Ana Sayfa Blog Sayfa 4062

Hevsel Bahçeleri korunmalı

hevsel bahçeleriAmed Yerel Gündem 21 Kent Konseyi ve sivil toplum örgütleri, Dicle Vadisi, Kent Ormanı ve Atatürk Stadyum alanlarının imara açılmasının yanı sıra Dicle Nehri üzerinde yapılması planlanan HES projelerine ilişkin Amed Büyükşehir Belediyesi Sümerpark Resepsiyon Salonu’nda basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda, “Dicle ruhum, Diyarbakır bedenim, stadyum sporum ve şehir benim” pankartları asılırken, “Diyarbakır bedenimdir” , “Dicle ruhum” , “Palê mastfiroş kezebamı nê” , “Stadyum sporum” ve “Şehir benim” dövizleri taşındı.

Toplantıda konuşan Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Burç Baysal, Dicle Vadisi’nin bölgede önemli ekosistem kimliği oluşturduğunu ve burada yapılması düşünülen yapı rezerv alanının ekosisteme ciddi şekilde zarar vereceğini ifade ederek, Dicle Vadisi’nde geri dönüşü olmayan bir tahribata neden olacağını vurguladı.

UNESCO riske girer

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınması çalışmaları kapsamında Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleri’nin Diyarbakır kalesiyle ayrılmaz bir bütün olduğunu söyleyen Baysal, şunları aktardı: “Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürle Peyzaj Alanı sınırlarının Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmasına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Dicle Vadisi’nin bir kısmının rezerv yapı alanı olarak ilan edilmesi Diyarbakır surlarının Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmesini riske sokacaktır. Bu kararın yeniden gözden geçirilmesi ve en azından Hevsel Bahçeleri ve surların korunması kentimiz ve dünya mirası açısından son derece önemlidir.”

Amed’in Kayapınar ilçesindeki Talay Tepe-Mastfıroş Tepe ve Dicle Nehri üzerinde yapılması tasarlanan 3 adet Regülatör ve HES projelerin yapı rezerv alanı ilan edilmesine de değinen Baysal, “Talay Tepe ve Mastfıroş arasında kalan ve kentin akciğeri olarak planlanan Kent Ormanı konusu Diyarbakır’da yaşayan her birey için kabul edilemez bir durumdur” dedi.

Özgür Gündem

Yeşil Gazete soruyor: Ekonomide krizden söz edebilir miyiz?

Son zamanlarda ekonomi dünyasındaki gelişmeler herkesi düşündürüyor. Kur ve faiz cephesindeki gelişmelerin hayatımızı nasıl etkileyeceği konusundaki belirsizliklere açıklık getirmek üzere Yeşil Gazete olarak uzmanlardan görüş aldık.  Momentum Danışmanlık ve George  Washington Üniversitesi uzmanlarından Abdullah Akyüz  ve Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Erol Katırcıoğlu sorularımızı Yeşil Gazete okurları için yanıtladı.

Abdullah Akyüz

Mevcut ekonomik göstergeler ve siyasi gelişmeler ışığında bizi bekleyen bir krizden söz edebilir miyiz? Neden?

İyi yönetilmediği takdirde bizi krize götürme olasılığı yüksek olan bir sürecin içinde olduğumuzu düşünüyorum. abdullah akyüzBüyümenin düşmesi, enflasyonun yükselme eğiliminde olması, yatırımların durması, döviz kurları ve faiz oranlarındaki gelişmeler geleceğe ilişkin olumsuz sinyaller vermektedir. FED’in piyasalara sağladığı likiditenin gittikçe azalması ve ABD’nde yükselen faizler de dış faktör olarak Türkiye’yi olumsuz etkilemektedir. İç ve dış faktörlerin birleşmesiyle Türk ekonomisi için 2013 Haziran’ından beri sıkıntılı bir dönem başlamışdurumda. Bu dönemin tek olumlu gelişmesi AB ekonomilerinde toparlanmanın başlamış olmasıdır. Gezi olayları ve yolsuzluk soruşturmalarına verilen tepkilere bakıldığında şu ana kadar bu sürecin, özellikle siyasi açıdan iyi yönetilmediği açık. Ekonomik açıdan ise Merkez Bankası aynı dönemde izlediği faiz politikasıyla çok iyi bir sınav veremedi.

Olası bir krizin etkilerinin en çok hangi reel alanda hissedileceğini düşünüyorsunuz? Konut, tarım, otomotiv?

Eğer bu süreç bir krize yolaçarsa öncelikle yurt dışı finansman akışı durma noktasına gelecek, içerideki fonlar da çıkma yoluna gidecektir. Bu durumdan yurt dışı finansman bağımlılığı yüksek ve döviz kazanma kapasitesi düşük olan kesimlerin etkilenmesi kaçınılmaz.Bu çerçevede alarm veren bir gösterge, firmaların yabancı para açık pozisyonlarının artmakta olmasıdır. Yani, yabancı para ile borçlanan şirketlerin yabancı para cinsinden varlıklarının borçlarının artık ancak yüzde 35’ini karşılar hale gelmesi. Bankacılık kesimi başta olmak üzere finans sektörü de, yurt dışı finansman bağımlılığı yüksek olduğundan, bundan belli ölçüde etkilenecektir. Ayrıca, bankaların verdiği krediler kanalıyla satışlarını finanse eden gayrımenkul, otomotiv, beyaz eşya ve benzeri mal ve hizmet satan sektörler etkilenecektir. Bu sektörlerin etkilenmesi ise dalga dalga bütün ekonomiye yayılacak, işsizlik ciddi bir şekilde yükselecektir.

Krizden çıkmak için Hükümete bir formül önermek ister misiniz?

Kısa vadede, siyasi ortamdaki gerginliğin düşürülmesi şart. Yolsuzluk soruşturmalarının engellenmesine son verilmeli, bu sürecin şeffaf bir şekilde, kural ve kişilerle oynanmadan sürdürülmesi sağlanmalıdır. Yargıyla ilgili adımlar bireysel tepkilerle değil, üyesi olmaya çalıştığımız AB’nin normlarıyla atılmalı. 2015 yılında yapılacak genel seçimler erkene alınarak en geç 2014 Sonbaharında Türkiye’nin seçim sürecinin getirdiği belirsizliklerden çıkması sağlanmalıdır. Ayrıca, Merkez Bankası’nın tam anlamıyla bağımsız bir şekilde hareket etmesine imkan verilmelidir. Orta-uzun vadede yapılması gerekenler ise ayrı bir tartışma konusu. Kısaca, bir krizin zaten yaptıracağı ve maliyetinin çok yüksek olacağı bir yola girmek yerine, araba duvara çarpmadan gereken adımlar atılmalıdır.

Erol Katırcıoğlu

Ekonomide neler oluyor?

erol katırcıoğlu2008 global mali krizinden çıkmak için Batılı ülkeler, uyguladıkları parasal genişleme politikalarından, yeni bir enflasyonist ekonomik iklim yaratacağı düşüncesiyle vazgeçme kararı vermeleri dünya ekonomisinde yeni bir dönem başlattı. Özellikle Amerika Merkez Bankası’nın tahvil alımlarını azaltma yönündeki karar alması uzun bir zamandan beri sürmekte olan bol likiditenin olduğu bir dünya ekonomisinin sona ereceğini gösterdi. Bunun bizim gibi ülkelere etkisi ise büyüme ihtiyacımızı karşılamak için gerekli yabancı sermaye girişlerinin azalacağı, yerli paranın değer kaybedeceği, büyümenin duracağı, işsizliğin ve enflasyonun artacağı şeklinde olacaktır.

Likiditenin azalmakta olduğu bir dünyada, ve de ekonomik başarısı büyük ölçüde likidite bolluğuna dayanan Türkiye’de işlerin Amerikan Merkez Bankasının likiditeyi azaltma kararından sonra eskisi gibi gitmeyeceği, yani sermaye girişlerinin azalacağı, TL’nin değer kaybedeceği, enflasyonun ve de işsizliğin artacağı yönündeydi. Bunun anlamı ise faizlerin yükselmesi, yatırımların azalması ve iç talebin düşmesi beklenmeliydi. Tam bu sırada Türkiye’de Gezi olaylarının çıkmasının açıklayıcısı olarak bir “faiz lobisi” söyleminin hükümet tarafından ortaya atılması, faizleri artırarak yeni duruma ekonomiyi adapte etmeye çalışan Merkez Bankası üzerinde bir baskı oluşturdu. Yeni dönemin ortaya çıkarttığı döviz talebi TL’nin değerini düşürürken, Merkez Bankası, “faiz lobisi” korkusundan faizleri artırmak yerine elinde zor kazanılmış döviz rezervlerini satmak durumunda kaldı.

Türkiye gibi “cari açık”tan kaynaklanan kırılganlıkları olan ülkelerde yeni dönemin daha yüksek faizler anlamına geldiği bir dönemde, hükümetin tamamen ekonomi biliminin dışında bir tavırla bir “faiz lobisi” korkusu ortaya salması öyle anlaşılıyor ki cehaletten değilse bile siyasettendir. Hükümetin gerek Gezi’de kaybettiği moral üstünlüğün ve gerekse cemaatin kaybettirdiği “güçlü hükümet imajının” yol açacağı seçim kaybetme korkusu ekonomiden sorumlu yetkililerin de yanlışlar yapmasına neden olmuş ve ekonomiye ciddi maliyetler yüklenmiştir.

Olası bir krizin etkilerinin en çok hangi reel alanda hissedileceğini düşünüyorsunuz?

Merkez Bankası faiz artırım kararının etkisiz kalma korkusuyla bir seferde oldukça yüksek faiz artışına gitmesi açıktır ki önümüzdeki dönemde özellikle çalışanları zora sokacaktır. Yüksek faizin ekonomi içi dengeleri sarsacağı, enflasyonu ve işsizliği tetikleyeceği çok açıktır. Özellikle İnşaat sektöründe yaratılmış konut arzının yüksek konut kredi faizleri karşısında nasıl tüketileceği, inşaat sektörünün ortaya çıkacak daralmanın nasıl bertaraf edileceği, daha doğrusu ciddi iflaslara yol açmadan nasıl aşılacağı henüz belli değildir.

Krizden çıkmak için Hükümete bir formül önermek ister misiniz?

Özetle bol likidite koşullarında “iç tüketime” dayalı bir büyüme patikasının sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yeni bir dönemin başındayız. Bu yeni dönemde “iç tüketime” dayalı modelden “ihracata dayalı” bir büyüme patikasına geçmemiz gerek. Tıpkı siyasette de “temsili demokrasi”den “kapsayıcı ve katılımcı yeni bir demokrasiye” geçmemiz gerektiği gibi. Tabii her iki alandaki geçişlerin de kolay olmayacağı, çeşitli sıkıntılarla aşılacağı açıktır.

(Yeşil Gazete)

31 Ocak 2014

0

Avustralya Büyük Set Resifi’ni yok etmeye kararlı

Avustralya’nın Queenland Bölgesi’ndeki kömür limanının genişletilmesi sonucunda ortaya çıkacak toprak hafriyat, dünyanın en önemli ekolojik miras alanlarından “Great Barrier Reef” mercan kayalıklarının yakınına dökülecek. Avustralya tarafından onaylanan planın gerçekleşmesi halinde, dünyanın en büyük mercan kayalıklarının yakınına 3 milyon metreküp toprak hafriyat dökülecek.

ABD’den Suriye’ye “Kimyasal silahları hala vermediniz” tepkisi

Birleşmiş Milletler’in kararı doğrultusunda kimyasal silahlarını BM’ye teslim etmesi gereken Suriye’nin, depolarındaki silahların henüz sadece %4’ünü teslim etmesi, ABD’de tepkiye yol açtı. ABD tarafından “acil olarak harekete geçin” diye uyarılan Suriye’ye silahların teslimi için son tarih olarak 31 Aralık 2013 ve 5 Şubat 2014 sontarihleri verilmişti.

ABD’nin, 2009 İklim Zirvesi’nde “casusluk” yaptığı ortaya çıktı

İnternet aktivisti Edward Snowden tarafından ortaya çıkarılan belgeler, ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) 2009’da Kopenhag’da gerçekleştirilen İklim Zirvesi öncesinde ve boyunca diğer ülkelerin temsilcilerine casusluk yaptığı ve buradan topladıkları bilgilerle ABD’li temsilcileri önceden yönlendirdiğini gösteriyor. Durum gelişmekte olan ülkeler arasında ciddi tepkiye yol açtı.

2014 Kış Olimpiyatları öncesinde Rusya’ya “Eşcinsel Karşıtı Kanunlar “tepkisi

Rusya’nın Sochi kentinde düzenlenecek 2014 Kış Olimpiyatları öncesinde, eski ve mevcut olimpiyat sporcularından Rusya’ya tepkiler devam ediyor. Olimpiyat oyunlarının resmi organizatörlerini ve sponsorlarını, Rusya’daki insan haklarını çiğneyen eşcinsel karşıtı kanunlara tepki vermemekle eleştiren sporcular, bu durumun Olimpiyat ruhuna aykırı olduğunun altını çiziyor. Rusya ise karşı atakta:, Eşcinsel karşıtı kanunları eleştirecek olimpiyat sporcuları bunu sadece Olimpiyat Köyü’ne 18 km mesafede oluşturulacak “özel alanda” yapabilecekler.

Scarlett Johnson, OXFAM yerine şirket reklamını seçti

ABD’li oyuncu Scarlett Johnson, gönüllüsü olduğu İngiliz uluslararası yardım kuruluşu OXFAM’ın gönüllü elçiliğinden ayrıldı. Johnson’un, en büyük fabrikası işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan SodaStream şirketinin yeni reklam yüzü olmasının ardından OXFAM gönüllüleri tepki göstermişti. Batı Şeria’daki işgal durumuna karşı olan OXFAM, SodaStream’in “Hem İsrailli hem de Filistinli çalışanlarımız var, barış ortamında çalışıyoruz” açıklamalarını yeterli bulmamış, Johnson’a “Ya biz, ya da SodaStream” demişti.

 

Çin yeni yıla girdi

Çin Takvimi’nde “Yılan Yılı” sona erdi, bugünden itibaren “At Yılı” başladı. 2 hafta sürecek kutlamalarla girilen “At Yılı”nda doğanların enerjik, aktif ve hareketli bireyler olacağına inanılıyor. Toplam 12 yıllık döngüye sahip Çin Takvimi’nde her ay, her gün ve her saat için de burçlar var. At Yılı’yla ilgili inançlara dair ingilizce bir derleme bu adresten okunabilir.

Meredith Kercher cinayetinde cezalar temyizde onaylandı

2007 yılında İtalya’da öldürülen İngiltereli öğrenci Meredith Kercher davasının sanıkları ABD’li Amanda Knox ve İtalyalı erkek arkadaşı Raffaele Sollecito’nun suçluluğu, Floransa’da yargılandıkları temyiz mahkemesinde de onaylandı. Knox ve Sollecito cinayet anında Sollecito’nun dairesinde olduklarını savunuyordu. Sanık avukatları davayı yargıtaya taşıyacaklarını bildirirken, davanın İtalya ve ABD arasında uluslararası bir kriz yaratma ihtimali devam ediyor.

(Yeşil Gazete)

 

 

“Gıdaları pişirerek mi yemeli, çiğ mi?”

cig-pismisSoru

Güneşin merhaba,

Bu konuyu bir türlü çözemedim. Aydınlığa kavuşturmak isterim. Kimi diyor ki protein pişerse bozulur, kimi sütü kaynatın diyor. Sonracığıma, kimi sebzeleri (vitaminlerinin hepsini alabilmek icin) çiğ yiyin diyor, kimi vitamin ve mineraller pişirmekle bozulmaz diyor. Ne bileyim, bitki çayı kaç derecede demlenirse demlediğimiz şeyin faydasını öldürmeyiz, falan filan…

Şimdiden teşekkür ederim :)

In Eko Veritas

Yanıt

Sevgili Eko Veritas,

Gerçekten de içinden çıkılmaz bir durum! Bu soruları bana da gün içinde kaç kişi soruyor bir bilsen! Lakin ben de tam olarak biliyorum desem yanıltmış olurum.

Bildiklerimden başlayayım. Öncelikle sebzedir, meyvedir, bu gibi ürünler zaten aslında çiğ olsalar da aslında çiğ değiller, çünkü onları güneş pişiriyor. Pek de güzel pişiriyor. Olgun meyveleri ve evet eğer sindirim sistemin kaldırıyor ise, sebze ve meyveleri mümkün olduğunca “diri” yemeni tavsiye ederim. Bizim Türk mutfağı bu konuda tam bir fecaat, sebzeleri önce kavuruyoruz, sonra haşlıyoruz, arkasından da bir güzel pişirip canını çıkarıyoruz.

Her gıda içinde bir yaşam enerjisi taşır. Biz o yaşam enerjisini bünyemize katar kendi yaşam enerjimiz haline getiririz. Pişirme eylemi bu yaşam enerjisini öldürüyor. Pişirerek ayrıca sindirim sistemimizi de tembelleştiriyoruz. Çünkü sindirim için daha az çalışması gerekiyor bedenimizin.

Tahıllar ve baklagiller biraz daha kompleks. Onları sindirmemiz daha zor. Yeterince çiğnersek (ki bu gerçekten çok uzun bir zaman alır) onları da sindirebiliriz ama gerek yok, pişirebiliriz.

Proteinin ısı ile işlem görünce yapısı değişir, bu doğrudur. Yumurtanın pişince katılaşması gibi. Ama bu proteinin bizim için elverişsiz hale gelmesi demek değildir. Çünkü bedenimiz proteini aldığı gibi kullanmaz. Yapıtaşları olan aminoasitlere ayırır, sonra tekrar kendi proteinini kendi yapar.

Çiğ süt meselesine hiç girmeyeyim. Biraz araştırma yaparsan çok şey bulabilirsin. Bu konuda kendi kararını kendin vermelisin. Ben genel olarak süt içmiyorum ama içecek olsam ham haline en yakın olanı içerim. Çok az ısıtarak, kaynatmadan… O da sağlıklı, bildiğim bir kaynaktan geliyor ise.

Bitki çayları bir başka dünya değil, bir galaksi, hiç girmeyelim.

Afiyet olsun.

Güneşin

 

Sor vatandaş sor! Ekolojik yaşamda her soruya beş cevap kampanyası başlıyor!

GÜNEŞİN’E SOR, CEVABINI AL!

Organik ürünler neden bu kadar pahalı? Organik ürünler gerçekten organik mi?, Köyde canınız sıkılmıyor mu?, Buzdolapsız mutfak olur mu?, Evde çöpleri ayırsam ne işe yarar, gittiği yerde hepsi birbirine karışıyor?, Katkılı gıdalar neden zararlı?, Dünyayı ben mi kurtaracağım? Çocuğun karma aşısı geldi, yaptırayım mı?, Cemreler hala düşüyor mu?, Nasıl çiftçi olurum?, Nereden tohum bulurum? Hem yoga yapıp hem et yiyebilir miyim? Akdeniz Fokları yok olsa ne olacak?, Çobanlık trend olmuş, doğru mu? Ben vejeteryan oldum ama annemler bilmiyor, onlara nasıl söylerim?, Yeşil zeytin ile siyah zeytin ağaçları arasındaki 5 fark? Gönüllü çalışasım var ama nerede? Dolunayda saçımı kestirirsem kel mi kalırım?  Homeopati mi dedin? Buyur?!….

Ve daha nice enteresan sorunun cevaplarını bulup buluşturacağız bu köşede.

Soruları hazırlayın, [email protected] adresine yollayın ve bekleyin, artık ne çıkarsa bahtınıza…

Güneşinesor, verdiği cevaplardan mesul değildir.

(Yeşil Gazete)

Bakanlık: Dersim’de imar yoksa baraj ve HES’leri mühürleyin

dersimDersim’de imar planları yapılmadığı iddiasıyla İl Özel İdaresi’ne şikayet edilen yapımı tamamlanan Tatar Barajı/HES ile inşa halindeki Sansa Regülatörü ve HES’le ilgili Bakanlık “İmar planı yoksa mühürleyin” dedi.

Bianet’ten Nilay Vardar’ın haberine göre Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi avukatı Barış Yıldırım, yaptıkları araştırmalar sonucunda söz konusu baraj ve HES’lerin yapıldığı alanların imar planlarının olmadığını “haricen” öğrendiklerini belirtti.

Girişim bunun üzerine İl Özel İdaresi’ne bu konuyu sordu. İdare, imar planı olduğuna dair kendilerine bir yanıt vermedi. Tekrar başvuruları üzerine İl Özer İdaresi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan görüş istendiğini gelecek görüş doğrultusunda gerekli yasal işlemlerin yapılacağını belirtti.

Yıldırım: Hemen mühür vurulmalı

 Bakanlık 24 Ocak tarihli görüş yazısında şöyle diyor:

“(…)mülkiyeti kamuya veya özel ve tüzel kişi veya kuruluşlara ait alanlarda Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’nin 59 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan üretim, enerji ve ulaşım gibi hizmetlere yönelik yapıların yapılabilmesi için öncelikle imar planlarının yapılması ve onaylanması gerekmektedir.

“(…)Tatar Barajı ve tesislerinin inşa edildiği alana ilişkin imar planı bulunmuyorsa … 3194 sayılı Kanunun 32 nci maddesi uyarınca mühürlenmesi … gerekmektedir.”

Bu cevabın imar planı olmadığına dair bir kanıt olduğunu söyleyen Yıldırım, İl Özel İdaresi’nin acilen bu baraj ve HES’lere mühür vurması gerektiğini söyledi.

Hatırlanacağı gibi Kastamonu İl Özel İdaresi Kastamonu’nun Cide İlçesindeki Loç Vadisi’nde yapımına başlanan Cide HES’in inşaatını bahsi geçen yapının İmar Planı bulunmadığı gerekçesiyle mühürleyerek durdurmuştu.

Tatar barajında balıklar telef olmuştu

Bingöl – Elazığ – Dersim sınırları içerisindeki Peri Vadisi’ne tamamlanmış ve inşaat halinde altı baraj ve dokuz HES projesi mevcut.

Dersim Mazgirt’e bağlı Elmalı Köyü yakınlarında yapımı tamamlanan Tatar Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nde (HES) su tutulması nedeniyle baraj kapakları kapatılınca, geçtiğimiz haziran ayında Peri Çayı’nın 2 kilometrelik kısmında sular azalmıştı.

Su azalması nedeniyle nehirde yaşayan karabalık, sazan, aynalı sazan, küpeli, tahta balık, alabalık, kaya balığı, kum balığı ve turna balığı gibi binlerce balık telef olmuştu.

Bianet.org

E-Bilet çıkmazı: Külüpler ve Taraftar istemiyor, Bakanlık ısrar ediyor

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Spor Toto Süper LİİG’in ikinci yarısı itibarı ile uygulamaya geçeceğini duyurduğu E-Bilet sistemi ile ilgili belirsizlik devam ediyor. Bu hafta sonu Süper Ligin ikinci yarısındaki ikinci karşılaşmalar oynanacak ama daha hiçbir stadda e-bilet sistemine geçilmesi için gerekenler tamamlanmış değil.

32 e bilet...

Taraftar Hakları Derneği: “Tribünler e-bilete “Hayır” diyor

Açık Radyo’nun Açık Dergi programı içerisinde yer alan ve her Pazartesi 19:00 – 19:30 saatleri arasında yayınlanan Efektif Pas programı 20 ve 27 Ocak’ta e-bilet konusunu masaya yatırdı. Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük tarafından hazırlanıp sunulan programa 20 Ocak Pazartesi konuk edilen Taraftar Hakları Derneği Başkanı Devrim Cem, taraftarlar olarak e-bilet sistemini ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi hakkında kanunu bu şekli ile kesinlikle kabul etmediklerini belirtti.

Taraftar Hakları Derneği Başkanı Devrim Cem (sarı kırmızı kaşkollu)
Taraftar Hakları Derneği Başkanı Devrim Cem (sarı kırmızı kaşkollu)

2012 yılında İzmir kulüpleri Göztepe, Bucaspor, Karşıyaka, Altay ve İzmirspor taraftarları öncülüğünde kurulan derneklerinin kendilerine hiçbir zaman söz hakkı verilmeyen taraftarların talepleri yönünde çalıştığını söyleyen Cem, “Tribünler e-bilete “Hayır” diyor. Bunun maksadı taraftarı fişlemedir. E-bilet 6222 sayılı kanunun bir alt uygulamasıdır. 6222 sayılı kanunda taraftarı şiddetin temel kaynağı görüp cezalandırma maksadı var. Bunu reddediyoruz, kanunun tespiti yanlış dolayısı ile çözümü de yanlış” şeklinde konuştu.

Bu sistemde maça girmek isteyen her taraftarın adı soyadı, tc kimlik numarası, fotoğrafı ile ikamet adresinin istendiğini belirten Taraftar Hakları Derneği Başkan Devrim Cem, “Bu tam manası ile taraftarı fişleme amacı ile hayata geçirilmek isteniyor. Spor stadlarını tiyatroya dönüştürme çabasıdır bu, taraftarı seyirciye çevirme çalışmasıdır.E-bilet kamuoyunun bildiğinin aksine avrupada yaygın olan bir uygulama değildir” dedi.

E-Bilet uygulamasının kaldırılması için hukuki süreci de başlatacaklarını belirten Cem, bu konuda hukukçuları ile konu üzerinde çalıştıklarını kaydetti. Hali hazırda derbi maçlarından önce il ve ilçe güvenlik kurullarının toplanarak o maça ilişkin kararlar aldığını vurgulayan Cem, il ve ilçe güvenlik kurullarının ilgili emniyet birimleri, valilik, sağlık kurulu ve  il ve ilçe milli eğitim müdürlüğünden meydana geldiğini taraftarların hiçbir zaman sözünün dinlenmediğini söyledi. Bu kurulların aldığı karar sonrası ilgili emniyet amirinin taraftar önderlerini toplayarak onlara göz dağı verdiğini, bu yolla sporda şiddetin önlemeyeceğini iddia etti.

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük: “Bu sistem anayasanın kişisel bilgilerin korunması ilkesine aykırı”

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük'un hazırlayıp sunduğu Efektif Pas her Pazartesi akşamı Açık Radyo'da
Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’un hazırlayıp sunduğu Efektif Pas her Pazartesi akşamı Açık Radyo’da

Efektif Pas‘ın 27 Ocak Pazartesi yayınlanan bölümünde ise programcılar Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük, 1. haftası oynanan Süper Toto Süper LİİG sonrası gelinen durumu özetledi.

Yeni Spor Bakanı Çağatay Kılıç‘ın açıklamalarını anımsatan Ağır ve Gökerküçük, e-bilet sisteminde tarafların Gençlik ve Spor Bakanlığı, Külüpler Birliği Vakfı ve Spor Toto Süper LİİG takımları olduğunu aktararak Kulüpler Birliği Vakfı’nın sadece Süper Lig takımlarını temsil ettiğini, PTT 1. Lig takımlarının durumunun ne olacağının belirsizliğini koruduğuna değindiler.

Efektif Pas programcıları Çağatay Kılıç’ın açıklamasında 14 Nisan’a kadar tüm süper lig takımlarının bu sistem için alt yapı çalışmalarını tamamlaması gerektiğinin belirtildiğini ve bu tarihe kadar e-bilet’e geçilmez ise 50 ila 100 bin TL ceza ödeneceğinin açıklandığını ancak mali çıkmaz içindeki kulüplerin bu yükü kaldırmasının güç olduğunu vurguladılar.

6222 sayılı sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi hakkında kanunun 5. madde 2. fırkası’nda spor biletlerinin kişisel bilgilerle alınması maddesi bulunduğunu ifade eden Ağır ve Gökerküçük, kişisel bilgilerden kastın ev adresi, ad soyad, fotoğraf ve tc kimlik numarası olduğunu belirterek, bu maddenin anayasanın kişisel bilgilerin korunması maddesi ile  Türkiye’nin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddesi ile çeliştiğini sözlerine eklediler.

E-Bilet sisteminde maç bileti alan kişinin maça gidememesi durumunda bileti başka birisine devretmesinin de mümkün olmadığının altını çizen Volkan Ağır ile Utku Gökerküçük, bu sistemde bilet iadesinin ve maç günü işi ya da rahatsızlığı çıkan taraftarın bileti başkasına devrinin mümkün olmamasının kabul edilemez olduğu vurguladılar.

Dünyada e-bilete benzer örneklerin zaman zaman gündeme geldiğini ancak ülkenin her yerinde tüm kulüpleri kapsayacak bir sistemin Türkiye dışında gündeme dahi gelmediğini belirten ikili, Danimarka’da 2011’de gündeme gelen parmak izi ile bilet satışı uygulamasının taraftarların yoğun itirazı sonucu uygulamadan kaldırıldığını belirtti.

Açık Radyo’da Pazartesi akşamları yayınlanan spor programı Efektif Pas’ın blog adresi Radyoefektifpas

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Bisikletle ekolojik Avrupa turunda yola çıkış tarihi 1 Mart

31 Rüzgar Yolgezer
Rüzgar Yolgezer

Bisiklet ve kano kullanarak, vejateryen beslenerek 9 ayda Avrupa’yı turalayacak olan Rüzgar Yolgezer’in turu 1 Mart’da başlıyor.

Yeşil Gazete olarak Rüzgar’a hazırlıkların ne aşamada olduğunu sorduk.

Vegan-Vejetaryen Derneği’nin ana destekçiliğini üstlendiği “Bisikletle Ekolojik Avrupa Turu”nda 11 bin km yol alacağını söyleyen Yolgezer, bu seyahatinde alternatif bir sistemle para kullanmadan turu tamamlayacağını ifade etti. Yaklaşık 9 ay sürecek ve Mart – Aralık 2014 tarihlerini kapsayacak turunda kullanacağı malzemeler için destek beklediğini vurgulayan Yolgezer, bu malzemelerin kendisine hibe olarak verilmeyeceğinin özellikle altını çizerek, “Ben bana destek vermek isteyen insanlardan bu malzemelerin 9 aylığına kullanım hakkını istiyorum. Tur bittikten sonra tüm malzemeleri iade edeceğim” şeklinde konuştu.

32 Rüzgar Yolgezer
1 Mart’da başlayacak 9 aylık vegan bisiklet turunun Aralık ayında tamamlanması planlanıyor

Tüm seyahat boyunca pedal basacak olan Yolgezer, karayolu bulunmayan güzergahlar için de kendi bulduğu çöplerden kendisinin inşa edeceği bir kano kullanmayı hedefliyor. Rüzgar Yolgezer’in amacı bu tur sırasında yirmi iki ülkeden çevre dostu ulaşım ve yaşam biçimiyle geçerken ekolojik yaşam biçimlerini araştırmak.

Rüzgar’ın turu sırasında ihtiyaç duyacağı malzemeler listesine siz de katkıda bulunmak ve 9 aylığına kullanım hakkınızı Rüzgar’a devretmek isterseniz bu liste üzerinden seçiminizi yapabilirsiniz.

Bisiklet ve Kano ile Avrupa turu ayrıca “Ekolojik Gezgin” web sitesinden ve sosyal paylaşım ağlarından Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca olarak dünyayla paylaşılacak.

Rüzgar Yolgezer’in web adresi gezeko.com/

Ekolojik Gezgin facebook sayfası facebook.com/ekolojikgezgin

(Yeşil Gazete)

Dünya Bankası’ndan fosil yakıt yatırımlarını azaltma çağrısı

Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim hükümetlere ve iş dünyasına fosil yakıt yatırımlarını azaltacak ekonomik reformlar yapmaları ve iklim değişikliği ile mücadele için karbona fiyat biçme çağrısında bulundu.

Jim_Yong_Kim_466İsviçre’nin Davos kasabasında yapılan Dünya Ekonomik Forumu‘nda konuşan Kim, ülkelere, geliştirilecek politikaların “yeşil tahvil”lere odaklanmasını; vergi ya da piyasa temelli araçlar ile karbonun fiyatlandırılması; binalar, araçlar, taşıma sistemleri için performans standartları belirleyerek verimlilik sağlanması ve aynı zamanda şirketlerin ve finans kuruluşlarının iklim-bağlantılı risklerini değerlendirme ve bu riskleri açıklama konusunda zorlanması tavsiyesinde bulundu. Buna ek olarak, yatırım portfolyolarının kayda değer bir bölümünün değişen iklime uyum, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbon azaltma faaliyetlerini fonlayan yeşil tahviller içermesi gerektiğini belirtti.

Aşamalı olarak fosil yakıttan uzaklaşılmasının doğrudan “temiz” yatırıma aktarılabilecek 1,9 trilyon Dolar’lık destek anlamına geldiğini belirtten Kim, ayrıca yeşil tahvil piyasasının bu yıl  ikiye katlanarak 20 milyar dolara çıkarılması, 2015’te Paris’te yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na kadar ise en az 50 milyar Dolar’a ulaşması gerektiğinin altını çizdi. Kim, açıklamasında şu şekilde sürdürdü;

Politika reformları sayesinde, son 20 yıldaki kalkınma kazanımlarını tehdit eden karbon yatırımlarından uzaklaşabiliriz. Ülkelerde ve şirketlerde güçlü iklim liderleri görüyoruz ancak emisyonlar yükselmeye devam ediyor ve yoksullar mağdur oluyor. Bu yıl, iklim değişikliği konusunda harekete geçme yılıdır. Bu konuda artık bahanemiz yok.”

Birçok siyasi lider de Dünya Ekonomik Forumu’nda emisyonların azaltılmasını destekleyici açıklamalar yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon bankalar ve diğer mali kuruluşlara sürdürülebilir enerji ve genel olarak düşük karbon ayak izli projeleri desteklemeleri konusunda çağrıda bulundu.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü(OECD) başkanı Angel Gurria ise “ülkeler karbon fiyatlandırması ve fosil yakıt teşvikleri konusunda reform yapmalı ve 2050 yılı itibariyle ‘sıfır emisyon’ hedefini içeren enerji politikaları geliştirmelidir” şeklinde konuştu.

(power-technology.com,Yeşil Gazete)

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde iklim aktivisti olmak

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanan insanlık trajedisine rağmen umut verici şeyler de oluyor. Binlerce kişinin hayatını kaybettiği, bir milyondan fazla kişiyi yerinden eden iç savaşla boğuşan Orta Afrika Cumhuriyeti’nde bir iklim değişikliği aktivisti, savaşın gölgesinde iklim mücadelesine katkı sağlıyor.

Philippe Sibiro (sarı-kırmızı renkli gömlek giyen) ve küresel eksen değişimi aktivisti arkadaşları bir arada
Philippe Sibiro (sarı-kırmızı renkli gömlek giyen) ve küresel eksen değişimi aktivisti arkadaşları bir arada

Geçtiğimiz Haziran ayında İstanbul, bir yandan Gezi direnişine sahne oluyor, bir yandan da bu direnişin sacayaklarından biri olan “gezegene sahip çıkmak” motivasyonunu sırtlamış 500 iklim aktivistine evsahipliği yapıyordu. 350.org’un girişimiyle gerçekleşen “Global Power Shift” (Küresel Eksen Değişimi) kapsamında 140 ülkeden toplam 500 iklim aktivisti yaklaşık bir hafta boyunca küresel düzeyde iklim değişikliğiyle mücadele hakkında atölyelere katıldılar, gürültü bir Kadıköy eyleminin ardından evlerine uğurlandılar.

Bu iklim aktivistlerinden biri olan, Orta Afrika Cumhuriyeti’nden Philippe Junior Sibiro, 350.org’un sitesinin yayınladığı habere gore, iç savaş nedeniyle tarihinin en zor döneminden geçen ülkesinde, tüm zorluklara rağmen iklim değişikliğiyle ilgili bir panel gerçekleştirdi.

“Kötümserliğe düşmeden iklim mücadelesine devam ediyor”

2010 yılından beri 350.org katılımcısı olan çevre aktivisti Sibiro, diğer iklim aktivistleri ve yerel partnerleriyle bir araya gelerek iklim sorunu ve yenilenebilir enerjinin kullanılması hakkında sivil toplum aktörlerinin neler yapabileceğini konuştu.

“Global Power Shift” ekibi, siyasi kararsızlık yaşayan ve mezhepsel çatışmalara sahne olan Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanan şiddet trajik boyutlara ulaşsa da, “Phillippe’in durum karşısında kötümserliğe düşmeden iklim mücadelesine devam etmesinin” önemine dikkat çekiyor. İstanbul’dan ülkesine döndükten sonra iklim aktivizmi konusunda yerel düzeyde de önemli bir çaba göstermiş olan Sibiro ise şöyle diyor: “Yeni devlet başkanının gelmesiyle durumun biraz da istikrar kazanacak olmasını umuyoruz. Fakat bu sürede kendi projemize odaklanmaya dikkat ediyoruz”

(350.org/Yeşil Gazete)

 

 

Anayasa Mahkemesi yanılıyor: Polisin sendika hakkı var – Aziz Çelik

aziz çelikAnayasa Mahkemesi polis sendikasına vize vermedi. Anayasa Mahkemesi 29 Ocak 2014 tarihli toplantısında Ankara 9. İş Mahkemesinin, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 15. maddesinin, (j) bendinin iptaline karar verilmesi istemini karara bağladı. Gerekçesi henüz yayınlanmayan mahkemenin özet kararı şöyle:

“4688 sayılı Kanun’un 15. maddenin (j) bendinde yer alan;

A- “Emniyet hizmetleri sınıfı…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,

B- “…ve emniyet teşkilâtında çalışan diğer hizmet sınıflarına dahil personel…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE”

Anayasa Mahkemesi kararına göre polisler sendika kuramayacak ancak emniyet teşkilatında çalışan sivil personel sendika kurabilecek ve sendika üyesi olabilecek. Anayasa Mahkemesi polise sendika yasağını iptal ederek son derece özgürlükçü bir adıma imza atabilirdi. Polisin sendikalaşması sadece polisin özlük hakları açısından değil, keyfi uygulamaların ve hukuksuzlukların önüne geçilmesi açısından da önemli bir adım olurdu. Yüzlerce polisin sırf yargı kararlarını uyguladıkları için sürgün edildiği bu günlerde Anayasa mahkemesi kararı polisi iyice korumasız bırakmıştır. Yazık olmuştur. Anayasa Mahkemesi sendikal haklar konusunda özgürlükçü değil tutucu davranmıştır.

Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı yayınlanmadığı için polise sendika yasağına ilişkin kararın hangi gerekçelere dayandığı bilinmiyor. Ancak temel bir insan hakkı niteliğinde olan sendika hakkından polisin mahrum bırakılması gerekçesi ne olursa olsun özgürlükçü değil tutucu bir karardır ve uluslararası norm ve uygulamaların Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını göstermektedir.

Polisin sendikalaşma hakkı üzerine T24’te bir kaç yazı yazmıştım. 14 Kasım 2012 tarihli yazımın başlığı “Emniyet Yanıltıyor: Polis Sendika Kurabilir” ( http://t24.com.tr/yazi/emniyet-yaniltiyor-polis-sendika-kurabilir/5877 ) şeklindeydi. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün polisin sendika hakkını engellemesini eleştirmiştim. İdarenin bu yaklaşımının yüksek mahkeme tarafından da paylaşıldığı anlaşılıyor. Eski yazımın başlığını şöyle değiştiriyorum: Anayasa Mahkemesi Yanılıyor: Polisin sendika hakkı var.

Okumakta olduğunuz yazı daha önceki yazılarla benzerlikler taşıyor. Yüksek Mahkeme kararları dahil bunca hak ihlalinin yaşandığı bir ülkede insan haklarını sürekli tekrarlamakta yarar var. Bir kez daha tekrarlıyorum: Yanılıyorsunuz: Polisin sendika hakkı var!

Anayasaya uygun bulduğunuz 4688 sayılı yasanın 15 (j) bendi polisin sendika hakkına sınırlama getirmiyor, polisi tümüyle sendika hakkından yoksun bırakıyor. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve ILO denetim organları kararlarında da vurgulandığı gibi, sendikal haklar sendikalaşma, toplu pazarlık, toplu eylem ile grev gibi üç temel unsurdan oluşur. Bu haklardan grev hakkının bazı kamu görevlileri için sınırlanması mümkündür. Ancak herhangi bir çalışan kategorisi için öngörülen mutlak sendikalaşma yasağı uluslararası normlara aykırıdır. Türkiye’nin usulüne göre onayladığı temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle kanunların yanı konuda farklı hüküm taşıması durumunda çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşmelerin esas alınması Anayasanın 90. Maddesi gereğidir. Dolayısıyla polise mutlak sendika yasağının 90. Madde bağlamında (uluslararası çalışma normları) değerlendirilmesi gerekirdi.

Polise mutlak sendika yasağı uluslararası sözleşmelere aykırı

Hiçbir uluslararası sözleşmede polislerin sendikalaşmasına ilişkin yasak yoktur. yasaklamıyor. Ne ilgili ILO sözleşmelerinde, ne İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde, ne Avrupa Sosyal Şartı’nda ne de AB Temel Haklar Şartı’nda polislerin sendikalaşmasını yasaklayan ve engelleyen bir hüküm yoktur. Uluslararası hukuk polisin sendikalaşmasını yasaklamıyor. Hiçbir uluslararası sözleşme taraf devletlere polise sendika hakkını yasaklama zorunluluğu getirmiyor.

Sendikalaşma hakkını düzenleyen belli başlı uluslararası sözleşme ve antlaşmalar şunlardır: ILO’nun 87 sayılı sözleşmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, AB Temel Haklar Şartı ve BM İkiz Sözleşmeleridir (BM Ekonomik ve Sosyal Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi).

Tekrar vurgulamak gerekir ki, bu belgelerin hiçbiri polislerin sendikalaşmasını yasaklayıcı nitelikte değildir. Ancak bazı uluslararası sözleşmelerde (tümünde değil) polisler ve silahlı kuvvetler için sağlanan güvencelerin diğer çalışanlara göre daha sınırlı olduğu ve bu konuda ulusal makamlara ve mevzuata sendikalaşma hakkının ne ölçüde kullanılacağını belirleme imkanı verildiği bilinmektedir. Öte yandan uluslararası sözleşmelerin alt sınırlar getirdiği ve ulusal mevzuatın bunların üzerine çıkmasının önünde hiç bir engel olmadığını da vurgulamak gerekir. Dahası hukukun temel ilkelerinden birinin “şüphe durumunda özgürlük lehine yorum” (in dubio pro libertate) olduğu dikkate alınacak olursa uluslararası sözleşmeler iç hukukta polise sendika hakkı tanımak için bir dayanak olarak kullanılabilir. Anayasa Mahkemesinin bu özgürlükçü yorumla hareket etmesi ve insan haklarını koruyan bir karar vermesi beklenirdi.

Kısıtla olabilir yasaklama olmaz

ILO’nun 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi sendikalaşma hakkının güvenlik görevlileri için sınırlanması olanağını getirmiş ve bu sözleşmenin getirdiği güvencelerin silahlı kuvvetler ve polise “hangi ölçüde” uygulanacağını belirleme yetkisini ulusal mevzuata bırakmıştır (The extent to which the guarantees provided for in this Convention shall apply to the armed forces and the police shall be determined by national laws or regulations.) (9/1).

Diğer bir ifadeyle bu madde silahlı kuvvetlere ve polise kesin bir sendika yasağı koyma yetkisini içermez, görev ve yetkilerinin niteliği göz önüne alınarak polis ve ordu mensupları için öteki çalışanlara göre daha geniş ve özel sınırlamalar konulmasına olanak verir (Gülmez, 2005, 146).

Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ), Gözden Geçirilmiş ASŞ ve AB Temel Haklar Şartı polisin sendikalaşma hakkını tanımaktadır. Polise sendika yasağı ASŞ hükümlerine aykırılık taşımaktadır. AB Temel Haklar Şartı’nın 12/1 maddesi hiç bir ayrım yapmaksızın herkesin çıkarlarını korumak için sendika kurma hakkını güvence altına almıştır. GG ASŞ (1996) ve AB Temel Haklar Şartı’nın (2000) daha yeni tarihli sözleşmeler oldukları dikkate alınırsa uluslararası hukukun polisin sendika hakkının genişletilmesi yönünde geliştiği net bir biçimde ortaya çıkar.

BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 22. Maddesinde “Bu madde, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatı mensuplarının bu hakkı kullanmaları üzerine hukuki kısıtlamalar (lawful restrictions) konulmasını engellemez” hükmüne yer verilmektedir Bu hüküm sendikalaşma hakkının kullanımının sınırlarına ilişkin ölçütleri (tümüyle ortadan kaldırma değil) taraf devletlere bırakmaktadır. Sözleşmede polise sendika yasağı yoktur.

Benzer bir sınırlama imkanı Ekonomik ve Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesinin 8/2 maddesinde de yer almaktadır. Ancak burada da yasak yoktur. Prof. Dr. Mesut Gülmez bu maddenin sendikalaşma hakkının kişiler yönünden uygulama alanının daraltılmasına olanak verdiğini ancak “yasal kısıtlamalar” ifadesinin bu iki güvenlik personeli için kesin bir sendika yasağı anlamına gelmediğinin altını çizmektedir (Gülmez, 2005, 129). Bu maddenin BM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında 8/2 kuralının silahlı kuvvetler, polis ve kamu hizmeti üyelerinin sendika haklarını yadsımadığı, yalnızca yasal kısıtlamalar olanağı öngördüğü açıklanmıştır (Gülmez, 2005, 116).

Kısaca polisin bazı sendikal haklarının kısıtlanması mümkündür ve uluslararası hukukta bu yönde düzenlemeler vardır. Ancak polisin sendikalaşma hakkından tümüyle mahrum bırakılması Türkiye’nin de onayladığı uluslararası normlara ve insan haklarına aykırıdır.

Bunca ülke yanılıyor mu?

Dünyada polislerin (ve hatta askerlerin) sendikalaşması yaygın bir uygulama Avrupa’da 27 ülkede toplam 35 polis sendikası var. Polis sendikasının olduğu ülkeler arasında komşularımız Yunanistan ve Bulgaristan da var. Polis sendikaları Avrupa Polis Sendikaları Konfederasyonu (EuroCop) adlı Avrupa ölçekli bir örgütün üyesi. EuroCop ise Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC)’a üye 10 Avrupa sendika federasyonundan biri.

EuroCop, sosyal Avrupayı, polisler için insan haklarını, demokratik denetim altında etkin bir polis hizmetini savunuyor ve polis hizmetlerinde özelleştirmeye karşı çıkıyor. Avrupa Polis Sendikaları Konfederasyonunun başkanı Anna Nellberg İsveçli bir kadın. Şu linki tıkladığınızda her ülkenin polis sendikasına ulaşabiliyorsunuz.

Avrupa dışında aralarında ABD, Fildişi Sahili, Gine, Malavi, Nijer, Senegal, Tunus ve Yeni Zelanda’nın da olduğu pek çok ülkede polis sendikası var. Hep birlikte yanılıyor olamazlar değil mi?

Anayasa Mahkemesi demokratikleşme konusunda büyük bir adım yerine yasakçı ve tutucu bir yaklaşımı benimsedi. Yazık oldu! Bundan sonrası İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin konusu.

Aziz Çelik – t24.com.tr, azizcelik.org

 

Kaynaklar: Mesut Gülmez (2005), Sendikal Haklarda Uluslararası Hukuka ve Avrupa Birliğine Uyum Sorunu, ve Dünyada Memurlar ve Sendikal Haklar (1996)