Ana Sayfa Blog Sayfa 3577

Adıyaman’da, “Oy ve Ötesi”ni sandığa yaklaştırmama kararı

Adıyaman Emniyet Müdürlüğü, yarın yapılacak 1 Kasım seçimlerinde  Oy ve Ötesi grubu üyelerinin sandık alanı ve çevresine alınmayacağına karar verdi.

62

Emniyet, okullarda görevli amirlerin , sandık kurulu başkanlarına sabahdan bu konuda gerekli bilgilendirmeyi yapmasını ve uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesini  istedi. Söz konusu talimatın, diğer illerde de verildiği iddia ediliyor.

Alican Uluğ’un Cumhuriyet’te yer alan haberine göre, Adıyaman Emniyet Müdür Yardımcısı İsmail İçen, 30 Ekim tarihli “Sandık alan ve çevresi tedbiri” konulu bir yazıyı, tüm merkez ve ilçe teşkilatlarına gönderdi. Yazı, seçim güvenliğini sağlamak amacıyla sivil inisiyatif olarak kurulan Oy ve Ötesi grubunu hedef alıyor: Emniyetin yazısında, şöyle denildi:

61

“Oy verme günü olan 1 Kasım 2015 Pazar günü, sandık çevresinde ‘Bina sorumlusu, sandık kurulu başkanı ve memur üyeler, seçime katılan partilerin onaylı müşahitleri, sandık alanında kayıtlı seçmen, milletvekili ve milletvekili adayları, çağrılması durumunda kolluk güçleri, sandık başı işlemlerine engel olmamak koşuluyla medya mensupları haricinde kimse bulunamaz.(298.S.K. Madde 82) hükmü dışında bulunanlar, özellikle Oy ve Ötesi Sivil İnisiyatif Grubuna ait hiçbir üyesinin sandık alanı ve çevresine alınmayacaktır. Okullarda görevli amirler sandık kurulu başkanlarına sabahtan bu konuda gerekli bilgilendirmeyi yapacaklar ve uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecektir. Rica ederim.”

 

(Cumhuriyet)

Sürdürülebilir Yaşam Film festivali bu sene 20 şehirde eş zamanlı olarak düzenleniyor

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF), bu yıl 20-22 Kasım tarihleri arasında 20 ilde eş zamanlı olarak izleyicilerin karşısına çıkıyor.

56

SYFF bu yıl da Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi’nin “Siz de Yapabilirsiniz” çağrısına kulak veren yerel ekiplerle işbirliği yaparak 20 il/içede eş zamanlı olarak gerçekleşecek. Festivalin gerçekleşeceği il ve ilçeler: Adana, Ankara, Antalya, Artvin, Balıkesir, Bayındır (İzmir), Bodrum (Muğla), Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Eskişehir, Fethiye (Muğla), Giresun, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Trabzon ve Urla (İzmir).

Sürdürülebilir  Yaşam  Film  Festivali 2008 yılından  bu  yana,  sürdürülebilirlik kavramının  daha  iyi  anlaşılması,  birbiriyle etkileşim içinde olan sistemik sorunların daha iyi algılanması ve ilham veren çözümlerin paylaşılması amacıyla düzenleniyor.

57

Festivali  gerçekleştiren  ​ rdürülebilir  Yaşam  Kolektifi​bireylerin  “kelebek  etkisi  yaratacak” Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi, bireylerin kelebek etkisi yaratacak projeleri  kolektif  olarak  hayata  geçirmesi  amacıyla  doğdu.  Çeşitliliğe  değer  veren  açık  ve  esnek
yapısıyla tamamen sivil bir oluşum olan Kolektif, film festivali gibi sürdürülebilir yaşam konusuyla  ilgili  farkındalık  arttırıcı  çalışmaları,  Sürdürülebilir  Yaşam  Kolektifi’nin  vizyonunu  paylaşan bireyler ve organizasyonların desteği ve katılımıyla sürdürüyor.

Bisikletler Arabalara Karşı / Bikes vs Cars

BIKES vs CARS – OFFICIAL TRAILER from WG Film on Vimeo.

Paylaşımcı, açık, adil, anlayışlı, çeşitliliği kucaklayan, gezegene ve üzerindeki yaşama değer veren bir toplum hayaliyle doğan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali İstanbul’da 19 – 22 Kasım, diğer tüm illerde ise 20 – 22 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek. 2015’de 8. yılını dolduran SYFF’de yer alan ve her sene yüzlerce film arasından seçilen bütüncül bakış ve yaratıcı çözümler içeren belgeseller izleyicilere sorunun aciz bir parçası olmaktan öteye geçip çözümün bir parçası olabileceklerini hatırlatıyor.

Hayatta Kalma Bilgeliği / To Wisdom To Survive

THE WISDOM TO SURVIVE: Climate Change, Capitalism & Community—Trailer from Old Dog Documentaries on Vimeo.

Tüm film ve etkinliklerin ücretsiz olduğu SYFF’de SYFF her sene olduğu gibi izleyicisini harekete geçmeye davet eden filmlerle dolu bir program sunuyor. Seçkisindeki 30 film ile su, ulaşım, iklim, enerji, moda, tarım vb konularda karşılaştığımız sorunların aslında birer semptom olduğunu gösterirken bizleri hepsinin kökenindeki gerçek sorunları anlamaya davet ediyor ve tüm bu sorunların birbiriyle ilişkisini anlamamızı kolaylaştırıyor.

Belgesellerin ardından sahne alan konuşmacılar, müzik ve performans grupları festival programını zenginleştiriyor.

Permakültür Perspektifiyle Yaşamak / Inhabit: A Permaculture Perspective

INHABIT: A Permaculture Perspective – TRAILER 2015 from Costa on Vimeo.

Sürdürülebilir  bir yaşamın  ancak  çeşitlilikle  mümkün  olacağı  bilinciyle  toplumun her kesiminden katılımcıları  bir  araya  getirmeyi  hedefleyen  festival;  çiftçileri,  iş  sahiplerini,  şirket  çalışanlarını,  öğrencileri  ve  öğretmenleri,  çocuğunun  gelecekte yaşayacağı  dünyadan  endişeli  ebeveynleri,  akademisyenleri ve aktivistleri bu belgeselleri birlikte izlemeye davet ediyor.

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali hakkında detaylı bilgi alabileceğiniz adresler:

surdurulebiliryasam.org/

facebook.com/surdurulebiliryasam/

instagram.com/surdurulebiliryasam/

twitter.com/SYKolektifi

 

(Yeşil Gazete)

 

Murat Doğan’ın bir çiftliği var, çiftliğinde un kurdu var…

Biliyoruz ki, toprakla haşır neşir olmak bize iyi geliyor. Doğru davranırsak, biz de toprağa iyi geliyoruz. İki yeşil görmeye hasret, kedi-köpek ve insandan başka canlıların da var olduğunu unutmuş şehir insanı, kendi bağını bahçesini bostanını mini çiftliğini kurarak hem kendini iyileştirmenin, hem de ekosisteme katkıda bulunmanın yollarını arıyor.

İstanbul Permakültür Kolektifi, geçtiğimiz cumartesi günü Murat Doğan ile Balkon Çiftliği 101 Atölyesi düzenledi. Murat, 3 metrekareden küçük balkonunda börtülü böcekli, kuşlu, solucanlı, çimli çimenli, su mercimekli, şenlikli bir ortam yaratmış. Sistem asgari girdi ile kendini çok düzgün bir biçimde döndürüyor. Döngünün ana elemanları toprak, su, hayvan ve bitki. Diğer detaylar da hangi hayvanları ve bitkileri hangi besinlerle beslediğiniz, onlara nasıl yuvalar sağladığınız, meyve sebzenizi nasıl yetiştirdiğiniz ve saksı olarak ne kullandığınızla ilgili.

Patates, havuç ve tahıl ürünleri, un kurtlarına besin oluyor, un kurtları da bıldırcınlara. Bıldırcınlar kurtları havada kapıyor!

Bıldırcının balkon çiftçiliğinde daha çok tercih edilme sebebi, sessiz ve kokusuz, yumurtasının ise besleyici olması ve alerjen olmaması.

İspinozlar, darının yanı sıra bıldırcın yumurtası, yumurta kabuğu ve çim ile de besleniyor.

İspinoz kuşu
İspinoz kuşu

Un kurdunun ergin hali olan kabuklu böcekler aynı zamanda kuşlar için de sağlık deposu. Murat’ın deyimiyle; vitamini kabuğunda. Ama tabii balkonda tavuk yetiştirmiyoruz, lütfen.

Çöpçü ve japon balığı en çok tercih edilen balık. Japon balığı havalandırma ve ısıtma istemiyor, türdeşleriyle beraber de yaşayabildiği için bakımı kolay.  Un kurdunu ve su piresini seviyor. Su mercimeğine de hayır demiyor.  Çöpçüler ise akvaryumun dibinde biriken yem kalıntıları ile  gayet mutlu. Bu balıkların “canlandırdıkları su” başlı başına bir cevher. Murat Doğan bu konu ile ilgili 7 Kasım Cumartesi günü Buğday Derneği’nin Kadıköy ofisinde canlı su ile ilgili bir atölye verecek.

Su pireleri kapta oluşan algleri yiyor. Ayrıca suyun canlı kalmasını sağlıyorlar.  Haftada bir yavruluyorlar ve doğanlar da balıklara yem oluyor.

Gazete kağıdından ve yumurta viyöllerinden saksı
Gazete kağıdından ve yumurta viyöllerinden saksı

Algler, su dolu beyaz bir kapta güneşe bıraktığınızda kendi kendine güneş yardımı ile oluşuveriyor.

Balkonunuza çiftlik kurarken, atık malzemelerden yararlanmakta fayda var. Pvc borular, büyük pet şişeler, manav-marketten bulabileceğiniz tahta paletler, yoğurt kapları ve gazete kağıtları aslında çok kullanışlı birer saksı. Yumurta viyölleri de tohumu çimlendirirken kullanılabilir. “Atık denen şey aslında ne yapacağımızı bilmediğimiz kaynaktır” diyor Murat.

Yetiştiricilikle ilgili

Tohumdan yetiştirme nispeten en zoru, bu yüzden balkon bahçesi işine ilk kez girişecekler için direk tohumdan yetiştiriciliğe başlamak önerilmiyor. Atalık tohumları ziyan etme ihtimali ile olmakla beraber, kendi motivasyonumuzu da düşürmüş oluyoruz. Çelikten, yapraktan, fideden veya soğandan başlamak en iyisi. Çelik dendiğinde bitkinin ince bir dalını, örneğin nanenin de bir parçasını alıyoruz ve tepesinde iki yaprak kalacak şekilde soyuyoruz. Bunları suya koyduğumuzda bir süre sonra köklerini uzatıyorlar.

Çelikten köklenmiş naneler
Çelikten köklenmiş naneler

Köklenmiş hallerini alıp toprağa dikiyoruz. Bazı bitkiler yapraktan da üreyebiliyor. Yapraktan yetiştirirken, yaprağın üzerindeki damarları biraz zedeleyip toprağa yatırıyoruz ki, yaprak oraları iyileştirmek için aktive olsun ve besin ve kök yapma enzimleri göndersin damarlarından; böylece yeni bir bitki oluşsun.

Fideden en kolay yetişenler marul, biber ve domates. Çelikten en kolay yetişen bitki nane ve türevleri. Tohumdan en kolay yetişenlerse tere ve maydanoz.

Çekirdekleri ne yapmalı?

Yiyecek artıklarımızı zaten komposta dönüştürmeliyiz, o kesin. Ama sebze meyve çekirdeklerini özellikle ve ısrarla toprakla buluşturmalıyız. Murat buna ‘Çekirdeğe fırsat eşitliği sunmak’ diyor. Hangi çekirdeğin içinde nasıl bir cevher olduğunu bilemeyiz, anlamak için onu toprağa emanet etmeliyiz. Çekirdekleri plastik torbalara ve çöp kutularına hapsetmek onlara ihanet olur.

Balkonumuz ille kapalı mı olmalı?

Hayır. Seçeceğimiz hayvanlara ve bitkilere göre açık balkonlarda da üretim olabilir. Sadece kuşların sırtlarını duvara vermek ve cereyan almamalarını sağlamak iyi olur.

Neden balkon bahçesi yapıyoruz?

  • Kırsal yaşama geçiş yapmak istiyorsak, ön deneyim kazanmak için.

Mikro tarım ve hayvancılık, makrosuna geçmeden önce nelerle karşılaşacağımıza, neyi göze alıp neyi alamayacağımıza dair bir miktar fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Örneğin un kurdunuzu her gün aynı saatte beslemeniz gerekmeyecektir ama bu canlının etrafındaki diğer her şeyle ilişkisini gözlemlemek, doğadaki örüntüleri anlamak ve bu bilgiyi daha büyük bir ölçeğe uyarlamakta yardımcı olacaktır.

  • Binadaki balkonların toplam metrekaresi, binanın tabanının metrekaresinden fazla olabiliyor, böylece gözle direk algılanmasa da, aslında geniş bir alanda ekolojik dönüşüm sağlanmış oluyor.

Balkonlarımız genelde metrekare olarak küçüktür ama 8 katlı bir binanın her balkonunun bahçeye/çiftliğe dönüştürüldüğünü düşünsenize…

46-Ceylan-Yurdakuler

 

Ceylan Yurdakuler

 

 

Anadolu’nun Yörük topluluğu Sarıkeçililer – Naime Sürenkök

Ormanevi Kırsalda Sürdürülebilir Gelecek Derneği adına yaptığımız Ekolojik Yerleşkeler Envanteri projesi için yaklaşık 5 aydır Türkiye’de kırsal alanda ya da şehirde birçok topluluğu ziyaret etmekteyim. Listenin tabii ki en ilginci Anadolu’nun son Yörük topluluğu olan Sarıkeçililer.

50

Sizi dağda kendi ördükleri keçi kılından yapılma çadırları altında ve ormandan topladıkları çalı çırpıyla demledikleri çaylarıyla karşılayan Sarıkeçili aileler sorularınızı çekinmeden yanıtlıyor, nasıl isterseniz öyle pozlar veriyor ve bıkmadan siz en iyi ışığı yakalayıp bu anı en “iyi” ve en çok “likelanabilir” çekin diye yer değiştiriyor, sizi keçilerle yürütüyor ve her türlü bitkiyi, havayı, suyu nasıl gözlemlediklerini ve keçi “yoldaşlarıyla” nasıl uyum içinde yaşadıklarını anlatıyor. Sonradan anlatması ne kadar zevkli, tadından yenmiyor. Şehirdeki arkadaş ortamınızda sizi konuşmanın odağı yapıyor, anlatıyorsunuz, durmadan anlatıyorsunuz. Ama bir süre sonra durduğunuzda “diğer konu” deyip konudan konuya atlıyor ve ilgiyi kaybediyorsunuz.

Ama durun bir dakika! Burada yaşadığınız his size aslında çok da yabancı gelmeyen bir his, hatırlamaya çalışıyorsunuz. Hımm, evet, buldum! Bu tam da müze ya da bir şehir gezmeye ve arkasından ballandıra ballandıra anlatmaya benzemiyor mu? Orada resimler ve heykeller dolu ve siz de bir rehber aracılığıyla geziyor ve canınızın istediğinin, kendinize göre önemli bulduğunuzun önünde duruyor ve resimliyorsunuz.

48

“Ne demek ki bu şimdi? Ne güzel diğer insanlara anlatıyoruz, böyle yaşayan insanlar hala var, herkes görsün. Kıyafetleri, yaşamları inanılmaz güzel, ne güzel.” diye düşünüyorsunuz. Hadi bu “şehirli” cümlelerin altyazılarını bir okuyalım: “İyi hoş güzel ama biz şehirleri seviyoruz; sıcak yatağımı, sabit adresimi seviyorum işte” diyorsunuz. Devamı da hemen geliyor: “Yollar olsun, her yere gidebilelim; yeni evime kereste lazım, mermer lazım, çok güzel olacak, süper görünecek; su hiç kesilmesin duşumun ortasında susuz kalmayayım” gibi gündelik kaygılarınıza geri dönüyor ve devam ediyorsunuz tüketmeye, daha da çok tüketmeye, akan deterjanlı suların nerelere gittiğini düşünmeden, düşünmek istemeden. Elektrik hiç kesilmesin istiyorsunuz.

Peki bu dümenin suyu nereden geliyor? O romantize edip bolca likeladığımız Sarıkeçililerin yaşam alanlarından geliyor olmasın sakın? Acaba onlar aslında kendilerine çok yapmacık gelen o fotoğraf ve video çekimlerinden bıkmış olamazlar mı? Her gelene gündelik yaşamlarını anlatırken, ziyaretçiler gittikten sonra baş başa kaldıkları doğanın sorunlarını umursamamamıza içerliyor olamazlar mı?

52

Doğayı tahrip eden barajlar, ağaç kesimleri, yapılan yollar onların yaşam alanlarını her gün biraz daha kısıtlıyor ve seslerini duyurmak için çok çaba gösteriyorlar. Ama onların kıyafetlerinin rengi, çocuklarının koşturmacaları ve çadırlarında bulunan el örmesi çuvallarla ilgilenenlerin kafaları o güçlü ve mücadeleci sesleri alacak durumda olmuyor ne yazık ki. Artık kendilerine klasik fotoğraf çekimi için gelen insanları istemiyorlar. Sırtını sıvazlayıp, fotoğraflarını ve videolarını şehirlerdeki sergilerde anlatacak insanlara değil, mücadelelerinde onlarla yan yana yürüyecek insanlara ihtiyaçları var. Aslında en çok dinlenmeye ve seslerinin bolca duyurulmasına ihtiyaçları var. Çocuklarını okula göndermek yerine onlarla gezici olacak öğretmen arayışlarının duyurulmasına ihtiyaçları var. Gözlerinin önünde kesilen yüzlerce ağacın sesini duyuracak medyaya, insanlara ihtiyaçları var.

Doğayı ve kültürlerini koruma mücadelelerini görmek, takip etmek ve desteklemek bizim en büyük görevimiz. Onları sahnenin yanında tutup onların adına fotoşoplanmış görüntüleri sunmak yerine, kamerayı onlara vermenin zamanı.

49

Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Savran, büyük özenle seçtikleri etkinlilere katılarak Sarıkeçililerin haklarını ve isteklerini dile getiriyor ve sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek için konuşmalar yapıyor. Umuyorum ki, seslerini daha çok duyurup, mücadelelerini anlatmaları için daha çok uygun ortam olur ve başarıya ulaşırlar.

Ben de dayanamayıp bize ders olacak bir olayı da anlatayım: Herkesin aynı tabaktan yemesinin açıklamasını şöyle yaptılar: “Köpekler anlaşamadığından ayrı kaplardan yediririz, biz hepimiz ortak bir kaptan yeriz” Beraber sebeplendiğimiz bu kocaman sofrayı kimlerle ve neden paylaştığımızı ve neden karnımızı tıka basa değil de, doyacak kadar doldurmamız gerektiğini anlattı gitti sanki bu hikaye.

51

Son söz olarak, Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Savran’ın bizlere söyleyecekleri var. “Biz Sarıkeçililer, binlerce yıldır Toroslar’da yürüyoruz. Kış aylarını Mersin sahillerinde, yaz aylarını ise Konya ve Karaman’ın yaylalarında geçiriyoruz. Ancak yaşam alanlarımız giderek daralmakta olduğundan yaşama biçimimizi sürdürmekte zorlanıyoruz. Bizler doğanın çocuklarıyız. Dilini bildiğimiz doğanın çetin şartlarına karşı en iyi bizler dayanırken, insanın yarattığı sorunların içinde boğuluyoruz. Doğaya insan eliyle verilen zararlar (HES’ler, taş ve maden ocakları, ormanların yok edilmesi, Akkuyu Nükleer Santral Projesi gibi) bizi doğrudan olumsuz etkiliyor. Bizim damarlarımızdaki akan kanı yok ediyor. Bu yok oluşlar içinde varlığımızı sürdürmeye çalışırken bir yandan da yaşamımızı zorlaştıran bürokratik engellerin ve çeşitli baskıların çözülmesi için sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. En son, 12-23 Ekim tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşen BM Çölleşmeyle Mücadele 12. Taraflar Konferansı kapsamında Sarıkeçilileri Yaşatma ve Dayanışma Derneği olarak yer aldığımız etkinliklerde varlığımızı ve sorunları ortaya koyduk. Özgürce göçerek yaşamımızı sürdürebilmemiz için sorunlarımızın çözüleceğine dair sözler aldık. İlerleyen günlerde bu konuda somut adımlar atılacak. Sarıkeçililerin önümüzdeki Nisan göçü inşallah çok daha iyi şartlarda gerçekleşecek. Umudumuz budur çünkü bizler tüm zorluklara rağmen göçerek yaşamayı sürdürmeye kararlıyız. Devran dönsün, Sarıkeçililer yürüsün. Bu kültür sonsuza dek sürsün…”

Mücadelelerini daha yakından takip etmek ve desteklemek için:
Devran dönsün, Sarıkeçililer yürüsün
https://www.facebook.com/Sarikecililerresmisayfasi?fref=ts

47-Naime-Sürenkök

 

 

Naime Sürenkök

“Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali, bu salondaki herkes gibi özgürdür”

Dünyanın farklı coğrafyalarında benzer sorunlarla mücadele edenlerin hikayelerini beyazperdede buluşturan ve aynı gökyüzü altında direnenlere hem mücadele yöntemleri hem de belleği aktarma biçimleri hakkında ilham olan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED), 22-25 Ekim tarihleri arasında Bozcaada’da gerçekleşti. Yağmur ve fırtınadan kaynaklı hava muhalefetine ve bazı vapur seferlerinin iptal edilmesine rağmen kalabalık bir ilgiyle takip edilen festival, belgesel film tutkunlarıyla yönetmenleri, yapımcıları, üniversite öğrencilerini ve çevre aktivistlerini bir araya getirdi. Bu yıl ikincisi düzenlenen festivalde 13 ülkeden 16 film büyük ödül için yarışırken, katılımcıların programda yer alan 65 filme yetişebilme gayretiyle zamana karşı başlattığı yarış, yaz yorgunluğunu atma rehavetindeki adayı hareketlendirdi.

Daimi teması ekoloji olan ve bu alandaki sanatsal üretimleri desteklemek, ödüllendirmek, konunun taraflarını bir araya getirmek için geçen yıl başlayan, öte yandan  kömürlü termik santrallerden nükleer santrallere, HES’lerden endüstriyel gıda üretimine, kentsel dönüşümden ağır sanayiye kadar doğayı talan eden, bir çevre felaketine ya da yaşam hakkı müdahalesine dönüşen her türlü girişime karşı yaşamdan yana duranlara  umut vermek, birlikte ve güçlü olduklarını hissettirmek, hem dünyadan hem de mücadelelerinden haberdar etmek maksadı taşıyan BIFED, ikinci yılında da bunu başarırken, baskı ve sansüre karşı özgürlükten yana kullandığı dille de dikkat çekti.

“BIFED Özgürdür”

hakan can yılmaz

Festival Başkanı Bozcaada Belediye Başkanı Hakan Can YILMAZ, BIFED’in açılış töreninde yaptığı konuşmada, festivallerin iptal edildiği bir ortamda yoluna devam eden BIFED’in tavrına şu sözlerle değindi: “Ülkemizdeki kültür ve sanat etkinliklerinin üzerindeki baskı ve sansür tehdidine rağmen tamamen bağımsız ve özgür bir etkinlik olan BIFED bu salondaki herkes gibi özgürdür. Adana Altın Koza Film Festivali’nin seyircisiz yapıldığı, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin belgesel bölümünün tamamen iptal edildiği, Belgesel Sinemacılar Birliği’nin 1001 Belgesel Film Festivali’nin belirsiz bir tarihe ertelendiği, İstanbul Film Festivali’nin baskı ve sansür yüzünden ödül töreninin bile yapılamadığı bir ortamda bu festivalin Bozcaada’da planlandığı gibi gerçekleşiyor olması çok önemlidir.”

Aynı Gökyüzü Altında

Belgesel gösterimlerinin yanı sıra salonların önünde film başlayana dek süren sohbetlerle, bir yanda başka projelerde de karşılaşma temennisiyle iletişim adresleri not edilirken, diğer yanda ekolojik mücadeleler hakkında aktarılan deneyimlerle film araları da oldukça renkli geçti. Japonya, Myanmar, Şili, Meksika, Kore, Fransa, İtalya, Türkiye, İsveç yapımı belgesellerle geniş bir coğrafyanın ekoloji ve direniş hikayelerinden parçalar adada birleşti. Tohum alma ve saklama atölyesi, film sonlarında yönetmenlerle yapılan söyleşiler kadar, geçen yıl altı binden fazla zeytin ağacı kesilen Manisa’nın Soma ilçesindeki Yırca köylülerinin kömürlü termik santral direnişinden kadınların sabun üretimiyle ekolojik mücadeleye evrilen hikayeleri de ilgiyle dinlendi.

söyleşi

Belgesellerle dolu dolu geçen festivalin 24 Ekim Cumartesi akşamı yapılan ödül töreninde konuşan Festival Başkanı Bozcaada Belediye Başkanı Hakan Can Yılmaz, bir kez daha barışa ve BIFED’in bağımsızlığına vurgu yaptı: “Toplumsal huzura ve toplumsal barışa ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde bu festival bize bir şey hatırlattı. Biz biriz, biz birlikteyiz. Ülkemizde yaşananlardan dolayı üzgünüz ama umutsuz değiliz. Kırgınız ama çaresiz değiliz. Etkilendik ama pes etmiş, korkmuş değiliz. Sanata da sahip çıkacağız yeşile de. Ağaca da sahip çıkacağız nehre de. Kültüre de sahip çıkacağız geleceğe de. Biz güzel olan her şeyi seviyoruz. Biz artık ölümleri değil barışı konuşmak istiyoruz. Biz var oldukça bir tek başak tanesi susuz, bir tek zeytin dalı yalnız kalmayacak. Söz veriyoruz.” sözleri, salondakilerden büyük alkış aldı.

funda alpp

Yapımcı ve senarist Funda Alp, ABD’li belgesel yönetmeni ve insan hakları aktivisti Liz Miller, Yunan sinema yazarı Maria Chalkou, belgesel yönetmeni ve yapımcı Manou Khalil, gazeteci ve belgesel yönetmeni Banu Güven, yönetmen Özcan Alper, belgesel yapımcısı Gaye Günay ve Cinemambiente Festivali Yönetmeni, GFN kurucusu ve sinema yazarı Gaetano Capizzi’den oluşan festival jürisi, seçim yaparken zorlandı. Kazananları açıklamak üzere sahneye çıkan jüri üyesi yapımcı ve senarist Funda Alp, BIFED’e Türkiye’deki nadir sansürsüz festivallerden biri olduğu için teşekkür edip, Ankara’daki bombalı saldırıda hayatını kaybedenlere saygılarını sunduklarını söyledikten sonra konuşmasına yaşamı savunduğu için kimsenin öldürülmediği, herkesin özgürce yaşayabildiği bir dünya temennisiyle başladı.

Bozcaada doğumlu ressam, gravür sanatçısı Fethi Kayaalp anısına ithaf edilen 7000 TL değerindeki birincilik ödülü Şili’ye, Bettina Perut ve Iván Osnovikoff’ın yönetmenliğini yaptığı  “Surire” adlı filme gitti.

ödüll

Yönetmenliğini Anna Roussillion’ın yaptığı Fransa yapımı “I am the People / Ben Halkım” adlı belgesel ikinci, Paolo Pisanelli’nin yönetmenliğini yaptığı İtalya yapımı “Good Morning Taranto/ Günaydın Taranto” adlı belgesel üçüncü oldu. Jüri, mansiyon ödülünün kazananı, zor kış koşulları altında çalışan sazlık işçilerinin, aldıkları cüzi ücretle geçimlerini sağlama ve borçlarını bitirme mücadelelerini anlatan  “Çibik” filminin yönetmeni Ardahan Üniversitesi Öğretim Görevlisi Turgay Kural için “Duygusal, çağrışımlarla ve gelecek sinema macerasında çok iyi olacağına dair potansiyel dolu olan genç bir yönetmenin filmini desteklediğimizi belirtmek isteriz. Ondan birçok iyi film göreceğimizi inanıyoruz.” yorumunda bulundu.

cibik

Öğrenci filmlerine destek olmak için bu yıl ilk kez verilen “GAIA” ödülü, festivale “The Archipelago / Takımada” adlı belgeseliyle İngiltere’den katılan Benjamin Huget’in olurken, mansiyon ödülünü Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Murat Haksever “Çoban” adlı belgeseli ile kazandı.

Genç belgeselcilere ilham olsun

Kazanan filmlerin gösterildiği ve katılımcıların adayla vedalaşma vaktinin geldiği son gün, Festival Yönetmeni Petra Holzer, BIFED’i Yeşil Gazete için değerlendirdi. “Katılımcıların ve ada halkının festivale ilgisi çok güzeldi. Mutluyuz. Dünyadan ortak problemlerimizi paylaştık, çözümü araştıran ve yol gösteren filmler de vardı, nükleer atıklar gibi çözümsüz problemler de. Keşke herkes bu filmleri izleyebilse. Uluslararası, yarışmalı, uzun metrajlı iyi filmlerin gösterildiği festivaller pek kalmadı. Bu gidişle tek ya da sonunculardan biri olacağız ki bu çok üzücü bir durum. Şimdi üçüncüsü için çalışmaya başlayacağız. Daha çok yönetmene, daha çok izleyiciye ulaşmalıyız.  Belgesel çekmek özen istiyor, çok çalışmayı ve sanat dokusunu gerektiriyor. Umarım ki bu filmler ilham olsun yönetmenlere, daha iyisi için heyecan duysunlar. Türkiye’de belgeselciler için böyle bir alan var, filminizi gönderebilirsiniz, gösterilir diyebilmek çok önemli. Bunu bilmek destek olsun, güç versin onlara ve devam etsinler.”

Festivalde gösterilen ve ödül kazanan filmlerle ilgili ayrıntılar http://www.bifed.org/ ‘da.

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

[Manzum Serzenişler] Bir Varmış İki de Varmış

0

 

Bir Varmış, İki de Varmış

42

 

İki’nin Bir’den büyük olduğunu öğretmişlerdi…
Halbuki sadece daha zormuş…

Deniz’i seyrediyordum…
Aramızda insanlar vardı
kargaşa içinde muntazam…
Binalar vardı
intizam içinde karmaşık…
Makineler vardı
telaş içinde cansız…
Hareket vardı
bereketi içinde ama nafile…

Deniz’i seyrediyordum…
umut içinde umutsuz…

Ve Deniz’i seyrediyordum…
aramıza giren çoktu,
kokusu hayal meyal…

İki’nin Bir’den daha zor olduğunu anlamıştım…
Sonra Deniz’i düşündüm…
Sen, ben, ikimiz, bir de Deniz…
“O daha da zormuş!”, deyiverdim.

Sonra denizi seyrettim,
görüntü mayhoş
kokusu hayal meyal…

 

28/10/2015
19:01 – Kadıköy

Tüm seçimlerimiz iyiliklere vesile olsun…

Sanat ve barışla kalın…

[FotoÖykü] Mutfakta Artakalan – Özlem Kiper

Kadın,  kaşıktaki tereyağını tavaya sıyırırken kulağı mutfağın kapısındaydı. Önce topuk seslerini duyacak, sonra kapı usulca arka dolaba çarpacaktı. Yağın erimesini beklemedi, iki kaşık unu ilave ederek karışımı hızlıca birbirine yedirdi. Çırpma teli tavanın dibinde dairesel şekiller bırakıyordu. Sekiz çizer gibi yaptı, sonra zikzak. Kocasının sesini duyduğunda ne topuk, ne de kapı sesini fark etmediğine içerledi. Evinin mutfağında yapmaması gereken bir şeyler yapıyormuş gibi, kendini yakalanmış hissetti.

Salondaki kalabalığın gülen sesleri, çoğaldığı anlarda mutfağa geliyordu. Bazı konuşmaları da kocası getirmişti içeri, gür sesiyle evin görünmeyen taraflarına doğru “ Ayşen’cim sen şarap alıyordun, di mi?” diye bağırdı.  Ayşen’den sadece yılışık kahkahası geldi cevap olarak. Kadın unun sarardığını neredeyse fark etmemişti. Çırpma telini kuvvetli kuvvetli tavanın kenarına vurdu. Hamur parçalar halinde döküldü telin üzerinden.

Adam şarap şişesini karafa boşaltı, sonra çalkalayıp burnuna gelecek kokuyu bekledi. Karısının yanına geldiğinde hala sessizce, koku yakalayan nefesler alıp veriyordu. Tencerede kavrulan unu seyretmeye başladılar birlikte.  Adam, gür siyah saçlarını, her zamankinin aksine geriye taramıştı. Yaklaştıkça kafasına sürdüğü şeyin kokusunu alıyordu kadın. Önce kaçamak bir bakış attı kocasına, rahatsızlık duyduğunu hissettirmek için kendini geriye çekti. Sonra kutudaki sütü sıçratmadan tavaya boşalttı. Adamın varlığı, çırpma telini daha kuvvetli çevirmesine neden oluyordu. Koca, bunu fark etse de umursamadı. Şarabı havalandırma ritmini, telin çevrilme hızına bağladı. Hiç konuşmadan bir süre yan yana dikilerek sosun koyulaşmasını izlediler.

özlem kiper mutfaktan arta kalan 2

“ Bunu misafirler gelmeden hazırlamalıydın.” dedi adam.

Kadın kafasını kaldırıp gözlerini dikerek sadece baktı.

“ Yani, sürekli mutfağa gidip gelmek zorunda kalıyorsun diye söyledim. Sohbet bölünüyor.”  Alaycı gülümsüyordu kadın. Kafasıyla içeriden gelen coşkulu gürültüyü işaret ederek“Pek öyle görünmüyor, ”  dedi.

Salonda, emekli Albay Kemal Bey, o her zamanki bilmiş tavrıyla “Efendim uzun lafın kısası” diyerek başı duyulmayan konuşmasının sonunu getirmeye çalışıyordu. Yanında karısı hiç ses çıkarmadan onun söylediklerini kırıtarak tasdik ederdi. Uzun lafın kısası genellikle, tüketilen ilişkiler ve harcanmış yaşamlara bağlanırdı. Kemal Bey hiçbir şeyini tüketmeyenlerdendi.

Kadın un topaklanmasın diye teli çevirmeye devam ediyor, kocası ise ağzında kalmış yemek parçalarını yeniden çiğner gibi yapıyordu. Bu da onu olduğundan daha umursamaz bir havaya sokuyordu. Dilinde çevirdiği şeyi birden yutup karısına baktı. “ Özellikle yapıyorsun. Kendini gayretli, özenli ama asık suratlı göstererek bu daveti zorunlu verdiğini hissettirmek istiyorsun,” dedi.

Kadın gülümsemesini daha da yaymıştı yüzüne. Dudağının yanında çukurlaşan gamzesini fark etti adam. Sonra bakışları, açılmış dekoltesine kaydı. İnce bluzun yakasını kapatır gibi okşadı.

Kadın bluzunun yakasını eski haline getirerek “ Onca yıldan sonra evlilik yıl dönümüzü baş başa, özel bir şekilde kutlamayı tercih ederdim,” dedi. Sesi soğuktu. Hatta uzun süre konuşmayan insanlarınki gibi çatallıydı. İnsanlar geldiğinden beri, ağzını sadece birkaç lokmayı yemek için açtığı belli oluyordu.

“ Ya geçen yıl, Boğaz’a gittiğimizde de, keşke birileri olsaydı, böyle bön bön suratına bakmak zorunda kalmazdım,  dememiş miydin ?”

“ Evet demiştim. Ama birilerini çağırmayı değil, benimle konuşarak, gözlerimin içine bakarak bir gece geçirmeyi düşüneceğini hayal ederek söylemiştim bunu.”

“ Açık açık söylesen olmuyor muydu? Ben sürekli senin tavırlarından ne demek isteyeceğini hesaplayamam değil mi?”

“ Ne garip eskiden tam tersi,  pek marifetliydin bu konuda.”

Sos, çırpma telinin dönmesini zorlayacak kadar koyulaşmıştı. Kadın önceden hazırladığı közlenmiş patlıcanları sosa ilave etti. Ocağın altını kapadığında zil çalıyordu. Adam bir süre söyleyeceği şeyi unutmuş gibi dikildikten sonra, kapıyı açmaya gitti. Kadın, perdenin gerisinde oyuna dâhil olmayı bekleyen oyuncular gibi derin nefesini bir süre içinde tutup durdu ve kocasının peşi sıra kapıya yöneldi.

Mutfakta közlenmiş patlıcanın kokusu hâkimdi. Fırınının içinde ise, adamın özenerek yaptığı minik börekler kızarıyordu. Pencereden esen hafif esinti, ocakta kaynayan suyun ateşini dalgalandırıyordu. Çaydanlıktan çıkan buhar, duvarda birleşip suyolu yapan damlacıklarla kaplıydı. Kadın hışımla mutfağa geri döndü. Ocaktaki kaynayan suyun altını kapatıp kurulama beziyle suyolunu yok etti. Bezin nemli tarafıyla zaten temiz görünen tezgâhın üzerinden bir kez daha geçti. Kirli bardakları evyenin içine dizdi, boşalmış tabaklardaki artıkları çöpe attı. O sırada ayakkabısının önüne yapışan yemek artığını peçeteyle temizlerken gözü ayaklarına ve oradan bacaklarına takıldı. Ayakkabısından görünen tırnaklarında cila yoktu. Parmakları patates gibi ortada ve çirkin göründü gözüne. Bacakları bileğinden hemen sonra kalınlaşıyordu. Yer yer belirginleşmiş yeşil damarları parmaklarıyla bastırarak doğruldu.

Salondan çıktığı sırada kocası iki sene önce birlikte gittikleri Barcelona gezisini, tek başına gitmiş gibi dillendiriyordu. Muhtemelen Ayşen’in bordo ojeli tırnaklarına bakarak hatta belki de ayaklarında da aynı renk ojeler olduğunu düşleyerek…  Karısının varlığını ve zorlama romantik anları hiçe sayıp yediği tapasları anlatıyordu. Tapaslar… Kadın fırında yanmak üzere olan börekleri son anda kurtardı. Gözlerinin önüne, yirmi yıldır evli olduğu adamın kısa tırnaklı, bodur parmaklarıyla, pastırmaları hamurun içine tıkışı geldi.  İçinden gelen geğirtiyi elinin tersiyle bastırdı. Kocası içeri girdiğinde elinde hala sıcak tepsiyi tutuyordu.

“ Yanık kokusu geldi, yaktın mı yoksa” dedi adam. Yüzünde salonun, kalabalığın ve sıcağın izleri vardı. Gözleri merakla tepsideki börekleri kontrol ediyordu.

“ Pardon? Fırından çıkardığıma teşekkür edeceğin yerde…”

“ Ya neyse ne.  Zaten kıl oldum şu gelen adama.”

“ Ayşen’in yeni sevgilisine mi?”

“ Adı tek ‘L’ ile, Atila’ymış canım. ”

“ Nesi var ki adamın, o yılışık kadına çok bile.”

“ Tanımadığın insanlara karşı nasıl böyle konuşabiliyorsun.”

“ Senin yakından tanıdığın belli oluyor ne o öyle ikide bir Ayşen’cim şunu bir tat, Ayşen’cim bu şarkı bir harika.”

“ Onların bizim için geldiğini hatırlatırım sana.”

“ Biz neyiz ki, kimiz ki, bizi kutlamaya geldiler? Belki de hala birbirimize katlanabildiğimizi kutluyorlardır ha ne dersin?”

“ Bozmasan şu geceyi…”

“ Biz neyiz biliyor musun? Biz artanız, bizden geriye kalanız. Enkazız.” Mutfakta kimse olmamasına rağmen kadın, bunu adamın kulağına fısıldayarak söylemişti.

özlem kiper mutfaktan arta kalan

 Adam uzun zamandır karısının nefesini kulağında hissetmediğini düşünürken tepsideki börekleri tabağa yerleştiriyordu. Arada parmaklarının yanan ucunu ağzıyla şapırdatarak yalıyor, sonra yaladığı parmaklarıyla börekleri tabağa diziyordu.

Annen de böyle yapardı. ”

Adam parmağını ağzından çekerken “ Nasıl?” diye sordu.

“İşte böyle senin yaptığın gibi, yaladığı parmaklarıyla yiyeceğim yemeğe dokunurdu.

“ Annem de benim gibi yaptığı her şeye, kendinden bir şeyler katmayı severdi.”

Kadının aklına gelen şey bir anda yüzünü güldürdü. Kollarını göğsünün üzerinde bağladı.

“Tamam, o zaman bunları “Ayşen’ciğimize yediririz. Hem senin de ağzının tadını öğrenmiş olur, tabii daha önceden bilmiyorsa.”

Adam aksini söyleme gereği duymadı. Börekleri bir eline, yeni soğuttuğu şarabı diğer eline alarak salona geçti. Barcelona’da gittiği ama adını hatırlayamadığı trattoria restoranın menüsünü anlatırken, tek ‘L’ li Atila, İtalya’da Ayşen’le gittikleri trattoria mutfakların, Barcelona’dakilere on basacağını söylüyordu. Çatal ve bıçakların çınlamaları börek içindi. Kadehlerin tınlamarı ise, neyin kutlandığını unutmuş kadar güçsüz.

Kadın,  pencereyi sonuna kadar açtı.  Dışarıda,  yağan yağmurun bıraktığı koku ve serinlik vardı. Mutfakta her zaman yemek yediği sandalyesine oturdu. Karşıki apartmanın ikinci katında oturan beyaz saçlı kadın, tepsisindeki bardaklara çay dolduruyordu. Sabahları kahvaltı yapılan,  akşam olunca çay içerek televizyon izlenen evlerdendi o ev. Çaydan sonra meyve soyardı kadın. Bazen de kocası.

Omuzlarının açıkta kalan yerleri üşümüştü. Pencereyi oturduğu yerden kapatıyordu ki, içeriden kocasının sesini duydu.

“ Hayatım neydi şu Barcelona’da gittiğimiz restoranın adı?”

Sandalyesinden kalkarak elbisesine kalçalarının üzerinde şekil verdi, göğsünü dikleştirdi, saçlarını ensesinden yukarı kabarttı. Yüzüne gamzesini ortaya çıkaran gülümsemesini yapıştırdı ve mutfak kapısı kadın geçerken havalandı, usulca dolaba çarptı.

 

Bu öykü Özlem Kiper’in Acır Mı Mösyö Messier isimli öykü kitabında yer almaktadır.

NOT: Fotoğraflı kısa öykülerinizi (öykü yazarı ve fotoğrafı çeken farklı kişiler olabilir) ‘[email protected]’ adresine gönderebilirsiniz.

41

 

Öykü ve Fotoğraflar: Özlem Kiper

 

 

Samsun, Terme’de mutlu son: Termik santral projesi iptal!

Samsun´un Terme ilçesinde Akçay mevkiine kurulması planlanan kömürlü termik santralinin iptal edildiği açıklandı. Terme Çevre Platformu (TERÇEP) üyeleri ve Terme Belediye Başkanı Şenol Kul’un yapmış olduğu basın açıklamasıyla sürecin sonlandığı duyuruldu.

36

Başkan Kul, “Terme halkının gücüyle bu sürecin sonlandı. Artık Terme halkı rahat bir nefes alabilir. Bu süreç elimdeki yazıyla artık sona ermiştir. ÇED raporunu alamayan firmanın başvurusu iptal edilmiştir.” dedi.

Belediye Başkanı Şenol Kul, bugünün Termeliler için iki bayram olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti: “Hem Cumhuriyetimizin 92. Yılını kutladık hem de Terme’nin kara kabustan kurtulduğunun kutladık. Termenin bu anlamlı gününü kutlamak ve unutulmaması içinde belediye meclisine bu günün her yıl kutlanmasını teklif edeceğim.”

Terme Çevre Platformu Sözcüsü Avukat Hasan Demir de “Termeli olma bilinci altında bu platformla toplanarak haklı mücadelemizi kazanmamızda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. İlk imza kampanyasını başlatan öğrenci kardeşimizden, bölgede sesimiz olan beyaz çemberli kadınlara, 2 günde 15 bin imza toplayan gönüllülerimize herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

 

(Samsun Haber Hattı)

İklim Forumu’nun programı belli oldu: 12-13 Kasım tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’ndeyiz!

Türkiye’nin ve Dünya’nın dört bir yanından sosyal hareketleri iklim için biraraya getiren “İklim İçin Kampanyası” tarafından, Antalya’da yapılacak olan G20 zirvesinin hemen öncesinde, 12-13 Kasım tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştireceği “İklim Forumu”nun programı belli oldu.

35

 

Farklı coğrafyalardan gelen sosyal hareket temsilcilerinin katkılarıyla iklim değişikiğini tüm boyutları ile ele alınacağı İklim Forumu’nun sonunda ise G20 liderlerine iklim için harekete geçmeleri konusunda bir çağrıda bulunulacak.

Forum sırasında 350.org kurucusu Bill McKibben, Oil Change International kurucusu Stephen Kretzmann, Jeffrey Sachs’ın yanısıra yerel hareket temsilcileri, sosyal hak aktivistleri, kadınlar, öğrenciler, müzsiyenler, doktorlar da iklim değişikliğine karşı harekete geçilmesi için konuşma imkanı bulacak.

program_perşembe

1 . Gün Programı için tklynz

Aralık 2015’te Paris’te toplanacak olan BM İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP21) kapsamında bağlayıcı, etkili ve gezegenin geleceğini koruyacak bir sözleşmenin çıkması gerekiyor. Bu önemli toplantı öncesinde tüm dünyanın gözü, Türkiye’de, 15- 16 Kasım 2015 tarihinde düzenlenecek olan G20 Zirvesinde olacak. Küresel emisyonların %74’ünden sorumlu G20 temsilcileri, Antalya’da iklim değişikliğinin ekonomik boyutlarına dair konuları tartışıyor olacaklar.

program_cuma

2 . Gün Programı için tklynz

Bu zirveden hemen önce İklim İçin Kampanyası, “İklim için, Ben de varım !” diyen herkesi Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenecek İklim Forumu’na ve Galatasaray’daki Büyük İklim Yürüyüşü’ne beklediğini açıkladı.

33

Forum sonunda oluşacak ve sosyal hareketlerin G20’ye mesajlarını içeren çağrımızı duyurmak ve ne kadar çok, ne kadar renkli olduğumuz göstermek için ise 14 Kasım’da düzenlenecek Büyük İklim Yürüyüşü için Galatasaray’da bir araya gelinecek.

İklim İçin Kampanyası’nın sosyal medya hesapları;

Forum programına erişmek için : http://iklimicin.org/
Facebook: IklimIcinHareketeGec
Twitter: @iklim_icin

 

(Yeşil Gazete)

AB ilerleme raporu: Gerileme var

ab_turkiye_3281531791 Kasım seçimleri sonrasına ertelenmesi nedeniyle tartışma yaratan AB İlerleme Raporu, Türkiye’deki durumla ilgili sert eleştiriler içeriyor.

AB Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu taslağı, Türk hükümetinin uygulamalarına yönelik sert eleştiriler içeriyor. Raporun açıklanmasının Türkiye’deki 1 Kasım seçimleri sonrasına ertelenmesi, AB’nin AKP’nin seçim kampanyasını gölgelememe isteği olarak değerlendirilerek tepki toplamıştı.

Reuters haber ajansının ulaştığı İlerleme Raporu taslağında Türkiye’de hukukun üstünlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı alanlarında önemli gerileme yaşandığı eleştirisine yer veriliyor. Güvenlik durumunda büyük kötüleşmeye de dikkat çekilen taslakta 13 yıllık AKP iktidarında devlet yönetiminin giderek politikleştiği ifadesi yer alıyor.

“Yönetim otoriterleşiyor”

Komisyon’un rapor taslağında Türkiye’de yönetimin giderek otoriterleştiği mesajı verilerek, hükümetin AB üyelik sürecini canlandırmak için çaba göstermiş olduğu, ancak hukukun üstünlüğü, toplanma ve ifade özgürlüğü alanlarında Avrupa standartlarına uymayan kilit roldeki yasal düzenlemelerle sürecin gerilediği kaydediliyor.

Rapor taslağında yargı sisteminin giderek artan bir şekilde hükümetin etkisi altında olduğu ya da siyasi baskı ve zorlamaya maruz kaldığına dikkat çekilerek, “Yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı önemli ölçüde zayıfladı, yargıç ve savcılar büyük siyasi baskı altında” tespitine yer veriliyor.

Taslakta, Recep Tayyip Erdoğan’ın iç ve dış politikada pek çok konuda aktif olmaya devam ettiğine dikkat çekilerek bunun Türkiye’de, Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerini aştığı eleştirilerine yol açtığı belirtiliyor.

AB: ‘Erteleme nedeni siyasi değil’

AB Komisyonu ise raporun açıklanmasının ertelenmesinin siyasi nedenlerden kaynaklanmadığını açıkladı. Komisyon sözcüsü, rapor onaylanıp resmen yayınlanmadan raporun özüne dair yorum yapamayacaklarını belirtti.

Raporun, Avrupa’ya sığınmacı akınının engellenmesi konusunda son dönemde AB ile Türkiye arasındaki pazarlıklara kurban gittiği görüşü hakim. AB Komisyonu, bunun arkasında siyasi nedenler bulunduğunu kabul etmese de Reuters’a konuşan üst düzey bir Komisyon yetkilisi, sert raporun yayınlanması için 1 Kasım seçimlerinin beklendiğini doğruladı.

Reuters haber ajansına konuşan kaynak, ajansın yayınladığı taslağın Almanya Başbakanı Angela Merkel’in 18 Ekim’de İstanbul’da Erdoğan ile görüşmesi öncesinde hazırlandığını, ardından metnin tonunun yumuşatılmış olabileceğini belirtti.

AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, üye ülkelerle ilgili ilerleme raporlarının ne zaman onaylanıp yayınlanacağına Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker’in karar verdiği bildirildi. İlerleme raporları genellikle ekim ayında yayınlanıyor.

DW Türkçe