Ana Sayfa Blog Sayfa 3796

İklim değişikliğine karşı sera gazı azaltma hedefindeki şehirler için kaynak, Rio de Janerio

Wee Kean Fong ve Ryan Schleeter tarafından World Resources Institute’da yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Zeynep Ersoy’un çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Rio de Janeiro, planlamasının içine sürdürülebilirliği katan dünyanın en önde gelen şehirlerden biri. 2011 yılında Belediye Başkanı Eduardo Paes, iddialı bir iklim değişikliği yasasını yürürlüğe koydu ve 2020 yılına kadar emisyonların yüzde 20’sini önlemek için bir hedef belirledi. Sadece bir sorun vardı: ne şehirden ne kadar sera gazı emisyonu yapıldığı, ne de emisyonların nereden gelindiği biliniyordu.

Rio yetkilileri, 2005 emisyonlarının envanterini tutmayı denediler, ama şehir düzeyinde bunun nasıl yapılacağına dair hiçbir uluslararası standart yoktu. Sonuç, diğer şehirlerin emisyonlarının hesaplanma yöntemiyle tutarsızdı ve eksikti. WRI desteği ile Rio; Toplum Ölçekli Sera Gazı Emisyonları Envanteri Küresel Protokolü’nün (GPC)  erken taslağına başvurdu. Bu standardı kullanarak, şehir sırasıyla yüzde 39 ve yüzde 19 olarak ulaşım ve atığın tüm salınımın en büyük kısmını oluşturduğu ve bu sektörlerde emisyon azaltımını hedeflemenin yüzde 20 hedefine yardımcı olacağını anladı.

Şehir Emisyonları Ölçme ve Yönetme için Yeni Bir Standart

Rio de Janeiro Toplum Ölçekli Sera Gazı Emisyonları Envanteri Küresel Protokolü’nün (GPC) deneme çalışmasını yaptı. Fotoğraf: Rodrigo Soldon/Flickr
Rio de Janeiro Toplum Ölçekli Sera Gazı Emisyonları Envanteri Küresel Protokolü’nün (GPC) deneme çalışmasını yaptı. Fotoğraf: Rodrigo Soldon/Flickr

8 Aralık tarihinde WRI, C40 Şehirler İklim Liderlik Grubu ve ICLEI (Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler), Rio da dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki şehirlerdeki uygulama örneklerini içeren ve üç yıl içinde geliştirilen GPC’nin son sürümü başlatıldı. Bu şehir düzeyinde emisyon ölçümü için kabul görmüş ilk uluslararası standart. Bu standart sayesinde şehirler emisyonun kaynağını belirleyebilir, güvenilir ve ulaşılabilir azaltma hedefleri belirleyebilir ve ilerlemeyi sürekli izleyebilirler.

Şehirler olmadan İklim Değişikliği ile Olan Mücadeleyi Kazanamayız

15

Konu iklim değişikliğine karşı mücadeleye gelince, şehirler cephede en ön safta. Şehirler sorunun büyük kaynağını oluşturuyor: dünya nüfusunun yaklaşık yarısı kentsel alanlarda yaşıyor ve şehirler dünyada enerji ile bağlantılı karbondioksit emisyonunun yüzde 70’ini üretiyor. Gelişmekte olan şehirler daha şimdiden kendi emisyon seviyeleri ile gelişmiş şehirleri yakalamış durumda. Örneğin Pekin, Şanghay ve Tianjin gibi Çin şehirlerinin, büyük Avrupa ve Kuzey Amerika şehirlerine benzer kişi başına düşen emisyon düzeyleri var. Ayrıca kentsel alanların çevresel etkisi büyümek üzere. Önümüzdeki 20 yıl içinde şehirlerin 1,4 milyar insanı ve trilyonlarca dolarlık yatırımı çekmesi bekleniyor.

Ancak şehirler de harekete geçmeye başladı. Rio, GPC uygulaması gerçekleşen 35 pilot kentten biri, ve GPC standardını kullanan şehirlerin sayısı şu anda 100’den fazla. Bu şehirler sera gazı emisyonlarının yaklaşık 1,1 gigatonunu temsil ediyor ve 170 milyon insana ev sahipliği yapıyor ki bu miktarlar Brezilya’nın tüm emisyonu ve nüfusu ile karşılaştırılabilir düzeyde. C40, ICLEI ve Sürdürülebilir Şehirler için WRI Ross Merkezi ağlarından yararlanan ve  GPC kullanan şehir sayısının önümüzdeki yıllarda artması bekleniyor.

Şehir liderlerinin, iddialı emisyon indirim hedefleri belirleme ve kamuya GPC kullanarak performanslarını açıklama taahhütleri Belediye Başkanları Girişimi tarafından Eylül BM İklim Zirvesi’nde açıklandı.

Rio’ya geri dönersek…

Rio’ya gelince, şehrin liderleri 2011 yılında kentin emisyonlarının kaynağını belirlediklerinden beri dinlenmiş değil. Yetkililer doğrudan iki ana emisyon kaynağını hedefleyen bir iklim eylem planı başlattı. Ulaşımdan kaynaklanan emisyonları frenlemek ve özel araçlara artan bağımlılığı sınırlamak için şehir 2016 yılına kadar hızlı otobüs toplu taşıma(BRT) ağına üç ek hat ekleyerek toplam BRT ağını 150 kilometreye çıkarmayı amaçlıyor. Biyodizel kullanımını genişletme ve yakıt verimliliğini artırma çabaları ile birlikte, bu önlemlerin 2020’ye kadar ulaşımdan kaynaklanan emisyonların yüzde 30’a kadar azaltılması ile eyalet çapındaki hedefe ulaşmaya yardımcı olması bekleniyor. Şehir aynı zamanda atık yönetim sistemini elden geçirdi ve dünyanın en büyük açık hava depolama alanlarından olan Jardim Gramacho’yu kapattı. Tek başına bu hareketin yılda 1.400 ton sera gazı emisyonu azalmasına neden olması bekleniyor.

Şehir ilerleme kaydediyor, ama yine de yapılması gereken çok şey var.  Geçen yıl, bir GPC pilot testi ile birlikte Rio, 2012 sera gazı envanterini tamamladı. Envantere göre şehir şimdiye kadar 378.000 ton emisyonu önledi, fakat 2012 hedefi olan 929.000 tonu yakalayamadı. Ve Rio’da toplu taşımanın yaygınlaştırılmasına rağmen, otomobil kullanımı hala yükselişte. Brezilyalıların yüzde 47’si bir araba sahibi olmanın hayati olduğuna inanıyor.

Yine de koyduğu hedefe ulaşmak için doğru envanter ve karşılaştırmalı değerlendirme yöntemlerini kullanan şehir artık uzun vadeli iklim hedefleri ve düşük karbonlu gelecek için daha iddialı, odaklanmış eylemler gerçekleştirebilir. Ulusal liderler iklim değişikliği konusunda tartışırken, konuşmalarını ilerletmek ve eyleme geçmek için Rio gibi şehirlere ve GPC gibi araçlara bakabilirler.

 

Haberin İngilizce Orjinali

Haber: Wee Kean Fong ve Ryan Schleeter

Yeşil Gazete için çeviren: Zeynep Ersoy

(Yeşil GazeteWorld Resources Institute)

Mercan kayalıkları sessizleştikçe deniz yaşamı tenhalaşıyor

Amelia Urry tarafından Grist’te yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Ayşe Koçak’ın çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Mercan kayalıklarının üzerine ürkütücü bir sessizlik çökmekte. Normalde oldukça sesli olan mercan kayalıları aşırı balık avı, arama, kirlilik,  ağartma işlemleri, aşırı sıcaklık ve okyanusların asitleşmesi nedeniyle boş ve sessiz kaldılar.   Bu sessizlik sadece korkutucu hayalet şehirlerdeki gibi uğursuzluk demek değil, kayalıklar için büyük tehlike de arz ediyor.

14...

Yavru balıklar ve diğer omurgasız canlılar, mercan kayalıklarının gürültüsü sayesinde onlara ulaşma yolunu bulur. Eğer kayalıklar sessizleşirse, dünyaya yeni gelen canlılar tarafından bulunması zorlaşır.   Phys.org’un haberine göre bilim adamları bu sonucu sağlıklı, koruma altında olan kayalıkların sesleriyle, etkilenmiş olanların seslerini karşılaştırarak elde etti.

Çalışma Filipinler çevresindeki adalarda farklı derecelerde koruma altında olan mercan kayalıklarının akustik kayıtlarını içeriyor. Araştırma koruma altında olmayan kayalıklardaki balık ve kabuklu canlıların, sağlıklı kayalıklardaki balık ve kabuklu canlıların ürettiği sesin üçte biri kadar ses ürettiğini söylüyor. Bu da larvaların yaşam alanını duyabilme mesafesinin on kat azalmasına neden oluyor ve yeni nesil deniz canlılarının sağlıklı nüfus sayısını yenilemesi ve koruyabilmesi üzerinde olumsuz etkilere sahip.

 

Haberin İngilizce Orjinali

Haber: Amelia Urry

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Koçak

(Yeşil Gazete, Grist)

Buğday, “Doğa Dostu Kent Bahçeleri” için paydaş devlet üniversiteleri arıyor

Buğday Derneği, “Doğa Dostu Kent Bahçeleri (DDKB)” projesinin ilk ayağı  için devlet üniversiteleri arasından paydaşlar arıyor.

Proje kapsamında devlet üniversitelerinden gelecek talepler doğrultusunda ve bu taleplerin üniversite yönetimlerince de uygun görülmesi halinde işbirliğine gidilerek ilgili kampüs/yerleşkeler içinde ekolojik girişimler hayata geçirilecek.

8...

Ekolojik girişimlerin içerisinde devlet üniversitelerinin yerleşkelerinde bahçe kurulumu ve kompost üretimi (organik atıklardan doğal gübre elde edilmesi) ile ekolojik yaşama giriş eğitimleri verilmesi de bulunuyor.

Projenin diğer ayaklarında ise planlanan bu girişimi üniversite yerleşkeleri dışına da taşıyarak  ilkokul, lise ve/veya belediyeler/muhtarlıklar vasıtası ile daha geniş bir alana yayabilmek.

“Doğa Dostu Kent Bahçeleri (DDKB)” projesinin için de biz de yer almak isteriz diyen üniversite öğrencileri/akademisyenler/yönetim biriminde çalışanlar tüm detay bilgiyi, başvuru formu ve diğer ek dökümanları Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin resmi sitesi üzerinde bulunan proje bağlantısı üzerinden inceleyerek kayıt yaptırabilirler.

(Yeşil Gazete)

 

Çerçöplemek – Dharma

Geçen hafta elçilik randevuma giderken erkenden Kızılay’da buldum kendimi ve köşedeki simitçide kahvaltı etmeye karar verdim. “Bir simit ve bir sakallı lütfen”.. Çayı cam bardakta almak isteyince beni alt kattaki oturma alanına yönlendirdiler, ince belli çayımı alıp masalardan birine geçtim. Yan masamdaki kişi belli ki bir kahvaltı tabağı almış, ya acelesinden ya iştahsızlığından bir kısmını tabakta bırakmıştı. Yanlız olmanın ve masamın sütunun arkasına denk gelmesinin yargısız alan özgürlüğü ile uzanıp tabağı kendi masama aldım. Domates, salatalık, maydanoz, bir parça peynir, birkaç zeytin katık oldu simit yanına. Yerken bir yandan kendi kendime gülümsedim beklenmedik kahvaltı keyfiyle, bir yandan da yanımda birisi olsa yapamayacağım bu davranışı yapmanın hafifliğini yaşadım.

5

Çocukluğuma inmem gerekir mi bilmem ama tabakta yemek kalması beni hep çok üzmüştür. Tam da bu nedenle yakın arkadaşlarla çıktığımız yemeklerde bitiremeyenlerin tabakları benim önüme gelip temizlenir. Bu davranışımın arkasında aslında beleşçilik ya da açlıktan çok, ziyan olma haline dayanamamam yatıyor. Ancak öyle zamanlar oluyor ki, kendimi açıklamaya çaba harcamak yerine içim acıya acıya izin veriyorum dolu tabakların masadan kalkmasına.

Biraz uzattım aslında, bugün anlatmak istediğim hikaye bunlar değildi. Yine de bir hikaye daha sokacağım araya :) Geçtiğimiz ay Çerçöp çorbacılar ile yüzyüze tanışma fırsatım olmuştu. Çerçöp çorbacılar, marketlerden, pazarlardan atılmak üzere olan ya da atılmış sebze/meyveler ile yemekler hazırlayarak isteyen ve ihtiyacı olanlara dağıtmak için yola çıkmış bir oluşum. Yurtdışında “freeganism” diye bilinen, aslında tüketim karşıtı ideolojiye ait bu akım, atılmış yiyecekleri toplayarak kaynak kullanımını azaltmayı amaçlar ve gittikçe yaygınlaşan bir hareket. “Çerçöplemek” benim uydurduğum bir terim ama “beleşcilik”ten daha çok hoşuma gittiği için bunu kullanmak istedim.

6

Çerçöp çorbacıların kurucularından Hande ile yaptığımız sohbetler sonrası zaten uzun zamandır aklımda olan bu hareket için kıpırdanmaya başlamıştı içim. Tek yapmak zor geliyordu, beraber yaparız diye konuştuğumuz insanlar olmuştu, ama bir türlü denk gelemedik. Bugün, Hasan’ı dolmuşa bırakmak için pazar yakınına gidip pazarın henüz toplanmadığını gördüğümde “Ben biraz toplayacağım sanırım” dedim. Hasan, ki hep benim en abuk hallerimde bile yargısız varolmuştur yanımda, normalce “Tamam, ben de şuradan birşeyler alıp dolmuşa gideceğim” dedi. Yani birlikte toplamadık ama onun varlığı beni cesaretlendirdi.

Çevredeki dağılmış, ezilmiş, savrulmuş yiyecekleri görünce önce içim cız etti. Sonra ufak ufak sağlamları ayırt etmeye, yerden birşeyler toparlamaya başladım. İlk başta su kenarına varmış bir ceylan ürkekliğinde yaklaştım ilk brokolime. Yavaş yavaş bir sincap rahatlığında portakalları aldım, soğan yığınını karıştırdım elimle, turplardan seçtim. Beni gören bir amca yanına çağırıp portakal verdi, şükranlarımı sunup ayrılırken yanındaki amca torba içine elmalar doldurdu, nar da koydu, arkadaşı da iki nar bir iceberg ekleyerek verdi torbayı bana. “Yanlış anlama kızım bizi bak tamam mı” dedi amca, ben tam emin olamadım neyi yanlış anlayacağımı “Asıl sen beni yanlış anlama olur mu” dedim.. Arada uşuşan “Öğrenci misin” sorusuna otomatik kafa sallamış olmamın ağırlığı hafifçe hissederek bu güzel insanlara “Bolluk bereket dolsun satışlarınız” diyerek vedalaştım.

Elimde iki torbayla toplamaya devam ettim, hop bir siyah turp, ah biraz da pancar!  Şu soğanlar da fena değil! Tam yavaş yavaş dönecekken bir kasadan havuçlar savruldu önüme. “Alabilir miyim bunları?” diye sordum ve onayı alınca toplamaya başladım şekilsizlikleri nedeniyle tercih edilmemiş bu havuçları. Amca hemen “Bırak onları bırak, gel buraya” diyerek bir torba açıp tezgahı yığdı içine! Havuç, turp, marul, maydonoz, roka, tere, taze soğan.. Yine “Öğrenci misin” sorusuna “Evet” dedim, sanki öğrenci değilsem bunu yapmam çok ayıpmış gibi bir his yükselmişti göğsüme. “Bak” dedi pazarcı amca, “her hafta gelip buluyorsun beni tamam mı, lazımsınız siz bize”. Boğazımdaki düğüm ile teşekkür ettim, bolluk bereket dileklerimi ona da iletip yüklendim dönüş yoluma.

7

Tüm yol “Öğrenci değilim yaa, neden öyle dedim, haftaya gidip öğrenci değilim ben amca, kusura bakma diyeceğim” diye içimden yeniden oynadım o anları. Arabam ile görülmemek için hızlı hızlı sürüp gittim. Ruhumda bu güzel insanların bol gönüllülüğünün patlayan neşesi ile suçluluğum dans ettiler. Şu anda halen bir an biri öne çıkıyor, bir an diğeri. Amacım pazarcılardan ürün istemek değil, atılanları değerlendirmek, kendi kaynaklarımı da doğanın kaynaklarını da tüketmemek iken kendimi sorgulamak, insan ilişkileri, ekonomik kalıplarım da nereden geldi yine?

Fark eder miydi “hayır, öğrenci değilim” desem, değişir miydi tavırları? Ben kabul edebilecek miyim öğrenci değilken yerlerden turp topladığımı? Tavırları değişmezdi belki ama, bakışı değişirdi sanki. Ama yine de ben öğrenci olmasam da bunu yapıyor olmayı kabul ediyorum. Yani ilk soruya hayır, ikincisine evet diyorum ve haftaya öğrenci olmadığımı söylemeye niyet ediyorum. Bu soru işaretlerini de bir süreliğine rafa kaldırıp bol yeşilli, bol limonlu, narlı, portakallı salatamı yapmaya gidiyorum.

(Annecim, parasız değilim, sağlığım da keyfim de yerinde, beni merak etme)

Bu yazı cittavritti.wordpress.com/ dan alınmıştır

 

4

 

Dharma

 

 

 

çArşı davası #cArsıYalnızDeğildir sesleri altında başladı

Gezi Parkı Nöbeti esnasında nöbetin önde gelen ismi olarak ön plana çıkan Beşiktaş taraftarı grubu çArşı’nın hükümeti yıkma gayesi güderek terör örgütü kurmak isnadı ile suçlanması ile başlayan mahkeme süreci bugün başladı.

3...

çArşı’ya destek için birçok taraftar grubunun üyesi de Çağlayan Adliyesi’ne giderken, 13’üncü Ağır Çeza Mahkemesi’nde başlayan ve 35 kişinin yargılandığı davanın 25 kişilik mahkeme salonunda yapılmak istenmesine yapılan itiraz kabul edildi. Mahkeme başkanı Metin Tamirci, kimlik tespiti sonrasında salonun değiştirilmesi kararını aldı. Duruşmaya saat 11’de yeni salonda devam edeceği belirtildi.

çArşı’ye destek sosyal medya üzerinden  hashtagli paylaşımlar ile gün boyu sürecek.

Elvan ailesi de Adliye Sarayı’nda

Polisin Gezi Parkı Nöbeti sırasında Okmeydanı’nda attığı biber gazının başına isabet etmesiyle hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın anne ve babası Gülsüm – Sami Elvan da çArşı grubuna destek için adliyede bulunuyor.

Çarşı’ya destek olmak isteyen taraftar grupları da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı önünde. Galatasaray tribünlerinden Tekyumruk, Fenerbahçe tribünlerinden Sol Açık  grupları da Çarşı pankartı açarak ”Çarşı vicdandır, yargılanamaz” sloganları eşliğinde adliye önünde yerlerini aldı.

Human Rights Watch, “Bu suçlama kötü bir komedya”

Öte yandan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch- HWR) 35 futbol taraftarının darbe teşebbüsüyle yargılanmasının ceza adalet sisteminin bariz bir şekilde kötüye kullanılması olduğunu bildirdi.

HRW’nin kıdemli Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “Beşiktaş futbol kulübü taraftarlarını bir halk protestosuna katıldıkları için devlet düşmanı olmakla suçlamanın son derece kötü bir komedya” olduğunu söyledi.

(Yeşil Gazete, Diken, Bianet, Radikal)

 

Seçim hesapları ve süreç – Mithat Sancar

Çözüm sürecini toparlama arayışları devam ediyor. Son krizle birlikte, iki taraf arasındaki ihtilaf noktaları iyice belirginleşti. Bunları şu başlıklar altında özetlemek mümkün: Sürecin yapısı, temposu ve hedefleri.

Sürecin yapısı konusunda hükümet ile Kürt siyasi hareketi arasında ilkesel bir mutabakat sağlanmış görünüyor. Yapılan açıklamalardan, hükümetin süreci kurumsallaştırmayı kabul ettiği anlaşılıyor. Kobanê eylemlerinden sonra yaşanan tıkanma da bu sayede açılabildi. Böylece süreç yeniden canlandı. Ancak krizin aşıldığını söylemek için henüz erken. Bunun için, diğer iki konudaki yaklaşım farklılığının makul bir düzeye inmesi gerekiyor. Lakin buna dair henüz ortada somut bir veri yok.

Hükümet, sürecin seyrine dair yaklaşımını netleştirme konusunda ağırdan alıyor. Ancak Öcalan’ın HDP heyeti aracılığıyla duyurduğu “Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı” ve Kandil’in taslağın arkasında olduğuna dair açıklamaları, hükümetin bu tutumu sürdürmesini iyice zorlaştırdı.

Seçimlerin yaklaşması, iki taraf üzerinde neredeyse zıt yönlü basınç yaratıyor. Hükümet, süreci seçimlere kadar düşük tempoda ve muğlak hedeflerle yürütme niyetinde. Bu arada, süreci kurumsallaştıracak düzenlemeler yaparak, Kürt siyasi hareketini diğer noktaların seçim sonrasında ele alınması konusunda ikna etmeyi hesaplıyor. İkna etmese bile, atılacak bu türden adımların Kürt kamuoyunda yaratacağı “olumlu” havanın Kürt siyasi hareketini baskı altına alacağını ve bu hesaba razı olmaya zorlayacağını planlıyor. Bu hesap tutarsa, hükümet hem seçimlere çatışmasızlık ortamında girmenin avantajlarından yararlanacak, hem de özellikle milliyetçi seçmen nezdinde zorda kalmasına yol açacak tartışmaları erteleyerek muhtemel bir dezavantajı da savuşturmuş olacak.

Kürt siyasi hareketi ise, seçimlere hükümetin belirleyeceği böyle bir zeminde girmenin kendisini yıpratacağını ve zayıflatacağını düşünüyor. Hükümetin seçimlerden gücünü artırarak veya koruyarak çıkması halinde, süreci kendi istediği şartlarda yürütme konusunda daha dayatmacı bir tutum takınacağından kaygılanıyor. Öte yandan, hükümetin böyle bir başarısının faturasının çeşitli çevrelerce kendisine kesileceğini görüyor. Bu çevrelerin sürecin başından beri sistematik eleştirilerine ve ithamlarına maruz kalan ve bundan dolayı zaten sıkıntı yaşayan Kandil ve HDP, hükümeti bu hesaptan vazgeçirmek için giderek sertleşen bir politika izliyor.

Özetle Kürt tarafı hem sürecin kurumsallaşmasını, hem çözümün içeriğine dair hedeflerin daha açık tanımlanmasını, hem de bu yönde hızla adımlar atılmasını istiyor. Hükümet ise, özellikle son iki konuda açık bir angajmana girmeme ve zamana oynama eğiliminde.

Ortada ciddi bir gerilim var. Hükümetin “iç güvenlik paketi”nde ısrar etmesi ve Kobanê eylemleri gerekçesiyle başlatılan gözaltı ve tutuklama operasyonları, bu gerilimi daha da artırıyor. Sürecin bu gerilimden etkilenmemesi pek mümkün değil. Gerilimi düşürecek adımlar atılmadığı takdirde, süreç yol kazasına uğrama ve krize girme riski altında olacak. Seçimler yaklaştıkça, ortaya çıkabilecek krizleri çözmeye yönelik hamle imkanları da daralacak.

Süreci bu tehlikelerden koruyabilmek için her şeyden önce “müzakere şartları üzerindeki müzakere”lerin hızlandırılması gerekiyor. Bu müzakerelerden bir mutabakat çıkmasını kolaylaştırmak bakımından yapılması gereken acil işlerden biri de, izleme kurulunun oluşturulmasıdır.

İki tarafı da kendi tabanları ve genel kamuoyu karşısında zorda bırakmayacak bir mutabakat mevcut atmosferde çok kolay görünmüyor. Bu noktada da kritik rol yine Öcalan’a düşecek anlaşılan. Ancak Öcalan’ın da manevra alanı eskisi kadar geniş değil. Hükümetin müzakere aşamasına geçmemekte direnmesi, Öcalan’ın da gelişmeleri etkileme imkanlarını azaltıyor. Hükümet sürecin yeni bir sarsıntı yaşamasını istemiyorsa, hem Öcalan’ın şartlarını düzeltme hem de müzakereye geçme konusunda daha yapıcı ve hızlı davranmak zorunda…

Mithat Sancar – BasHaber Gazetesi

Yeşil Yol: Bacadan sızma girişimi – Taylan Kaya

Yol medeniyettir diyenlere inanmayın siz; yol barbarlıktır. Karadeniz halkının “yol hikayelerini” dinledikten sonra pekala bu fikre ortak olabilirsiniz.

Hikayemiz Karadeniz Sahil Yolu projesiyle başladı. Samsun’dan Sarp Sınır Kapısı’na kadar transit bir yol yapılacaktı ve bu yol bizi Kafkaslara bağlayacaktı. Halk muhalefetine ve alternatif çevre yolu önerilerine rağmen bu yol yapıldı. Tamamlanması yıllarca sürdü. Ekrem Cengiz’in Cengiz İnşaat’ı, bu yollarda Cengiz Holding’e dönüşmeye başladı.  O –ve beraberindekiler- yaptı, Karadeniz aldı. O yine yaptı, nasıl olsa yaptıkça kasa doluyordu. Şimdi millete söven Cengiz, daha o zamanlar denizimizi, kıyılarımızı -biz sövmeyelim- “mahvederek”  başladı  terbiyesizliğe. Sermayenin talep ve ihtiyaçları doğrultusunda Kafkaslara bağlandık bağlanmasına fakat denizimizden koparıldık. Kıyılarımızı, koylarımızı kaybettik. Balık türlerinin ve diğer canlıların yuvalanma ve yaşam alanları yok edildi. Takaların sıra sıra dizildiği doğal balıkçı barınaklarının yerini çoğunluğu balıkçılara bile ait olmayan betonarme “damlar” aldı. Sahil yoluna kullanılacak olan dolgu malzemesi için, endemik türlerin de yaşam alanı olan onlarca vadide taş ocakları açarak yeşilin bağrına hançer sapladılar. Yani yağma, yani talan, yani katliam…

Şimdi yeni bir yol hikayesiyle karşı karşıyayız. Bu defa gayet güzel de bir ismi var: Yeşil Yol! Yine Samsun’dan başlıyor yolculuğumuz. Fakat bu defa yaylalardan varacağız Kafkaslara. Niyet, yayla yolu-cennet yolu olarak da adlandırılan yaklaşık 2600 km uzunluğundaki bu projeyle Karadeniz yaylalarını birbirine bağlamakmış. Bu sayede yayla turizmine olanak sağlanarak Karadeniz bölgesindeki turizm potansiyeli yukarı seviyelere çıkarılacakmış.

Yeşil Yol ile ilgili bölge halkı ve kamuoyuna somut verilerden oluşan, kapsamlı bir bilgilendirme henüz yapılmış değil. Edinilen bilgiler, daha çok bölgedeki valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve bunlara bağlı faaliyet yürüten kimi STK’ lar arasında gerçekleşen toplantılar sonrası paylaşılan çelişkili açıklamalardan ibaret. Ama aynı zamanda, parça parça yol yapım çalışmalarına başlanmış durumda. Halihazırda, Rize, Ordu ve Gümüşhane bölgesinde bazı yayla yollarında genişletme ve asfaltlama çalışmaları devam ediyor.

Yaşayan canlı türleri ve bitki çeşitlilği ile eşsiz olan ve esasen büyük bir sorumlulukla korunması gereken Doğu Karadeniz Bölgesi’nin yaylaları, kar hırsıyla gözleri kararmış sermaye sahipleri eliyle ve tabi ki siyasi iktidarın teşviki ve yol göstericiliğiyle yağmalanmak isteniyor. Böyle bir yolun yapılması halinde yaylarımızın büyük bir imar saldırısıyla karşı karşıya kalacağı açık. ‘O kadar da değil’ dediğimiz herşeyin olduğu bir dönemdeyiz ki daha şimdiden kiralanan yaylalara şahit oluyoruz.

Maden şirketleri önüne serilen kırmızı halı

Sermaye sahipleri ve onların bölge mümessili gibi çalışan idari yöneticiler ne söylerse söylesinler, bu yol talan yoludur. Belli ki kar için bütün yaşam alanlarımızı talan ederek barbarlıkta zirve yapanlar, şimdi gözlerini Karadeniz’in zirvelerine dikmişler. MTA Bölge Müdürlüğü, “Şimdilik ekonomik görülmeyen ancak gelişen ve değişen şartlara bağlı olarak ileride ekonomik olabilecek birçok maden yatağı ve yüzlerce maden zuhuru saptanmıştır” derken aslında tam da  Yeşil Yol’ u tarif etmiyor mu? O haldeYeşil Yol’u, dağı tepeyi delik deşik edecek olan maden şirketlerinin önüne serilmek istenen bir kırmızı halıya benzetmek hiç de abartılı olmaz.

Her ne kadar can çekişse de bir kültür olarak hala varlığını sürdürülen yaylacılığı da yok edecek olan Yeşil Yol’ u HES’ler, madenler, çöp tesisleri ve taş ocakları gibi diğer doğayı ve yaşam alanlarımızı talan eden projelerle birlikte düşündüğümüzde, Karadeniz Bölgesi’nde adeta bir insansızlaştırma ve yaşam alanlarımızın sermaye saldırıları karşısında çırılçıplak ve savunmasız bırakma niyeti apaçık görülüyor. Bu bağlamda, Yeşil Yol’ u, özellikle HES’lere karşı güçlü barikatlar kuran ve kitlesel direnişler örgütleyen Karadeniz halkının “kapıdan kovduğu” neoliberal yağmacıların “bacadan sızma girişimi” olarak da adlandırabiliriz. Hani hep Karadenizli uyanık müteahhitlerden bahsedilir ya; müteahhit değilsek de, “çakalların” yaşam alanlarımıza üşüştüğünü göremeyecek kadar saf da değiliz!

Taylan Kaya – sendika.org

 

İklim Değişikliği Kiribati’yi 30 yıl sonra yok edebilir

Kiribati’nin ufak mercan adalarında, kum torbalarıyla yükselen deniz zapt edilmeye çalışılıyor. Ayrıca yaşanan kuraklık da içme suyu olmaması anlamına geliyor.  İklim değişikliğinin en sert hissedildiği Pasifik adasında yaşayanlar için, Lima’da alınan herhangi bir kararın çok geç kaldığı düşünülüyor.

Karl Mathiesen tarafından The Guardian’da yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Elif İlik’in çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Güney Tarawa’nın en yüksek noktasında bulunan başkent Kiribati, kum torbaları ve kayalardan oluşan bir duvarın arkasında ayakta kalmaya çalışıyor. Kiribati deniz seviyesine o kadar yakın ki, nüfusun neredeyse yarısını oluşturan çevik gençler adanın tepesinden atladıklarında, suya üç metre aşağıda ulaşabiliyorlar.

Kiribati'nin Güney Tarawa bölgesindeki Temaiku kentinde yaşayan 63 yaşındaki Batiri Tataio ve 2 yaşındaki torunu Mikaere. Fotoğraf: Remi Chauvin
Kiribati’nin Güney Tarawa bölgesindeki Temaiku kentinde yaşayan 63 yaşındaki Batiri Tataio ve 2 yaşındaki torunu Mikaere. Fotoğraf: Remi Chauvin

Pasifik’in diğer ucunda, Peru’nun Lima kentinde iklim konularında görüşmeler yapan temsilciler bir anlaşma taslağı üzerinde çalışıyorlar. Bu anlaşma, ince bir kum ve mercan hattından oluşan Kiribati’nin etrafındaki deniz yükselmelerinin kontrol edilmesine yardımcı olabilir ve belki de ülkenin toptan yok olmasını engelleyebilir. Birçok Kiribatili için, yaşadıkları sefaletin yanında, iklim değişikliği soyut bir endişe olarak kalıyor.

Bu Pasifik ülkesinin 102.000 kişilik nüfusunun yarısı yoksul Güney Tarawa’da yaşıyor. Zaman zaman 20 kişiye ulaşan ve aynı evde yaşayan büyük aileler, hindistancevizi ağaçlarının, domuzların ve çöp yığınlarının arasında, derme çatma kulübelerde oturuyorlar. Yeterli ya da özel hayatları için bir alanları da yok. Tuvaletleri olmayanlar, ihtiyaçlarını gidermek için beyaz kumlu sahili kullanıyorlar. Hem balık tutulan, hem de açık bir kanalizasyon görevi gören elektrik mavisi kıyı gölünde, çocuklar zamanlarını yüzerek geçiriyorlar.

Burası dünyanın en güzel yoksul semti.

Adanın içme suyu da devamlı olarak krizde. Yeraltı suları kirli ve yükselen deniz suyu nedeniyle tuzlanıyor. Devlet tarafından temizlenen su bazı topluluklara ulaşıyor ancak her hafta yalnızca bir kaç saat akıyor.

Batiri Tataio’nun ailesi, teneke bir çatıları ve yağmur suyunu biriktirecek bir depoları olduğu için kendilerini şanslı görüyorlar. Ancak ülke kuraklığa doğru ilerliyor. Son iki ayda yalnızca iki kere yağmur yağdı.

Batiri, “Eğer yağmur yoksa suyumuz da yok. Bu da bebeklerin kuyu suyu içmek zorunda kalmaları anlamına geliyor. Bu suyu sürekli kaynatmamız gerekiyor” diyor. Eylül ayındaki ishal salgını iki hafta içinde 20’den fazla çocuğun ölümüne neden oldu. Buradaki çocukların ilk doğum günlerinden önce ölme olasılığı, İngiltere’deki çocuklarınkinden dokuz kat daha fazla.

Batiri, dokuz çocuğu ve sayıları sürekli artan torunları okula gidebilsinler diye Nikunau adasından buraya taşınmış. Adanın dışındakilerin, kalabalık Tarawa kentinde atalarından kalma bir arsaları olmuyor. Bu yüzden Batiri’nin ailesi, mercan, kaya ve kumdan kendi adalarını yapmışlar. Tuvaletleri, doğrudan etraflarındaki kıyı gölüne açılıyor.

Batiri, iş bulmanın çok zor olduğunu ve bu durumun da yiyecek yemek bulmayı zorlaştırdığını söylüyor. Ailesi balık tutarak ve bu balıkları yol kenarında satarak geçinmeye çalışıyor. Balık ve pirinç, beslenme düzenlerinin büyük bir kısmını oluşturuyor. Paraları yeterse başka şekerli yiyecekler de alıyorlar. Kiribatililerin %99,5’i yeteri kadar sebze yemiyor ve neredeyse dörtte biri şeker hastası.

Yoksulluk nedeniyle her gün onurlarının kırılması ve güçsüzleşmeleri, uluslararası diplomasinin ve Lima’daki konferans salonlarının soyut ve Don Kişotvâri bir hayalperestlik halinde bulunduğunu gösteriyor. Yoksulluk iklim değişikliği nedeniyle bir insanın ölümünü ya da evsiz kalmasını belirleyen belki de en önemli faktör. Bundan en çok Güney Tarawa gibi yerler etkilenecek. Bunun nedeni yalnızca coğrafya değil, daha sert iklimlere karşı koruma sağlayan kaynakların olmaması.

Kiribati Devlet Başkanı Anote Tong, ıslah edilmiş bir alana inşa edilen Parlamento binasındaki ofisinde Guardian’a, Lima’daki görüşmeler ve gelecek sene imzalanacak olan ve uzun zamandır dört gözle beklenen Paris Anlaşması’nın, emisyon azaltımlarının bir kânun haline getirilmesini sağlasa bile bunun ülke üzerinde çok az etkisi olacağını düşünüyor.

“Paris’te nasıl bir güçlü bir eylem gerçekleşebilir ki? “Orada olacaklar bizim için bir şey değiştirmiyor çünkü atmosferde olanlar karşılaştığımız problemlerin devam etmesine neden olacak.”

Kiribati devlet başkanı Anote Tong, Lima'daki görüşmeler ve gelecek sene imzalanacak olan ve uzun zamandır dört gözle beklenen Paris Anlaşması’nın, emisyon azaltımlarının bir kânun haline getirilmesini sağlasa bile bunun ülke üzerinde çok az etkisi olacağını düşünüyor. Fotoğraf: Remi Chauvin
Kiribati devlet başkanı Anote Tong, Lima’daki görüşmeler ve gelecek sene imzalanacak olan ve uzun zamandır dört gözle beklenen Paris Anlaşması’nın, emisyon azaltımlarının bir kânun haline getirilmesini sağlasa bile bunun ülke üzerinde çok az etkisi olacağını düşünüyor. Fotoğraf: Remi Chauvin

Tong en azından kara parçasının ve Kiribati halkının bir kısmının hayatta kalacağını düşünüyor. Ancak Kiribati ekonomisi ABD ekonomisinden 10.000 kat daha küçük. Bu yüzden bu savunmasız topluluğu korumak oldukça maliyetli olacak.

Bu nedenle dünyadaki en savunmasız ülkeler zengin toplumların Yeşil İklim Fonu’na daha fazla katılmalarını ve 2020 yılına kadar her yıl 100 milyar dolar tutarında destek sağlamalarını istiyorlar. Şu ana kadar toplanan 10 milyar dolar, gelişmekte olan ülkeler tarafından öngörülen minimum tutarın yalnızca üçte ikisi kadar.

Her şeye rağmen buradaki insanlar, hakları olmasına rağmen zengin ülkelere kızgın değiller.

Batiri’yle konuştuktan sonra bunun nedeni biraz daha açıkça anlaşılıyor. “İklim değişikliği burayı daha da sıcak yaptı. Çok az yağmur yağıyor. Deniz kabardığında, artık her zamankinden daha fazla kabaracağını biliyoruz.” Çocuklara okullarda iklim bilimi anlatılıyor. Ancak yaşlı ve daha az eğitimli insanlar, iklim değişikliğinin nedenlerini bilmiyor.

Denizin neden kabardığını bilip bilmediği sorulduğunda, Batiri başını sallayıp gülüyor. “Kiribati 30 yıl sonra yok olabileceğini söylüyorlar. Ama biz ne olacağını bilmiyoruz.”

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Karl Mathiesen

Yeşil Gazete için çeviren: Elif İlik

(Yeşil Gazete)

Rusya ve Hindistan arasında nükleer işbirliği

Hindistan’ı ziyaret edeb Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin  12 yeni nükleer blokun inşa edilmesini kapsayan bir nükleer işbirliği anlaşmasına imza attı.

10

Rusya ile Hindistan arasında imzalanan nükleer blok inşa etme anlaşmasının 20 yıllık bir anlaşma olduğu kaydediliyor. İnşa edilecek 20 yeni bloktan ikisinin, Hindistan’ın güneyinde bulunan Kudankulam Nükleer Güç Tesis’ine inşa edileceği belirtildi.

Rusya devletine ait nükleer enerji şirketi Rosatom’un başında bulunan Sergey Kriyenko, RİA Novosti’ye yaptığı açıklamada, “İmzalanan anlaşmanın genel çerçevesi, yeni nükleer blokların inşası, Kudankulam Nükleer Güç Tesis’ine inşa edilecek üçüncü ve dördüncü blokların yapı malzemelerinin ulaştırılması gibi maddeleri kapsıyor” ifadelerini kullandı.

Hindistan Başbakanı Modi, Rusya’nın hala Hindistan’ın savunma alanındaki en büyük sağlayıcısı olduğunu belirttikten sonra bu işbirliğinin gelecekte de devam edeceğini umduklarını kaydetti.

(Dünya Bülteni)

Van Ekogenç Derneği’ne Valilikten, “Antihiyerarşi ve Cinsel Yönelim” vetosu

2013 yılı Mayıs ayında kurulan Van Gençlik ve Ekoloji Derneği (Ekogenç), yatay örgütlenme modelini benimsedikleri için haklarında kapatma davası açıldı. Derneğin dava süresince çalışma yapmaları yasaklandı. Valilik bununla da yetinmedi dernek tüzüğündeki “cinsel yönelim” ifadesi nedeniyle ahlaksızlık suçlamasıyla da dava açtı.

8

Ayça Söylemez’in Birgün’deki köşe yazısında gündeme getirdiği Van Gençlik ve Ekoloji Derneği hakkında, benimsediği örgütlenme modeli nedeniyle kapatma davası açıldı. “Sürdürülebilir yaşam, organik tarım, enerji, iklim değişikliği, kırsal kalkınma, eğitim, kültür, sosyal politika, sanat, cinsiyet, ayrımcılık, yoksulluk, mülteci, sığınmacı, gençlik, çocuk, engelli, cinsel yönelim” alanlarında faaliyet göstermek amacıyla kurulan dernek, hiyerarşi ve resmiyet dışı bir yapılanmaya gitti.

Valilikten Veto

9

Van Valiliği, dernek tüzüğünün 6. maddesindeki, “karar toplantılarına tüm üyelerin katılabileceği, kararların alınması ve değiştirilmesinde tüm üyelerin öncü rol oynayabileceği” yönündeki ifade ile 2. maddesinde belirtilen, “yürütme kurulunun derneğin bir organı olarak sayılmamasını” kanuna aykırı buldu. Valiliğin dernek tüzüğünü aykırı bulduğu kanun hükmü ise, Medeni Kanun’un 72. maddesi. Madde, “Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur. Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez” ibaresini içeriyor.

Van Valiliği derneğe sadece kapatma davası açmadı bir de tüzüğünde “cinsel yönelim” ifadesi geçtiği için “ahlaksızlık” suçlamasıyla dava açtı.

 

(Birgün, CNN Türk)