Ana Sayfa Blog Sayfa 3575

İskoçya’da balda bal gibi radyasyon

İskoçya’da 1994 yılından beri faal  olmayan bir nükleer santralin yakınlarında  alınan bal örneğinde radyasyon olduğu çeşitli testler sonrasında bilim insanları tarafından tespit edildi. Nükleer santralin devreden çıkarılmasının üstünden 21 yıl geçmiş olmasına rağmen hala dekontaminasyon  süreci dolayısıyla nükleer risk süreci devam ediyor.

İskoçya'da Dounreay Nükleer santrali
İskoçya’da kapalı bulunan Dounreay Nükleer santrali, bölgede 4 reaktör ve bir nükleer denizaltı da bulunuyor

Numuneler üzerinde yapılan bu testler radyoaktivite olduğu düşünülen baldaki  radyoaktif sezyum oranının normalin 14 katı olduğunu ortaya koydu. Şimdi uzmanlar daha geniş ölçekli bir radyoaktif kirlilik olup olmadığını anlamaya çalışıyor.

Bağımsız enerji danışmanı John Large arıların çevre kirliliğinin olup olmadığını anlamaya yarayacak barometre olarak görüyor . Zira arılar 4,5 kilometre yarı çaplı  gibi bir mesafeye kadar topraktan , bitki ve çeşitli meyvelerden topladıklarıyla bal yapıyor. Onların topladığı karışımın temiz olup olmaması o bölgenin temiz olup olmadığını gösteriyor.

 “Bu gösterge insanın tüketebileceği maksimum oran içerisinde kalsa da balın içinde sezyum 137 nin bulunmaması gerekir bu normal değil “ diye ekliyor.

Sonuçlar üzerinden geçen hafta hükümetin sunduğu Gıdadaki Radyoaktivite ve Çevre raporuna ek yapılması bekleniyor.

İskoçya Çevre Koruma Ajansından bir yetkili bu miktarın çok az bir tehlike oluşturacağını iddia ediyor . “Burda tespit edilen radyoaktivite çok düşük bir oran, ne çevre ne halk sağlığı için zararlı” diyor .

Dounreay Nükleer santraline , 1998 yılında İskoçya Çevre Koruma Ajansı tarafından   güvenlik denetimleri yapılmış ve  143 tavsiyede bulunulmuştu.  Bu süreci izleyen 2002 yılında da  20 çalışanda yüksek oranda  radyoaktivite tespit edilmişti . Tavsiyeler neticesinde santralin sökülmesi için öngörülen 100 yıllık süre 40-60 yıla indirilmişti . Burada bulunan 25 ton radyoaktif çubuk için ise 3 karardan biri uygulanacaktı.  Radyoaktif çubukların 1) Tamamının Dounreay’da yeniden işlenmesi , 2) Bir kısmının Dounreay’da bir kısmının Sellafied’de   3) Tamamını Dounreay’da depolamak. Santralin sökülmesi ise 2030’da başlanarak 2100’de tamamlanacak.   (Ek Kaynak: wikipedia)

Diğer yandan bilim insanlarının sunduğu raporlara göre ise düşük doz radyasyon da insan sağlığı için tehlike arz ediyor. Sonuç olarak İskoçya’ da tespit edilen bu radyoaktif durumun Hükümetin nükleer santrallerin kurulması yönündeki iştahını biraz kesmesi de bekleniyor.

Ekim ayında İngiltere Çin ile 2 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamış ve böylece Çinliler Hinkley Point adlı nükleer santrale yapılacak yatırımların talibi olmuştu. Söz konusu işbirliği yeni bir nükleer santralin birlikte inşa edilmesi açısından iş çevrelerinde büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı .

 

Pınar Demircan

(RT, Yeşil Gazete)

Mersin, 2. Homofobi ve Transfobi Karşıtı Akdeniz Sempozyumu’na hazırlanıyor

2. Homofobi ve Transfobi Karşıtı Akdeniz Sempozyumu; 9 – 14 Kasım tarihleri arasında Mersin’de gerçekleşiyor. 5 gün sürecek sempozyumun ev sahipliğini ise tüm Mersin üstlenmiş durumda. Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu ve Kent Konseyi, Eğitim Sen Mersin şubesi, Mersin Tabipler Odası, Mersin Barosu ve Mersin 7 Renk LGBTİ dernekleri sempozyumun farklı oturum ve etkinliklerinin ev sahipliğini üstlenmiş durumda.

25

Program

24

Mersin 7 Renk LGBT, Kaos GL ve Pembe Hayat Derneklerinin ortak organizasyonunda ikinci defa düzenleneck sempozyum 9 Kasım Pazartesi günü “Benim Çocuğum” belgeseli ile başlıyor. Can Candan’ın Listag üyelerini ve onların LGBTİ birey çocukları ile olan ilişkilerini konu alan belgeselinin ardından 7 Renk’ten Gizem Derin’in moderatörlüğünde Listag üyesi Şule Ceylan’ın, “Heteronormatif Aileden Gökkuşağı Ailelerine” başlıklı söyleşisi var.

İlk gün, Zafer Kıraç’ın, “Hapsedilmiş insan, Hapiste LGBTİ olmak” söyleşisi ile tamamlanıyor. İkinci oturumu 7 Renk Derneği’nden Tuna Şahin modere ediyor.

Sempozyumun ikinci günü Buğra Tokmakoğlu‘nun “Haber Yazma Atölyesi” ile açılıyor. Kuir Fest‘te ilgi ile izlenen, “Veronica Videla’nın Tutkusu” gösterimi ise sempozyumun merakla beklenen etkinlikleri arasında.

11 Kasım Çarşamba günü LGBTİ mücadelesinin tarihine bir bakış ile start alacak. Kaos GL’den Ali Erol, “Homofobi ve Transfobi Karşıtı Mücadelenin dünü bugünü” başlığı altında tarihi bir perspektif sunarken 7 Renk’ten Yağmur Arıcan ise moderasyonu üstlendi.

3. gün Tuna Şahin’in modere edeceği “Birlikte Mücadele Etmek” başlıklı sivil forum ile nihayetleniyor.

Sempozyumun dördüncü günü olan 12 Kasım Perşembe ilk oturum Mersin Barosu’nda, Avukat Hayriye Kara, “LGBTİ Hakları İnsan Haklarıdır” oturumunda lgbti bireylerin adli mücadelesine ışık tutacak.

Baro’dan Tabip Odasına geçiyoruz akabinde Perşembe günü. Tabip Odası Başkanı Dr. Ful Uğurhan‘ın moderasyonu üstlendiği “Homofobi, Ayrımcılık ve Sağlık” oturumunda Doç. Dr. Gülşah Seydaoğlu ve Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi‘ye kulak vereceğiz.

Cuma günü tüm gün Mersin 7 Renk Derneği‘nde olacak sempozyum katılımcıları. Aylime Aslı Demir ve Seçin Tuncel, “Lezbiyenizm Atölyesi“ni gerçekleştiriyor.

Sempozyumun son günü olan 14 Kasım Cumartesi, Akdeniz Kent Konseyi’nde Galatasaray Üniversitesi’nden Dr. İdil Engindeniz‘in, “Medyada Nefret Söylemi” sunumu ile başlıyor. Oturumun moderatörü ise Yeşil Gazete’den Alper Tolga Akkuş.

2. Homofobi ve Transfobi Karşıtı Akdeniz Sempozyumu, Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda saat 17:00’de yapılması planlanan basın açıklaması ile son bulacak.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

4. Alternatif Medya Şenliği sunumları yayınlandı

10 Ekim Cumartesi günü İstanbul Karaköy Mimarlar Odası’nda Yeşil Gazete ve Yeşil Düşünce Derneği organizasyonunda gerçekleştirilen 4. Alternatif Medya Şenliği‘ndeki sunum ve atölyelerin videoları Yeşil Düşünce Derneği’nin sosyal medya hesabından internete yüklendi.

Yasemin İnceoğlu ve Mete Çubukçu, Barış Haberciliği oturumunda
Yasemin İnceoğlu ve Mete Çubukçu, Barış Haberciliği oturumunda

4. Alternatif Medya Şenliği başladığı saatte Ankara’da Barış Mitingi’ne yönelik yapılan terör saldırısı sonucu 102 kişinin ölmesi, yüzlerce kişinin de yaralanması toplantının da tüm seyrini değiştirmişti. Şenliğin teması olarak seçilen, “Barış için Medya” düsturu doğrultusunda tamamlanan şenlikte daha önce programa dahil edilen Beden Atölyesi ve Yeşil Gazete Okur Buluşması etkinlikleri ise iptal edildi.

4. Buluşma Pınar İlkiz’in “Kimin Hakkı Haberciliği” atölyesi ile başladı. 2013’de Yeşil Düşünce Derneği tarafından hayata geçirilen “İnteraktivist” projesi kapsamında da Türkiye çapında yurttaş haberciliği eğitimi veren İlkiz, alternatif medya buluşması için de aynı eğitimin özet bir halini sundu.

Şenlikten kısa bir süre önce hayatını kaybeden sosyal medya iletişimi uzmanı ve bundan önceki tüm Alternatif Medya Şenlikleri’nin hem danışmanı hem de katılımcısı olan Özgür Uçkan da kurucusu olduğu Alternatif Bilişim Derneği‘nden Ahmet Sabancı‘nın yaptığı konuşma ile anıldı.

2. oturum başlığı, sanal medyaya ve genelde medyaya yönelik baskıların ele alındığı, “Korku İmparatorluğu’nda Haklarım neler?” idi. 2. oturumda Korsan Parti Türkiye Hareketi‘nden Şevket Uyanık ve Başak Tunçer, Alternatif Bilişim Derneği’nden Ahmet Sabancı, Doğrulama El Kitabı‘ndan Mehmet Atakan Foça ve Sosyal Semiyolog ve Kampanya Uzmanı Serdar Paktin medyaya ve özellikle alternatif medyaya yönelik baskılar ile mücadele etme yöntemleri hakkında konuştu.

Günün son oturumunda ise Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ile Gazeteci yazar Mete Çubukçu, “Barış için Habercilik” başlıklı atölyede alternatif medya temsilcileri ile interaktif bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdiler.

 

(Yeşil Gazete)

Karadeniz STK Forumu, Tiflis’te başladı

Karadeniz Sivil Toplum Kuruluşları Forumu (Black Sea NGO Forum) Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te başladı. Türkiye’yi Gençlik Örgütleri Forumu‘ndan (Go-For) Nurdan Terzioğlu‘nun temsil ettiği forum 2 – 3 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor.

Karadeniz STK Forumu, Gürcistan'ın başkenti Tiflis'te düzenleniyor
Karadeniz STK Forumu, Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te düzenleniyor

Go-For’un asıl katılım amacının 8 farklı ülkeden (Ermenistan, Ukrayna, Gürcistan, Rusya, Romanya, Moldova, Azerbaycan ve Türkiye) gençlik konseylerinin bir araya geleceği Karadeniz Gençlik Forumu çatısı altında gelecekte yapılacak ortaklıklar ve işbirlikleri için strateji geliştirerek bunları hayata geçirmek olduğunu ifade eden Terzioğlu, Karadeniz ülkelerindeki gençlik çalışanı sivil toplum kuruluşları olarak forum sırasında, “Birbirimizin kapasitesini nasıl geliştirebiliriz, ortak ve farklı ihtiyaçlarımızı nasıl aynı ortamda buluşturabiliriz konularında görüşmeler yapıyoruz” şeklinde konuştu.

Foruma Türkiye adına Gençlik Örgütleri Forumu'ndan Nurdan Terzioğlu (ortada) katıldı
Foruma Türkiye adına Gençlik Örgütleri Forumu’ndan Nurdan Terzioğlu (ortada) katıldı

Gençlik Örgütleri Forumu’ndan Nurdan Terzioğlu dün başlayan (2 Kasım Pazartesi) forum sırasında ortaya koydukları soruları, “Karadeniz bölgesinin gençlik anlamında ihtiyaçları nelerdir, Ne tür projeler üretilebilir'” diyerek özetlerken sözlerini, “Derdimiz bölgesel işbirliğine giderek Türkiye Gençlik Konseyi’nin kapasitesini arttırıp uluslararası işbirlikçilerini dolayısı ile tanınırlık ve verimliliği arttırmak.” diyerek tamamladı

Gençlik Örgütleri Forumu’nun olağanüstü genel kurulu 23 – 25 Ekim tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilmişti.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

AKP’nin mumu için yatsı zamanı, “Asgari ücret 1300 tl olacak demedik”

AKP Antep Milletvekili Ali Babacan, partisinin seçimlerde kullandığı “Asgari ücret 1300 lira olacak” vaadi için “Asgari ücret komisyon tarafından belirleniyor” dedi.

19

Eski Başbakan Yardımcısı ve AKP Antep Milletvekili Ali Babacan TRT Haber’e konuk oldu. AKP’nin seçim propaganda döneminde billboardlarda duyurduğu “Asgari ücret 1300 lira olacak” vaadiyle ilgili soruyu yanıtladı.

“Asgari ücret 1300 TL olacak demedik” diyen Babacan, asgari ücretin komisyon tarafından belirlendiğini söyledi.

Babacan komisyonun yapısını şöyle açıkladı: “Orada işveren kesimi de var işçi kesimi de var. Beraberce oturulup konuşuyor. Fakat hükümetin görüşü çok etkili. Hükümet bir şey söylediği zaman o, komisyonda çok etkiliyor. Biz ne açıkladık. Dedik ki, 2016 yılında 1300 TL olacak şekilde tavsiyede bulunacağız dedik. Ama o bulunduğumuz komisyon.”

https://youtu.be/nK8x9CQ20mc

Başbakan Ahmet Davutoğlu 7 Ekim günü Manisa mitinginde “Asgari ücreti önümüzdeki dönemde 1300 TL’ye çıkarıyoruz. Yapılan işin tehlike sınırı yükseldikçe asgari ücret de artırılacak. Taşeronları kamuda istihdam edeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

4 Ekim’de seçim beyannamesi açıklamasında asgari ücreti 1300 lira olacak diye açıklamıştı.

(Bianet)

21. Gezici Festival’in durakları Ankara, Bursa ve Kastamonu

Bu yıl yirmi birinci defa yollara düşecek olan Gezici Festival (Festival On Wheels), üç farklı şehre uğrayacak. 27 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında Ankara’da izleyicilerle buluşacak festival, 4-7 Aralık’ta Bursa’da, 9-10 Aralık’ta ise Kastamonu’da yolculuğuna devam edecek.

16-kralin_yeni_giysileri

Bu yılki teması Güvencesiz Hayatlar olarak belirlenen festival, iş güvencesi olmadan çalışan işçilerden göçmenlere, üst düzey yöneticilerden akademisyenlere farklı kesimlerden insanların yaşam mücadelelerini ele alan filmleri ön plana çıkardığı bir bölümle izleyici karşısına çıkacak. Seçkide bu yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazanan Stéphane Brizé imzalı İnsanın Değeri (La Loi du Marché) dikkat çekiyor. Uzun süre iş aradıktan sonra güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başlayan bir işçinin kapitalist düzen tarafından sömürülmesini ve sistemin acımasızlığına tanık olmasını anlatan film geçen yılın en iyilerinden İki Gün ve Bir Gece (Deux Jours, Une Nuit) ile akraba bir film olarak görülebilir.

Emine Emel Balcı’nın Berlinale’de gösterilen ilk filmi Nefesim Kesilene Kadar, Türkiye galasını festival kapsamında yapacak olan Noam Chomsky belgeseliAmerikan Rüyasına Ağıt (Requiem for the American Dream) ve Michael Winterbottom’ın son filmi Kralın Yeni Giysileri (Emperor’s New Clothes) seçkide yer alan diğer yapımlar.

Gezici’nin Bölümleri

Gezici Festival’de bu yıl, klasikleşen Dünya Sineması, Türkiye 2015, Kısa İyidir ve Çocuk Filmleri bölümlerinin yanında, ABD Büyükelçiliği’nin katkılarıyla hazırlanan ve ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak Caz ve Sinema bölümü de dikkat çekiyor. Bölümün küratörlüğünü film eleştirmenleri Jonathan Rosenbaum ve Ekhsan Khoshbakht üstleniyor.

Özel Gösterim

Festival kapsamında Goethe-Institut Ankara işbirliğiyle özel bir gösterim de yapılacak. Alman yönetmen Ewald André Dupont imzalı 1925 yapımı sessiz film Varyete (Varieté) canlı müzik eşliğinde gösterilecek. Güncel sanat ve sinema arasında köprü kurmayı hedefleyen festival, Işıl Eğrikavuk’un video sanatı örneklerini de izleyicilerle buluşturacak. Sanatçı, SALT Ulus işbirliğiyle düzenlenen bir sergiyle festivale konuk olacak.

Ayrıntılı bilgi için: ankarasinemadernegi.org/

(Altyazı)

Avrupa Çernobil Ağı: “Nükleerden çıkış şart, çözüm yenilenebilir enerji” !

Her sene Merkezi Almanya Dortmund’daki Uluslararası Eğitim ve Değişim Derneği (IBB)’nin  üye ülkelerden birinin ev sahipliğinde düzenlediği Avrupa Çernobil Ağı konferans ve çalıştayı ,  bu yıl da 29 Ekim 1 kasım arasında Almanya’nın Dortmund eyaletine bağlı Paderborn, Geseke’de Belarus, Belçika, Almanya, Fransa, İngiltere, Italya, Polonya, İspanya, Ukrayna ve Türkiye’den toplam 100 kadar temsilcinin katılımıyla gerçekleştirildi .

IBB Konferansı 2015 , Dortmund/Geseke
IBB Konferansı 2015 , Dortmund/Geseke

Geçen sene Japonya’nın da katılımıyla Dünya Çernobil Ağı da kurulmuştu. Sloganı “ Çernobil ve Fukuşima’nın ardından Gelecek” olan konferansta ilk olarak üye dernek ve örgütlerin 2014 yılı içerisinde gerçekleştirdiği Çernobil ve Fukuşima anma etkinliklerinin bir özeti yapıldı. “Çernobil faciasından sonra hayatı değişenler” kısmıyla Çernobil’in tanıklarının hikayeleri dinlendi . Bununla birlikte konferansa iklim değişikliği, yenilenebilir enerjilerin üretimi ve kullanımı gibi konular damga vurdu . Enerji demokrasisinin önemi üzerine paylaşımlar yapıldı . Geçen seneki konferansta  Mycle Schneider’ ın 2014 Enerji Raporunu sunarak yenilenebilir enerjilere dikkat çekmesinin ardından artık yenilenebilir enerji konusu ve bu enerji kaynağı çeşitlerinin kullanımının yaygınlaştırılması nükleer santrallere karşı mücadelede Çernobil Ağı’nın üyelerinin de ortaklaştığı; nükleer santrallerin zararlarını ve tehlike boyutunu bertaraf etmek için başvurduğu pozitif bir araç olduğu anlaşılıyor .

2016 yılının Çernobil Nükleer Faciasının 30., Fukuşima Nükleer Faciasının ise 5. yıldönümleri olması sebebiyle tüm dünyada nükleer karşıtı etkinlik, anma ve organizasyonlar yapılması planlanıyor. Avrupa Çernobil Ağı’nın kurucusu ve düzenleyicisi olan IBB Başkanı Peter Young Wentrup 2016’da 11 Marttan 1 Mayısa kadar Avrupa Çernobil Ağı üye ülkelerinde (Beyaz Rusya, Belçika, Almanya, Fransa, İngiltere, Italya, Japonya, Polonya, İspanya, Ukrayna, Japonya, Norveç, Portekiz ve Türkiye’de ) 200’den fazla sayıda şehirde yapılacak anma etkinlik ve organizasyonların Avrupa Parlamentosunun desteğini almasına uğraşacaklarını hatta “Çernobil ve Fukuşima’nın ardından Gelecek” adı altında Avrupa parlamentosu ile nükleer santrallere dikkat çeken görüşmeler gerçekleştireceklerini açıkladı. Wentrup’ın yaptığı diğer bir açıklama da   Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un da mektup yazarak konferansı desteklediğini yönünde oldu .  Shulz’un mektubunda “Organizasyonumuz nükleer enerji santtral ve tesislerinin güvenliği konusunda şüpheler içindedir” diyerek mevcut nükleer santrallerin güvenliğine, emniyetine yönelik tedbirleri arttıracaklarını belirttiğinin yenilenebilir enerjilere yatırım yapılmasını söylediğinin altı çizildi.

Konferansta Çernobil’den sonra hayatı değişenler de konuşmacılar arasında yer aldı. Çernobil nükleer santralinin radyoaktif temizliğin yapılmasında çalışmış olan Ukrayna ve Beyaz Rusya’dan tasfiye memurlarının yanı sıra ilk defa Rus tasfiye memurları da de davet edilmişti, hepsi birer konuşma yaptı. Tasfiye memurları konuşmalarında radyoaktif temizlik işlerinde çalıştırıldıkları zaman işin niteliğine dair pek de bilgi sahibi olmadıklarını anlattılar. Çernobil tanıkları 2013 yılında da Yeşil Düşünce Derneği  tarafından Türkiye’ye davet edilmiş , hatta o zamanki söylentiler üzerine İğneada ziyareti, Çernobil tanıkları ile birlikte gerçekleştirilmişti. İlgili habere buradan ulaşabilirsiniz .

 

Beyaz Rusya,Ukrayna, Rusya'dan Çernobil tasfiye memurları
Beyaz Rusya,Ukrayna, Rusya’dan Çernobil tasfiye memurları Çernobil hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlatıyor

Tasfiye memurlarının konuşmaları arasına savaşın acısı serpiliyor.  Çernobil Nükleer Santral faciasının  bugün hala bir savaşın hüküm sürdüğü Ukrayna’da yaşandığını göz önüne alırsak insanlığın yıllar boyunca nasıl bir felakete sürükletildiği görülüyor. Bu duygu ve düşüncelerle  IBB Başkanı da Rus tanıklara seslenerek  “Bugün radyasyonun ülke sınırları ötesinde kalmadığını anlamış bulunuyoruz. Radyasyon savaştan farklı değil ve şimdi Ukrayna’da bir savaş yaşanıyor. Bugün ülkenizde savaş var ve siz savaş istemiyorsunuz ama, radyasyonun da savaştan farkı yok .B izler acı tecrübeler edinmiş sizlerden  bugün savaşan ülkeler arasında diyalogun geliştirilmesini sağlamak için daha çok paylaşımda bulunmanızı bekliyoruz” diyor.

Konferansta Fransa’dan nükleer mücadelesi  bu konuda özel röportaj gerçekleştirdiğimiz  daha sonra yayımlayacağımız Andre Lariviere anlatırken ,  Green Enstitü’den Dariusz Swed de Polonya’nın enerji sorunlarına değinerek yenilenebilir enerjilere başvurulsa bile henüz kooeratiflerin kurulmadığını ifade etti. Polonya’dan diğer iki katılımcıdan  Jerzy Nicziporuk yenilenebilir enerjilerin insanlığın geleceği için yüzünü güneşe dönmesini, kalıcı politikalar üretilmesini  önerirken  insanlığa ülke sınırlarını aşarak kirli enerjilere karşı direnilmesi için çağrıda bulundu.   Ewa Dryjanska da  nükleer enerjiye karşı  Avrupa Parlamentosunu harekete geçirmek istediklerini ifade etti.

Türkiye’de yenilenebilir enerji kooperatifleri gelişebilsin diye uğraş veren , “Güneş Gönüllüsü”adıyla güneş enerjisinin yaygınlaşması için  gazetemize yazılar yazan , Çevre için Medya ve İletişim çalıştayına verdiği destekle de tanıdığımız  nükleer karşıtı mücadelenin önde gelen isimlerinden Dr Alper Öktem ile Nükleer Silah ve Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler (IPPNW) Başkan Yardımcısı Dr Angelika Claussen de katılımcılar arasındaydı .

 

Nükleersiz.org kurucuarından Yeşil Düşünce Derneği üyesi Dr Alper Öktem & Dr Angelika Claussen

                                  (Sırasıyla Toyo Washio, Pınar Demircan, Dr Alper Öktem &Dr Angelika Claussen )

Konferansın katılımcıları olarak Rietberg İklim Parkı ,  Schmallneberg’deki biogaz köyü , Hebram Ormanı‘nda Enerji köyü turları arasında tercih yaparak yenilenebilir enerjiler hakkında çeşitli yollardan bilgilendirildik. (5-10 Ekim arasında Çevre için Medya ve İletişim çalıştayında İklim Parkı’nı ziyaret ettiğim için tercihimi biogaz köyünden yana kullandım :Önceki İklim Parkı yazıma buradan ulaşabilirsiniz).Bu köyde bir de çocuklara yönelik bir otel bulunuyor ki otelin tüm iç dekorasyonu çocuklara göre yapılmış . Kendinizi “cüceler ülkesi”nde gibi hissediyorsunuz. Ebbinghof köyü enerjisinin tamamını  yenilenebilir enerjiden sağlıyor. Köyde yaşayanların başvurusuyla bu girişim başlamış. Kendi kendilerine elektrik ve ısı sistemini oluşturan fotovoltaik panelle rüzgar tirbünü kurmuşlar ama  esas enerjiyi biogazdan elde ediyorlar. Hatta fazla üretilen kısmı da dağıtıcıya ya da 3 kilometre mesafedeki başka bir köye  satma yoluna gidiyorlar.

Biogaz tesisi ve yakıtı olan şeker pancarı
Biogaz tesisi ve yakıtı olan şeker pancarı

Katılanların değerlendirmelerini paylaştığı kısımda katılınmayan tura ait de bilgi edinilebildiği üzere Hebram ormanı içindeki  enerji köyünü Ukrayna’dan bir  katılımcıdan dinliyoruz. Öğrendiğimize göre bu girişim de bir kooperatif işi , üyelerin isteklerine göre şekillenmiş . Burada bir de doğal havuz bulunuyor . Gönüllülerin de desteğiyle projenin gerçekleşmesi için 10 bin saat gerekmiş . Amaçlar arasında kombine bir ısı ve elektrik sistemi  kurmak ,yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaşmasını sağlamak , yenilenebilir enerjilerle ilgilenenlere aracı olmak, yol göstermek de bulunuyor.

Avrupa Çernobil Ağı 1 kasım gününde nihayetlenecekse de Türkiye’de seçim olduğu için erken dönmem gerekti. Dolayısıyla konferansın değerlendirme kısmına tam katılım sağlayamadım ancak şunu söyleyebilirim ki bu  konferanstan Türkiye’ye de  2 önemli görev çıkıyor .

1) Yenilenebilir enerjilere yüzünü dönen Avrupa’nın şimdiki yolundan giderek onun daha önce yaptığı hataları tekrar etmemek ve  enerji  ihtiyacını karşılamak için yaratıcı ve temiz metodlara başvurmayı  düşünmek  .

2) Çernobil’in 30. Ve Fukuşima’nın 5. yıldönümü sürecine denk gelen 2016 yılında 11 mart-1 mayıs arasında  Türkiye genelinde nükleere mecbur olunmadığını  eylem ve organizasyonlarla anlatmak, göstermek .

 

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

Ne yapılacak, mücadele edilecek – Ümit Kıvanç

Bu yazı radikal.com.tr/ den alınmıştır

Şu ana kadar seçim sonuçlarıyla ilgili okumadığınız tahlil, değerlendirme, öngörü vs. kalmış mıdır? Sanmıyorum. Dolayısıyla söylenmiş her şeyin üzerine bir de bendenizin bu işe kalkışması gayet fuzuli görünecek. Ancak köşeyazarlığı müessesesinde aksi görevden kaçmak sayılacağından, birkaç söz etmek mecburiyetindeyim.

Önceliği, bir siyasî tavır olarak şımarıklık mevzuuna veriyorum. Birileri, arzuları tek fiskede dünyayı değiştirsin istiyor. Minnacık bir demokratik adım için yüzlerce insanın can verdiği bir ülkede, o elini sıcak sudan soğuk suya soktu diye hayat duracak, şekil değiştirecek ve o her nereye istiyorsa o yöne dönecek. Bu şahane insan oy attı, buna rağmen sonuç alınamadı mı? O halde… batsın bu dünya da değil, batarsa bu dostumuz neyi kendi etrafında döndürecek? Nerede kime çemkirecek? Alıp başını nereye gideceğini haykırabilecek?

İnsan azıcık utanır. Çocuklarını kurban vermiş insanlardan utanır. Eşinin, sevgilisinin, arkadaşının üzerine toprak atmış olanlardan utanır. Cumartesi Anneleri’nden utanır. Ne bileyim… kurban o kadar çok ki, bakıp da utanılacak acılı insan o kadar çok ki… Ne uğruna öldü bu insanlar? Ne uğruna çekildi onca acı?

Bu kadar kurban verildiği ve bu kadar acı çekildiği içindir ki, her koşulda doğrulup uğraşmaya devam etmek vicdan borcudur. İnsanlık borcudur.

Bu basitçe, enseyi kararttın karartmadın meselesi değil. Lüzumsuz iyimserlik yaptın yapmadın meselesi değil. Kimsin, ne istiyorsun, sen dahil yakınındaki insanlar nasıl yaşasa daha güzel olur, bir fikrin var mı, varsa bunun için ne yapıyorsun? Öncelikle bu, mesele. Sonra da, işte, insanlık borcu.

Bu bilince sahip insanlar, böyle -ikinci dereceden korkunç- bir seçim sonucu üzerine dahi, “ne yapalım, mücadeleye devam edeceğiz” diyebiliyorlar. Tankıyla topuyla gözaltısıyla tutuklamasıyla üzerlerine gelen devletle uğraşmışlar, parti binalarına, partililere saldıran linççi kalabalıklara direnmişler, günleri kurbanları gömmekle geçmiş, doğru dürüst seçim çalışması yapmalarına meydan verilmemiş, meydanlar onlara kapatılabilsin diye ülke içsavaş öncesi ortama sürüklenmiş, genel merkezleri bile yakılmış, eza cefanın bin türlüsüne göğüs germişler, çağrılarına katılan insanlar bombalarla parçalanmış; kurmaya çalıştıkları siyasetin yoluna bizzat kendi saflarından da mayın döşenmiş… yine de o Meclis’e girmeyi başarmışlar. Seçimden sonra HDP adına konuşan hemen herkes, eksiklerini görmekten, özeleştiri yapmaktan, daha çok çalışmaktan sözetti.

Fakat şu işe bakınız ki, AKP’nin başarısını açıklamak için elinde makarna, kömür ve hileden başka araç bulunmayan modern büyükşehir şahsiyetimiz, isteği elli küsur milyon seçmen tarafından yerine getirilmediği için pek öfkeli. Gidecek bu ülkeden! Keşke gitse.

* * *

Bu seçim sonucunu neden “ikinci dereceden” korkunç diye nitelediğimi şüphesiz izah etmek durumundayım. Ne olsaydı birinci dereceden korkunç olurdu? HDP giremeseydi. AKP anayasayı değiştirebilecek çoğunluğu elde etseydi. MHP güçlü bir şekilde girse, AKP-MHP koalisyonu neredeyse kaçınılmaz ihtimal haline gelseydi. HDP’nin Meclis’teki varlığı, hep beraber göreceğiz ki, pek çok durumda, hayat kurtarıcı olacaktır.

HDP’nin ülke sathındaki varlığı konusu ise belirsiz. Birkaç bakımdan. Öncelikle, AKP’nin tek başına iktidar uğruna yarattığı serbest saldırı ortamı sürecek mi, bilmiyoruz. Sürdürmeyebilirler de. Sürdürürlerse, HDP adına siyasî çalışma yapmak zorlaşacak. Sırf bu da değil. “Örgüt bağlantısı” bahanesiyle HDP’yi sürekli devlet baskısı altında tutabilirler, yıpratabilirler.

İşin bir de “öbür tarafı” var. Bu seçim sonucunda da pay sahibi olan PKK etkeninin ne yönde nasıl işleyeceğini bilmiyoruz. HDP’nin Meclis’teki gücünün ve bütün toplum nezdindeki prestijinin azalmasından hiç şikayetçi olmayan bir kesim var, Kürtler arasında. “Türkiyelileşme” kavramına, derece derece, iğrenerek, şüpheyle, mesafeyle bakanlar var. “Kürt partisi”nin münhasıran Kürtlerin meselelerine dönmesinden memnunluk duyacak olanlar var. Eğer AKP seçim öncesindeki düşmanca tutumunda ısrar eder, bombardımanıyla, siyah Ranger’ıyla Kürtleri ezme-sindirme politikasını sürdürürse, öncelikle “Türkiyelileşme” taraftarları zayıflayacaktır.

Ortadoğu’da yaşanacak gelişmeler de Kürtlerin daha çok kendi kaderleriyle ilgilenmelerine, HDP perspektifinin önemsizleşmesine yolaçabilir. Bu durumda kaybeden Türkler olacak. Çünkü HDP’nin “Türkiyelileşme” önerisi, bütün Türkiye toplumu için demokratik, çoğulcu bir çıkış imkânı. Kürtleri kapsamaksızın Türklerin demokratik, çoğulcu bir geleceğe kavuşması imkânsızdır.

* * *

Birkaç söz de muhalefet üzerine. Bir muhalefet nasıl yapılırsa hiçbir sonuca hiçbir etkisi olmaz, yine gördük ki, bunun güzide örneği CHP. Geçmişi şusu busu, CHP’nin bugününü konuşmayı her zaman engelledi. (“Kaset komplosu” bile hiç soruşturulmadan edilmeden orada öylece kaldı.) Oysa etkili, inandırıcı ve ısrarlı bir kampanya ile geçmişin gölgesini aralaması, hattâ bundan kurtulması imkânsız değil. Fakat sorun bugününde. CHP ne diyor? Hangi konuda ne diyor? Hangi konuda, CHP başta olsa şöyle değil de şöyle olacağına güveniyoruz? Bir-iki şey sayabiliriz, evet. Hiçbir hayatî ihtiyaca cevap vermeyen “medenîlik” kırıntıları, elbette bu partiyi iktidar yapmaya hiçbir zaman yetmeyecek.

Kılıçdaroğlu’nun halim selim davranışları, dürüst insan imajı, Deniz Baykal şirretliğinden sonra parti liderliğine getirdiği saygın hava, çok hayatî bazı soruların sorulmasını önledi, önlüyor. CHP’nin temel, yapısal meselelerini halledilmiş sanma yanılsamasına yolaçıyor. CHP bir sosyal-demokrat parti değil. Hiç olmadı. CHP’nin “sol” sanılması, sayılması, hem CHP’yi hem “sol”u melezleştiriyor. CHP ne?

Hayatî soru her zaman şu: Bir AKP seçmenini CHP’ye oy vermeye yöneltecek şey nedir? Buna bir cevap oluşturmazsa, dörtte birlik oy payını nasıl artıracak bu parti?

Burada konuyu baştaki şımarıklık meselesine de bağlayabiliriz. AKP ya da demokrasiye, çoğulculuğa, özgürlüklere en az onun kadar saygısız başka sağ partilere oy veren toplum çoğunluğundan oy almaksızın iktidar olmak mümkün değil. Bu, basitçe oyu şuna değil buna atmaya ikna etme değil, bir dönüştürme faaliyeti demek. Milyonlarca insanın bu partilere makarna-kömür karşılığı veya cahilliğinden oy verdiğini ya da zaten faşizmin kitle tabanı olduklarını ve öyle kalacaklarını varsayarak varabileceğiniz yer neresidir? Bu ülke içinde böyle bir yer olmadığı için mi vırt zırt “gidecem!” muhabbeti yapıyorlar?

Birileri hayatını ortaya koymuş, insanca yaşayabilelim diye canını dişine takmış uğraşıyor. Seçimde hile yapılmasın diye insanlar seferber oldu, meşakkat çektiler. Her adımını acı çekerek atan iki ayrı insana rastladım oy vermeye giderken; eşlerinin yardımıyla, güçlükle yürüyorlardı, hele çiftlerden birinin üstü başı ne kadar yoksul olduklarını ortaya koyuyordu. Niye çekiyordu bu acıyı bu insanlar? Bir şehirden ötekine on-on beş saatlik yolculuklar yapanlar, yurtdışından gelip oy atıp dönen, dünyanın parasını harcayanlar, bunlara ne için katlandılar?

Bu ülkede zor, hattâ korkunç zamanlar bitmez. Bildiğimiz şeyi yapacak, mücadele edeceğiz.

Bu yazı radikal.com.tr/ den alınmıştır

Ümit Kıvanç – Radikal70.ümit kıvanç

Gezegenin en büyük iklim felaketi Endonezya’da yaşanıyor

Gezegenin karşı karşıya olduğu tarihteki en büyük iklim felaketlerinden biri Endonezya’da yaşanıyor. Geçtiğimiz iki ay boyunca Endonezya ormanları ve turbalıklarındaki yangınlar daha önce benzerine rastlanılmayan boyutlara ulaştı.

25

Turbalık alanların yanmasından çıkan devasa duman bulutunun Borneo’daki görüntüsü 19 Ekim’de NASA’nın uydularına da yansıdı. Dumanın çapı yangının boyutu hakkında da ipucu veriyor.

29

Uzmanlar, yangının iklim değişikliğine etkisi konusunda da kaygılı. İçinde bulunduğumuz yıla kadar bu tür yangınlar Almanya’nın yıllık sera gazı emisyonlarından daha fazla bir miktarı atmosfere salıyordu. Endonezya yangınının sürdüğü 38 gün içinde salınan sera gazı emisyonu ise tüm Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin günlük harcadığı emisyon miktarını aşmış durumda.

30

Endonezya, orman yangınları ile yeni karşılaşmıyor. Her yıl kurak sezon olan Temmuz – Ekim ayları arasında bölgenin orman yangınları ile başı dertte. 2015’de ise tüm rekorlar altüst olmuş durumda. Bu sene daha şimdiden 120bin üstünde orman yangını tespit edildi.

George Monbiot
George Monbiot

İklim değişikliği üzerine yıllardır Guardian’daki köşesinde yazılar kaleme alan George Monbiot da Endonezya yangınları hakkında pek iç açıcı şeyler söylemiyor. Guardian’daki köşesinde 30 Ekim’de “Endonezya yanıyor, Peki neden Dünya başka tarafa bakıyor?” başlıklı bir yazı yayınlayan Monbiot, ekoloji felaketleri günbegün artarak devam ederken medyanın bu kara tabloyu görmezden gelmesini eleştiriyor.

Son orman yangınlarının Endonezya’da 5.000 kmkarelik bir bölgeyi etkilediğine vurgu yapan Monbiot, bu korkunç tablonun her gazetenin baş sayfasında, her köşe yazarının günlük köşelerinde yer alması gerekirken görmezden gelinmesini eleştirirken bölgedeki yangında ortaya çıkan karbondioksit miktarının ABD ekonomisini aştığı bilgisini de okurları ile paylaşıyor.

(Vox.com, Guardian, Yeşil Gazete)

 

 

 

Küresel iklim değişikliği anlaşması karbon fiyatlandırmasını içermeyecek

Samantha Page tarafından Think Progress‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Berk Öktem‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Aralık ayında Paris’te gerçekleşecek ve dünya çapında karbon salınım azaltımlarına şekil verecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) başkanı Christiana Figueres, Salı günü, iklim görüşmelerinin küresel karbon fiyatlandırmasını içermeyeceğini açıkladı.

Karbon fiyatlandırması IMF, Dünya Bankası, benzin ve doğal gaz şirketleri ve dünya liderlerini de içeren geniş bir paydaşlar kitlesinin desteğini kazanmakta.

Ancak Figueres, fiyatın ne olacağına ve bunun nasıl belirleneceğine karar vermenin görüşmelerin bu turu için fazla büyük bir zorluk olacağını belirtti.

“(Birçoğunun dediği gibi) karbon fiyatlandırmasına ihtiyacımız var ve (yatırım) karbon fiyatlandırması sayesinde çok daha kolay olacaktır. Ancak hayat bundan çok daha karmaşık” diyen Figueres “elimizdeki durum pek de böyle değil” diye de ekledi.

İklim politikaları uzmanları bu yorumlara pek de şaşırmadılar. Vatandaşların İklim Lobisi (Citizens’ Climate Lobby) küresel strateji direktörü Joe Robertson, Paris anlaşmasının 1992 sözleşmesinden beri oluşturulan geniş çerçevenin bir parçası olduğunu belirtti. Paris İklim Görüşmeleri hedefleri yasal olarak bağlayıcı sonuçlar üretmek, güçlü ulusal planlar oluşturmak, finansal taahhütler konusunda yol kat etmek ve üye ülkelerin karbon salınım azaltım hedeflerine ulaşmasını sağlayacak eylem platformları oluşturmak.

ThinkProgress’e konuşan Robertson: “Bu, süregelen çalışmaların bir sonraki aşamasıdır” dedi. Bunun Aralık’ta küresel ısınmaya son verecek olağanüstü bir anlaşma olmadığını söyledi ve “Bu mümkün değil. Dünya’nın yapmaya çalıştığı şey bu değil ve bu şekilde yansıtılmamalı” diye de ekledi.

ABD’de Paris konferansında iklim meselesine fiyatın dahil olması için kongre onayına ihtiyaç olabilir. ABD yasalarında yer almayan, ABD’nin faaliyetlerini kısıtlayıcı veya engelleyici uluslararası anlaşmalar ancak Kongre onayıyla kabul edilebilir.

Figueres’in Pazartesi günü işaret ettiği gibi, dünyanın birçok yerinde hâlihazırda kullanılmakta olan veya planlanmış fiyatlandırma mekanizmaları mevcut ve yenileri de beklenmekte. Küresel liderler, kar amacı gütmeyen kurumları ve şirketleri temsil eden Karbon Fiyatlandırması Önderlik Koalisyonu (Carbon Pricing Leadership Coalition), sözde eylem platformlarından birisi ve küresel ekonomilerin karbon fiyatlandırmasını uygulamasına yardımcı olacak. Koalisyonun amacı üye ülkelerin indirim sözlerine daha etkili bir şekilde ulaşabilmelerine yardımcı olmak. Bunu da vergiler, ücretler yada sınırla–pazarla sistemi yoluyla oluşturulacak, karbon fiyatlandırma mekanizmaları sayesinde gerçekleştirecek.

Bu arada, ABD eyaletleri de karbon azaltım planları geliştirmekte. Bu planların çoğu, Temiz Enerji Planı (Clean Power Plan) gerekliliklerini yerine getirmek için ekonomik olarak en verimli yöntemlerden olarak görülen sınırla-pazarla yada karbon ücretlendirme sistemini içerecek.

Karbon fiyatlandırma dünyası çok hızlı değişiyor. Bazı uzmanlar, küresel karbon ücretinden bahsetmekteler ve Çin, ABD ve AB sınırları içerisinde ücret almaya başlarsa, uygulamanın kısa sürede küreselleşeceğini savunuyorlar.

Geçen hafta ThinkProgress’e konuşan, önde gelen iklim bilimcilerden Jim Hansen’a göre “Sonuç verecek tek yol dünya çapında, bütün fosil yakıtların kaynağından çıktığı anda, yani ilk satışının yapıldığı madenden veya gümrükten girerken alınacak ve giderek artması gereken karbon ücretidir” dedi.

Robertson, dünyanın bu yönde ilerlediği düşünmekte. AB şimdiden sınır ücreti fikrini ortaya attı.

Robertson “Bunu ABD kongresinin anladığını biliyoruz. AB’nin anladığını biliyoruz. Çin’in anladığını biliyoruz.” diyor. “Önümüzdeki yıllarda bunun kaçınılmaz olduğu açık.”

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Samantha Page

Yeşil Gazete için çeviren: Berk Öktem

(Yeşil Gazete, Think  Progress)