Ana Sayfa Blog Sayfa 4073

Savcıya “Üstünü kapatın” talimatı

binali-yildirim-bacanagim-degil-babam-olsa-geregi-yapilacak96d5a94a0de5cad51a9aCHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun İzmir ayağını kapatmak için Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek’in İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği “yolsuzluğu örtün” talimatının belgesini açıkladı. “Bu yolsuzluğu örtecek bez yok” diyen Kılıçdaroğlu, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’ın HSYK’ye sunduğu tutanağı “dehşet belgesi” diye nitelendirerek, kamuoyuna açıkladı. Başsavcı Baş tutanakta, İpek’in kendisine “Bu saatte git, cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et, bu soruşturmayı durdur, bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız” tehdidine ve “hukuka ya da usule aykırı bir durum olmadığı için” talepleri yerine getirmediği bilgisine yer verdi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile ilgili İzmir ayağına ilişkin“dehşet verici bir belge” diye nitelediği belgeyi açıkladı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları özetle şöyle:

Dehşet verici belge: Dehşet verici bir belge açıklayacağım arkadaşlar. Yolsuzluğun boyutu o kadar büyük ki… Öyle bir noktaya geldik ki yolsuzluğu savunan bir Başbakan portresi çıktı karşımıza. Yolsuzlukla mücadele değil. Bu olay nedir biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti devletini soymasıdır. İzmir’de de bir operasyon yapıldı. Operasyon çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık. Deliller toplanıyor, önce bilirkişiye gönderiliyor, raporunu veriyor. Bunun üzerine savcılık 6 Ocak 2014’te bir karar alıyor, arama yapılacak yerler belirleniyor, şüphelilerin de yakalanması isteniyor. Aynı tarihte, bu mahkeme kararı gereği yapılmak üzere Emniyet’e gönderiliyor.

Tutanağı okudu: Tutanaktan okuyorum size: “Mahkeme tarafından verilen kararlar mesai sonrasına kalmış, Emniyet’e gönderilmesinden sonra 6 Ocak 2014 tarihinde saat 19.38’de evimde bulunduğum sırada, müsteşarlık makamından, Adalet Bakanlığı, telefonu veriyor, arayan sekreter, Sayın Müsteşar Kenan İpek’in benimle görüşmek istediğini iletti. Sayın müsteşar, hal hatır sorduktan sonra sözü, yürütülen evraka getirip içeriğini sordu. Kendisine kısaca soruşturmayla ilgil bilgi verdim. Bunun üzerine, soruşturmanın derhal durdurulmasını, cumhuriyet savcısının değiştirilmesini istedi. Makamda beklediğini, sonucun kendisine bildirilmesini istedi. Cevaben kendisine, hukuka aykırı bir işlem olmadığını izah etmeme rağmen ısrarcı oldu. 4 dakika süren görüşme sonrası, tekrar soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararlarını kolluktan geri istememi ve savcıyı değiştirmemi ısrarla istedi. Cevap beklediğini belirterek telefonu kapattı. Daha sonra beni tekrar 22.31’de aynı şekilde müsteşar bey arayarak ne yaptığımı sordu. Ben de yapılan işlemin hukuk içinde olduğunu, herhangi bir müdahaleyi gerektirir bir durumun bulunmadığını nezaketle anlatmama rağmen bana hitaben, ‘Bu saatte git cumhuriyet savcısını değiştir, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız’ diyerek telefonu kapattı.” Tutanağın son bölümünde şöyle diyor: “Cumhuriyet başsavcılığımızca yapılan işlemlerde hukuka aykırı bir işlem görmediğimden bu taleplerini yerine getirmedim.”

O müsteşar kalacak mı: Adalet Bakanı’na sesleniyorum. Sen o müsteşarı yerinde tutacak mısın? Yerinde tutuyorsan o işin sorumlusu sensin. Zaten bir müsteşar bakandan talimat almadan “Bir dosyayı kapat savcıyı al sonuçtan bana bilgi ver, sonucuna katlanırsın” diyemez.

Devlet çökertiliyor: Bu kadar büyük bir yolsuzluğu örtmenin yolu nedir? Devleti çökertmektir. İlk kim farkına vardı bunun? TBMM Başkanı, “Anayasanın 138’inci maddesi çökmüştür” dedi, bitti. Devletin çöktüğünü görüyoruz.

Örtecek bez yok: Bu olaylar kapanmaz arkadaşlar, HSYK yasası da çıksa bu olay kapatılmaz. Olay büyük, neresini örteceksiniz. Bunu örtecek bez yok, bu kadar açık bu kadar büyük. Bizzat Başbakan bu olayların içinde, başaktör. O nedenle kendisine “Başçalan” dedim, Başbakan değil “başçalan”. Bunu da her ortamda ispat etmek mümkün.

Kutu da mı paralel işi: İtalya’da yürekli bir savcı Antonio di Pietro, “İtalya’da da kutulardan para çıktı, bunu önlemek için polisin hırsızdan daha hızlı hareket etmesi gerek” diyor. Biz de ne oldu, yönetmelik değişikliği yaptık. Ve HSYK ile ilgili düzenlemeye şunu söylüyor “HSYK düzenlemesi ölüm vuruşu olur, hırsız kendi hakimini seçemez” diyor. “Ve umarım bunu canlarıyla ödemezler” diyor. Çünkü İtalya’da bazı savcılar öldürüldü yolsuzluk soruşturmasını yaparken.

Bilal şunu söylese: Geçen gün diyor ki: “Yolsuzluğa karışsın bir saniye yanımda tutmam evlatlıktan reddederim” Evlatlıktan reddetmeni istemiyoruz. Çünkü böyle bir ceza yoktur, bu ayrı bir şey. Ama sen kendini devletin yerine koyuyorsun, “Oğlumu ben yargılarım” diyorsun. Senin oğlunun rüşvet ve yolsuzluğa bulaştığına sen değil, bağımsız yargı karar verir. “Evlatlıktan reddederim” diyor. Bilal çıkıp şunu söylese, “Sen bana helal haram öğretmedin. Beni harama teşvik ettin, suça teşvik ettin. Benim üzerimden pazarlık yaptın. Senin gibi baba olur mu desem ben haklı değil miyim” dese…

Senden şüphem var: Ben bir gün cebimi doldurup Amerika’ya falan kaçmayacağım, ama senden şüpheleniyorum. Ayrıca senin yatacak yerin de yok. Onun için söyledim, vatandaş elini cebine atarken başka bir el görürse, o el Recep’in elidir.

HSYK’ye sıkı muhalefet

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının ardından grup toplantısı basına kapalı olarak devam etti. Yaklaşık 15 dakika süren toplantıda TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen HSYK yasa önerisiyle ilgili içtüzüğün bütün olanaklarının kullanılarak HSYK teklifinin engellenmesi ve Meclis’ten geçirilmemesi için yoğun çaba gösterilmesi kararlaştırıldı.

AKP’nin “çevre karnesi” açıklanıyor

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) son 10 yıllık karnesi, 25 Ocak cumartesi günü yapılacak toplantıyla açıklanıyor.

TMMOB (Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen söyleşide, Türkiye’nin son 10 yıllık Çevre Karnesi, Yale Üniversitesi tarafından geliştirilen Çevre Performansı İndeksi kullanılarak değerlendirilecek

Söyleşide Adalet ve Kalkınma Partisi'nin son 10 yıllık "Çevre Karnesi" verilecek
Söyleşide Adalet ve Kalkınma Partisi’nin son 10 yıllık “Çevre Karnesi” verilecek

 

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Raşit Bilgin’in konuşmacı olduğu söyleşide, 2012’de 132 ülkeyi kapsayacak şekilde yaratılan Çevre Performansı İndeksi’nde Türkiye’nin yeri konuşulacak.

İndeks, hava kirliliği gibi doğrudan insan sağlığını ilgilendiren parametreleri “çevresel sağlık” başlığı altında, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin korunması, ormanların durumu gibi göstergeleri ise “ekosistem canlılığı” başlığında değerlendiriyor.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilecek söyleşi 16:00’da başlayacak. Katılım ücretsiz ve kayıt gerektirmiyor.

(Yeşil Gazete)

Gökçek neden olduğu kamu zararını ödesin!

Sayıştay, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin spor salonu ile ilgili olarak hatalı davrandığına ve zararın belediye başkanı ve meclis üyelerine faiziyle birlikte ödetilmesine karar verdi. Bu kararın ardından Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Ankara Şubesi, İçişleri Bakanlığı‘nı, Sayıştay‘ı ve diğer kamusal denetim kurullarını Ankara Büyükşehir Belediye ile ilgili  de işlem yapmaya çağırdı.

ŞPO Ankara Şubesi, Sayıştaş’ın bu kararını “kamu kaynağını kollama niyetini gösteren örnek bir karar” olarak nitelerken, Ankara BŞB de yanlış uygulamalarından kaynaklanan kamu zararlarından sorumlu olduğunu ve bunların hesabının Ankara BŞB Başkanı Melih Gökçek‘ten ve bu uygulamalara onay veren Ankara BŞB Meclis Üyeleri‘nden sorulması gerektiğini belirtti.

ŞPO, “bilimsel olarak yanlışlığı ifade edilen ancak dikkate alınmayan, ayrıca hukuken de yanlışlığı ispatlanan Demir Kafes, Gökkuşağı, Akay Kavşağı, Mithatpaşa Kavşağı, Sıhhıye U Dönüşü, Meşrutiyet yaya üst geçitleri, Kuğulu Kavşağı, tamamlanamayan metro inşaatları ve son olarak Atatürk Orman Çiftliği‘nde yapılan hukuksuz uygulamaların ısrarla sürdürülmesinin hem kamu kaynaklarının boşa harcanmasına hem de Ankara’nın halkının mahkum olduğu bir kentsel karmaşaya” neden olduğunu söyledi.

Kamunun zarara uğratıldığı projeler ile ilgili detaylar şöyle:

Demir Kafes

©chp.org.tr Ankara'nın 71,5 milyon TL'lik reklam panosu
©chp.org.tr
Ankara’nın 71,5 milyon TL’lik reklam panosu

Ankaralılar arasında Demir Kafes olarak bilinen Söğütözü Kültür ve Kongre Merkezi ile ilgili çalışmalar 2005’te başladı. İlk başarısız ihale sürecinden sonra Ankara BŞB 2012’de tekrar ihaleye çıktı. O güne kadar Demir Kafes için 71.5 milyon TL’ye yakın kamu parası harcandı. Projenin sadece taşıyıcı sisteminin tamamlanması için 15.8 milyon TL gerekiyordu. Projenin bitirilmesi için gereken kaynak bulunamadığından 12 Nisan 2012’de basına kapalı şekilde ikinci ihale yapıldı. Sonrasında da ihale ile ilgili basına her hangi bir açıklama yapılmadı ama Ankara BŞB Başkanı Gökçek bir takım çelişkili ifadelerin ardından sonunda twitter üzerinden satış karşılığında Mamak’ta 2.450 konut ve 30.000 metrekare iş alanı yapılacağını söyledi.

©chp.org.tr Demir Kafes CHP Ankara Örgütü tarafından protesto edildi
©chp.org.tr
Demir Kafes CHP Ankara Örgütü tarafından protesto edildi

CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, o zamanki İçişleri Bakanı Muammer Güler’in yanıtlaması istemiyle meclise “Ankara BŞB Başkanlığı tarafından Kültür, Kongre ve Ticaret Merkezi yapılmak üzere başlandığı açıklanan ancak, yapımı yılan hikâyesine döndükten sonra sökülmüş olan Demir Kafes konusunda yurttaşlar doğru bilgilenme ihtiyacını her vesile ile ve her düzeyde ortaya koymaktadır” diyerek 9 maddelik bir soru önergesi sundu. Soru önergesi yanıtlanmadı.

©cayyolu.com.tr Demir Kafes söküldükten sonra yerine Ankara'nın en yüksek binası yapılacak
©cayyolu.com.tr
Demir Kafes söküldükten sonra yerine Ankara’nın en yüksek binası yapılacak

ŞPO, Demir Kafes’in hemen hemen her belediye meclis toplantısında yeni bir imar planı değişikliği kararı alınarak ve mahkeme kararları hiçe sayılarak inşa edildiğini söylüyor. Demir Kafes’ten boşalan yere Ankara’nın en yüksek binası yapılacak; 200 metrenin üzerinde 60 katlı bir yapı.

Gökkuşağı Rekreasyon Alanı

©haber.sol.org.tr Gökkuşağı Rekreasyon alanı 15-20 metre genişlikte bir refüj alana yapıldı
©haber.sol.org.tr
Gökkuşağı Rekreasyon Alanı 15-20 metre genişlikte bir refüj alana yapıldı

2006 yılında Ankara’nın ana ulaşım hattından biri olan İnönü Bulvarı’nın refüjü üzerinde inşa edilen Gökkuşağı Rekreasyon Alanı, tamamlandığı günden beri atıl olarak duruyor. 340 metre uzunluğunda 15-20 metrelik bir refüj alanı üzerinde yapılan proje için Ankara BŞB 3,6 milyon TL harcadı. Dar bir alan içine yapılan iki taraftan yoğun trafik akışı ortasında kalan rekreasyon alanındaki kafeler iş yapmadığı için alan şehrin merkezinde granit yığını olarak duruyor. ŞPO Ankara Şubesi 2005’te bu projeyle ilgili olarak da Ankara BŞB’ye dava açmıştı.

Ankara raylı sistem hatları

Ankara’daki hafif raylı taşıma sistemi olan Ankaray 1996’da, ağır raylı taşıma sistemi olan Metro 1997’de hizmete girdi. Planlaması ve yapımı bir önceki belediyeler döneminde başlanan bu iki raylı sistem Gökçek döneminde hizmete açıldı. ŞPO’ya göre  Ankara BŞB Başkanı Gökçek, bitiremeyeceği önceden belli olan 3 hattı aynı anda başlatarak hükümeti bu projeleri üstlenmek zorunda bıraktı.

©hurriyet.com.tr Ankara BŞB Belediye Başkanı Gökçek, yönetime geldiği günden beri her hangi bir metro projesini balayıp bitiremedi
©hurriyet.com.tr
Ankara BŞB Belediye Başkanı Gökçek, yönetime geldiği günden beri başladığı hiç bir metro projesini bitiremedi

1997’de bir önceki belediyelerden kalan raylı sistemlerin hayata geçmesinden sonra Ankara BŞB 2001-2003 yılları içinde 3 yeni hattın birden inşaatına başladı. Başlangıçta 2005’e kadar tamamlanacağı belirtilen projelerin hiç biri tamamlanamazken 2009 yerel seçimleri öncesi raylı sistemin dışardan görünen kısımları olan durakların yapımı bitirildi. Gökçek, yerel seçimleri tekrar kazandıktan sonra 2010 yılı içinde kaynak bulamama gerekçesiyle inşaatı Ulaştırma Bakanlığı’nın üstlenmesini istedi ve 2011 yılı itibariyle metronun tamamlanması işi T.C. Ulaştırma Bakanlığı’nın dolayısyla Türkiye’nin tüm vergi mükelleflerinin üstüne kaldı.

Bu 3 hat için Ankara Büyükşehir Belediyesi, belediye kaynaklarından 219 milyon TL harcadığını, bakanlık 2011 yılı itibariyle bu projelere ayrılacak toplam bütçenin 2.565 milyon TL olduğunu söylüyor. Bakanlık devraldıktan sonra 29 Ekim 2013’te açılacağı söylenen hatlar henüz hizmete girmedi.

Ankara’nın kavşakları

Ankara BŞB’nin yönetime geldiği günden beri yaptığı kavşaklar, meslek odalarının gündeminde. Bunlardan biri şehrin merkezi Kızılay’daki Akay Kavşağı. 1998’de ŞPO’nun ve Çanyaka Belediyesi’nin itirazlarına ve açılan davalara rağmen Ankara BŞB inşaata devam edip Akay Kavşağı’nı tamamlamıştı. 11 sene sonra mahkeme, planın iptali kararını verdi.

3 aşamadan oluşan kavşak inşaatı 30 milyon dolara mal olmuştu. 2009 yılında mahkeme kararının ardından, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu kavşağın o güne kadarki maliyetini 140 milyon dolar olarak hesaplayıp bu maliyetten sorumlu olan büyükşehir belediyesi yetkililerinin zararı ödemesini istediler.

©behance.net/kufproject "Bi’ pisuarı eksik Kuğulu alt geçidi. İşe bak!  Kalitesiz, çirkin, 3. Dünya fıskiyeleri. İşe bak!  Zincirlerle çevrilmiş, yaya trafiğine kapatılmış meydanlar. İşe bak! Açık hava otoparkına çevrilen Tunalı Hilmi Caddesi, yoktan var edilen sektörler, rantlar. İşe bak! En yakını şehir merkezine 20km uzaklıkta bulunan parklar, bahçeler. İşe bak! Büyüdüğümüz kaldırımların yerini alan, sıradan, zevksiz alışveriş merkezleri. İşe bak! Her seçim öncesi telaşla kurulmuş hayallerin ürünü projeler, asla gerçekleşmeyeceği bilinen fantastik vaatler. İşe bak! Fahiş karlarla satılan belediye hizmetleri, işlevsiz demir yığınları. İşe bak! Hafızasını kaybetmiş, ruhunu yitirmiş bir kent.  Ve karşınızda Avrupa Konseyi ödüllü şehir (!), Ankara. İşe bak! İşe! BÜYÜKŞEHİR KÜÇÜK 1 TL"
©behance.net/kufproject
Küf Project “Büyükşehir Küçük 1 TL” diyerek Kuğulu Alt-geçidi’ne bir pisuar monte etti

Benzer bir süreç yakın zamanda Kuğulu Kavşağı ile ilgili de yaşandı. Meslek odalarının tüm itirazlarına rağmen tamamlanan Kuğulu Kavşağı ile ilgili plan kararı, “kavşakta yapılan düzenlemenin şehircilik ilkelerine uymadığı, trafikte kat edilen yolu uzattığı, yaya kullanımını sınırlandırdığı, güvenliği azalttığı ve trafik yoğunluğuna çözüm olmadığı”nı vurgulayan mahkeme kararıyla iptal edildi.

ŞPO’ya göre, ulaşım planlarında yer almayan ve mahkeme kararları ile de yanlışlıkları hukuken tespit edilmiş olan Akay Kavşağı, Mithatpaşa Kavşağı, Sıhhıye U Dönüşü, Meşrutiyet yaya üst geçitleri ve Kuğulu Kavşağı gibi bir çok kavşak için kamu paraları boşa harcandı.

Buna karşılık Melih Gökçek Aralık 2013’te belediyenin websitesinde yaptığı açıklamada “’battı çıktı’ diye tabir edilen alt geçitler, köprülü kavşaklar, viyadük, köprü ve üst geçitlerle başkent trafiğinin önemli ölçüde rahatladığını, başkentin ana arter, cadde ve bulvarlarına yapılan köprülü kavşak, alt ve üst geçitlerle hem trafik sıkışıklığının önlendiğini hem de araçların transit geçmesine imkan sağlandığını ve trafikteki beklemeye son verildiğini” söyledi.

14 Ocak 2014’teki toplu açılışta 108 milyon TL’ye mal olan 17 alt üst geçitin de açılışı yapıldı. Başbakan R.Tayyip Erdoğan, katıldığı 214 projenin toplu açılış töreninde ‘itiraf’ sayılabilecek bir açıklama yaptı ve “15-20 yıl önce bir Ankara vardı. Ama 15-20 yıldır yeniden inşa edilen bir Ankara var. O zamanki Ankara’yı düşünün ve bu süredeki Ankara’yı düşünün. Katlı köprülü kavşak nedir bilir miydi Ankara? Bilmezdi” dedi.

Ankara’da diğer belediyecilik uygulamalarından örnekler:

©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları
©Ankara'nın Bugları
©Ankara’nın Bugları

 

 

Kiev’de protestocular mancınık yaptı

Kiev’de 21 Kasım’da başlayan hükumet karşıtı gösteriler, şiddeti ve dozu artarak devam ediyor. Muhalefet lideri Arseniy Yatsenyuk “Ukrayna’da iktidar halka aittir” derken, sokaktakilere göre geçen hafta parlamentodan geçirilen protestoları yasaklayan yasa polis devlete doğru gidildiği anlamına geliyor.

Kiev'de devam eden hükümet karşıtı gösterilerde protestocular "ev tipi" mancınık inşa etti.
Kiev’de devam eden hükümet karşıtı gösterilerde protestocular “ev tipi” mancınık inşa etti.

Aslında her şey iki ay önce hükumetin Avrupa Birliği ile süre gelen ticaret anlaşması müzakerelerini askıya almasıyla başlamıştı. Bir akşamüstü bu durumu barışçıl şekilde protesto etmek isteyen öğrenci grubu üzerine polisin vahşice saldırması hükumetin istifasını ve yeni seçimlerin gerçekleşmesini talep eden milyonları Bağımsızlık Meydanı Maidan’da topladı. Sonrası ise bugüne kadar uzayan çatışma ortamı.

Özellikle son birkaç yılda gerçekleşen kitle gösteri, meydanlarda hükumetlerden talepleri olan kişilerin  mücadele araçlarını küresel ölçekte hızla öğrenmelerini ve öğretmelerini sağladı. Baret, gaz maskesi, eldiven bilinen ekipmanlar, bazen molotov kokteylinin ortaya çıktığı da oluyor, ancak Kiev’deki gösterilerin ruhu farklı araçların da kullanılmasına sebep oldu.

Polis şiddeti, plastik mermiler, göz yaşartıcı gaz kapsüllerine karşı şövalye kalkanı kullanan kalabalık geçtiğimiz pazar akşamı mancınık inşa ederek polise karşılık verdi.

Protestolarda gelinen son safha

Öncekilerden daha şiddetli seyreden son gösteriler sekizinci kez pazar günü meclis binasının 500 metre ötesinde insanların toplanmasıyla başladı. Yerel kanalın verdiği bilgiye göre 100 bin kişinin toplandığı

Mancığın yapımı sürerken...
Mancığın yapımı sürerken…

gösterilerde 6 bin kişi çatışmaların yoğun yaşandığı Hruskevskogo Caddesi’ndeydi. Polisin verdiği ifadeye göreyse yaklaşık 500 kişilik bir grup saldırıda bulunurken, göstericilerin kalanı yanmış otobüslerle barikatlar kurdular.

İlk gecenin bilançosu ise ağır, Kiev Şehir Konseyinin açıkladığına göre 100 den fazla gösterici tıbbı yardıma ihtiyaç duyarken 42 kişi hastaneye kaldırıldı. İç İşleri Bakanlığı ise 119 polisin yaralandığını, bunlardan 80’inin hastaneye kaldırıldığını bildirdi.

Dondurucu hava koşulları ve kar yağışına rağmen salı günü ise yaklaşık 2 bin kişinin hükumet merkezi önünde çatışmalara katıldığı bildirildi. Gece boyu barikatları sökmeye çalışan polisin karşısında göstericiler geri çekilmediler. Göstericilerin tıbbı ekibine liderlik eden Oleh Musiy ise salı günü sona ererken 1500’den fazla göstericinin tıbbı yardıma gereksinim duyduğunu belirtti.

Muhalefet liderlerinden Arseniy Yatsenyuk’ye göre “Yetkililerin umursamazlığı ve halkı görmezden gelmeleri sonucunda insanlar barışçıl olandan şiddet yanlısı bir tutuma geçme hakkını kendilerinde gördüler”

Geçen hafta kabul edilen yasaya göre eylemler sırasında baret takanlar ve çadır kuranlar göz altına alınabilecek, resmi binaların girişini engelleyenler 5 yıla kadar hapisle cezalandırılabilecekler. Dahası başkan Yanukovych’in de dahil olduğu devlet görevlilerinin evlerine ulaşımlarını engelleyen “toplu gezinti” eylemi ardından 5 araçlık konvoylar halinde hareket edenler para cezasına çarptırılabilecek ya da sürücü belgeleri ellerinden alınacak.

Peki nedir bu mancınık, nereden çıktı?

Gazeteciler ve kafası karışmış göstericiler önünde bir grup maskeli insan pazar günü erken saatler yanlarında getirdikleri uzun ahşap malzemelerin yanında bir plan çalışmaya başladılar. Ardından bu göstericilerin bir katapult (bir çeşit mancınık) yaptıkları ortaya çıtı ya da trebucket (bir başka çeşit mancınık) mı yapıyorlardı? Mancınığı yapan göstericilere göre bu kuşatılmış olma hissi karşısında kuşatmaya karar vermek şeklinde gelişmiş olan bir ruh.

Bazı göstericiler tarafından heyecanla karşılanan yeni “silah” twitter üzerinden yapılan yorumlara göre bazılarında da “Mancınık da ne oluyor? Yüzüklerin Efendisi’ni çok fazla mı izlemişler?”,”Kalkanlar, mancınıklar.. Ukrayna 14. yüzyılda yaşıyor olmalı” şeklinde ilginç tepkilerin oluşmasına sebep oldu.

Yapılan ilk test atışlarında 10 metre gibi başarısız sonuçlar alınmış olsa da ardından geliştirme çalışmaları sürdü. Sonradan bildirildiği üzere mancınık polisler tarafından tahrip edildi.

 (Yeşil Gazete)

“Doğa dostu ürün herkesin hakkı” projesinde çalışmak isteyen?

 

buğday

adımadımBuğday Derneği, bugün internet sitesinde,  “Doğa Dostu Ürün Herkesin Hakkı” projesinde çalışmak isteyenler için bir ilan yayınladı. “Adım Adım” oluşumuyla beraber yürütülecek projede part-time (yarı-zamanlı) ve flex-time (esnek zamanlı) çalışacak proje sorumlusu aranıyor. Son başvuru tarihi 28 Ocak.

Bir yıl sürecek proje, özellikle kampanya bağışlarının toplandığı maraton dönemleri olan Mart ve Kasım aylarında yoğun ve esnek çalışma gerektiriyor.

İş tanımı :

·         Projenin koordinasyonu

·         Proje çerçevesinde gerçekleştirilecek Doğa Dostu ürün lojistiğinin sağlanması

·         Proje paydaşlarıyla, özellikle “Adım Adım” oluşumu ile iletişimin güncel tutulması

·         Proje ile ilgili veri ve evrak işlerinin koordine edilmesi

·         Proje websitesinin güncel tutulması

Aranan Özellikler:

·      Ekolojik yaşam ve üretim konularıyla ilgili

·      Seyahat engeli olmayan

·      Belli dönemlerde yoğun çalışabilecek

·      MS Office programlarını iyi derecede kullanabilen

·      İnsan ilişkilerinde başarılı, takım çalışmasına uyumlu, organizasyon yapabilen

·      Tercihen sigara içmeyen

İlgilenenler, CV’lerini “Doğa Dostu Ürün Herkesin hakkı Proje Sorumlusu” konu başlığıyla, [email protected]‘a gönderebilir.

(Buğday, Yeşil Gazete)

22 Ocak 2014

96 savcı ve hakimin görev yeri değiştirildi

HSYK akşam saatlerinde 96 hakim ve savcının görev yerini değiştirdi. Yeri değiştirilen savcılar ve hakimler arasında:

  • Adalet Müsteşarı Kenan İpek’in yolsuzluk soruşturmasını durdurma uyarısı yaptığı İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş
  • 1 Ocak günü Hatay’da durdurularak aranan tırlarla ilgili soruşturma dosyasına el koyan Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık

var.

Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı saldırı alarmı

İsviçre’nin Montrö kentinde başlayacak Suriye konulu Cenevre-2 Konferansı’nı sabote etmek için Ankara, İstanbul ve Hatay’da El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti mensuplarınca bombalı intihar saldırısı düzenlenebileceği ihbarı güvenlik güçlerini alarma geçirdi.

Gezi olaylarında yargılanan 13 yaşındaki sanığa beraat

Çanakkale İnönü Caddesi’nde Gezi direnişine destek yürüyüşü sırasında yola “Hükümet istifa”, “Faşizme ölüm” yazarak “kamu malını kirletmekle” suçlanan 13 yaşındaki çocuk bugünkü ikinci duruşmada beraat “cezai ehliyeti olmadığı” gerekçesiyle beraat etti.

“Nejat İşler siroz değil”

Hastane Başhekimi Aydın Aksoy, yoğun bakımda tedavisi süren İşler’in hayati riskinin ortadan kalkmadığını belirterek: “Bazı haberlerde iddia edilen hastamız Nejat İşler’in ‘karaciğer sirozu olduğuna’ dair bilgilerin gerçek dışı olduğunu belirtme ihtiyacı duyuyoruz. Hastamızda karaciğer sirozu yoktur” dedi.

Zarrab ve Gündeş’ten 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna yayın yasağı

Reza Zarrab ve şarkıcı eşi Ebru Gündeş’in talebini karara bağlayan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi soruşturma tamamlanıncaya kadar 17 Aralık operasyonu ile ilgili haberlere yayın yasağı getirdi.

Gezi şiddeti mağdurları bir araya geldi

platform fotoGezi eylemlerinde polis şiddetiyle yaralananlar ve bu süreçte hayatını kaybedenlerin aileleri, hukuki boyutta hak arama mücadelelerine devam edecekleri bir oluşum kurdu.

Kendisini “Gezi şehitleri ve Gazileri platformu” olarak tanımlayan oluşumun ilk basın toplantısı bugün gerçekleşti. Gezi’de TOMA’dan sıkılan su sonucu kaburgaları kırılan Beycan Taşkıran, plastik mermi sonucu gözünden yaralanan Volkan Kesanbilici, Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Özdemir Aktan, Çağdaş Hukukçular Derneği’nden (ÇHD) Avukat İlknur Alcan ve Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan toplantıda konuştu.

Platform ne yapacak?

Platform adına söz alan Volkan Kesanbilici, platformun mücadele başlıklarını şöyle sıraladı:

– Gezide polis şiddeti sonucu yaralanan ve hayatını kaybeden ailelerin başlattığı hukuk mücadelesinde birlikte hareket etmek

-Gaz bombası ve mermi kullanımının yasaklanması için mücadele etmek

– Poliselere insanları öldürme yetkisi tanıyan “Polis Vazife Sılahiyetleri Kanunu” (PVSK)’nun kaldırılması için mücadele etmek

– Keyfi şekilde, gizlilik kararıyla yapılan tutuklamaların kaynağı olan ve ağır hapis cezaları konusunda sınırsız yetkisi olan Özel Yetkili Mahkemeler(ÖYM)ler ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) kaldırılması için mücadele etmek.

Platform üyeleri, ayrıca bu gibi toplumsal hareketler sonucunda gerçekleşen hak ihallelerinde, tıbbi ve hukuki sürecinde destek olacak bir dayanışma ağı olmayı amaçladıklarını belirtti.

“Gezi ruhuna uygun olarak platformumuza destek olmk isteyen herkese, her gruba kapımız açık” denilen açıklamada, sadece yerel seçimler sürecinde bu durumun seçim kampanyasına dönüştürülmesine karşı çıkıldığı vurgulandı

“Mağdurların şikayetleri tek bir dosyada toplandı”

TTB başkanı Özdemir, konuşmasında son torba yasayla geçen ve hekimliği ruhsata bağlayan maddeyi eleştirdi. Acil durumlarda dahi hekimlerin sağlık bakanlığının izni olmadan hekimlik yapmasını yasaklayan maddenin tıp etiği kurallarını çiğnediğini belirten Özdemir, yasayla Gezi süreci gibi acil durumlarda hekimlerin müdahelesinin engellenmeye çalışıldığına dikkat çekti.

Gezi tutuklularının ve gözlatına alınanların davalarını takip eden “Çağdaş Hukukçular Derneği’nden İlknur Avcı, sayısı gün geçtikçe artan Gezi soruşturmalarına değinerek sürecin adaletsizliğine vurgu yaptı.  “Gezi direnişinden bugüne 1500 resmi gözaltı sayısı var, resmi olmayan şekilde fişlemelerin olduğunu da görüntü kayıtlarından biliyoruz. İstanbul’da gezi eylemcilerine karşı açılan 40’a yakın soruşturma var.Bunların 10’unun dava süreci başladı. Ancak şöyle bir durum var, eylemcilere tek tek dava açılmasına rağmen bizim mağdurlar adına yaptığımız çok sayıda başvuru tek bir dosyada birleştirildi ve tek bir savcı bakıyor. Bakılacak çok fazla görüntü olduğu belirtilerek halen hiçbir işlem yapılmadı.

Polisin attığı gaz fişeği nedeniyle yedi aydır komada olan Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan, “Çok zor bir süreçten geçiyoruz. Bizim çocuğumuz da kalkacak, bugün değil ama yarın bunun hesabını soracağız” dedi. Toplantıda ayrıca, Gezi’de yaralanan ve ev hapsinde olan Çağdaş Küçükbattal ile darp edildikten sonra ateşe atılan Barış Hakan Yaman’ın mesajları da okundu.

(Yeşil Gazete)

Bu orman bu köyün canıdır

güneşin aydemirSabah gözlerimi Bayramiç Adliyesi’nde açtım.

Sebeb-i ziyaretimiz Kurşunlu’da işletilmek istenen feldispat madenine karşı direnen Kurşunlu köylülerine, şirket tarafından açılan davanın ilk duruşmasına maydanoz olmak.

Duruşma salonu küçücük. Duvarında salondakilere, burada üzerinde durduğumuz hakikat budur dercesine, büyük ve altın harflerle “Adalet Devletin Temelidir” yazıyor. Bir an için bu sözün değiştirildiğini düşünmeden edemedim. “Adalet mülkün temelidir” değil miydi o?

Neyse. Durumu aktarmaya devam ediyorum: Sakin bir hakim, konuşulanları tutanaklara geçiren yazıcı, mübaşir, köylerindeki ağaçlarının kesilmesini seyretmek istemeyen ve bunun için mücadele eden “sanık” köylüler, ağaçlarla neden bu kadar çok ilgilenildiğini anlamakta güçlük çektiği her halinden belli ve bir an önce görev başına gitmek isteyen bir şirket yetkilisi, “bıktık biz de bu karşı gelmelerden, biz de muzdaribiz” diyen bir “müşteki” avukatı, köylüleri savunan avukatlar, olayın bağzı “tanık”ları, köylülere destek veren “kozmopolit” bir topluluk, hep birlikte ufacık ceza mahkemesinin salonuna yengeç gibi yan yan girerek sığışmaya gayret ettik.

Hayatımda daha önce de çeşitli mahkemelerde dinleyici olmuştum ama hiç birini bu kadar ilgiyle izlediğimi hatırlamıyorum. Olay gözlerimin önünden bir film gibi cereyan ediyordu. Bereket, Hakim davayı iyice anlamaya gayret ediyor, herkesi dinlemeye, sorularla ayrıntılara hakim olmaya ve söylenen her şey için herkesten yorum almaya gereken vakti veriyor, geçiştirmiyordu. Tanıklara konuşmadan önce ettirdiği yemin, bu yemin sırasında söylendiği sözler ve salondaki herkesin ayağa kalkarak bu sözlere tanıklığını tescilleyen ritüelden ben kendi adıma çok etkilendiğimi söyleyebilirim.

Sözkonusu olaya katılan herkes bir hikaye anlatıcısı gibiydi. Bir haliyle ve kendi gözünden olanı anlatıyor ve bizzat orada olmayan bizleri hayalimizde bir “gerçekliğe” doğru yolculuğa çıkarıyorlardı. Bazı noktalar açıkta kalıyor, hakim sorduğu sorularla bu açıkları kapatmaya, zihnindeki resmi tamamlamaya çalışıyordu. Elbette biz de konuya böylece yavaş yavaş vakıf oluyorduk.

Önce sanıklar anlattı. Gözümüzün önünde bir orman var ve ormanı kesen birileri. Aynı anda bir köy kahvesi var, kahvede oturan birileri. Kahvede oturan birileri ormandan gelen sesleri merak ediyorlar ve bir kısım köylü kahveden kalkıp seslere doğru gidiyor. Ormanın kesim yapılan bir noktasında şöyle bir manzara var; köylüler, bir iş makinası, elinde hızar bir orman işçisi, o orman işçisinin deyimiyle yere “yıktığı” ağaçlar, maden şirketinin yetkilisi. Sonra orman şefi telefonla aranıyor, burada ağaçlar kesiliyor neredesin? deniyor. Köylülerden biri yerde yatan ağaca şehit muamelesi yaparak bir Türk Bayrağı asar. Şirket yetkilisi işlerine engel oldukları gerekçesiyle jandarmayı çağırır, beklemeye başlarlar. Bekleyişe bir muhabbet eşlik eder. Köylülerden biri İstanbul’da bir tek ağaç için insanların biraraya geldiğini, bu insanların burada bu kadar ağaç kesildiğini öğrense buraya haydi haydi geleceklerini söyler. Daha sonra bu cümlelerin tehdit olarak değerlendirileceğinden habersizdir şüphesiz… Ve ardından şirket köylülere “işleri için yapmaları gereken ağaç kesimini engelledikleri” gerekçesiyle dava açar.

Bir de bu meselenin geçmiş hikayesi var.

Kurşunlu Köyü Bayramiç’in bir köyü. Burada yaşayan köylüler bir zamanlar şu an Bayramiç Barajı suları altında kalan yerlerde tarım yaparak geçimlerini sağlıyorlarmış. Toprakları Bayramiç Barajının altında kalınca diğer yöndeki ormanlık alanda hayvancılık yapmaya başlamışlar.

Gelin görün ki bu sefer de bu bölgede, köyün de çok yakınında bir yerde ferdispat madeni çalıştırılmak istenir. Bu durumda köylülerden Bülent Özüren geçtiğimiz aylarda sahaya çıkarak kamp kurar ve açlık grevine başlar. Sonrasında pekçok kişi destek olmak amaçlı bölgeye gelir ve kampa katılırlar. Biz de o noktada köyün adını duyarız.

Bu madenin işletilmesine itiraz edilir. Bu dava da idare mahkemesinde yürütümeyi durdurma istemiyle devam etmekte. Bugün dahil olduğumuz mahkemenin konusu da işte bu noktada başlıyor.

Bugünkü duruşmayı tarih biraz da benim cümlelerimle yazsın. İşte kısa kısa gözlem notlarım:

Şirketin gerekçesi enteresan. Ağaç kesmenin engellenmesi. Bu nasıl bir suçtur, onu anlamakta güçlük çekmedim değil. Ama iş hukuki yollara dökülünce her çeşit dava açmak, her savı da savunmak mümkün.

Müşteki avukatı kalkıp şöyle dedi: “Biz de usandık artık bu olaylardan, muzdaribiz”. Siz neden muzdaripsiniz beyefendi? Ağacınız mı kesilmiş, suyunuz mu kirleniyor? Hayvanlarınız otlayacak ot mu bulamadı? Neden muzdaripsiniz? Davaları takip etmek, bu gibi eften püften konulara dava açmak, dosya hazırlamak, delil toplamak, tanık bulmak işinden mi muzdaripsiniz? Eh iyi de güzel kardeşim bu sizin işiniz. Siz bir şirketin avukatlığını yapıyor ve sanırım da karşılığını alıyorsunuz. Olsa olsa bir şirketin sizinle aslında hiç de alakası olmayan bir işini savunmak eyleminden muzdarip olabilirsiniz. Oysa kesilen sizin de ağacınız. Bir bilseniz…

Savunmanın cümleleri kayda değer: “Bu insanlar, (köylüleri kastediyor) kendilerine miras olarak kalanı (ağaçları kastediyor), koruma amacı ile bir tavsiyede bulunmuşlardır. Tavsiye vermek her gün hepimizin her yerde rahatlıkla yapabildiği bir eylemdir, bir dava konusu olamaz”…

Ve elbette önemli bir savunma avukat talep etmeyen ve kendi savunmasını kendi yapmak isteyen Bülent Özüren’den tirad kıvamında cümleler: “Bu orman bu köyün canıdır. Ormanımız ikiyüz yıllık ağaçlarla doludur. Burada yapılan ağaç kesimi telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olacaktır. Bu nedenle biz de gittik, burada kesim yapanlara buradaki ağaçları keserseniz, davada da yürütmeyi durdurma kararı verirse bu ağaçların yerine ne koymayı düşünüyorsunuz? Diye sorduk ve o an için iş yapmalarını engelledik”

Sonuç, jandarmadan o gün olanlarla ilgili görüş istenmesine ve bir sonraki duruşmanın 4 Mart’ta görülmesine karar verildi.

***

Aslında bu yazıyı yazma maksadıyla gitmedim oraya. Ama işte insanın eli kalem tutunca duramıyor, yazıyor. Bir de Yeşil Gazete var, şimdi bir haber yapmasam olmaz.

Ve bu kadar lafın üzerine bir son söz yazacağım elbette.

İnanması güç ama mesele gerçekten üç beş ağaç! *

 

Güneşin Aydemir

*Önemli not: Kurşunlu davasına konu olan maden çalışmaları sırasında kesilen ağaç sayısının yaklaşık 3000 olduğu bildirilmiştir.

 

En genç Gezi sanığına ceza yok

küçük sanıkGezi Davası’nın en küçük sanığı 13 yaşındaki B.T.İ. dün hâkim karşısına çıktı.

Gezi Parkı eylemlerine destek amacıyla 3 Haziran’da Çanakkale’de, düzenlenen yürüyüş sırasında yola ‘Hükümet istifa’ ve ‘Faşizme ölüm’ yazdığı iddiasıyla hakkında ‘kamu malına zarar vermek’ suçundan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan ortaokul öğrencisi 13 yaşındaki B.T.İ. dün ilk kez hakim karşısına çıktı.

Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, geçen 27 Kasım’da görülen görülen ilk duruşmaya, ertesi gün ortaokul son sınıflar için yapılan merkezi sınava girecek olması nedeniyle katılmayan B.T.İ.bugünkü duruşmada yerini aldı. Babası Tamer İ. ile Adliye’ye gelen B.T.İ.’ye burada çok sayıda sivil toplum kuruluşu üyesi ile bazı milletvekilleri destek verdi. Yaklaşık 200 kişilik grup, Adliye önünde ‘Her yer Taksim her yer direniş‘ ve ‘Hükümet istifa’ sloganları attı.

Mahkeme B.T.İ’ye ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.

(Yeşil Gazete)

 

Kuzey Kıbrıs’ta “Doğaya aykırı cinsel ilişki” suçu kalktı

©kaosgl.org
©kaosgl.org

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) mevcuttaki Ceza Yasası  (Fasıl 154 Ceza Yasa) 1929 yılında Kıbrıs İngiliz Sömürgesi zamanında yürürlüğe girmişti. Zaman içinde pek çok maddesi değiştirilmiş ve çağdaş hukuk sistemi, insan hakları ve özgürlüklerin gerektirdiği hale getirilmişse de “Ahlaka Aykırı Suçlar” ve “İnsan Ticareti” bölümleri günün gereklerini karşılamıyordu. Bu gereklilikten hareketle yasa önerisi cinsiyetçi ve homofobik bir yaklaşımı yansıtan “Ahlaka aykırı suçlar” başlıklı 3. Bölüm kaldırılıp “Cinsel İstismar Suçları” olarak değişecek biçimde yeniden düzenlendi.  Değişiklik önerisi cinsel kimliklerin tanınması yanında cinsiyet eşitliği, ölüm cezasının kaldırılması, nefret suçları gibi başka önemli düzenlemeleri de içeriyor.

“Doğaya aykırı cinsel ilişki” suçu kalktı

Yasa değişikliği önerisi koalisyon ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler’in (CTP-BG) milletvekilleri Tufan Erhürman, Fazilet Özdenefe ve Doğuş Derya tarafından yapıldı. Değişiklikle “doğaya aykırı cinsel ilişki” suç kaldırıldı, kişilerin cinsel yönelimlerinden, cinsiyet kimliklerinden veya cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramasını, işlenen fiillerle mağdur edilmesini önlemeye yönelik düzenlemeler getirildi.

Cinsel kimliğe yönelik aşağılama ve kötüleme de suç sayılacak

Ayrıca önerinin 37.maddesine göre cinsel kimliğe yönelik aşağılama ve kötüleme de suç sayılacak. Ömer Akpınar’ın kaosgl.org’deki haberine göre madde “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli aşağılama ve kötülemeyi suç kapsamında ele alırken bu suçun basın ve sosyal medya üzerinden işlenmesini ağırlaştırıcı bir unsur olarak değerlendiriyor. Maddede öne çıkan bir diğer konu ise LGBT’lere (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) yönelik nefret söyleminin suç olarak görülmesi. LGBT’leri bireysel ya da grup olarak aşağılama ve kötüleme ile LGBTlerden nefret etme ve tiksinmeye yönelik yazı, resim ve malzemeler de cezalandırılacak.”

“Toplum hazır değil”

Bu maddeye muhalefet eden tek vekil, koalisyon ortağı Demokrat Parti-Ulusal Güçler (DP-UG) milletvekili Zorlu Töre, maddeye “toplum buna hazır değil” diyerek itiraz etti.

Buna karşılık söz alan CTP milletvekili Doğuş Derya, “17. yüzyılda değiliz. Örf- adet, gelenek değişti. Eskiden olsa; “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” diye düşünen insanlar, artık kadına yönelik şiddeti durdurmak için çaba gösteriyorlar. Her birey kendi hak ve özgürlüklerine sahiptir. Cinsel yöneliminden dolayı dışlanan insanları da aynı hak ve özgürlüklere tabi tutabilmeliyiz. Bilinenin aksine, henüz ata erkillik olmadan önce toplumlarda eşcinsellik vardı. Ulus devletlerin kurulması ile beraber, nüfus üreten bir ilişki biçimi isteniyor. Heteroseksüelliği tek norm kabul eden ve diğer ilişki biçimlerini hastalık gibi kabul eden bir inşaadır (bu). Eşcinsellik insanın doğasında vardır. Kimsenin haklarından sorumlu değilsiniz, sizin bedeninizle ne yaptığına kimse karışamaz. Sizin ne yemek yiyip, ne zaman sevişeceğinize bir başkası karışıyor mu? Peki ya âşık olduğunuzda? Kimsenin buna karışmaya hakkı yok. Ayrıca, Kıbrıs toplumu sizin düşündüğünüz gibi umursuz ve sağduyusuz bir halk değil. Tam aksine çok hoşgörülüdür. Kıbrıs Türk Toplumu ile ilgili bunu asla kabul edemem, bu; topluma bir hakarettir. İfade özgürlüğü ile nefret söylemini karıştırmayın. İfade özgürlüğü yan yana yaşamaya müsait bir şeydir. Nefret söylemi bizden farklı olan insanları tamamen dışlamak ve yok saymaktır. Kıbrıs’lı insanların yararına olacak ve hoşgörü ile sağduyuyu ülkemize getirecek bu yasaya lütfen kabul verelim” dedi.

Yasa ile ilgili değişiklik önerisi madde madde okunarak oy birliği ile kabul edildi. Önerinin onaylanması Töre’nin 37.madde ile ilgili değişiklik önerisi nedeniyle bir sonraki meclis birleşimi olan 23 Ocak’a kaldı.

Milletvekili Dinçyürek: “İpnelik yasası”ymış gibi yansıtıldı

Yasanın maddelerinin görüşülmesi ardından oylamaya geçildiğinde söz alan DP-UG Milletvekili Hakan Dinçyürek, ölüm cezasının da kaldırılmasının öngörüldüğü yasa önerisinin halk ağzıyla “İpnelik yasası”ymış gibi yansıtılmasından büyük rahatsızlık duyduğunu söyledi. Sözlerinin meclis salonunda büyük tepki alması üzerine “Bunlar benim lafım değil. Bazı çevreler yasayı böyle niteliyor. Bundan duyduğum rahatsızlığı dile getirmek için bu ifadeyi kullandım” dedi.

(Yeşil Gazete, Kaos GL)