Ana Sayfa Blog Sayfa 4072

Avrupa Yeşilleri : Erdoğan ikna etmekten uzaktı

20 avrupa yeşilleri...Başbakan Erdoğan Avrupa Parlamentosu’nda grup başkanlarıyla görüştü.

AB-Türkiye Karma Parlamenterler Komitesi Eş-Başkanı Avrupa Yeşillerinden Helene Flautre bu görüşmelerle ilgili kendi grubunun görüşünü yansıtan şu açıklamayı yaptı.

 “Başbakan Erdoğan Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin eleştirilerini dinlemeye istekli görünüyordu. Toplantıda hazır bulunan milletvekilleri ile ciddi görüş alışverişinde bulunup ülkesinin AB’ye olan bağlılığını tekrarladı. Ancak, polis ve yargıdaki ciddi dönüşümlere ilişkin spesifik sorulara verdiği yanıtlar milletvekillerini ikna etmekten uzaktı. Yolsuzluk operasyonlarını, Gezi Parkı olayları sonrasında da kullanmış olduğu argüman olan ülkeyi istikrarsızlaştırmak isteyen dış güçlerin bir faaliyeti olarak görüyor ve yargıdaki yeniden yapılanmayı milli iradenin bir gereği olarak savunuyor.

Hükümetin HSYK’yı yürütmeye bağlayacak planı açıkça kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlılıkla çelişmektedir. Erdoğan’ın ziyaretinden sonra AB, Türkiye’de süregiden reformlara ilişkin sağlam durmalı, hukukun üstünlüğü ve Avrupa ilkelerini savunmalıdır.

Başbakanın yargının bağımsızlığı ve Avrupa standartlarını sağlama konusundaki yükümlülüğünün TBMM’deki tartışmalara bir temel teşkil etmesini umuyoruz.”

(Yeşil Gazete)

 

 

Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Demokrasi Sempozyumu 23 – 24 Ocak’ta

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası, 2014 yerel seçimleri öncesi dünya, Türkiye ve mimarlık mesleğinin geleceğine ilişkin endişeleri, politika ve önerilerini yerel yönetimlere talip olanlara ve kamuoyuna iletmek üzere Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Demokrasi Sempozyumu’nu düzenliyor. Sempozyum 23-24 Ocak’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde.

tmmob mim sempozyum

Sempozyuma, ülke ve kent demokrasisinin geleceği için kent, mimarlık, çevre, kültür, sanat ve demokrasi politikalarına kafa yoran Aziz Konukman, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Çiğdem Çidamlı, Gülsün Tanyeli, Şebnem Dönmez, Boysan Yakar, Doğan Hasol, Haluk Gerçek, Ruşen Keleş, İlhan Tekeli, Tarık Şengül, Cengiz Bektaş, Behiç Ak, Dr. Hüseyin Demirdizen gibi bilim, sanat ve meslek insanları katılacak.
Mimarlar Odası 1980 sonrası neoliberalleşme dönemini değerlendirirken “bu dönüşümün kentsel mekana etkisi, kentlerin insanın değil sermayenin mekanı hale gelmesi oldu. Kentleri yönetenler, kenti bir bütün olarak göremeyen, rantın ve sermayenin ihtiyaçlarının maksimize edildiği mekânlar olarak görüyor. Bu süreçte, işlev alanları daraltılan, bağımsız idari otoriteler oluşturularak kuralsızlaştırılan, bütüncül planlama işlevi kalmayan, hizmet alanları özelleştirilen, yabancılaştırılan ve piyasa mekanizmasına terk edilen yönetimler, kamusal-toplumsal işlevini de giderek yitirmeye başladı. Bu süreç, devletin sosyal niteliğinin çöküşünü hızlandırdı, kent yoksulluğunun artmasına neden oldu ve bugün yerel yönetimler eliyle seçim rüşveti olarak dağıtılan yardımların ne yazık ki kabul görmesini sağladı. Bu süreçle bağlantılı olarak toplumsal-kültürel yaşam değerlerimiz, mekânlarımız ve alışkanlıklarımız da hızla değişiyor ve yabancılaşıyor” diyor.
Mimarlar Odası, yerel seçim sürecinin, mevcut yönetim algılayışının değişmesine yönelik bir olanak yarattığına inanarak bu seçim sürecinin demokratik esaslar içinde yaşamsal sorunların gündeme taşındığı bir platform olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor ve bu sempozyum ile;
  • Yerel yönetimlerin ve toplumun günümüzdeki kentsel sorunlar ile baş edebilmesini olanaklı kılacak bir dizi ortak ilke ve kavram oluşturmalarına katkıda bulunmak,
  • Kentlerin toplumla birlikte yönetiminde sergilenmesi gereken yaklaşımların ana hatlarına ilişkin ipuçları vermek,
  • Yaşanılır, demokratik, katılımcı bir kentsel yaşam biçiminin çerçevesini çizmeye yönelik farkındalık yaratmayı
hedefliyor. 
Sempozyum programı:
23 OCAK 2014 – PERŞEMBE
09.00 – 10.00 : KAYIT
10.00 – 11.00 : AÇILIŞ KONUŞMALARI 
Prof. Dr. Deniz İncedayı
MMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyük kent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı
Eyüp Muhcu
TMMOB Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı
Mehmet Soğancı
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı
11.00 – 11.15 : ARA
11.15 – 13.00 : 1. OTURUM: KENTLEŞME ve YEREL YÖNETİM POLİTİKALARI
Oturum Yöneticisi: Prof Dr. Aziz Konukman
Cengiz Bektaş
Prof. Dr. İlhan Tekeli
Doç. Dr. Tarık Şengül
Mustafa Sönmez
13.00 – 13.30 : ÖĞLE YEMEĞİ
13.30 – 15.15 : 2. OTURUM: KENTSEL DÖNÜŞÜM
Oturum Yöneticisi: Prof. Dr. Ali Cengizkan
Doç Dr. Asuman Türkün
Mücella Yapıcı
Özlem Güvemli
Yaşar Adanalı
15.15 – 15.30 : ARA
15.30 – 17.00 : 3. OTURUM: KENTSEL HİZMETLER ve PLANLAMA POLİTİKALARI
Oturum Yöneticisi: Cemal Gökçe
Prof. Dr. Haluk Gerçek
Dr. Ali Tolga Özden
Y. Şehir Plancısı Feridun Duyguluer
24 OCAK 2014 – CUMA
09.00 – 10.45 : 4. OTURUM: KENT VE YAŞAM HAKKI 
Oturum Yöneticisi: Yrd. Doç. Dr. Zafer Akdemir
Boysan Yakar
Cihan Uzunçarşılı Baysal
Çiğdem Çidamlı
Dr. Hüseyin Demirdizen
10.45 – 11.00 : ARA
11.00 – 12.45 : 5. OTURUM: DOĞAL ÇEVRE, KÜLTÜREL MİRAS ve KENTSEL KİMLİK 
Oturum Yöneticisi: Doç. Dr. Gülsün Tanyeli
Prof. Dr. İclal Dinçer
Doç. Dr. Zeynep Eres
Doç. Dr. Ahmet Yaraş
Ahmet Atalık
12.45 – 13.15 : ÖĞLE YEMEĞİ
13.15 – 14.45 : 6. OTURUM: KENT, KÜLTÜR, DEMOKRASİ
Oturum Yöneticisi: Dr.Y. Mimar Doğan Hasol
Behiç Ak
İsmail Erten
Şebnem Sönmez
14.45 – 15.00 : ARA
15.00 – 17.00 : FORUM VE DEĞERLENDİRME
Forum Yöneticisi: Prof. Dr. Ruşen Keleş

Yönetmen Michel Gondry İstanbul’a geliyor

Ayakları her daim yerin birkaç santim üstünde gezinen yönetmen Michel Gondry, “13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali” vesilesiyle İstanbul’a geliyor. Hem de koltuğunun altında Noam Chomsky hakkında yaptığı animasyon belgeselle.

michel

“Uzun adam mutlu mu?”

“Eternal Sunshine of the Spotless Mind”, “Science of Sleep”, “Be Kind Rewind” ve “L’ecume des Jours” filmlerinin unutulmaz yönetmeni Michel Gondry, Noam Chomsky hakkındaki son filmi “Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet” filminin Türkiye galasına katılacak.

Björk, Massive Attack, Rolling Stones, Radiohead gibi müzisyenlerin şarkılarına çektiği video kliplerle adını duyuran Gondry, 2001’de ilk sinema filmi olan Human Nature/İçgüdü’yü yönetmişti. Bir önceki filminde olduğu gibi Charlie Kaufmann imzalı senaryosuyla çektiği ikinci uzunu “Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan”la 2000’ler sinemasına adını yazdırdı. Yönetmenin vizyona giren son filmi Boris Vian’ın “Günlerin Köpüğü/L’écume des jours” uyarlamasıydı.                    IsTheManWhoIsTallHappy (1)

“!f İstanbul”un “Digiturk Galaları” bölümünde gösterilecek yeni belgeselinde Gondry, Dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar Noam Chomsky’nin hayatıyla ilgili sohbetlerini animasyon şeklinde sunuyor.

13-23 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek “İf İstanbul”un programı bu haftasonu açıklanacak.

(Yeşil Gazete)

Mersin’den İnteraktivist geçti

29 İnteraktivistSivil Toplum Kuruluşları (STK) ve aktivizm ile ilgilenenleri internet aktivizmi, hak haberciliği, sosyal medyanın etkin kullanımı gibi konularda geliştirmek için Türkiye’nin yedi ayrı bölgesinde eğitimlerine devam eden ve Yeşil Düşünce Derneği tarafından düzenlenen İnteraktivist atölyeleri Mersin’de 18, 19, 20 ve 21 Ocak tarihleri arasında gerçekleşti.
Atllyelerin 2. gününde Türkiye Uluslararası Af Örgütü Medya İletişim koordinatörü Pınar İlkiz hak haberciliği ve barış gazeteciliği sunumu sırasında katılımcıların hazırladığı gazeteleri inceliyor
Atölyelerin 2. gününde Türkiye Uluslararası Af Örgütü Medya İletişim koordinatörü Pınar İlkiz hak haberciliği ve barış gazeteciliği sunumu sırasında katılımcıların hazırladığı gazeteleri inceliyor

4 gün süren İnteraktivist‘in kolaylaştırıcıları Yeşil Gazete editörü Durukan Dudu, Türkiye Ulusararası Af Örgütü Medya İletişim koordinatörü Pınar İlkiz ve T24 haber portalından Fatih Pınar olurken atölyelere Mersin Yedirenk LGBT derneği, Nevşehir Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği, Adana Atlas Engellliler Gençlik ve Spor Kulubü, Mersin Ka-Der, Gaziantep Zeugmadi LGBT oluşumu, Dersim LGBT oluşumu, Malatya LGBT oluşumu, Mersin SDP, Dersim ESP Sosyalist Kadın Meclisleri ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin Mersin/Adana/Gaziantep üyeleri katıldı.

Yeşil Gazete editörü Durukan Dudu atölyenin ilk günü sabahı "tanışma oyunu" sırasında
Yeşil Gazete editörü Durukan Dudu atölyenin ilk günü sabahı “tanışma oyunu” sırasında

Atölyelerin ilk iki gününde katılımcılar alternatif medya, basın bülteni hazırlama, haber yazımı, hak haberciliği, barış gazeteciliği konularında eğitim aldı, son iki gün ise video eylem, kurgu teknikleri, fotoğraf makinası ve kamera tanıtımları gibi daha spesifik konularda bilgi akışı sağlandı.

T24 haber portalına video haberler hazırlayan foto journalist Fatih Pınar atölyenin son iki gününde video haber hazırlama teknikleri hakkında bilgi verdi
T24 haber portalına video haberler hazırlayan foto journalist Fatih Pınar atölyenin son iki gününde video haber hazırlama teknikleri hakkında bilgi verdi

İnteraktivist’in Diyarbakır, Trabzon, Bursa’dan sonraki durağı durumundaki Mersin’den sonra atölyeler İzmir, Kayseri  ve Ağrı’da devam edecek. İzmir, Kayseri ve Ağrı atölyelerine katılmak isteyenler için Yeşil Düşünce Derneği’nin web adresini de paylaşalım : yesildusunce.org/

 

Fotoğraflar: Neslihan Yürük, Zeynep Yıldırım

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Suriye krizinde taraflar masada: Cenevre 2 başladı

Suriye’de üç yıldır devam eden iç savaşa dair, tarafların da katıldığı ilk çözüm toplantısı olan 2. Cenevre Konferansı bugün Montreux’de başladı. Genel kanı konferansın sonuçtan  ziyade başlangıç olduğu yönünde.

cenevre-1

Üç gün sürecek konferans, yarından itibaren Cenevre’de devam edecek. BBC muhabiri Lyse Doucet, Suriye hükümeti ile isyancılar arasındaki asıl pazarlıklara – şayet barış süreci Montreux’de ilk gününde çökmezse – Cuma günü Cenevre’de başlanacağını söyledi.

İsviçre saatiyle 09.00’da başlayan konferans, İsviçre Konfederasyonu Başkanı ve Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter‘in konuşmasıyla başladı. Ardından BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon da konferansa hitap etti. 12.00 itibariyle Cenevre-2 sürecini başlatan ülkeler sıfatıyla Rusya Dışişleri bakanı Sergey Lavrov, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, ardından da Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ve “Suriye Ulusal Koalisyonu” adlı muhalif grubun lideri Ahmet Carba konuşmalarını yaptı.

 Lavrov: “çözüm silah değil diyalog”

Esad rejiminin müttefiklerinden olan Lavrov “Suriye’de çözümün silah değil diyalog üzerinden sağlanabileceğini” belirterek “Yabancı aktörlerin Suriye’deki krize dahil olması doğru değil” dedi.

 Kerry: “Esad geçiş yönetiminde yer alamaz”

Ardından söz alan Kerry, “Suriye rejiminin barışçıl gösterilere gittikçe artan bir şiddetle karşılık verdiğini” savunarak “Beşar Esad’ın Suriye’deki geçiş yönetiminde yer alamaz. Suriye’nin geleceğinde şiddetin faillerine ve radikallere yer yok.” açıklamasını yaptı.

Muallim: “Kimse devlet başkanına dokunamaz”

Suriye Dışişleri bakanı Muallim ise “Suriye bağımsız bir ülkedir, varlığını korumak için her şeyi yapacaktır.” mesajı verdi. “Suriye yönetiminin üzerine düşen her şeyi yaptığını, talepleri yerine getirdiğini” iddia eden Muallim, Esad’in Suriye’nin geleceğindeki rolünün tartışılmayacağını belirterek, “Kimse devlet başkanına dokunamaz” ifadelerini kullandı. Konuşmasını uzatması üzerine Ban-Ki Moon’un uyardığı Muallim, “Üç yıldır yaşadıklarımızdan sonra burada daha fazla konuşmak benim hakkım.” diyerek rejime verdiği destekten dolayı Rusya’ya teşekkür etti.

cenevre-ahmed carba

Carba: “Kendimizi korumak için silaha mecbur kaldık”

Ardından söz alan Suriyeli muhalif lider Ahmet Carba, “Suriye halkının Esad’in tahtını koruma ihtiyacının kurbanı olduğunu” savunarak “Silah kullanmak bizim tercihimiz değildi, kendimizi korumak için mecbur kaldık” dedi, “10 bin çocuğun ölümünden sorumlu” olduğunu söylediği Esad ‘in görevden alınması yargılanması gerektiğini belirtti.

Geçici hükümet ilk hedef

Suriyeli heyetlerden sonra ise diğer ülke ve kuruluş temsilcileri konuşmalarını yapmaya başlayacak. Şam rejimi ve Suriye muhalefetinin ilk kez aynı masada buluşacağı konferansa aralarında ABD, Rusya ve Katar’ın da bulunduğu 30’dan fazla ülke katılıyor. İran ise BM’nin davetini geri çekmesi üzerine konferansta yer almıyor. Konferansta Türkiye’yi ise Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil ediyor.

İkinci Cenevre görüşmeleri, Suriye’de rejimin ve muhalefetin üzerinde anlaştığı bir geçici hükümet kurmayı hedefliyor.BBC’nin İsviçre muhabiri Bridget Kendall, uluslararası delegelerin Cenevre 2 görüşmelerinden açık ve net bir çözüm çıkması umuduna mesefeli durduklarını, Montreux ve Cenevre’deki görüşmelerin bir sürecin ilk adımları olarak görülmesini yeğledilerini ifade etti.

“Sonuç değil başlangıç”

Bugün Guardian’da yayınlanan “Cenevre 2 Hakkında Bilmeniz Gereken dört şey” başlıklı yazısında “Council for Arab-British Understanding” (Arap- İngiliz Anlayış Koalisyonu) direktörü Chris Doyle, beklentilerin çok düşük olduğunu, en iyimser diplomatın bile Cenevre’den bir çatışma çözümü beklemedikerini yazıyor. ABD Dışişleri bakanı John Kerry’nin “konferansın sonuç değil başlangıç olacağı” lafını hatırlatan Doyle, konferansın olumlu yanlarından birinin ABD ve Rusya’nın birlikte çalışması olduğunu belirtiyor.

cenevre-aleppo“Suriyelilerin tek isteği savaşın bitmesi”

Suriye halkının çoğunluğunun temsil edilmediğini savunan yazısında Doyle, konferansa katılan rejim ve muhalif tarafın askeri çözümü tek şeçenek olarak gördüklerini, çoğu Suriyerlinin ise tek isteğinin savaşın bitmesi olduğunu belirtiyor.

“Rejimin seçilmiş bir meşruiyeti yok ve kendi halkına karşı insalık suçu işledi. Muhalefetin de meşruiyet sorunları var. Suriye Ulusal Koalisyonu’nu Suriye halkının tek temsilcisi olarak takdis eden halk değil, uluslararası aktörlerdi”.

“Katılmayan Suriye tarafları, katılanlardan daha etkin”

Doyle, ayrıca konferansa katılmayan Suriye taraflarının, katılanlardan daha önemli role sahip olabileceğini ekleyerek; çoğu muhalif grubun “hainlik” olarak nitelendirdiği Cenevre görüşmelerine katılmadığını, konferansta bulunan rejim diplomatlarının da Şam’dan bağımsız karar verme yetilerinin olmadığını hatırlatıyor.

Doyle, son olarak coğrafyaya daha geniş bir açıyla bakarak Suudi Arabistan-İran arasındaki soğuk savaş sona ermediği sürece Suriye’deki çatışmanın bitmesinin zor olduğunu belirtiyor. Suudi tarafın muhalifleri, İran’ın rejimi askeri açıdan desteklediği bölgede, askeri çözümün tek alternatif gibi gösterilmesinin tehlikesine dikkat çekiyor.

2. Cenevre Konferansı’nda cuma günü Suriye hükümeti ile muhalefet arasındaki asıl pazarlıklara geçilmesi planlanıyor.

(Al Jazeera Turk, Bianet, BBC Türkçe, Guardian, Yeşil Gazete)

Atlas Okyanusu’ndan Türkiye’deki kuraklık: Atmosferde olanlar (1) – Hülya Çeşmeci

Kuraklık ile ilgili yine düşündürücü rakam ve analizleri konuştuğumuz, yağmur duasına çıkan çiftçileri okuduğumuz şu günlerde hikayenin aslının buradan çok uzaklarda başladığını öğreniyoruz. Hülya Çeşmeci, merak edenler için sadeleştirilmiş 2012-2014 kuraklığını yazdı. İlk olarak yeryuzuylediyaloglar.wordpress.com ‘da yayınlayan yazıyı iki bölüm halinde sizlerle paylaşıyoruz. 

 

Malum memleketçe kurak dönemlerden geçiyoruz. Herkesin kafası karışık neler oluyor diye merak edenler için sadeleştirilmiş 2012-2014 kuraklığı buyurunuz.Hülya Çeşmeci

“Kuraklık yurdun büyük kısmını etkisi altına aldı”, “Nehirler kurudu mahsul tehlikede”, “İstanbul’un 15 günlük suyu kaldı”, “Kuraklık resmileşti” yakın dönem kuraklık haberlerine biraz göz attıysanız başlıklar size tanıdık gelecek. Oysa başlıklar 1950 ile 2007 yılları gazete arşivlerinden. 1950-1951, 1973-74, 1988-89, 1994-96 ve 2000-01, 2006-2008 yılları da Türkiye tarihine aşırı kurak dönemler olarak düştü. 2012’de başlayan ve 2014’te devam eden kuraklığın geçmişle önemli bir ortak yanı var hem de kilometrelerce öteden Atlas Okyanus’undan.

Peki, Atlas Okyanusu’nun Türkiye kuraklığa etkisi ne?

Kutuplarla ekvator arasında bir orta enlem ülkesi olan Türkiye bu özel konumu ile küresel atmosfer dolaşımından yıl boyunca farklı basınç ve salınım sistemlerinin etkisi altına girerek etkilenir. Türkiye çevresi için yapılan bilimsel çalışmalar Türkiye için kurak koşullara işaret eden basınç desenlerini antisiklonlar (yüksek basınç), nemli dönemleri ise siklonlar (alçak basınç) ile ilişkilendirir.[1]

Tüm bu sistemler Türkiye’ nin iklimini belirlerken aynı zamanda ekosistemlerden, günlük yaşantımıza kadar yaşamın her alanını şekillendirir.

Son dönemlerde, “Nerede bu yağmur, kar?”, “Ocak ayı ortasında bu güneş de neyin nesi?” serzenişleriyle kulaklıklarını çınlattığımız hava durumlarının nedeni Atlas Okyanusu üzerine yerleşen iki basınç sisteminin yani Kuzey Atlantik Salınımı’nın (North Atlantic Ossilacition, NAO) ta kendisi.

Kuzey Atlantik Salınım Sistemi

Malum ortaokuldan beri öğrendiğimiz temel bilgilerden biri güneş ışınlarının ekvatora dik, kutuplara eğik açıyla geldiğidir. Bu durum dünya üzerindeki ısı enerjisinin eşit dağılmamasına neden olur ve kutup bölgelerini daimi yüksek basınç alanlarına (soğuk hava büzüşür ve ağırlaşır), Ekvator ve çevresini de daimi alçak basınç alanları haline getirir (ısınan hava yükselir ve hafifler). Bu ikisine tepki olarak, ekvatorun (tropikler) alt enlemlerinde ve aşağı kutup enlemlerinde (yani kuzey yarımkürede sırasıyla Azor Adaları ve İzlanda civarında) birer yarı-kalıcı basınç alanı oluşur. Genelde, Azor civarında bir yüksek basınç, İzlanda civarında ise bir alçak basınç vardır.

Bu iki basınç alanının kuvvetlenmesi (pozitif) ya da zayıflaması (negatif) periyodik olarak gözlemlenir ve Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) olarak isimlendirir. Hesaplanan bir indisle de hareketleri takip edilir, buna ise NAO indisi adı verilir. NAO indisi İzlanda ve Azor bölgeleri arasındaki basınç farkının normalize edilmiş halidir. Yani İzlanda ve Azor’daki basınç değerleri uzun yıllar ortalamasına yakınsa, ikisinin arasındaki basınç farkı da uzun yıllar ortalamasına yakın olacaktır. Bu durumda NAO indeksi sıfır civarında olur. Eğer iki basınç alanı da normalden güçlüyse, yani İzlanda alçak basınçı daha alçak, Azor yüksek basınçı da daha yüksekse, NAO indeksi pozitif olur. Tam tersi durumda, mesela İzlanda’nın yerinde yeller esiyorsa, İzlanda gitmiş de yerine bir yüksek basınç gelmişse, Azor adalarının orada da siklonlar (alçak basınçlar) cirit atıyorsa, indeks negatiftir.[2]

Şimdi buraya bir kutu açalım ve Türkiye’nin yağışlılığı hakkında küçük bir not düşelim. Türkiye bir orta enlem ülkesi olduğu için doğası gereği kutuplardan güneye doğru ilerlemek isteyen soğuk hava ile güneyden kuzeye gitmek isteyen sıcak havanın karşılaşma zonunda yer alır. Bu zona polar cephe denir ve iki farklı hava kütlesinin karşılaşmanı alanıdır. Bu zon daimidir ve Türkiye için Akdeniz üzerinden gelen  nemli hava demektir.

NAO’nun negatif olduğu dönemlerde polar cephe Türkiye üzerine kadar iner ve Türkiye ve çevresinde yağışlar artış eğilimi gösterir, NAO’nun pozitif dönemlerinde kuzeydeki İzlanda alçak basıncının merkez basınç değeri uzun süreli ortalamaya göre daha yüksek olur ve polar cephe kuzeye kayar ve Türkiye üzerine yerleşen yüksek basınç nedeniyle Türkiye normalden kurak bir döneme girer.

Görmeden aklımda kalmıyor görselleştir diyenler için manzara şöyle (Şekil 1)

Şekil 1: Kuzey Atlantik Salınımı’nın pozitif ve negatif dönemleri
Şekil 1: Kuzey Atlantik Salınımı’nın pozitif ve negatif dönemleri[3]
İşte bize en son yağışı ne zaman gördüğümüzü unutturan olay tam da bu. 2013’ün neredeyse yarısından itibaren Kuzey Yarımküre NOA’nun pozitif etkisinin altına girdi (Şekil 2).

Şekil 2: 2000’den günümüze Kuzey Atlantik Salınım Endeksi (pozitif dönemler kırmızı, negatif dönemler mavi)
Şekil 2: 2000’den günümüze Kuzey Atlantik Salınım Endeksi (pozitif dönemler kırmızı, negatif dönemler mavi)[4]
Yani uzun zamandır Türkiye ve çevresine yağış getirmesi beklenen orta enlem ve Akdeniz cephesel siklonları Türkiye’nin çok kuzeyinde. Bu nedenle beklediğimiz yağışlar bir türlü gelmiyor.

Yarın 2. Bölüm: Türkiye’de kuraklığın etkileri ve iklim değişikliğinin kuraklığa etkisi

Kaynaklar

[1] http://www.mgm.gov.tr/FILES/iklim/mug_yagis_tr.pdf

[2] http://havadelisi.com/2011/01/05/ao-ve-nao-nedir-ne-degildir/

[3] [1] http://www.nc-climate.ncsu.edu/edu/k12/.NAO

[4] http://www1.ncdc.noaa.gov/pub/data/cmb/teleconnections/nao-5-pg.gif

 

Hülya Çeşmeci

Bu yazının tamamı ilk olarak yeryuzuylediyaloglar.wordpress.com da yayınlanmıştır.

Ukrayna’da göstericilere müdahale: 3 ölü

_72437097_72437096Başkent Kiev’de polis, gösteri yasağına direnenlerin barikatlarını dağıttı. Üç gösterici vurularak öldürüldü.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de gösterileri yasaklayan yasayı protesto edenlere polis sabah saatlerinde müdahale etti. Müdahale sırasında üç kişi ölürken, çok sayıda kişi de yaralandı. Ancak Kiev’de binlerce kişi hala sokaklarda. Polisle göstericiler arasındaki çatışmalar sürüyor.

Ölenlerden biri, ülkenin güneyindeki Dnipropetrovsk kentinden 20 yaşındaki Sergey Nigoyan.

Ukrayna Başbakanı Mykola Azarov, salı akşamı polisin göstericilere müdahale edeceğinin sinyalini vermişti. Başbakan polis müdahalesinden sonra da, ‘teröristlerin faaliyetleri cezalandırıldı” açıklaması yaptı.

Pazartesi akşamı halka seslenen Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç ise “Barışçıl eylemler, ayaklanmalar ve kundaklama eşliğinde kitlesel huzursuzluğa dönüştüğü zaman, böyle olaylar sadece Kiev için değil, bütün Ukrayna için bir tehdit haline gelir.” demişti.

Gösteri yasağına tepki dinmiyor

Ukraynalı muhalif göstericiler, Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in Avrupa Birliği (AB) ile planlanan ticaret anlaşmasını terk ederek Rusya ile yakınlaşmasını protesto ediyordu. Ancak gösterileri yasaklayan kanunun kabul edilmesiyle protestoların şiddeti artmıştı.

Pazar günkü çatışmalarda en az 200 kişi yaralandı.

Yetkililer, polisin kendini savunmak için silah kullanma hakkına sahip olduğunun altını çiziyor.

Ülkede protesto gösterilerini durdurmayı amaçlayan yasalar perşembe günü iktidar partisinin milletvekillerinin desteğiyle kabul edilmişti. Muhalefet iktidar partisini darbe yapmakla suçluyor.

ABD ve AB yeni yasadan derin kaygı duyduklarını belirten açıklamalar yaptı.

Hem muhalefet hem de Batılı ülkeler kanunun geri çekilmesini ya da yeniden düzenlenmesini istiyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Ukrayna’da herhangi bir bölünmeyi engellemek için elinden geleni yaptığını söyledi ve krizin son bulması için tarafları diyalog başlatmaya çağırdı. Lavrov Avrupa’dan da Ukrayna’nın içişlerine müdahale etmemesini istedi.

(Al Jazeera)

Toprak evriliyor: İklim değişikliğinin “kara kutusu”…

Yapılan bir araştırmaya göre, toprakta bulunan mikroplar ısınan iklime göre DNA’larını hızla değiştirerek adapte oluyor.

Georgia Üniversitesi Teknoloji Enstitüsü’nde bulunan Carlton S. Wilder Çevre Mühendisliği Kürsüsü’nden araştırmacıların, 10 yıl süren çalışmaları sonunda ortaya çıkan bulgular “toprak hakkında hiç bir şey bilmediğimizi” kanıtlar nitelikte.

Georgian Üniversitesi'nden yardımcı profesör Kostas Konstantinidis (solda) ve eski doktora öğrencisi ve araştırmanın baş yazarı Chengwei Luo, topraktaki E. coli hücrelerini inceliyor. Foto: Gary Meek)
Georgian Üniversitesi’nden yardımcı profesör Kostas Konstantinidis (solda) ve eski doktora öğrencisi ve araştırmanın baş yazarı Chengwei Luo, topraktaki E. coli hücrelerini inceliyor. Foto: Gary Meek)

Araştırmanın amacı, toprakta bulunan bakteri ve mikropların iklim değişikliğine nasıl tepki vereceğini anlamak olarak belirlenmiş. 1 çay kaşığı toprakta 4.000’in üzerinde türden milyarlarca mikrop ve bakteri bulunuyor, ve bunların yalnızca %0.1’ini laboratuarda kontrol altında tutmak ve yaşatmak mümkün.

Bu nedenle araştırma, ABD’nin Oklahoma Eyaleti’ndeki Kessler Çiftliği Saha Tesisi’nde kurulan özel “Konstantinidis Laboratuar”unda gerçekleştirilmiş. 20 yıldır tarım yapılmayan bölgede, biri yeraltı radyatörleriyle 10 yıl boyunca ısıtılan, diğeri ise kontrol grubu olarak ısıtılmadan bırakılan iki alan çizilmiş.

Araştırmacılar, bitkilerin büyüme hızı ve oranyla toprağa gömdükleri ve bıraktıkları organik karbon miktarını ölçümlemişler. Isıtılan bölgede bitki büyümesi ve haliyle toprağa depolanan karbon miktarında artış gözlemlenmiş.

Tam da  bu noktada, araştırmanın esas önemli sonucuyla karşılaşılmış: Daha fazla organik karbon bulunan toprak parçasındaki mikroplar, DNA’larını değiştirerek daha fazla organik karbonu tüketebilecek hale gelmişler.

 

“Topraktaki yaşam hakkında hiç bir şey bilmiyoruz”

Araştırmacılardan Kostas Konstantinidis “Daha fazla karbon bulunan alandaki mikropların DNA’larında solunumla ilgili genetik kod sayısında da artış gözlemledik” diyor. Solunum kapasitesi artan bakteriler, toprakta bulunan “fazla” karbonu da yakarak karbondioksit (CO2) haline getirmiş.

Araştırma için, bir alan yeraltı radyatörleri aracılığıyla 2 derece ısıtıldı. Foto: Mengting Yuan, Oklahoma Üniversitesi)

“Sonuç olarak, iki toprak parçası arasında organik karbon miktarı olarak bir fark kalmamıştı. Mikroplar, fazla karbonu işleyecek şekilde evrildiler” diyor Konstantinidis.

Öte yandan araştırma, dünyanın en bilinmeyen ekosistemi olan toprak ekosistemini anlamak için çok küçük bir adım olarak nitelendiriliyor. “Topraktaki mikropların ne yaptığını, nasıl yaptığını ve çevresel değişikliklere ne tepkiler verdiğini gerçekten bilmiyoruz” diyen Konstantinidis, bu durumun sağlıklı iklim değişikliği projeksiyonları oluşturmayı da engellediğini savunuyor.

Yerkürede okyanuslardan sonra en fazla karbon bulunan yerin toprağın altı olduğu düşünüldüğünde, Konstantinidis’in söyledikleri daha da anlamlı: “Hakkında hiç bir şey bilmediğimiz toprak ekosisteminin ısınan yerküreye nasıl bir tepki vereceğini de bilemiyoruz. Bu yaptığımız araştırmanın sonuçları da sadece bir başlangıç, benzer çalışmaları Sibirya Tundraları gibi daha soğuk ama organik karbon açısından daha zengin bölgelerde de tekrarlamak gerekecek”

Toprak ekosistemi, hem ekosistem bilimlerinin hem de iklim değişikliği çalışmalarının “kara kutusu” olarak tanımlanıyor. Çok zengin bir mikrobiyal canlılığa sahip olmalarının yanısıra laboratuar ortamında kopyalanamayan özellikleri nedeniyle insanlığın toprak hakkındaki bilgisi yok denecek kadar az.

(GTResearchNews, Yeşil Gazete)

Devlet Hopa’yı savundu: Az bile yapmışız!

202826-artvinolay8Metin Lokumcu’nun hayatını yitirdiği Hopa Olayları’yla ilgili müfettiş raporunda olaylarda 22 eylemciye karşılık 17 polisin yaralandığı belirtilerek polisin orantısız değil, ‘yetersiz’ güç kullandığı savunuldu.

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre; Hopa’da, emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüyle biten Hopa Olayları’na ilişkin müfettiş raporunda, “Çevik Kuvvet’ten gaz kullanan ve kim olduğu tespit edilemeyen bazı personelin münferit hataları dışında bilinçsiz gaz kullanılmadığı” savunuldu.

Raporda ayrıca, ilçede 22 kişinin hastaneye başvurduğu, buna karşılık 17 polisin yaralandığı belirtilerek, “Polisin orantısız güç ve zor kullanma yetkisini kötüye kullanmadığı, aksine yetersiz güç kullanmış olabileceğinin değerlendirildiği” ifade edildi.

İçişleri Bakanlığı müfettişinin polis ve jandarma yetkilileri hakkında “Soruşturma izni verilmesin” yönündeki raporu, geçen yıl ocak ayında idare mahkemesi tarafından bozuldu. Buna karşın Hopa Savcılığı şüpheliler hakında, aradan geçen bir yıla rağmen, hâlâ dava açmadı.

Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı, yapılan şikâyetler üzerine ‘zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, orantısız güç ve bilinçsiz gaz kullanma’ iddialarına ilişkin, Artvin ve Hopa emniyet ve jandarma yetkililerinin de bulunduğu 59 görevli hakkında soruşturma açılması için Artvin Valiliği’ne başvurdu. Valilik de 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun gereğince İçişleri Bakanlığı’ndan müfettiş atanmasını istedi. İlk müfettiş, işlem yapılmasına gerek olmadığı yönünde görüş belirtti. Trabzon Bölge İdare Mahkemesi, kararı kaldırdı ve 4483 Sayılı Yasa’nın 6. Maddesi’ne göre soruşturma izni verilip verilmediğinin belirtilmesini istedi.

Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı, Mülkiye Müfettişi Abdulkadir Güven’den ikinci bir Ön Araştırma Raporu hazırlamasını istedi.

Münferit personel gaz sıkmış
Güven’in 26 Eylül 2012 tarihli raporunda; Hopa’da 22 vatandaşın hastaneye başvurduğu ve yalnızca ikisinin yatılı tedavi gördüğü, 17 polisin yaralandığını belirtilerek, “AİHM’nin kolluk ve kalabalıklar arasında gerçekleşen basit fiziksel müdahaleler sonucu oluşan yara ve bereleri kötü muamele olarak saymadığı” savunuldu. Hopalıların şiddete başvurduğu ve barışçıl olmadığı iddia edilirken, polisin zor kullanma sınırları içerisinde kaldığı ileri sürüldü. Göstericilerin polise karşı taş, sopa ve cam şişe attığı belirtilerek, “müdahalede orantılılık ve ölçülülük prensiplerinin ihlal edilmiş olduğunun söylenemeyeceği” iddia edildi.

Biber gazı kullanmadan önce vatandaşların uyarıldığı, 45 gaz fişeği, 20 de gaz el bombası atıldığı belirtilirken, “Çevik Kuvvet’ten gaz kullanan ve kim olduğu tespit edilemeyen bazı personelin münferit hataları dışında bilinçsiz gaz kullanılmadığı” savunuldu. Hopa olaylarıyla ilgili görüntüleri izleyen üç emniyet müdürünün verdiği görüşe göre de “Eylemcilere müdahale eden kolluğun mevzuata göre hareket ettiği, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılmadığı, orantısız güç kullanılmadığı, gaz mühimmatı kullanımının genel olarak mevzuata uygun olduğu, ancak mevcut görüntülerden, kim olduğu tespit edilemeyen münferit bazı personelin konuya ilişkin gerekli hassasiyeti göstermediği” ifade edildi.

Daha önce mülkiye müfettişi tarafından hazırlanan 13 Haziran 2011 tarihli ön inceleme raporunda, “Miting öncesi, sırası ve sonrasında muhalif bazı gruplarca yapılan asayiş ve güvenliği sarsıcı olayların önlenmesinde güvenlik güçlerinin zafiyet göstermeleri, saldırgan kişi ve grupları tesirsiz hale getiremedikleri” yönünde görüşe varıldığı vurgulanarak, “Müdahalenin sevk ve idaresinden sorumlu olanların yönetim ve koordinasyonunda yetersizlik olduğu, polis gücünün orantısız güç ve zor kullanma yetkisini kötüye kullanmadığı, tam aksine yetersiz güç kullanmış olabileceğinin değerlendirildiği” ifade edildi.

Hâlâ dava açılmadı
Raporda, kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine gerek olmadığı kaydedildi. Bunun üzerine Artvin Valiliği, 4 Ekim 2012’de soruşturma izni vermedi. Bu karar da Lokumcu Ailesi tarafından Trabzon Bölge İdare Mahkemesi’ne götürüldü. Mahkeme, 29 Ocak 2013’te verdiği kararında, eylemlerin savcılıkça doğrudan soruşturulması gerektiği, 4483 Sayılı Yasa kapsamına girmeyeceği belirtilerek, kararı bozdu. Fakat hâlâ bir dava açılmadı.
Lokumcu ayrı ‘olaylar’ ayrı

Hopa Savcılığı’nın, Metin Lokumcu’nun ölümü ile yaralanmalara neden olan orantısız güç ve aşırı gaz kullanımı ile ilgili dosyaları ayrı ayrı ele aldığı ortaya çıktı. Savcılık Lokumcu’nun ölümüne ilişkin eski İçişleri Bakanı Osman Güneş, eski Artvin Valisi Mustafa Yemlihaoğlu, Artvin Emniyet Müdürü Mustafa Armağan, Hopa Kaymakamı Abdullah Aktaş ve Hopa Emniyet Müdürü ile bir grup polis hakkında soruşturma açarak evrakı Yargıtay’a yolladı. Yargıtay Savcılığı, vali dışındakileri soruşturmakla yükümlü mercinin Hopa Savcılığı olduğunu belirtip dosyayı iade etti. Hopa dosyayı Artvin Başsavcılığı’na yolladı. Artvin ise kaymakam dışındakileri Hopa’nın soruşturacağını belirterek geri gönderdi. Hopa da mecburen Artvin Valiliği’ne başvurarak 4483 Sayılı Yasa kapsamında soruşturma izni istedi. Bakanlık tevdi raporu için Başmüfettiş Mahmut Çuhadar’ı atadı. Çuhadar raporunda ‘daha hafif nitelikteki eylemler doğrudan soruşturulurken, Lokumcu’nun ölümüne ilişkin 4483’ün uygulanamayacağını ve ikisine de Hopa Savcılığı’nın bakması gerektiğini vurguladı.

(muhalefet.org)

Müsteşarın tehdit ettiği savcıyı HSYK sürdü

izmir_501HSYK akşam saatlerinde 96 hakim ve savcının görev yerini değiştirdi. Savcılar arasında Adalet Müsteşarı Kenan İpek’in yolsuzluk soruşturmasını durdurma uyarısı yaptığı İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş da var.

İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’n görev yeri değiştirildi. Baş, HSYK tarafından akşam saatlerinde Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’na tayin edildi.

Tayın listesinde 1 Ocak günü Hatay’da durdurularak aranan tırlarla ilgili soruşturma dosyasına el koyan Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık da bulunuyor.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu bugün, Baş’ın Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek tarafından telefonla aranarak 7 Ocak’ta İzmir’de başlatılan yolsuzluk operasyonunu durdurmasını istediğini açıklamıştı. Kılıçtaroğlu, Hüseyin Baş’ın bu görüşme üzerine tuttuğu tutanağıkamuoyuyla paylaşmıştı.

96 hakim ve savcı tayin edildi

HSYK 1. Dairesi “28/01/2014 Tarihinde Yapılacak Adlî ve İdarî Yargı Hâkim ve Savcı Adaylarının Kur’a Yerlerinin Belirlenebilmesi Amacıyla Bugüne Kadar Mazeret Bildiren Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları İle Bazı Yer Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının Durumlarının Değerlendirilmesine İlişkin Kararname”ile 96 hakim ve savcının görev yerleri değiştirlidi.

Operasyonu yapan emniyet yetkilileri de görevden alınmıştı

İzmir Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ulaştırma Bakanlığına bağlı TCDD Liman İşletme Müdürlüğü ve bağlı bulunduğu daire başkanlıklarına yönelik beş ilde rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başlatmıştı.

operasyonu yapan birimlerin başındaki Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Şevik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın ve Narkotik Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürü Behzat Tuzcu eynı gün öğleden sonra görevlerinden alınmıştı.

Tutanak açıklandı, savcı tayin edildi

Kılıçtaroğlu’nun  Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek’in İzmir Cumhuriyet Başsavcısını arayarak “Cumhuriyet Savcısını değiştir, soruşturmayı durdur, bunu yapmazsan sonuçlarına katlanırsın” dediğini açıklamasının hemen ardından tutanağı tutan Hüseyin Baş görevinden alınmış oldu.

Tır soruşturma dosyasına el koyan savcıya da tayin

Görev yeri değiştirilen savcılar arasında 1 Ocak günü Hatay’da askeri mühimmat taşıdığı şüphesiyle aranan tır soruşturması dosyasına el koyan Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık da bulunuyor. Bağrıyanık Antalya Başsavcıvekilliği’ne atandı.

(Bianet)