Ana Sayfa Blog Sayfa 448

İTO’dan kızamık için ‘artış endişe verici’ uyarısı: Aşıyla önlenebilecekken çocukları kaybetmeye tahammülümüz yok

İstanbul Tabip Odası (İTO), İstanbul‘un çeşitli ilçelerindeki hastanelere kızamık nedeniyle yapılan başvuru sayılarındaki ve hastane yatışlarındaki artış endişe verici boyutlara ulaştığını bildirdi.

Kızamık ve kızamık aşılamasıyla ilgili 13 Haziran 2023 Salı günü, saat 12.30’da Cağaloğlu’nda gerçekleştirilen basın toplantısında İTO Yönetim Kurulu üyeleri,  “İstanbul’da kızamık hastalığındaki artış endişe verici, kaybedilen çocuklar var, bu seyir en kısa zamanda önlenmelidir” dedi.

Basın toplantısında İTO Yönetim Kurulu Üyeleri Dr. Saffet Ercan, Dr. Esin Tuncay ve Dr. Ayşen Yavru ile Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimleri Kolu‘ndan Dr. Özden Güngör konuştu.

‘Aşıyla önlenebilir bir hastalık olan kızamıktan çocukları kaybetmeye tahammülümüz yok’

“Bugün burada kızamık hastalığıyla ilgili kötü gidişata dikkat çekmek için toplanmış bulunuyoruz, çünkü İstanbul’da kızamık hastalığında endişe verici bir artış olduğunu ve ne yazık ki kızamık salgını nedeniyle kaybedilen çocuklar olduğunu biliyoruz” denilen açıklamada şunlar aktarıldı:

“Kızamık, tarihi çok eskilere dayanan ve milyonlarca insanın hayatına ve ondan daha fazlasının sakat kalmasına yol açan, bulaştırıcılığı yüksek bir hastalıktır. Ancak yaklaşık yarım asırdır uygulanan aşısıyla günümüzde önlenebilir bir hastalık olan kızamıktan çocuklarımızı kaybetmeye tahammülümüz yok.”

Bakanlığın üç ihlali: Güven, şeffaflık, bilgilendirme

Kızamık hastalığı, 1980’de yaygın aşılama başlamadan önce, dünya çapında her yıl tahmini 2,6 milyon ölüme neden olmuş, hızlandırılmış küresel aşılama programları ölümlerin azaltılmasında büyük bir etkiye sahip olmuştu. Bu sayı 2011’de yılda 158 bine gerilemişti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000-2013 yılları arasındaki dönemde aşılama ile tahminen 15,6 milyon ölümün önlendiğini bildirmişti. İTO Yönetim Kurulu’nca yapılan açıklamada ise şunlar aktarıldı:

“Buna karşılık DSÖ, ülkemizin de içinde yer aldığı Avrupa Bölgesinin Kızamık Eliminasyon(virüsün dolaşımının durdurulması ) hedefi olarak önce 2010 yılını, o hedef olmayınca 2015 yılını belirlemesine rağmen bu hedeflere günümüze kadar ulaşamamıştır. Ülkemiz de bu hedeften oldukça uzaktır. Nitekim, Nisan 2022 – Mart 2023 tarihleri arasında Avrupa’daki kızamık olgu sayılarına göre Rusya ve Tacikistan’dan sonra 457 olgu ile Türkiye gelmektedir. Bu sayının 343 ü de 2023 ün Ocak ve Şubat aylarına aittir.

Sahada çalışan meslektaşlarımızdan aldığımız bilgilerden Mart ayından itibaren yeni olguların olduğunu biliyoruz ancak Sağlık Bakanlığı’nın verilerin paylaşımında Covid 19 Pandemisi’ndeki şeffaf olmayan tutumunu devam ettirmesi sebebiyle rakamlara ulaşamıyoruz.

Oysaki epidemiyoloji biliminin genel kurallarına göre, salgınlarda kamu otoritesi güven inşa etmeli, erken duyurmalı ve şeffaf olmalıdır. Sağlık Bakanlığı salgın yönetiminde sergilediği pratikle bu üç maddenin tümünü ihlal etmektedir.”

‘Aşılamada gerekli orana ulaşılmadı’

Kızamık virüsünün dolaşımının durdurulabilmesi için toplumun yüzde 92-95’inin kızamık aşısıyla aşılanmış olması gerektiğinin ifade edildiği açıklamada, “Sağlık Bakanlığı’nın DSÖ ile paylaştığı 2021 verilerinde İstanbul dâhil olmak üzere ülkemizin birçok şehrinde bu orana ulaşılamadığını görüyoruz” denildi. İTO’dan aşılamada geride kalınmış olunması konusunda etkili faktörlere de değinildi:

  1. Aşı reddi ve aşı kararsızlığı: Bu sorun giderek büyüyen bir krize dönüşmektedir ülkemizde. 2011 yılında 18 aile çocuğuna aşı yaptırmak istemezken 2018 yılında bu rakam 23 bine çıkmıştır. 2015 yılında çocuklarına aşı yaptırmak istemeyen bir babanın açmış olduğu davada Anayasa Mahkemesi’nin yetersiz yasal mevzuata dayanarak babayı haklı bulmasının etkisiyle aşıyı reddeden ailelerin sayısındaki tırmanış, corona virüs aşılamaları döneminde bilim dışı, aşı karşıtı çevrelerin yol açtığı bilgi kirliliğiyle daha da artırmıştır.
  2. Göç olgusu: Son yıllarda çeşitli ülkelerden insanların kontrolsüz bir göçle ülkemize sığınmak zorunda kalmaları ve bazıları kayıt dışı bir statüde yaşayan bu nüfusun aşılamalarında yaşanan güçlükler. Yurt içi bölgeler arasında mevsimlik işçiler nedeniyle yaşanan göçler de bu kapsamda değerlendirilebilir.
  3. Aşı takviminde yapılan plansız değişiklik: 2020 yılında ulusal bağışıklama programında yapılan değişiklikle ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısının ikinci dozu 4 yaşa çekilerek arada kalan 5 ve 6 yaşındaki 3 milyona yakın çocuğun aşılamasında yaşanan aksamalar.
  4. Bağışıklamada yaşanan bölgeler arası eşitsizlikler: Bilhassa doğu ve güneydoğu illerinde yaşayan nüfusun aşıya ulaşımında yaşanan güçlükler.
  5. Kayıt altına alınamamış nüfus: Herhangi bir aile hekimine kaydı olmayan nüfusun varlığı.

Bakanlığa sorular: Kaç kızamık vakası var?

İTO Yönetim Kurulu üyeleri ayrıca Bakanlığa da sorular yönelterek “Epidemiyolojinin ve halk sağlığının gereği olarak açıklanması gereken bilgileri Sağlık Bakanlığı’na soruyoruz” dedi:

  • İstanbul’da ve diğer illerde kaç kızamık vakası vardır?
  • Bu hastalık nedeniyle hastanede yatan hasta sayısı kaçtır, kaç kişi yaşamını kaybetmiştir?
  • Kızamık vakalarının görüldüğü illerin hangi ilçelerinde kümelenme olmuştur? Epidemiyolojik haritalama yapılmakta mıdır?
  • Vakaların yaş grubu, aşılı olup olmadıkları, aşılıysalar kaç doz aşılı oldukları bilgisine sahip misiniz?
  • Bu vakaların kaçı yerli kaçı yurtdışı (importe) kaynaklıdır?
  • İstanbul’daki kayıt dışı nüfusun oranı nedir ve bu insanlarda bağışıklama ve sürveyans çalışmaları ne şekilde yapılmaktadır, bu konuda sahada ne gibi aksaklıklar yaşanmaktadır?
  • Kızamık salgının daha fazla büyümemesi için aşılama oranında artış sağlamak için bağışıklama programında değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz?
  • Aşı reddi ve aşı kararsızlığıyla ilgili toplumun güvenini artırmaya yönelik ne gibi adımlar atmayı düşünüyorsunuz?
  • Aşı karşıtlığı yapan bilim dışı çevrelere karşı yürüttüğünüz bir çalışma var mı?
  • Aşı reddinin önüne geçmek adına TTB’nin önerdiği Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile ilgili yasa teklifini gündeminize almayı düşünüyor musunuz?

İTO son olarak İstanbullulara şöyle seslendi:

“İstanbul’da bir kızamık salgını yaşanmaktadır ve bundan korunmanın yolu çok basittir; kayıtlı olduğunuz aile sağlığı merkezine/göçmen sağlığı merkezine gidip yarım asrı aşkındır uygulanan, güvenirliliği kanıtlanmış kızamık aşısını çocuklarınıza 9 aylık, 12 aylıkken ve 4 yaşında yaptırmaktır.”

İklim danışma kurulu: AB, 2040 yılına kadar emisyonlarının yüzde 90-95 oranında azaltmalı

Avrupa İklim Yasası ile kurulan Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu, hem adil hem de uygulanabilirliği ele alan bilime dayalı bir değerlendirmeye dayanarak, 1990 yılına göre 2040 yılına kadar AB emisyonlarının yüzde 90-95 oranında azaltılmasını öneriyor.

AB’nin iklim değişikliği danışma organı bugün yayımladığı ‘AB çapında 2040 iklim hedefinin ve 2030-2050 sera gazı bütçesinin belirlenmesi için bilimsel tavsiyeler’ başlıklı raporunda, AB kurumlarına 2040 iklim hedefi ve 2030-2050 dönemi için AB sera gazı emisyon bütçesine ilişkin bilime dayalı bir tahmin sunuyor.

Danışma Kurulu, Paris Anlaşması‘nın hedefleri doğrultusunda 2050 yılına kadar AB’de iklim nötrlüğünün sağlanmasına yönelik bilimsel temelli mevcut en son sera gazı emisyon senaryolarının kapsamlı bir değerlendirmesini yaptı.

Hem adil hem de uygulanabilirliği dikkate alan titiz analizlere dayanan bulgular, iklim değişikliğini ele almak için iddialı eylemlere duyulan acil ihtiyacı vurguluyor. Rapor ayrıca, gerekli emisyon azaltımlarına ulaşmak için olası yolları ve ilgili kapsayıcı politika seçeneklerini de ana hatlarıyla ortaya koyuyor.

2030-2050 karbon bütçesi ve 2040 iklim hedefi

Danışma Kurulu, 2030-2050 dönemi için AB’nin sera gazı emisyon bütçesinin (yani kümülatif emisyonların), küresel ısınmanın sanayi öncesi dönemlere kıyasla 1,5°C artış ile sınırlandırılması (bu sıcaklığın hiç aşılmaması veya sadece sınırlı ve geçici olarak aşılması) doğrultusunda 11-14 gigaton karbondioksit eşdeğeri sınırında tutulmasını öneriyor.

Bunu başarmak için AB, 1990 seviyelerine göre 2040 yılına kadar yüzde 90-95 oranında net emisyon azaltımı için çaba göstermeli. Bu azaltımlar, iklim risklerinin azaltılması ve sürdürülebilir bir geleceğe ulaşılması için elzemdir.

Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Profesör Ottmar Edenhofer “Danışma Kurulu’nun tavsiyeleri, 2050 yılına kadar hem adil hem de uygulanabilir bir şekilde iklim nötrlüğüne ulaşmak için cesur ve dönüştürücü eylemlere duyulan ihtiyacın altını çiziyor” dedi: “Bunun için AB’nin 2040 yılına kadar emisyonları 1990 seviyelerine göre yüzde 90-95 oranında azaltması gerekiyor. Doğru politika tercihleri yaparak ve sürdürülebilir yenilikleri benimseyerek dirençli bir geleceğin önünü açabiliriz”.

Fizibilite ve adalet göz önünde bulundurulmalı

Danışma Kurulu, 2040 yılına kadar AB’de uygulanabilir emisyon azaltımlarını belirlemek için binden fazla AB emisyon yolunu analiz ederek, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefi ve AB’nin 2050 yılına kadar iklim nötrlüğüne ulaşma hedefi ile uyumlu senaryoları belirledi.

Danışma Kurulu bu senaryoları değerlendirdi ve güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve hidrojen enerjisi de dahil olmak üzere teknolojilerin kısa vadede ölçek büyütmesiyle ilgili çevresel riskler ve zorluklar da dahil olmak üzere fizibilitelerini göz önünde bulundurdu.

Paris Anlaşması sıcaklık hedefine uygun bir AB katkısı sağlayan senaryoları seçmek için Danışma Kurulu ayrıca farklı etik ilkeler altında AB’nin küresel emisyon azaltma çabalarına katkısının adilliğini de değerlendirdi.

Değerlendirilen tüm varsayımlar altında Danışma Kurulu, yurtiçi emisyonlar için uygulanabilir yollar ile farklı eşitlik ilkelerine dayalı adil pay tahminleri arasında bir açık tespit etti.

Bu açığı gidermek için AB, yurtiçi emisyonlarda uygulanabilir azaltımların üst sınırını hedeflemeli. AB dışındaki destek, işbirliği ve ortaklıklar da AB’nin adil payı ile önerilen uygulanabilir bütçe arasındaki açığı kapatabilir.

Önerilen 2040 hedefi ve 2030-2050 bütçesi, 2030 yılına kadar mevcut yüzde 55 azaltım hedefine ulaşılmasıyla başlanarak gerçekleştirilebilir. Ek kısa vadeli emisyon azaltımları, AB’nin 2050 yılına kadar kümülatif emisyonlarını daha da azaltacak ve böylece AB’nin küresel azaltıma katkısının adilliğini artıracak.

Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu Başkan Yardımcısı Profesör Jette Bredahl Jacobsen, “AB’nin iklim eyleminin hem uygulanabilir hem de adil olmasını sağlamak için, AB’nin iklim azaltım çabaları hem AB içine hem de AB dışına bakmalıdır. Bu, küresel emisyon azaltımlarına aktif olarak katkıda bulunurken, yerel sera gazı emisyonlarında iddialı azaltımlar yapılmasını gerektirir” diye konuştu.

Toplum için çıkarımlar

Değerlendirilen senaryolar, dikkate alınması gereken bazı ortak özellikler ortaya koyuyor. Birçok senaryoda dikkat çeken bir husus, enerji kullanımının elektrifikasyonu ve hidrojen gibi fosil yakıt alternatiflerinin yaygınlaştırılması ile birlikte rüzgar ve güneş enerjisinin önemli ölçüde yaygınlaştırılmasıdır.

Bu teknoloji artışını verimlilik kazanımlarıyla birleştiren yollar, 2030 yılına kadar kömür yakıtlı elektrik üretiminin aşamalı olarak durdurulması ve 2040 yılına kadar gaz yakıtlı üretimin azaltılmaması da dahil olmak üzere, 2040 yılına kadar AB enerji sektörünün neredeyse tamamen karbonsuzlaştırılmasına yol açabilir. Bu yollar aynı zamanda AB’nin CO2’nin atmosferden uzaklaştırılmasına (yeni karbon uzaklaştırma teknolojileri veya doğal toprak yutağının geliştirilmesi yoluyla) olan bağımlılığını en aza indiriyor ve böylece bu yaklaşımlara güvenmekle ilişkili riskleri en aza indiriyor. Ancak bu yollarda bile iklim nötrlüğüne ulaşmak için karbonun büyük ölçekte uzaklaştırılması gerekiyor.

Edenhofer sözlerine şunları ekledi:

Emisyon azaltımını teşvik ederken aynı zamanda karbon gideriminin hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasını da teşvik eden bir politika çerçevesi oluşturmak, önümüzdeki aylarda politika yapıcılar için kilit bir zorluktur. Emisyon azaltımı önceliklidir, ancak hem arazi sektöründen hem de yeni teknolojilerden sürdürülebilir karbon giderimi, ilgili risklerin ve zorlukların dikkatli bir şekilde yönetilmesiyle birlikte hızlı ölçeklendirmeyi de gerektirmektedir.”

Analiz ayrıca fosil yakıtlara ve doğal kaynaklara olan bağımlılığın azaltılmasının sayısız faydasını da vurguluyor. AB’nin fosil yakıt ithalatına bağımlılığını azaltarak enerji güvenliğini artırmanın yanı sıra bu geçiş, hava kalitesinin iyileştirilmesi yoluyla AB vatandaşlarının sağlık ve refahını da artırıyor. Ayrıca su stresini azaltabilir ve doğanın daha iyi korunmasını sağlayabilir. Ancak bu faydaların hayata geçirilmesi için Avrupa, ulusal ve yerel düzeylerde dikkatli bir planlama, kapsayıcı karar alma, paydaşların katılımı, eşitlik ve adaletin sağlanması, yenilikçiliğin ve daha geniş kapasite gelişiminin teşvik edilmesi gerekiyor.

Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu Başkan Yardımcısı Profesör Laura Diaz Anadon, “Önerilen 2040 hedefi hızlı hareket etmemizi, çevresel riskleri ele almak için yumuşak geçişler sağlamamızı ve teknolojiyi ölçeklendirmenin zorluklarının üstesinden gelmemizi gerektiriyor. İklim nötrlüğüne ulaşmak için, çeşitli politika seçeneklerini yönlendirmek için dikkatli ve uyarlanabilir karar vermeyi gerektiren birden fazla yol vardır. Tüm bu yollar, sağlık alanında önemli iyileşmeler ve enerji güvenliğinin arttırılması da dahil olmak üzere çok sayıda başka fayda sağlayabilir” dedi.

Akbelen’de nöbet var: Şu şirket yakamızı bıraksın, yeter artık çektiğimiz

Video haber: Hakan TOSUN

*

Yoğun, yorucu ve biraz da hayal kırıklığıyla geride bıraktıkları seçim [14 Mayıs ve 28 Mayıs Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri] sonrası ilk kez bir araya gelen doğa savunucuları, ekolojistler yaklaşık iki yıldır ormanlarını ve köylerini korumak için çadırlı nöbetlerine devam eden İkizköy’lülerle bir araya geldi.

Ekoloji Birliği yıllık toplantısını Akbelen ormanlarında yaptı. Seçim sonrası oluşan moral bozukluğunun bütün toplumda gerilemeye yol açtığını belirten ekolojistler bu olumsuz havanın dağılacağını ve kısa bir süre sonra yine toplumsal mücadelenin kaldığı yerden devam edeceğini söyledi.

İktidarın seçimi kazanmasından aldığı avantajı yeni yaşam alanlarına saldırı olacak kullanacağını belirten ekolojistler yeni dönemin eskisinden daha sert geçebileceğini bunun içinde köylerini ve yaşam alanlarını savunan yerel halkla dayanışma içinde olunması gerektiğini vurguladı.

Ekoloji mücadelesinin aynı zamanda demokrasi mücadelesi olduğunu, kendilerinin ise doğaya yapılan kötü muamelelere karşı söz söyleme haklarını kullandıklarını söyleyen doğa savunucuları demokrasi olmadan ekoloji mücadelesinin eksik kalacağını ifade etti.

Akbelen ormanlarına yeni bir saldırı girişimi duyumu aldıklarını bunun içinde harekete geçtiklerini belirten İkizköylüler çağrılarıyla birlikte ülkenin birçok noktasından destek yağdığını bu durumun kendileri için moral kaynağı olduğunu belirtti.

Yıllık toplantılarını İkizköy’de yapan Ekoloji Birliği gönüllüleri her yıl toplantılarını salonlarda yaptıklarını ancak bu sene ilk kez bir mücadele alanında yaptıklarını ifade ederek İkizköy’de yanan bu mücadele ateşinin bütün ülkede yaşam alanlarını savunanlara moral kaynağı olacağını bu yüzden İkizköy’ü seçtiklerini vurguladı:

Ege’de yılın en ölümcül göçmen teknesi kazası: 79 sığınmacı öldü, yüzlercesi kayıp

Yunanistan‘ın Mora Yarımadası açıklarında, sığınmacıları taşıyan balıkçı teknesinin alabora olması sonucu 79 kişi hayatını kaybetti.

Bu yıl yaşanan en ölümlü göçmen teknesi kazası, İyon Denizi kıyısındaki Pylos kentine 80 kilometre mesafe yaşandı.

BBC‘nin aktardığına göre, ekipler şu ana dek 100’den fazla kişiyi kurtarmayı başardı.

Ancak Yunan yetkililer ve Uluslararası Göç Örgütü, yüzlerce göçmenin kayıp olabileceğini belirtiyor.

Aynı yetkili, “Korkarız ki, kayıp olarak kayda geçecek çok sayıda kişi olacak” dedi.

Uluslararası Göç Örgütü, Twitter üzerinden, “Çok daha fazla ölü olmasından korkuyoruz. İlk bilgiler, teknede 400’e yakın kişi olduğunu gösteriyor” açıklaması yaptı.

Alarm Phone isimli bir başka yardım kuruluşu ise teknede bulunanlardan yardım çağrısı aldıklarını açıkladı. Örgüt yetkilileri, batmadan önce teknede 750 kişinin bulunduğunun kendilerine aktarıldığını duyurdu.

Fotoğraf: AP

‘Yardım çağrıları reddedildi’

Yunan Sahil Güvenliği, teknenin salı günü geç saatlerde uluslararası sularda havadan tespit edildiğini aktardı.

Sahil Güvenlik birimleri, tekneye yapılan yardım çağrısının reddedildiğini, güvertedeki kişilerin de can yeleği olmadığını kaydetti.

Yetkililer, teknenin tespit edilmesinden birkaç saat sonra alabora olduğunu, kurtarma çalışmalarının da hava şartları nedeniyle güçleştiğini duyurdu.

Denizdeki göçmenlere acil yardım hattı hizmeti veren Alarm Phone adlı kuruluş, Yunan sahil güvenliğinin, yardım göndermeden saatler önce teknenin zor durumda olduğunu fark ettiğini belirtti.

Kuruluş, teknedeki göçmenlerin “Yunanistan’ın korkunç ve sistematik geri itme uygulamaları” nedeniyle, Yunan yetkililerin yardımını istememiş olabileceğini de ekledi.

20’li yaşlarda göçmenlerle dolu olan balıkçı teknesinin Libya’dan İtalya’ya gittiği kaydedildi. Hayatını kaybeden göçmenlerin kimlikleri açıklanmadı.

Kaza sonrası kurtarılan çok sayıda göçmen Yunanistan’ın Kalamata kentinde tedavi altına alındı. Kurtarılan göçmenlerden bazıları hipotermi ve ateş gibi şikayetlerle hastaneye kaldırıldı.

Fotoğraf: Reuters 

Kaza sonrası Yunan hükümeti üç gün ulusal yas ilan etti.

Yunanistan suları, Avrupa Birliği’ne denizden ulaşmaya çalışan göçmenlerin başlıca rotaları arasında yer alıyor.

Bu yılki veriler, 70 binden fazla göçmenin Avrupa Birliği sınırlarındaki ülkelere ulaştığını gösteriyor.

Birleşmiş Milletler verileri, bunların çoğunun karaya İtalya’da ayak bastığına işaret ediyor.

Erdoğan: Ülkemizi darbe mahsulü mevcut anayasadan kurtaralım istiyoruz

Seçimlerin ardından kurulan yeni Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında dün (14 Haziran) ikinci kez toplandı.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi‘nde basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantı sekiz saat sürdü. Toplantı sonrası açıklama yapan Erdoğan, yeni anayasa tartışmalarına da değinerek, “Ülkemizi darbe mahsülü mevcut anayasasından hep birlikte kurtaralım istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, konuşmasında parlementer sistem tartışmalarının kapandığına vurgu yaparak “Türkiye’ye vakit ve enerji kaybettiren ne varsa tarih oldu. En büyük pay vatandaşlarımıza ait. Milletimiz 14 ve 28 Mayıs’ta iki kez ortaya koyduğu iradesiyle eski sisteme dönüş önerilerini reddetti. Parlamenter sistem tartışmaları bir daha açılmamak üzere kapandı. Bundan sonra hedeflerimize daha hızlı koşacağız. Proje ve planlarımızı daha kısa sürede hayata geçireceğiz” diye konuştu.

Muhalefete eleştirilerde bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

“AKP’nin kırsal kesimlerden aldığı oyla kazandığını iddia edecek kadar ileri gittiler. Siz bu millete böyle hakaret ediyorsunuz, bu millet de size hak ettiğini veriyor. 14 Mayıs hıncını deprem bölgesindeki 28 Mayıs’ı da kırsaldaki vatandaştan çıkardılar. Vatandaşı 500 liraya oyunu satmakla itham etmenin hiçbir izahı yoktur. Altı okundan biri Halkçılık olan bir partinin genel başkanının bunu söylemesi, skandaldır.”

‘Ülkeyi mevcut anayasadan kurtaralım’

“Ülkemizi darbe mahsülü mevcut Anayasa‘sından hep birlikte kurtaralım istiyoruz” diye konuşan Erdoğan, “Türkiye artık bunu gerçekleştirebilecek siyasi atmosfere ulaşmıştır. 14 ve 28 Mayıs seçimleriyle, Türkiye artık yeni bir lige yükselmiştir. Türkiye’yi sivil bir Anayasa ile buluşturmak için çalışacağız” diye ekledi.

Asgari ücret, emekli maaşları, enflasyon

Erdoğan, “Ülkemize on yıllarca hizmet etmiş emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz. Temmuz ayı engelli ve engelli yakını aylığı ile yaşlı aylığı ödemesini erkene alıyor ve kardeşlerimizi sevindiriyoruz” dedi.

Asgari ücret komisyonunun çalışmalara başladığını aktaran Erdoğan, “Görüşmeler yapıcı şekilde ilerliyor. Memur artış oranlarıyla ilgili Meclis sürecini yakında başlatıyoruz. Tüm projelerimizi belli bir takvim çerçevesinde tek tek hayata geçireceğiz. İlgili kurumlara alanında temayyuz etmiş isimleri atadık. Ekonomimizi şahlandıracak kurmay kadromuzu kısa sürede oluşturduk” diye belirtti.

‘Kadınlar öncü rol oynamaya devam edecek’

Erdoğan, kadınların toplumdaki rolüne ve haklarına değinerek şunları söyledi:

“Muhalefetin seçim döneminde kadın hakları konusunda yaydığı iddiaların asılsız olduğunu gösterdik. Kadınlar, her alanda öncü rol oynamaya devam edecek. Türkiye Yüzyılı, ülkemiz kadınlarının omuzlarında yükselecek. Devletimizi güçlendirirken milletimizin refahını da artıracağız.”

‘Deprem bölgesindeki sanayi saha sayısı artırılacak’

Yeni dönemde önceliğin depremden etkilenen 11 ilin kalkındırılması olduğunu aktaran Erdoğan, “61 milyar nakdi yardım yaptık, depremzedelerimizi bir an evvel evlerine kavuşturmak istiyoruz” dedi.

Depremde zarar gören OSB’ler ve fabrikaların hasar tespit taramalarının tamamlandığını belirten Erdoğan “Bölgede üretim çarklarının yeniden dönmesi için bir adım daha atıyoruz. 2430 hektarlık alanda 11 yeni alanı daha sanayi sahası ilan ediyoruz. Deprem sonrasında ilan edilen sanayi sahası sayısını 18’e yükseltiyoruz” ifadelerini kullandı.

Melek Mosso konseri sonrası Süleymanpaşa’da bilboardlar hacklendi: Bir daha İslam karşıtı konser düzenlerseniz bir daha geliriz

Haber: Serap CÖMERTOĞLU İŞCAN

*

Melek Mosso konserinin ardından Tekirdağ‘ın Süleymanpaşa ilçesindeki bilboardlar hacklendi. Hackerlar saldırılara devam ediyor. Şehir meydanlarındaki ekranlarda da tehdit mesajları paylaşıldı.

Bilboard  ekranlarında “Bir daha İslam karşıtı konser düzenlerseniz bir daha geliriz” yazıldı.

Ayrıca gazetecilere de “Artık açıklarınızı kapatın” yazılı mail gönderildi.

Konserin ardından da keleş olarak nitelendirilen silahların yer aldığı görseller şehrin bilbordlarında yer almıştı. Halk ise bu tarz grupların şehre müdahale etmesinden endişeli.

Öte yandan 24 Haziran’da 43. Hıdırellez Şenlikleri’nde Muratlı Belediyesi Melek Mosso konseri düzenleyecek.

Ayrıca Melek Mosso’nun Süleymanpaşa’da konser vermesinin ardından gösterilen tepkilerin ardından Süleymanpaşa Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel, açıklamada bulundu.

Yapılan yazılı açıklamada, Melek Mosso’nun açıklamalarını tasvip etmediğini, kendisinin, halkın karşısına çıkıp sahneden net bir şekilde özür dilemek istediğini söylediğini aktaran Yüksel, konseri iptal etmenin, toplumsal ayrışmayı körükleyen bir eylem olacağı, farklı polemiklere zemin hazırlayacağı düşüncesiyle etkinliğe devam etme kararı aldıklarını belirtti.

Açıklamada yer alan ifadeler ise şöyle:

“Kamuoyunda yer alan yanlış anlaşılmayı düzeltmek için bir açıklama yapma zaruriyetim doğmuştur.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, hiçbir zaman inandığım mukaddes değerlerime ve davama söz söyletmedim; söyletmeyeceğim.

Festivalimizde sahne alan Melek Mosso ile ilgili olarak, şunu net bir şekilde ifade etmek istiyorum ki, sanatçının yaptığı paylaşım ve açıklamaları asla tasvip etmedim. Etmem de!

Mosso’nun yayınladığı ilk özür açıklamasından sonra kendisiyle görüştüm. Yapılanı yanlış bulduğumu, kendisinden çok daha içten ve samimi özür bekleyen büyük bir kitle olduğunu, konseri iptal etmenin doğru olacağını ifade ettim.

Kendisi de, yaptığının hata olduğunu, bu nedenle çok üzgün olduğunu, halkın karşısına çıkıp, sahneden net bir şekilde özür dilemek istediğini; yapılacak konseri ‘milletimizle kucaklaşma ve özür fırsatı’ olarak gördüğünü söyledi.

Bu görüşmeden sonra; Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonunda önemle üzerinde durduğu “milletimizin birlik ve beraberlik içinde olması gerektiği” vurgusunu göz önünde bulundurarak, konseri iptal etmenin, toplumsal ayrışmayı körükleyen bir eylem olacağı, farklı polemiklere zemin hazırlayacağı düşüncesiyle etkinliğe devam etme kararı aldık.

Konser gecesi, sahne alan Mosso, ilk şarkısından sonra yüzbinlerce kişinin önünde, yaşananlardan duyduğu üzüntüyü dile getirerek özür dilemiştir.

Ayrıca bilinmesini isterim ki, özür sonrasında sahnede yaşananlar, sahne öncesindeki duygu yoğunluğunun yansımasıdır. Bundan dolayı üzdüğüm veya kırdığım teşkilat mensuplarımız varsa her birinden özür diliyorum. Lütfen hakkınızı helal edin.

Değerli Hemşehrilerim;

2 milyondan fazla misafiri ağırladığımız şehrimizde, 57. Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali’nin, birlik, beraberlik ve huzur ikliminde en ufak bir olumsuzluk yaşanmadan tamamlanması en büyük tesellimizdir.”

Ne olmuştu?

Melek Mosso, Süleymanpaşa Belediyesi tarafından bu yıl 57’incisi düzenlenen Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali’nde sahne almıştı. Mosso, seçim kombini paylaşımına ilişkin açıklamada bulunarak özür dilemişti.

Mosso, “Eğer burada maksadını aşan şakamdan, incinen, üzülen, kalbi kırılan bir tek kardeşim bile varsa ondan çok çok özür diliyorum ve yürekten özür diliyorum. Çünkü bizler böyle şeylerle ayrıştırılmayacağız, bizler böyle şeylerle karşı karşıya gelmeyeceğiz” demişti.

Kamuoyunu meşgul ettiği için herkesten özür dileyen ve helallik isteyen Mosso,  şunları paylaşmıştı:

“Hemen bir konuya değinip güzelce sizlerle helalleşmek istiyorum. Son bir haftadır gündemi yersizce meşgul ettiğimin çok farkındayım ve bunun için çok çok üzgünüm. Öncelikle bilin isterim ki, bizler kim ne söylerse söylesin asla ayrışan, asla birbiriyle düşman olan bir millet değiliz. Kim ne yaparsa yapsın asla böyle bir millet olmayacağız. Birbirimizi çok sevmeye devam edeceğiz.

Ben, kuzenini bir kadın cinayetine kurban vermiş bir kız çocuğu olarak bir şeyler söylemek istedim. Kadın cinayetlerini, kadın tacizlerine ses çıkarmak istedim. Anlıyorum ki başka yerlere çekildi. Başka şekilde anlaşıldı ama şunu belirtmek isterim ki buna da inanıyorum bu acılar siyaset üstü acılardır. Şuna inanıyorum ki Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan bundan sonra bununla ilgili en sert uygulamaları, en sert düzenlemelerini yapacağına inanıyorum canı gönülden, bir kadın olarak. Bu denli kapsayıcı, bu denli birleştirici bir festival günümüzde böyle bir dönemde, hiçbir şekilde insanların huzursuzluğuna yer vermeden bizleri bir araya getiren tek bir yürek şeklinde burada toplayan ve belediye festivali için de yürekten acılar çekse bile bunu ne sizlere ne bana yansıtmadan özrümü kabul edip yüreğine basan sayın başkanımıza çok çok teşekkür ederim.”

“Eğer burada maksadını aşan şakamdan, incinen, üzülen, kalbi kırılan bir tek kardeşim bile varsa ondan çok çok özür diliyorum ve yürekten özür diliyorum. Çünkü bizler böyle şeylerle ayrıştırılmayacağız, bizler böyle şeylerle karşı karşıya gelmeyeceğiz. Biz Türk milleti olarak birbirini seven, dostluklarına güvenen, kardeşçe yaşayan, barış içinde yaşayan mükemmel bir millet olmaya devam edeceğiz. O yüzden hepinizi çok seviyorum geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Başkanımıza bu güzel festivali asla hiçbir şeyin gölgesinde bırakmadan muhteşem bir şekilde devam ettirdiği için ayrıca çok çok teşekkür ediyorum.”

Konseri iptal etmediği için sosyal medyada tepkilerle karşılanan AK Partili Süleymanpaşa Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel, Melek Mosso’nun özür açıklamalarının ardından sahnede, birlik beraberlik mesajı verdi.

Herkesin hata yapabileceğini, önemli olanın ise hatayı fark edip, özür dileyebilmek olduğunu vurgulayan Yüksel, şunları kaydetmişti:

“Biz et ve kemikten yaratılmış varlıklarız. Hepimiz hata yapabiliriz, sonuçta bu insana özgü bir şey. Önemli olan nedir biliyor musunuz? Hatanızı görüp, özür dileyebilmek, büyük bir erdem. Ama daha büyük bir erdem daha var, özrü kabul edebilmek. Biz büyük ve güçlü Türkiye olmak istiyorsak, bütün renklerimizi zenginliğimiz olarak görmek zorundayız. Birbirimizin hatalarını özür dilendiğinde kapatmak zorundayız. Dostunun hatasını örteceksin ki biz güçlü olacağız. Bir hedefimiz var gençler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bize ‘muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacaksınız’ demiş.

Cumhurbaşkanımız bize bir hedef göstermiş. ‘Büyük ve güçlü Türkiye olacağız’ demiş. Bunu ancak birlik ve beraberlik içerisinde olursak yapabiliriz. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Roman yok. Büyük ve güçlü Türkiye var. Hatalarımızı kabul edeceğiz, özür dileyeceğiz. Özür dileyenleri kucaklayacağız. Bu milletin bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum.”

Ankara’da rengarenk bir hafıza turu: Homofobikleri Şems ile Mevlana’nın aşkı çarpsın

17 Mayıs Derneği 40+ Lubunya İnisiyatifi ile Onur Ayı kapsamında 10 ile 11 Haziran tarihlerinde, her bir sokağına queer anıların sindiği Ankara sokaklarını arşınladık.

Etkinlikte 1990’larda bir parkta sessizce dile getirilen arzulardan, hak ve özgürlük taleplerine; baskılara karşı üretilen çözümlerden, onur yürüyüşlerine kadar pek çok anı sokaklarda yeniden yürüdü.

Onlarca yıl önceden bugüne uzanan hikayeleriyle sokakları arşınlanan Ankara, adeta tüm eski, yitirilen ve mücadele vermiş ve halihazırda LGBTİ+ hakları için mücadele eden bambaşka jenerasyonların onur yürüyüşüne sahne oldu.

Ankara’da kuir olmak: Sokağın ruhu

“Sokağın ruhu neydi gerçekten? Orada örgütlenen, sokağa çıkan herkes her örgüt sadece hetero/cis örgütler miydi?” diye soran 17 Mayıs Derneği, lubunyalar için Güvenpark’ın, Konur’un, Karanfil’in Yüksel Caddesi’nin önemine işaret etti.

Yeşil Gazete olarak katıldığımız queer hafıza turunun başlangıç noktası için Madenci Anıtı’ndayız.

Hafıza turunun yerini bulabilmesi için sınırlı katılımın sağlandığı hafıza turunda bileklerde, çantalarda gökkuşağı görüyorsunuz. Olgunlar Sokak’ta Umut Güner, bir turist rehberi olarak ilk adımdan itibaren başlıyor anlatmaya. Her adıma bir anı, sokak ve mekan düşüyor.

Umut Güner, Kuir Hafıza Turu’nda Ankara’nın sokaklarındaki LGBTİ+ tarihini katılımcılara anlatıyor – Fotoğraf: Cansu Acar

Los Angeles’ın Planet’inden Ankara’nın Eylül’üne

Güner’in anlatımıyla geçmişe dönüyorsunuz, aksi halde gördüğünüz bugünün binalarının bir anlamı/rengi kalmıyor. Transların çalıştığı bir gece kulübü çıkıyor karşınıza, ardından lezbiyenlerin ilk kafesi beliriyor gözünüzün önünde.

“Ne günlerdi” deniyor: Eylül Cafe.

Eylül Cafe’nin hikayesi queer bir dizi olan The L Word’den geliyor. Eylül Cafe, Generation Q serisi ile daha sonra sürdürülen L Word’ün ilk serisi gibi geride kalmış ne yazık ki. Bir grup arkadaşın L Word’de LGBTİ+ arkadaşların mahalle barı/kafesi olan Planet’e özenmesi ve Türkiye’de, Ankara’da, neden olmasın diyerek yola çıktığı bir kafe Eylül Cafe. Ne yazık ki L Word karakteri Alice’in oluşturduğu gibi bir harita ortaya koyamadan kapanmış.

Ankara,
Umut Güner, Kuir Hafıza Turu’nda Ankara’nın sokaklarındaki LGBTİ+ tarihini katılımcılara anlatıyor – Fotoğraf: Cansu Acar

Bir başka sokağa giriyoruz. Kaos GL Derneği’nin eski kültür merkezinin bulunduğu bina önündeyiz. Binada envai çeşit tabela var, Kaos GL yok. Konur Sokak’taki ilk kültür merkezi ofisin satılması sonrası Selanik Caddesi’ne taşınıyor. Güner, Kültür Merkezi’ne merkezi bir noktada olduğu zamanlarda heteroseksüellerin de uğradığını anlatıyor. Katılımcılar griliğiyle ünlü Ankara’nın Kızılay sokaklarında anılarıyla, tarihleriyle ve kahkahalarıyla diğer insanların arasına karışıyor. Gökkuşağını andıran şemsiyeler arasında rengarenk anılar yadediliyor.

“Ah ah ne günlerdi” deniyor sonra;

“Fotoğraflar bile hala duruyor…”

İnsan Hakları Anıtı’nda sonlandırılmasıyla manidar bir final yapılan tur, iki gün boyunca farklı katılımcı gruplarıyla gerçekleştiriliyor.

Kuir Hafıza Turu katılımcıları İnsan Hakları Anıtı önünde, turdan bir hatıra fotoğrafı  – Fotoğraf: Cansu Acar

Kimse Gitmezdi: Onları Şems ve Mevlana’nın aşkı çarpsın

Hafıza etkinliklerinde ayrıca Aramızda Derneği’yle beraber 10 Haziran Cumartesi günü ‘Kimse Gitmezdi’ filminin gösterimi de yapılıyor.

Belgeselin üzerine Yasemin Özgün’ün moderatörlüğünde, psikolog Alp Kemaloğlu, filmin oyuncusu Yıldız Tar ve filmin yönetmeni Tuğba Baykal ile söyleşi gerçekleştiriliyor.

Onarım terapisine odaklanılan belgeselde, lubunyalardan, homoseksüelliği terapiyle onarılması gereken bir hastalıkmışçasına onardığını dile getiren, kendisini bu göreve atayan terapistlere kadar mikrofon uzatılıyor.

Yasemin Özgün’ün moderatörlüğünde, psikolog Alp Kemaloğlu, filmin oyuncusu Yıldız Tar ve filmin yönetmeni Tuğba Baykal ile söyleşi gerçekleştiriliyor.

Onarıma, soruna ve çözümlere dair terapistin yaptığı ve işaret ettiği noktalar trajikomik bulunuyor: İzleyicilerin söz konusu terapistin olduğu sekanslarda bol bol güldüğü görülüyor.

Lubunyaların bir tedaviye tabi tutulması gerektiğini, bunun anormal ve hastalıklı bir durum olduğunu ve terapi edilmesi gerektiğini eleştiren bir bakış açısıyla çekilmiş belgesel üzerine yapılan söyleşide onarım terapisinin hala devam ettiğine, psikolojik olarak kişinin üzerinde büyük ve olumsuz etkiler bıraktığına, umutvari bir noktadan yaklaşarak kişiyi dımdızlak ortada bıraktığına ve ayrıca büyük bir para tuzağı olduğuna dikkat çekiliyor.

Belgesel sonrası söyleşide, mikrofon Yıldız Tar’da – Fotoğraf: Cansu Acar

Onarım terapisinde insanlara eşcinselliğin tedavi edilerek kişilere mutluluk verileceğinin söylendiği belirtiliyor. ‘Hacı hoca‘ yerine onarım terapistlerine götürülen insanlar üzerinden, terapistlerin ailelerin borca girerek yatırdıkları paralar kazandığına işaret ediliyor.

Mikrofon belgesel yönetmeni Tuğba Baykal’da – Fotoğraf: Cansu Acar

Bazı çevrelerin LGBTİ+ olmanın hala bir hastalık olduğunu düşündüğünün ifade edildiği söyleşide, bu onarım terapisinin motivasyonunun eşcinselliğin bir sapkınlık olduğu, aileyi ortadan kaldıracak bir mevhum olduğu, gelecek neslin yok edileceği düşüncelerinden ve paradan geldiği belirtiliyor.

Belgeseli 30’un üzerinde katılımcı seyretti Fotoğraf: Cansu Acar

Ayrıca söyleşide ortak olarak yükselen kanılardan biri de LGBTİ+’lığın bir ideolojiye indirgendiği görüşü. Ek olarak söz konusu terapi, çok büyük bir rehabilitasyon çalışmasına ve ikna odalarına benzetiliyor.

Onarım terapisi yalnızca odalarla sınırlı kalan bir terapi de değil. Aynı zamanda bu konuda basılan onlarca kitabın olduğu ve başlıklarından bu konuya eğildiğinin dahi belli olmadığı için insanların bilinçsizce bu kitapları edindiği belirtiliyor.

Öte yandan bu terapilerde avcı mantığıyla ilerlemede bulunulduğu da dile getiriliyor. Eşcinsellerin bir av, kendisini bu onarıma atayan terapistlerin ise birer avcı olduğu terapilere karşı LGBTİ+’ların av olmaması için güçlendirme çalışmalarının yapılması gerektiği de öneriliyor.

Şerife Yurtseven intersekslerin karşılaştığı/maruz kaldığı sorunlar üzerine bilgilendirme yaparak sorusunu konuşmacılara iletiyor – Fotoğraf: Cansu Acar

Katılımcılardan söz alan Şerife Yurtseven ise başka bir soruna işaret ediyor. Yurtseven intersekslerde uygulanan onarımın 0-2 yaş aralığında gerçekleştirilen ameliyatlar olduğunu belirtiyor.

“Cerrahların parayı çok sevdiklerini biliyoruz” diyen Yurtseven, 0-2 yaş arasında gerçekleştirilen cinsiyet belirleme ameliyatlarına dikkat çekerek bu sistemin üretici ve sürdürücüleri de dahil olmak üzere homofobiklere şunu söylüyor:

“Onları Şems ve Mevlana’nın aşkı çarpsın.”.

Yeşil Gazete’nin onarım terapilerinde non-binarylere nasıl bir tedavi vadettikleri ve cinsiyetsizliğin bu terapilerde nasıl ele alındığı üzerine sorusuna ise karşılık olarak yükselen yanıt bu terapilerde cinsiyetsizliğin henüz anlaşılamamış olması. İkili cinsiyet anlayışının dışında kalan non-binaryler için onarım terapilerinde vadedilen çalışmanın “ibne”lik üzerinden olduğu ve böyle bir şeyin var olmadığı yanıtını alıyoruz:

“Onlara göre; ‘Yok öyle bir şey’.”

‘Heralde, heralde’

Artık hafıza turunun ikinci günündeyiz. Sahnede Esmeray Özadikti var. Esmeray ile Kestirmeden Hikayeler’i tüm katılımcılar pür dikkat izleniyor. Gezi Direnişi ile birbirine giren cinsiyet uyum ameliyatı sürecini sahneleyen Esmeray, oyun sonunda dakikalarca “Heralde, heralde” ifadeleriyle ayakta alkışlanıyor. Sahneden yükselenler Türkiye’de trans olmanın, hissettiği cinsel kimliğe ulaşmak için canla başla verilen mücadelenin bir özeti gibi.

Ve Esmeray sahnede, Kestirmeden Hikayeler oyununu sahneliyor – Fotoğraf: Cansu Acar

Şimdi ise sırada forum var. Yıldız Tar, Umut Güner, Esmeray Özadikti ve Belgin Çelik, LGBTİ+ mücadelesinin dününü, bugününü ve muhtemel yarınını konuşuyor. 60’lardan bu yana LGBTİ+ hakları mücadelesinin içerisinde yer alan Belgin Çelik, jenerasyonlar değişse de LGBTİ+ mücadelesinin bir şekilde devam edeceğini ifade ediyor. Çelik geçmişe işaret ederek elde edilen kazanımlara ışık tutuyor ve mücadelenin dinamizmini vurguluyor.

Belgin Çelik – Fotoğraf: Cansu Acar

“Çok büyük bir fark yok. 60’lı yıllara gidecek olursak… O zaman lubunyalarda LGBTİ+ gibi bir şemsiye altında olmak gibi bir şey yoktu. Ev bulmak çok zordu, bir de ayakkabı bulmak…” diyen Çelik’in sözleri kahkahalarla bölünüyor. Salondan “Hala zor” sesleri yükseliyor. Çelik, şöyle devam ediyor:

“O devir zordu ama şurası güzeldi: Birlik içindeydik. Şimdiki gibi birbirinin kuyusunu kazmak yoktu. Eğer kuytu bir oda bulduysak orada hepimiz barınırdık. O zamanlar çok zordu ama şimdi bakıyorum çok iyiler. Bir o tarihi kafanızda yerleştirin bir de 2023’ü yerleştirin çok büyük bir fark var. Şimdikileri ben şanslı görüyorum. Çok iyiler.”

Esmeray, Kestirmeden Hikayeler oyununu sahneliyor – Fotoğraf: Cansu Acar

Esmeray ise Körfez Kızları meselesini anlatıyor. “1988-1989 gibi lubunyaları tanıdım Kadıköy tarafında” diyen Esmeray başlıyor anlatmaya:

“O zaman LGBTİ+ yoktu, sadece lubunya ve laço vardı. Bize geleni heteroseksüel sanıyorduk. İki tane lubunyanın seviştiğini gördüğümüz zaman acayip garip geliyordu bize. Zaman geçtikçe 90’lara yaklaştıkça gey kelimesini duymaya başladım. 1992’de trans kadın kimliğimle ortaya çıktım. Körfez Kızları deme nedenlerine gelelim: Çarka çıktığımız gece Körfez Savaşı başladı. Bizden önceki jenerasyon bize ‘Savaştan kaçtılar. Askere gitmemek için gacı oldular’ dedi. Lakabımız öyle kaldı” diyor.

Yıldız Tar, Umut Güner, Esmeray Özadikti ve Belgin Çelik forumda konuşmacı olarak bulunuyor – Fotoğraf: Cansu Acar

Umut Güner ise 1990’larda Ankara’da sokakta takı satmaktan Mamak Belediyesi’nin karşısındaki parka kadar 90’larda lubunya olmaya dair birçok anıya değiniyor.

90’larda Mamak Belediyesi karşısındaki parklardaki banklarda oturan adamların aslında  sessiz bir iletişim halinde olduklarını söyleyen Güner, “Aslında oranın başka bir kültürü olduğunu zaman içerisinde öğrendim. Sokakta tezgah açmak daha özgürleştirici bir deneyimdi. Bir de evden kaçmama imkan sağladı” diyor. Güner o dönemde lezbiyen, laço ve gey gibi kavramlar üzerine kafa yorduklarını ancak pratikteki deneyimlerin değişkenlik gösterebildiğini anlatıyor.

Umut Güner – Fotoğraf: Cansu Acar

‘Hadi oradan, hazır olmayan, homofobik olan, sizsiniz’

Güner’in ardından 2006’daki ilk onur yürüyüşünden bahseden Esmeray ise “Çıktık, gullüm gibi geliyor bize. Polis arabası yavaş yavaş yanımızdan geliyor anlamaya çalışıyor falan… Soru sormaya çalışıyor… Korka korka yürüdük gittik. Galatasaray Lisesi önünde açıklamamızı yaptık. Pankartlarımızı bıraktık. Geri geldik bir baktık polis üstünde, çiğniyor. İkinci onur yürüyüşü olduğunda 50 kişi sokağın başında basın açıklaması yaptık. Sonra yürüdük. Mis Sokak’ta dağıldık. İkinci sene 150-300 kişi, en son binlerce, yüz binlerce olduk.”

Ayrıca 14 Mayıs Parlamento Seçimleri’ne değinen Esmeray Özadikti, Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekili adayı olduğu süreçte iktidarın söylemine ilişkin sokakta gördüğü LGBTİ+’lara yönelik yaklaşıma ilişkin olarak şunları söylüyor:

“En güzel yanı da bu, insanlardaki önyargı; özellikle yönetimlerdeki, kadrolardaki, partilerin ‘halk hazır değil’ [ifadesi…] Hadi oradan, hazır olmayan, homofobik olan, sizsiniz. Hiç de öyle bir şey yok.”

EY raporu: Türkiye yenilenebilir enerji cazibesinde dünyada 27’nci sırada

İngiliz danışmanlık şirketi Ernst and Young‘ın yılda iki kere hazırladığı Yenilenebilir Enerji Ülke Çekicilik Endeksi‘nin (RECAI) Haziran 2023 raporuna göre Almanya ilk kez Çin‘i geride bırakarak ABD‘den sonra ikinci sıraya yerleşti.

Dünyadaki yenilenebilir enerji pazarının ilk 40’ında yer alan ülkeleri değerlendiren listede ABD ilk sıradaki yerini korurken, Türkiye üç puan ilerleyerek 30’uncu sıradan 27’inci sıraya yükseldi.

Rapora göre ülkelerin yenilenebilir enerji çekicilik sıralamarı şu şekilde:

  1. ABD
  2. Almanya
  3. Çin
  4. Birleşik Krallık
  5. Fransa
  6. Hindistan
  7. Avustralya
  8. İspanya
  9. Hollanda
  10. Japonya
  11. Danimarka
  12. Kanada
  13. İrlanda
  14. Şili
  15. İtalya
  16. Yunanistan
  17. Polonya
  18. Brezilya
  19. İsrail
  20. İsveç
  21. Finlandiya
  22. Portekiz
  23. Fas
  24. Belçika
  25. Güney Kore
  26. Tayvan
  27. Türkiye
  28. Mısır
  29. Avusturya
  30. Arjantin
  31. Norveç
  32. Kazakistan
  33. Filipinler
  34. İsviçre
  35. Meksika
  36. Vietnam
  37. Güney Afrika
  38. Tayland
  39. Suudi Arabistan
  40. Ürdün

Veriler, bu ülkelerden Almanya, Hindistan, Hollanda, Kanada, Şili, Polonya, İsrail, Finlandiya, Portekiz Tayvan, Türkiye, Mısır, Avusturya, Norveç, Kazakistan, Tayland ve Suudi Arabistan’ın yenilenebilir enerji çekiciliklerini artırdığını gösterdi.

ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İspanya, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İsveç, Belçika, Vietnam ve Güney Afrika hiçbir ilerleme veya gerileme göstermedi.

Öte yandan Çin, Avustralya, Japonya, İtalya, Brezilya, Fas, Güney Kore, Arjantin, Filipinler, İsviçre, Meksika ve Ürdün’ün ise çekicilik puanlarında düşüş kaydedildi.

‣ Rüzgar ve güneş 2022’de küresel elektriğin yüzde 12’sine ulaşarak rekor kırdı

Almanya’nın atağı

Bu yılki endeksin en büyük gelişmesi Almanya’nın uzun süredir ikinci sıradaki yerini koruyan Çin’i geçmesi oldu.

Raporda Almanya’nın enerji pazarı dönüşümü sırasında deniz üzerinde rüzgar enerjisi ihalesi açmasının, rüzgar enerjisi kapasitesini arttırma kararlığını gösterdiği vurgulandı.

Almanya’nın bir diğer güçlü noktası da enerjide fosil yakıtlardan kurtularak dönüşüm reformu başlatması. Ukrayna savaşına kadar Avrupa‘da Rusya gazının en büyük alıcısı Almanya’nın enerji üretimi ağırlıklı olarak kömür ve nükleere dayanıyordu.

Doğal gaz kullanımını azaltmak için kömürden vazgeçme planlarını erteleyen Berlin yönetimi, nisan ayında nükleer enerji santrallerini kapattı.

Raporda “Bu, hızlandırılmış enerji dönüşümü hedeflerine doğru ilerlemede önemli bir kilometre taşı olmakla birlikte, elektrik arzındaki kesintilerin etkilerini azaltmak için kısa vadede kömür kullanımında bir artış olması muhtemeldir” denildi.

Almanya, 2030 yılına kadar enerji üretiminin yüzde 80’ini yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor. Ülkede halen yenilenebilir kaynaklar enerji üretiminin yüzde 46’sını karşılıyor. Bu oran 2022’nin başında yüzde 41 olarak gerçekleşmişti.

‣ Oxford raporu: Yenilenebilir enerji daha ucuz sermaye maliyeti sağlıyor

Türkiye’nin durumu

Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını çekme konusunda üç puan artışla 27’nci sıraya yükseldiğini belirten rapor, bunu hükümetin yeni 10 yıllık vadeli yenilenebilir enerji projelerine verdiği tarife garantisine bağladı.

Raporda 2021 ve 2030 yılları arasında kurulacak güneş enerjisi projelerine, Türkiye’de üretilmeleri halinde ek beş yıl daha tarife garantisi verilmesinin enerjiyi karbonsuzlaştırma planlarını destekleyeceğinin altı çizildi.

Plan kapasmında 2035 yılına kadar ise 53 gigavatlık güneş enerjisine ihtiyaç bulunuyor ve böylece 2030 yılına kadar enerji üretiminin yüzde 65’inin yenilenebilir kaynaklara dönüştürülmesi hedefleniyor.

‣ Rüzgar ve güneş 2021’de küresel elektrik üretiminin onda birini karşılayarak rekor kırdı

Rapordan öne çıkan notlar

  • Enerji güvenliği ve iklim değişikliği yatırımları için 369 milyar dolar ayıran Enflasyon Azaltma Yasası‘nı geçen yıl kabul eden ABD, listenin başındaki yerini korudu. Ancak yenilenebilir enerjinin bölgesel şebekelere bağlanması ve inşasında yaşanan gecikmelerin olumsuz etkisine dikkat çekildi.
  • Listenin dördüncü sırasında yerini koruyan Birleşik Krallık, 2025 yılına kadar yeşil hidrojen sertifikasyonu yapmayı planlıyor.
  • Listenin beşinci sırasındaki yerini koruyan Fransa’nın karadaki rüzgar enerjisi yatırımlarında ilerleme olduğu, ancak yenilenebilir hedeflerinde geride kaldığı belirtildi.
  • Bir sıra gerileyerek listenin 10’uncu sırasında yer alan Japonya‘da güneş paneli ve karada rüzgar enerjisinin büyüme yolunda olduğu vurgulandı.
  • Bir sıra yükselerek Türkiye’nin hemen altına, 28’inci sıraya yerleşen Mısır‘ın rüzgar enerjisinde liderliği hedeflediği belirtildi.
  • Dört sıra düşerek 30’uncu sıraya gerileyen Arjantin‘in 2019’dan bu yana ilk yenilenebilir enerji kamu ihalesini şimdi yürütmekte olduğu vurgulandı.
‣ Rüzgar ve güneş enerjisi, kömür ve doğal gazdaki küresel artışı önledi: 40 milyar dolar tasarruf edildi

İklim krizi: Avrupa’da aşırı hava olayları 40 yılda 195 bin can aldı

Avrupa Çevre Ajansı (EEA) tarafından yayınlanan rapora göre, geçen kırk yıl içinde aşırı hava koşulları nedeniyle 196 bin insan yaşamını kaybetti.

Olağanüstü hava koşullarının neden olduğu maddi zararın değeri ise 560 milyar euroyu geçiyor. Açıklamada 560 milyar euroluk zararın sadece 170 milyarının sigortalandığı da kaydedildi.

EEA’nın raporunda, “1980-2021 yılları arasında yaşanan seller, fırtınalar, sıcak ve soğuk dalgaları, orman yangınları ve heyelanlar nedeniyle yaklaşık 195 bin insanın yaşamını yitirdiği” belirtildi.

‣ İklim krizi: 2022’de Türkiye’de aşırı hava olayları rekor kırdı
‣ İklim krizinin yol açtığı aşırı hava olayları, 2021’de milyonlarca kişiyi sefalete sürükledi

Ölümlerin yüzde 81’inin sebebi: Sıcak dalgaları

Deutsche Welle‘nin aktardığına göre veriler, sıcak dalgalarının ölümlerin yüzde 81’ine ve mali kayıpların ise yüzde 15’ine neden olduğunu gösteriyor.

EEA yetkililerinden Aleksandra Kazmierczak AFP’ye yaptığı açıklamada, “Daha fazla kayıp yaşanmasını önlemek için acilen aşırı hava olaylarıyla ön alıcı bir şekilde mücadele etmeye hazırlanmamız gerekiyor” diyerek, özellikle yaşlıların sıcak havalara karşı hassas olması sebebiyle, Avrupa’nın yaşlanmakta olan nüfusunu korumak için önlemler alması gerektiğine dikkat çekti.

Raporda ayrıca “Ulusal uyum politikaları ve sağlık stratejilerinin çoğu, sıcağın kalp-damar ve solunum sistemleri üzerindeki etkilerini kabul etmektedir. Ancak yarısından daha azı dehidrasyon veya sıcak çarpması gibi sıcağın doğrudan etkilerini kapsıyor” tespitleri yapıldı.

‣ İklim krizi: Okyanus yüzey sıcaklıklarının rekor kırmasıyla aşırı hava olaylarında artış bekleniyor
‣ Avrupa’da şiddetli hava olayları 40 yılda 142 bin kişinin ölümüne neden oldu

‘Tedbir alınmazsa ekonomik ve tarımsal kayıplar artacak’

2022 yazında tekrarlanan sıcak hava dalgalarının ardından Avrupa’da normalden daha fazla ölüm meydana gelmiş olsa da EEA’nın raporuna bu veriler dahil edilmedi.

EEA’nın değerlendirmesine göre gezegenin 1,5 santigrat derece ısınması halinde şu anda yılda dokuz milyar euro olan ekonomik kayıp yüzyılın sonunda yılda 25 milyar euroya yükselebilir.

Raporda aşırı hava koşullarını önlemek için gerekli tedbirlerin alınmaması halinde mahsul verimi ve tarım gelirlerinin de düşeceği belirtildi.

‣ Dünya aşırı hava olaylarına teslim: Aşırı soğuklar, rekor sıcaklar, dinmeyen fırtınalar
‣ TBMM: Aşırı hava olayları Türkiye’nin normali haline gelecek
İklim değişikliği dünya çapında aşırı hava olaylarını nasıl etkiliyor?

Bergama’da 10 bin ağaç kesilecek: Geçim kaynağı için endişelenen köylüler isyanda

Geçen yıl İzmir‘in Bergama ilçesinde yer alan İsmailli, Atçılar ve Seklik Mahalleleri mevkiinde hazırlanan Güneş Enerji Santrali (GES) projesi için tarlaları ve meraları ellerinden alınan köylüler, tüm itirazlarına rağmen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın projeye verdiği onaya tepki gösterdi.

Bakanlığın kararına itiraz dilekçesi veren köylüye Bergama Çevre Platformu’nun yanı sıra Bergama’nın önceki dönem Belediye Başkanı Mehmet Gönenç, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İlçe Başkanı Mehmet Ecevit Canbaz, meclis üyeleri ve kadın kolları ile birlikte destek verdi.

Ajans Bakırçay‘ın aktardığına göre, Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel, Bergama Adliyesi önünde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“10 bini aşkın aşılı menengiç ile 400 yıllık tarihi palamut ağaçlarının kesilmesi söz konusu. Bunların halka rağmen zorla halkın elinden alınmasını kabul etmiyoruz. Bir yıl önce çevre bakanlığı bu süreci başlattığında itirazlarımızı yapmıştık. Bir yıl sonra bakıyoruz ki değişen hiçbir şey olmamış. Çevre Bakanlığı, Bergama’nın en yoksul köylerdeki halkın, merada besledikleri üç beş hayvana, tarım yaptıkları alanlara ve birkaç yıldır ürün vermeye başlayan menengiç ağaçlarına göz dikmiştir.”

Fotoğraf: Ajans Bakırçay

‘Milletvekillerini göreve çağırıyoruz’

Engel, “Halkın olanın halka verilmesi gerekir, sermayeye değil. Bütünşehir yasası ile halkın elinden bir bir alınan bu yerlerin Bergama’da da sermayenin eline aktarılmanın yolları aranıyor. 34 yıllığına yöre köylülerinin elinden alınacak. Ve 34 yıl boyunca yöre köylüsü kaderine terkedilecek. Çevre bakanlığını bir kez daha uyarıyoruz. Dosyada artık son günlere gelindi. Bu yanlışı düzeltmek için bölge milletvekillerini hangi partiden olursa olsun göreve çağırıyoruz. Bölgedeki belediye başkanlarını göreve çağırıyoruz” dedi.

‘Köylüyü hiçe saymasınlar’

Atçılar mahalle Muhtarı Rasim Akdeniz ise, “Biz köylüler olarak GES’lere, RES’lere [Rüzgar Enerji Santali] itirazımız yok. Bunlar bir yerlerde yapılacak. Ama bizim burada tek geçim kaynağımız olan meralarımızın, menengiç ağaçlarının, Antep fıstıklarının elimizden alınmasına itiraz ediyoruz. 2004 yılında köylünün elinden tapulu alanları alındı. Tamamı ormana kaldı. Sadece köy civarında tapulu yerlerimiz vardı, onlarda GES için elimizden alınmak isteniyor. Yörede salma hayvancılık yapılıyor. Bizim köyde hayvancılık biter. Antep fıstıkçılığı biter. Biz buna itiraz ediyoruz. Bu köylüyü hiçe saymasınlar, bu yapılan yanlıştan biran önce geri dönsünler” dedi.

Fotoğraf: Ajans Bakırçay

‘Projeden memnun değiliz, istemiyoruz’

Maruflar Mahallesi Muhtarı Hüseyin Palaz da “Bu projeden memnun değiliz. Her şeyimizi alıyorlar. 30 palamut ağacını kesecek oldular. Orman dairesi kesimi onaylamış. Böyle bir şey yok. Bana getirdiler, itiraz ettim, imzalamadım. Belediye başkanı yardımcısı imzalamış, belediye başkanı imzalamış. Çok sıkıntımız var. Bütün köylü bu projeyi istemiyor” diye ekledi.

Köylü itiraz dilekçesi verdi

Dilekçeleri ile Bergama Kaymakamlığı’nda gelen köylülerin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilmek üzere verdikleri itiraz dilekçesinde şu satırlar yer aldı:

  • Köylerimizde en önemli geçim kaynaklarımızdan biri aşılanmış Antep fıstığıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Antep fıstığı aşılanan 10 bini aşkın menengiç ağacımızın proje sahasında kaldığından kesilecek olmasına itiraz ediyoruz.
  • Köylerimizde yerli ırk büyükbaş hayvanlarımızı salma usulü meralarımızda beslemekteyiz. Meralarımız proje sahasında kaldığından bu durum köylerimiz için büyük bir ekonomik yıkım olacaktır.
  • Proje sahasında kalan meramızda ata yadigârı 400-500 yıllık tarihi palamut ağaçlarımız var, bu ağaçlarımızın kesilecek olması vicdanen bizleri yaralıyor. Bu nedenle projeyi kabul etmiyor, itiraz ediyoruz.
  • Meramızda ki sayıları 300 aşkın yabani atlarımız başta olmak üzere yaban hayatımız da tehlike altındadır.
Fotoğraf: Ajans Bakırçay

Ne olmuştu?

İzmir Büyükşehir Belediyesi, geçim sıkıntısı çeken köylü için 2016 yılında Bergama’daki kıraç topraklarda yetişen ve hiçbir ekonomik değeri bulunmayan binlerce menengiç ağacını aşılama yöntemiyle Antep fıstığı ağacına dönüştürme projesini başlatmıştı. Aşıların tutmasıyla birkaç yılın ardından menegiçler, yılda 25 – 50 kilogram arasında meyve veren Antep fıstığı ağacına dönüşmüştü.

Aliağa’da bir firma ise geçen yıl, Bergama’nın İsmailli, Atçılar ve Seklik Mahalleleri mevkiinde Güneş Enerji Santrali (GES) için proje hazırlamıştı. Tarlaları ve meraları ellerinden alınarak 10 bin fıstık aşılı menengiç ile 400 yıllık tarihi palamut ağaçları kesilmek istenen köylüler ise durumu öğrenince soluğu Bergama Adliyesi’nde alarak itiraz dilekçesi vermişti.

Bir yıl sonra, köylünün tüm itirazlarına rağmen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İnceleme Değerlendirme Kurulu’ndan projeye olumlu görüş vermişti.