Ana Sayfa Blog Sayfa 4061

Son dönemin Yeşil Kitapları

Kişisel Karbon Ayak İzi Rehberi – Devin Bahçeci

2 karbon ayakKüresel iklim değişikliği, her geçen yıl büyüyen bir tehdit olarak kendini daha fazla hissettiriyor. İklim değişikliğini durdurmak öncelikle politik mücadele yaparak mümkün. Öte yandan sivil toplumun, yurttaş insiyatiflerinin mücadelesinin önemi çok büyük.

Hepimiz iklim değişikliğine neden olan salınımları çok iyi biliyoruz. Alternatif, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını da o derece iyi biliyoruz. İyi ve temiz olanı istemek her ahlaklı yurttaşın ödevidir. İklim değişikliğinin toplumsal yanı böyleyken, bireysel çözümleri de ihmal etmemek gerekiyor. Hülasası bir yanıyla okyanusa deniz yıldızlarını atan adamı toplumsal mücadeleye davet etmeli, öte yandan deniz yıldızlarını okyanusa atılmasına yardım etmeliyiz.

Acaba her bireyin ya da hane halkının karbon ayak izi ne kadar ? Bunun hesabını yapmak, kişisel yaşam alışkanlıklarımızı sorgulamak, sürdürülebilir bir gezegenin ön koşullarından. Elinizdeki hesabın öncelikle ülke ortalaması, ardından dünya ortalaması ile karşılaştırılması ve sırasıyla bunların kişisel karbon ayak izinizi azaltmak için hedef alınması zorunluluk.  Devin Bahçeci bir iklim aktivisti. Yaşıyla karşılaştırıldığında çok uzun bir zamandır küresel iklim değişikliğini durdurmak için çabalıyor. Birleşmiş Milletler’in düzenlediği iklim konferanslarında bulunuyor, savunuculuk ve politika yapma süreçlerine dahil olmaya çalışıyor. Türkiye’de ve pek çok ülkede özellikle gençlerin dikkatini çekmek ve bilgi düzeylerini arttırmak için eğitimler veriyor.

Kişisel Karbon Ayak İzi Rehberi, Devin Bahçeci’nin ziyaret ettiği pek çok şehirde kendisine sorulan sorulara yıllar içinde hazırladığı kapsamlı ama anlaşılması kolay bir rehber niteliğinde. Güncel veriler ve örnek tablolarla, kendi karbon ayak izinizi kolayca hesaplayabileceğiniz bir başucu kaynağı. Bu kitaptan elde edilecek bütün gelir, Devin Bahçeci’nin, Yeryüzü Derneği çatısı altında gerçekleştidiği iklim değişikliği eğitimlerinin finanse edilmesinde kullanılacaktır. Gezegenin karşı karşıya kaldığı, insan kaynaklı bu felaketler zincirine karşı, siz okurlarımızı da kişisel karbon ayak izinizi düşürmekten başlayarak iklim değişikliğini durdurmak için harekete geçmeye, hükümetleri ve Birleşmiş Milletleri ise aktivistlerin ve sivil toplumun çözüm önerilerini kabul etmeye çağırıyoruz.  (Tanıtım Bülteninden)

Kişisel Karbon Ayak İzi Rehberi
Devin Bahçeci
Yeni İnsan Yayınevi
2013

 

Kentlerde Yeşil Ulaşım – 3. Yeşil Ekonomi Konferansı 

3 yeşil ulaşımDünyada milyonlarca insan her gün bir noktadan bir başka noktaya seyahat ediyor. İnsanların gıdadan giyeceğe kadar onlarca farklı ihtiyacı çeşitli ulaşım araçları kullanılarak taşınıyor ve tüketicilere ulaştırılıyor. Günümüzde, mal ve hizmetlere erişim için ulaşım araçlarının ne kadar ve hangi sıklıkla kullanıldığı, hesaplaması zor bir matematik problemine dönüştü. Artan nüfus ve ticaret hacmi birçok sorunu beraberinde getiriyor, değişen yaşam tarzı kişi başına düşen seyahat sayısını artırıyor. Ulaşım araçlarının gelişmesiyle kat edilen mesafeler de uzuyor. Bu da hem yakıt hem de hammadde tüketiminin artmasına neden oluyor.
İnsanların kullandığı ilk ulaşım aracı hiç kuşkusuz kendi bedenleriydi. Yürüyerek avlanan, iş yerine giden insan bugün hem ürün transferi hem de bireysel ulaşım için fiziksel güçlerine bağlı olmayan araçlar kullanıyor. Uçak, tren, gemi, kamyon ve otomobil gibi birçok araç fosil yakıtlarla çalışıyor ya da kullandıkları elektrik fosil yakıtlardan sağlanıyor. Ulaşım sektöründe kullanılan araçların yüzde 92’sinin petrolle çalışıyor olması küresel iklim değişikliğine neden olan emisyonların artışına ve yerelde gürültüden ağır metal kirliliğine kadar birçok farklı çevre sorununa yol açıyor. Çevre kirliliğinin artmasının bir başka nedeni ise aynı zamanda sosyal sorunlar da yaratan özel araçların sayısının artması. Kara taşımacılığında motorlu taşıtların tercih edilmesi otoyollar, köprüler gibi birçok altyapı hizmetini de zorunlu kılıyor ve bunların her biri bir başka çevre sorunu yaratıyor.

Heinrich Böll Stiftung Derneği 3. Yeşil Ekonomi Konferansı’nda kentlerdeki ulaşım politikalarını tartışmaya açtı. Toplu ulaşım ama hangisi, metrobüs mü, metro mu yoksa otobüsler mi daha çevreci? Bisiklet yolları büyük kentler için olmazsa olmaz bir seçenek mi yoksa yeşil bir fantezi mi? 3. Yeşil Ekonomi konferansında bu sorulara yanıt bulunmaya çalışıldı. Bu kitap konferanstaki, sunum ve tartışmaları içeriyor. Atılması gereken “yeşil” adımların neler olduğunu bulmaya çalışıyor.

http://www.tr.boell.org/downloads/Yesil_Ulasim_SON_Yuksek_Cozunurluk.pdf

3. Yeşil Ekonomi Konferansı – Kentlerde Yeşil Ulaşım
Heinrich Böll Stiftung Derneği
2014

 

Küresel Krizlerden Sürdürülebilir Topluma Çağımızın Çevre Sorunları – Nükhet Barlas

1 Çağımızın Çevre Sorunları

İnsan etkinliklerini önümüzdeki riskleri azaltacak güvenli sınırlar içine çekerken, iklim değişikliği gibi tehditlere karşı da fiziksel ve sosyal altyapılarımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Bu sürdürülebilir uygarlık ancak hepimizin katkılarıyla gerçekleşebilecek. Belki insanoğlunun en büyük düşmanı kendisi, ama en büyük umudu da öyle.

Kitapta küresel çevre sorunları Gıda ve Su, İklim, Enerji ve Atıklar, Ekoloji, Yeni Ekonomi Tartışmaları, Sürdürülebilirlik başlıkları altında altı bölümde ele alınıyor. Bu karmaşık ve çok-disiplinli konulardaki bilimsel bulgular, farklı tezler kolay okunabilir bir biçimde özetleniyor ve uygarlığımızın bu sorunlarla nasıl başedebileceği değerlendiriliyor.

Küresel Krizlerden Sürdürülebilir Topluma Çağımızın Çevre Sorunları
Nükhet Barlas
Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
2013

 

 

Kral kelebeklerini yurdundan eden iklim değişikliğine dair: Flight Behavior – Hilal Alkan

Şimdiye kadar üç eseri Türkçe’ye çevrilen Barbara Kingsolver‘ın henüz tercüme edilmemiş son romanı Flight Behavior (Kaçış Davranışı ya da Kaçış Alışkanlığı olarak tercüme edilebilir), gerçeklerden kaçmanın binbir yolu ve bazen gerçeğin kaçamayacağınız kadar burnumuzun ucuna gelmesi hakkında.

Flight Behavior...
Danaus Plexippus yani Kral Kelebeği

 

Amerika’nın en yoksul yerlerinden birinde, Apalaş dağlarının eteklerinde, kayınbabasının çiftliğinin bir köşesine inşa edilmiş derme çatma evinde, aşırı uysal (ya da adlı adınca pasif diyelim) kocası ve iki çocuğuyla delirmenin ya da kaçmanın eşiğinde yaşayan bir kadınla açılıyor roman: Dellarobia Turnbow. Sonrasında da Dellarobia’nın kaçıştan kabule ve hayatını değiştirmek için harekete geçmeye doğru nasıl ilerlediğini izliyoruz. Böyle anlatınca umutsuz bir ev kadınının az biraz umut vaad eden hikâyesinden ibaret geliyor kulağa. Tek başına güzel olabilecek bir hikâye ama epeyce de alışılmış değil mi? O zaman diğer baş kahramanın hikâyesine geçelim.

flight-behavior-pb_custom-404897bd119c14cb100aafa80924515b2b753a28-s6-c30
Flight Behavior (Kaçış Davranışı ya da Kaçış Alışkanlığı olarak tercüme edilebilir)

Bu baş kahraman ise bir kişi değil; bir tür, hem de neredeyse dünya üzerindeki kayda değer tüm fertleriyle bir tür: Danaus Plexippus yani Kral Kelebeği. Kuzey Amerika’ya özgü bir kelebek türü olan Kral Kelebeği her sene birkaç kelebek neslinin hareketini içeren bir göç halkası çiziyor ve bahar-yaz aylarında serin Kanada’ya göç edip, sonra kışı geçirmek üzere Meksika’ya dönüyor. Dönüyor sözü yanıltmasın, dönenler Meksika’da bahara gözlerini açan kelebekler değil, onların ikinci ya da üçüncü dereceden torunları. Bu kelebekler, bir tür olarak bu yolculuğu türün ortaya çıktığı zamandan bu yana her yıl yeni baştan yapıyorlar. Sadece bu akıl almaz rotanın ortaya çıkartılması bile araştırmacıların 38 yılını alıyor. Öylesine muazzam bir hareketten bahsediyoruz. İşte Dellarobia Turnbow’un kaderini yüzleşerek değil de kaçarak değiştirmeye karar verdiği bir gün bu iki baş kahramanın yolları kesişiyor. Kral Kelebekleri yüzbinlerce yıldır sadakatle takip ettikleri rotalarını bir kenara bırakıp, kışı geçirmek için Meksika’daki Michoacan yerine hayli kuzeydeki Apalaş dağlarına sığınıyorlar.

Milyonlarca kelebeğin epik hikâyesi, Apalaşların zorlu kış şartlarında yüreğimizi ağzımıza getirirken, Dellarobia Turnbow hem kendi hayatının gerçekleriyle hem de tüm dünyanın yüzleşmeye bir türlü cesaret edemediği acı gerçekle burun buruna geliyor. Aynı onun hayatındaki gerçekler gibi aslında hep göz önünde olan ama bir bahaneyle, belki kolaycılıkla ya da kaçış davranışlarının türlü çeşidiyle görmezden gelinen, yokmuş gibi yapılan bu acı gerçek Küresel Isınma.

Barbara Kingsolver ailesi ile bilikte
Barbara Kingsolver ailesi ile bilikte

Kelebeklerin neden böyle bir delilik yaptığının, bir türün hafızasının nasıl böyle radikal bir şekilde silindiğinin, nasıl bir umutsuzluk ya da kararlılıkla Apalaşlara sığındıklarının başka bir açıklaması yok zira. Hiç dinmeyen yağmurların, bataklığa dönen çayırların, açlıktan eriyip giden ineklerin, çürüyen meyve ağaçlarının, köyleri, kasabaları yutan toprak kaymalarının da başka bir açıklaması yok. Ya da dünyanın başka yerlerindeki alışılmadık derecede kuru yazların, cayır cayır yanan ormanların, eriyen buzulların, hiç esmediği kadar hızlı esen rüzgârların, şehirleri yutan tropik kasırgaların da başka bir açıklaması yok. Ama işte bu açıklama öyle rahatsız edici, öyle huzur kaçırıcı, öyle konfor bozucu ki en iyisi bakmamak, görmemek, hep kaçmaya, daha uzağa gitmeye çalışmak, ta ki bir gün aynı yangın ya da sel kaçıp saklandığımız sığınağı yutana kadar.

Barbara Kingsolver incelikli bir romancı olmanın yanısıra bir biyolog ve Apalaş dağlarının güneyinde bir çiftlikte yaşayan bir doğa aşığı. İster Kongo’nun sık ormanları, ister Meksika’da bir kıyıdaki gizemli bir oyuk, isterse kelebekler olsun, doğa, romanlarında hep baş kahramanlardan biri. Yarattığı kurmaca dünyada doğa sessiz bir sahne, insan kahramanların önünde gezindiği dekor değil, hikâyenin olmazsa olmaz bir parçası. İnsan kahramanlarla insan olmayanların ağırlığını, üstelik de fabl havasına girmeden dengeleyebiliyor olmasında büyülü bir güzellik var. Kingsolver’ın romanlarından ayrılmak aynı sizi büyüleyen bir şelalenin yanından uzaklaşmak, yayla yollarından aşağı inmek, gözünüzü kırpmadan içinize çekmek istediğiniz bir güzelliği geride bırakmak gibi. Gözünüz illâ ki arkada kalıyor: Kingsolver’ın her romanı özlemle anılıyor. Flight Behavior da işte bunlardan biri. Umalım ki tez zamanda ve ehil bir çevirmenin eliyle Türkçeye de tercüme olsun, edebiyatın kurmaca dünyası küresel ölçekteki bir gerçekle yüzleşmemize aracılık etsin.

Flight Behavior
Barbara Kingsolver
Harper Collins, 2012

Hilal Alkan

 

 

Hilal Alkan

Gerçek temizliğin kafa açan Cumartesi hali – Mercan Uluengin

4 kafa-acan-ctslerBir kısmınız beni Zehirsiz Ev’in Hanımı olarak tanıyor olabilirsiniz. www.zehirsizev.com adresinde, zararlı kimyasal maddeleri hayatımdan çıkarma deneylerimi paylaştığım bir blogum var. Ne mutlu bana ki, bu haftadan itibaren bu deneyler ve tarifler, Yeşil Gazete sayfalarına da taşınacak.

Bir kısmınızla da Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Gerçek Temizlik ekibinin bir üyesi sıfatıyla tanışmış olabiliriz. İstanbul’daki ekolojik pazarlarda geçen yıl yapmaya başladığımız temizlik atölyelerimiz, başka başka şehirlerden davet almaya devam ediyor.

“Gerçek temizlik” diyoruz, çünkü piyasadaki ürünlerle temizlik yaptığımızda, evimizdeki yüzeyleri geçici bir süre için kirden, mikroptan arındırıyor, ama bunların yerine kimyasal maddeler koyuyoruz. Yani temizlemeye çalışırken aslında kirletiyoruz. Yaptığımız atölyelerde yeni bir şey öğrettiğimiz söylenemez; bizden önceki kuşakların kullandığı maddeleri ve yöntemleri yeniden hatırlamaya çalışıyoruz sadece. 

Gerçek temizlik atölyelerimizin sonuncusunu, geçen haftasonu (25 Ocak Cumartesi) Don Kişot Sosyal Merkezi’nin Kafa Açan Cumartesiler etkinlikleri kapsamında yaptık. Kafa açmakla kalmayıp ciğer de açan bir atölye oldu. Zira solunum organlarımıza, cildimize, gözlerimize zarar vermeyen maddelerle hangi temizlik ürünlerini evde üretebileceğimizi konuştuk bir kez daha.

5 Kafa açan cumartesiler...

Ki onlar da şunlardı:

  • Ovma kremi
  • Çamaşır makinesi tozu
  • Bulaşık makinesi tozu
  • Yüzey temizleyici
  • Sıvı sabun

Don Kişot’taki inşaat çalışmaları son hız devam ettiği için atölyeyi bir sokak ötedeki Yeldeğirmeni Mahalle Evi’nde, Buğday gönüllülerinden sevgili Eda Yapanar’la birlikte yaptık. Genellikle hanımları görmeye alışık olduğumuz bu buluşmada erkek katılımcıların da olması bizi çok sevindirdi. Atölyenin sonunda Mahalle Evi’nden Gülseren Hanım’ın temizlikte sık sık başvurduğumuz elma sirkesinin yapımını anlatması da bizim için harika bir hediye oldu.

12 Mercan Uluengin

 

 

Mercan Uluengin

Yıldıray Lise: “Küçük Prens, benim en güzel hikayem”

8
Yıldıray Lise

Yıldıray Lise ile uzun bir geçmişe dayanan dostluğumuz vardır. Kendisiyle bir sonbahar akşamı İstanbul’da tanışmış idik. Tünel’deki bir kafede oturup mevsime yakışır şekilde kitaplardan, şiirden, erguvan ağaçlarından konuşmuştuk. Birlikte doğa koruma için çalıştığımız günler de olmuştu.

Yıldıray’a, koleksiyonunu yaptığı Küçük Prens kitapları ile ilgili sorular sorasım geldi Yeşil Gazete için. İşte sohbetimiz.

Güneşin Aydemir: Merhaba Sevgili Yıldıray, Küçük Prens’e olan düşkünlüğünü biliyoruz. Nasıl başladı bu ilişki bize biraz bu “en güzel” hikayenizi anlatır mısınız? Neden Küçük Prens?

Yıldıray Lise: Hakikaten benim en güzel hikayem diyebilirim. ODTÜ Biyoloji bölümünde öğrencilik yıllarımda tanıştım bu enfes kitapla. Daha sonra doğumgünü, yılbaşı ve diğer özel günlerde en çok hediye ettiğim kitap oldu. Onlarca kitap alıp hediye etmişimdir. 2008 yılı Aralık ayında ise bir gece ben bir koleksiyon yapmalıyım ve bu dünyanın birçok diline çevrilmiş olan Küçük Prens kitabı olmalı deyip bu hikayem başladı.

Bence modern bir masal olan bu kitap içinde insanları ve dünyayı anlamamızı sağlayan birçok konu var. Kitabı her okuduğumda içimde bir umut ışığı belirir.

“Bir insan neden okumalı Küçük Prens’i?” diye sorduğum zaman herkesin farklı bir cevabı olduğunu görüyorum. Bana göre dünyayı ve insanları daha iyi tanımak için en güzel modern edebiyat ürünü. Masal tadında. Masallarda bize anlatılan herşey var: kötüler, iyiler, onları anlamak… Bir kere değil defalarca okunmalı. Her okuyuşumda farklı tatlar alıyorum, farklı bölümleri dikkatimi çekiyor.

20. yüzyılın en önemli Fransız eserlerinden biri seçilen bu kitap milyonlarca insanı etkilemiş durumda. Tüm dünyada en çok dil ve lehçede basılan kitaplardan biri Küçük Prens. Yaklaşık 250 dil ve lehçede basıldığını biliyoruz.

turkce_foto_1
Küçük Prens koleksiyonundaki Türkçe baskılardan

Kitap bu kadar çok sevilince birçok farklı sanat dalında ürünler ortaya çıkmış: opera, tiyatro, bale, buz dansı gösterisi, film, çizgi film, çizgi roman… Japonya ve Brezilya’da birer müzesi var. Güney Kore’de bir Fransız mahallesi kurulmuş Küçük Prens için.

Türkçe olarak ilk baskısı kitabın yayınlanmasından 10 yıl sonra yani 1953 yılında yapıldı. İlk olarak Çocuk Esirgeme Kurumu’nun dergisi Çocuk ve Yuva’da Ahmet Muhip Dıranas çevirisi ile tefrika edildi. 1953 yılında Hüsnü Tabiat Matbası ve Doğan Kardeş Kitaplığı tarafından 2 farklı kitap olarak da basılmış durumda. Bugün Türkçemizde yayınevi ve çevirmenlerdeki farklılıkları ele alırsan 106 farklı baskısı olduğunu görüyoruz.

G.A.: Şu an koleksiyonunuzda kaç parça var ve hangi dilleri kapsıyor?

Y.L.: Zaman içinde koleksiyonumda tüm dil ve lehçelerden en az birer kopya hedefledim. Sonra internette bir arama yaptım ki dünyada ve Türkiye’de bu konuda birçok kişi koleksiyon yapıyormuş. Olsun dedim ben de yapacağım, ve başladım.

Koleksiyondan
Koleksiyondan

Zaman içinde koleksiyonumun iki temel hedefi oldu:

Hedef 1: Dünyada yayınlanmış tüm dil ve lehçelerden bir kopya. Şu an için koleksiyonumda 185 farklı dil ve lehçeden kitap örneği var.

Hedef 2: Türkçe olarak yayınlanmış tüm çevirilerin farklı çevirmen ve yayınevleri tarafından hazırlanan baskılarından bir kopya (hesaplarıma göre şu ana kadar 106 farklı çeviri var). Benim koleksiyonumda şu an 75 farklı baskı var.

Bugün koleksiyonumda tüm dünyadan 185 farklı dil ve lehçede kitap; 75 farklı Türkçe baskısı; ilginç baskı örnekler (kitap, cep telefonlarındaki T9 dilinde sadece sayılarla yazılmış bir kitap); 3 boyutlu kitaplar; mini kitaplar var. Toplamda ise 450’den fazla Küçük Prens kitabım var.

15
Baramba (Mali dilinde) Küçük Prens

Benim için en değerli kitaplardan biri uzun süre aradığım, kapağında siyahi bir Küçük Prens’in olduğu Mali’de konuşulan Bambara dili versiyonudur. Çok severim onun kapağını. Dostlarım uzun bir aramadan sonra bulup getirmişlerdi bana. Bazı dillerle orijinal çizimler dışında birçok kapak yapılmış Türkçe, Korece, Makedonca, Rusça, İspanyolca, Hint dilleri ve Çince bunlara örnekler. Ben orijinal kapak ve çizimli olanları daha çok seviyorum ama bazen çok şaşırtıcı kapak ve çizimler de olabiliyor.

Koleksiyonumdaki kitap sayısı arttıkça dünyanın farklı alfabeleri tanıma şansım oldu. İnsanın kültürel çeşitliliğine ve deneyimine bir kere daha hayret ettim diyebilirim. Aynı cümleleri 185 farklı dil veya lehçede farklı harflerle görmek büyük bir zenginlik doğrusu.

Koleksiyonum hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler blogumu ziyaret edebilirler.

G.A.: Bu koleksiyonun pek çok armağancısı var değil mi? Bildiğim kadarıyla her giden size bir küçük prens kitabı getiriyor?

Y.L.: Bu koleksiyonun tek sahibi ben değilim aslında benim “Küçük Prens/Prensesler” adını verdiğim 60’dan fazla kişinin katkısı ile oluştu bu koleksiyon. Yurtdışına gittiğinde mutlaka bir kitapçıya uğrayanlar… Couchsurfing yapanlar ve evlerinde kalanlardan ülkelerine döndüklerinde mutlaka bir Küçük Prens kitabı isteyenler…

G.A.: Başka koleksiyonerler de var mı bildiğiniz?

Y.L.: Tanıştığım ve dost olduğum birçok Küçük Prens kitap koleksiyoneri var. Küçük Prens koleksiyonu hem Türkiye’den hem de yurtdışından birçok kişi ile tanışmama vesile oldu.

2013 yılı ilkbaharında Ankara’da TAYFA Kitapkafe’de 8 hafta süreyle düzenlediğimiz “Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi” sırasında Küçük Prens kitap ve objelerini toplayana birçok kişi olduğunun farkına vardım. Tahmin ettiğimizden daha çok kişi kitap ve objelerini topluyormuş. Sergimize İstanbul, Mersin, Eskişehir ve Adana’dan ziyaretçilerimiz geldi.

Bu sergi sırasında tanışma fırsatı bulduğumuz 4 koleksiyoner ile hayaller kurmaya başladık. Düzenli olarak bir araya gelmeye çalıştığımız ekip olarak öncelikle sanal, sonra ise fiziki olarak gerçek bir Küçük Prens Müzesi kurma hayalimiz var. Bunun için çalışmalarımıza başladık. Sanal müzenin açılması ve İstanbul’da Küçük Prens kitapları ortak sergisi açmak şu an için en önemli hedeflerimiz. Belki orta vadede Sunay Akın’ın kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi gibi “Küçük Prens Müzesi” kurma şansımız da olur. Ne de olsa “Büyükler çok tuhaf oluyor”, değil mi?

G.A.: Başka bir kitap/obje koleksiyonu yapıyor musunuz?

Y.L.: Başka bir konuda koleksiyonum yok. Küçük Prens kitap koleksiyonu bile bayağı zamanımı alıyor doğrusu.

G.A.: Biraz da Küçük Prens’ten bahsedelim? En sevdiğiniz kısmı? Neden?

Y.L.: Aslında küçüklerden çocuk büyüklere yazılmış bir kitap bence. Çocukken okuduğumuz masalların tadını bize veren bir kitap. İçinde dostluk ve umut var. Evrensel değerleri çocuk diliyle anlattığından belki de hepimizin gönlünü çalmış bir kitap.

Her okuduğumda farklı bir yerini keşfediyorum kitabın. İlk göz ağrım olan tilki ile muhabbetinin ise yeri her zaman ayrıdır.Burada dostluğun çok iyi anlatıldığını düşünüyorum.

Kitabın başında şapka ve koyun çizimleri ise bize çocukların hayal dünyasının çok güzel anlatıyor. Yaşlandıkça bizim unuttuğumuz bu hayal dünyasını… Ne zaman okusam bir gülümseme kaplar yüzümü.

G.A.: Şöyle altını çize çize paylaştığınız güzel bir cümle?

Y.L.: Tek bir cümle yok aslında. Bu konuyu sorduğum arkadaşlarım genelde şu 3 cümleden etkilendiğini söylüyor:

“En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.”

“Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”

“Çölü güzel kılan, bir yerinde bir kuyu saklıyor olması.”

Kitabın özünü de anlatan her gezegeni ziyaretinden sonra Küçük Prens’in söylediği “büyükler gerçekten çok tuhaf” cümlesini severim. Üzerinde düşününce bize ne kadar çok şey anlattığını fark ederiz.

G.A.: Senin doğa koruma ile ilgili çalıştığını biliyorum. Doğa koruma ve küçük prens arasında bir bağlantı var mı sana göre yoksa bu konuya sadece hobi başlığı altında mı takılıyorsun?

Y.L.: Benim ilk çıkış noktam koleksiyon yapmak, mesleğimle ilgisini direk kuramadım.

Doğa koruma ve Küçük Prens kitabı konusunu uzun süredir düşünüyorum. Hatta bir arada bu konuda bir yazı derledim ama daha erken deyip bir kenara kaldırdım.

Her masalda olduğu gibi bu modern masal da bize doğayı, insanı ve hayatın gerçeklerini anlatıyor aslında. Bir yere, birine veya bir nesneye bağlanmak ne demek onu iyi anlatıyor.

Her gezegende farklı insanlarla karşılaşıp insanların özünü anlıyoruz. Özellikle bu 6 gezegen ve en sonunda dünyada karşılaştığı herkes bize insanlar ve doğa koruma konusunda çok şey anlatıyor. Okuyup düşünmek lazım üzerinde.

G.A.: Küçük Prens deyince benim aklıma, baobab ağacı ve fanustaki gül geliyor. Peki senin aklına?

Y.L.: Bunlar herkesin ilk akla gelenleri aslında. Düşündüm de… Benim aklıma Türk gökbilimcinin keşfettiği B612 asteroidi geliyor ve onu seyahat ettiren yaban kuşlar sürüsü geliyor.

Bunları söylerken baobab ağacını görmeyi çok istediğimi belirtmem gerek. Masalsı bir ağaç çünkü. Yakında bir Afrika ziyareti yapmam gerekecek. Orada baobab ağaçlarına dokunup uzun uzun konuşmak isterim onlarla.

G.A.: Sen olsan hangi soruyu sorardın burada sana sormadığım ve cevabın ne olurdu?

Y.L.: Geçen yıl Ankara’da kolesiyonunu sergiledin. Bundan da biraz bahsedebilir misiniz? Sergide neler vardı?

Koleksiyonuma ilk kitabı koyup biraz geliştiğini görünce böyle bir sergi açmak fikri oluştu. Mart-Mayıs aylarında 8 hafta süreyle Ankara’da TAYFA kitapkafe’de “Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi”ni düzenledik. Bu sergi ile dünyanın en çok okunan ve en çok dile/lehçeye çevrilmiş kitabını insanlara ulaştırmayı hedefledik. İnsanlara dünyada bu kitabın ne kadar çok sevildiğini, ne kadar çok kişiye ulaştığını göstermek; dünyadaki dillerin çeşitliliğine, insanların kültür çeşitliliğine dikkat çekmek ve farklı alfabelerde de olsa aynı kitabı okuduğumuzu anlattık. 8 hafta süresince söyleşiler, çocuklara yönelik atölye çalışmaları ve film gösterimleri de yaptık.

Sergimizde gördük ki bildiğimizden daha çok kişi Küçük Prens kitap veya objelerinin koleksiyonun yapıyor. Kitaba ilgi de oldukça fazla. Sergimizi görmeye İstanbul, Adana, Mersin ve Eskişehir’den gelen Küçük Prens dostları ve koleksiyonerlerioldu.

70. yıl özelinde birçok ülkede farklı çalışmalarla kutlamalar yapıldığını biliyorum. Bizim sergimiz de bir nevi Türkiye kutlaması gibi oldu!

Bu serginin daha gelişmişini birçok Küçük Prens koleksiyonerinin katılımıyla ORTAK SERGİ olarak İstanbul’da yapmak istiyoruz.

Röportaj: Güneşin Aydemir – Yeşil Gazete

“Çocuk gelinler ve pedofili” üzerine – Gözde Kıral

12 yaşında evlendirilen ve 14 yaşında evinde ölü olarak bulunan Kader’in ardından, küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarına ilişkin tartışmalar alevlendi. “Çocuk gelinlere hayır!”, “Çocuk gelin değil, zorla evlendirme yoluyla çocuk istismarı!” ve nihayetinde “Çocuk gelin yoktur, pedofili vardır!”a dönüşen sloganıyla iyi niyetle yola çıkılmış kampanyalardı bunlar.  ‘Küçük yaşta evlendirilen çocuklar’ sorunuyla pedofili arasında özdeşlik kuran bu kampanya sloganının sorunlu olduğunu ve üzerine çok tartışılmadığını düşünüyordum. Geçtiğimiz günlerde Birikim Dergisi’nin internet yayınında çıkan “ Çocuk Gelinler ve Pedofili”[1] adlı konuya ilişkin yazı tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Uzayan tartışmalarla asıl konunun uzağına düştüğümüzü hissettiğimden, bu fırsatla, bir feminist ve bir psikolog olarak konuya ilişkin küçük bir not da ben düşmek isterim.

36 çocuk gelinlerHayatımızın her alanında karşımıza çıkan psikolojik kavramlar çok da masum tanımlamalar değillerdir. Aksine, psikolojinin çoğu zaman, toplumsal sorunların çözülebilirliğini görmezden gelmeye, onları bireylerin psikolojik sorunlarıymış gibi göstermeye (örn., Prilleltensky, 1994), diğer bir deyişle var olan sistemin meşrulaştırılmasına hizmet ettiğini görürüz.

“Çocuk gelin yoktur, pedofili vardır” kampanyası sorunu psikolojikleştirerek farkında olmadan çözümün tek tek bireylerin sağaltımıyla mümkün olabileceği algısını yaratıyor. Klinik tanı kriterlerinde pedofili, “en az 6 aylık süre boyunca, kişinin ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklarla (genellikle 13 yaşlarında ya da altında olanlarla) cinsel etkinlikte bulunma ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması” şeklinde tanımlanır ve bu tanı parafililer, yani cinsel sapkınlıklar diyebileceğimiz tanı grubunda incelenir (DSM-IV-TR; APA, 2000) (DSM tanı kriterlerinin, ne tür bir bilimsel dayatmanın ürünü olduğu bu yazının konusu dışındadır). Bu tanıdan hareketle, “sorun tam da bu!” diyebilirsiniz; ancak soruna salt pedofili olarak baktığımızda, iktidarların pek çok kez olduğu gibi, sorunu münferitleştirerek “tedavi edilmesi elzem birkaç vaka” yaratmayacağını, toplumsal bir arızayı görmezden gelmeyeceğini söyleyebilir miyiz?

Küçük kız çocuklarının cinsel ilişkide rızası olduğuna kanaat getiren mahkemeler, kadın bedeni üzerinden politika yürüten iktidar, kutsal aile, suçu kız çocuklarına, kadınlara yükleyen iki yüzlü ahlak ittifakını bu şekilde nasıl ifşa edebiliriz?

Ya da kıskançlık sebebiyle işlenmiş cinayetin sanığına paranoid, eşine şiddet uygulayana da öfke kontrol bozukluğu mu demeli?

Sosyal medyada oldukça tepki toplayan adı geçen yazıyı, üslubundan böyle bir anlam çıkarmak oldukça zor olsa da, küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarına ilişkin başlatılan bu kampanyanın durumu açıklamada yetersiz kaldığı, bu şekilde evlilik yapmış her erkeğin pedofil olarak adlandırılamayacağı ve bunun toplumsal bir olgu olduğunun altının çizilmesi gerektiği şeklinde okudum. Ya da kampanyanın sloganından duyduğum rahatsızlık ve yazının Birikim’de yayımlanmış olmasından dolayı, farklı bir öneri getiriyor olabileceği önkabulü ile yazıyı bu şekilde anlamak istedim. Zira, yazı bu haliyle, Birikim’de değil de örneğin; Yeni Şafak’ta karşınıza çıksa çocuk evliliklerinin çoğunun masumane olduğu iddiası mı taşıyor diye de düşündürebilir. Çünkü, kültürelliğe ilişkin vurgu yanlış anlamalara çok açık ve yazı bu bakımdan derdini net bir biçimde ortaya koyamıyor.

Meselenin yakıcılığı, yürütülen kampanyalarda kullanılan dilin iktidarların işine yarayıp yaramadığı konusunda temkinli olmayı gerektirdiği kadar, konuya ilişkin tartışmaların da her bir ifadenin titizlikle ele alındığı bir düzlemde yapılmasını gerektiriyor. Aksi takdirde kampanyayı eleştireceğim derken, “çocuk evlilikler masumane” diyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın diline ortak oluveriyorsunuz.

Kısaca söylemek gerekirse, kız çocuklarının evlendirilmesinden kadın cinayetlerine bu mesele; aileden devlete sistemli bir biçimde örgütlenmiş değerlerin beslediği toplumsal bir arızadır. Bu arızayı tek tek bireylerin sapkınlığına indirgemek, niyet bu olmasa da, bütünün görmezden gelinmesine fayda sağlar. Toplumsal olgular münferitleşir, münferit bozukluklar tedavi edilir, tümden bir çözümün olanaksızlığına inanç beslenir ve kurgu devam eder.

 

Kaynaklar

American Psychiatric Association (APA). (2000). DSM-IV tanı ölçütleri başvuru elkitabı. Yeniden gözden geçirilmiş baskı.(DSM-IV-TR). Washington D.C: APA.

Prilleltensky, I. (1994). The morals and politics of psychology: Psychological discourse and the status quo. Albany, NY: New York University Press.


[1] Solmaz, Metin (22 Ocak 2014). Çocuk gelinler ve pedofili. 28 Ocak 2014,http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=1077.

Bu yazı ilk olarak viraverita.org/ da yayınlanmıştır

gözde kıral

 

 

Gözde Kıral

 

İngiltere’deki nükleer tesis geçici olarak kapatıldı

İngiltere’nin kuzey batısındaki Cumbria bölgesinde bulunan Sellafield nükleer tesisi çevresinde radyasyon seviyesinin artması nedeniyle tesis kısmen kapatıldı.

Nükleer santrali işleten şirketin sözcüsü çevredeki radyoaktif seviyenin normalin üzerinde olduğunu fakat herhangi bir önlem almak için gerekli görülen seviyenin altında olduğunu belirtti; santralin güvenli bir şekilde az sayıda personel tarafından çalıştırıldığını açıklayarak tesisten herhangi bir nükleer sızıntının söz konusu olmadığını söyledi.

 “Çevreye yönelik risk yok”

Şirket sözcüsü 20 kontrol noktasından birinde normalin üstünde ölçüm yaptıklarına işaret ederek çalışanlara ya da çevre halkına yönelik her hangi bir riskin olmadığını dile getirdi.

İngiltere Enerji Bakanlığı da tesis yetkilileriyle temasta olduklarını ve belirtilenden farklı bir tehlikenin olmadığını açıkladı.

Sellafield tesisi sadece kullanılmış yakıt işliyor. Tesiste nükleer enerjiden yakıt üretimi gerçekleştirilmiyor ve nükleer faaliyetlerin durdurma çalışmaları ise devam ediyor.

Nükleer santralin sözcüsü bir kısmın gerekli araştırmanın yapılması için boşaltıldığını söyleyerek ilgili uzmanların santralde olduğunu söyledi.

“Geçici kapatma ters giden birşey var demek değil “

Santrali işleten şirket gündüz vardiyasında çalışanlara bugün işe gelmemelerini söyledi. Nükleer santralin zorunlu hizmetlerini sağlayan personel ise görevine devam ediyor.

Nükleer çalışmaların sonlandırmasını gözlemleyen bağımsız West Cumbria’dan David Moore da “şirketin kararının doğru” olduğunu belirterek, geçici kapatmanın tesiste ters giden bir durum olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

(BBC Türkçe/Yeşil Gazete)

Akyaka’da mahkeme sürecine rağmen Zeytinpark satışa çıkarıldı

2013 Haziran’da Özelleştirme İdaresi, üzerinde zeytinlik olan Akyaka’daki hazine arazisinin imara açılması için gerekli işlemlere başlamış, Akyakalı doğa severler tarafından oluşturulan Akyaka Dayanışması bu süreci durdurmak için mücadeleyi başlatmıştı. Zeytinliğin özelleştirilmesinin iptali ve Akyaka İmar Planı’nın değiştirilmesi için başlattıkları imza kampanyasının ardından toplanan 27.000  imza platform üyeleri tarafından bisiklet turuyla Akyaka’dan Ankara’ya götürülüp Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ve TBMM Dilekçe Komisyonu’na teslim edilmişti.

Görsel: akyakaninsesi.blogspot.com.tr
Görsel: akyakaninsesi.blogspot.com.tr
Özelleştirilen zeytinlik

Akyaka’nın Sesi’nin haberine göre CHP Milletvekili ve Çevre Komisyonu üyesi Melda Onur’un “Zeytinpark” ile ilgili cevaplanmayan soru önergesi ve henüz devam eden davaya rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın web sitesinde ihale dokümanı yayınlandı. 6 Mart’a kadar teklifler alınacak. Sonrasında ihalenin gerçekleştirilmesi planlanıyor.

İhale dosyasında, taşınmazın hukuki durumu hakkında “zeytinlik yapılmak suretiyle işgal edilmiş olup işgali devam etmektedir” denilerek doğayı  beton dünyasında işgalci gören anlayış açıkça ortaya konulmuş.

Akyaka Dayanışması yürütmeyi durdurmak için hukuki girişimlerini sürdürmeye devam ediyor.

(Akyaka’nın Sesi, Yeşil Gazete)

Yine, Yeni: Dünya Kenti İstanbul etkinlikleri Şubat boyunca devam ediyor

kentedairpanel21Tarih Vakfı’nın 18 yıl önce Darphane-i Amire’de gerçekleştirdiği ve 15 Ocak 2014 günü Karaköy Galata Rum Okulu’nda “Yine, Yeni: Dünya Kenti İstanbul” adıyla açılan sergiye eşlik edecek etkinlikler, 1 Şubat Cumartesi, 14.00-16.30 saatleri arasında gerçekleşecek Kentsel Dönüşüm paneliyle devam ediyor.

Panelin programı şöyle:

14:00-15:00 / YERİNDEN EDEN KENTSEL DÖNÜŞÜM

Cihan Uzunçarşılı Baysal – Yeniden İskan Projelerinin Konut Hakkı İhlaller

Süleyman Savaş- Gaziosmanpaşa

Şadi Çatı – Sarıgöl

ARA

15:15-16:30 / YERİNDE DÖNÜŞÜM HAYALİ

Özlem Ünsal – Yerinde Dönüşüm Ne Demektir?

Adem Kaya – Maltepe, Başıbüyük

Ömer Kiriş – Tozkoparan

Mustafa Karahan, İrfan Kıranoğlu – Derbent, Sarıyer

Yine, Yeni: Dünya Kenti İstanbul sergisi kapsamında Tarih vakfı tarafından düzenlenen diğer etkinliklerle 23 Şubat’a kadar devam edecek.

ETKİNLİKLER

KENTE DAİR KONUŞMALAR

1 Şubat Cumartesi, 14:00-16:30

Kentsel Dönüşüm: Ayazma, Gaziosmanpaşa, Sarıgöl, Başıbüyük, Tozkoparan, Derbent örnekleriyle.

8 Şubat Cumartesi, 14:00-18:00

Doğal Çevreyi Tüketmek: Kanal İstanbul, 3. Köprü, Kuzey Ormanları, ve diğer örnekler

15 Şubat Cumartesi, 14:00-18:00

Nasıl istersem öyle giderim: Kent hakkı olarak ulaşım

22 Şubat Cumartesi, 14:00-19:00

Yine, Yeni: İstanbul için Ütopyalar

YİNE/YENİ SÖYLEŞİLERİ

5 Şubat Çarşamba, 18:30-20:30

İSTANBUL’UN YENİ TARİHİ-2: 8500 yıl önce Yenikapı’da Denizcilik, Teknoloji ve Ticaret

Emine Çaykara, Evren Türkmenoğlu

12 Şubat Çarşamba, 18:30-20:30

YİNE: Maragalı Abdülkadir’den Hacı Arif Bey’e İstanbul Müzikleri

Ersu Pekin (sunum), Derya Türkan (kemençe), Mutlu Torun (ud), Osman Ziyagil (vokal)

19 Şubat Çarşamba, 18:30-20:30

YİNE: İstanbul Giysileri

Çağla Ormanlar

*Etkinliklerin hepsi Karaköy Galata Rum Okulu’nda gerçekleşecek.

 

 

Akkuyu’da nükleer inşaat faaliyetinin ÇED’siz başladığı doğrulandı

Mersin Akkuyu’da ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) raporunu almamış olan Rosatom Şirketi’nin bölgede nükleer santral inşaatıyla ilgili faaliyetlere başladığı bilirkişi raporuyla doğrulandı.

insaatAkkuyu

İnşaat faaliyetlerini geçtiğimiz günlerde edindikleri fotoğraflar ve videolarla kamuoyuna sunan Greenpeace Akdeniz, bugün de konuyla ilgili bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, sahaların tümünde iş makinesiyle önceden çalışma yaptıkları ve bir kısmında çalışmanın hela devam ettiğinin bilirkişi raporuyla sabit olduğu belirtiliyor. Çalışmaların yürütüldüğü alanların bir kısmı izin alanının dışında kalıyor ve bu alanın 5265 m2’lik kısmı orman arazisi. 

Çernobil’in sorumlusu Rosatom’dan bir skandal daha

Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Yöneticisi Hilal Atıcı, “Çernobil gibi büyük bir felaketin sorumlusu Rosatom’un, daha nükleer santral kurulmadan Türkiye’de de bir skandala imza attığını” belirterek  şirketin izni olmayan orman alanlarında da faaliyet gösterdiğinin belgelendiğini söyledi. “Burada hukuksuz bir şekilde başlatılan inşaat çalışması ve orman alanlarına girilmiş olması konusunda yeni Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’nin nasıl bir tutum izleyeceğini merakla bekliyoruz” dedi.

27 Ocak Pazartesi günü Mersin Baro’su bu bilirkişi raporu üzerine suç duyurusunda bulunmuştu.

AkkuyuInsaat3Rosatom şirketi bugüne dek Çevre Bakanlığı’na 2 kez ÇED raporu sunmuş, formattaki ve içerikteki eksiklikler nedeniyle bu rapor Bakanlıktan geri dönmüştü. Şirket şimdi 3. Kez ÇED raporunu sunmaya hazırlanıyor.

Radikal’den Serkan Ocak’ın görüştüğü yetkili şirket Akkuyu NGS, inşaat faaliyetleriyle ilgili olarak emniyet ve güvenlik yolları oluşturacak malzemelerin temini için taş ocağı işletildiğini, bunun da izninin alındığını iddia etmişti.

Greenpeace’in Çevre Bakanı İdris Güllüce’ye gönderilmek üzere başlattığı imza kampanyası halen devam ediyor. ‘Nükleer santral inşaatı başlıyor … Durdurmak için son günler’ adıyla ‘Şimdi seçimini yap’ diyen Greenpeace’in kampanyasına buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Shell Alaska’daki keşif çalışmasını durduruyor

Çok uluslu petrol şirketi Royal Dutch Shell, 2014 yılı için uygulamaya başladığı yeni strateji çerçevesinde bazı varlıklarını elden çıkarma sürecini hızlandırıyor.

Bu çerçevede Shell, Alaska’daki petrol keşif programını durduracak.

Shell bugün, 2013’ün son çeyreğine ait net kârının 2,9 milyar dolar olduğunu açıkladı. 2012’nin aynı dönemindeyse bu rakam 5,6 milyar dolardı.

Dünyanın en büyük üçüncü halka açık şirketi olan Shell, 17 Ocak’ta yaptığı açıklamada yüksek keşif maliyetleri, petrol sanayiindeki baskılar ve Nijerya’daki petrol çıkarma çalışmalarının aksaması yüzünden, Aralık sonuna kadar olan üç aylık dönemde kâr düzeyinin düştüğünü duyurmuştu.

Shell’in sadece bir aydır iş başında olan yeni başkanı Ben van Beurden,  “Genel anlamda güçlü stratejimiz sürecek ama, 2014 yılında, gelirlerin ve nakit akışı performansının geliştirilmesine ağırlık vereceğiz” dedi.

Amerikan mahkemesi: Alaska’daki petrol çalışmalarının tehlikeleri incelenmedi

Shell, 2005’ten bu yana Alaska kıyısı açıklarındaki petrol arama çalışmaları için 4,5 milyar dolar kadar harcama yaptı. Şirket’in Alaska’da devam ettirdiği petrol arama çalışmaları dünyadaki pekçok doğa örgütü tarafından protesto ediliyordu.

Geçen hafta bir Amerikan mahkemesi, Alaska’da petrol keşif çalışması yapılmasının çevre üzerinde yaratacağı tehlikelerin Amerikan yönetimince tam anlamıyla incelenmediği hükmüne varmıştı.

Greepeace’in “Save The Arctic” kampanyası kapsamında gerçekleştirdiği, ağustos ayına ait protestolardan biri aşağıdan izlenebilir:


(BBC Türkçe/Yeşil Gazete)