Ana Sayfa Blog Sayfa 3578

Ashoka, 2015’de ekolojist, biyolog ve doğa korumacı Çağan Şekercioğlu’nu seçti

Her yıl acil toplumsal sorunlarına etkin ve kalıcı çözümler getiren üç sosyal girişimciyi destekleyen Ashoka, 2015 yılı için Türkiye’de Kuzey Doğa Derneği aracılığı ile Doğu Anadolu’da faaliyetler yürüten Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu‘nu seçti. 2015’in diğer Ashoka Fellowları ise Roman Hakları Forumu’nun (ROMFO) kurucusu Hacer Foggo ve devlet korumasında yetişen çocuklarla ilgili çalışan Hayat Sende Gençlik Akademisi’nin kuran Abdullah Oskay.

34
Çağan Şekercioğlu (ayakta, siyah tişörtlü) 2015’in Ashoka Fellow’u seçildi

Şekercioğlu Harvard ve Stanford Üniversitelerinde biyoloji ve ekoloji okuduktan sonra yedi kıtada 80’i aşkın ülkede araştırmalar yaptı. Bu araştırmalarının ardından Doğu Anadolu Bölgesindeki doğanın korunması, araştırılması, tanıtılması, yöre halkı ile işbirliği içinde eko turizme alan açılması için Kuzey Doğa Derneği’ni kurdu.

Kuzey Doğa Derneği’nin faaliyetleri sonucu Kuyucuk Gölü, Doğu Anadolu’nun ilk Ramsar koruma alanı olarak seçildi. Aras Nehri Kuş Cenneti de tabiatı koruma alanı olarak belirlendi. Dernek, kamu kurumlarına sağladığı ücretsiz bilimsel ekolojik destekleri sonucu Türkiye’nin ilk yaban hayatı koridoru da hayata geçirildi.

Ashoka

Kuzey Doğa Derneği ile Doğu Anadolu'da ekolojik bir seçenek ortaya çıkaran Çağan Şekercioğlu
Kuzey Doğa Derneği ile Doğu Anadolu’da ekolojik bir seçenek ortaya çıkaran Çağan Şekercioğlu

Dünyanın ilk ve en geniş sosyal girişimci ağı Ashoka, 1980’de ABD’de Bill Drayton tarafından kurulmasından bugüne acil toplumsal sorunlarına etkin ve kalıcı çözümler getiren sosyal girişimcileri tespit ediyor, onları küresel bir destek ağında buluşturarak potansiyellerini gerçekleştirmelerini ve çözümlerini yaygınlaştırmalarını sağlıyor.

Bugün 70 ülkeden 3000’e yakın Ashoka Fellow’u insan hakları, kalkınma, çevre, sağlık, eğitim/gençlik ve vatandaş katılımı gibi çeşitli alanlarda çalışıyor.

Önde gelen Ashoka Fellow’ları arasında 2014 Nobel Barış Ödülü sahibi ve çocuk işçiliğine karşı hareket lideri Kailash Satyarthi, Vikipedi’nin kurucusu Jimmy Wales ve Adil Ticaret sertifikasyon sistemini başlatan Paul Rice gibi sosyal girişimciler bulunuyor.

 

(Yeşil Gazete)

 

[Özel Haber] 7 Haziran’dan beri AKP’liler AKP’yi nasıl eleştiriyor?

7 Haziran seçimlerinden sonraki tartışmalar iyi incelendiğinde, iktidar çevrelerinden önemli isimlerin Gezi, Suriye, çözüm süreci, seçim barajı, kutuplaşma, yolsuzluklar, havuz medyası vb. birçok başlığa muhaliflerden çok farklı bakmadığını ortaya koyuyor.

Özellikle Yeni Şafak, “AKP’nin hayrı için AKP’yi eleştirenler”in gazetesi olarak dikkat çekiyor. İşte o (öz) eleştirilerden bazıları:

32
AKP’nin son dönem icraatlarını eleştirenler arasında Abdullah Gül de bulunuyor

1- Yeni Şafak gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan: AK Parti 9 puan kaybetti. Niçin oldu bu? “Barajı kaldırın” cümlesine itibar edilmediği için oldu. “Gezi’yi komplo teorileriyle açıklayamayız” diyenlerin susturulması sebebiyle oldu.

2- Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu: AK Parti Gezi’yi anlayamadı, sağcılaştı. Şu an bir iç savaş ruh halinde. Toplumu kutuplaştırıyor. Yandaş medya AK Parti’ye zarar veriyor. Yargı, hükümetin baskı aracı haline getiriliyor. Durum çok kötü…

3- Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Hukuk güven vermiyor. Ekonomik büyüme yavaşladı. G-20’den düşebiliriz.

4- Eski Bilim ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün: AK Parti koalisyon kurma konusunda samimi davranmadı. Canının istediğini yapan, keyfine göre davranan insanlara dönüştük. Söylemlerimiz insanları yaralıyor.

5- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: “Biz”dik, “ben” olduk. Koalisyonu kurabilirdik, vatandaşı aldatmayalım.

Masum insanları “paralelci” olmakla suçlayan bir çete ortaya çıktı. Star’da Sabah’ta çok çirkin, çok ahlak dışı yayınlar yapılıyor. Ethem Sancak’ı aradım, “utanmıyor musunuz” dedim.

6- Star gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren: Erdoğan ve Davutoğlu arasında gerilim var. Cumhurbaşkanı AK Parti’nin işine karışmamalı.

7- Timeturk Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek: AK Parti bürokrasinin partisi haline geldi. Teşkilatı Erdoğancılar, Davutoğlucular olarak ikiye bölünüyor. Medyası tetikçilerle doldu…

8- Akşam gazetesi yazarı Gülay Göktürk: AK Parti medyasının seviyesi dip yaptı. İktidar holigan gazetecileri teşvik ediyor. Sadık olmayanlar infaz ediliyor.

9-  Akit gazetesi yazarı Faruk Köse: Muhafazakar medya İslam ahlakına aykırı davrandı. Yanlışları görmedik ya da görmezden geldik. Omurgalı olamadık. AK Parti kendi içindeki menfaatperestleri ayıklamalı.

10- Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler: Gençlerimiz milliyetçi. Kürtleri ayırmaktan vazgeçmeliyiz. Teşkilatımızda ikbal peşinde insanlar arttı. Oyumuzu %1’den fazla arttıramayız.

11- Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi: Dört bakanın ve Rıza Sarraf’ın AK Parti’ye verdiği zarar ortada. AK Parti’nin Türk milletine samimi bir özür borcu var. Hani 7 Haziran’dan ders alınmıştı?

12- Eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: Partinin adına AK dedik ama yolsuzluk-şeffaflık konusunda sorun yaşadık.

13- Eski Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen: Komşu ülkelere rejim ihraç etmek işimiz değildi. Onlar da bize terör ihraç etti.

14- Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan: Suudi Arabistan’ı kaybettik. Mısır’da büyük hatalar yaptık.

15- Radikal gazetesi yazarı Oral Çalışlar: AK Parti’nin PYD’ye düşmanca davranması, Çözüm sürecinin ruhuna aykırıydı. “Esad gitsin”e odaklanmak gerçekçi değildi. Suriye politikası AK Parti’yi Batı’dan kopardı.

16- Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman: “Kürt Sorunu yoktur”, “Kobani düştü düşüyor” vb. problemli ifadeler, Uludere’nin üzerine gidilmemesi, dindar Kürtleri AK Parti’den kopardı.

17- Eski Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt: AK Parti Kürtlere karşı buyurgan bir dil kullandı. Kürtler bunu 2009’den beri sineye çekti. Şimdi bazı arkadaşlarımız akıllarınca Çözüm sürecinden vazgeçerek Kürtlerden intikam almak istiyor.

18- Eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay: Çözüm sürecini seçimden sonraya bırakmamız yanlıştı. Halbuki neredeyse sonuna gelmiştik.

19- Yeni Şafak gazetesi yazarı Atilla Yayla: AK Parti Alevileri anlayamadı, ateistleri aşağıladı. Sosyal medyaya erişimi engelleyerek toptan cezalandırmaya başvurdu. İç güvenlik kanununda kantarın topuzu kaçtı.

20- Vahdet gazetesi yazarı Kerime Yıldız: AK Parti döneminde başörtüsü tepeden aşağı doğru bir güç haline geldi. Liyakat ikinci planda kaldı.

 

Haber: Alper Budka

(Yeşil Gazete)

Hakemleri, “yanlışların da hesabı sorulacak” diyen Erdoğan’ın telefonu kurtardı

Trabzonspor yöneticileri, 2-2 biten Gaziantepspor maçının ardından hakemlerin stadyumdan çıkmasını engelledi. Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “memleketin en önemli insanının” kendisini aramasından sonra, hakemlerin çıkışına izin verdiğini söyledi.

“Ama yanlışların da hesabı sorulacak”

31

Spor Toto Süper Lig’in 10. haftasında Gaziantepspor ile 2-2 berabere kalan Trabzonspor’da maçın yönetimine tepki, hakemlerin zorla stadyumda tutulmasına neden oldu. Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, 4 saat boyunca Avni Aker Stadyumu’nda tuttukları hakemleri, “Dünya konjonktürünün gitsin diye üzerine oyun oynadığı bir liderin” kendisini arayıp “Hem Türkiye, hem dünya genelinde büyük rezillik yaşamayalım. Ama yanlışların da hesabı sorulacak” demesi üzerine serbest bıraktıklarını söyledi.

Doğan Haber Ajansı’na göre de, hakemler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefonu sonrasında stadyumdan çıkabildi.

Hakemlere abluka

Trabzonspor-Gaziantepspor maçının bitiş düdüğünün ardından büyük tepki gören hakem Çağatay Şahan ve arkadaşları, hakem odasına gitti. Hakemlerin kötü yönetim gösterdiğini iddia eden İbrahim Hacıosmanoğlu, kendisi sabaha karşı Trabzon’a gidene kadar hakemlerin stadyumda tutulmasını istedi. VIP tribünü önündeki araç giriş kapısı kilitlendi. Ayrıca tribün önünde yaklaşık 500 bordo-mavili taraftar Türkiye Futbol Federasyonu ve hakemler aleyhine tezahürat yapmaya başladı.

30

İbrahim Hacıosmanoğlu, kendisini arayan hiçbir devlet görevlisinin telefonuna çıkmadı ve hakemlerin stadyumda tutulması kararından dönmedi. Saatler 03.00’ü gösterdiğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İbrahim Hacıosmanoğlu’nu arayarak, hakemlerin bir an önce güvenli şekilde stadyumdan çıkarılmasını istedi. Bunun üzerine Hacıosmanoğlu, hakemlerin çıkarılması talimatını verdi.

Saatler 03.47’yi gösterirken, tüm yöneticiler ve kulüp personeli soyunma odası koridorlarını boşalttı. Hakem Çağatay Şahan ve yardımcıları, koridora giren çevik kuvvet polislerinin kalkanlarının korumasında, VIP tribünü önüne yaklaştırılan sivil polis midibüsüne bindirilerek stadyumdan çıkarıldı. 4 saatlik bekleyişin ardından stadyumdan ayrılan hakem ekibine, dışarıda bekleyen taraftarlar da yabancı cisimler yağdırdı.

Sabaha karşı basın toplantısı

Hakemlerin stadyumdan ayrılmasının ardından Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu özel uçakla İstanbul’dan Trabzon’a gitti. Bazı yöneticiler ve bir grup bordo-mavili taraftarın sabaha karşı ‘Büyük başkan’ tezahüratlarıyla havalimanında karşıladığı Hacıosmanoğlu, daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Hacıosmanoğlu, ‘karanlık güçler’in Trabzonspor üzerine oyun oynadığını söyledi. “Benim anlamadığım konu, bu insanlar cesareti nereden alıyorlar? 3 hafta üst üste Trabzon’a gelip Trabzonspor’u katletme cesaretini nereden buluyorlar? Ben hasta eşimi bırakıp Trabzon’a geldim. İnsanların, bu şehri katletmeye gelenlerin, Trabzonspor’a oyun oynayarak onun yolunu kesmeye çalışanların, bu şehirden rahat çıkamayacaklarının bilincine varmalarını istedim. Evet, belki Türkiye’ye, dünyaya rezil olacağız ama Türk futbolunda bir milat olmasını istedim. Trabzon’a gelip de bu şehirde Trabzon’u katledenlerin buradan gülerek, tarifeli uçaklara binip de gidecekleri yere gidemeyeceklerini insanların bilmelerini istiyorum” diye konuştu.

Hacıosmanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben 49 yaşına kadar adam gibi yaşadım, kadın gibi yaşamadım. Allah bir gün ömür bile verdiyse onu da adam gibi yaşayıp adam gibi öleceğim. Trabzonspor için çektiğim 9 ay 15 gün ceza bana bir zuldü.”

(Al Jazeera)

Yuh olsun, lanet olsun! – Hasan Cemal

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Evet, aynen öyle.
Yuh olsun, lanet olsun!
Yarım yüzyıldır gazeteciyim, bu kadarını görmedim, duymadım.
Yazıklar olsun.
Anlatayım.
Bugün gazetesinin yazı işlerinde sabah toplantısı…
Toplantı masasının başında ‘Erdoğan iradesi’ni temsil edenkayyum bey oturuyor. Önlerinde de az sayıda basılabilen, dağıtımı da engellenen gazete.
Manşet çarpıcı:
KAYYUMLA GASP!
Kayyum yetkilisi Hasan Ölçer:
“Rezalet bir gazete yapmışsınız…”
Sözü ‘Kayyumla gasp’ başlığına getirip soruyor:
“Aranızda bu düşüncede olan var mı?”
Meslektaşım Bilal Şahin söz alıyor:
“Evet var.”
Kayyum yetkilisi:
“Bu arkadaşın ismini alın.”
Bilal Şahin devam ediyor:
“Gazete bizim için namustur.”
Kayyum yetkilisi:
“Bu mu senin namusun, terbiyesiz herif!”
Kayyum yetkilisi polise dönüyor:
“Alın bunu!”
“Eğer bugünkü rezalet manşeti savunan varsa şimdiden konuşalım, onlarla çalışmayız” diyen kayyum, “Evet” diye cevap veren gazetecilerin ismini aldırıyor, daha sonra polis zoruyla dışarı çıkarttırıyor!

28

Ve devam ediyor:
“Mahkemenin kararına gasp diyen biriyle çalışmak istemiyorum.”
Ben de böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum.
Yıllarca muhabirlik yapmış, gazete yapmış, gazete mutfaklarında neredeyse ömür tüketmiş biri olarak kendimi o meslektaşımın, o muhabirin yerine koyuyorum.
O yazı işleri toplantısını gözümün önüne getiriyorum.
Saray’daki Sultan iradesi ile, devlet zoruyla o masanın başına oturmuş ahkâm kesen, polise emir buyuran ‘kayyum bey’in o afra tafrası gözümün önüne geliyor.
Kahroluyorum.
Tüylerim diken diken oluyor.
Kendimi o genç meslektaşımın yerine koyuyorum.
Yüreğim kanıyor.
Çetin Abi’nin içimi acıtan sözü son günlerde hiç aklımdan çıkmıyor:
“Hayal ettiğim dünya bu değildi.”
Evet öyle.
Benim de hayal ettiğim dünya bu değil.
Benim dünyamda Erdoğan’ın yeri yok.
Çünkü, benim dünyamda demokrasi var.
Hukuk var.
Özgürlük var.
İnsan hakları var.
Bağımsız medya var.
Özgür medya var.
Bağımsız yargı var.
Güçler ayrılığı var.
Kadın-erkek eşitliği var.
Farklılığa saygı var.
Çok seslilik var.
Yolsuzluğa, rüşvete, hırsızlığa kırmızı kart var.

Benim dünyam bunlardan oluşuyor.
Demokrasiyi demokrasi yapan değerlerden yani…
Bir başka dünyaya göç ederken Çetin Abi’ye, “Hayal ettiğim dünya bu değildi” dedirten de buydu, bu değerlerden yoksun bir dünyada yaşamaktı.
Demokrasiyi demokrasi yapan değerler bütününe, Erdoğan’ın dünyasında yer yok.
O, Saray’daki Sultan.
Ne demokrasi umurunda, ne de hukuk.
Ayakta kalabilmek için bu değerleri çiğniyor.
Farklı seslerden nefret eden o.
Bütün derdi, kendine tabi medya.
Bu düzeni tam tamına yerleştirmek, tüm medyayı havuzlaştırmakiçin kararlı adımlarla yürüyor.
Son İpek Medya Grubu örneğinde olduğu gibi mülkiyet hakkı bile tanımıyor.
Mülkiyet hakkını da gasbediyor.
Hukuku işgal ediyor.
Özgürlüğü işgal ediyor.
Devlet terörü ile gazetelere, televizyon kanallarına el koyuyor.
Hazin, hem de çok hazin.
Bir gazeteci olarak yaşadıklarım içimi burkuyor.
Çünkü mesleğim tasallut altında.
İşler o kadar rezil hâle geldi ki, yazı işleri toplantıları polis gözetiminde yapılabiliyor.
Gazeteci milletinin özgürlüğü, bağımsızlığı yerle bir ediliyor.
Bunu yapanları lanetliyorum.
Demokrasi ve hukukun böylesine katledilmesine sessiz ve seyirci kalanları da şiddetle kınıyorum.
Evet, kaç yaşına geldim.
Benim hayal ettiğim dünya da bu değildi.
Ama bir kez daha vurguluyorum.
Hayal ettiğim dünya için mücadeleye, kavgaya devam.
Yılmak yok.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

29.hasan-cemal

 

 

Hasan Cemal

Kısa hikaye otomatından 3 dakikalık bir hikaye almaz mıydınız?

Fransa’nın Grenoble şehrinde, kamusal alanlarda insanların hikâye okuyarak vakit geçirebilmesi için, şehrin farklı noktalarına ‘kısa hikâye dağıtma otomatları’ yerleştirildi.

41

Kültür Servisi.com’dan Fundanur Öztürk’ün IBN Live’den alıntılayarak aktardığı habere göre Fransız Alplerinin merkezinde yer alan Grenoble adlı şehirde ise, gelip geçen insanların monoton bekleyişlerini kısa hikâyeler okuyarak faydalı hale getirmek için, şehrin farklı noktalarına hikâyeler dağıtan makinelerle yerleştirildi.

Grenoble şehri yetkilileri, bu ilginç deneysel projeyi sadece insanların vakitlerini faydalı geçirmeleri için değil, aynı zamanda teknoloji dünyasında kaybettiğimiz okuma alışkanlığını geri kazanmayı teşvik etmek amacıyla hayata geçirdiklerini belirtti.

Hikayelerin uzunluğu sizin zamanınıza göre değişken

42
Otomatlarda 1, 3 ya da tercihe göre 5 dakikalık hikaye okuma olanağınız da var

“Kısa hikâye dağıtma otomatı” insanlara kamu alanlarında beklerken okumaları için popüler edebiyatın iyi örneklerini sunuyor, tıpkı çikolata ve cips almak için kullanılan makineler gibi. Ancak işin en güzel kısmı, bu hikâye makinelerini kullanmanın tamamen bedava olması.

Kütüphanelerde, sosyal tesislerde, turizm bürosunda ve  belediye binasında olmak üzere şehre yayılmış 8 tane makine olacağı açıklandı. Kullanıcılar, harcamak istedikleri vakit doğrultusunda farklı uzunlukta yazıları seçme imkânına da sahip. Örneğin “üç dakikalık” formatta, 8×60 cm boyutundaki bir “kâğıt parçası” alınırken, “beş dakikalık” versiyonda bunun iki katı boyutunda bir hikâye alınıyor.

 

(Kültür Servisi, IBN Live)

Bütün oylar HDP’ye! – Nazar Büyüm

Bu yazı agos.com.tr/ den alınmıştır

Bu Pazar yeni/erken/tekrar seçim var.  Sandıklara akacağız. 1946’dan beri oylarımız boşa gitti. Gelip dayandığımız yer işte bugün, bugünkü Türkiye. “Efendim, ampul yapamıyorduk şimdi bak ne kadar geliştik,” diyerek, kendimizi kendimizle kıyaslamayalım, Türkiye’yi o sıralar aynı kümede bulunduğumuz İspanya, İtalya, Güney Kore ile kıyaslayalım. Her bakımdan, ama özellikle özgürlükler, insan hakları, demokrasi alanlarında geri düştük, çok geriye. Demek ki oy verdiğimiz, hükümete getirdiğimiz hiç bir parti, ne CHP, ne DP, ne AP, ne ANAP, ne DYP, ne MHP ve ne de 13 yıldır mutlak iktidar olan AKP bir işe yaradı, bize huzur ve refah getirebildi.

Seçmenin oyu emanettir. Demek ki 70 yıldır emanete ihanet edildi. Şimdi sıra yeni bir ümitte, sıra HDP’de. Bunca yıl emaneten verdiğimiz oylarımızı öteki partilerden alalım, tümünü, hepsini HDP’ye verelim. Hakiki insanların, hakiki dert sahiplerinin, hakikaten barış, özgürlük isteyenlerin partisine. Biz çileli halkın partisine!

Haydi! Pazar günü bütün oylar HDP’ye!

(Aşağıdaki yazı, 7 Haziran seçimlerinden 5 gün sonra, 12 Haziran’da yayımlandı. Madem “tekrar” seçim, ben de yazıyı tekrarlıyorum.)

Su çatlağını buldu!

Sular güldür güldür aktı… Arklar, kanallar sevinçle uyandı, şenlendi, neşelendi, barajlar yıkıldı. HDP oyları 6 milyonu aştı; özgürlük, eşitlik, hukuk, demokrasi talebi, diri, büyük bir güçle meclise girdi. AKP saltanatı yıkıldı. Sıra barışın kurulmasında…

40

Şimdi ne olacak? Koalisyon elbette. Ama nasıl bir koalisyon, kimin kiminle ortaklığı?

Gözüken formüller, AKP-CHP; AKP-MHP; CHP-MHP.

Murat Belge 9 Haziran Salı günü yayımlanan yazısında durumu pek güzel özetlemiş. Toplumsal onarım, sağalma, cinnetten normal yaşama geçme için görünen tek seçeneği önümüze koymuş Murat: CHP-MHP ortaklığı, HDP’nin dıştan desteği. “…kısacası, kendini kaybetmiş bir adamın canhıraş manevralarıyla hayat ritmi bozulmuş bir toplumu yeniden normal temposuna döndürmek amacıyla…” kurulacak bir koalisyon.

Olur mu olmaz mı bilmem, ama dileyelim olsun. Ortalık çarçabuk temizlenerek -gerekiyorsa- yeni bir seçime öyle gidilsin. Buna cevaz verir, bunun yolunu açar mı Büyük Usta, göreceğiz.

Cumartesi arifeyi, Pazar günü bayramı yaşadık. Her gün konuşan, durmadan konuşan Cumhurbaşkanı bayramdan bu yana sus-pus. Belli ki bize sevinç ve umut veren sandık, kendisinin daima el-baş üstünde tuttuğu seçim sandığı, bu kez onun neşesini kaçırmış. Kendisi sarayda uykuda mı, kuluçkada mı? Umalım yeni düzenler peşinde değil, uykudadır. Arlo Guthrie’nin The Neutron Bomb şarkısında zamanın ABD Başkanı Ronald Reagan için söylediği gibi:

Somebody told me that Reagan was asleep
when the planes was happening.
I think it is good to have a sleeping president.
That’s not a bad idea…
The more he sleeps the safer we are!

Birisi dedi ki uçaklar kalkıp uçarken
Reagan uykudaymış.
Fikrime göre uyuyan bir başkanımız olması iyidir.
İyi bir fikir bu bence…
O ne kadar çok uyursa biz o kadar güvende oluruz!

Baştakinin çok konuşması üstüne bir alıntı da Nazım Hikmet’in Taranta-Babu’ya Mektuplar’ından:

Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU!
Tek başına
yapayalnız
karanlıklara
bırakılmış bir çocuk gibi
bağıra bağıra
kendi sesiyle uyanarak,
korkuyla tutuşup
korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU
çok korktuğu için
çok konuşuyor!

(Bu iki alıntıdaki başkanların iyi örnekler olmadığını biliyorum; kabahat bende değil ilham edende…)

Doğuştan azınlık ve azınlıkta olmanın bir avantajı var, hep kaybetmeye alışırsınız. 1965 seçimlerinde gittiğim ilk sandıktan 7 Haziran seçimlerine kadar oy verdiğim hiç bir parti beni sevindirmedi. Sevincimi, lakin, hiç kaybetmedim, hep içimde yaşattım. ’65 seçimlerinde Meclis’e 15 gülle gibi giren Türkiye İşçi Partisi için yaşadığım ruh yükselmesini, coşkuyu bu kez HDP’nin büyük zaferiyle yaşadım, yaşıyorum.

Lakin:

“Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar, safları sıklaştırın çocuklar…”

Sevincimiz kursağımızda kalmasın, kalmamalı. Henüz mücadele bitmiş değil, bitmedi. Evet, su çatlağını buldu, ezilen, hor görülen, azarlanan, hakaret ve gözardı edilen bir büyük kitle, Türkü, Kürdü, Müslümanı, Alevisi, Hıristiyanı, Ezidisi, Romanı, Ermenisi, Rumu, Arabı, Çerkezi yeni bir umuda yelken açtı; kadınlar görülmemiş sayıda meclise girdi; bugün dünden daha ışıklı bir gün.

Biliyoruz ki, devlet erki bir kez ele geçti mi, hele böylesine hırs küpü insanların eline düştü mü, kolay kolay vazgeçilmez. Ve o elde, o ellerde çok oyun, çok olanak, çok güç var. Önümüzdeki yol düz değil, dümdüz hiç değil. Ama bir kez açıldı mı umudun, özgürleşmenin, eşit yurttaşlar olmanın kapıları, bir kez ucundan göründü mü güneş, artık geriye dönüş, karanlığa dönüş de mümkün olmaz.

Öyle görüyor, öyle biliyorum… Umarım doğru biliyorum.

Herkes biliyor, Numan Kurtulmuş da seçim sonrasında TV ekranlarından söyledi: Bu anayasa, Kenan Evren anayasası, mutlaka değişmeli, çöpe atılmalı; yeni, çoğunlukçu, özgürlükçü, eşitlikçi, yerinden yönetimi önceleyen, hukuku ön plana çıkartan, hakları geri dönülmez biçimde teminat altına alan, askeri/sivil vesayeti büsbütün imkansız hale getiren bir anayasa yapılmalı.

Ama ondan ele alınması gereken iki büyük iş var: Siyasi Partiler Yasası ile Seçim Yasası. Niçin öyle…

1990’lı yılların başlarında Demokratik Girişim Platformu adında bir  grup oluştu. Oluşumun başını değerli dostum Tarhan Erdem çekiyordu. 30-35 kadar akademisyen, siyasetçi, gazeteci, düşünür, yazar, aydın iki yıl kadar çalıştık. Bir raporla Ankara’ya gittik, Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’la, ANAP Başkanı Mesut Yılmaz’la, MSP (miydi adı o sıralar?)’den Oğuzhan Asiltürk’le görüştük, çalışmamızın sonuçlarını, önerilerimizi sunduk.

İki yıllık çalışma bize değerli belgeler kazandırdı. En önemli kazanım, o iki yasa, Siyasal Partiler Yasası ile Seçim Yasası değişmeden yeni ve çağa yaraşır bir Anayasa’nın yapılamayacağı bilincine kavuşmamız oldu.

12 Eylül darbesinin üstünden henüz 10-12 yıl geçmiş olmasından sanırım, görüşlerimiz, önerilerimiz hiç ama hiç kabul görmedi, dikkate alınmadı. Başka benzer çalışmalar, öneriler de öyle…

Bunun 12 Eylül karanlığının henüz dağılmamış olmasından kaynaklanmadığını artık görüyor, anlıyoruz. Bugün, 35 yıl sonra, hala aynı zifiri karanlığın içinde çırpınıyoruz. 1990’larda bu adımlar atılsaydı, ki kimsenin eli kolu bağlı değildi, atılabilirdi, ne 28 Şubat yaşanırdı, ne 27 Nisan… Dökülen kanlar dökülmez, onca zulüm yaşanmaz, bunca eza, bunca cefa çekilmez, halklar bu ölçüde ayrışmaz, ayrıştırılamazdı.

Artık yeter! Çekilen büyük acılar için, yitirilen onca can için, onların anıları önünde yeni bir ufuk açılsın önümüzde. Gençlerimiz, çocuklarımız için aydınlık bir geleceği artık kuralım.

Seçim ve siyasi partiler yasaları öncelikle değişsin, peşinden uygar bir anayasa yapalım. Barış gelsin, neşemiz tazelensin!

Bu yazı agos.com.tr/ den alınmıştır

39.nazar buyum

 

 

Nazar Büyüm

Yeni Nepal’de değişime kadınlar öncülük ediyor

Son zamanlarda Güney Asya’nın birçok ülkesinde basın, seçilmiş siyasetçilerden kanun-yapıcı (lawmaker) diye bahsetmeye başladı. Kelimenin kendisi yeni olmasa da milletvekili, meclis üyesi, ya da parlamenter gibi terimlerin yerini bu kelime aldıkça ‘yasayı yazan kişi’ vurgusunun artması kaçınılmaz. Belki de ‘siyasetçi’ kelimesine oranla daha temiz ve pozitif çağrışımlar yaptığından, bu değişim kadın siyasetçilerin devletin baş köşesinde yerlerini almaya başlamasıyla aynı zamana denk düştü. 1960lardan itibaren Hindistan’da Indira Gandhi, Pakistan’da Benazir Butto, Bangladeş’teyse 2009’dan beri hükümetin başında olan Şeyh Hasına

Nepal'in yeni cumhurbaşkanı Nepal Komünist Parti lideri Bidhya Bhandar
Nepal’in yeni cumhurbaşkanı Nepal Komünist Parti lideri Bidhya Bhandar

Vecid ile özdeşleşmiş olan kadın başbakanlardan bahsetmiyorum. Kadınlar artık siyasetin her kademesine el atıyor, ve son zamanlarda da cumhurbaşkanlığı konusunda erkeklerin ‘tahtını’ sarsmaya başladılar. Hindistan’da 2012’ye kadar cumhurbaşkanlığı yapmış olan Pratibha Patıl ve Sri Lanka’da 2005’e kadar onbir sene cumhurbaşkanlığını sürdüren Chandrika Kumaratunga’ya dün de Nepal Komünist Parti lideri Bidhya Bhandari eklendi. Günümüz demokrasisinin erkek-egemen dilinde yasama ve yargıdan ziyade yürütmenin erkle özdeşleştiğine dikkat edecek olursak bu iki değişim de doğru yönde gelişmeler olarak değerlendirilmeli.

Bidhya Bhandari, 1961’de Bhojpur’da dünya geldi. Gençlik yıllarında solcu öğrenci birliklerine katıldıktan sonra 80lerin başında Marksist-Leninist Nepal Komünist Partisine üye oldu, ve ülkede komünizmi popüler kılan önemli siyasetçilerden Madan Kumar Bhandari ile evlendi. Madan Kumar o yıllarda Nepal Kralını seçimlerde karşısına çıkmaya davet ederek partisinin çok partili demokrasiyi önplana çıkarma çalışmalarına yeni bir renk kattı, ancak 1993’te birçok komplo teorisine sebep olan gizemli bir trafik kazasında hayatını kaybetti. O andan itibaren de Bidhya Bhandari’nın siyasi kariyeri sürekli ve giderek etkin bir hal aldı ve o da bu süreçte kadınların eşitliği konusunu hem demokratik temsiliyet ve hem de sosyal haklar açısından ele alarak partisinin en önemli konularından biri haline getirdi. 2006’da kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanması için verdiği kanun tasarısı kabul edildi, ve 2012’de Tüm Nepalli Kadınlar Birliğine başkan seçildi. Bu görevdeyken milletvekillerine %33 kadın kotası ve Cumhurbaşkanı ve/ya yardımcısının kadın olması uygulamalarının kanun haline getirilmesine önayak oldu. Nepal bugün pasaport ve kimlik kartlarında kadın/erkek/diğer kategorilerinin uygulanmasına dahi başlamış nadir ülkelerden.

240 sene monarşiyle yönetilen Nepal, 2008’den beri federal demokratik bir cumhuriyet, ve cumhurbaşkanı meclis tarafından seçiliyor. Bhandari, 214’e karşı 317 oyla ülkenin ikinci cumhurbaşkanı seçildi ve bugün yapılacak yemin töreni ile göreve başlayacak.

Yeni Anayasa ve yarattığı yeni sorunlar

Nepal, 2001’de veliaht prens Dipendra kraliyet ailesinin dokuz üyesini kurşun yağmuruna tutup sonra da kendisini öldürdürüğünden beri önemli değişimler geçiriyor. Başa geçen erkek kardeşi Gyanendra, 2006’ya kadar bastırmaya çalıştığı demokratik talepler karşısında önce parlamentoyu açmak zorunda kaldı, ardından da meclisin neredeyse tamamının aldığı kararla 2008 yılında tahtını kaybetti. Bir türlü üzerinde anlaşılamayan ve gecikmeli olarak yazılan yeni anayasa geçen ay yürürlüğe girdi. Eyalet sınırlarını yeniden belirleyen anayasa Nepal’in güneyindeki düzlük bölgelerde yaşayan Madhesi ve Tharu halklarında büyük bir hoşnutsuzluk yarattı. Dağlık bölgelerden tamamen arınmış kendi eyaletlerini parlementoda eşit temsil edilmenin önkoşulu olarak gören ve özyönetim talep eden binlerce Madhesi ve Tharu sokaklara dökülürken sivil ve polis kırk kişi protestolar sırasında hayatını kaybetti.

Gyanendra, 2006’ya kadar bastırmaya çalıştığı demokratik talepler karşısında önce parlamentoyu açmak zorunda kaldı, ardından da meclisin neredeyse tamamının aldığı kararla 2008 yılında tahtını kaybetti
Gyanendra, 2006’ya kadar bastırmaya çalıştığı demokratik talepler karşısında önce parlamentoyu açmak zorunda kaldı, ardından da meclisin neredeyse tamamının aldığı kararla 2008 yılında tahtını kaybetti

Nepal’in güneyi, dağlık kuzey eyaletlerden daha az gelişmiş ve ekonomisi tarıma dayalı bir bölge. Hindistan sınırında olduğu ve anadilleri de Nepali yerine Hindi olduğu için özyönetim talepleri Kuzey Nepaldeki siyasetçilerin çoğu tarafından ayrılıkçı siyaset gütmek olarak algılanıyor ve hatta kimi zaman uzun vadede Hindistan’a katılmayı hedeflemekle suçlanıyorlar. Hindistan’a katılım söylemi uzak görünse de böyle bir durum Nepal’deki büyük bir çoğunluğa Bhutan’a benzer dış ilişkileri resmi olmasa da gayri resmi bir şekilde Hindistan’a bağlı bir ülke haline gelme korkusu veriyor. Bir yandan sosyal ve siyasi açıdan uzun zamandır ezilen bu halkların eşitlik talepleri Nepal’in içinden ziyade dışında sempati topluyor. Diğer yandan, yeni anayasanın Nepallilerle evlenen Hindistanlılara seçilme hakkı tanımaması ve eyalet sistemini dağlık bölgelerin siyasetteki ağırlığını koruyacak şekilde yeniden düzenlemesi de işleri kolaylaştırmıyor.

Hindistan’la zorlu dönem

33Protestolar sırasında normalde açık olan Hindistan sınırından geçiş yapılamaz oldu. The Guardian’ın 25 Eylül tarihli haberine görei özellikle gıda ve yakıt ticareti açısından kritik olan Birgunj sınırkapısı protestocular tarafından bloke edildi. Ancak Hindistan’ın yeni anayasal düzeni hoş karşılamadığı da sınırdan geçişleri kolaylaştırmayışı ve özellikle Nepal’in enerji ihtiyacını karşılamamak yoluyla hükümeti zor durumda bırakmasından anlaşılıyor.

Nepal’in bazı kesimlerinde hastaneler ve okullar günlerdir elektrik kesintisi sebebiyle kapalı. Dörtyüzden fazla yakıt tankeri Nepal sınırında bekletilirken Hindu milliyetçisi Modi hükümeti yakıt ve enerji ihtiyacının Nepal’deki emniyet sorunları sebebiyle karşılanamadığını ifade ediyor. Nepalli siyasetçiler Hindistan’ı bağımsız bir ülkeyi içindeki ayrılıkçılara destek olmak suretiyle baskı altına almaya çalışmakla suçluyor. Karşı-yaptırım olarak da televizyonlardaki Hindi dilindeki bütün programlar yayından kaldırıldı. Yetkililer Çin’den enerji ihtiyaçlarının karşılanması için yardım istemeye karar verdi, ancak bunun bölgedeki güç dengeleri açısından ne anlama geldiği henüz belli değil: Çin kolaylıkla bu ihtiyacı karşılayabilir, ancak Hindistan’la bu konuda ve şu anda karşı karşıya gelmek isteyip istemeyeceği henüz belli değil. Ayrıca bu çözüm de başka zorlukları beraberinde getiriyor: Bahar aylarında meydana gelen deprem ve takibeden toprak kaymaları sonucu Çin ve Nepal arasındaki yollar kullanılamaz hale geldi. Yerel, ortak mülkiyetli, temiz enerji üretimi ise ancak depremden sonra Dünya Bankasının teşvikiyle başlatılmış ve henüz yalnızca 7200 aileye ulaşmış durumda.

i http://www.theguardian.com/world/2015/sep/25/nepalese-protesters-block-major-trading-checkpoint-indian-border-constitution

38.Aysem-Mert

 

 

Ayşem Mert

Bugün TV ve Kanaltürk kanallarının yayınları kesildi

30 kadar sivil polis Bugün TV ve Kanaltürk TV yayınlarının yapıldığı Ortaklar Caddesi’ndeki binaya girdi. Polisler ve atanan kayyum ana kumanda odasına giderek yayını kesti.

31

Bianet’in haberine göre Bugün TV kanalına ait twitter hesabından “İpek Medya’ya 30’a yakın sivil polis girdi!” ve “Çok sayıda sivil polis içeride ve dışarıda konuşlandı! Müdahale olabilir…” mesajları paylaşıldı.

Atanan kayyum, internetten canlı yayında uplink’in kesilmesi kararı olduğunu belirterek yayını kestiklerini duyurdu. Kayyum, çalışanlara “Siz militan değilsiniz, beraber çalışmaya, güzel işler yapmaya devam edeceğiz” dedi.

32

Kayyum, kararı görmek isteyen çalışanlara kararı göstermeyeceklerini söyledi.

Saat 16.32 itibariyle Bugün TV Genel Yayın Müdürü Tarık Toros, ana kumanda odasında canlı yayında bu sabah ve tüm gün yaşananları anlatırken yayın 16.37’de tamamen kesildi.

(Bianet)

Bağımsız Seçim İzleme Platformu, dezavantajlı bireylerin seçme hakkını sordu

Bağımsız Seçim İzleme Platformu (BSİP) Cezayir Toplantı Salonunda (İstanbul) gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle eğitim olanaklarından yararlanamayan engelli kadınların seçim sürecine dahil olmadıkları, ağır engelli bireylerin ve sığınaklarda kalan kadınların oy kullanabilmeleri için alternatif yöntemler geliştirilmesi gerekliliği dile getirdi.

Açıklama Eşit Haklar için İzleme Derneği'nden (ESHID) Sinem Mısırlıoğlu, Engelli Kadın Derneğinden Nilgün Karacaoğlu, Akdeniz Göç-Der'den Nur Tüysüz tarafından gerçekleştirildi
Açıklama Eşit Haklar için İzleme Derneği’nden (ESHID) Sinem Mısırlıoğlu, Engelli Kadın Derneğinden Nilgün Karacaoğlu, Akdeniz Göç-Der’den Nur Tüysüz tarafından gerçekleştirildi

BSİP’in koordinasyonunu da üstlenen Eşit Haklar için İzleme Derneği’nden (ESHID) Sinem Mısırlıoğlu, Engelli Kadın Derneğinden Nilgün Karacaoğlu, Akdeniz Göç-Der’den Nur Tüysüz tarafından yapılan basın açıklamasında Bağımsız Seçim İzleme Platformu’nun asli amacının yurttaşların neredeyse tek katılım yolunun seçimlerde oy vermek olduğu ve demokratik katılım mekanizmalarının son derece kısıtlı olduğu Türkiye’de seçme ve seçilme hakkının dezavantajlı gruplar açısından kullanımına ilişkin durumun ve demokratik bir seçimin gerçekleşip gerçekleşmediğinin seçim süreci boyunca izlenmesi ve raporlanması olduğu belirtildi.

2011 yılından bu yana Türkiye’de seçimleri izleyen BSİP, her seçim sonrası izleme faaliyetlerini raporlaştırarak ulusal ve uluslarası mecralarda paylaşıyor.

BSİP, uluslararası standartlar üzerinden kadınlar, engelliler, etnik kökeni, dinî inancı, anadili ve cinsel kimliği farklı olanlar, zorla yerinden edilenler ve okuma-yazma bilmeyenler açısından seçme ve seçilme haklarını kullanma konusunda fırsat ve koşulların belirlenmesinin yanısıra seçim sürecinde gerçekleşen hak ihlallerinin tespit edilmesine de odaklanmakta.

Bağımsız Seçim İzleme Platformu’nun 2011’den bu yana hazırladığı seçim izleme raporlarına ulaşmak için: esithaklar.org/yayinlarimiz/ raporlar/

1 Kasım seçimlerinde Bağımsız Seçim İzleme Platformu’na dahil olmak ve seçim günü tanık olduğunuz ihlallerin seçim raporunda yer alabilmesini sağlamak için Eşit Haklar İçin İzleme Derneği ile irtibata geçebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

 

Oyunu seven, “Oy ve Ötesi”ne gönüllü olsun – Büşra Güder

Son zamanlarda sıkça ismini duyduğumuz “Oy ve Ötesi” nedir ne değildir bu yazının konusu olmayacak zira derneğin kendi web sayfasında bu bilgiler var..

Yayazma sebebim aslında gönüllü çağrısı yapmak, hala gönüllü arkadaşlara ihtiyaç var.

Yine de çok kısaca başka ülkelerde komik kaçabilecek bir ihtiyaca yönelik doğdukları söylenebilir. Tabii böyle çok üstü kapalı oldu; ülkemizde yapılan seçimleri izleme, dahası şeffaf ve demokratik bir seçim sürecinin yaşanması, bu bilincin oluşturulması amaçlı doğan bu oluşum kısa bir süre sonra dernekleşerek faaliyetlerine devam etmiş ve hala etmekte.

33

Daha önceden gönüllü olmadığım için utandım ben… Sanırım koşullar elverişli değildi benim açımdan ama bu seçimlerde yani 1 Kasım’da sandık başında olacağım. Geçtiğimiz haftalarda Mersin’de verilen eğitimde bugüne kadar yapılanlardan, bu kadar yeni bir oluşum olup da böyle hızlı büyümelerinden ve başarılarından çok etkilendim açıkçası. Hızlı büyüdüler ve başarılılar derken bu demek değil ki hala sana- yani bu yazıyı okuyan sana evet evet sana- ihtiyacımız yok…

Seçimlere çok az kala hala gönüllüye ihtiyacı var “Oy ve Ötesi”nin ve sizlerden ricamız gününüzün bir bölümünü -evet 24 saat değil o gününüzün belli bir kısmını- feda etmeniz.

Her geçen gün seçimlerle ilgili durumun daha da kritik bir hal alması – uzun bir tatilin yaratılması, saatlerin dünyanın geri kalanı ile birlikte geri alınmaması vs.- birçoğumuzu daha da endişelendirir hale getirdi. Belki de bu yazıyı okuyan birçok kişi zaten çoktan gönüllü oldu bile. O zaman da etrafımızda gönüllü olmayan hala kaldı ise onları ikna etmek gerek. 2 Kasım sabahı nasıl bir ülkeye uyanacağımızı bilemiyoruz ve 1 Kasım günü sandık başında olmamız eminiz ki birçok şeyi değiştirecektir. Geriye sadece son 4 günümüz kaldı ve hala bir şeyler yapabiliriz.

31

Lütfen ama lütfen gönüllü olun, sandık gözetmeni olun, okul sorumlusu olun, avukat iseniz gönüllü avukat olun, çünkü geleceğimize sahip çıkmak zorundayız…

Daha güzel bir gelecek için bir şeyler yapmak zorundayız…

Hala gönüllü olmadı iseniz ya da Oy ve Ötesi hakkında okumak isterseniz buyurun: www.oyveotesi.org

34

 

 

Büşra Güder