadığını söyledi. Ardından da saat 15.27’de, ’Geliyorum, köprüdeyim’ şeklinde mesaj attı. Sonra annem gelmeyince endişelendim ve babamı aradım. Köprünün çökeceği hiç aklıma gelmemişti.”

VALİ: BAŞBAKAN YENİ KÖPRÜ TALİMATI VERDİ
Zonguldak Valisi Erol Ayyıldız, Filyos Çayı’nın üzerindeki köprünün çökmesiyle ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşlara “geçmiş olsun” dileklerini ilettiğini ve yeni köprü yapılması için talimat verdiğini söyledi.

Vali Ayyıldız, Ak Parti Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan’la Çaycuma’da yıkılan köprüde incelemelerde bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, arama kurtarma çalışmalarının 112 kişiyle sürdürüldüğünü, çoğu uzman olan ekiplerin 24 saat çalışmaya devam ettiğini belirtti.

Bugün bir kişinin cesedine ulaşıldığını belirten Ayyıldız, “Köprümüz 250 metre uzunluğu olan bir köprüdür. Çöken kısım ise 48 metredir. Çaya düşen vatandaşların ve minibüsün çaya düşen blokun altında olabileceği ihtimali üzerine çalışma yapılıyor. Saniyede 750 metreküp su akan Filyos Çayı’ndan bahsediyoruz. Bütün bölgeye buradan su akmaktadır. Bir anda ısınma gerçekleştiği için su yüksekliği ve su akışı çok daha fazla oldu. Dolayısıyla bu da çalışma ekiplerine zorluk çıkarıyor” dedi.

Yıkılan köprünün yerine yenisinin yapılacağını ifade eden Ayyıldız, şunları söyledi:

“Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olayı yakından takip etmektedir. Kendisi de yakınları kaybolan vatandaşlarımıza ‘geçmiş olsun’ dileklerini iletti. Yeni köprünün yapılması noktasında da talimatı oldu. Biz de bu talimat doğrultusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Minibüste aynı köyde ikamet eden 10 kişi olduğunu tahmin ediyoruz. Kayıp diğer 5 kişinin de bu minibüse binme ihtimali söz konusu. Cesedi çıkarılan vatandaşımız minibüste olan yolculardan. Dolayısıyla vatandaşlarımız, çaya düşen bu blokun altında olsa parçalanma söz konusu olurdu. Tanıkların ifadesine göre minibüsün yuvarlandığı görülmüş. Keşke sağ salim bulabilsek ama en azından ailelerini teskin edebilmek için cesetlerine ulaşalım. Bütün çabamız bu yöndedir. Kütlenin kaldırılmasıyla ilgili çalışma yapacağız. 150-200 tona yakın bloklar var. Bunları köprünün üzerinden doğru kaldıramıyoruz. Köprünün üzerinde kalırsak köprünün yıkılması söz konusu. Taş tahkimatıyla çayın içine blokların bulunduğu yöne yeni bir yol yaparak vinçle bloku kaldırıp altında bir şey var mı ona bakacağız.”

“İHMAL VARSA ARAŞTIRILACAK”
Vali Ayyıldız, bir gazetecinin, köprünün yıkılmasında ihmal olup olmadığını sorması üzerine, “Esas hadise köprünün çökmesi sonucu kaybolan vatandaşlarımıza bir an önce ulaşarak ailelerini teskin etmek durumundayız. Arazide çalışmalar 24 saat aralıksız, bir kişiye daha ulaşabilir miyiz diye sürdürülüyor. Ondan sonra ihmal iddiası ve başka şeyler varsa bu araştırılır ama çok ağır kış şartlarından geçtik. Tepelerde hala 1,5 metreye ulaşan kar var ve bu karın erimesi söz konusu. İhmal varsa bu araştırılacaktır ama önceliğimiz kaybolan vatandaşlarımıza bir an önce ulaşmaktır. Arama kurtarmada görev alan arkadaşlarımız riskleri göze alarak çalışmaktadır” dedi.

(Ajanslar)

Şam: Yazılı güvence yoksa çekilme de yok

Suriye hükümeti, kent ve kasabalardaki askeri gücünü çekmeden önce muhaliflerin “yazılı güvence” vermesini istiyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın yazılı açıklaması, Annan barış planının uygulanması için verilen sürenin dolmasına iki gün kala geldi.

Açıklamada, “BM ve Arap Birliği’nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’ın henüz, silahlı grupların her türlü şiddetin sona erdiğini kabul ettiğine ilişkin yazılı güvence sunmadığı” belirtildi.

Cumartesi günü Suriyeli isyancılar, hükümet güçlerinin bir gün içinde 160’dan fazla kişiyi öldürdüğünü bildirdi.

Suriyeli eylemciler, Suriye birliklerinin tank ve helikopterlerin desteğinde Halep, İdlib ve Hama’ya saldırılarının bugün de sürdüğünü söylüyor.

Eski BM genel sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan altı maddelik barış planına göre, 10 Nisan’dan itibaren ülkedeki tüm silahlı güçler ateş kesmeye başlayacak.

Ateşkes 12 Nisan tarihinden itibaren tam olarak uygulanmaya başlanacak.

Ancak, Suriye muhalefeti, Türkiye, Körfez ülkeleri ve Batılı devletler Suriye’nin planı uygulayacağına kuşkuyla bakıyor.

Suriye hükümeti, gelecek hafta yürürlüğe girecek ateşkes anlaşmasından önce bazı kent ve kasabalardan askerlerini ve tanklarını çektiğini iddia etmişti.

Bölgedeki BBC muhabiri, Suriye hükümetinin, muhaliflerin topyekun teslim olmasını istediğinin açık olduğunu söylüyor.

Öte yandan Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre ülkelerindeki olaylardan kaçarak Türkiye’ye sığınan bin 500 Suriye vatandaşı, Ceylanpınar’daki çadırkente yerleştirildi.