Ana Sayfa Blog Sayfa 3574

Bisiklet yolları, istasyonları ve park yerlerine dair yönetmelik yürürlüğe girdi

Şehir içinde ulaşım amaçlı bisiklet kullanımını arttırmayı hedefleyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik, resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, şehir içi yollarda bisiklet yolları, bisiklet istasyonları ve bisiklet park yerleri tasarımına ve yapımına dair yönetmelik; şehir içi yollardaki bisiklet yolları, bisiklet istasyonları ve bisiklet park yerlerinin tasarım ve yapım kurallarını, bisiklet yollarının şehir içi yollara entegrasyonunu, bisiklet istasyon ve bisiklet park yerlerinin işletilmesini kapsıyor.

61

Ayrıca yönetmeliğe göre bisiklet yollarında 25km/saat hız sınırı uygulanacak. Şu an kullanılan ve yönetmeliğe uymayan bisiklet yolları ise 5 yıl içinde uygun hale getirilecek.

Yönetmeliğin tamamını Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü’nün websitesinden inceleyebilirsiniz

Yeni yönetmeliğin öne çıkan bazı maddeleri şöyle;

  • Bisiklet yolları, kullanıcılarının ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak ve trafik akış sistemi içerisinde kavşak ve yol ayrımlarındaki geçişlerini güvenli bir şekilde sağlamak amacıyla öncelikli olarak topoğrafyanın müsait olduğu yerlerde yapılır ve ulaşım noktalarını ve yerleşim yerlerinin merkezi bölgelerini birbiriyle irtibatlandıracak bir ağ oluşturacak şekilde tasarlanır.
  • Bisiklet yolları, bisikletlilere beklenmedik durumlarla karşılaştıklarında durmak için gerekli reaksiyon ve frenleme mesafesini sağlayacak duruş görüş mesafesine göre tasarlanır.
  • Bisiklet yolları uzun ömürlü mavi renkli boya ile boyanır.
  • Bisiklet yolları, tek yönlü yollarda motorlu taşıt trafiği ile aynı yönde yolun sağında ve tek yönlü olarak veya yolun sağında iki yönlü olarak; iki yönlü yollarda yolun her iki tarafında, motorlu taşıt trafiği ile aynı yönde tek yönlü olarak; bunun gerçekleştirilemediği kısımlarda ise yolun bir tarafında çift yönlü olarak gerekli ölçülere uygun şekilde tasarlanır.
  • Trafik güvenliği göz önüne alınarak en az 60 cm genişliğinde ve en az 10 cm yüksekliğinde bir refüjle bisiklet yoluyla taşıt yolu birbirinden ayrılır.
  • Bisiklet yolları için hız sınırı azami 25 km/sa olarak uygulanır.
  • Bisiklet yollarının önünde yaya güvenliğini tehlikeye sokacak yerlere hız kesici engeller konulur. Su tahliye ve benzeri amaçlı mazgallar ise bisiklet tekerleklerinin boşluk bölümlerine girerek meydana gelecek kazaların önlenebileceği şekilde tasarlanır.
  • Trafik ışıkları ile ilgili gerçekleştirilen düzenlemelerde, bisikletlilere sağlanan kolaylıklar ve tercih olanakları, çıkmaz sokaklar, tek yönlü sokaklar, yaya bölgeleri ve benzeri özel durumlar özel trafik işaretleri ile belirtilir.
  • Bisiklet kullanımının ulaşım amaçlı hale getirilebilmesi amacıyla yetkili kurumlarca planlı bisiklet yollarının toplu taşıma ağlarına (metro, tren, otobüs, vapur ve benzeri) bağlanacak şekilde bütünleşmesi sağlanır.
  • Bisiklet istasyonları ve bisiklet park yerleri, bisikletlerin belirli bir düzende, güvenli bir şekilde kilitlenip sabitleştirilmesini sağlayıcı bisiklet kilit mekanizmasını içerir ve bisikletlerin park yerlerine kolayca yerleştirilebilecek ve çıkarılabilecekleri şekilde tasarlanır.

(Cyclist Mag)

Karaburun’da “Sarpıncık RES” projesine iptal kararı

Karaburun halkının yerel idare, sivil toplum kuruluşları, çevre örgütleri ve ÇEHAV (Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları) desteği ile açtığı davada sonuç belli oldu. Çalık Enerji’ye ait “Sarpıncık RES” projesi için İzmir Valiliği tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı İzmir 5’inci İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.

49

Bölge İdare Mahkemesi’nin diğer çevre davalarına da emsal olabilecek bu kararının ardından yapılan yazılı açıklama ile kamuoyuna seslenen Karaburun Kent Konseyi, Yarımada halkı tarafından yürütülen mücadele sürecinin devam edeceğini duyurdu. Kent Konseyi’nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Karaburun Yarımadası’nda bu ölçüsüz ve adaletsiz RES yatırımlarını durdurmak için başlayan hukuk mücadelesi, 28/01/2015.tarihinde yapılan Karaburun Kent Meclisi toplantısında ortaya çıkan ortak görüşle,“Yurttaş Davaları”na dönüşmüştür. Sarpıncık RES Projesi, ÇED Olumlu Kararının İptali istemiyle açılan dava ilk yurttaş davasıdır.

Yarımada’da kurulu RES’lere ilave olarak kurulacak yeni bir RES’in çarpan kümülatif etkiyle Yarımada’nın ve Sarpıncık-Hasseki bölgesinin sahip olduğu doğal/kültürel/ekonomik değerlerin geri dönüşsüz biçimde yok olmasına neden olacağı açıktır. Bu nedenle, Sarpıncık RES Projesiyle ilgili ÇED sürecinin her aşamasında, Karaburun Belediye Başkanlığı ve Kent Konseyi, itirazlarını ayrıntılı raporlarla ilgili Bakanlıklara iletmişti. Halk Projeye şiddetle karşı çıkışını, Projenin sözde “Halkın Katılımı” toplantısını protesto ederek ve katılmayarak ifade etmişti. Karar dosyasında yer alan davalı T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı savunmasında “…halkın katılımı toplantısının düzenlendiği ancak, halk ilgi göstermediğinden sunum yapılamadığı ve toplantının sona erdiği…” ifade edilmiştir.

Karaburun Yarımadası yaşayanlarının davalarıyla çok yakından ilgili olduğunun bilinmesini isteriz. Davanın 19 Ekim’de yapılan duruşmasında da, Karaburun Yurttaş Davacıları, Belediye Meclisi üyeleri, Kent Konseyi ve yerel STÖ temsilcileri ve EGEÇEP hep birlikte mahkeme salonundaydı. Duruşmanın ertesi günü, T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sarpıncık RES için yeni bir ÇED Raporuyla yeniden “İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK)” toplantısı yapılacağını duyurdu. Bakanlık, 13/02/2009 tarihli bir Genelgeye dayanarak, Çalık Enerji’nin talebi üzerine yeniden düzenlenen revize ÇED raporunu değerlendirmeye almış ve 27/10/2015 tarihinde İDK toplantısı yapılmıştır.

Şimdi, Mahkeme, 2009 tarihli Genelge kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan bir iptal kararı verdi. Mahkemenin bu iptal kararına rağmen, yeni bir ÇED süreci yürütülerek yeniden ÇED Olumlu Kararının verilmesi halinde yetkililer hakkında mahkeme kararlarını uygulamamak nedeniyle suç duyurusunda bulunacağız. Karaburun Yarımadası’nda bu ölçüsüz RES yatırımlarına karşı açılmış olan 11 dava sürmektedir. Verilen mücadele sadece bir çevre mücadelesi olmaktan çıkmış, tüm canlıları kapsayan bir yaşam hakkı ve kırsal kalkınma olanaklarını savunma mücadelesine, yaşam mücadelesine dönüşmüştür.

Lodos firmasının sahibi olduğu Karaburun RES Projesi’nde Mahkemenin verdiği üretim lisansının iptali kararından sonra Sarpıncık RES Projesi için verilen iptal kararı da Yarımada halkı ve bileşenlerinin haklılığını bir kez daha göstermiştir. Karaburun yaşayanları olarak, Yarımadamızın, doğasını, tüm canlıların yaşamını, insan sağlığını, bugününü ve geleceğini, kendi doğal-ekonomik değerlerine dayalı kalkınma isteğini yok sayarak enerji üretim alanına dönüştürülmesine karşı bugünümüz ve gelecek kuşaklar adına davacıyız ve davacı olmaya devam edeceğiz. Başta ÇEHAV olmak üzere emeği geçen herkese içtenlikle teşekkür ediyoruz.”

(Ege’de Son Söz)

 

Uluslararası Sosyal İçerme Konferansı, Ankara’da başladı

Uluslararası Sosyal içerme Konferansı, Ankara’da bugün (5 Kasım Perşembe) başladı. Konferansı internet sitesi üzerinden canlı olarak takip etmek mümkün. Canlı yayını bu link üzerinden izleyebilirsiniz

Foto: Koray Doğan Urbarlı - Yeşil Gazete
Foto: Koray Doğan Urbarlı – Yeşil Gazete

Kaos GL, Türkiye ve dünyadan üst düzey bürokratları, siyasetçileri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini LGBTİ hakları odağında cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık politikalarını tartışmak üzere Ankara’da bir araya getirdi. Uluslararası Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal İçerme Konferansı, 5-6 Kasım’da üst düzey Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Bİrliği yetkililerinin yanı sıra; Türkiye’den ve diğer ülkelerden milletvekili ve belediye başkanlarına ev sahipliği yapıyor.

Yüksek sembolik ve siyasi değeri olan bir uluslararası buluşma niteliği taşıyan Konferans, Birleşmiş Milletler’in 2016-2020 Türkiye Kalkınma İşbirliği Stratejisi öncesinde değerli bir açılım beyan edecek; stratejinin cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal içerme boyutlarını kapsayarak LGBTİ bireylerin hakları ile ilgili konulara ilişkin uygulamalarını destekleyecek.

Konferans ayrıca, 2015 Kasım’ında gerçekleşecek Türkiye genel seçimlerinin ardından, yeni seçilen milletvekilleri için verimli bir diyalog ortamı sağlayacak; uluslararası ve ulusal düzeylerde LGBTİ’lerin insan hakları meseleleri ile ilişkilenmeleri ve liderlik üstlenmeleri için fırsat yaratacak.

Konferansa kimler katılacak?

47

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ulrike Lunacek ve  İsveç Kültür ve Demokrasi Bakanı Alice Bah Kuhnke’in video konferans yoluyla katkı sunacağa konferansın başlangıç oturumunda, Avrupa Konseyi LGBT Kişilerin Hakları Genel Raportörü Jonas Gunnarsson, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Kamal Malhotra,  Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye Temsilcisi, Karl Kulessa, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı, Béla Szombati, Birleşik Krallık Ankara Büyükelçisi, Richard Moore konuşacak.

Konferansa Türkiye’den ise aralarında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Aylin Nazlıaka, CHP Milletvekili Mahmut Tanal, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Beyza Üstün, Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar ve Akdeniz Belediye Başkanı Yüksel Mutlu’nun da olduğu çok sayıda siyasetçi katılacak.

 

(Kaos GL, Yeşil Gazete)

 

Nijeryalılar plastik şişeler ve çamurla çevre dostu evler inşa ediyor

Amanda Froelich tarafından True Activist‘te yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Mehmet Ender‘in çevirisiyle  sunuyoruz.

***

Bu rengarenk evler kurşun, ateş ve depreme karşı dayanıklılar. Konforlu bir oda sıcaklığı da sunan evler karbon salımı yapmıyorlar ve enerjilerini güneş ve çöpten kazanılan metan gazıyla sağlıyorlar.

Andreas Froese/ECOTEC
Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC

Plastik heryerde. Doğrusu, çevremiz o kadar plastiğe boğulmuş durumda ki, araştırmalar 2050 yılına kadar gezegendeki tüm kuşların %99’unun bağırsaklarında plastiğe rastlanacağını öngörüyor.

İnsanları yalnızca daha az plastik kullanmaya ikna etmek yeterli değil. Plastiğin kullanılma amacı değiştirilmeli ve yeni kullanım alanlarıyla atık sahalarından uzaklaştırılmalı. Bilgilendirici veri grafiklerine, duygusal istatistikler ve geri dönüşüm programlarına rağmen, birçok ülke, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, plastikleri özensizce atık sahalarına göndermeye devam ediyor.

Bu talihsiz gerçeklik, birçoklarını yaratıcılıklarını toplumun atık yan ürünleri üzerinde gösterme konusunda teşvik ediyor. Bazıları plastik atıkları harika heykellere dönüştürmek ve konuyla ilgili farkındalığı arttırmak için kullanırken bazıları da kullanım amacını tamamen değiştirerek çevre dostu evler inşa etmek için kullanıyor.

Phys.org’un bildirdiğine göre Nijerya’daki barınma sorunu o kadar kötü bir hal aldı ki, bu sıkıntının giderilmesi için 16 milyon daireye ihtiyaç var. Geleneksel evlerin yapımının maliyeti çok yüksek olduğu için yerel halk, iki sivil toplum örgütünün önerdiği plastik şişeden ev fikrini benimsemiş durumda.

Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC
Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC

Bu çözüm yalnızca ev yapma maliyetini düşürmüyor, ayrıca çevreye de faydalı.

Andreas Froese/ECOTEC
Andreas Froese/ECOTEC

Kaduna merkezli sivil toplum örgütü “Yenilenebilir Enerjiler Derneği” ve Londra merkezli “Africa Community Trust” örgütü tarafından oluşturulan proje hem evsizlik sorununa hem de çevreye yardımcı olma noktasında iki çözüm birden sunuyor. Atık sahalarında daha az plastik atık bulunmasını sağlamanın yanı sıra, evler sıfır karbon emisyonu üretecek şekilde tasarlanıyor.

Ek olarak ev, enerjisini tümüyle güneş panelleri ve insan ve hayvan atıklarının geri dönüşümüyle kazanılan metan gazı ile sağlıyor.

Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC
Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC

Şişelerden iki odalı bir ev yapmak için, işçiler plastik şişeleri önce kumla dolduruyor ve şişeleri bir arada tutmak için çamur ve çimento kullanıyorlar. Bu külden yapılma bloklardan daha sağlam bir duvar oluşturuyor.

Hepsi bu değil: Bu rengarenk evler kurşun ve ateş geçirmez olduğu gibi depremlere karşı da dayanıklı. Ayrıca tüm sene boyunca komforlu bir oda sıcaklığı sağlıyor.

Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC
Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC

Bu yapılar kum dolu şişelerin ağırlığı nedeniyle en fazla üç kata kadar çıkabiliyor ve tabi ki kullanılan şişelerin muhteşem çeşitliliği sayesinde her bir ev eşsiz ve aydınlık bir görünüm kazanıyor.

İki odalı bir evin tamamlanması için 14.000 şişe gerekiyor. Nijerya günde 3 milyon şişeyi çöpe atıyor. Açıkça görünüyor ki her bir bireyin bu evlerden yapabilmesi için yeniden değerlendirilebilecek pek çok şişe bulunuyor.

Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC
Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC

En azından Nijerya günde 130 milyon şişeyi çöpe atan Amerika Birleşik Devletleri kadar savurgan değil. ABD’de çöpe atılan toplamda yıllık 47 milyar şişenin yaklaşık %80’i atık sahalarına gidiyor.

Off Grid World’ün aktardığına göre, eğer ABD bu şişeleri Nijerya gibi yerlerde ev yapmak için kullansaydı, günde 9.257 ev yapılabilirdi. Bu da yıllık yaklaşık 3,4 milyon eve tekabül ediyor. Sokaklarda yaşayan 3,5 milyon kişi göz önüne alındığında, bu çözüm evsizlik sorununa bir çare olabilir mi?

Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC
Fotoğraf: Andreas Froese/ECOTEC

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Amanda Froelich

Yeşil Gazete için çeviren: Mehmet Ender

(Yeşil Gazete, True Activist)

Eleştirel Düşünce ve Sol – Ferdan Ergut

CHP’nin, MHP’nin seçim yenilgisinden ne sonuç çıkartacakları onları ilgilendirir. Beni HDP ilgilendiriyor. Fakat ortada seçim başarısızlığından daha ciddi bir sorun var: Sol olarak eleştirel düşünceyle olan ilişkimizi kaybetmeye başladık sanki… Eleştirel düşünce olmadan da hiçbir şeyden önümüzü açacak hiçbir sonuç çıkarmamız mümkün olmayacak.

“Eleştirel düşünce” ise tek kişinin ya da “yetkililerin” oluşturacağı bir düşünce biçimi değil; olamaz. Açık ve özgür bir kamusal alan gerektirir. Oysa eleştirel düşünceyle karşı karşıya kaldığımızda çok savunmacı bir pozisyon alıyoruz. İlk akla gelen argüman, en rahatsız edici olanı: “Partinin yetkili kurulları var; onlar gerekeni yaparlar”! Bundan daha sağcı bir argüman düşünmek zor!

Eleştirel düşünce solu sol yapan en önemli değerlerdendir. Bu kadar değersizleştirilmesi, ayağımıza vurduğumuz bir pranga… Tekrar edeyim: Bizi ilerletecek olan gönül ferahlığı ile herkesin fikrini ve eleştirisini yapacağı kamusal alanı kurmaktır. Her ne gerekçe ile olursa olsun bu alanı daraltmaya çalışan -ya da o sonucu doğuracak- her tavır solu geriletir. Eleştirel düşünceyi sadece “yetkili kurullara” havale ederek değil; şu şekillerde de boğmaya çalışıyoruz: i) “sorunları kendi aramızda konuşuruz; kamuya faş ederek olmaz”, ii) “bu eleştirinin arkasında acaba nasıl gizli bir gündem var?”, iii) “çetin bir mücadelenin içindeyken şimdi sırası değil”.

Bu ve buna benzer tavırların kötü niyetten kaynaklandığını düşünmüyorum. Tam tersine bütünüyle iyi niyetli; ve sorunun esas kaynağı da bu! Çok kıymet verdiğimiz örgütlerimizi canımız gibi koruyoruz, onları pamuklara sarıp sarmalıyoruz, onları her türlü eleştiriden muaf tutmak istiyoruz. Bu büyük bir sorun; zira tam da yukarıda söylediğim eleştirel düşünceye bakışımızı ele veriyor. Eleştirinin zarar verici bir faaliyet olduğunu düşünüyoruz çünkü. Eleştirinin ilerletici değil, geriletici olduğunu; yapıcı değil yıkıcı olduğunu düşünüyoruz. Eleştirel düşünceye bu kadar mesafeli durmak, sola uymaz! Eskilerin deyimiyle “sağ sapma” budur.

Oysa birbirimizin eleştirilerine ihtiyacımız var. Hiçbirimiz hakikatin anahtarını elinde tutmuyor. Birbirimizin sözlerine muhtacız. Fikirler, eleştiriler dolaşıma çıktıkça kendi söylediklerimize geri döneceğiz, onları değiştireceğiz. Belki yeni bir duruma evrileceğiz. Demokratik bir kamusal alan olmadan hiçbirimiz bunu gerçekleştiremeyiz. Böyle bir alana ise en çok örgütlerimizin ihtiyacı var. “Örgüt aklı” örgüte bırakılamaz; bırakıldığında kadük olur. Örgüt aklı, kamusal akıldan süzülüp gelmelidir. Özgür bir kamusal alanda, tartışmaların sonucunda –neredeyse kendiliğinden- ortaya çıkacak, kimlere ait olduğu bile belli olmayacak fikirler manzumesinin örgüte taşınmasını sağlayacak mekanizmalara ihtiyacımız var. En başta da hakikatin tekeline sahip olmadığını bilen, kamusal alana kıymet veren ve orada oluşacak fikirlerden öğrenmeye kararlı bir zihniyete ihtiyacımız var.

Aslında bu sürecin zor da olsa pratikte işlediğini de gördük: PKK’nin şiddete son vermesi, AKP’yi kendi yarattığı şiddetle baş başa bırakması gerektiğine dair eleştiriler yükselmeye başladığında bunun ne kadar etkili olduğu bizzat KCK’nin yaptığı saldırmazlık açıklamasında görüldü. O açıklamada “çevremizden gelen eleştirileri de dikkate alarak” bu kararı aldıkları yazıyordu. Elbette çok geç bir açıklamaydı; önce olsaydı etkisi çok daha fazla olacaktı. Ama tartıştığımız konu bağlamında iki şeyi gösteriyordu: i) kamusal alanda dile getirilen fikirler, belirli bir birikim oluşturuyor ve bu birikim bir noktadan sonra hiçbir özneye indirgenemeyecek yapısal bir hal alıyor. Politik öznelerin yararlanabileceği, fırsata dönüştürebileceği –ya da görmezden gelebileceği elbette!- bir kaynak haline geliyor ve ii) eğer bu alanı çok daha önceden kurabilseydik ve alan kurulmaya başladığında yukarda söylediğim gerekçelerle eleştiriden geri duranlar da böyle yapmayıp sürece katılsaydı daha erken sonuç almak da mümkün olabilirdi.

Eleştirel düşünceyi, pratik sonuçlarıyla savunmak istemem. Böyle bir sonuç doğurmasaydı da değerli bir faaliyettir! Eleştirinin “içeriden” mi “dışarıdan” mı yapıldığını; “ötekileştirmeye” dönük olup olmadığını anlayacak ferasete hepimiz sahibiz. Sözün özü, sol siyasetin ölçüsü eleştiri zemininin genişliğidir. Ferasetimize güvenelim ve o zemini genişletebildiğimiz kadar genişletelim. Ön yargılarımızdan başka kaybedecek bir şeyimiz yok!

43

 

Ferdan Ergut

Guinness biralarından “Vegan içerik” açıklaması

İrlanda’nın dünyaca bilinen siyah bira markası Guinness, 256 yıllık bir geçmişin ardından içeriğinde bulunan balık jelatinini çıkartarak vegan bira üreteceğini açıkladı.

Gaia Dergi’den Burak Avşar’ın Ecorazzi.com’dan alıntılayarak aktardığı habere göre vegan ve vejetaryenleri sevince boğan bu haber kimse için sürpriz olmamalı. Guinness biralarının içeriğindeki balık jelatininin kaldırılması için düzenlenen imza kampanyalarının ardından bu sonuç beklenen bir durum.

42

Guinness’in bira fabrikalarında filtreleme işlemleri için kullanılan balık jelatini, 2016 itibariyle bira içeriğinde bulunmayacak. Bununla birlikte Guinness yetkilileri konu hakkında çelişkili açıklamalar yaparak balık tutkalının içerikten tamamen kaldırılmasının garanti olmadığı yönünde açıklamalar yapıyor.

The Times gazetesine konuşan Guinness basın sözcüsü, yeni bir filtreleme merkezi için yer aradıklarını belirtirken bu merkezin tamamen vegan dostu olacağını söylüyor. Açıklamalara göre, yeni sistem 2016 yılında yürürlüğe girecek.

Dünyada 150’den fazla ülkede satılan Guinness biralarından günde 10 milyon bardak tüketiliyor. Guinnes’in bu açıklaması sonucu yeni uygulaması hayata geçtiğinde veganlar ve vejetaryenler de Guinness marka bira tüketebilecek.

 

(Gaia Dergi, Ecorazzi, The Times)

 

Kaz Dağları köylüleri el ele, geçit yok altın madencilerine!

“Altın madenine karşıyız” dediler, bunu alkışlarla, sloganlarla, tenekelere vura vura herkese ilan ettiler. Doğduklarından beri yaşadıkları, eşsiz doğasıyla nefes aldıkları, suyuyla, toprağıyla tarım ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağladıkları Kaz Dağları’nda altın cevheri çıkarmak isteyen Pumice Madencilik şirketine, altın madenine izin vermeyeceklerini gösterdiler.

kazdağı

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi Kısacık Köyünde “Altın Madeni Ocağı ve Kırma – Eleme Tesisi” projesi için 2013 yılından beri işletme ruhsatı olan Pumice Madencilik adlı şirket, büyük kısmı orman ve bir kısmı şahıs arazisi olan, Kısacık, Baharlar, Güzelköy, Akçin, Dağahmetçe ve Koşuburnu köylerini ve Akçin Göleti’ni de etkisine alan yaklaşık 920 dönümlük alanda altın cevheri çıkarmak için kolları sıvıyordu ki köylülere takıldı.

12212510_10153700522851585_988228717_n

3 Kasım Salı günü Kısacık Köyünde yapılacağı duyurulan ÇED Halkın Katılımı Toplantısı, Kaz Dağları köylülerinin ve çevre il ve ilçelerden gelen çevrecilerin protestolarıyla yapılamadı.

12109245_10208460108849042_1952528212637050998_n

ÇED başvuru dosyasında yazanlara göre şirket açık işletme tekniği ile Kaz Dağları’nın eteklerinde patlatma yaparak ve toprakta basamak halinde oyuklar açarak cevheri yerinden sökecek, 37 yıl boyunca toplam 56 milyon 284 bin ton cevher çıkarıp bunun sonucunda oluşacak aynı miktardaki ekonomik olmayan kayacı bölgede bırakacak, kırma eleme tesisinde kırdığı cevheri piyasaya satışa sunacaktı. Dosyada ne kadar ağaç kesileceğine ve ne kadar su kullanılacağına dair bir bilgi yer almazken, en yakını 380 metre mesafedeki yerleşim yerleri, patlatma sarsıntılarından bir gün köyü terk etmek zorunda kalmaktan, Akçin Göleti’nin kirlenmesinin tarım ve hayvancılığın sonu olmasından korkuyordu. Üstelik şirketin ileride daha önce başka köylerde yaşandığı gibi cevher zenginleştirme tesisi başvurusuyla kapasitesini arttırması ve altını orada işlemesi olasılığından Bergama Ovacık ve Uşak Kışladağ gibi olmaktan endişe duyuluyordu.

DSC_0767

İşte toplantıya katılarak tüm bunları anlatmak, altın madeni istemediklerini, köylerini terk etmeyeceklerini şirket yetkililerine de duyurmak üzere toplantı saatinden önce çevre köylerden yola koyulanlar, Kısacık köyüne varmadan önce yol üzerinde buluştu.

12212069_1080493218636793_1942946125_n

Güzelköy, Koşuburnu, Dağahmetçe ve Akçin köylülerine Çanakkale ve Küçükkuyu’dan gelen çevrecilerin de katılmasıyla büyüyen grup, pankartlar, alkışlar ve sloganlar eşliğinde Kısacık’a girerek toplantı alanına kadar yürüdü.

Köylüler toplantıya alınmadı

12187868_10208460093328654_8162439872428935735_n

Kahvehanenin önünde sloganlarla altın madeni şirketini ve madenden yana tavır takınan Kısacık muhtarını protesto eden köylüler ve çevreciler, ÇED toplantısına katılmak üzere içeriye girmek istedi. Jandarma buna izin vermeyince ve Kısacık köylülerinin bir kısmının önceden içeriye alındığı görünce kalabalık bu duruma tepki gösterdi.

DSC_0742

Gerilimin yükseldiği dakikalarda toplantı salonuna girmek isteyen köylülerle içeride olan bazı Kısacıklılar arasında arbede çıktı. Koşuburnu köylülerinden ikisi hafif yaralandı. Kahvehanenin kapısının kilitlenmesi üzerine dışarıda kalan 300’e yakın kişi sık sık içeri girerek toplantıya katılmak istediğini tekrarladı.

DSC_0822

“Madenci şirket, Kazdağını terket”, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Altın medeni istemiyoruz.” “Kapıyı açın.” sloganlarıyla, alkışlarla  köy meydanını inleten köylüler, kapıdan ayrılmadı. Bu esnada jandarmanın kahvehanenin arka penceresinden sunum yapacak yetkilileri ve bilgisayarlarını alması büyük tepki topladı.

Altın madenine  karşı, kadın dayanışması

DSC_0826

Altın madencilerini protesto eden, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu köylüler, kendilerinden habersiz toplantı başlamasın ve itirazlarına rağmen yapıldı denilerek imza altına alınmasın diye gözünü kapısı kilitli kahvehanenin penceresinden ayırmadı. Toplantıya torunuyla gelen 58 yaşındaki Senem Ürer,”Ben doğayla iç içe yaşamaya alışmışım, 3 yaşındaki masum çocuğun yaşamasını istiyorum. Havamız çok güzel, neden altın madeni hayatımızı zehirlesin, sadece kendim için, tüm memleket için söylüyorum, altın madenine hayır!” dedi.

DSC_0789

Koşuburnu köyünden gelen 22 yaşındaki Ferdi Kızgın, “İş vaadiyle kandırıyorlar. Toprağımız, sağlığımız gittikten sonra ne yapalım madendeki işi? Ben çiftçilik yapıyorum, domates yetiştiriyorum ve hep devam etmek istiyorum. Karşıyız.” dedi.

DSC_0734

Kahvehanenin önünde bekleyen kalabalık adına, tek bir kişinin dahi dışarıda kalmaması koşuluyla herkesin toplantıya katılmak istediği, köylülerin altın madeni istemediği, ÇED toplantısına isteyen herkesin katılabileceği ve dışarıda bekleyen köylülere rağmen içeride bekletilen köylülerle yapılacak toplantın geçersiz olacağı açıklaması yapıldı.

12191547_10208460132929644_7641945820791993385_n

Sloganlarını, teneke çalmayı ve protesto ve alkışlarını devam ettiren köylüler kapının önüne etten duvar örerek Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerini içeri sokmama kararı aldı. Kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlı altın madenine karşı çıkan ve toplantıya katılarak itirazlarını yetkililere de iletmek isteyen, bu gerçekleşmediği için heyecanla protestoya devam eden köylülere sonunda bekledikleri haber geldi. ÇED toplantısı iptal edildi.Kararı alkışlarla karşılayan grup toplantı tutanağı imzalanana ve kendilerine okunana dek kahvehanenin önünü terk etmedi.

“Köylünün fendi, madenciyi yendi!”

DSC_0743

DSC_0749

İda Dayanışma Derneği ve Çanakkale İl Genel Meclisi Üyesi Hicri Nalbant, toplantı tutanağının “Toplantı yerinin çok kalabalık olduğu görülmüş olup, tepkilerle karşılaşılmış ve bilgilendirilmek istemediklerini belirtmişlerdir. Bu nedenle bilgilendirme yapılmamıştır.” ifadesiyle imza altına alındığını açıklayınca rahat bir nefes alan köylüler, dayanışmayla ve direnişle elde ettikleri zaferi alkışlarla kutladı.

12207558_10153700510776585_533127453_o

 Zafer pozu verilirken, bu kez “Köylünün fendi, madenciyi yendi.” Kadının fendi, madenciyi yendi” sloganları atıldı. Kaz Dağları bir kez daha altın madeni tehdidine karşı kadınların en önde olduğu bir savunmayla el ele vererek toplantıyı iptal ettirmeyi başardı. Kaz Dağları Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ile İda Dayanışma Derneği, nöbete devam edeceklerini ve köylülere rağmen ÇED olumlu kararı almaları halinde köylülerle omuz omuza ve hukuk yoluyla mücadeleye devam mesajı verdi. Kaz Dağları köylüleri, altın madencilerine dünya değeri dağlarını, sularını, temiz havalarını, yaşam haklarını vermeyeceklerini, kadın dayanışmasıyla el ele vererek bir kez daha gösterdi.

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

Adana’da “Kömür Santralleri, İklim Krizi ve Yeşil Politikalar” paneli

Adana Seyhan Kültür Merkezi, 7 Kasım Cumartesi günü “Kömür Santralleri, İklim Krizi ve Yeşil Politikalar“ı paneline ev sahipliği yapıyor.

Yeşil Düşünce Derneği, Adana Çevre Platformu ve İklim İçin Ben de Varım kampanyasının ortak organizasyonunda gerçekleşecek panele katılacak ekoloji aktivistleri Çukurova bölgesindeki termik santral tehdidi üzerine bilgilendirmede bulunacak. Panele İstanbul ve Diyarbakır’dan katılan konuşmacılar da fosil yakıtların gezegenin karşı karşıya bıraktığı yıkım üzerine sunum yapacaklar.

37

Adana bölgesinde güney’de Yumurtalık’ta çalışan İsken Termik Santrali‘nin yanına on iki tane daha kömürlü termik santral yapılması planlanıyor. Hemen yanında, Erzin’de, İskenderun körfezinde termik santrallere karşı mücadele güçlenerek devam ediyor. Kuzey’de Tufanbeyli’de Afşin’de, Doğu’da Silopi’de termik santraller zehir saçmaya devam ediyor. Termik santraller bu coğrafyaya dört bir yandan saldırıyor.

“Kömür Santralleri, İklim Krizi ve Yeşil Politikalar” panelinin programı

38

13.00-14.30

İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı Ümit Şahin
“Enerji Politikaları ve İklim Değişikliği”

İTÜ Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı
“Fosil Yakıt Teşvikleri ve Kömürün Ekonomisi”

Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Ful Uğurhan
“Termik Santrallerin Halk Sağlığına Etkisi”

14.30-15.00 Ara

15.00-16.30
Yerel Kömürlü Termik Santral Mücadeleleri

Mezopotamya Ekoloji Hareketi Amed Ekoloji Meclisi Önder Özbey
“Kaya Gazı”

Adana Çevre Platformu Yaşar Gökoğlu
“Adana’da Kömür Santralleri”

 

Facebook etkinlik sayfası

Konferansa Ulaşım:
Seyhan Kültür Merkezi İstiklal Metro İstasyonu’na çok yakındır. Turhan Cemal Beriker Bulvarı üzerinde olması ve Kuruköprü’ye çok yakın olması dolayısıyla da, otobüs ve dolmuş ile de ulaşılması çok kolaydır.

Konferansa trenle gelmek isteyenler için, Kültür Merkezi, Merkez Tren İstasyonu’na Ziyapaşa bulvarı üzerinden 15 dakika yürüme mesafesindedir.

 

(Yeşil Gazete)

 

Seçmen Tercihlerini ayranın fiyatı ve ineğin ne içtiği üzerinden yorumlamak – Ulaş Bayraktar

Bu satırları 7 Haziran seçimlerinin hemen arifesinde kaleme alıyorum. Partilerin alacakları oy oranları ve özellikle HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği sorusu siz bu satırları okurken artık tedavülde olmasa gerek. Şimdi, ortaya çıkan seçim sonuçlarını belirleyen etkenler uzun uzadıya ele alınıyordur. Liderlerin, adayların, partiler ve partililerin, taraflı ve tarafsızların, seçim programlarının, kampanyaların, ülkenin ve gezegenin sosyo-ekonomik, siyasi ve diplomatik gündeminin -ve hatta yıldızların konumunun- bu tablonun ortaya çıkmasında ne derece ve nasıl etkisi olduğuna dair derin analizler televizyon ekranlarını, internet sayfalarını ve gazete/dergi sütunlarını istila etmiştir. Muhafazakârların, milliyetçilerin, sosyalist ve sosyal demokratların, liberallerin, Kürtlerin, Alevilerin, sermayenin, işçinin, kadınların, gençlerin, şehirlilerin kime, neden oy verdiğine dair bir sürü hipoteze maruz kalıyor olmalısınız.

Aynı şekilde, adaylar ve parti yöneticileri de kapalı kapılar ardında onca yatırıma, vaade, reklama ve toplantıya rağmen bazı yerlerden neden bekledikleri oyu alamadıklarını düşünmekle meşguldürler herhalde. İşsizliğin ve iş kazalarının o kadar yüksek olduğu bir seçim bölgesinde hükümet partisinin aldığı oyların yüksekliği, onca büyük proje ve yatırımın yapıldığı başka bir yerde ise düşüklüğü anlaşılmaya çalışılacak. Sık sık da cehalete, akılsızlığa, körlüğe yapılan imalara rastlanıyordur.

Peki ilk bakışta pek de mantıklı gözükmeyen böylesi seçmen tercihlerinin rasyonalitesini anlamak mümkün olamaz mı? Bu soruya cevap vermek için tercih ve karar mekanizmalarına daha yakından bakmanın yararı olabilir.

&

Nobel Ödüllü Daniel Kahneman çok satan “Thinking, Fast and Slow” (Düşünmek, Hızlı ve Yavaş) (2) başlıklı kitabında insanın iki farklı muhakeme ve karar sistemin var olduğunu iddia eder. İlk sistem gayri ihtiyari olarak, hızla ve çok az emekle işleyen bir mekanizmaya dayanır. Refleksvari işleyen bu sistem, çok fazla düşünmeden, kafa yormadan bir yargıya ulaşmamıza ve bir karara varmamıza izin verir. Çirkin bir şey görünce yüzümüzü ekşitmemiz, hüzünlü ya da mutlu bir ifadeyi fark etmemiz, küçük bir mimikten karşımızdakinin düşüncesini anlayabilmemiz ya da temel aritmetik işlemleri yapabilme gibi tepki ve düşünceler bu mekanizmanın eseridir.

36.Thinking_Fast_and_Slow

İkinci sistem ise daha karmaşık zihinsel faaliyetler ve hesaplamalarda devreye girer. Bir hareketi gerçekleştirmeden neyi, nasıl yapacağımızı düşünmemiz bu sistemin işleyişine bir örnektir. Dans etmeyi yeni öğrenen birinin düşünerek gerçekleştirdiği figürler ya da çift basamaklı sayıların çarpımı bu mekanizmanın işletilmesinin ürünüdür çoğunlukla.

Bu ayrımın bir siyaset bilimci olarak benim için ilginç ve önemli yanı bu iki sistemin aslında ayrı çalışmadığı ve birbirlerini etkileme güçleri olduğu önermesi. Kitaptaki bir örneği (s. 44) bize uyarlayıp, bir deneme yapalım:

Bir döner ve ayran 5,50 liradır.
Döner ayrandan 5 lira daha pahalıdır.
Ayran ne kadardır?

Saçma sayılabilecek kadar kolay bir soru değil mi? Harvard, Princeton, MIT gibi üniversitelerin lisanüstü öğrencilerinin yarısından fazlasının düşündüğü gibi düşündüyseniz aklınızdan geçen yanıt 50 kuruş olsa gerek. Bu durumda dönerin fiyatı 5 lira daha pahalı olduğuna göre 5,50 lira olacaktır. Bu da toplamlarını 6 lira yapar. Demek ki 50 kuruş doğru cevap değil.

Neden bu kadar güçlü bir yanılma eğilimi sergiliyoruz peki? Çünkü aslında ikinci mekanizmanın yani hesaplamaya dayalı bir muhakemenin gerektiği yerde birinci mekanizmanın hızlı ve yarı-otomatik işleyişine bırakıyoruz düşünce akışımızı. Kararlarımız ve tercihlerimizin de çok da farkına varmadan irademiz dışında şekillenmiş olabileceğini düşündürüyor bu manzara.

&

Saramago’nun Don José‘si de Bütün İsimler‘de (3) “Biz kararları almayız, kararlar bizi alır” der. Aklı ile bu kadar övünen bir canlı türü için pek de anlaşılabilir bir edilgenlik değil haliyle kararları tarafından alınan bireyler. Öyle ya, metafizik bir güce havale etmediyse, kaderini kararları ile şekillendiren bir varoluş haline yakıştıramayacağımız bir zafiyet.

Yazının başında zikrettiğimiz ve belli bir rasyonalite ile çelişik görünen tercihler bu açıdan bakılınca anlaşılır hale geliyor. Kendi çıkarları ile çelişen yönelimler sergileyen, kendilerine zarar verecek kararlar tarafından alınan bireyleri anlayabiliyoruz böylece.

Muhakeme, belli bir hesap kitap yok değil ama bu muhakeme, düşünme ediminden bağımsız dinamiklerin etkisi altında beklenilen sonuçlara ulaşmıyor çünkü yemlenmiş bir muhakemeden bahsediyoruz bu noktada.

Çocukluğumuzdaki o şakayı hatırlar mısınız? Birisine devamlı beyaz dedirtip, sonra birden inek ne içer diye sorar, genellikle aldığımız süt cevabıyla dakikalarca dalga geçerdik. Yine Kahneman’dan öğreniyorum ki, buna yemleme etkisi deniyormuş. Açıkça dayatılmayan, daha örtük bir müdahale ile şekillenen bir yönlendirme hali. Zokayı yutup, istenilen yere savrulmuş bireyleriz artık.

&

Pierre Bourdieu‘nün habitus‘u geliyor aklıma. Yapının doğrudan müdahalelerine maruz edilgen bireyler ile kendi kaderine kendi karar veren özneler arasında yapının dayattığı marjlar içinde belli yönelimler sergileme eğilimindeki failler… Tam da tercih dediğimiz fiili düşündürüyor bu kavramsal bakış.

Neden karar değil de tercih? Çünkü kelimenin Arapça kökenindeki tarcih’in de işaret ettiği gibi karar dediğimiz süreç daha ziyade var olduğunu düşündüğümüz seçeneklerden birinin yeğlenmesi, ağır basması hali. Umutların, hayallerin ışığında özgür yol tutma hali değil, verili seçenekler arasından birini kabullenme, sineye çekme hali daha ziyade. Ehven-i şer’e razı olma ya da daha güncel bir deyişle “yetmez ama evet” demek durumunda kalma çoğunlukla.

Seçeneklerin bizim dışımızda belirlenmesi ve dolaylı ya da doğrudan dayatılması seçimleri, tercihlere dönüştürüyor. Fakat seçenek dediysem, o sınavlardan çok iyi bildiğimiz A’lı, B’li vb. şıkları kastetmiyorum. Bu kadar sarih bir şekilde gözlenen şıklardan bahsetmiyorum. Bize farkında olmadan dayatılan seçenekler daha ziyade. Bir cüzi irade hali aslında.

&

Siyasal tercihlere dönecek olursak bu bağlamda karşımıza seçim özgürlüğünü, iradesini dolaylı ya da doğrudan ipotek altına alan değişkenler çıkıyor karşımıza. Birey, oy pusulası karşısında kendi çıkarlarının ince hesaplamalarına girmekten ziyade, miras aldığı, sahip olduğu, kişisel gelişimine koşut edindiği yatkınlıkların ışığında bir tercihte bulunuyor. Kağıt üzerinde, somut olarak ne kadar çelişik gibi gözükse de hiç de tereddüt etmeden kendine zarar verebilecek bir yönelim sergiliyor çünkü farkında olmadan edindiği habitus onun muhakeme tarzını kendine özgü kılıyor, başkalarına çok da rasyonel gelmeyecek bir yöne itiyor. Hatırlayalım ayranın 50 kuruş olduğunu düşündüren, hesap-kitap, toplama-çıkarma yapmaktan aciz olmamız değil, sadece ilk mekanizmanın bizi yönlendirmesine izin vermemiz.

Bu anlamda, seçmenlerin oy tercihleri sadece seçim anına ya da dönemine bakılarak anlamlandırılabilecek bir fiil olmaktan çıkıyor. Sadece lider değil, liderliğin öznel yorumu anlam kazanıyor. Projeler değil, projecilik anlayışı ağır basıyor. Çünkü biz lidere ya da onun projelerine bakarken, geçmişimizden taşıdığımız çeyizimizin filtresinden bakıyoruz.

Bu hassasiyetleri fark edip, ona yönelmemiz de çok etkili bir çare değil çünkü ilk mekanizmanın dinamikleri ile kurgulanan bir yönelime hitap etmenin yolu aynı mekanizmanın tepkilerini seferber etmekten geçiyor. Oysa buna hitap etmenin önemi ve işlevini idrak eden hareketlerin iradi olarak ortaya koymaya çalıştıkları tepkiler, ikinci mekanizmanın tutuk, hesap-kitaba dayanan eğretiliğinden muaf olamıyor. Böylesi bir basit taklit ve özentilikten azade olmanın yolu her siyasi hareketin kendisiyle bir ten ve
ruh uyumuna sahip değerleri önemsemek ve bunlara hitap etmekten geçiyor.

&
Çocuğunuz varsa, bebeklikte ona uyumayı öğretmek gerektiğini şaşkınlıkla tecrübe etmiş olmalısınız çünkü bebek çok ihtiyacı olduğu halde, uyuması gerektiğini ve bunu nasıl yapacağını öğrenmeye muhtaçtır. Memeyi bulan bir içgüdünün yokluğunda, uyumayı bir türlü beceremeyen bebekler yoruldukça uyumak ister, nasıl uyuyacağını bilmediği için huysuzlanır, huysuzlandıkça eksite olur, daha da yorulur ve daha da huysuzlaşır, ta ki yorgunluktan bitap düşene kadar. “Git zıbar, uyu hemen” de diyemeyeceğiniz için ona uykuya dalmayı belli ritüellerin yardımı ile öğretmeniz gerekir. Karanlık bir ortam, pijama, biraz süt ya da mama, bir ninni ya da masal, bir oyuncak ve yatak… Adım adım uykuya geçilir, hava kararınca, pijama giyilince, süt içilip, ninni dinlenip yatağa girildiğinde, uyku bir ritüelin son durağı olarak kabullenilir.

Benzer şekilde, seçmenlerin oyuna talip olmak da, oy verin demekle, kendilerine oy vermenin yararlarını saymakla olmuyor ne yazık ki. Böylesi bir tercihi tetikleyecek bir ortam yaratılması gerekiyor ki bu da bir seçim dönemini çok aşan bir kapsam ve tarihsellik bağlamında yapılabilir ancak. O yüzden de, teveccühüne aday olunan seçmene, seçimlerden çok önce ninni söylemeye başlamak gerekiyor yoksa bangır bangır çalınan seçim marşları ancak tepki alıyor muhtemelen.

Böylesi siyasi ninniler, annemizden dinlediklerimizin aksine uyumak için değil, uyanmak için elzem. Siyasal eğilim ve alışkanlıkları, otomatik algı ve tepkileri didaktik olmayan bir tonda değiştirmek yani birinci düşünce mekanizmasına hitap ederek, farklı bir siyasal anlayış ve işleyişi tedavüle sokmak ancak böyle böyle mümkün olabilir.

Öyle ya, nihayetinde ayran 25 kuruştur ve inekler su içer…

1 2015, Psikeart, Temmuz- Ağustos, no. 40, ss. 78-79.
2 2011, Penguin Books, Londra
2012, Kırmızı Kedi yayınları, İstanbul.

 

Bu yazı ilk olarak PsikeArt Dergisi‘nin Temmuz-Ağustos sayısında yayımlanmıştır

35-Ulas-Bayraktar

 

 

Ulaş Bayraktar

Açık Sınav – Ömer Madra

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

Merhaba sınıf,

Hırsızlar, polisler, intihar bombacıları, gangsterler, mankurtlar ve kayyumlar arasında geçen heyecanlı bir seçim öncesi dönemini geride bıraktıktan sonra artık yeniden okullu olduk. Şimdi, kalemleriniz ve kâğıtlarınız hazırsa, Siyaset Bilimine Giriş dersimizin ilk sınavına girmeye de hazırsınız demektir. Soru metni aşağıdadır:

32

[Faşizm benzeri bir yönetim kurmak için] ana unsurlar yerli yerinde: Zayıf bir yasama organı, hem itaatkâr hem de baskıcı bir adli sistem, yönetici sınıfı oluşturan zenginleri, nüfuzlu kişileri ve şirketleri sürekli kayırırken daha yoksul vatandaşları âciz durumda ve siyasi umutsuzluk içinde tutacak, orta sınıfları ise işsizlik korkusu ile ekonominin yeniden düzelmesi halinde muhteşem ödüllere kavuşma beklentisi arasında iki arada bir derede bırakacak şekilde mevcut sistemi sulandırmaya kararlı bir partiye…dayanan bir siyasi parti sistemi. Bu düzenin suç ortaklığını yapanlar ise şunlar: sahipleri giderek az sayıda kişinin elinde toplanmış bir havuz medyası, hayırsever şirket sahipleriyle bütünleşen üniversiteler; iyi fonlanmış düşünce havuzları ile muhafazakâr vakıfların bünyesinde yapılanmış bir propaganda mekanizması; ülkedeki yerel polis teşkilatları ile ulusal kolluk kuvvetlerinin giderek daha sıkı işbirliği yaparak teröristlerin, şüpheli yabancıların ve ülke içindeki muhaliflerin kimliğini belirleme çalışmaları yürütmesi…

SORU 1: Yukarıdaki metnin yazarı olan tanınmış siyaset bilim hocası kimdir?

SORU 2: Metin hangi tarihte, hangi yayın organında, hangi vesile ile yayımlanmıştır?

SORU 3: Ülkenin yorumlanması güç siyaset sahnesini kavramak için yukarıdaki metni bir araç olarak kullanarak kısa (130 kelimeyi geçmeyecek) bir mukayeseli analiz yapınız.

Hepinize başarılar!

***

[NOT: Puanlama:  1. Soru: 2 puan; 2. Soru: 3 Puan; 3. Soru: 5 puan = Toplam: 10 puan]

[NOT 2: Cevap anahtarı için bakınız:

Çağın önde gelen filozoflarından siyaset teorisyeni ve yazar Profesör Sheldon Wolin, 21 Ekim 2015 tarihinde 93 yaşında hayata veda etti. Hakkındaki anma yazısı ve ve kendisinin bundan 12 sene önce ABD’nin Irak işgalinin hemen ardından Nation dergisi için kaleme aldığı anıtsal “Inverted Totalitarianism” (Başaşağı Totaliterlik) makalesinin bir değerlendirmesi için şurada: www.thenation.com/authors/richard-kreitner/

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

33-omer-madra

 

 

Ömer Madra