Ana Sayfa Blog Sayfa 3797

Anavarza antik kenti’nde restorasyon ve kazı çalışmaları başladı

Anavarza Antik Kenti’nde arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmalarına başlandı. Adana’da bulunan antik kentteki çalışmaları 70 kişilik ekip yürütecek.

Adana’nın 70 kilometre kuzeydoğusunda Dilekkaya ve Ağaçlı Çeçen köyleri yakınlarında bulunan Roma dönemine ait antik kentteki kazı, Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Fatih Gülşen başkanlığında yürütecek.

7...

Gülşen, gazetecilere yaptığı açıklamada, kazı ve restorasyon çalışmalarını 50 işçi ve 20 teknik ekiple sürdüreceklerini söyledi.

Antik kentte belgeleme ve taş planları çizimlerinin tamamlandığını belirten Gülşen, “Bu dönemki kazılarda 22,5 metre genişliğinde, 10,5 metre uzunluğundaki zafer takı ile 2 bin 700 metre uzunluğunda, 34 metre genişliğindeki sütunlu caddenin 250 metrelik bölümünün restorasyonunu hedefliyoruz” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, iki hafta önce Anavarza’yı ziyaret etmiş, çalışmalar için 1 milyon lira ödenek ayrıldığını açıklamıştı.

Antik kentte, kale, amfi tiyatro, tapınak, hamam ve kral mezarları bulunuyor.

(Arkeoloji Haber)

 

Yırca’da ağaç katleden Kolin’den “itibar ayarı”: 6.666 ağaç kestik, 60bin fidan dikelim

Soma’nın Yırca köyünde termik santral uğruna mahkeme kararını da beklemeden 6 bin 666 zeytin ağacını kökleyen, kesime direnen köylüleri özel güvenlikçilerine dövdürten Kolin Grubu 60 bin zeytin fidanı dikmek üzere Soma Belediyesi’yle protokol imzaladı.

AKP’li Soma Belediye Başkanı Hasan Ergene de, protokolü, ‘Soma halkının çevre, orman, ağaç sevgisi konusunda bilinçlendirilmesi’ için imzaladıklarını iddia etti.

Protokol töreni, Kolin Grubu’nun Yırca’daki termik santral projesini yapacağı alt şirketi Hidro-Gen Enerji İthalat İhracat Dağıtım ve Ticaret A.Ş. yetkilisi Murat Zekeriya Aydın ile Soma Belediye Başkanı AK Partili Hasan Ergene arasında gerçekleşti.

Kolin Grubu yetkilisi M. Zekeriya Aydın, Soma Kaymakamı Bahattin Atçı ve AKP’li Belediye Başkanı Hasan Ergene
Kolin Grubu yetkilisi M. Zekeriya Aydın, Soma Kaymakamı Bahattin Atçı ve AKP’li Belediye Başkanı Hasan Ergene

Törende 6 bin ağaç kesilmeden önce köylülerin defalarca dilekçe vermelerine rağmen hiçbir önlem almamakla eleştirdiği Soma Kaymakamı Bahattin Atçı da hazır bulundu.

Kolin Grubu, eylül ayından itibaren acele kamulaştırma kararını dayanak göstererek mahkeme kararını beklemeden ağaç kesimine başlamıştı.

5

Şirket 7 Kasım günü sabaha karşı zeytinliğe girerek bir saat içinde iş makineleriyle 5 binden fazla ağacı köklemiş aynı gün akşam saatlerinde ise Danıştay 6’ıncı Dairesi’nin acele kamulaştırma kararına yürütmeyi durdurma kararı verdiği öğrenilmişti.

Kolin Grubu’nun iki ayda yok ettiği ve sayıları 6 bin 666’yı bulan ağaçların bazıları 100 yaşının üzerindeydi. Bir zeytin ağacının ortalama yetişme süresi 20 yıla varabiliyor.

(Diken)

Almanya’dan iklim değişikliğine karşı 80 milyar avroluk paket

Yeni enerji tasarruf paketini onaylayan Almanya hükümeti, 2020 iklim hedeflerine ulaşmayı ve ekonomiyi milyarlarca avro değerinde yatırımlarla canlandırmayı ümit ediyor.

EurActiv’de yayınlanan haberi Yeşil Gazete ekibinden Pelin Atakan’ın çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Almanya hükümeti geçtiğimiz 3 Aralık tarihinde Energiewende İlerleme Raporu, Enerji Verimliliği Ulusal Eylem Planı (NAPE) ve 2020 İklim Koruma Eylem Programı’nı onaylayarak geniş kapsamlı bir enerji politikasını hayata geçirmiş oldu.

Programın sunumunda, Almanya Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel enerji ve iklim politikalarının birbiriyle bütünleşmesi ve birbirine bağlanmasının hükümete bağlı olduğunu söyledi.

3...

Enerji sektöründe belirli bir hedefe şimdiden ulaşıldığını söyleyen Gabriel, Yenilenebilir Enerjiler Hareketi’nin (EEG) iyileştirilmesinin iyice kök saldığını, elektrik piyasası üzerindeki tartışmaların ivme kazandığını ve ileri adımlar için bir planın masaya yatırıldığını söyledi.

Gabriel, hükümetin bu programları onaylayan son hamlesinin ileride atılması gereken önemli adımlara hizmet eden somut bir önlem olduğunun altını çizdi.

NAPE’nin esas unsurları, enerji ile ilgili bina yenileme çalışmalarından oluşuyor. Bu çalışmaların CO2 bina yenileme programını desteklemesi ve enerji tasarrufu ile ilgili projelerin yüz milyonlarca avro büyüklüğündeki planlanmış yıllık finansmanı için olan ilahelerdeki rekabeti artırması bekleniyor.

Gabriel, neticede finansman haddi ve özel sektörden gelecek ilgili yatırımlarla toplam yatırım hacminin 70 ila 80 milyar avroya ulaşabileceğini belirtti.

Almanya Çevre Bakanı Barbara Hendricks, iklim koruması ve Energiewende arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek tüm sektörlerin paketin tümüne katkı yapmaları gerektiğini söyledi.

Enerji verimliği, Almanya Ekonomi Bakanlığı ‘Enerji Verimliliği Ulusal Eylem Planı’nda en büyük paya sahip (25 – 30 milyon ton). İkinci büyük payı ise ‘iklim dostu yapılaşma ve yaşama’ ile ilgili ileri tedbirler oluşturuyor (1,5 – 4,7 milyon ton).

Öne çıkan bir diğer önemli konu ise iklim paketinin 2020 yılına kadar kömür ve doğal gaz ile çalışan termik santrallerden kaynaklanan karbondioksit salımının, planlanandan 22 milyon ton daha fazla azaltılması talebini içeriyor olması. Bu miktar yaklaşık olarak 8 taş kömürü ve linyit santralinden kaynaklanan karbondioksit salımına eşit.

Alman hükümeti, önümüzdeki yıl içerisinde bu talebi resmileştirecek iklim yasasının onaylanmasını ümit ediyor.

Daha fazla gayret gerekiyor

Energiewende’nin uygulanması devam ederken, Almanya’nın aldığı yeni önlemler hükümetin belirlediği iklim hedeflerine ulaşmasında önemli adımlar olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak Alman hükümetine göre hedeflere ulaşmak için diğer sektörlerin daha fazla gayret göstermesi gerekiyor. Sıradaki hedef, 2020 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990 yılı seviyelerine kıyasla en az %40 oranında azaltmak.

Eğer Almanya bunu gerçekleştiremezse 2030, 2040 ve 2050 yıları için belirlenen hedeflere ulaşmak oldukça riskli hale gelecek. Bu durum Avrupa iklim hedefleri için de geçerli.

Almanya hükümeti, 2020 İklimin Koruması Eylem Programı’nda ilave önlemlere yer veriyor. Son yapılan tahminlere göre, eğer bu yeni plan olmasaydı Almanya’nın 2020 hedefini kaçırma olasılığı %5 – %8 idi.

Hendricks yeni onaylanan iklim koruma paketi ile geçtiğimiz on beş yılda gösterdikleri iklim koruma gayretlerini üçe katlayacaklarını belirtiyor.

Bu paketin, Almanya hükümetinin iklim koruma üzerine şimdiye kadar ürettiği en kapsamlı tedbir paketi olduğunun altını çizen Hendricks, ‘Bu yolla gösteriyoruz ki, biz sadece hedefler koymuyoruz, aynı zamanda koyduğumuz bu hedefleri gerçekleştirmek için gereken adımları da atıyoruz. Bu adımlar, Lima’daki iklim konferansı için güven inşa eden önemli işaretlerdir” dedi.

Paketle ilgili Almanya Sivil Toplum Kuruluşlarından Bazı Görüşler Şöyle

Almanya Doğa Koruma Birliği (NABU), İklim Koruma Eylem Programı’nı ve Enerji Verimliliği Ulusal Eylem Planı’nı genel olarak olumlu bulduğunu ancak kömürlü termik santraller, ulaşım ve bina yenilenmesi gibi özgün sektörlerde göz ardı edilmemesi gereken konular olduğunu belirtti. NABU başkanı Olaf Tschimpke’ye göre iklim koruma ve verimliliği dönüştürme için önlemlerin yer aldığı pakette geliştirilmesi ve somut bir şekilde adlandırılması gereken birçok nokta bulunuyor. Almanya ancak bu şekilde karbondioksit salımlarını 2020 yılına kadar %40 azaltma hedefine gerçekten ulaşabilir ve Lima’da süren uluslararası görüşmelere liderlik edebilir.

Özellikle Ekonomi Bakanlığı’nın ayağını frenden çekmesi gerektiğini söyleyen Tschimpke, Almanya hükümetinin daha fazla hırs, kararlılık ve bağlılıkla %40 hedefine yaklaşması gerektiğini belirtti. Tschimpke, iklim koruma hedefinin önceki hesaplamalara kıyasla daha düşük tutulduğunu söyledi. Daha önce karbondioksit salımlarının 2020’ye varmadan 100 milyon tona kadar azaltılmasının konuşulduğunu, ancak şimdi bu rakamın sadece 62 – 82 milyon ton arasında olduğunu ve bu hedefe ulaşılabilmesinin de tartışmalı olduğunu belirtti. Yapılmalıydı, yapılabilirdi programlarını konuşmak yerine hâlihazırda masada olan bütün karbondioksit azaltımı önlemlerinin hızlıca ve bağlayıcı bir biçimde uygulanması gerektiğinin altını çizdi.

Çevre ve ekonomik gelişme üzerine çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşu Germanwatch ise hükümetin yasa tasarısını önemli ancak Lima’daki iklim görüşmeleri açısından yetersiz bulduğunu söyledi. Greenwatch’a göre Alman hükümeti, göz ardı edilemeyecek muhalefete rağmen, var olan sera gazı salımının azaltılması hedefine takılıp kaldı.

Greenwatch politika direktörü Christoph Bals, enerji sektöründeki karbondioksit salımının 22 milyon ton azaltılma hedefinin onaylanmasının, kömürlü termik santrallerden enerji üretimi engellenmeden iklim korumasına ulaşılmayacağını gösteren önemli bir sinyal olma özelliğini taşıdığını belirtti. Karbondioksit salımındaki 22 milyon ton azaltımın, senaryolarda planlanan azaltımlarına ek olarak,  mutlaka ulaşılması ve kanunlarca düzenlenmesi gerektiğinin altını çizdi..

Enerji verimliliği konusunda gerekli azmi göremediğini ifade eden Bals, iklim koruma hedeflerinin önündeki en büyük engelin fosil yakıtlardan enerji üretimi sektörü olduğunu söyledi. Kömürden üretilen enerjide planlanan kesintinin aşırı iyimser olduğunu ve büyük ihtimalle 2020 iklim hedeflerine ulaşmada yeterli olmayacağını ifade etti.

 

Haberin İngilizce Orjinali

Yeşil Gazete için çeviren: Pelin Atakan

(Yeşil Gazete, Euractiv)

 

Adaleti savunmak, bir mecburiyettir – Murat Sevinç

Bütün sistemler, belli başlı temel ilkelere dayanır ve bir sınıf ya da sınıflar arası ittifak ve mücadelenin sonucudur. Demokrasi dediğimiz de, burjuvazi tarafından yüz yıllar içinde inşa edilip 19. yüzyıldan itibaren işçi sınıfının katkısıyla boyut değiştirerek, sosyal niteliğine kavuşmuştur.

Burjuvazi, yükseliş aşamasında ‘demokrasiyi,’ zorda kaldığında ‘faşizmi’ icat etmiştir. Böylesi ‘makas/araç değiştirmeler,’ her zaman yaşanabilir.

Demokratik sistem, gelişiminin bir aşamasında, ‘temsil’ düşüncesine dayanır hale gelmiştir. Bugün klasik liberal demokrasinin vardığı yer, temsili demokrasidir. Buna mukabil ‘demokrasi,’ sürekli gelişen ve her aşamada yeni unsurları kapsayan bir sistem olarak, elbette durağan değildir.

Ulus devletler gibi, temsili demokrasiler de sürekli evrilmektedir. Örneğin son on yıllarda çevre ve kent hakları (üçüncü kuşak), farklı cinsel yönelimlerin konumu, yerellik gibi, yetmiş seksen yıl önce doğal olarak adı anılmayan konular, tartışılır hale gelmiştir. Yerellik ile kastedilenin, yurttaşın her düzeyde yönetime katılması için gerekli kanalların yaratılması olduğu, burada bir kez daha hatırlatılmalı. Nitekim Türkiye’de ‘Kürt sorunu’ olarak adlandırılan konu da büyük ölçüde, bir ‘katılım’ ve ‘eşit yurttaşlık’ mücadelesidir. Ve tabii ki kazanılacaktır. Bunu bizlere, ‘tarih’ söylemektedir.

Demokrasi gücünü yurttaştan alır

Hâl böyleyken demokratik sistemin, devlet ile yurttaş arasındaki ilişkinin niteliğiyle ilgili bir kavram olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Demokratik sıfatıyla anılan devletler, bu ilişkide, ibrenin yurttaş yani temsil edilen lehine döndüğü ve devlete karşı yurttaşın ‘kayırıldığı’ yapılardır.

Bir devlet, yurttaşı ne kadar güçlüyse o kadar güçlüdür. Demokrasiler tüm gücünü yurttaşının gücü ve özgüveninden alır. Devlet örgütünün çok sağlam göründüğü ancak yurttaşı cılız ve çürümüş yapılar, yaklaşık yirmi beş yıl önce kâğıttan kuleler gibi çöktüler. Herkesin hatırındadır.

Demek ki demokratik sistemlerin varlığı, o devletin ülkesi sınırları dahilinde yaşayan insanların kendilerini özgür, güçlü ve eşit hissetmelerine bağlıdır. ‘Yönetime katılım’ başta olmak üzere, bu hissi yaratan çok sayıda unsur vardır. Bunlardan en önemlisi, belki de sistemin harcı, herhalde ‘adalet’ duygusudur.

Mahkeme duvarlarında ne yazar, bilirsiniz: Adalet mülkün (devletin) temelidir. Yurttaştaki adalet duygusu bir kez sarsıldığında, devlet binası temelinden çürümeye başlar. Halkın kendisini yönetenler ile kuruduğu ilişkinin sağlığı, adalet fikri ve inancının korunmasına bağlıdır. Adil olmayan devlete, yurttaşlık sadakati duyulamaz.

Devletler, yurttaşını ezme fırsatını en çok adalet dağıtırken bulur

Adalet, yönetimin ‘her hücresinde’ bulunmalıdır. Kamu gücünü temsil eden her bir görevli, adaleti tesis etmekle mükelleftir. Kamu kurumunda, bir masanın önündeki insan kuyruğunu yöneten sıradan memur ile sınav kâğıdı okuyan bir öğretmen, aynı hak ve adalet ilkesiyle hareket etmek zorundadır. Buna mukabil yaygın eğilim, adalet sözcüğü ile mahkemeleri özdeşleştirmek olmuştur. Çok da yanlış değil aslında. Çünkü devletler, yurttaşını ezme fırsatını en çok adalet dağıtırken bulur. Bu nedenle yargı bağımsızlığı, usul kurallarının sağlıklı biçimde uygulanması gibi konular, yaşamsaldır.

Türkiye’de hemen her devirde ama özellikle son yıllarda yaşanan hukuksuzlukların verdiği en büyük zarar, bana kalırsa, adalet duygusunun geçirdiği dehşetli sarsıntıdır. Öncelikle şunu vurgulamak isterim: Her olumsuzluk karşısında, söze, ‘aslında hep aynıydı’ ifadesi ile başlamak, külliyen yanlıştır. Hiçbir gelişme, bir öncekinin ‘aynı’ olmaz.

Her dönemin ‘iyiliği’ ve ‘kötülüğü,’ birbirinden farklıdır. Son yıllarda yaşanan anormalliklerin ayırt edici niteliklerinden biri, ‘hukuk dışılıkların’ ve türlü ‘adaletsizliklerin’ meşru gösterilmeye çalışılması ve bunun bir ölçüde başarılabilmesidir. Hukuksuzluk her zaman oldu ve olacaktır. Ancak, her zaman bir ‘sorun’du ve ‘sorun’ olmalıdır. Mesele bu.

‘Her ne yaparsam yapayım meşrudur; çünkü bir eylem meşruiyetini, benim tarafımdan gerçekleştirilmesinden alır.’ denilen nokta, artık başka bir rejimin habercisidir. Türkiye, adını kırk kere koyduğumuz bu malum rejime doğru koşar adım giderken, herkes, bir kez daha adalet duygusu üzerinde düşünmek ve ilkelerini sorgulamak zorundadır.

‘Devir‘ değişmeseydi aynı secdeye baş koydukları AKP’yle işbirliği devam edecekti

Bugün haksızlığa uğrayanlar, ‘Cemaat’ basını çalışanlarıdır. Uzatmaya gerek yok, birkaç yıl öncesine dek her suç ve ayıbın ‘ortağı olan’ insanlardan söz ediyoruz. Başta Türkan Saylan olmak üzere pek çok saygın ve bu memlekete emek harcamış insan, olmadık ‘torba iddianamelere’ tıkıştırılırken ellerini ovuşturanlar, bugün zor durumda ve çok tanıdıkları, hatta uzmanı oldukları bir ‘linçe’ maruz kalıyorlar.

Kişisel olarak o manşetleri atan, haberleri yapan, ‘aynı secdeye ve aynı memuriyet kadrolarına baş koydukları’ AKP ile birlikte önemlice bir kesimin canına okuyan insanlar hakkında, ne söylenebilir ki. Eğer ‘devir’ değişmeseydi, sahte deliller ve deli saçması iddianamelerle cezaevine atılmış birçok insan hala oradaydı ve Cemaat medyası, ‘ortak’ olmaya devam ediyordu.

Bu yazıyı okuyanlara, yargıda, HSYK’de ‘izin verilen’ kadrolaşmayı, Cemaat’in Kürt meselesine yaklaşımını, geçen yılın Aralık ayında ve sonrasında yaşanan yüz kızartıcı anormallikleri vs. anlatmaya gerek yoktur herhalde. Herkes, her şeyin farkında…

Demokrasi mücadelesi, ‘enayice ilkeli’ insanların işidir

Peki şu anda bunların bir önemi var mı?

Hayır yok. Demokrasi mücadelesi, ‘enayice ilkeli’ insanların işidir. Fırsatçı ve çıkarcıların değil. İsterseniz buna, ‘içtenlik’ de diyebilirsiniz. Anayasa hükümleri, yıllardır görmezden gelinen temel ceza yargılaması ilkeleri, basın özgürlüğü vs., birileri beğensin, takdir etsin, kazanç ve itibar kapısı olsun diye savunulmaz. Gerektiği için savunulur. Demokratik ilkeler ve yasalar, adalet duygusunun tesisi için sahiplenilmelidir.

Bu satırların yazarı; günahı kadar hazzetmediği AKP’nin kapatılmasına karşı çıktığında ‘AKP’li,’ DTP’nin kapatılmasına karşı çıkıp anadilde eğitimi, bölgeli yapıları, eşit yurttaşlığı savunduğu için ‘Kürtçü,’ 2010 değişikliklerinin ‘şaklabanlık’ olduğunu yazdığı için ‘ulusalcı,’ bazı iddianamelerin ve yargılamaların açık hukuk dışılığını dile getirdiğinde ‘Ergenekoncu’ sıfatlarına layık görülmüştür! Hiçbir önemi yok. İnsan, doğru bildiğini dile getirmeli. Koskoca bir ömrü, nohut kafalı tutarsızların ‘düşünce’ zannettiği bir takım hezeyanları dert ederek geçiremezsiniz.

Adalet ‘adil’ olma hedefiyle baş tacı edilmelidir

Devletin temelinde yer alan/alması gereken ilke, ‘adalettir.’ Adalet duygusu sarsılırsa (ki Türkiye’de nicedir yerle bir edilmektedir), geriye ‘riyakârlık,’ ‘çıkarcılık’ ve ‘fırsatçılık’ kalır. Adalet, ‘bir gün gelir, onlar beni savunur’ kaygısıyla değil, bizatihi ‘adil’ olma hedefinin kendisi için, baş tacı edilmelidir.

O gün geldiğinde muhtemelen ‘savunulmayacak’ olmanın, hiç bir önemi yok. Anayasa ve hukuk devleti ihlallerinin mağduru Cemaat mensuplarıysa, devletin temelinde yer alan/alması gereken adalet ilkesi, o insanların ‘hakkının’ savunulmasını gerektirir. İlkelilik, hamilelik gibidir. Bunun azı, çoğu, çeyreği olmaz. Bu kadar.

Murat Sevinç – Diken.com.tr

Medya operasyonuna tepkiler büyüyor

Zaman Gazetesinin de içinde bulunduğu Cemaat medyasına düzenlenen ve aralarında Ekrem Dumanlı’nın da bulunduğu çok sayıda gazetecinin göz altına alındığı operasyona yurtiçinden ve dışından tepkiler gelmeye devam ediyor.

2CHP,MHP, HDP, BBP ve SP yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda gelişmelerden duyulan endişe dile getirilirken operasyonun bir tür darbe olduğu görüşü hakim. Muhalefet Partileri operasyonu 17 – 25 Aralık yolsuzluk davalarını bastırmaya yönelik bir sindirme operasyonu olduğu görüşünü savunuyorlar.

Cemaat medyasına yönelik yürütülen operasyon yabancı basın tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Bir çok yabancı basın grubu ve haber ajansı operasyonu Erdoğan’ın muhalefeti etkisizleştirme amacı güttüğü yolunda başlıklar atıyor.

Gözaltılara en sert tepki Avrupa Parlamentosundan geldi. Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcıs Alman Liberal Lambsdorff tutuklamaların hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde AKP iktidarının AB üyeliğinden vazgeçtiğini gösterdiğini söyledi

ABD Dışişleri Bakanlığı,  operasyonlara ilişkin tepkilerini yazılı açıklama ile açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki’nin basınla paylaştığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:””Türkiye genelinde seri polis baskınları ve tutuklamalarına ilişkin haberleri yakından takip ediyoruz. Göründüğü kadarıyla Türk güvenlik yetkililerinin bu eylemlerinin hedefi mevcut Türk hükümetini eleştiren medya organizasyonları oldu. Basın özgürlüğü, adil yargılama süreci ve yargı bağımsızlığı sağlıklı demokrasiler için kritik öneme sahiptir ve Türk anayasasınca da kutsal olarak kabul edilmektedir. Türkiye’nin dost ve müttefiki olarak, Türk makanlarını bu eylemlerinin söz konusu temel değerlere ve Türkiye’nin demokratik kurumlarına aykırı olmadığından emin olmaları çağrısı yapıyoruz.”

(Yeşil Gazete)

Pazartesi sabahı ne yapacaksınız? – Rıdvan Akar

Pazartesi sabah uyanacağız ve işe gitmeye hazırlanırken, haberleri -eski zamanlardaki tabirle ajansı- dinleyeceğiz. Acaba kim kiminle kavga etmiş, Doların ateşi düşmüş mü ya da üstümüze ne giysek? Gündelik yaşamın hay huyunda sorularımıza verdiği yanıt ölçüsünde pazartesi sendromunu atlatacağız.

Kimimiz ıpod’u kulağına geçirip, kimimiz iphone’a gözümüzü dikip kimimiz de gözünü yoldan ayırmayıp işe yollanacağız.

Soğuk, sıkıntılı ve dahi kasvetli bir kış sabahında hayallere dalacağız…

Acaba kaçımız haberlerde söylenen ya da gazetede yazan o habere dikkat kesileceğiz?

Kaçımız yüzümüzde o tutkulu ve coşkulu gülümsememizle “şövalye ruhluları” hatırlayacağız?

Kaçımız muzip ama kararlı, yaratıcı ama inançlı o sokak çocuklarını hafızamızda canlandıracağız?

Hani o en korkulu anda, nefesimiz daralırken “sık bakalım, sık bakalım, biber gazı sık bakalım” diye zıplayan, coplar inerken göğsünü siper eden, toma’ya karşı pomasıyla takibe çıkan, polis telsizlerine “açık tribünden Vedat” diye cevap verdiği ve tomayı zaptettiği efsaneleri üretilen o çocuklar hafızanızdan taşıp nasıl cisimleşecek?

Hani “Çarşı Geliyooor” kitabında Borga diyordu ya;

“Çarşı geldiği zaman bir “Rohirrim” yakıştırması yapıldı…filmde -Yüzüklerin Efendisi- Rohirrim geldiği zaman oradaki insanların yüzündeki ifadeyi, ne eksik ne fazla, birebir aynı ifadeyi biz Gezi’de insanların yüzünde gördük…”

Hatırlıyor musunuz?

O kırmızı pankartı ve “asi” “A”sıyla tribünün sert çocukları Taksim’e alana girdiğindeki duygularınızı, o kararlı yüzlerdeki morali ve inancı…

Hatırlıyor musunuz?

En zor anınızda, en korkulu zamanınızda sizi o ateş çemberinden çıkaran atkılı arkadaşlarınızı…

Şair demişti ya;

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

dalga dalga aydınlık oldular,

yürüdüler karanlığın üstüne.

Meydanları zaptettiler yine.”

O meydanı zaptedenleri…

Şimdi siz işe giderken, hayatın olağan akışına kendinizi bırakırken, o günleri “vay be ne günlerdi!” diye anarken, bir rövanş için onlar bir kez daha formalarını giyiyor ve atkılarını sarıyorlar.

Çünkü onlar için “gidilecek çok deplasman var.”

Çünkü “bir çağ yangını” hala onların yüreklerinde yanıyor.

Çünkü cesaret, direnmek ve boyun eğmemenin bedeli olmalıydı. Ülkenin üzerine giydirilen deli elbisesini yırtıp atan o gençlere ibret olsun diye kürsünün üzerinden bakılmalıydı.

Rıdvan Akar – www.t24.com.tr

Pazartesi hayat öylesine akarken Çarşı’nın direngenleri bu ülkede “darbe girişiminde bulundukları” gerekçesiyle mahkeme karşısına çıkacak.

“Hayatıma karışma!” diyenler adına,

Gözlerini yitirenler için,

Ölen 8 yol arkadaşları için sanık sandalyesine oturacak.

Dünya tarihinde ilk kez bir taraftar topluluğu ülkenin rejimini değiştirmek, geçmişte haki rengin eli silahlıları tarafından yapılan “şeyi” bayrakları ve formalarıyla yaptıkları gerekçesiyle yargılanacak.

Gülerek, yine hafif dalgalarını geçerek sanık sandayesine oturacak. Dünyanın en komik davasında “harbiden ciddi olamazsınız” bakışıyla haklarındaki “darbeci” iddiasını dinleyecek.

Gülecek miyiz?

Hayır!

Zira biliyoruz ki aslında yapılmak istenen Gezi’nin rövanşıdır.

Biliyoruz ki “bize direnen bedelini öder” mesajının ta kendisidir.

Biliyoruz ki dava komik olsa da gaz ile uslanmayanların, susturulması projesinin veciz örneğidir.

Onun içindir ki haftaya Çağlayan Adliyesi’nde başlamak gerek.

Hangi takımın taraftarıysanız, o gün formanızı giyerek bile ”ben bu davaya inanmıyorum” demek gerek. O Taksim günlerinin ağızlarda bıraktığı tat için, o gazı “harika” bulanlar için, “bağzı şeyleri” kahretmek için, itirazı unutmamak için, yaşama ve özgürlüğe sahip çıkmak için Çağlayan’da olmak gerek.

Çünkü “mesele sadece Çarşı değil, arkadaş sen hala anlamadın mı?”

Lima’da son dakika uzlaşması

Peru’nun başkenti Lima’da yapılan BM iklim değişikliği konferansında iklim değişikliğiyle mücadelede atılacak adımlar konusunda uzlaşmaya varıldı.

1Delegeler, gelecek yıl Paris’te onaya sunulacak, her ülkenin atması gereken adımları belirleyen çerçeve metin üzerinde anlaştı.

Ülkeler arasındaki görüş ayrılıkarı nedeniyle konferans iki gün uzadı.

Çevreci gruplar, anlaşmayı yetersiz buldu ve yeni metnin iklim değişikliğiyle ilgili kuralları zayıflatacağını savundu.

Görüşmeler, yoksul ve zengin ülkelerin, karbon salımlarının azaltıması konusundaki yükümlülüğü nasıl paylaşacağına ilişkin anlaşmazlık yüzünden uzadı.

Görüşmeleri izleyen BBC muhabiri Matt McGrath, 194 ülkeden temsilcilerin katıldığı konferansta, “hiç bir ülkenin istediği her şeyi alamadığını, ama her ülkenin bir şeyler aldığını” söylüyor.

Konferansa başkanlık eden Peru Çevre Bakanı Manuel Pulgar-Vidal, “Mükemmel bir metin değil ama tarafların pozisyonlarını içeriyor” dedi.

Toplantıda, ilk taslak metin zengin ülkeleri küresel ısınmayla ilgili sorumluluklarından sıyrılmaya çalışmakla suçlayan gelişmekte olan ülkeler tarafından reddedilmişti.
Nihai metnin, bu kaygıları dikkate alan düzenlemeler içerdiği belirtiliyor.

Taslak metin, 2015’te her ülkenin iklim değişikliğiyle mücadeleyle ilgili kapasitesini ve sorumluluklarını yansıtan kapsamlı bir anlaşma imzalanmasını, zengin ülkelerin zor durumdaki yoksul ülkelere mali yardımda bulunmasını da öngörüyor.

 

(BBC Türkçe)

Abe’nin gücüne güç katmak için erken seçim!

14 Aralık Pazar, bugün Japonya erken seçime gidiyor ve gazeteciler yeni çıkan yasa kapsamında akıllarına geleni yazarsa hapse girebilir. Peki bu seçimler neden şimdi?

abe

 

Daha yeni Gizlilik Yasası’nın meclisten geçirildiğini; “devletin güvenliğini ve gizliliğini sağlamayı insanların bilme hakkına yeğleyen” bir duruş sergilediğini hatırlasak bile iktidar partisine göre bu seçim, sadece ve sadece literatüre Abenomics adıyla da girmiş olan Başbakan Abe’nin ekonomik icraatlarını güçlendirme amacı taşıyor (!)

Hatta bu seçimin nükleer enerji kaynaklarının yeniden faaliyete geçirilmesiyle ilgili olduğunu da sakın düşünmeyin;  2011 yılının Mart ayında Fukuşima’da yaşanan nükleer çekirdek erimesi kazası yaşandıktan sonra nükleer karşıtlarının sayısının 3 kat artması suretiyle ülke nüfusunun %70’ine ulaşması da değil, yani bu seçimlerin ülke enerji politikalarıyla da ilgisi yok, kaldı ki Liberal demokrat Parti(LDP) li bazı meclis üyeleri, kazanın faili Tokyo Elektrik Şirketi(TEPCO)’nun hisselerine sahip. Dolayısıyla bu seçimle ülkedeki nükleer enerjinin durumu hakkındaki devlete ait milyonlarca dosya, bilgi ve raporlarının gizliliği de mevzu bahis edilmiyor.

 “Japonya’da basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları eleştirmekte basın özgür değildir”.

Minoru Tanaka  adlı bir gazeteci nükleer santral endüstrisine dair suçları ibra etmek suretiyle hakkında dava açılınca(ki davayı kazanmıştır). Yasa değişikliğiyle basın özgürlüğünün alacağı yarayı ve yaşanabilecek problemleri şöyle dile getiriyor:

“Gizlilik konusunun ihlali suçun derecesine göre 5 yıldan 60 yıla kadar hapis cezası gerektirebilir. Söz konusu yasa ihlali halinde bilgi sızdırmakla suçlanabilecek kimseler sadece devlet görevlileri veya savunma endüstrisinde çalışanlar da değil, bu kişiler uygunsuz yollardan veya kendi yöntemleriyle bilgi edinmiş olan gazeteci ve araştırmacılar da olabilir ve 10 yıla kadar hapis cezası alabilirler . Görevlilerin bilgi sızdırmazlıklarının tespiti için tabi tutulacağı “uygunluk testleri” olduğunu söyleyen Gazeteci Minoru “Bu testler en temel insan hakkının gaspıdır” diyor ve ekliyor “Eğer medya işindeyseniz özgürlük konusunu gündeme getirecekseniz önce LDP’nin 20 Kasım’da Japon ana medya şirketlerine gönderdiği “Uyarı mektubu ile medya kuralları” nı okumanız haklarınızı bilmek açısından yararınıza olur.

(Thedailybeast, Yeşil Gazete)

 

 

 

 

Zaman’a operasyon başladı

Fuat Avni’nin Twitter’da duyurduğu operasyon başladı. Zaman Gazetesi’ne polis baskın düzenledi. Operasyon için 8 bin çevik kuvvetin göreve çağırıldığı öğrenildi.

Öte yandan Samanyolu TV’nin Sungurlar ve Tek Türkiye dizilerinin yapımcısı Salih Asan gözaltına alındı. Avukat Fikret Duran da STV çalışanlarına yönelik gözaltıların başladığını belirterek, Eskişehir’de Salih Asan ve Engin Koç’un, Van’da ise 1 kişinin evlerinden alındığını bildirdi.

Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı operasyonn başlaması üzerine sabah saatlerinde açıklama yaptı. Dumanlı açıklamasında şunları dile getirdi: “Buraya bizi almaya gelen beyefendiler demokratik, fiziki müdahale etmeden mesleki dayanışma olmadan, yaplan tepkiye küsüp giriyorlar. Ben de dedim, gelsinler. Kendisi gelsin diye bir şey söylemişler. Ben niye gideyim. Siz gözaltı kararı çıkarmışsınız. Gözaltına alınacak insan da sizi bekliyor. Giyinmiş kuşanmış bayram yerine gidiyor gibi bekliyorum.”

Operasyon hakkında günler öncesinde twitterdan bilgiler geçen Fuat Avni, operasyon haberinin sızması üzerine merkez ve liberal isimlerin şimdilik liste dışı bırakıldığını belirterek 47 kişilik gözaltına alınacak kişiler listesi yayınladı.

Yeşil Gazete

Halk için bütçe! Demokratik Türkiye!

13 Aralık Cumartesi,   KESK ve DİSK öncülüğünde emek ve demokrasi güçleriyle birçok ilden kafileler halinde gelen on binler  12:00’da Ankara  Sıhhiye Meydanı’ndan yürüyüşe başlayarak “Savaşa, Yoksulluğa, Talana Karşı, Halkçı Bütçe Demokratik Türkiye! Saraylar Değil, Ekmeğimiz Büyüsün!” şiarıyla 2015 bütçesine itirazlarını dile getirerek bir miting gerçekleştirdi.

kesk cts

 

Mitingde ilk sözü alan Konfederasyon Eş Genel Başkanı Lami Özgen, 2015 yılı bütçesinin emekçilerin yarattığı bir zenginlik olduğunu, halkın zenginliklerinin nasıl bölüşüleceğine ve kimin ne kadar pay alınacağına AKP hükümetinin sermayeden yana tek başına karar verdiğini söyledi. Özgen, AKP “Halktan topladığı ağır vergilerle, din ve muhafazakarlık örtüsü altında, baskıcı ve sömürücü ‘yeni rejimini’ inşa ediyor. İşçinin, emekçinin kazanımlarına, halkın birikimlerine el koyuyor” dedi. 2015 yılı bütçesiyle AKP hükümetinin “yeni rejim” inşa etmek için hazırladığını belirten Özgen: “Yeni rejimle ne kastettiğinizi biliyoruz. Siz diktatörlük inşa ediyorsunuz. Bütçeniz de bunun ifadesi. Yaşamımızın ipotek altına almanıza izin vermeyeceğiz. Mücadeleyi çok cepheli, çok bileşenli olarak büyütüyoruz. Sandığınız kadar kolay değil bizi razı etmek, razı edemeyeceksiniz. Karşınıza yepyeni direnişlerle, örgütlenmelerle dikileceğiz. Küreselliğin karşısına, küresel işçi hareketi dikeceğiz!” dedi.

Konfederasyon Eş Genel Başkanı Lami Özgen’in ardından konuşan DİSK Genel Başkanı Kani Beko ise  “AKP diktatörlüğü bizi teslim alamaz çünkü Türkiye’nin birçok yerinde işleri ve emekleri için emekçiler direniyor. AKP ise bütçenin eğitim, sağlık gibi birçok alanıyla işçi sağlığı ve güvenliği alanında dahi “tasarrufa” giderken Saraylardan tasarruf etmiyor” dedi. Beko, “Tüm iş cinayetlerinin durması için taşeronluğun kalkması, 12 Eylül’den kalan sendikalı olma yasalarının değişmesi gerekir” diye ilave etti.

Konuşmaların ardından Grup Kibele sahnede yer alarak çok dilli müziğiyle mitinge katkı sundu. Miting  Ankara Garı önünde başlayarak Sıhhiye Meydanı’na son buldu.

(KESK, Yeşil Gazete)